Mahmut Alınak'a 'Kürtçe konuşma' davası
22 Temmuz seçimlerinde Kars Bin Umut Bağımsız Milletvekili Adayı olan Mahmut Alınak'ın Digor'da düzenlenen mitingde yaptığı Kürtçe konuşmayla ilgili yürütülen soruşturma tamamlandı. Digor Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan ve Sulh Ceza Mahkemesi'ne sunulan iddianamede, mitingde Türkçe dışında bir dili kullanan Alınak'ın 'yasaklara aykırı hareket ettiği' belirtilerek, bu nedenle cezalandırılması istendi.
KARS - ANF
Kars Halk Meclisi Sözcüsü Mahmut Alınak'ın 22 Temmuz seçimlerinde Kars'ın Digor İlçesi'nde yaptığı Kürtçe konuşma davalık oldu.
Kurdians: Wednesday, November 28, 2007İngiliz polisi çete vurgunlarından elde ettiği milyonlarca doları PKK ’ya aktaran Londra merkezli çete lideri “The Boss ”un (Patron) peşine düştü
Kurdians: Tuesday, November 27, 2007
HAYIRSEVER INGILIZ HIRSIZ MODERN ZAMANIN ROBIN HOOD'U CUNKU PARASINI PKK'YE GONDERIYORMUS...
Avusturya İmparatoriçesi Sisi ’ye ait mücehver kaplı bir broşu sergilendiği müzeden çalarak adını suç tarihine yazdıran Kanadalı soyguncu Gerald Blanchard , daha sonra gerçekleştirdikleri banka ve kredi kartı vurgunlarından ele geçirdikleri milyonlarca doların PKK ’ya aktarıldığını itiraf etti. İngiliz The Times ve Daily Telegraph gazetelerinin haberlerine göre, Ocak 2007’de yakalanan ve kasım başında hapse atılan Blanchard ’ın 7 kişilik çetesiyle birlikte gerçekleştirdiği soygunlar İngiltere ’de faaliyet gösteren “The Boss ” (Patron) takma isimli çete reisi tarafında organize edildi.
ÇETELERİN PARASI PKK ’YA
Bilgisiyar uzmanı Kanadalı soyguncunun binlerce sayfalık ifade ve gizli telefon kayıtlarından elde edilen bilgiler, “The Boss ”un varlığını ortaya koyuyor. Kanada polisine göre “Patron” Avrupa çapında Blanchard ’ın çetesi gibi pek çok çeteyi yönetiyor ve tüm parayı PKK ’ya aktarıyor. Kanada polisine göre, “The Boss ” soygun ve vurgunların zeminini hazırlıyor, Blanchard ’ın liderliğini yaptığı, “Gerald Blanchard Suç Örgütü” eylemleri gerçekleştiriyor ve ele geçirilen paranın büyük bölümü “The Boss ”a, ondan da PKK ’nın Kuzey Irak ’taki kasalarına aktarılıyordu. “Sisi yıldızı” soygunundan beri Kanada polisinin peşinde olduğu Blanchard ve çetesi, Avrupa ‘da yürütülen eşzamanlı operasyonla yakalandı.
SAHTE KARTLARLA SOYGUN
Yakalandığı zaman bilgisayarında sahte kartlar düzenlemek için kullanılan onbinlerce İngiliz banka müşterilerine ait kredi kartı numaraları ve PIN numaraları da ele geçirildi. Çıkartıldığı mahkemede 16 soygun ve kredi kartı dolandırıcılığından suçlu bulundu ve 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kanada ’da hapis yatan 35 yaşındaki Blanchard soygunlarda kullandıkları tekniklerden ötürü “dâhi çocuk” olarak tanınıyor. İngiliz The Times gazetesine göre, şimdi gözler, bağlantılı olduğu çetelerden gelen paraları PKK ’nın kasasına akıtan The Boss ’un (Patron) bulunması yönünde çağrı yapılan Scotland Yard ’a çevrildi.
SCOTLAND YARD BİLİYOR
DAILY Telegraph ’a konuşan Kanada hükümetinin avukatı Sheila Leinburd, “İngiliz yetkililer Patron’un kim olduğunu biliyordu ancak Kanada polisine söylemedi. Blanchard ’ın avukatı, müvekkilinin vurgunundan elde edilen paraların, kendi tabiriyle Irak ’taki ‘özgürlük savaşçılarına gittiğini’ söylemişti. Paranın terörizme destek için kullanıldığını biliyorduk” dedi.
Büyük vurgunu çarşafla yaptılar
KANADA polisinin dâhi soyguncu olarak tanımladığı Gerald Blanchard , Patron’un emriyle geçen yıl 7 adamıyla beraber Mısır ’a gitti. Patron’un verdiği kredi kartı detayları ve şifrelerini kullanarak, İngiltere ’deki on binlerce banka hesabından para hortumladı. Sahte ATM ve kredi kartlarıyla, makinelerden 10 gün boyunca para çeken çete, güvenlik kameralarına yakalanmamak için de kara çarşaf giydi. Blanchard çetesi, milyon dolara yakın parayı “Patron”a teslim etti. Daily Telegraph , bir telefon kaydında, Blanchard ’ın, “Patron bu parayı, Kürt savaşçıları ve muhtemelen başka terörist grupları finanse etmekte kullanmayı düşünüyor” dediğini yazdı.
Sisi ’nin yıldızını çalmıştı
KANADALI soyguncu Blanchard adını tarihe yazdıran soygununu 1998’de gerçekleştirdi. Blanchard ve çetesi Viyana ’da Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth ’in (Sisi ) öldürülüşünün 100’üncü yıldönümü anma törenlerinde Schonbrunn Kalesi ’nde sergilenen Sisi ’ye ait elmas ve incilerle süslü çok değerli bir broşu çaldı. “İmparatoriçe Sisi ’nin Yıldızı” olarak da bilinen broş alarmlı kutunun içinden ustalıkla çalınıp, yerine kalenin hediyelik eşya satan dükkanından satın alınan sahte versiyonu kondu. Broşun sahte olduğu ancak 1 ay sonra anlaşılabilmişti. Broş, geçen haziran ayında, Blanchard ’ın büyükannesinin Winnipeg ’deki evinin duvarına gizlenmiş olarak bulundu.
İNGİLİZ The Times gazetesine göre Kanadalı soyguncu dünyayı dolaşırken 8 sahte kimlik kullandı. Kendisini gizlemek için makyaj yapan, takma bıyık ve sakal takan Blanchard sahte basın kartları düzenleyip ünlü popçu Christina Aguilera ile röportaj yaptı ve hatta Monaco Grand Prix ’ini gazeteci olarak izledi. Kanada hükümetinin avukatı Leinburd, lüks bir yaşam süren Blanchard ’ın çok karizmatik olduğunu belirtirken, “Çetesi de tıpkı Ocean ’s 11 filmindeki gibi soygunlar yapıyordu. Yaptıkları işler o filmdeki gibi deha gerektiriyordu. Ve o ele geçirdikleri paranın terörizmin finansmanında kullanıldığını biliyordu” diye konuştu.
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce (AİHM) sonuçlandırılan bazı davalarda suçlu bulundu.
Kurdians: Tuesday, November 27, 2007
AİHM’DEN TÜRKİYE’YE CEZA...
27-Nov-07 [18:16]PNA-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce (AİHM) sonuçlandırılan bazı davalarda Türkiye'nin insan haklarını ihlal ettiği kararını verdi.
AİHM, Yüksel Alp ve Ahmet Dağlı'nın şikayetlerine ilişkin davada oy birliği ile adil yargılama hakkının ihlal edildiği kararına vardı ancak tazminata gerek görmedi.
Sonuçlandırılan diğer bir davada AİHM, PKK üyesi oldukları gerekçesiyle göz altına alınan Medine Yakut, Sebiha Zengin ve Hüseyin Utanç'a, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini belirterek toplam 7 bin euro tazminat ödenmesini hükmetti.
PKK'ye yardım ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan Mehmet Sıddık Çelepoğlu ile ilgili davada özgürlük ve güvenlik hakkının ihlalinin olduğu kanısına varan AİHM, Türkiye'yi 2 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum etti.
Başkan Barzani, ''Kudsiyetin barışın ve kardeşliğin sağlanması yönünde başarılı bir şekilde ilerlemesi'' temennisinde bulundu.
Kurdians: Tuesday, November 27, 2007
BAŞKAN BARZANİ’DEN KARDİNAL 3. EMANUEL DELLY’E KUTLAMA MESAJI
27-Nov-07 [18:55]PNA-Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani, Kardinal Kurulu üyeliğine kabul edilen 3. Emunel Delly’e bir kutlama mesajı gönderdi.
Özel bir ziyaret için yurtdışında bulunan Başkan Barzani mesajında, ''3.Emanuel Delly’i kendisi ve Kürdistan halkı adına kurtladığını'' dile getirdi.
Başkan Barzani mesajında, ''Delly’nin görevinde başarılı olması ve sağlıklı olması dileğinde bulunarak bu görevin genelde Irak ve özel de de Kürdistan halkının yanında özel bir yerinin olduğunu'' dile getirdi.
Başkan Barzani mesajında, ‘’Bu yeni görevden dolayı özellikle Hristiyan kardeşleri ve Kürdistan Bölgesinde rolü olan herkesi kutladığını dile getirerek Kürdistan Bölgesinde bulunan bütün oluşumlar arasında karşılıklı kabule dayalı hayat anlayışının daha da derinleştirilmesi gereğine'' vurguda bulundu.
Başkan Barzani, ''Kudsiyetin barışın ve kardeşliğin sağlanması yönünde başarılı bir şekilde ilerlemesi'' temennisinde bulundu.
Geçmişte, dokunulmazlıklarımız gündeme geldiğinde komisyon başkanı kürsüye çıkıp şunu söyledi; "Sizin bir tek hakkınız var, hizmet etme ve susma!
Kurdians: Tuesday, November 27, 2007
Ahmet Türk: Seçim meydanındaki
ipi Meclis'e getirdiler
ANFANKARA (27.11.2007)- DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, dokunulmazlıkların kaldırılmasını gündeme getiren MHP'ye yüklenerek, "Seçim meydanlarında ortaya ip atanlar bugün Meclis'in genel kuruluna ip atmaya başladılar" dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir elinde gül bir elinde balta olduğunu belirten Türk, PKK'ye yönelik tasfiye politikasının amacının halkı susturmaya dönük bir tasfiye olduğuna dikkat çekti.
Partisinin haftalık grup toplantısında konuşan DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Diyarbakır'da yapılan 'Onurlu Yaşama Çağrı' mitingine değinen Türk, verilen mesajların saklanmaya çalışıldığına dikkat çekerek, "Halkın verdiği mesaj, partimizin verdiği mesajlar görmezlikten gelindi. Küçük bir olay öne çıkarılarak halkın sesini kısmaya yönelik adeta bir siyasi linçle karşı karşıya kaldık. Oysa miting, halk oylarıyla seçtiği, parlamentoya gönderdiği milletvekillerine, partisine sahip çıkan, demokratik bir duruşu sergiledi."
‘ÖZERKLİK PROJESİ ÖZGÜRLÜKÇÜ PROJEDİR’
Medyanın olayları beklercesine, küçük bir olayı mitingin anlayışı ile uygun olmayan bir yaklaşım biçimini sergilediğine vurgu yapan Türk, "Demokratik tepkileri, eylemleri demokrasinin kaçınılmaz bir grevi, anlayışı olarak göreceksiniz ama demokratik tepkilerin verdiği mesajları da görmezlikten geleceksiziniz. Bu nedenle ben bugün ilk defa yaşamımda basının bu tavrını kınıyorum" dedi.
Ortaya koydukları 'Demokratik Özerklik Projesi' üzerinde herkesin farklı bir tartışma içinde olduğuna dikkat çeken Türk, "Oysa demokratik özerklik projesinin çok iyi bilinmesi gerekiyor. Başından beri şunu söyledik. Projemiz, etnisiteye bağlı değildir, eyalet sistemi, federal sistem değil. Tamamen özgürlükçü, demokratik bir Türkiye'nin yaratılması için ortaya koyduğumuz bir projedir" diye konuştu.
14 yıl önce Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde Adnan Kahveci'nin hazırladığı 'Kürt Raporu'na değinen Türk, şunları söyledi: "Orada merkezi yönetimin gücünün yerellere dağıtılması, Kürt kimliği, kültürü üzerindeki baskıların kaldırılması, halkın demokratik bir şekilde yönetime katılması biçiminde bir rapor hazırlamıştır. Demokratik özerklik projesi bu anlayışın geliştirilmiş şeklidir. Özü, birlikteliği sağlamaya, birlikteliği sevgiye dönüştürmeye yönelik bir projedir. Tabi ki fikirlerin, düşüncelerin özgür olmasını istediğimiz bir ortam için çaba gösteriyoruz. Her tür düşüncenin özgür olması gerekir. İnsanlar, partiler fikirlerini düşüncelerini özgürce ortaya koyabilmeli, federasyondan da söz edilebilmeli, eyalet sisteminden de."
BATASUNA DTP BENZETMESİ
"İspanya'yı görmemiz lazım" diyerek gündemdeki İspanya modeli tartışmalarına değinen Türk, "Yıllarca Franko diktatörlüğünden geçti. O dönemlerde 80-90'larda yaşadığımız süreçler orada da yaşandı. Halkına karşı şiddet kullanıldı. Sadece siyasilere değil, halka karşı da ama sorun çözülmedi. Bugüne kadar sorunların şiddetle çözüleceğini söylemedik, şiddetin ortadan kalkmasını, yaşama hakkına yönelik hiçbir eylemi tasvip etmedik. Ama bugün Türkiye'de birileri Batasuna benzetmesi yaparak, anayasanın sağladığı demokratik hakları görmezden gelerek, 'Herri Batasuna kapatıldı, DTP niye kapatılmıyor' diyor. Bu kabul edilebilecek bir yaklaşım değil" dedi.
Dokunulmazlıkları gündeme getiren MHP'ye de yüklenen Türk, seçim meydanlarda ip atanların bugün Meclis Genel Kurulu'nda ip atmaya başladığını söyledi. Türk, Meclis'te dokunulmazlıkların kaldırılması için yaptıkları çalışmalardan sonuç alınmayınca adeta yargıya, "Gelin Meclis'ten bunları alın, dokunulmazlıklarını kaldırın" mesajlarının verilmeye başlandığını dile getirerek, "Bu hangi demokrasi. Siyasetçinin, yargıçları, yargıyı davet ettiği bir demokrasi olabilir mi? Yargının bağımsızlığından söz edenler niçin yargının harekete geçmesi için adeta seferber oluyorlar" dedi.
'BİR ELİNDE GÜL, BİR ELİNDE BALTA’
Hükümete de "Bir elinizde gül, bir elinizde balta var" diyen Türk, şunları kaydetti: "Sayın Başbakan bir elinde gül, diğer elinde balta. Gül'ü halka koklatıyor, baltayla, halkın iradesi ile seçilmiş olan insanları, siyasetçileri, partiyi yok etmeye çalışıyor. Soruyorum Sayın Başbakan nerede projeniz? Ortaya bir proje koy. Kahveci'nin projesi, SHP'nin Kürt raporu vardı. Ama Sayın Başbakan ne yapıyor bugün, Amerika'ya bir heyet gönderiyor. Kürt milletvekillerini gönderecek. Kürt halkı adına gönderecek. Kürt halkı demekten çekinen, Kürtlerin demokratik taleplerini görmezlikten gelen, Kürtlüğünü inkar edenler nasıl Kürtlerin temsilcisi olarak gidebiliyorlar? Kürtler aptal değil."
‘RÜŞVETLE OY ALINDI’
Dün seçim döneminde geliştirilen milliyetçi şoven dalgaya karşı Kürtlerin Başbakan'ı sığınacak bir liman olarak gördüğünü bu nedenle oy verdiğini dile getiren Türk, "Siz ne yaptınız bu kadar oy almanıza rağmen? Sayın Başbakan DTP'nin oyları belli. Rüşvetlerle, çocuk yardımıyla, Köydeş ile devletin imkanlarını kullanarak o insanların oylarını satın almaya çalıştınız. Bizim oylarımız tertemiz" diye konuştu.
‘PKK’NİN TASFİYE PLANI HALKI SUSTURMAYA DÖNÜK’
PKK'ye yönelik tasfiye planına değinen Türk, bu tasfiye politikasının amacının inancın ve düşüncenin tasfiyesi olduğunu söyledi. Birilerini tasfiye için değil halkı susturmaya dönük bir tasfiye olduğuna dikkat çeken Türk, "Çünkü biz bu mantığı biliyoruz, geçmişte de karşı karşıya kaldık. Geçmişte, dokunulmazlıklarımız gündeme geldiğinde komisyon başkanı kürsüye çıkıp şunu söyledi; "Sizin bir tek hakkınız var, hizmet etme ve susma bunun ötesinde hiçbir şeyinizi kabul etmiyoruz". Bugün aslında mantık budur. Oynanan oyunları halkımızın bilmesi gerekiyor" dedi. Halkın bu oyunları görmemesinin vebalinin büyük olacağını ifade eden Türk, "Sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Kimsenin endişesi olmasın" dedi.
"Ben ve burada yaşayan birçok kişi onları terörist olarak görmüyoruz. Türkiye'deki Kürdlerin hakları için savaşıyorlar."
Kurdians: Monday, November 26, 2007Wieland Schneider*/ Kuzey Irak Ordusu Kandil Dağları Çevresinde Bir Çember Oluşturdu. PKK'ya Karşı Askeri Harekat Sınırlı Kalacak. Haval ayağını gazdan çekiyor, çeşitli yöntemler uyguluyor ama nafile. Nissan marka beyaz cip, dağlara giden yolu dolduran deliklerin üzerinden bata çıka gidiyor. "Önümüzdeki bu bölgeye Bnari Kandil diyoruz. Birkaç hafta önce burası PKK savaşçıları ile doluydu." Haval kahverengi tepelerin arasından onların ardındaki dağlara kadar giden ovaya işaret ediyor. Dik tepelerin zirveleri bulutların ardında kayboluyor. Kandil dağları Türk sınırına kadar uzanıyor, tam Türkiyeli Kürd yeraltı örgütü PKK'nin kampları için uygun bir alan. Bir tavuk çiftliğine ait barakalar gördüğümüz son sivil bina. Bundan birkaç yüz metre ötede Irak sınır birliklerinin kampı ile karşılaşıyoruz. Kosina Kampı yüksek duvarları ve nöbetçi kuleleri ile Orta Çağ'dan kalma bir kaleyi andırıyor. Burası Kuzey Irak'taki özerk Kürd bölgesinin son dış karakolu. Bunun ardında PKK'nin bölgesi başlıyor. Ancak Kosina sınır askerlerinin kontrol noktasında (checkpoint) gezimiz sona eriyor. İran'dan Top Mermileri Ellerinde kalaşnikoflarla bekçi kulübesinden çıkıyorlar. "Dur, buradan öteye geçemezsiniz." Askerlerden bazılarının üzerinde Irak sınır birliklerinin açık renkli üniforması, bazılarının üzerinde ise iç güvenlikten sorumlu Kürd birlikleri ASAISH'in yeşil üniforması var. Bir süre tartıştıktan sonra kampın kumandanını çağırıyorlar. Siyah bıyıklı ve dostça bir çehreye sahip biri geliyor ve kendini sınır birliklerinden Yarbay Mohammed olarak tanıtıyor. Yarbay bize pek yardımcı olamayacağını belirtiyor ve gülümsüyor. Ancak bize çay ikram edebileceğini söylüyor. Çay bardağını elinde tutarken, "Kandil'e giden yol kapalı" diyor ve bunun üst düzeyden gelen bir emir olduğunu, başka birşey söyleyemeyeceğini söylüyor. Yalnız kontrol noktasında fotoğraf çekmeye izin var, ama dağları çekmek yasak. Ayrıca kontrol noktasından geçen sivillerin de fotoğrafını çekmememiz gerekiyor. Fatimah bu sivillerden biri. Kontrol noktasının öte yanında, PKK bölgesindeki Kalby köyünde yaşıyor. Fatimah önce pek konuşmak istemiyor gibi görünüyor. ABD'nin Türkiye'ye gizli servis bilgilerini verme vaadinden bu yana, bölgede Batı'dan gelen yabancılara şüpheyle bakılıyor. Ancak 50 yaşındaki kadın bir süre sonra konuşmaya başlıyor. Şu sıralar köylerdeki yaşamın zorlaştığını söyleyen Fatimah, "Bundan iki hafta önce köye top mermileri indi. Sanırım İran'dan atılmışlardı" diyor. Türk sınırı Türk toplarının köylere ulaşamayacağı kadar uzakta, oysa İran sınırı çok yakın. İran birlikleri geçtiğimiz haftalarda PEJAK'ın kamplarının bulunduğunu tahmin ettikleri noktaları ateşe tuttular. PEJAK, PKK'nin bir nevi kardeş örgütü ve İran'daki Kürd bölgelerinde savaşıyor. Onların kampları da Kandil dağlarında. Kalby'deki köylüler çobanlık yapıyor, yani kendilerini besleyecek durumdalar. Ama Fatimah geçtiğimiz günlerde durumun kötüleştiğini anlatıyor. Bunun nedeni: Kürt resmi makamları PKK bölgesine geniş çaplı yiyecek sevkiyatına izin vermiyor. Topyekün Abluka Talimatı Verildi Kürdistan Yurtseverler Birliği KYB üyesi Mohammed Yasta Ali "Her şeyi abluka altına alma talimatı verildi. Bölgeye hiç bir şey girmeyecek, yiyecek olsun, PKK'li olsun, gazeteci olsun" diyor. KYB'nin ana karargahı Kosina Kampından birkaç kilometre ötede. Burası Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin partisi KYB'nin kalesi gibi. Ana karargahın önünde bir grup yaşlı adam bir şeyler tartışıyor. Üstlerinde yıkanmaktan rengi solmuş ceketler var, sırtlarında ise kalaşnikoflar. Cadde beyaz başörtülü küçük kızlarla dolu. Öğle vakti okuldan çıkmış eve gidiyorlar. KYB üyesi, Kandil bölgesini çember içine alma talimatının iki hafta önce verildiğini söylüyor. "Ama köylülerin geçmesine izin veriyoruz. Onların dış dünya ile ilişkilerini kesemeyiz" diyor. PKK bölgesinde nüfusları 500'e varan 50 kadar yerleşim bölgesi var. Bunlar Terörist Değil Kürd bölgesel yönetimi Kandil'i çember içine alarak, Türkiye'yi Kuzey Irak'a askeri harekatta bulunmaktan alıkoymak istiyor. Geniş çaplı bir harekat yapılmasa bile, dağlardaki PKK kamplarına nokta operasyonlarının yapılması olasılığı giderek artıyor. Türk medyasına bakılırsa, harekat kasım içinde gerçekleşecek; özel birliklerin Irak sınırı yakınlarına kaydırıldığı belirtiliyor. Ahmet hiç endişelenmiyor. 45 yaşındaki adam Peşdar'ın batısındaki Betwen bölgesinde küçük bir köyde yaşıyor. Köyün 20 km ötesinde PKK bölgesi başlıyor. Türk ordusu bu yüzden burayı da vurur mu? "Göreceğiz. Buraya kolay kolay asker getiremezler. Askerin sürekli burada tutulması güç olur. Türk sınırı çok uzakta." Peki PKK savaşçıları hakkında ne düşünüyor? "Ben ve burada yaşayan birçok kişi onları terörist olarak görmüyoruz. Türkiye'deki Kürdlerin hakları için savaşıyorlar." Ahmet şimdiye kadar asilere rastlamadığını söylüyor. "Onlar dağlarda. Burası çember içine alınmadan önce de buraya hiç inmezlerdi." PKK'nin Şarkısı Sonra birdenbire muzip muzip gülümsüyor. "PKK savaşçılarını mı görmek istiyorsun? İşte bak oradalar" diyor ve televizyon ekranını gösteriyor. Üniformalı kadınlar ile erkeklerin karda yürüdükleri, müzik enstrümanları çaldıkları ve şarkı söyledikleri görülüyor. PKK'nin gerilla savaşını öven popüler şarkının adı "Ha Gerilla." Bunu gösteren müzik videosu Mezopotamya kanalında gösteriliyor. Ahmed, "Programı yalnız Irak'ta değil her yerde izleyebilirsiniz. Uydu üzerinden Avrupa'dan yayın yapıyor" diyor. * Die Presse/17 Kasım 2007 Hazırlayan: Kaya Vural
BİRİNCİ ELDEN LOBİ
Bugün/Başbakan Erdoğan'ın son günlerde hemen her konuşmasında ”Benim 75 Kürt vekilim var. Bölge halkı benimle birlikte” sözlerinin nedeni anlaşıldı.
NE DTP NE DE PKK, KURTLERiN GERCEK TEMSiLCiSi AK PARTi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son günlerde hemen her konuşmasında, "Benim 75 Kürt vekilim var. Bölge halkı benimle birlikte" sözlerini neden gündeme getirdiği ortaya çıktı. "Terörü ortadan kaldırmak, tasfiye etmek için siyasi, askeri, diplomatik bütün araçları belirli bir strateji içerisinde devreye sokuyoruz" diyen Erdoğan, bugüne kadar denenmemiş bir strateji uygulamaya koydu.
BİRİNCİ ELDEN LOBİ
İlk kez AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında gündeme gelen, Kürt kökenli milletvekillerinden lobi timi kurulmasına ilişkin öneriye AK Parti'nin Kızılcahamam Kampı'nda da yeşil ışık yakıldı. Yeni strateji hemen hayata geçiriliyor. Buna göre, AK Parti içindeki Kürt kökenli milletvekilleri, AB ve ABD başta olmak üzere uluslararası arenada PKK ve DTP'nin tezlerini çürütmek için birinci elden lobi faaliyetinde bulunacak.
Kürt kökenli milletvekilleri, 'gönüllülük' esasına göre seçilecek ve dil bilenlere öncelik verilecek. En az üç, en fazla beş kişiden oluşacak heyetlere, önce Dışişleri Bakanlığı bürokratları tarafından özel brifingler verilecek. Lobi faaliyetinde bulunacak milletvekilleri, gittikleri ülkelerde, "PKK terör örgütüdür. Kürtlerin gerçek temsilcisi ne PKK ne de DTP'dir. Gerçek temsilcileri AK Parti'dir. Halk bizi tercih ediyor" şeklinde propaganda yapacak. Lobi faaliyeti için yola çıkacak vekillerin çantasında olacak dosyaların konu başlıkları şöyle olacak:
PKK, terör örgütüdür. En büyük zararı Kürt halkına veriyor. Silahlı eylemlerle demokratik çözümün önünde engel oluşturuyor.
PKK Kürt kökenlileri 'azınlık' diye tanımlıyor. Biz bunu kendimize hakaret kabul ediyoruz. Bizler Türkiye'nin asli unsurlarıyız.
AJİTE EDİYORLAR
Kürtlerin siyaset yapmasının önünde hiçbir engel yok. Kürt orijinli birisi rahatlıkla Cumhurbaşkanı olabiliyor. Sadece AK Parti'de 75 tane Kürt kökenli vekil var. Bakan ve parti yöneticileri var. Türkiye'de Kürt milliyetçiliğini savunanlar bile rahatlıkla politika yapabiliyor.
AK Parti, bölgeyi kalkındırmak istiyor ama PKK bunu istemiyor. Gelişmeleri ajite ediyor. . Sadece AK Parti döneminde bölgeye 5.5 katrilyon lira yatırım yapıldı. PKK, bu yatırımların yapılmasından rahatsız oluyor.
DTP'nin siyasi olarak bölgeyi temsil ettiğine ilişkin safsatalara inanmayın. AK Parti, 22 Temmuz'da Doğu Anadolu'da yüzde 56, Güneydoğu Anadolu'da ise yüzde 51.76 oranında oy aldı. Bağımsız adaylarla ilgili oyların analizine bakıldığında DTP, Doğu Anadolu'da yüzde 17, Güneydoğu Anadolu'da ise yüzde 25 oranında oy almış görünüyor. Bölgenin gerçek temsilcisi AK Parti'dir.
BASINA SERT ELESTİRİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti 11. İstişare ve Değerlendirme Toplantısının ardından bir kapanış konuşması yaptı. Erdoğan, terörle mücadele konusunda basının yaptığı bazı haberleri eleştirerek " Terörle mücadele gibi hassas meseleler olmak üzere gerek yazılı gerek görsel medyamızda kaynağından doğrultulamamış uydurma ve hayali senaryoların hala haber yapıldığını görüyoruz. Basını ciddiyete ve sorumlu olmaya davet ediyorum" dedi.
KİMSEYE PABUÇ BIRAKMAYIZ
Konuşmasında muhalefete ve hizipçi siyaset yapanlara da seslenen Erdoğan, "Bu ülkeyi kendi malı zannedenlere asla pabuç bırakmayacağız" dedi. " İç ve dış konjonktürün sıkıntılı olduğu dönemde Ak Parti'nin onurlu duruşunun, demokrasiye sadakati büyük önem arz ediyor.” diyen Başbakan Erdoğan, “Türkiye'yi yönetemeyenler yüzünden vatandaşın vicdanını yaralayan büyük yanlışlar yapılmıştır. Allah'a şükür ki o vesayetçi siyaset de o tefrikacı hizipçi siyaset de tasfiye olmuştur." Aşı olmayana aş vereceklerini bildiren Erdoğan, " Bu milletin en büyük serveti olan gönül bereketinden hep birlikte besleneceğiz, aslolan budur. Nimeti de külfeti de adaletle paylaşmak için çalışacağız. " dedi. Terörle mücadele gibi hassas meseleler konusunda Ak Parti'nin esas amacının oy almak değil, milletin kalbini kazanmak olduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, "İnsanlarımızın hassasiyetleriyle oynayarak onların duygularını sömürerek duyarlılıklarını kışkırtarak gelecek tek bir oyu bile istemiyoruz. Sonucunda Türkiye kazanacaksa biz asla kaybetme korkusu taşımayız, bu böyle biline" diye konuştu.
Belgin TORAMAN - Düzgün KARADAŞ
askerler “Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek Millet, Tek Dil”, “Bayrak İnmez, Vatan Bölünmez”, “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” ve “Ne Mutlu Türküm Diyene”
Kurdians: Monday, November 26, 2007
Sömürgeci ve emperyalist TC rejimine karşı Kürt birliği
Osmanlı İmpartorluğunun yıkıntıları üzerinde sömürgeci bir anlayışla kurulan TC, 84 yıldır asimile edemediği Kürt halkına karşı sürekli olarak terör uygulamıştır. Uniter bir Cumhuriyet olarak kurulan TC devlet olarak şiddeti tekeline alarak halklar üzerinde sistematik baskı ve asimilasyon politikaları sayesinde günümüze kadar gelmiştir. TC, devlet olarak şiddet uygularken, bu şiddete karşı her türden meşru direnişi terör olarak adlandırmış ve elindeki propaganda aletleriyle devlet şiddetine direnen güçleri şaki, eşkiya, bölücü ve terörist gibi tanımlarla izole ederek elimine etmiş ve/veya elimine etmeye çalışmıştır.
Baskı ve şiddet politikalarını haklı göstermek isteyen ve uluslararası destek sağlamak isteyen TC, son dönemde terörizmi sözde tırmandırırak bazı avantajlar sağlamıştır. Kürt direnişçilerini terörist gibi lanse ederek sömürgeci, totaliter ve emperyalist politikalarına destek bulmuştur. Sömürgeci politikalarının açık örneklerinden biri 15 kasımda Diyarbakır’da yaşanmış olup TC’nin karakterini gösteren örnek bir olaydır.
Bu konu basında aşağıdaki gibi yansıtılmıştır ; Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu, törende yaptığı konuşmada, Atatürk’ün 15 Kasım 1937’de Diyarbakır’da halk tarafından büyük coşku ve sevgi gösterileriyle karşılandığını belirterek, “Diyarbakırlılar eşsiz devlet adamını ağırlamaktan büyük onur duymuştur. Her geçen gün Diyarbakır çağdaş uygarlık seviyesini yakalamak için çabalıyor, Atatürk’ün gösterdiği yolda emin adımlarla yürüyor” dedi.
Folklor gösterisinin ardından, kortej yürüyüşe geçti. Vali Mutlu, 2. Taktik Hava Kuvvet Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğgeneral Ayhan Gümüş, 16. Mekanize Tugay Komutanı Tuğgeneral Birol Erdem’in ardından öğrencilerin yanı sıra askeri bando eşliğinde tören kıtası da yürüdü.
İstasyon ve Ekinciler caddelerinden geçerek Anıt Park’a kadar süren yürüyüş sırasında marşlar okuyan askerler “Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek Millet, Tek Dil”, “Bayrak İnmez, Vatan Bölünmez”, “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” sloganları da attılar. Evlerinin balkonlarına çıkan çok sayıda vatandaş, askerleri alkışladı.
Türk ordusu, sömürgeleştirilen Kürdistan’ın başkentinde, Kürdistan’ı sömürgeleştiren Mustafa Kemal’in Diyarbakır’a gelişinin 70’inci yılında “Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek Millet, Tek Dil”, “Bayrak İnmez, Vatan Bölünmez”, “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” gibi sloganlarla Kürtleri tehdit ve terörize ederek gösteri düzenlemiştir. Türk ordusu Türkiye’nin Kürt olmayan şehirlerinde Mustafa Kemal’in o şehre gelişinin yıldönümünde benzer gösteriler düzenlememektedir. Velhasılı Türk ordusu Kürdistan’da, sömürgeci tüm güçler gibi, Kürt halkına Kürt bayrağının olmadığını, Kürt devletinin olamıyacağını, Kürt milletinin olmadığını ve Kuzey Kürdistan’da Türk egemenliğinin kalıcı olacağını şiddet ile Kürt halkına göstermek istemiştir. Bu gösteri kendi başına TC’nin sömürgeci yüzünü açıkca gösteren bir örnektir.
Böyle gösterinin bu dönemde yapılması, TC’nin Kürdistan’da çok kapsamlı bir programı yürürlüğe sokarak Kürdistan ve Kürtlere karşı savaşı yoğunlaştırdığını da göstermektedir. 2. Körfez savaşında somutlaşmaya başlayan Güney Kürdistan’daki yapıyı nötralize etmeyi hedefleyen TC, öncelikle programını uygulamak için gereken hazılıkları yapmış ve bunları teker teker uygulamıştır. Programının başarıya ulaşması için Kürtlerin birlikte hareket etmelerinin engellenerek, birbirleriyle çarpıştırılması amaçlanmıştır. Bunun için, Kürt direnişinin (sözde terör) Güney Kürdistan’dan kaynaklandığı sistematik olarak işlenerek ABD’nin desteği alınarak Güney Kürdistan üzerinde yoğun bir baskı oluşturulmuştur. Bunun sonucu, ABD’nin Güney Kürdistan politikalarında Türkiye bir faktör olarak katılmıştır. Diğer taraftan, Türkler tarafından büyük bir başarı olarak sunulan « ABD başkanının PKK’yi ortak düşman ilan etmesi » meselesi ise PKK’yi bölgede devletler düzeyinde bir aktör haline getirmiştir.
Yani ABD bölge politikalarını Türkiye“ye endeksli olarak belirlerken PKK’yi hesaba katmak durumundadır. Bu durumu Kürtler lehine kullanmak mümkündür ve bunu Kürt politikacılarının tavırları belirleyecektir. Kürdistani siyasi güçler, bu konuda ordusu, partileri, basını ve tüm kurumlarıyla Kürdistan ve Kürt karşıtı sömürgeci ve emperyalist politikalar uygulan TC’nin politikalarını boşa çıkarmanın yollarını bulmalıdırlar.


