Türkiye Kurdistan'la görüşmek zorunda
Bush-Erdoğan görüşmesi sonrası, ABD, Türkiye ve Iraklı Kürtler PKK'ya karşı birlikte hareket etme konusunda anlaşmış görünüyor. Fakat Türkiye örgute abluka dayatabilmek için önce Irak'taki Kürt gerçeğini kabul etmeli
HOŞENK OSE
PKK'nın kuruluşundan bu yana Türk otoriteleriyle mücadelesinin, ABD ve Türkiye'yle askeri, siyasi ve ekonomik koalisyon içinde bulunan birçok NATO ülkesi için sorun teşkil ettiği sır değildi. PKK, 'Büyük Kürdistan'ın tarihi haritasında yer alan bölge ülkelerinin 'Kürt dosyası'nı ele alış biçimine yoğunlaşmayı hâlâ reddeden Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi için de tehlike oluşturdu. PKK 1990'lardan bu yana Kürtler arasındaki en büyük güç oldu. Suriyeli Arap aydın Abdurrezzak Ayd'e göre PKK, aşiret-aile kimliğine dayanmayan halkçı bir lider çıkarabilen, eleştiriyi veya diyaloğu reddeden kapalı bir kimlik değil, vatandaşlığın modern anlamını üretebilen tek partiydi.
Osmanlı dönemindeki Kürt, Arap ve Fars isyanlarının veya modern Cumhuriyet döneminde PKK'nınki dışında meydana gelen Kürt ayaklanmalarının ömrü birkaç yılı geçmez. PKK, Öcalan'ın ABD, İsrail, bazı Avrupa ve bölge devletlerinin yanı sıra bazı Kürt güçlerinin de katıldığı uluslararası bir komployla 1999'da tutuklanması sonrasında bile Türk siyasetçileri endişelendiriyor ve sıkıntıya sokuyor.
Kürt liderler ekonomiyi düşündü
ABD'nin örgütle savaşında Türkiye'ye verdiği bütün hizmetler sonrasında Ankara (Türk silahlarının yüzde 80'i Amerikan malı, Türkiye'ye askeri hibeler şeklinde 10 milyar dolar verildi ve Öcalan Ankara'ya teslim edildi), 2003'teki Irak savaşında kuzey cephesinin topraklarından açılmasını reddederek Washington'ı yalnız bıraktı. Bu durum ilişkilerde durgunluk yarattı ve Amerika'nın, Türkiye'nin genel olarak Kuzey Irak'taki Kürt deneyimine ve özelde de sınırdaki PKK varlığına yönelik endişelerini göz ardı etmesine yol açtı. ABD'nin Irak Kürdistanı'na yönelik Türk işgalini engellemesi arka planında, ilişkilerdeki çatlak büyüyor gibi görünüyordu. Fakat 6 Kasım'da gerçekleşen Bush-Erdoğan görüşmesi sonrası veriler, yeni gelişmeler yaşandığını gözler önüne serdi.
Öncelikle, ABD müttefiki Türkiye'yi, PKK'yı tek başına nihai olarak tasfiye etmesinin imkânsız olduğuna, örgütün ancak Türkiye, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ve Avrupa'nın ablukayı birlikte artırmasıyla ortadan kaldırılabileceğine, korunduğu bölgelere askeri operasyonlar yöneltilebileceğine ve Türkiye'deki Kürt sorunundan böylece uzaklaştırılabileceğine ikna etti. Dolayısıyla, PKK'ya abluka dayatmak için Irak Kürdistanı'ndaki Kürt gerçeğini kabul etmekten ve bölgeden yardım istemekten kaçış yok. Irak Kürdistanı'nı hedef alan her
plan başarısızlıkla sonuçlanacak.
İkincisi, görünen o ki Irak Kürdistanı'ndaki Kürt liderler açısından ilişkileri doğallaştırma konusu baskın geldi. Kürt-Kürt savaşına dönmeyi ve PKK'yla Türklerin isteği doğrultusunda çatışmaya girmeyi reddeden bütün açıklamaların, Türkiye'nin Irak Kürtlerinin kurduğu oluşumu tanımasını ve Kuzey Irak'la Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilerin korunmasını amaçlayan milliyetçi söylemlerden ibaret olduğu açıkça görüldü. PKK Iraklı Kürtlerin çıkarlarının 'kurbanlık koyun'u oldu. Parlamento seçimlerine katılan Irak partisi Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi'nin yasaklanmasıyla bu yeni durumun işaretleri görülmeye başladı. Bunun yanı sıra Kürt Bölgesel Yönetimi PKK'ya yönelik ablukayı daraltma amaçlı başka önlemler aldı. Kandil Dağı'nın sınır bölgelerine binlerce peşmerge yerleştirildi ve Kandil'e giden yollar kapatıldı.
Görünen o ki Amerikalılar, Iraklı Kürtler ve Türkler, Türkiye ve Irak'taki PKK'nın askeri ve siyasi olarak hedef alınmasında anlaştı. Senaryo PKK'ya ve Türkiye'deki siyasi türevlerine alternatif bir siyasi durum yaratmak amacıyla, Türkiye meclisinde 21 milletvekili bulunan DTP'nin kapatılmasını, bazı Iraklı Kürtlerin nüfuzundan yararlanılmasını öngörüyor. Zira AKP'nin bazı Kürt kökenli milletvekillerinin Irak'taki Kürt liderlerle ilişkileri var. Paris'teki Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezal söylentilere göre, bazı milletvekilleriyle PKK'ya karşı olan ve Irak Kürdistan Demokrat Parti için çalışan Türkiyeli Kürtler arasında PKK'ya direnen bir Kürt siyasi oluşumu kurma amaçlı görüşmeler yapıldığını ortaya çıkardı. Bu oluşumun Türkiye meclisinde bir ağırlığı olacak ve kendisini Türkiye ve dünya kamuoyuna, Türkiye'deki Kürt halkının temsilcisi olarak sunabilecek. Ardından da PKK'nın Türkiye'deki Kürt sorununa olası çözümden uzaklaştırılması işlemi tamamlanacak.
Bu senaryonun Türkiye açısından, Irak'taki Kürt gerçeğinin ve Türkiye'deki
Kürt haklarının tanınması gibi bir maliyeti olacağı açık. Kürt, Türk ve Amerikalı taraflara yöneltilen soru şu: Acaba İsrail Filistin Kurtuluş Örgütü'nü Filistin sorununun çözümünden uzaklaştırmada başarılı oldu mu? İrlanda IRA'yı ve siyasi kanadını, İspanya da ETA'yı barış görüşmelerinden uzaklaştırabildi mi?
(Londra'da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 3 Aralık 2007) radikal
Görünen o ki Amerikalılar, Iraklı Kürtler ve Türkler, Türkiye ve Irak'taki PKK'nın askeri ve siyasi olarak hedef alınmasında anlaştı.
Kurdians: Monday, December 17, 2007Sivilin ‘kırk yıl’ verdiğini askerin bıraktığı bir hukuk devleti biliyor musunuz?
Kurdians: Monday, December 17, 2007
Önce Şemdinli, sonra Kandil...
Mehmet Altan
Star
Önce hukuk bombalandı. Nerede? Şemdinli davasında. Ne oldu? Şemdinli davasında tutuklu bulunan astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş ilk duruşmada tahliye edildi.
Ayrıca... Dün de silahları teslim edildi ve Batı’ya tayinleri çıktı.
Askeri mahkemenin ilk duruşmada tahliye ettiği sanıklara...
Van’daki sivil mahkeme ne ceza vermişti?
39 yıl, beş ay, on gün...
Hukuk güya aynı hukuk...
Ama karar çok farklı.
Nasıl oluyor?
Sivilin ‘kırk yıl’ verdiğini askerin bıraktığı bir hukuk devleti biliyor musunuz?
Aynı okullarda, aynı hocalardan, aynı hukuku okumuyorlar mı?
Bu nasıl bir uygulamadır?
Galiba en uygun cevap şu:
Bu, hukuku kanırtan bir uygulamadır.
***
Süreci hatırlayın:
Olayı soruşturan Savcı Ferhat Sarıkaya, iddianamesinde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a yer verince, Genelkurmay çok sert tepki gösterdi.
Adalet Bakanlığı’nın görevlendirdiği iki müfettiş Sarıkaya hakkında ‘CMK’ya göre iddianamede bulunmaması gereken hususlara yer vermek’ suçlamasında bulundu, HSYK da görevden aldı.
Van Başsavcılığı hakkında inceleme başlatıldı.
Davada, bombalamanın iki askerle bir itirafçıdan oluşan ‘çetenin işi’ olduğuna karar veren Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz’i ‘çete kurmak, adam öldürmek, adam öldürmeye teşebbüs ve yaralama’ suçlarından 39 yıl 5 ay 10’ar gün hapse mahkûm etti.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, görevsizlik kararı verdi.
Dosya, terör, örgüt ve devletin birliğini bozmaya yönelik eylem davalarına bakan 9. Daire’ye gönderildi.
Kararı eksik soruşturma gerekçesiyle bozan 9. Daire, sanıkların eylemini ‘terörle mücadele görevleri kapsamında’ gördü ve yargılamanın askeri mahkemede yapılmasını istedi.
Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, davayı askeri mahkemeye göndermeyince hákim hakkında inceleme başlatıldı. Atama kararnameleri sonucu yenilenen mahkeme heyeti, dosyayı askeri mahkemeye gönderdi.
Eğer eski yazılara dönüp bakarsanız, benim o zaman ‘Elveda Şemdinli’ diye yazdığımı görürsünüz.
Keşke...
Bir gün de şu ülke, ‘pazusu güçlüden’ yana değil de, hukuktan yana tavır alsa da bizleri şaşırtsa.
***
Ama bunun için öncelikle ‘çift başlı yargıdan’ vazgeçmek gerekiyor.
Gelişmiş hiçbir ülkede, kitap evine bomba atan, keşif yapan savcıyı tarayan ve halk tarafından suçüstü yakalanan sanık ‘askeri mahkemede’ yargılanmaz.
Geçerli olan doğal hukuk, doğal yargıçtır.
Askeri mahkeme ya yoktur... Ya da varsa, sadece askeri disiplin suçuna bakar.
Sicil amirinin hákim olduğu mahkeme olur mu?
Olursa ne olur?
‘Bomba atan bırakılacaaak, bırak’ olur.
***
Dün sabah...
Bu gelişmelere hukuk çevrelerinin tepkilerini okurken, Kandil’in bombalandığını öğrendim.
Hukuku bombalayan...
Hukukun üstünlüğünü yok sayan...
Asker, sivil ayrımı yapan...
Çağdaş bir devlet yerine, İttihat ve Terakki üslubu sürdüren bir toplum, huzura erer mi?
Nereyi bombalarsa bombalasın huzura eremez.
***
Şemdinli davası ışığında...
Kim buranın demokratik açılım yapacağına, Kürt sorununu çözeceğine inanır Allah aşkına?
Hukuk yok ise...
Gözümüzle gördüğümüze ‘yalandır’ deniyorsa...
Ne demokrasi olur, ne demokratikleşme.
On yıl sonra da ‘bunun bir hata’ olduğunu duyarız ama iç içten çoktan geçmiş olur...
Bu arada biz bombalar dururuz.
Zebari: Türkiye sivilleri vurdu
BBC'nin sorularını yanıtlayan Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ise, "Türkiye, yanlış istihbaratla hareket etti, siviller hedef alındı" dedi.
"Hükümetin talimatı üzerine Türk Büyükelçisi'ni Dışişleri Bakanlığı'na çağırıp Iraklı sivillerin ve köylerin bombalanması nedeniyle protesto notası verdik. Hava saldırıları bazı köylerde büyük zarara yol açtı. Bir kadın öldü, dört kişi yaralandı. Bir hastane ve bazı küçük köprüler yıkıldı.
Bunlar tamamen sivil hedeflerdi. PKK hedefleri değildi. Yanlış istihbarat sonucu böyle olduğu anlaşılıyor. Türk Büyükelçisi'ne Irak Hükümeti için bunun kabul edilemez olduğunu bildirdik. Kaldı ki, sivil ölümlerin önüne geçilmesi için bu tür bir eylemin önceden Irak hükümeti ya da uluslararası güçle koordine edilmesi konusunda anlayış birliği vardı."
Irak Dışişleri Bakanı Zebari, Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın "Amerika, Kuzey Irak hava sahasını açarak harekata onay vermiştir" yolundaki sözlerinin hatırlatılması üzerine de şöyle konuştu:
"Öğrendiğimiz kadarıyla Türkler, herakattan çok kısa bir süre önce bilgi vermişler. Biz, hedef alınan köylerin ve sivillerin PKK'yla ilgisi olmadığını söylüyoruz. Irak'ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir ihlali onaylamıyoruz.
Hükümetimle, çokuluslu güç, Amerikalılar arasında böyle bir anlayış birliği vardı. Ama malesef böyle talihsiz bir olay oldu. Umarım bu sonuncusudur ve tekrarlanmaz. Aksi halde, bu gerilimin artmasına, havanın bozulmasına neden olur."
Sınır bölgesinde binlerce asker konuşlandıran TSK’nın 1 Aralık’ta Kuzey Irak’ta bir operasyon yaptığını anımsattı.
Kurdians: Sunday, December 16, 2007
BBC: Türk uçakları Kürt asi hedeflerini bombabaldı
Türk F-16'larının bu sabaha karşı Kuzey Irak’ta gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyon dünyada da yankı buldu. İngiliz Televizyonu BBC, Türk savaş uçaklarının Kuzey Irak’taki “Kürt asi hedeflerini” bombaladıklarını bildirdi.
İngiliz yayın kurumu BBC, “Türk uçakları Kuzey Irak’ı bombaladılar” başlıklı haberinde “Türk uçakları, sınır ötesinde Kürt asileri olduğu sanılan hedefleri bombaladı” dedi.
Buna karşın, Kuzey Irak’taki “yetkililer”in, uçakların bazı köyleri vurduğunu söylediklerini de belirten BBC, söz konusu köylerde “asilerin” olup olmadığı konusunun ise, teyid edilmediğini de kaydetti.
BBC, haberinde Türk Parlamentosu’nun, Ekim ayında Türkiye’deki saldırıları hızlandıran PKK’ya karşı Kuzey Irak’a operasyon yapma izni veren tezkereyi onayladığını anımsatarak Ankara’nın sınıra yakın bölgelerde tank, top ve savaş uçakları ile desteklenen 100 bin asker yığdığını da söyledi.
Irak ve ABD’nin Türkiye’den sınır ötesi operasyonu yapmamasını istediğini belirten İngiliz yayın kurumu, “3 bin kadar PKK’lının Kuzey Irak’da olduğu inanılıyor. Türkiye, yerel yetkileri onları desteklemekle suçladı” dedi.
'1 KİŞİ ÖLDÜ 2 KİŞİ YARALANDI'
Reuters haber ajansı, sınır ötesi operasyonda 10 köyün vurulduğunu bildirirken, Kuzey Irak'taki yerel kaynakların 1 kadının öldüğünü 2 kişinin de yaralandığını bildirdi. Ajansın haberine göre, Süleymaniye'nin kuzeyindeki Jarawa ve Sankasar köylerinin yetkilileri operasyonun gece saat 02.00 civarında başladığını ve saatlerce sürdüğünü söyledi. Operasyonda 1 kişinin öldüğünü 2 kişinin de yaralandığını, bir çok ev ve okulun da zarar gördüğünü öne sürdüler. Bu haberler Kuzey Irak'taki bölgesel yönetim tarafından doğrulanmadı. Genelkurmay Başkanlığı da köylerin vurulduğu şeklindeki haberleri kesin bir dille yalanladı.
LE MONDE: BİR OPERASYON DAHA
Fransız Le Monde gazetesi de haberi okurlarına Türk ordusunun “PKK’ya karşı yeni bir operasyon yaptığı”nı belirtirken 10 Kürt köyünün bombalandığı iddiasına da yer verdi. Türk savaş uçaklarının gece sırasında Kuzey Irak’taki “Kürt hedefleri”ni bombaladıklarını kaydeden gazete, ilk başta Kürt kaynaklarının gelen operasyon bilgisinin, daha sonra Genelkurmay Başkanlığınca doğrulandığını yazdı.
Fransız gazetesi, Irak’taki bir yetkilinin, Türk uçaklarının 10 Kürt köyünü bombaladığını, bir kadın öldürüldüğünü, iki kişinin yaralandığını ifade ederken diğer bir kaynağın ise sadece iki yaralı olduğunu söylediğine dikkat çekti.
Peşmerge Sözcüsü Cabbar Yava’nın, "ailerin köylerinden kaçtıkları” yolundaki açıklamasını da aktaran gazete, sınır bölgesinde binlerce asker konuşlandıran TSK’nın 1 Aralık’ta Kuzey Irak’ta bir operasyon yaptığını anımsattı.
Kaddafi’nin ‘’Bağımsız bir Kürt Devletinin kurulmasının Kürtlerin meşru hakkı olduğunu ve bu hakkın gerçekleşmesi için tam bir destek verdiğini...
Kurdians: Sunday, December 16, 2007
KADDAFİ: ‘’BAĞIMSIZ BİR KÜRT DEVLETİ KÜRTLERİN MEŞRU HAKKIDIR’’
16-Dec-07 [11:10]PNA-Kürdistan Siyasi Partiler Temsilciliğinden bir heyet Fransa’yı ziyaret eden Libya Lideri Muammer Kaddafi’yi Paris’teki çadırında ziyaret etti.
Xebat gazetesinin geçtiği haberde Kürdistan Siyasi Partiler Temsilciliği heyeti ile görüşmesinde Libya Lideri Kaddafi’nin ‘’Bağımsız bir Kürt Devletinin kurulmasının Kürtlerin meşru hakkı olduğunu ve bu hakkın gerçekleşmesi için tam bir destek verdiğini söylediği’’ belirtildi.
Kürdistan Siyasi Partiler Temsilciliğinin de, Kürt meselesi karşısında herzaman olumlu ve değişmeyen bir tutum sergilediği için Kaddafi’ye teşekkür ettiği belirtildi.
"Özü Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da köle olmaktır." (s.126).
Kurdians: Saturday, December 15, 2007
Kürt sorununu yeniden düşünmek
Yalçın DOĞAN-Hürriyet
17 Eylül 1930 Ödemiş. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt:
"Özü Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da köle olmaktır." (s.126).
Bu sözü üzerine Mahmut Esat Bozkurt, Adalet Bakanlığı görevinden alınıyor. Çünkü, 1 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal’in Meclis’te bir konuşması var:
"Meclis-i alinizi teşkil eden zevat yalnız Türk, yalnız Kürt, yalnız Çerkez, yalnız Laz değildir, fakat hepsinden mürekkep (oluşan) samimi bir mecmuadır." (s.67).
Buna rağmen, 21 Ağustos 1935’te İsmet Paşa’nın Kürt Raporu soruna dar güvenlik açısından bakıyor, devlet gücü ve baskıyla Kürtleri sindireceğine inanıyor. Bunun uzantısı olarak, Kürtlerin bir bölümü Batı bölgelerine gönderiliyor. (s.109). Tıpkı, 1990’lardaki köy boşaltmaları gibi.
Oysa, daha 1922’de Kazım Karabekir, sorunu en iyi anlayan Milli Mücadele liderlerinden biri olarak, yönetimi uyarıyor, eğitim ve ekonomik önlemlerin yanı sıra, Kürtlere karşı anlayışlı davranılmasını öneriyor. (s.108).
Ne var ki, 1930’larda başlayan ırkçılık politikası ile birlikte, işler çığrından çıkıyor. Günümüze kadar uzanıyor bu politika. Hem de, şiddetini koruyarak.
BAŞBAKAN HAKLI
Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek, son zamanlarda Kürtler üzerine yazılmış en iyi kitapların başında geliyor. Mustafa Akyol’un kitabını, ders çalışır gibi titizlikte ve bir solukta okuyorum. Yukarıdaki alıntılar o kitaptan.
Kitabın beşinci baskısı, Başbakan Erdoğan’ın Eve Dönüş Yasası ile ilgili sözleri ve onun yarattığı tartışmaya rastlıyor.
Türkiye’nin hiç tartışmasız, bir numaralı sorunu terör ve teröristle mücadele. Buna bağlı olarak, Kürt Sorunu. Mustafa Akyol’un kitabından çıkan çok önemli bir ders var ki, son yıllarda benim savunduğum tez:
Kürt Sorununun çözmek için ezber bozmak şart.
Bu tez aslında, Başbakan Erdoğan’ın yaklaşımına da denk düşüyor. Her ne kadar, Erdoğan söylediği sözlerden, gelen tepkiler karşısında, geri adım atıyorsa da, özünde doğru ve haklı. Dağa çıkanı indirmek, dağa çıkmayı önlemek için artık farklı kararlar almak gerek.
Akyol’un kitabı bu anlamda önemli. Kürt Sorununa devletin bakışını değiştirmek gerekiyor. Yani, ezber bozmayı. Kitap bas bas bunu bağırıyor. Çünkü, Cumhuriyet dönemi boyunca ezber hep aynı. Baskı politikaları, ekonomik paketler, köy boşaltmalar hep aynı. Baksanıza, daha 1922’de ekonomik paket var.
DÖNE DÖNE AYNI YER
Demek artık farklı bir politika gerek. Kaldı ki, günümüzde olayın vahameti, milliyetçi ilk Kürt Cemiyeti’nin kurulduğu 1918’den PKK terörünün başladığı 1984’e kadar geçen sürede yaşananların çok ötesinde.
Teröristle mücadele silahla. Tamam. Ya teröriste ortam hazırlayan terörle? Bu yönde biri farklı bir adım atmaya kalktı mı, milliyetçi çığırtkanlar ayaklanıyor. Üstelik günümüzde yanlarına so-so-so- sosyal demokrat geçinen, bu konuda MHP’ye bile taş çıkartan CHP’ye bayrak taşıtarak.
Dağdan indirmek için ne gerekiyor? Dağa çıkmalarını önlemek için ne gerekiyor? İspanya, İngiltere, Fransa BASK, İRA, Korsika sorunlarını nasıl çözüyor? Bizde hayal bile edilemeyecek, muhteşem demokratik açılımla. Çünkü, onlarda demokrasi var.
İŞTE DEMOKRASİ
Öyle bir demokrasi ki, örneğin İspanya’da derin devlet ETA terör örgütü ile mücadele amacıyla devlet içinde gizli bir örgüt kuruyor. Devletin bir aracı. Başka ülkelerde benzeri bolca var.
Ancak demokratik devlet, derin devlet içindeki bu gizli örgütü fark ettiğinde, terörist örgütle mücadele için kurulmuş bile olsa, kuranları hapse atıyor, buna iki bakan dahil ve onlar halen hapiste.
Bir yanda böylesine bir demokrasi, öte yanda, bizde biri ezber bozmaya kalktığında, hep birlikte linç politikası.
O zaman çözemiyorsun, seksen yıldır çözemediğin gibi, çözemiyorsun. Üstelik sorun kangrene dönüşüyor.
Kürt sorununu yeniden düşünenler baştan sona haklı.
Yanlışlar dizisi
Rauf TAMER-Hürriyet
Kürt sorunu’nu çözmek için Türklerin ne yapması lâzım geldiğini bilen varsa beri gelsin.
Herkes ağzında bir şeyler geveliyor.
Kimin ne dediği anlaşılmıyor.
***
Önce şu aldatmaca bitsin isterim.
İş ve aş bulamadıkları için silahlanıp dağa çıktıklarına inanıyor musunuz?
Bu masaldan kusmak geldi.
Hiçbir terörist “fakir fukara olduğum için dağa çıktım” demediği halde bu kılıfı biz uydurduk.
Tıpkı onun gibi pişmanlık yasası diyoruz.
Ne pişmanlığı?
Dağdakilerin veya ovadakilerin ağzından böyle bir kelime duydunuz mu?
***
Bütün kavramları yanlış kullanıyoruz.
Tek tük pişmanlık duyanlar varsa bile onları da itirafçı diyerek damgaladık.
Ne demek itirafçı?
Bize samimi geliyor ama dağdaki arkadaşlarına sorarsanız, her itirafçı bir muhbir demek, yâni bir hain.
Öyleyse her itirafçıyı hedef haline getiriyoruz.
***
Özetlersek...
Türkiye 25 yıldır sınıfta kaldı.
Çünkü...
- Terörü bastıramadı.
- Sebebini kavrayamadı.
- Sonucunu kestiremedi.
- Öfke’yle şefkatin dozunu ayarlayamadı.
- Kelimeleri bile iyi seçemedi.
En mühimi de:
- Bu kör dövüşünü Türkiye, kendi yarı sahasında kabul etti.
Halbuki DTP’ye bakar mısınız? En iyi savunma hücumdur taktiğiyle oynuyor.
BRÜKSEL- - Konga Gel Başkanlığı yayınladığı bir mesajla Kürtlerin takvimine göre Aralık ayının 13’ünden sonrasına rastlayan ilk cuma gününe denk gelen Cejna Êzî, (Ezidi bayramı) kutladı.
Ezidi Bayramı’nın bin yıllardır Kürdistan’da yaşamın başlangıcı olarak bilindiği ve kutlandığı ifade edilen açıklamada, “Böylesi günler Barış, Özgürlük ve sevinç günleridir. Biz bu bayramın ülkemizde barış, kardeşlik ve toplumsal hoşgörüye vesile olmasını temeni ediyoruz’’ denildi.
Kongra Gel Başkanlığı, başta Laleş’teki Ezidi din adamları ve toplum liderleri olmak üzere, Ezidi Kürtler ile tüm Kürdistan halkının Ezidi bayramını kutlayarak, barış, özgürlük ve mutluluk dileğinde bulundu.


