Deniz Feneri’nin Kürt seferi!

k1jc2 Çetin Diyar- Evrensel

Dini kullanan dernek ve kurumların AKP’nin Bölge’deki en önemli dayanakları arasında yer aldığı biliniyor. Bu gerici yapılanmalar, son yıllarda özellikle dini bayramlar döneminde Kürt yoksullarına yardım dağıtma kampanyaları düzenliyor. Bu kampanyaları düzenleyen Deniz Feneri, Kimse Yok Mu Derneği, İHH gibi örgütler, amaçlarını “dini duygularla sosyal yardımlaşmayı geliştirerek terörün kökünü kazımak” olarak açıklıyor! Bu dernekler geçen yıl Kurban Bayramı’nda Cumhurbaşkanı Gül’ün çağrısıyla kurban etlerini Kürt yoksullarına dağıtma kampanyası düzenlemişlerdi. Başbakan Erdoğan, bu kampanyayı “kardeşlik köprüsü” olarak adlandırmış; M. Eğitim Bakanı Çelik de, “kampanyayı düzenleyenlerin önünde şapka çıkardığını” söylemişti. Bu yıl ortaya çıkan yolsuzluk belgeleri ve yöneticilerinin mahkûmiyeti nedeniyle Deniz Feneri ortalıkta gözükmese de, Deniz Feneri’nin “yüzyılın iyilik hareketi” sloganına benzer bir şekilde “bize iyilik yaraşır” sloganını kullanan İnsani Yardım Vakfı (İHH) ve Kimse Yok Mu Derneği, ramazan ayı boyunca Bölge’de binlerce kumanya dağıttıklarını açıkladılar.
Geçen yıl Bölge’de elli bin aileye yardım ulaştırmakla övünen Deniz Feneri ve benzeri örgütlerin Bölge’de oynamaya çalıştıkları rol dikkate alındığında, Başbakan Erdoğan’ın bunlara yönelik suçlamalara karşı neden canla başla kalkan olmaya çalıştığı da daha anlaşılır olmaktadır. AKP ile bu gerici yapılanmalar arasında sadece mali değil, aynı zamanda politik ortaklıklar bulunmaktadır: Deniz Feneri ve benzerleri, dağıttıkları yardımlarla Kürt yoksullarına el uzatacak ve din kardeşliğiyle ulusal demokratik istemlerin önüne geçilecek! Burada şunu da hatırlatalım; bu gerici yapılanmaların siyasal ideolojik alandaki temsilcisi olan ‘Abant Platformu’nun temmuz ayında yaptığı toplantılarda, Kürt sorununun çözümü konusunda “İslam kardeşliği” çağrısı yapılmıştı. Farklı alanlarda çalışan bu yapılanmaların aynı noktada birleşmesi rastlantı olmasa gerek!
Kürt yoksullarından, halkın açlık ve yoksulluğunu politik çıkarları için kullanmaya çalışanlara karşı yükselen sesler, ekmeği demokrasi mücadelesinin karşısına çıkaranların amaçlarına ulaşamayacağını göstermektedir. Van’ın AKP’li belediyesinin Şerefiye Mahallesi’nde dağıtacağı ekmekleri almak için saatlerce bekleyen bir Kürt yoksulu, “İş ve aş imkânları yaratılsın. Fakirlere istihdam alanları yaratılsın. 4 ekmekle biz fakirleri nereye kadar kandıracaklar? Bu ne insanlığa ne de Müslümanlığa sığar” diyerek ianeci anlayışla kendilerini yedekleme hesabı yapanlara tepki gösteriyor. Yine Mardin’in Derik ilçesinde halk, “Bizler artık şeker, makarna, kömür istemiyoruz. Bizler barış istiyoruz. Bir yandan üzerimize bombalar yağdırılırken diğer yandan sanki çocukmuşuz gibi bize şekerler uzatılıyor” diyerek kendilerine dağıtılan yardımları almayı reddediyor.
Kürt halkının, üzerinden oynanmak istenen oyunlara karşı yardımları reddetmesi elbette onurlu bir davranıştır. Ancak buradan devrimci sınıf partisinin Kürt örgütlerinin ve demokrasi güçlerinin çıkarması gereken sonuçlar olduğu açıktır. Ülke nüfusunun yüzde 16’sını barındırdığı halde yatırımlardan sadece yüzde 4.4 pay alan; nüfusunun yarısının işsiz ve açlık sınırının altında yaşamaya çalıştığı Bölge’de, açlık sınırı altında yaşayan emekçilere devlet tarafından düzenli sosyal yardımların yapılması ve işsizlerin sigorta primlerinin ‘İşsizlik Fonu’ ndan ödenmesi acil talepler olarak savunulmalıdır. Bu alanda yürütülecek mücadele, ekmeğin demokrasi mücadelesinin karşısına konulması yönündeki gerici girişimlerin önüne geçilmesini de sağlayacaktır. Bu mücadele aynı zamanda, Kürt halkının demokrasi mücadelesine karşı ‘Deniz Fener’leri ile sefer düzenleyenlerin, Güneşin doğudan yükseldiğini hatırlamasını da sağlayacaktır!

MAHMUT ALINAK: Öyleyse bizi vatandaşlıktan çıkarın!

Smahmut-alinak2addam Hüseyin bile dil yasağı koymayı düşünmemiştir. Ama tarih şahit olsun ki, bugün Türk cezaevlerinde Kürtçe yasaktır. Kontrol edeceklerini bilseler Kürtçe’yi evlerde bile yasaklayacaklar

Dört gün önce Erzurum H tipi cezaevindeydim. Gördüklerim ve duyduklarım dehşet vericiydi. Mahpusların anne ve bacılarıyla Kürtçe konuşmaları yasaktır. Bu nedenle üç aydır telefon görüşmesi yapamıyorlar. Türkçe-İngilizce, Türkçe-Almanca sözlük serbest; ama Türkçe-Kürtçe sözlük yasaktır. Kürtçe gazete, dergi, kitap ve mektup yasaktır. Mahpuslar Kürtçe yazılmış bir mektup göndermek istediklerinde kendilerinden 70 milyon lira tercüme parası istenmektedir. Türk Hükümeti Kürtçe’yi böyle yük olarak görüyorsa, onları bu yükten kurtaracak kolay bir yol var: Bakanlar Kurulu toplanır ve bütün Kürtleri vatandaşlıktan çıkarır. Böylece bu “yükten” kurtulmuş olurlar. Ama sözde de olsa Kürtleri “vatandaş” olarak kabul ediyorlarsa, o zaman bizim insani haklarımıza tahammül etmek zorundadırlar. Buna mecburdurlar.

Dil yasağından başka, mahpusların ilgili makamlara yazdıkları dilekçeler kaybediliyor. Yazımı aylar, yıllar alan günlükler ve anılar aramalarda imha ediliyor, kitaplara el konuluyor. Odalar keyfi bir şekilde değiştiriliyor. Hastalıklar tedavi edilmiyor. Hipokrat yemini eden doktorlar cezaevinden on beş yıl sonra çıkacak mahpuslarla, “Cezaevinden çıktıktan sonra gelir tedavi olursunuz” diyerek alay ediyorlar.

“Yemekleri köpekler bile yemez” deniliyor.
Yeni gelen mahpuslar soyundurularak arama yapılıyor. Bu insanlık dışı uygulamaya karşı çıkanlar dövülüyor, hücrelere atılıyor. Mahpuslar zorla çalıştırılıyor. Kütüphane ve spor sahasından yararlanılamıyor. Genelgeler uygulanmıyor; ortak alanda sohbet süresi haftada on saat iken, bu hak hemen hemen hiç kullandırılmıyor.

Kısacası Erzurum’un göbeğinde H tipi bir imparatorluk kurulmuş. Bu dehşet imparatorluğunda insanlık Guantanamo Cezaevi’ nde olduğu gibi yerlerde süründürülüyor.

Ey vicdan sahipleri, bu zulme karşı çıkmak için Kürt olmak gerekmiyor, sadece insan olmak yetiyor.
Bu zulüm karşısında, “Ben cezaevindeki Kürdüm” diyemiyorsak, ne kadar insan olduğumuzu gözden geçirmemiz gerekmez mi?

Saygılarımla özgür politika

Kürt boksörden bir madalya daha

kurd_kurdisch_kurds_engin_erdogan_boksor Avrupa Boks Federasyonu ( European Boxing Federation ) tarafından Bayern'deki Burghausen'da düzenlenen ve 12 profesyonel boksçunun katıldığı Uluslararası Boks Turnuvasına Avusturya'yı temsilen katılan Kürt Boksör Engin Erdoğan bir galibiyet daha kattı.
Önceki gün Almanya'nın Burghausen kentindeki Messehalle'de yapılan ve yaklaşık 1 bin 500 seyircinin katıldığı Boks Galası'nda, Kürt Boksör Engin Erdoğan ile Alman Boksör Rushid Serm karşı karşıya geldi.
Dört raunt olarak yapılan boks maçında Kürt boksör Engin Erdoğan, maçın ilk dakikalarından itibaren rakibine büyük baskı kurarak başına attığı sert yumruklarla rakibini şaşkına çevirdi. Maç boyunca üstün taktik ile dövüşerek rakibini sık sık ring köşesine sıkıştıran Erdoğan, maç sonunda her üç hakemin verdiği yüksek puanlarla galip oldu.
Maç sonrası ANF'ye konuşan Engin Erdoğan , 'Şu anki hedefim 14 Aralık'ta Almanya'nin Nürberg kentinde yapılacak olan 'German Boxing Organisation Galası'ndaki' karşılaşmasındaki maçı da kazanıp, başarılarıma bir yenisini daha eklemek' dedi.
Kürt gençlerini de uluslararası alanda kendi kimlikleriyle spor faaliyetlerinde yer almaya çağıran Erdoğan, 'sporun kardeşlik ve barışı ifade ettiğini' söyledi.

 
Orta Anadolu Aksaray Kürtlerinden olan 30 yaşındaki Kürt Boksör Engin Erdoğan, bugüne kadar Avusturya'da birçok başarıya imza attı. 1991 yılında boks hayatına başlayan Erdoğan, 14 yaşından beri Avrupa'da amatör olarak yüzden fazla maç yaptı.


1991-2003 yılına kadar Salzburg'daki Box Club ASVO-02'de boks yapan Erdoğan, 2003 yılında Boxteam-Vienna ile yaptığı transfer anlaşmasıyla profesyonel boks hayatına başladı. 
1994, 1995, 1996, 1997 Avusturya gençler şampiyonluğunu kazandı,
1994 yılında 70 kiloda Avusturya gençlik şampiyonu ve yılın en iyi teknik boksörü seçildi,
1998, 1999, 2000, 2001'de Avusturya profesyonel ön şampiyonu oldu,
1993 yılından 2001 yılına kadar Avusturya Milli Takımı adına uluslararası turnuvalara katılan Erdoğan, Avusturya'ya onlarca altın, gümüş ve bronz madalya kazandırdı,
7 Haziran 2002'de Almanya'nın Troisdorf kentinde yapılan Mazlum Doğan Kültür ve Spor Turnuvası'nda boks şampiyonu olarak, Kürt sporuna adını yazdı.
2002-2003 yılında, 75 kiloda Avusturya Profesyonel Boks Ligi şampiyonu ve yılın en iyi boks sporcusu seçildi,
Avusturya'nın Salzburg Eyaleti'nin ilk profesyonel boksörü unvanını elinde bulunduruyor. Erdoğan'ın 16 Uluslararası profesyonel boks maçından sadece 2 yenilgi aldı.

BURGHAUSEN / ANF ÖMER YÜCE

Bakan'ın bitmeyen yalanları

İçişnewroz2008cuneytleri Bakanı Beşir Atalay, belgeli, bilinen birçok olaya ilişkin gerçekdışı beyanatlarda bulunmaya devam ediyor. Son olarak kameralar önünde polislerce kolu kırılan Ertuş'un durumunu inkar etti

AKP hükümetinin gerçekleri gizleme ve tersyüz etme gayretleri bitmiyor. İçişleri Bakanlığı'nın bu konudaki çabaları ise, bu kadar da olmaz dedirtecek türden. Askerlerin Bölge'de ormanları ateşe verdiği herkesçe bilinmesine ve askerlerce kabul edilmesine rağmen 'PKK patlayıcılarından kaynaklanıyor' diyen, 7 yaşındaki çocuk ismi Welat olduğu için Türkiye'ye alınmazken 'Türkiye vatandaşı değildi' yanıtını veren, insan hakları kuruluşlarına yüze yakın şikayet bulunmasına rağmen 'ajanlık dayatması'nı inkar eden, Van'daki 8 Mart ve Newroz kutlamalarındaki şiddeti savunan, HADEP'li Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'in askerlerce kaybedilmesini aklamaya çalışan İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın son marifeti, Hakkari'de 14 yaşındaki Cüneyt Ertuş'un kolunun kameraların önünde polislerce kırılmasını inkar etmek oldu.turk_polis_kol_kirdi
DTP Milletvekili Hamit Geylani'nin Hakkari'deki Newroz olayları sırasında iki kişinin yaşamını yitirmesi, bir çocuğun sağ gözünü kaybetmesi ve Ertuş'un kolunun kırılmasına ilişkin verdiği soru önergesine yanıt veren Atalay, diğer olaylarla ilgili soruşturmanın açıldığını belirtirken, Ertuş'un durumunu ise inkar etti. Atalay, devamla şunu söyledi: 'Hakkari Sulh Ceza Mahkemesi tarafından hakkında tutuklama kararı verilen Cüneyt Ertuş isimli şahsın alınan doktor raporlarında vücudunda yeni bir tıbbi lezyona, darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiştir. Ayrıca soruşturma aşamasında kendisinin veya avukatının herhangi bir şikayeti olmamıştır.' Ancak Bitlis Cezaevi'nde 21 gün tutuklu kalan Ertuş'un ailesi ve avukatları olayın hemen ardından doktor raporlarıyla işkenceyi belgeleyerek polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuş, savcılık polisleri korumak amacıyla 'takipsizlik' kararı vermişti. Van Ağır Ceza Mahkemesi'ne yapılan itiraz da bu kararı değiştirmeyince Ertuş Ailesi, soruşturmanın engellendiği ve adil yargılama yapılmadığı gerekçesiyle AİHM'e başvurmuştu.
Orman yangınları
DTP Milletvekili Aysel Tuğluk'un Bölge'de çıkan yangınlara ilişkin verdiği soru önergesini yanıtlayan Atalay, yangınların operasyonlar nedeniyle çıkmadığını, top atışlarının yangına sebebiyet vermediğini, ama PKK tarafından yerleştirilen patlayıcıların yangınlara sebep olduğunu, PKK'lilerin 'kaçmalarını kolaylaştırmak için' yangın çıkardığını ileri sürmüştü. Oysa, askerlerin bilinçli yangınları başlattığı ve müdahale eden yurttaşları ise 'güvenlik gerekçesi' ile engellediği defalarca belgelenmişti. welatkimlik3
Welat'ın sınırdışı edilmesi
Türkiye'ye alınmayan 7 yaşındaki Welat Dağ'a ilişkin önergeyi yanıtlayan Atalay, Welat Dağ'ın vizesiz ve Türkiye vatandaşı olmadığı gerekçesiyle Türkiye'ye alınmadığını belirtmiş, Welat'ın kardeşleri olan Birhat ve Esmanur'un nasıl Türkiye'ye alındığını ise açıklamamıştı. Welat Dağ, 'Welat ismi Türkiye'de yasak' denilerek Almanya'ya geri gönderilmişti.
'Ajanlık' teklifleri
Atalay, DTP Milletvekili Akın Birdal'ın 'ajanlık' ile ilgili soru önergesine verdiği cevapta; herhangi bir güvenlik biriminde bunun söz konusunu olmadığını iddia etmişti. Ancak son birkaç yıl içerisinde cumhuriyet savcılıklarına ya da İnsan Hakları Derneği'nin çeşitli şubelerine yaklaşık yüz kişi 'kendisine ajanlık teklif edildiği' gerekçesiyle başvuruda bulundu. 
8 Mart olayları
Van Erciş'te 8 Mart Dünya Kadınlar Günü şöleninin ardından gerçekleştirilen yürüyüşe yapılan müdahalede darp edilenlere ilişkin önergeyi yanıtlayan Atalay, gözaltına alınan şahıslara kötü muamelede bulunulmadığını öne sürmüştü. Olay günü çekilen fotoğraflar, Pınar Avcı ve Abdurrahman Güler'in olay sonrasında hastaneden aldıkları rapor ve anlatımları Atalay'ın iddialarını yalanlıyordu.serdar tanis ebubekir deniz
Tanış ve Deniz kaybedildi
25 Ocak 2001'de askerlerce gözaltına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamayan HADEP yöneticileri Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz hakkındaki önergeye Atalay, olayda herhangi bir jandarma personelinin kusur, ihmal ve sorumluluğunun bulunmadığı yanıtını vermişti. Oysa Tanış ve Deniz'in karakola çağrıldıkları ve bir daha kendilerinden haber alınmadığı, Ergenekon dosyasında bile Tanış ve Deniz'in dönemin Şırnak Komutanı Levent Ersöz tarafından kaybedildikleri belgelenmişti. İSTANBUL www.gundemonline.org

Kürtlerden Cem Özdemir'e kınama!

cem ozdemir Berlin-Brandenburg Kürt ve Kürt Dernekleri Birliği Sözcüsü İsmail Parmaksız da, Cem Özdemir'in Kürt karşıtlığı yaparak, ‘bir yerlere’ gelmeye çalıştığını iddia etti. Parmaksız, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu bir hastalıktır. Türk siyaset geleneğinden gelen bir hastalık..."

ALİ GÜLER/YEKO ARDIL -ANF
BERLİN / Berlin'de faaliyet yürüten Kürt dernekleri düzenledikleri basın toplantısında Avrupa Parlamentosu Yeşiller milletvekili Cem Özdemir'e ortak tavır alarak, Özdemir'i Kürt karşıtlığı yaptığı için kınadı.
AP Yeşiller Grubu  Milletvekili Cem Özdemir'in girişimleri sonucunda Almanya'nın başkenti Berlin'de faaliyet yürüten Kürt Camisi’nin yerinden çıkarmasına tepkiler artıyor. Bugün bir basın toplantısı yapan Kürt dernekleri temsilcileri Cem Özdemir'in tavrını kınadılar.
Toplantıya katılan Selahaddin Eyyubi Camii'si yönetim Kurulu Üyesi Kadir Doğan, Berlin-Brandenburg Kürt ve Kürt Dernekleri Birliği Sözcüsü İsmail Parmaksız, Navenda Civaka Demokratik a Kurd  Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Pervin Kaplan, Berlin Kürt Cemaati Başkanı Rıza Baran,  Navenda Kurdî adına İbrahim Okuducu, yaptıkları konuşmada, Cem Özdemir'in Kürt karşıtlığı tutumundan vazgeçmesi çağrısında bulundular.
Toplantıda ilk olarak söz alan camii yönetim kurulu üyesi Kadir Doğan, kendilerine yönelik yapılan bu uygulamanın bilinçli olduğuna dikkat çekti. 17 yıldır bu binada faaliyet yürüttüklerini hatırlatan Doğan, "Şimdiye kadar herhangi bir komşumuzla bir sorunumuz yoktu. Ta ki 3 yıl öncesine kadar. 3 yıl önce Cem Özdemir buraya taşınınca sorunlar başladı. Cem Özdemir, gelir gelmez bize karşı bir kampanya başlattı. Ve bütün komşularımızı bize karşı kışkırttı" dedi.
Cem Özdemir'in bu tutumunu anlayamadıklarını söyleyen Doğan, " Zulüm altında bir halkız, Türkiye'den kaçıp buraya geldik. Burada da bu tür uygulamalarla karşılaşırsak daha nereye gideceğiz" diye konuştu.  
‘ÖZDEMİR ÖZÜR DİLESİN’
Berlin-Brandenburg Kürt ve Kürt Dernekleri Birliği Sözcüsü İsmail Parmaksız da, Cem Özdemir'in Kürt karşıtlığı yaparak, ‘bir yerlere’ gelmeye çalıştığını iddia etti. Parmaksız, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu bir hastalıktır. Türk siyaset geleneğinden gelen bir hastalık, Avrupa'da yaşayan birçok Türk kökenli politikacıda da bu var. Bizim talebimiz bu hastalığından bir an önce kurtulmaları. Kürt karşıtlığı yaparak, bir yerlere varamazlar. Biz artık buna asla izin vermeyeceğiz."
Özdemir'in yaptığı iftira ve yalandan ibaret olduğunu vurgulayan Parmaksız," Cem Özdemir, Almanya'da bakan olmak istiyor. Bunun için burada yaşayan Türklerden ve Türkiye'den destek alması gerekiyor. Onun için Kürt karşıtlığı yapması şart. Temel sorun budur" dedi.
Parmaksız, Cem Özdemir Kürtlerden özür dilemeyene kadar demokratik mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.
BARAN: ÖZDEMİR DOĞRU SÖYLEMİYOR
Navenda Civaka Demokratik a Kurd  Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Pervin Kaplan da, Cem Özdemir in kendi konumuna yakışmayan tutumlar içerisinde olduğunu belirterek, Kürtler olarak bunu bütün Alman ve özellikle  Birlik 90/YEŞİLLER partisine ve  kamuoyuna anlatacaklarını söyledi.
Berlin Kürt Cemaati Başkanı Rıza Baran ise Cem Özdemir'in "Kürt caminde bomba var" iddialarına ilişkin ise "Cem Özdemir'in söyledikleri bu iddialar doğru değil. Özdemir yanlış yapıyor" dedi.

Savaş uçakları Kandil'i bombaladı

Dkandilkadinizlenimün akşam saatlerinde Diyarbakır Askeri Havaalanı'ndan kalkış yapan savaş uçaklarının saat 22:00 sıralarında Güney Kürdistan'da Qalatuka bölgesini bombaladığı bildirildi.

Türk ordusu dün gece yarısına doğru yerel kaynaklara göre 15 savaş uçağı ile saldırıda bulundu. İki saat süren bombardımandan önce, son 4 gündür Kandil alanında keşif uçaklarının yoğun uçuşlar yaptığı bildirilmişti.


PKK: Bir saldırı planladıklarını biliyorduk
Türk ordusunun Kandil'e yönelik hava saldırısı hakkında bilgi veren PKK sözcülerinden Ahmed Danış, 'Bir saldırı planladıklarını biliyorduk' dedi.
Bombardıman sırasında sivil yerleşim yerleri de bombalanırken, Kozine köyüne 3 bombanın isabet ettiği öğrenildi.
Yerel kaynaklara göre Kurtek, Qelatukan, Kuzîne, Dolekoge, Biredê, Sergey Nêl köyleri ile Zerde ve Maredu kasabaları, Sawên Dağı etekleri ve Dola Pişt Aşani bombalandı.
Bombalamanın hedefi olan Pirdeşal ve Zergeli köylerinde ise büyük panik yaşandı. Köylüler bombardıman sırasında evlerinden kaçarak korunaklı alanlara sığındılar.
Bombardımana ilişkin AFP'ye konuşan PKK sözcülerinden Ahmed Danış, Türk ordusunun saldırısında bir gerillanın yaralandığını belirtti. Danış, 'Bir saldırı planladıklarını biliyorduk' dedi.HEWLER / ANF

Irak yerel seçimler yasası kabul edildi

Irak Parlamentosu tartışmalı yerel seçimler yasasını aylar süren müzakerelerden sonra kabul edildi. Yasaya göre, yerel seçimler 18 vilayetin 14'ünde 31 Ocak 2009 tarihine kadar yapılacak.

irak_parlamentosuKürtlerin tepkisi üzerine daha önce Irak Başkanlık Konseyi tarafından geri çevrilen yasada Kerkük'e ayrı bir çözüm öngörülüyor.

Kürt, Sünni ve Şii tarafların haftalarca süren müzakereleri ardından yeniden parlamentoya sunulan yasanın, meclis üyelerinin oybirliğiyle kabul edildi. İlk yasa 22 Temmuz'da parlamentoda Kürtler Kerkük maddesi nedeniyle oturumu boykot etmelerine rağmen kabul edilmişti. Kürtlerin baskısı ile reddedilen ilk yasa Kerkük'te referandumun yapılmasını öngören Federal Irak Anayasası'nın 140. maddesini dikkate almayarak, yerel seçimlerle birlikte Kerkük'te Kürtlere 32, Araplara 32, Türkmenlere 32, Hristiyanlara 4 sandalye verilmesi öngörüyordu. Protestolar üzerine Irak Devlet Başkanlığı Konseyi tarafından geri çevrilmişti. Kürt Parlamentosu boykota rağmen yasanın çıkarılmasını kınamış, birçok kente yüzbilnler alanlara çıkmıştı. Temmuz sonundaki protestolar sırasında düzenlenen intihar saldırısanda çok sayıda kişi hayatını kaybetmişti. Yasanın çıkması için Irak Devlet Başkanı, YNK Lideri Celal Talabani söz vermişti. Washington, Ankara ve Tahran'ın baskısına boyun eğen Talabani oldu-bitti yaratmak istemişti. Türkiye ve ABD yasanın çıkması için baskı yaparken, aylar süren pazarlıklar yapılmıştı. Mevcut durumda parlamento tarafından kabul edilen değiştirilmiş yasada Kerkük'te seçimler yer almıyor. Seçimler Federal Kürdistan Bölgesi'ndeki Süleymaniye, Duhok ve Hewler'i de kapsamıyor. Taraflar, bir parlamento komisyonunun kurularak, Kerkük sorununa ilişkin çözüm raporunu Mart 2009'dan önce sunması üzerine anlaştı. Sünni Uyum Cephesi yetkililerinden Selim El Cuburi, tüm tarafların tavizlerde bulunduğunu söyleyerek, Kerkük için ayrı bir yasa çıkarılacağını belirtti. Yerel seçimlerin daha önce 1 Ekim'de yapılması kararlaştırılmıştı. Yeni karara göre seçimlerin 31 Ocak 2009'dan önce yapılması gerekiyor.

Parlamentodaki oylama Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin ABD Başkanı ile 23 Eylül'de BM oturumu sırasında yaptığı görüşme sırasına denk geldi. Parlamentonun kabul ettiği seçim yasasına Irak Başkanlık Konseyi'nin de onay vermesi bekleniyor. Başkanlık Konseyi, Talabani ile Şii ve Sünni iki yardımcısından oluşuyor. BAĞDAT /ANF

Türk Basını, söz konusu Kürt basını olunca sansüre ortak

Kürt basınına yönelik baskılar ve sansür uygulamaları basın meslek örgütleri tarafından da görülmüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Doğan Medya Grubu'na yönelik boykot çağrısı üzerine önceki gün olağanüstü toplanan ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Baalternatif_gelecek_gazetesın Senatosu, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin de aralarında bulunduğu basın kuruluşları dün bir bildiri yayınladı.

Bildiride, Erdoğan'ın tutumu 'dünyada eşi benzeri görülmeyen' bir tutum olarak değerlendirilerek, 'Asıl olan ifade özgürlüğüdür. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı herkes tarafından her koşulda korunmalıdır' denildi. Ancak ÇGD tarafından Alternatif Gazetesi'nin kapanması konusu gündeme taşınmasına rağmen bildiride bu konuya yer verilmedi. Bu da söz konusu Kürt basını olunca basın kuruluşlarının da sansüre ortak olduğu yorumuna neden oldu.

Bildiride, Erdoğan'ın tutumu 'dünyada eşi benzeri görülmeyen' bir tutum olarak değerlendirilerek, 'Asıl olan ifade özgürlüğüdür. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı herkes tarafından her koşulda korunmalıdır' denildi. Ancak ÇGD tarafından Alternatif Gazetesi'nin kapanması konusu gündeme taşınmasına rağmen bildiride bu konuya yer verilmedi. Bu da söz konusu Kürt basını olunca basın kuruluşlarının da sansüre ortak olduğu yorumuna neden oldu.
Alternatif ve Özgür Halk'a destek 
Alternatif Gazetesi'ne bir ay yayın durdurma ve Özgür Halk Dergisi'ne kapatma verilmesi bu kez Diyarbakır, Dersim, Ankara ve İstanbul basın açıklamaları ve destek ziyaretleriyle kınandı. Diğer taraftan Türkiye, Özgür Bakış davasından AİHM'de mahkum oldu
Alternatif Gazetesi'nin yayının bir ay durdurulmasına ve Özgür Halk Dergisi'nin kapatılmasına tepki gösteren İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey ve DTP Diyarbakır İl Başkanı Necdet Atalay, Kürt sorununu dillendiren kesimlere karşı ayrımcılık yapıldığını ve çeşitli ceza yöntemleriyle susturulmaya çalışıldığını belirtti.
Alternatif Gazetesi'nin ve Özgür Halk Dergisi'nin kapatılmasına tepki gösteren DTP Diyarbakır İl Başkanı Necdet Atalay, Kürtlerin sorununu dillendiren kesimlere karşı ayrımcılık yapıldığını ve çeşitli ceza yöntemleriyle susturulmaya çalışıldığını söyledi. Atalay, 'Kürtlüğe dair ne varsa gerek mahkeme huzurunda gerek aydın-entelektüel ortamda gerekse devlet bürokrasisi açısında ayrımcılığa maruz kalıyor. Doğan Grubu ve AKP arasındaki polemik çerçevesinde özgür basın tartışılıyor. Ama gerçekten özgürlüğünü, bağımsızlığını yıllardır haberleriyle ispatlamış ve gerçek özgür basın dediğimiz başta Kürt basını ve yine diğer bazı basın organlarının karşılaştığı baskılara kimse değinmiyor' diye konuştu.
Kürtlere yönelik başlayan tasfiye sürecinin basına yapılan saldırıyla devam ettiğini dile getiren Atalay, 'AKP hükümetinin sözde demokrasi açılımlarının kendine demokrasi olduğu özgür basına yönelik baskılar ile ortadır. Genel olarak değerlendirecek olursak Kürtlere yönelik bir tasfiye süreciyle karşı karşıyayız. AKP ve Genelkurmay arasında bütünlük ve devletin ortak siyasetiyle Kürt dinamizmine kazanımlarına ve Kürt hareketine karşı çok ciddi bir tasfiye planıyla karşı karşıyayız' dedi. Atalay, 'Gazeteleri, partileri kapatırsanız karşınızda farklı arayışlar ortaya çıkar' şeklinde konuştu.muharrem erbey
İnsanların haber alma ve haber yayma hakkının engellenmemesinin isteyen İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, 'Yavaş yavaş polis devleti, asker devleti, milliyetçi faşizan tutumuyla demokratik hukuk devletinden uzaklaştığını görmekteyiz. 2002 yılından sonra baskının şiddetin insan hakları ihlallerinin arttığını görmekteyiz. En az insan haklarının yaşandığı yıl 2002 yılıdır. 2003'ün başından itibaren tırmanmaya başlayan insan hakları özellikle son bir yılda daha da artmıştır. Hükümetin orduyla anlaşması sonucu ortaya çıkan gelişmeler bizleri kaygılandırıyor. Özellikle basını susturmak başlı başına bir inkar ve imha konseptini rahat bir şekilde yürürlüğe kurma koşullarını yaratmak amaçlı olduğunu düşünüyoruz.' DİYARBAKIR - DİHA


azadiya_welat_zarok Mersin'de Azadiya Welat Bürosu'na baskın yapıldı
Alternatif Gazetesi'nin yayınının durdurulması ve
Özgür Halk Dergisi'nin kapatılması sonrası bu kez de Kürt kurumları basılmaya başlandı. Azadiya Welat Gazetesi Mersin Bürosu'na dün sabah saatlerinde düzenlenen baskında DİHA muhabiri Murat Kolca ve Azadiya Welat çalışanı Ferit Köylüoğlu gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polisler tarafından yapılan baskın sonrası gözaltına alınan Kolca ve Köylüoğlu ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. Öte yandan dün akşam saatlerinde ise Adıyaman'da, 'Eğer Sayın Öcalan demek suç ise ben bu suçu işliyorum ve kendimi ihbar ediyorum' kampanyası çerçevesinde savcılığa dilekçe gönderilmesinin ardından 3 DTP yöneticisi gözaltına alındı. Gözaltına alınan DTP İl Başkan Yardımcısı Zeynep Ölbeci, BDP Adıyaman İl Başkanı Mulla Şahin ve Aziz Akdağ, İl Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.
'Basın özgürlüğü' dediler Alternatif'i görmediler
Kürt basınına yönelik baskılar ve sansür uygulamaları basın meslek örgütleri tarafından da görülmüyor. Başbakan'ın Doğan Medya Grubu'na yönelik boykot çağrısı üzerine olağanüstü toplantı alan, aralarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Basın Senatosu, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin de aralarında bulunduğu basın kuruluşları dün bir bildiri yayınladı. ÇGD tarafından Alternatif Gazetesi'nin kapanması konusu gündeme taşınmasına rağmen bildiride bu konuya yer verilmedi. Bu da söz konusu Kürt basını olunca basın kuruluşlarının da sansüre ortak olduğu yorumuna neden oldu. Toplantıya ilişkin
DİHA'ya bilgi veren Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay ise toplantıya Hayat TV ve Alternatif gazetesinin kapatılmasını konusunu getirdiğini ve bunun bildiride yer alması gerektiğini, basın yönelik en fazla dava açıldığı dönemin AKP dönemi olduğunu söyledi.cagdas_gazeterciler_dernegi
Türkiye Özgür Bakış'tan mahkum
Özgür Bakış gazetesi çalışanlarından Sakine Aktan'ın bir haberinden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yaptığı başvuruda Türkiye, ifade özgürlüğünü ihlale etmekten mahkum oldu. AİHM Sakine Aktan davasını Salı günü karara bağladı. Aktan Özgür Bakış gazetesinin 27 Aralık 1999 tarihli sayısının 11. Sayfasında Kürdistan Gazeteciler Birliği YRK başkanı ile yaptığı bir 'YRK Medya Okulu açıyor' başlıklı röportajdan dolayı 1 yıl 8 ay hapis ve 100 milyon lira para cezasına çarptırıldı. Olayı 2001 yılından bu yana bir çok kez yargılama konusu oldu. AİHM, 'haberin bazı yerlerinde Türk devleti hakkında en negatif bir tablo ortaya koyulmasına ve öyküye düşmanca bir çağrışım vermesine rağmen, şiddette, silahlı direnişe ve ayaklanmaya teşvik etmediğini' kaydetti. Türkiye'yi ifade özgürlüğü hakkını (madde 10) ihlal etmekten mahkum eden AİHM, Aktan'a bin 500 euro manevi tazminat verilmesine karar verdi.
Sine-Sen'den sansüre tepki
Sine Sen Genel Başkanı Yusuf Çetin,
DTP'ye açılan kapatma davası, sınır ötesi tezkerenin uzatılması, Alternatif gazetesinin bir ay kapatılması gibi uygulamalara tepki göstererek, aydın ve sanatçılara 'Baskı, sansür ve parti kapatmalara karşı durun' çağrısında bulundu. Son güncel gelişmelere ilişkin Sine Sen Genel Başkanı Yusuf Çetin, sendika binasında basın toplantısı düzenledi. Militarist ve şoven sisteme karşı muhalefet eden muhalif basın keyfi gerekçelerle sürekli kapatıldığını belirten Çetin, 'Bizler haber alma özgürlüğünden mahrum bırakılıyoruz. Gerçek haberi okuduğumuz Alternatif'e ceza verilmiştir. Bu ortamda haber alma ve basın özgürlüğünden söz emek mümkün değildir. Tezkerenin süresi uzatılarak yeniden ölüm ve cenaze törenleri gündeme getirilecek. Savaş bütçesini doğalgaz ve elektrik faturalarımızla ödeyeceğimizi biliyoruz' dedi. Çetin ayrıca DTP'ye kapatma davasının kaygı verici olduğunu belirtti.