Nuri Dersimi'den Kürt gençliğine (VASIYET)
Ey Kürt genci, ey asırların zulmunu istihkar eden civan-mert milletin oğlu, beni dinle!
İnsanlık tarihinin şafağı ağarırken, onun ilk suleleri Hint denizinden Kafkaslara, Küçük Asya'nın Doğu yamaçlarından Orta Asya'ya kadar uzayan yüksek dağlarda ve güneşli yaylalarda seni doğuran büyük ırkın mağrur alnına isabet etmiştir.
Senin tarihin, ardı arkası kesilmeyen kahramanlık menkibelerinin tarihidir. Çünkü sen, kırk asırdan beri namuslu ve azide bir varlik için savaşan ve bu gün dahi o savaştan yılmamış olan bir milletin çocuğusun.
Kürd'ün firtına ve kasırgalarla dolu dünkü ve bu günkü hayatının, mâruz kaldığı felaketlerin ve çektiği ızdırapların sebep ve menşe'ini aramak, tarihin cilvelerini intibah gözleriyle tetkik etmek hepimizin borcudur.
Varlığını korumak, benliğini muhafaza etmek için, hiç bir millet bizim kadar uzun ve sürekli savaşlar yapmamıştır.
Uzun tarihimiz boyunca, hiç bir kuvvet bize mağlubiyet itirafı yaptıramamıştır . . .Kürt alnı, kürt yurdunun haşmetli zirveleri gibi, daima yüksek kalmiş ve hiç bir fatihin önünde eğilmemiştir, Kürt hayatiyetinin hakikati, bu günü de şaşmaz hakikatidir. Çünkü, Kürt, ölüm kalım cidalini terketmemiş, mağlubiyet itirafında bulunmamış, dünya milletleri saflarından silinmemeye karar vermiş, yaşamak isteyen ve yaşamak için ölmesini bilen bir millettir.
Ey Kürt oğlu, ey Kürt kızı, dünya bu kararından haberdar olmalıdır!
Yaşmak isteyen her varlık döğüşmelidir!
Dünya üzerinde bir yeri olmak isteyen her millet çarpışmalıdır.
Tabiatın değişmez kaidesi budur, Kimyevi, nebati ve hayvani alemin amansız varlık kanunu budur ; dövüşmek, savaşmak ....
Bu kaide, insan cinsi için daha amansızdır. Irk ırkın, millet milletin, insan insanın yırtıcı canavarıdır.
Insanlık medeniyeti henüz bu kaideyi tebdile muvaffak olamadı, savaş kanununu ta'dil edemedi. Bu gün de, yaşmak için döğüşmek gerek, kaçınmak ölmektir.
Biz, ölmek istemeyen bir milletiz. Kürt, yaşamağa karar vermiştir ve yaşayacaktır.
Uzun tarihimiz boyunca bir çok ırklar, milletler ve devletler Kürdü öldürmeye çalışmışlar, onu hayat hakkından mahrum etmeğe azmetmişler, fakat muvaffak olamamışlardır. Doğudan, Batıdan, Güneyden ve Kuzeyden gelen cihangir akınları, Kürt dağlarının eteklerinde kırılmış, Kürt azmi karşısında parçalanmıştır. Dünya tarihinin seyrini değiştiren kahhar kuvvetler, bir çok milletlerin varlığına hateme çekmiş, bize muasir bir çok milletler tarihe geçmiş, fakat mucadeleden yılmamış olan Kürt, tarihe karşı kanlar akan anlını yükselterek: «Ben ölmedim, ben yasayacağım !« demiştir.
Hiç bir milletin tarihi bizimki kadar kanlı olmamıştır. Hiç bir milletin yurdu bizimki kadar istila dalgalarına uğaramamıştır. Hiç bir millet bizim kadar mütemadi döğüşemiştir. En gayri müsait şartlar altında bile, Kürt eli silah tutarken teslim olmamıştır Kahhar kuvvetlerin, sayı çokluğunun savaş için meydan okumalarına, Kürt daima «Evet !« cevabını vermiştir.
Işte, varlığımızın bütün hikmeti, devamımızın bütün sırrı bu kelimede mundemicdir.
Ey ırkımın ümidi istikbali olan Kürt gençliği ! Bu naçiz eseri sana ithaf ediyorum.
Yurdundan uzak, yad illerde kalbi milli izdiraplarla sızlayan, Kürdün istiklal ve hürriyet güneşinin doğumuna teşne ruhu alevlenen derbeder bir Kürdün, intikam gününün mahşerini senin bükülmez bazularından ümit eden Dersimli bir Kürt çocuğunun sana ve yalınız sana müteveccih feryadına kulak ver
Ben sana, senin namus ve şerefini lekelememek için vatanın yalçın kayaları, müthiş uçurumları üzerinden kendilerini halaskâr ölümün kucağına atan binlerce gelin ve kızlarımızın feryadını inliyorum,
Ben sana, halâ bu gün bile, namert düşmenin kapısında esaret altında yaşayan, her gün, her an damla damla ölen, milliyeti, dili ve mukaddesatı tahkir edilen köle Kürt'lerin enin ve ızdıraplarını ağlıyorum,
Kurdistan'ın zümrüt dağlarından, güneşli yaylalarından sürülerek, Anadolunun çorak ovalarında açlıktan ölen, kahbe düşmanın süngüsüyle, kurşunuyla imha edilen ve günahları yalınız ve yalınız Kürt doğmuş olmaları olan kardeşlerimizin gözlerini ölüm kapatırken, onların ümitlerinin ufuklarında sen bir güneş gibi belirdin
Onların sana, bir tek kelimede tekâsüf eden, amansız, amir ve kahbar bir vasiyeti var:
I n t i k a m !
Intikam! . . Kürt namusuna sürülen lekeyi temizlemek için.
Intikam!. . . Süngülenen yüzbinlerce kürt yavrularının feryadını dindirmek için.
Intikam ! . . . Girdaplara atılan, ateşlerde yakılan gelin ve kızlarımızın Kurdistan âfakında oğuldayan eninlerini teskin için.
Intikam ! . . . Darağaçlarının altında ölümü kahramanca selamlayan, «Yasaşın hür ve müstakil Kurdistan ! » diye haykırarak şehadet tacını giyen binlerce vatan kurbanlarının gayelerini tehakkuk ettirmek için.
Intikam ! Kurdistan denilen harabezar Anayurdun istihlasi için.
Intikam ! . . . Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının mülevves vücutlarından Kürt vatanını tathir için.
Intikam! (Medeniyet) denilen kahbenin peşine sığınarak bize uluyan köpekleri susturmak için.
Intikam !... Intikam... Intikam...
Şehitlerimizin kanlı cesetleri üzerinde kanla, gözyaşlarıyla yazılı Vsiyetname işte bu bir tek kelimedir !
Namusu olan her fert, sinesinde Kürt kalbi çırpınan her insan, damarlarında Kürt kanı cevelan eden her genç bu Vasiyetnameyi unutmamalıdır. Onu infaz edinceye kadar uyumamalı, rahat etmemeli ve çalışmalıdır !
Dünün tarihini kanlarıyla yazan Kürt neslinin, kanlarıyla çizdikleri yoldan yürümek borcumuzdur.
Biz, kanlarımızla Kürt istiklalinin kızıl şafaklarını açacağız. Ruhlarımızdaki volkanlarla, Kürt kurtuluşunun alevli güneşini yaratacağız.
Dünya tarihi bize bakıyor. Şehitlerimizin gözleri bize müteveccihtir.
Hürriyet İlahına sunduğumuz binlerce kurbanlar, kendileri için bizden bir türbe istiyorlar, hatıraları için bir Abide bekliyorlar.
Bu Abide, hür ve müstakil Kurdistan'dır.
Bu Abide, milletler camiası arasında seref mevkiini ihraz edecek olan müstakbel Kürt Devleti'dir!
Şehitlerimizin ruhunu şad edelim !
Yaşasın kahramanlar yaratan Kürt Milleti, yaşasın hür ve müstakil Kurdistan!
Gönderen Azad Roj
Hiç bir milletin tarihi bizimki kadar kanlı olmamıştır. Hiç bir milletin yurdu bizimki kadar istila dalgalarına uğaramamıştır...
Kurdians: Saturday, February 16, 2008
Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde yaklaşık 15 Şubat gösterilerinde polis panzerinin ezdiği 16 yaşındaki Yahya Menekşe, kaldırıldığı Cizre Devlet Hastanesi'nde yaşamını yitirdi.
Yahya Menekşe'nin kafatasının ezildiği, vücudunda çok sayıda kırık olduğu belirtildi.
Cizre Devlet Hastanesi'nde görev yapan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir personel, yaşamını yitiren 16 yaşındaki Yahya Menekşe'nin kafasının ezildiğini, vücudunda çok sayıda kırık olduğunu söyledi. Cizre Devlet Hastanesi Morgu'nda tutulan Menekşe'nin otopsi için Malatya veya Diyarbakır adli tıp kurumuna gönderilebileceği öğrenildi.
Bu arada bazı basın yayın organlarının Yahya Menekşe’nin ölümüyle ilgili “Cizre’de başına taş isabet eden genç öldü” şeklinde vermesi dikkat çekti.
15-Feb-08 [20:48]
PNA-Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Güney Kore’de bulunan Federal Kürdistan Bölge (FKB)başbakanı Neçirvan Barzani , ülkenin üstdüzey yetkilileriyle görüşmelerini sürdürürken başkent Saul’da dünyanın en büyük elektronik cihaz şirketlerinden LG gibi bir çok ticari ve ekonomik merkezlerini de ziyaret etti.
Güney Koreli yetkililerle görüşmelerinde Kürdistan Bölgesi ile bu ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin önemini masaya yatıran Başbakan Barzani , Güne Koreli iş adamları ile bir araya geldi.Görüşmede Kürdistan Bölgesi ile Güney Kore arasında özellikle siyasi ,ticari ve ekonomik alanda ilişkileri geliştirme mekanizmasının belirlenmesi üzerinde duruldu.
Diğer yandan Federal Irak’ın Güney Kore büyükelçiliği başbakan Barzani’nin onuruna bir yemek verdi. Merasimde Lübnan, Cezair , Mısır,Suudi Arabistan , BirleşikArab Emirlikleri, Kuveyt , Moruku , İran , Libya ve Sudan’nın Güney Kore büyükelçilerinin yanısıra bir çok Asya ülkelerinin yetkilileri ve ülkenin üstdüzey generalleri de hazır bulundu.
Merasimde bir konuşma yapan başbakan Barzani, Güney Kore’nin Irak’taki siyasi sürecinin geliştilirmesi noktasında verdiği destek karşısında memnuniyetini dile getirerek bu ülkenin Irak’ta daha da etkin rol alabaliceğini ve bunu da Irak’ın bir parçası olan Kürdistan bölgesinden başlayabileceğini dikkat çekti.
ANF-FRANKFURT(14.02.2008)- -Almanya Nordrhein-Westfalen Eyaleti Entegrasyon Bakanı Armin Laschet, Türkiye’nin Kürt, Alevi ve Hıristiyanlara yönelik politikasının asimilasyon olduğunu söyledi.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Almanya ziyareti sırasında yaptığı bir konuşmada ‘’asimilasyon insanlığa karşı bir suçtur’’ sözleriyle Almanya’nın entegrasyon politikasını ‘asimilasyon’ olarak tanımlaması sert tepkilere neden oldu.
Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesine demeç veren Almanya Nordrhein-Westfalen Eyaleti Entegrasyon bakanı Armin Laschet Almanya değil, Türkiye’nin asimilasyon politikası uyguladığını söyledi. Hıristiyan Demokrat Parti (CDU)’lu bakan Laschet, Türkiye’nin Kürt, Alevi ve Hıristiyanlara dönük politikasının asimilasyon olduğunu vurguladı.
Gazetenin entegrasyon bakanı için asimilasyonun ne anlama geldiği sorusu özerine Laschet şunları söyledi: ‘’asimilasyon azınlıkların kültür ve dinlerinin toplumun çoğunluk kesimi tarafından zora dayalı olarak tümden eritilmesi demektir. Bizim entegrasyon politikamızın amacı bu değil ve kimse böyle bir şey de istemiyor. Almanya’da entegrasyon sorunları olabilir ancak kesinlikle asimilasyon baskısı söz konusu değildir. Herkes burada kendi kültür ve dinini savunabilir. (…) Eğer Sayın Erdoğan asimilasyonu ‘insanlığa karşı suç’ olarak adlandırıyorsa, o zaman dönüp kendi ülkesine bakmalı. Asimilasyon, Türk siyasetinin Kürt, Alevi ve Hıristiyanlardan beklediğine denilir, Almanya’da yaşananlara değil.’’
GÜNEY KORE DEVLET BAŞKANI MYUNG-BAK: ‘’KÜRDİSTAN’NIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINDA BÜYÜK ROL ALACAĞIZ...’’
Kurdians: Thursday, February 14, 2008
PNA-Federal Kürdistan başbakanı Neçirvan Barzani, Güney Kore’ye gerçekleştirdiği ziyaret çerçevesinde bugün ülkenin başkenti Seul’ da Güney Kore devlet başkanı Lee Myung-Bak ile bir araya geldi.Devlet başkanı Myung-Bak başbakan Neçirvan Barzani’yi sıcak karşılarken Kürdistan’ın yeniden yapılandırılmasında büyük bir rol alacakları mesajını verdi.
İki taraf arasında gerçekleşen önemli toplantıda Devlet başkanı Myung-bak, Kürdistan bölgesine değinerek sözkonusu bölgenin özellikle petrol açısından çok zengin bir bölge olduğunu dikkat çekerek ‘’ Koreli şirketler bu bölgede büyük ve stratejik projeler sonuçlandırabileclerini inanıyorum’’ dedi.
Başbakan Barzani de Güney Kore hükümetine teşekkürlerini sunarak bu ülkenin Irak ve Kürdistan’da başta askeri olmak üzere her alanda verdiği hizmetten dolayı memnuniyetini dile getirdi.
Kürdlerin asimilasyonunu onaylayan Erdoğan’a, Özdemir’den tokat gibi yanıt!
Kurdians: Thursday, February 14, 2008
Rizgarî Online/Türk Başbakanı Erdoğan’ın Almanya’da yaptığı konuşmada "asimilasyon insanlık suçudur" sözlerini eleştiren Avrupa Parlamentosu milletvekili Özdemir, "Kürt televizyonu olmayan Türkiye, Almanya'ya ders veremez" diyerek Erdoğan’a Kürdlere karşı uygulanan asimilasyonu hatırlattı. Avrupa Parlamentosu'nun Yeşiller Milletvekili Cem Özdemir İtalyan Corriere della Sera gazetesine yaptığı açıklamada, Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Almanya'da söylediği "asimilasyon insanlığa karşı suçtur" sözlerini değerlendirerek "Kürt televizyonu olmayan, okullarında Kürtçe konuşulmayan Türkiye, Almanya'ya ders veremez. Eğer Erdoğan asimilasyona karşı olduğunu söylüyorsa ona vereceğim cevap, bu onun işi değil olacaktır. Aynı şekilde asimilasyondan yana olan bir Alman politikacıya da bu cevabı veririm. Bu konular üzerinde sarfedilen sözler ilişkileri zehirliyor."
Cem Özdemir "Türklerin, istenmeyen, marjinal Almanlar haline gelme tehlikesi yok mu?" sorusuna ise "Bu tehlike var, ama bu Türk hükümetinin sorunu değil, Almanların sorunu. Türklerden sadece Almanca konuşmalarını beklemek yanlış. Almanca'yı da Türkçeyi de iyi konuşamayan aileler var. Diğer yandan Türk televizyonunun olmadığı, okullarında Kürtçe'nin okutulamadığı Türkiye'nin Almanya'ya ders verebilecek durumda olduğunu sanmıyorum" şeklinde yanıt verdi. Almanya'da Türk üniversite ve eğitim kurumlarının açılmasının saçma bir polemik olduğunu söyleyen Özdemir, "Kimse Türk okulları istemiyor, sözkonusu olan Alman-Türk okullarının kurulması, tıpkı Alman-İspanyol okulları olduğu gibi" dedi.
Can Dündar ; “Atatürk’ün Kürtlere federasyon önerisi vardır.”
Kurdians: Wednesday, February 13, 2008
London School of Economics'te (LSE) düzenlenen, “Türkiye'de artan milliyetçilik” konulu panel konuşan gazeteci Can Dündar, “Bu gün “Ne mutlu Türküm diyene” yazısının ülkenin dört bir dağına yazılması beni de rahatsız ediyor, çünkü “Ne mutlu Türküm” demeyen insanlar var bu ülkede. Ve bunun baskıyla söyletildiği yerlerde bunun bir zulüm aracına dönüştüğünü de biliyoruz.” Dedi.
İngiltere'de, 6 Şubat Çarşamba günü saat 18’de LSE'de düzenlenen panele, Can Dündar, Birkbeck Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Prof. Sami Zubaida ve Anglia Ruskin Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Welat Zeydanlıoğlu da katıldı.
Paneli LSE öğretim üyelerinden Türk Araştırmaları Bölüm Başkanı Prof. Şevket Pamuk yönetti.
Dr. Zeydanlıoğlu milliyetçiliğin tarihsel kökenlerini değerlendirdi ve bunun “Kurtleri” nasil etkilediğini anlattı.
Prof. Sami Zubaida ise." Türkiye'deki en önemli sorunun `Kürt sorunu', din farklılıklarının reddedilmesi' olduğunu öne sürerken, Osmanlı'nın çöküşünden sonra kurulan yeni Türkiye'nin Kürtler'i `kardeş' gördüğü ortamdan birden onları `Dağ Türkleri' olarak tanımlamaya başladığını sorunun kaynağının “Kürt kimliğinin tanınmaması" olduğunu belirtti. Zubaida son olarak “Kürt sorunu çözülmezse açıkçası ne olur bilemeyiz." dedi.
Ağırlıklı olarak Kürt meselesinin ve güncel gelişmelerin değerlendirildiği panelde
Can Dündar’ın Mustafa Kemal’e yönelik belirlemeleri dikkat çekti. Dündar şöyle dedi;“Mustafa Kemal Atatürk’ün Kürtlere federasyon önerisi vardır. Kürtlere federasyon isteyen de M.Kemal’di. Lenin’e “yoldaşım” diye mektup yazan da. Meclis açılırken ellerini açıp dua ederken fotoğraf çektirip bu fotoğrafı Anadolu’ya dağıttıran da.
Buradan çok sayıda Mustafa Kemal portresi çıkarabiliriz ve her birinden farklı sonuçlara gidebiliriz yani Mustafa Kemal’in çok inançlı bir Müslüman olduğunu, Mustafa Kemal’in Kürtlerin federasyonundan yana olduğunu, Mustafa Kemal’in bir komünist olduğunu söyleyebiliriz. Ama sunu biliyoruz ki M.Kemal bunların hiçbiri değildi. Mustafa Kemal bir pragmatistti.
Bu gün “Ne mutlu Türküm diyene” yazısının ülkenin dört bir dağına yazılması beni de rahatsız ediyor, çünkü “Ne mutlu Türküm” demeyen insanlar var bu ülkede. Ve bunun baskıyla söyletildiği yerlerde bunun bir zulüm aracına dönüştüğünü de biliyoruz.”
Panelin Soru-cevap bölümüne gelindiğinde özellikle Can Dündar `soru yağmuruna' tutuldu. Bir PKK sempatizanının ayağa kalkıp "Aydınlarımız Türkiye'de yapıcı çözüm önerileri sunmuyor. Sayın Abdullah Öcalan ise bir öneri sunuyor" demesi üzerine ülkücü gençler “Sayın diyemezsin” deyince, PKK’liler kafanıza vura vura size de söyleteceğiz diye bağırıp “Biji Apo” diye slogan atmaya başladılar. Konuşmacıya müdahale etmek isteyen dinleyiciler, salonun her bir köşesinden ayağa kalkan PKK yandaşlarının sloganları ve zafer işaretleri ile karşılaştı.
Karşılıklı bağırmaların duyulduğu sırada Can Dündar ve diğer panelistler, yerlerinde kalarak sakinliklerini korudu. Türkiye'de artan milliyetçilik ile ilgili panelde yaşanan gerginlik, konuşmanın yarıda kesilmesi ve salonun boşaltılması ile son buldu.
Ali ERDOĞAN Dost! elbistanliali@fsmail.net
Yüreğimden damıtarak yazıyorum bu satırları...
Bu sabah seni düşledim. Nice uygarlıkların çiçek-çiçek, ilmik-ilmik dokunduğu, nice acıların sabır-sabır çekildiği, nice sevdaların yürek-yürek yaşandığı kutsal coğrafyamızda seninle yola çıktık. Koyu çınar gölgelerinde posteki üzerine uzanıp, buz gibi ayran içenlerle birlikte olduk. Sıp sıcak sobalarının başında oturan, geçim sıkıntısından, işkencelerden dert yanan hewallarla-yoldaşlarla bütünleştik.Çıplak ayaklarla karın içinde selpak satan ilk okul çağındaki çocuklarla görüştük...
“Şimdi derviş dergahlarında şiirler vardı/ Seydi balım ilinden/ Şeker tamar dilinden/Dost bahçesi yolundan/ Evlere derviş geldi...” diyen Yunus diyarında gezdik. Yağmur toprak kokusunda, günleri kara bulutlara gebe çalan güneş aydınlığında, geceleri hülasa ay berraklığında olan Anadolu’yu ve canım Kürdüstan’ı gezdik. O güzelim kıyılara, dallarını ana kucağı içtenliğiyle uzatmış asırlık zeytin ağaçlarının dostluğunda seyreyledik alemi. İnsan için, dostluk için dizeler ilmikledik...
“Yarin yanağından gayri her şey ortaktır” diyen Şeyh Bedtettin’i anımsadık. Çocuklarına yaşamsal azığı temin etmek için kendisini meta diye satan anaları gördük. Düşünceleri uğruna yaşamlarını yitiren, cenazelerı aylar sonra birer çukurda bulunan ana kuzularını gördük. Onurlu bir yaşam tarzını istedikleri için, işkencehanelerde onurluca direnen yarının yöneticilerini gördük. Salt karınlarını doyurmak için bir somun çalan, yakalanıp kelepçelenen Ali’leri, Memoları gördük....
Diğer yanda belgelere dayalı adam öldüren, uyuşturucu pazarlayan, devlet içinde yuvalanmış çete mensuplarının serbest gezdiklerini gördük. Ve henüz yaşları 25 olmadan Üniversite bitirip, triyonları aşan servet sahibi gençleri gördük. Vurguncuları, talancıları, banka boşaltanları göre göre alıştık.
Dost! Dostluklardan, sıcak dayanışmalardan uzak, egonun (benliğin) hükmettiği anlamsız, zaaf batakhanelerinden nasibini bolca almış bu diyarlar, hep sistemin, yakınmanın ezgisini mırıldatır dudaklarda. Buralarda ince bilekli serçe kuşları da çırpınmıyor, yol kenarındaki su birikintilerinde. Saç üzerinde pişen yufka ekmeklerin nefis kokusunu duyamıyor insan. Hiçbir şeyi doğallıkla yaşamanın olanağı yok. Herşey sunni. Dostluklar yapmacıklı. Domates bile hormon kokar.
Bazen akşam sofralarında bir kadeh rakı durur. Hafif çakır keyifliler, insanı bazen güzel duygulara, güzel yerlere götürür. Kadehte duran su karışmış rakıya bakarım da; mat-beyazlığı ayran kadar pak değil, onun kadar ak değil.
Siz gençler, bugünkü attığınız her adımınız, yarınki yaşamınız olacaktır. Sevgi üstüne kurun bu dünyayı. İçinizden gelen sesi “tatlı-tatlı okşayan sesi” dinleyin...
Bizler anadan doğma göçmeniz. Bu dünyaya bir raslantı sonucu gelmişiz ve geldiğimiz gibi gideceğiz de... “Saraylar saltanatlar çöker./Kan durur birgün. /Zülüm biter! /Menekşeler açılır üstümüzde, /Leylaklar da güler! /Bugünlerden geriye, /Bir yarına gidenler kalır. /Bir de yarınlar adına direnenler..” der ozan.
Dost! Kürt Halkı neden bir açmaz içerisinde? Yanyana gelişinin ikinci günü neden birbiriyle didişir? Çünkü içi boşaltılmış, kendi gerçeğinden uzaklaştırılmış. Kardeş kardeşiyle savaşır hale gelmiş. İnsan kardeşini esir alır mı? Bizler neden başkasıyla barışık kendimizle düşmanız? Başkaları adına konuşur, düşünür, emek sarfedersen beğeniliyorsun. Ama kendi adına konuştuğunda, birşeyler yapmak istediğinde buna “terörizm” diyorlar. Yargısız infazlara, faili meçhul cinayetlere karşı tepki gösterenlere “bölücü-tetörist” gözüyle bakılıyor. Vatan haini damgasını yiyorsun. Katliniz ‘vacip’oluyor. Gereği yapılmak üzere cinayet şebekelrine havale ediliyorsunuz. Kürtlerin yaşadığı coğrafya toz duman içinde. Yaşanan acıyı, göçü, sürgünlüğü ve katledilen insanlığı hangi saz yeterince çalabilir? Hangi kalem yazabilir ve hangi duygular anlatmaya yetebilir? Yine de ozanın deyişiyle: “Döğüşenler de var bu havalarda”.
Dost! Vatan aşkına toprağa düşen her canlının bir diriliş filizine dönüştüğünü iyi bilenler, ülkeyi yakıp yıkarak, boşaltarak, insansızlaştırarak “vatansızlaşitırma” hakımızı köklerinden koparmak ve böylece diriliş filizlerinin zemininde kurutmak istiyorlar.
Bir fide düşünün, toprağından koparılınca solar. Ancak sulanırsa yaşar. Ama yaşlı bir ağaç toprağından koparılınca kurumaya mahkümdür. Bunun için dünyanın dört bir yanına darı misali serpilip atılmadık mı?
DOST! “Benim de bir ülkem var” diyememenin acısını yüreğinde hissettin mi hiç? 20 yıldır bu acıyla yaşıyorum. Çektiğim ıstırabı ifade edecek kelime bulamıyorum... Sizler bulabiliyor musunuz?
Sevdalarımız, iki damla gözyaşına dönüşerek gizlice içimize akıyor. Her birey vatan aşkını, umudu ve direnci besleyip büyütmeli narin yüreğinde, mutlu yarınlar için. Gelecek, geçmişten alır özünü. Geçmişimizi unutursak, geleceğimiz olur mu?
Halkın tarihine ve iradesine karşı sorumluluğun yerine getirilmesi için ‘nasıl yapmalı-neler yapılmalı’ sorulariyle aklımızı ve yüreğimizi sorgulamalıyız. Yeniden yaratmanın, direnmenin oluşumuna katkı sunmalıyız.
Mütevazi, sade, sevecen, kararlı, inançlı, direngen... ve özgürce bir yaşamın hayata geçmesi için ne gibi bir çaba inerisindeyiz?
Ahmede Xani bir dizesinde der ki: “Bazıları canlar için ister canı/ Bazıları da cananlar için verir canı”. Canların onurlu bir yaşama erişmesi için, hangi uğraş içindeyiz?
Dost! Karanlığa karşı aydınlığı, savaşa karşı barışı, çirkinliğe karşı güzelliği, kötülüğe karşı iyiliği, sevecenliği ve kardeşliği kendimize rehber almalıyız! Askari müştereklerde birleşmeliyiz! Türk’ü, Kürd’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Arab’ı... ve Gürcü’sü. Hep birlikte, bir çatı altında kardeşçe yaşamak için...
Çok düş kurduğumdan olsa gerek, yazılarımın ve mektuplarımın son cümlesinde, düşleriniz yaşamınız olsun derim. Ve sorarım: Ne zaman hakikat düşlere misafir olacak?
Tüm dostlara gurbet selamı...


