İstenmiyorsun!

tayyiperdogan5 Türk Başbakanı Recep T. Erdoğan, Amed ve Dersim’den sonra, bu sefer de Van ve Hakkari’ye gidiyor. Erdoğan’ı karşılamayacak olan Kürtler, kepenk açmayacak, kontak kapatacak ve protesto gösterileri yapacak.

AKP Lideri Erdoğan, Amed ve Dersim’e protestolar arasında git-gel yaptıktan sonra bu kez şansını Van ve Hakkari’de deneyecek. Erdoğan’ı devlet temsilcileri. memurları ile işbirlikçiler karşılayacak. Kepenkler açılmayacak, kontak kapatılacak, gösteriler yapılacak. Türk Başbakan Erdoğan, Amed ve Dersim’deki sömürgeci başbakan karşılamalarından ders almadı ve çeşitli açılışlarda bulunmak üzere 1-2 Kasım tarihlerinde Van ve Hakkari’ye gidiyor. Ancak, her iki kentte de Erdoğan’a ‘hoş gelmedin’ hazırlıkları tamamlandı.newroz2008_van1[1]
Erdoğan, devletin topyekün savaş konseptine dahil edilen DTP’yi yerel yönetimlerden uzaklaştırma stratejisi için üstlendiği misyonunun gereği olarak Kürt illerine ‘sefer’ yapmayı sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta Amed ve Dersim’e giden Erdoğan, yoğun tepki ve protesto eylemleri ile karşılaşmıştı. Amed’de çöpler toplanmamış, esnaf kepenk açmamış, okullar boykot edilmiş ve tüm gün sokaklarda çatışmalar yaşanmıştı. Dersim’de de sadece devlet çalışanları tarafından karşılanan Erdoğan için hazırlanan ‘Hoşgeldiniz’ pankartları da belediye tarafından indirtilmişti. Bu hafta sonu da kirli savaşın younlaştığı Van ve Hakkari’ye gidecek olan Erdoğan’ı farklı bir karşılama beklemiyor. 1 Kasım’da Van’da Erdoğan’ın gittiği saatlerde DTP İl binası önünde kitlesel basın açıklaması yapılarak Başbakan protesto edilecek.
Halk İnisiyatifi’nin hazırlığı
Günlerdir hazırlıklarını sürdüren Van Demokratik Halk İnisiyatifi dün de yazılı bir açıklama yaptı. İnisiyatif, Vanlıları kepenk ve kontak kapatarak Erdoğan’ı protesto etmeye çağırdı. Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin Kürtleri gözden çıkardığı, demokratikleşme ve insan hakları adına söyleyebileceği bir sözünün kalmadığı ifade edilen açıklamada, AKP’nin özel savaş aygıtının siyasi kolu haline geldiği kaydedildi. Açıklamada, Erdoğan’ın “Çocuk da olsa, kadın da olsa gereken yapılacaktır” sözleri hatırlatılarak, Amed’de çocukların öldürülmesi, Van’da Newroz’un yasaklanarak kadın ve çocuklara işkence yapılması, Hakkari’de çocukların kolunun kırılması ve en son olarak da Öcalan’a yönelik fiziki saldırı örnek gösterildi. Kürt halkının kendisine ve Öcalan’a yönelik saldırılar karşısında hesap sorma gücünde ve kararlılığında olduğu vurgulanan açıklamada, Van halkına, kepenklerin ve kontaklarını kapatarak haklı demokratik tepkileri ile Erdoğan’a ‘hak ettiği cevabı verme’ çağrısı yapıldı.buyukanit_erdogan1
‘Karşılamaya gitmeyeceğiz’
DTP’li Milletvekilleri ve Belediye Başkanları da halk gibi karşılamalara katılmayacaklarını duyurdu. Halkın temsilcilerinin açıklamaları şöyle:
DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, Başbakan’ın Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözeceğine askere havale ettiğini ifade ederek, “Bu yüzden Kürt halkı ve birçok kesim Başbakan’a büyük öfke duymaktadır. Bu yüzden halkımız tepkisini demokratik bir şekilde gösterecektir. Halkımız devlete ve Başbakan’a öfke duyması gayet doğaldır ve tepkisini de gösterecektir. Van ve Hakkari halkı ülkeye zarar veren ve Kürt halkını inkar eden bir Başbakan’a mutlaka tepkisini en iyi şekilde ortaya koyacaktır” şeklinde konuştu.
Van Bostaniçi Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek, Başbakan’ın Kürt halkına demokratikleşme ve insan hakları alanında sözler verdiğini belirterek, “Halk bu sözlerin tutulmadığını gördü. Tüm bunlara rağmen devlet halka şiddet uyguladı. Halkımızda bu devlet terörüne karşı, alanlara çıkarak eylemlerde bulundu. Van halkı da Amed ve Dersim halkı gibi Başbakan’a gereken cevabı verecektir” diye konuştu.
DTP Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, Hakkari halkının misafirperver olduğunu dile getirerek “Ama sınır ötesi bir operasyon tezkeresini Meclis’ten geçiren, savaş hükümeti haline gelen bir hükümetin Başbakanı’na misafirperverlik yapmayacaktır” dedi. Eğer Kürtlere yönelik barış ve özgürlük için bir çaba harcanacaksa bunun için Başbakan’ın Kürt halkından özür dilemesi gerektiğini belirten Geylani, “Kürt sorunu çözümünde bir adım atılırsa Hakkari halkı herkese gösterdiği misafirperverliğini Başbakan’a da gösterir. Ancak aksi takdirde Hakkari halkı gereken tepkiyi gösterecektir” dedi.
Yüksekova Belediye Başkanı M. Salih Yıldız, belediye olarak karşılama yapmayacaklarını belirtti. Başbakan’ın Kürt sorununu çözmediğini ve askerle beraber hareket ederek imha kararı verdiğini söyleyen Yıldız, “Sayın Başbakan bu halka ve bu halkın partisine seçilmişlerine ‘terörist’ demiştir. Bu halkı yok saymıştır. İradesini yok saymıştır. Ancak biz, seçilmişler olarak ancak Başbakan’ın Kürtlerden ve partimizden özür dilemesiyle kendisini karşılarız” dedi. Başbakan’ın Amed gezisinde Kürtlerin ortaya koyduğu tavrı iyi okuması gerektiğini dile getiren Yıldız, “Başbakan eğer Kürt halkının gönlünü almak isterse ve Kürt sorununu da çözmeye karar verirse, Kürtlerin siyasal lideri ve önderi olan, şu an İmralı’da bulunan, üç buçuk milyon kişinin resmi olarak iradesi olarak teyit ettiği Sayın Abdullah Öcalan’la görüşebilir ve muhatabıyla Kürt sorununu çözerek kardeşliği tesis edebilir” diye konuştu.
Esendere Belediye Başkanı Hurşit Altekin de, kendisi ve 9 belediye meclis üyesinin Kürt sorununu görmeyen ve kardeşlik elini kabul etmeyen Başbakan’ı karşılamaya gitmeyeceklerini ifade etti. “Yıllardır ister protokollerde olsun ister karşılamalarda olsun adeta bize karşı terör estiren bizi yok kabul eden elimizi sıkmayanlara karşı tavrımız bundan sonra net olacaktır” diyen Altekin, Kürt sorunu karşısında sorumsuz davranan ve kardeşliği tesis etmeyenlere karşı görevlerini yapacaklarını söyledi. Yerlerinin halkın yanı olduğunu dile getiren Altekin, “Eğer demokratik talebini yerine getiren Diyarbakır halkı ‘teröristse’ Hakkari halkı da ‘teröristtir’” dedi.newroz_van_saldiri_3
Van’da Erdoğan hazırlığı
Bu arada Erdoğan’ın cumartesi günü Van’a yapacağı ziyaret nedeniyle yoğun polisiye önlemleri alınmaya başlandı. Erdoğan’ın geçiş güzergahındaki yollar asfaltlandı. Başbakan’ın geçiş güzergahı ve konuşma yapacağı Beşyol Mevkii’ne toplam 189 hareketli ve sabit MOBESE kamerası monte edilmeye başlandı. Kentin giriş çıkış noktalarında da fazladan kontrol noktaları oluşturulurken, Erdoğan’ın konuşma yapacağı alanda görevlendirilmek üzere çevre illerden takviye polis ekipleri istendi. Şehir merkezindeki en önemli cadde olan Cumhuriyet Caddesi ise dünden itibaren trafiğe kapatıldı.
Asker ve resmi kurumlar devrede
Erdoğan’ın kitlesel karşılanması amacıyla Van’da asker ve resmi kurumlar devreye girdi. Alınan bilgilere göre, Başbakan Erdoğan’ı Van Havaalanı’nda karşılamak için Muradiye İlçe Kaymakamı ve Merkez Jandarma Komutanlığı yetkilileri ilçeye bağlı köy muhtarları ile toplantı düzenledi. Van’a her köyden 2-3 araç ile çok sayıda kişinin getirileceği bildirildi. Ayrıca askerlerin Van’da yapılacak mitinge ilişkin AKP İl Başkanlığı tarafından hazırlanan bildirileri dağıtıkları öğrenildi. Bostaniçi Belde Jandarma Karakolu askerleri ise dağıtmaları için çocuklara bildirileri verdikleri kaydedildi. VAN/HAKKARİ YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Kürtler göçertildikleri yerde savaşın rehinleri durumunda

“Ülkesizlik ve devletsizlik hissi”

 DIGITAL CAMERA ANF-PARİS / İnsanlar tarih boyunca çeşitli sebeplerle bir yerlerden bir  yerlere bazen daha iyi bir yaşam umudu ile bazen can güvenliği yüzünden göç etmiş bazen de direk olarak başka güçler tarafından bizzat göçertilmiştir. Kürtler de tarihleri boyunca defalarca yerlerinden yurtlarından koparılarak göçertilmiş ve hala da göçertiliyor. On yıldır g öçmenler ve göçmen psikolojisi üzerine çalışmalar yapan ve Paris’te René Descartes Üniversitesi, Psikoloji Enstitüsü’nde klinik psikolojide mastarını tamamladıktan sonra aynı üniversitenin Klinik Psikoloji ve Psikopatoloji doktora programında araştırmalarına devam eden klinik psikolog Zübeyit Gün ile göç, mültecilik ve psikolojik sorunlarını konuştuk.

zubeyitgun Vatansızlık ve ülkesizliğin Kürtlerin göç bağlamında kimlikleri ile ilişkilerini de etkilediğini belirten klinik psikolog Zübeyit Gün, göçmenlerin gittikleri yerlerde ırkçı yaklaşımlarla karşılaştığını belirtiyor. Türkiye metropollerindeki yerli halkın göçmen Kürtlere hoşgörülü davranmadığını belirten psikolog Zübeyit Gün, büyük şehirlerde yaşayanların hemen hemen tüm problemlerinin kaynağı olarak Kürt göçmenleri göstermeye çalıştığını belirtiyor. psikolog Zübeyit Gün sorularımızı yanıtladı.

 

Öncelikle bir psikolog olarak göçü nasıl tanımlıyorsunuz?
- Göç, her şeyden önce bir tür karşılaşmadır. Göç edenle yerlinin karşılaşmasıdır. Bu karşılaşmada kültür çok önemli bir değişken olarak yer alır. Yani, göç basit anlamda fiziksel bir yer değiştirme değildir, bir sosyo-ekonomik sistemden diğerine, bir kültürel örüntüden diğerine geçmeyi de içerir. Bunlara yeni bir dili öğrenme yeni bir kültürün kodlarını çözme, yeni iklimsel özelliklere alışma zorunluluğunu da ekleyebiliriz. Kişi göç ettiğinde sudan çıkmış balığa döner. Karsılaşabileceği zorluklarla baş etmesi için gerekli sosyal destek ağlarından yoksun kalır. Bu durum göçmeni ruh sağlığı açısından daha kırılgan, zayıf, daha hassas kılar. Yani göç bir köksüzleşme ve kopuş deneyimidir. Göçmenin kimliğinin, kişiliğinin şekillendiği geliştiği sosyal, kültürel ve duygusal süreklilikten kopuştur, bahsettiğim. Bu deneyimin sonuçları toparlanabilecek bir sarsılmadan ağır psikolojik hastalıklara kadar uzanabilecek bir çeşitlilik içerir. Ve göç yapısı itibariyle karmaşık bir süreç olma özelliği taşır, bu olgunun toplumsal, tarihsel, ruhsal, ekonomik, kültürel özelliklerinin değerlendirilmesi gerektiği gibi, bunun kişisel boyutu da değerlendirilmelidir. Kısaca, göçün dışsal bir süreç olduğu gibi içsel bir süreçte olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bu özelliğinden dolayı çok subjectif bir süreç olduğu söylenebilir.
Kürtler çok uzun yıllardan beri kitlesel göçler yaşıyorlar veya kendilerine bu yaşatılıyor. Kürt göçünün belirgin özellikleri nelerdir?
- Aslında Kürtlerin zorunlu göçertilmeleri, sadece TC tarihi içinde düşünülünce cumhuriyetin kuruluşundan günümüze belli aralıklarla sürdürülmüştür. Zorunlu göçertilmeler genelde Kürtlerin siyasal ve buna bağlı olarak askeri kalkışmaları sonucunda bu odakların dağıtılması ya da bir daha toplanamaması amacını taşımıştır. Bunu Şex Sait ayaklamasından sonra, Dersim İsyanı’ndan sonra görmek mümkündür. Son kitlesel göçertmeler ise 1992-3-4 yılları yoğunluklu olmak üzere 90’li yıllarda gerçekleştirilmiştir. Bu kitlesel göçertmelerde her seferinde amaç ayni olsa bile farklı yöntemler izlenmiştir. İlk baslardaki göçertmeler daha çok siyasal hareketlerde kilit ve oncu rol oynayan aile ve aşiretlerin sistemli ve yer göstererek göçertilmeleri seklinde gerçekleşmiştir. Buna örnek olarak iç Anadolu Kürtleri ve Çukurova Kürtleri verilebilir. Fakat yer gösterme ve sistemli göçertmeler hem göç ettirilenler hem de geri kalanlar üzerinde istenilen yıkıcı etkileri göstermediği görülünce 90’li yıllardaki kitlesel göçertmelerde farklı yöntemler geliştirilmiş. Aslında 90’li yıllardaki göçertmeler sistemsiz gibi görünse de durumun kendisi “sistemli bir sistemsizliktir”. Önceki deneyimler ışığında organize bir organizesizlik tercih edilmiş ve bunun hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yıkım oluşturması için göç edilen yerde de göç edenlere yönelik sistemli yaklaşımlar geliştirilmiştir.
► Kürtlerin kitlesel olarak yerleştikleri yerlerin özellikleri nelerdir?
- Yaşanan savaştan dolayı özellikle 90’lı yıllarda göçertilen Kürtlerin göç yerleri açısından 4 temel eğilim taşıdıkları gözlenmektedir. Birinci eğilim; bölgedeki Diyarbakır, Van, Batman gibi büyük kentlere göçmek. Bunun sonucunda bu kentlerde çok önemli nüfus artışları yaşanmıştır. Elbette, bu kentlerin alt yapıları zaten yeterli değilken orantısız şekilde artan nüfus sonucunda çok ağır sosyal, kültürel, ekonomik, sağlık ve ruhsal problemler boy göstermiştir. İkinci eğilim; bölgeye yakın bölgelerdeki kentlere (İskenderun, Antalya, Mersin, İçel gibi) olmuştur. Bu eğilimin motivasyonlarından biri durumların düzelmesi durumunda dönme düşüncesidir denebilir. Kürt zorunlu göçünün en önemli özelliklerinden biri de zincirleme olmasıdır. Saydığımız kentlerde tanıdıkların, hemşehrilerin yada akrabaların olması önemlidir. Üçüncü eğilim; Türkiye’nin büyük metropollerine göç etmektir. Bunların başında, İstanbul, İzmit, İzmir ve Ankara gibi iller gelmektedir. Dördüncü ve son eğilim ise; Türkiye dışına özellikle de Avrupa’ya göç etmektir. Yurt dışına gerçekleşen zorunlu kurt göçünde de zincirleme göç etkisini görmek mümkün. Lakin tercih ettikleri ülkeler genelde tanıdıkları ya da akrabaları oldukları ülkeleri tercih etmişlerdir. Bilmedikleri bir ülkeye göçün zorlukları düşünülünce bunun anlaşılır bir tercih olduğu söylenebilir. Yurt dışındaki kürt nüfusunun varlığının temelde 3 periyodu içerdiği söylenebilir; 60’li yılların sonundaki isçi anlaşmaları, 80 darbesi ve daha önce gelmiş olanların aile birleşimleri ve son olarak, 90 sonrasındaki köy boşaltmaları ve çatışmalı ortamdan kaynaklı olan kitlesel göçlerdir. Her göç çekim alanının göç birimleri açısından farklı avantajları ve dezavantajları vardır.11em1Göç
►Genel olarak göçmenlerin yaşadığı psikolojik baskı ve sorunları nelerdir?
- Öncelikle göç deneyimine özel bir ruhsal hastalık olmadığını belirtmekte fayda var. Yani göç deneyiminin her zaman ve mutlaka ruhsal problemlere yol açacağını düşünmek doğru değildir. Ama farklı zamanlarda farklı göçmen popülâsyonlarla yapılan karsılaştırmalı çalışmalar bize göçmen popülâsyonun yerli popülâsyona göre daha fazla ruhsal sorunlar yaşadığını göstermektedir. Genel olarak alan deneyimlerimize ve yaptığımız araştırma sonuçlarına ve yapılan uluslar arası araştırmalara baktığımızda; göçmen popülâsyonda en fazla gözlenen ruhsal problemleri söyle sıralayabiliriz: Göç eden ergen ve çocuklarda en sık rastlanan problemler; geleceksizlik ve güvensizlik duygusu, uyku problemleri, kâbuslar, benlik çatışması, benlik algısında düşüklük, kişilik problemleri, ebeveynlerle yoğun çatışma, iki dillilikten kaynaklı dil problemleri örneğin kekemelik, okul başarısızlığı. Davranış bozuklukları, anxiyete bozuklukları, depresyon, psiko-somatik bozukluklar, altını ıslatma ve travma sonrası stres bozukluklarıdır. Göç, yetişkinlerde ise yoğun yalıtım duyguları, somatizasyon bozuklukları, şizofreni, anxiyete bozuklukları, depresyon, intihar, paranoya, madde kötüye kullanım (alkol, uyuşturucu madde v.b.) travma sonrası stres bozukluğu ve uyku bozuklukları gibi problemlere yol açabilmektedir.
Göç deneyiminde ruh sağlığını olumsuz etkileyebilecek değişkenler nelerdir?
- İnsan yaşamında fiziksel, sosyal ve kültürel çevre çok önemli bir yer tutar. Dolayısıyla yaşam sürecinde fiziksel, sosyal ve kültürel çevredeki değişmeler insan gelişiminin yönünü de etkiliyor. Gelişimin olumlu ya da olumsuz olması etkili faktörlerin değişim düzeylerine ve hızına bağlıdır. Fakat bazı gelişim ödevlerinin başarılabilmesi için ergenlik gibi gelişimsel açıdan önemli dönemlerde, gelişimde etkili faktörlerin istikrarlı bir şekilde sürmeleri gerekiyor. Böyle bir gerekliliğin yanında göç edenlerde istikrarlı ortam, çevre ve diğer değişkenler radikal bir şekilde değişmektedir. Bu değişen durum da kendi içinde birçok risk barındırmaktadır. Bu yüzden yaş, cinsiyet, göç turu, göç nedeni, nereye göç edildiği gibi birçok önemli değişkenden söz edilebilir.
O zaman şöyle sorarsak: göçün kadın, erkek, yaşlı veya çocukların psikolojik yaşamları üzerinde farklı etkileri ve sonuçları nelerdir?
- Göç yapısı itibarıyla ruh sağlığı açısından riskli bir deneyim olma özelliği taşısa da herkesi aynı şekilde ve aynı yönde (olumlu ya da olumsuz) etkilemez. Kişisel tarih, geçmişteki yaşantı ve deneyimler, göçün motifi gibi özellikler deneyimin yönünü ve etkilerini belirler. Göç çocuklar için hemen her zaman iradelerinin dışında ve zorunludur. Çünkü karar verme süreçlerine katılmazlar, göç edildiğinde fikirleri sorulmaz. Bu tespit bazen hatta önemli oranda kadınlar için de geçerlidir. Araştırmalar; göç edenler arasındaki en riskli grubun çocuklar, ergenler, yaşlılar ve kadınlar olduğunu gösteriyor. Çünkü çocuk ve ergenler gelişim süreçlerinin riskli zamanlarını yaşamaktadırlar. Sosyalizasyon süreçlerinin ortasındadırlar. Göç durumunda, ergenler ve çocuklar büyük bir alt üst oluş yaşarlar. Bu durumda hem büyümenin hem de yer değiştirmenin oluşturduğu stres ile baş etmek zorunda kalırlar. Bu gelişim dönemlerinde beklenen kimlik gelişimi, benlik kavramı, kendilik algısı ve ebeveynlerle ilişki alanlarında sarsılma ve savrulmalar yaşanabiliyor.
Göç etmiş çocuk, ergen ve gençler göçle beraber, kendilerini yeni ve eski kültürler arasında bir seçim yapmak zorunda oldukları bir pozisyonda bulmaktadırlar. Bu zor seçimler, çocuk, ergen ve gençlerde davranış problemleri ve farklı patolojilerin gelişmesine neden olabilir. Yaşla beraber esneklik ve uyum kapasitesinde bir düşüklük gözlenmekte ve bu durum yeni gelinen yere uyumu güçleştirmektedir. Yaşlılarda ise tersten bir süreç işler. Onlar hayatlarının önemli bir kısmını geçirdikleri yerin özelliklerini fazlasıyla içselleştirdikleri için yeni ortama daha kapalı oldukları gibi, geride bıraktıklarıyla bağları daha güçlü olduğu için kayıp duygusunu daha ağır yaşamakta ve bu kayıpların yasını daha fazla tutabilmektedirler. Bu da gidilen yere entegre olma surecini yavaşlatmakta ve sekteye uğratmaktadır.
Sahip olunan kültür ve kökene yönelik ayırımcılık, ırkçılık, aşağılama ve dışlama tutumları etkilerini yetişkinlerde gösterse de çocuklarda ve ergenlerde daha etkilidir. Öyle ki; aşağılama ırkçılık ve dışlanma sonucu oluşan öfke ve utanma yön değiştirir ve aileye yönelir, daha belirgin şekilde anne-babaya yönelir, aşağılanmanın nedeni kültürel özelliklerin devam ettiriciler ve taşırıcılar onlar görülür, bu kuşaklar arasında radikal kopuşlara ve çatışmalara neden olmaktadır. Gerçek bir zihinsel yarılma ve asimilasyon bu sürecin sonucudur, lakin zora dayalı asimilasyondan daha kalıcı ve daha etkilidir. Kişinin kendine güvenini olumsuz etkilemekte, potansiyelini gerçekleştirmesi önünde önemli bir engel haline gelmektedir.
► Kadınlardaki farklı etkileri nelerdir?
- Yaptığımız alan araştırmaları ve klinik deneyimlerimize dayanarak diyebilirim ki: Kürt göçmenlerdeki patolojiler cinsiyetlerine göre farklılıklar göstermektedir. Dediğim gibi kadınlar bu süreci daha ağır yaşıyor. Dolayısıyla yoğun yalıtım duyguları, depresyon, narsisim yaralanmalara bağlı benlik sayısında düşüklük ve somatik semptomlar gibi problemlerin daha çok kadınlarda gözlemlendiğini tespit ettik. Kadınların entegrasyonlarının erkeklere göre çok daha düşük olduğunu söyleyebiliriz. Bunu geleneksel toplumsal rollerin burada da sürdürülmesine bağlayabileceğimiz gibi, kimliklerini risk altında hisseden Kürtlerin kimlik taşırıcısı olarak kadınları görmesine de bağlayabiliriz.
* İşçi olarak göç etmek ile mülteci olarak göç etmenin farkı var mı?
- Göçü, ruh sağlığı açısından daha riskli kılabilecek değişkenlerden biri de göçün türüdür, yani zorunlu veya istemli olması. İstemli göç, daha iyi yaşam koşulları için yapılan göçtür genelde. Hayat kalitesini yükseltmek, yaşam doyumunu arttırmak motivasyonu temeldir. Sonuçta bu göçte de hayal kırıklıkları ve amaçlara ulaşamamak mümkündür, ama öncesindeki psikolojik, sosyolojik ve ekonomik hazırlık olumsuz sonuçları azaltmaktadır. En azından başarısızlık durumunda dönülebilecek bir ülke mevcuttur. Diğer yandan, zorunlu göç, isteğe bağlı olmayan, aniden, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik hazırlıklar olmadan yapılan göçtür. Ya canını kurtarmak, hapse düşmemek, psikolojik yâda fizik şiddetten kaçmak için gerçekleştirilir. Dönüşü olmadığı bilinerek ama istemsiz, gönülsüz, kendi tercihi olmadan gerçekleşir. Bir yandan canını kurtardığı için, hapse düşmediği için yâda işkence görmeyeceği için bir rahatlama yaşamaktadır, diğer yandan ise ani şok ile baş etmek, kaybettiklerinin yasını tutmak, geride bıraktıklarına üzülmekte, hatta suçluluk duygularıyla baş etmek zorundadırlar. En zoru ise dönüşü olmayan bir göç olmasıdır. Bölgedeki süreçten kaynaklı ekonomik zorluklar da göçü tetikler bu nedenle işçi göçleri için de dolaylı zorunlu göç terimini kullanabiliriz. Türkiye metropollerine göç eden Kürtlere baktığımızda; göç edilen yer ile göç veren yer arasındaki kültürel, sosyal ve ekonomik farkların büyüklüğü böyle bir göçün şeklen iç göç fakat nitelik olarak dış göç özellikleri taşıdığını görüyoruz.
►Avrupa’ya mülteci olarak gelmek zorunda kalanlar ile işçi olarak gelenlerin karşılaştığı psikolojik baskıların farklılıkları nelerdir?
- Araştırmalar zorunlu göçün istemli göçe oranla ruh sağlığı açısından daha fazla riski içinde barındırdığını gösteriyor. Zorunlu göçü de kendi içinde incelersek insan eliyle yaratılan travmalar sonucu gelişen zorunlu göçler (militarist baskılar, iç savaşlar, soy kırımlar vb) doğa felaketleri sonucu gelişen zorunlu göçlere oranla göçmenin ruh sağlığını daha olumsuz etkilemektedir. Yani, göç; göç öncesi, göç sonrası ve göç sırasında yaşananların toplam etkisi sonucu oluşan bir deneyimdir. Dolayısıyla göçün ruh sağlığına etkisini bu üç süreçte yaşanılanlar belirler. Göç öncesinde yaşanılan olumsuz deneyimler (dışlanma, ayrımcılık, fizik ve psikolojik baskı, işkence, hapis gibi) yaşayanların yaşamayanlara oranla göçten daha olumsuz etkilendikleri söylenebilir. Ayrıca göçün illegal yapılması, göç sürecinde ölüm tehlikelerinin atlatılmış olması ya da yaralanmalar sonraki süreç üzerinde etkili olabilir. Son olarak göçmen olarak gidilen yerin özellikleri göçmenin ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkide bulunabilir. Mültecilik başvurusu surecinde yaşananlar göç öncesinde ve göç sırasında yaşanan problemlere yenilerini eklerse göçün riskli olma olasılığı daha da artmış olur.kurt zorunlu goc tehcir
►Göç alanlarının konumlarının göçmenler açısından avantajlar ve dezavantajları nelerdir?
- Örneğin bölge içindeki büyük metropollere göç etmenin göçün, göç edilecek yerde yaşanabilecek problemleri azaltması açısından bir avantaj olduğu düşünülebilir. Öyle ki, göç edilen yerdeki kültürel benzerlik, sosyo-ekonomik yapıya aşinalık, oraya entegrasyonu hızlandırmakta, göç edilen yerde bir yasam alanı yaratılması surecini oldukça azaltabilmektedir. Göçle yaşanan kayıpları telafisi daha mümkün görünmektedir. Yeni bir dil, yeni kültürel kodlar çözmek zorunda değildir. Sosyal destek ağlarının varlığı kayıpları telafide çok önemli rol oynamaktadır. Ama ruh sağlığı açısından aynı süreçten bahsedemeyiz. Kişi göç edilen yerdeki yapıdan ve göç edilen yerdeki yerlilerden kaynaklı ortaya çıkabilecek problemleri yasamayacaksa bile genel anlamda bölge içinde kalmasından dolayı, göç etmesine neden olan faktörlerden uzaklaşması ve etkisinden kurtulması mümkün görünmemektedir. Bu da onun göç öncesinde ve göç sırasında yasadığı travmanın ve buna bağlı ruhsal problemlerin daha uzun sürmesine hatta aradan yıllar geçmesine rağmen ayni sıcaklıkta yasamasına neden olmaktadır.
Bölgeden batıya göç etmenin, göç öncesinde ve göç sırasında yaşanılan problemlerin ve bunun yarattığı ruhsal yaralanmaların etkisinden kurtulma sürecine -bölge içinde kalanlara oranla- olumlu katkıda bulunduğu söylenebilir. Fakat çatışma bölgesinden uzaklaşılmasına rağmen riskler tamamen bertaraf olmadığı için ruhsal problemlerin iyileşmeleri bekleneninden daha uzun sürdüğü söylenebilir. Ekonomik kayıpların telafi fırsatı bölgeden daha fazladır. Fakat göç edilen yerdeki yerlilerle ilişkiler göz önünde bulundurulunca göç öncesi ve sırasında yaşanan sorunlara göç sonrası yaşanan sorunlar da eklenmiştir. Ben kendi araştırma ve klinik deneyimlerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, Kürt göçmenlerin ruhsal olarak en çok örselendikleri bölge Türkiye metropolleridir.
YERLİLER GÖÇERTİLEN KÜRTLERE KARŞI IRKÇI DAVRANIYOR
► Peki, Türkiye metropollerine yapılan göçertmelere baktığımızda buradaki yerli nüfusun göçle gelenlere bakışı nasıl?

- Türkiye metropollerine gerçeklesen göçün avrupa yapilan goce oranla, kültür şokunu azaltacağı, çünkü kültürel benzerlik ve tanışıklık, dile ve kültüre aşinalık; göçün yarattığı kopuşun, alt-üst oluşun etkisini atlatmalarına katkıda bulunabileceği düşünebilir. Ama Türkiye metropollerine göç eden Kürtler için bu tespit doğru değildir. Kültürler arası ilişkiden ziyade tarihsel süreçteki ilişkilerin niteliği de bu durumda belirleyici olmuştur. Türkiye metropollerindeki yerli halk, göçmen Kürtlere karşı kabullenici ve açık davranmamıştır. Kentlerinde yaşanılan hemen hemen tüm problemlerin kaynağı olarak Kürt göçmenleri göstermeye çalışmışlardır. Bu hem yerli halkın davranışlarında hem de resmi kurumların tutumlarında açıkça gözlenmektedir. Yoğun önyargılar, ayrımcılık ve ırkçılık çok yaygın durumdadır. Hatta bu ırkçı tutumların gizlenme gereği bile duyulmamaktadır, bahsi geçen metropollere vize konması tartışılmaktadır. Mevsimlik Kürt isçiler kent girişlerinde bekletilmektedirler, çalışmak için gitmek istedikleri kentlere sokulmadıkları gözlenmekte. En ufak bir adli olay linç girişimlerine dönmektedir. Yani zorunlu göç eden Kürtler Türkiye metropollerinde kaçtıkları savaşın rehinleri, rehineleri durumuna düşmüşlerdir. Yaşanılanların tanığı, kurbanı ve muhatabı olarak göçmenlerin yaşadığı çaresizlik, yakalanmışlık hissi, kıstırılmışlık hissi, ruhsal olarak çökmelerine neden olmakta, yaşadıkları travmalara yenilerini eklemektedir. Bu yaşanılan olumsuz deneyimler travmalarının süreklileşmesine neden olmakta ve atlatılamayan travmaların birikerek devam etmesine neden olmaktadır.
► Bu göç sorununda özellikle çocuklarda anadilin ruhsal durumun şekillenmesi açısından önemi nedir?
- Yapılan birçok çalışma ergen ve çocukların kültür şoku sorunlarıyla baş etmesinde, aileye ilişkin geleneksel ve kültürel değerlerin korunmasının olumlu etkide bulunduğunu bildirmiştir. Göç söz konusu olunca özellikle anadil çok önemlidir. Anadil ve göç edilen yerdeki dil ile kurulan ilişkinin çocuk ve ergenlerin uyum ve entegrasyonlarında önemli olduğunu gösteren birçok çalışma yapılmıştır. İzmir’de yaptığımız bir alan araştırmasında anadili bir değişken olarak ele alınmıştık. Kürtçeyi her fırsatta konuşan çocuk ve ergenlerin benlik saygıları, yaşam doyumları ve kültürlenme düzeylerinin kullanmayanlara oranla daha yüksek olduğunu tespit etmiştik. Bu tespit aslında uluslararası araştırmalarda başka topluluklarla yapılan araştırma sonuçlarınca da desteklenmekte. Bu çerçevede anadil becerisi, geleneksel-kültürel bir değer olarak alınırsa; göç eden ergenin kültürel normlarıyla barışık olmasının onun benlik saygısını, yaşam doyumunu olumlu etkileyebileceği ve ayrıca bu barışıklıktan dolayı göç edilen kültürle daha cesur ilişkiler kuracağı için kültürlenme düzeyinin yükselebileceği düşünülebilir. Kendi kültürel değerleriyle barışık olma durumu/düzeyi kendini dışa açmaya olumlu etkide bulunacağı düşünülebilir.
► Avrupa’da bulunan Kürtler de ırkçılıkla karşılaşıyorlar mı? Bunun Türkiye ile farkı nedir?
- Evet. Kürt göçmenler Avrupa’da da ırkçılıkla ve ayırımcılıkla karşılaşmaktadırlar. Fakat Alan araştırmalarımız ve klinik çalışmalarımızdaki anlatılarına bakarak diyebiliriz ki, Türkiye’de maruz kaldıkları ırkçılık onların psikolojilerinde daha derin izler bırakmaktadır. Bunun iki temel nedeni olduğunu söyleyebiliriz, birincisi Avrupa’daki ırkçılık onların kimliklerine direkt olarak yapılmamaktadır. Yani özellikle Kürt oldukları için ırkçılığa uğramıyorlar. Geldikleri ülkede yabancı oldukları için ayrımcılığa ve ırkçılığa uğradıklarını düşünmekteler. Genel olarak yabancı kategorisi içinde yani daha genel bir tanımlama içinde yer aldıklarını düşünerek bunu daha iyi tolore edebilmektedirler. Ama Türkiye’deki ayrımcılık, ırkçılığın direkt kimliklerini hedeflediğini yani kurt oldukları için bu tutumlarla karsılaştıklarını düşünmektedirler, dolayısı ile Türkiye metropllerindeki ırkçılığı ve ayırımcılığı daha yıkıcı olarak algıladıkları görülmektedir. Diğer bir etken ise ırkçılığa ülkeleri olarak algıladıkları bir yerde uğramadıklarını düşünmeleridir. Görüştüğüm insanlardan biri “burası onların ülkesi, ırkçılık yapmaları hoş değil tabi, ama o kadar da zoruma gitmiyor, ama kendi ülkemde ırkçılığa uğramayı kabullenemiyorum” diyordu. Avrupa Kürt mülteciler için çok farklı bir deneyim anlamına geliyor. Bilmedikleri bir ülkeye, bilmedikleri bir kültüre ve yapancı oldukları bir dile gitmektedirler. Göç edilen ülkedeki mülteci politikaları, ülkedeki insanların yabancılara yaklaşımları, gidilen yerde yakalanabilecek sosyal destek ağları süreci ağırlaştırabilir ya da hafifletebilir.
►Avrupa’daki Kürt göçmenler ile Türkiye metropollerindeki göçmenlerde yaşanan travmaların tedavileri bunların düzelme şekli ve süreleri açısından farklılıklar var mı?
- Normal koşullarda beklentiler, Avrupa’ya göc eden populasyonda daha fazla ruh sağlığı problemleri yaşanmasıdır. Ama tahminlerin tersine; göçertilen Kürt göçmenlerle yaptığımız araştırmalar ve klinik deneyimlerimize dayanarak diyebiliriz ki: Avrupa’ya zorunlu göç etmiş Kürt popülasyonda, göç öncesinde ve göç sırasında yaşanan travmaların ve ruhsal yaralanmaların iyileşme süresi hem metropollere göç edenlerden hem de bölge içinde göç edenlerden daha kısadır. Yani göçertilmeye bağlı gelişen patolojiler daha iyi bir iyileşme seyri izlemektedirler. Bunu çatışma ortamından uzaklaşmaya ve risklerin önemli oranda elimine edilmesine bağlayabiliriz. Diğer yandan, gelinen ülkedeki mültecilik başvuru sürecinden kaynaklı önemli problemler yaşanmaktadır. Eğer başvuru reddedilirse yasadışı bir konumda kalmaları, bununla ilgili yakalanma korkuları geldikleri yerdekine benzer deneyimler yasamalarına neden olmaktadır, böylece o zamanki ruhsal problemler tekrar alevlenmekte ve hatta bu alevlenenlere ek olarak burada yasadıkları korkular eklenerek daha da katlanamaz hale gelmektedir. Kâğıtsız olunmasından dolayı, bu gününe ve yarınına sekil verememektedir. Bu da ağır patolojilerin gelişmesine davetiye çıkarmaktadır. Ebetteki göç edilen yerlerde önemli oranda Kürdün bulunması ve onların kendi aralarında kurdukları sosyal destek ağları bu süreci daha rahat atlatmalarına katkıda bulunmaktadır. Ama yine de her göçmeni ilk bekleyen yalnızlaşma ve izolasyondur.
► Avrupa’da yaşayan göçmenlerden siyasi mücadelelerine devam eden veya çeşitli derneklerle ilişkide olanlarla bu toplumdan uzak duranlar arasında psikolojik durum açısından farklılıklar var mı?
- Elbette var. Bu ilişkiler, Avrupa ya göç eden Kürtlerin ruh sağlığı açısından önemli bir değişken olarak dikkat çekiyor. Fransa’da yaptığımız araştırmada, politik olarak örgütlü olanlarla olmayanları ruh sağlığı açısından karsılaştırdık ve politik olarak örgütlenip bir gruba angaje olanlar ile herhangi bir siyasi gruba angaje olmayanların ruh sağlığı gelişimleri arasında anlamlı farklılıklar olduğunu gördük. İlişkilenen politik grup göçmenlerin sosyal destek ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamakta ve psikolojik koruyucu bir faktör olarak yaşamlarında yer almaktadır. Özellikle göç edilen yerden kaynaklanabilecek problemleri aşmada faydalı olabilir. Fakat, politik gruptaki dinamiklerden kaynaklı, tarvmatik deneyimlerin sürekli gündemde tutulması travmaya bağlı semptomların iyileşmesini geciktirebilmektedir. Diğer yandan, politik gruba dâhil olmayanların göç sırasında ve göç öncesinde meydana gelen ruhsal yaralanmaların iyileşmesi daha çabuk olurken, Avrupa’daki göç koşullarından kaynaklı patolojilere daha sık rastlanmaktadır.
► Uluslararası alanda devlet statüsüne sahip olmaması mülteciyi nasıl etkiliyor?
- Ülkesizlik ve devletsizlik hissi yani bir yere ait hissedememe, göçmenlerin yükünü ve psikolojilerinin bu süreçten olumsuz etkilenme olasılığını arttırmaktadır. Örneğin Avrupa’daki Kürt göçmenlerle yaptığım klinik görüşmelerde onlara Fransa’da kendilerini evlerinde hissedip hissetmediklerini sorduğumda verdikleri cevap “hayır hissetmiyoruz” idi. Ama sadece burada değil hiç bir yerde kendi evlerinde hissetmediklerini hemen ekliyorlardı. İnsanin ruh sağlığının devamlılığı için en temel şartlardan biri olan kendilerini güvende hissetme ve kimlik gelişimi için şart olan bir yere ait olma hissinin yaralanmış olduğu acık. Vatansızlık duygusu Kürtlerin göç bağlamında kimlikleri ile ilişkilerini de etkilemektedir. Normal koşullarda göç bağlamında köken ülke idealize edilir, Kürtlerin idealize edecek bir ülkeleri olmadığı için kimliklerini idealize ettikleri gözlenmektedir.k1jc2
► Son yıllarda Kürdistan’da yaşanan savaşla birlikte Avrupa’ya göç eden Kürtlerden mülteci kamplarında ve sonrasında intihar eden birçok Kürt oldu. Mültecilikle intihar arasında bir ilişki var mı?
- Mültecilik sürecinde yaşananlar intiharı tetikleyen faktörlerinden biri olabilir, ama sadece bununla açıklayamayız. Öncesinde yaşananlar, yani kişisel tarihi nedir, toplumsal tarihi nedir, göç öncesinde sırasında ne yaşamıştır, bunları incelemeden genelleme yapamayız. Yukarıda bahsettiğim değişkenlerden bir ya da birkaçının olumsuz olması göçmen kamplarında yaşananları daha katlanmaz kılabilmektedir. Kurt zorunlu göçü iyi incelendiğinde, göç ilk önce köyden en yakin ilce yâda il merkezine gerçekleşmekte, burada tehlikenin sürdüğü görülüp daha büyük ve daha uzak oldukları için Türkiye metropollerine göç edilmektedir. Orada hem yerlilerin ırkçı ve ayırımcı davranışları hem de görece az da olsa riskin sürmesi onları son çare olarak Avrupa kapılarına itmektedir. Bu süreç her acıdan tüketici bir süreçtir. Son çare olarak gelinen kapıda karsılaştıkları tutumlar, kamplara kapatılmaları onları intihar noktasına kadar getirebilmektedir. Dünyada kaçacak, gidecek bir yerinin olmadığı duygusu, çaresizlik ve tükenmişlik sendromu kamplardaki intiharları tetikleyebilir. Fakat son süreçte Kürtlerin yaşadığı ülkelerde intiharlar dikkat çekmektedir. Bunun ayrıca ele alınması ve araştırılması gerektiği kanısındayım.
►Avrupa ülkeleri dikkate alındığında gelinen ülkelerin bu mültecileri göçmenleri karşılama ve onları entegre etme arzusu ne düzeyde ve bu mültecilerin psikolojisini nasıl etkiliyor?
- Göç edilen yerdeki ülkenin yerlileri olduğu kadar o ülkenin göçmenlere yönelik hizmet ve yasaları da göçmenlerin entegrasyonları, gelişimleri ve ruh sağlıkları için hayati önem taşımaktadır. Özellikle göç sonrası dönem açısından göç edilen yerin özelliklerine de bakılmalıdır. Göç edilen yer ne kadar kucaklayıcıysa, ne kadar az dışlayıcı, ırkçı ve ayrımcıysa, kayıpları telafi etmeye ne kadar müsait ise göçün olumsuz etkileri o kadar azalacaktır. Göç edenlerle yerleşiklerin birbirlerini sahiden tanımamaları ve önyargılarla yüklü bir şekilde şiddete dek varabilen gerginlikler üretmeleridir. .

Gündem'in internet sitesi 6. kez sansürlendi

gundemimiz_logo Sansür devam ediyor sitemiz Gündem Online 6. kez kapatıldı
21:23
Gazetemiz Gündem'in internet sitesi 6. kez Türkiye'de sansürlendi. www.gundemonline.org isimli internet sitemize bugünden itibaren Türkiye'den erişim mahkeme kararı ile yine engellendi.
Sitemize girilmek istendiğinde 'BU SİTEYE ERİŞİM ENGELLENMİŞTİR. İstanbul Beyoğlu Baş Savcılığı, 31/10/2008 tarih ve 2008/22434 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir' yazısı ile karşılaşılıyor.
Sitemize 6. sansür
Daha önce mahkemelerce 5 kez kapatılan sitemize bu kez savcılık kararıyla engellenmiş olması dikkat çekicidir. Gündem gazetesi internet siteleri gundemimiz.com, ozgurgundem.net, ozgurgundem.org, gundemonline.com, gundemonline.net adreslerinden sonra www.gundemonline.org internet adresimize de Türkiye'de girişler yasaklandı.
Bundan böyle www.gundem-online.com adresi üzerinden internette yayınımıza devam edeceğiz.
Gündem

Washington'da 29 Ekim'de "Barzani resepsiyonu"

BAŞKAN BARZANİ: “TÜM KOMŞULARIMIZLA İYİ İLİŞKİLER İSTİYORUZ”barzani     

31-Oct-08 [13:7]
PNA-ABD Başkanı George W.Bush’un resmi davetlisi olarak Washington’da bulunan Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani, tüm komşu ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmak istediklerini söyledi.

Kürdistan Bölgesi Hükümetinin Washington Temsilcisi Kubat Talabani’nin Başkan Barzani’nin onuruna dün verdiği resepsiyonda konuşan Başkan Barzani, tüm komşu ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmak istediklerini söyledi.

Resepsiyona, Richard Perle, Eski ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz, Paul Bremer, ABD'nin eski Bağdat Büyükelçisi ve şimdiki BM Daimi Temsilcisi Zalmay Halilzad ve diğer bazı Amerikalı yetkililer katıldı.

Resepsiyonda bir konuşma yapan Başkan Barzani, Amerikalılara, Irak’ı diktatörlükten kurtardıkları için teşekkür ederek, Kürdistan Bölgesi’nin ne kadar güvenli ve istikrarlı bir Bölge olduğunu şu örneklerle verdi:

“Kürdistan’da görev yapan hiçbir Amerikan askerinin hiçbir şekilde kanı akmadı. O kadar ki, trafik kazasında bile Amerikalıların kanları akmadı”.

Başkan Barzani, resepsiyondaki konuşmasında, tüm komşu ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmak istediklerini belirtti.

Komşu ülkelerle en iyi ilişkileri sağlamak için çalıştıklarını belirten Başkan Barzani, Kürdistan Bölgesi’nin Kürt, Arap, Türkmen herkese açık bir Bölge olduğunu kaydetti.

Resesiyondaki konuşması sonrası, Türkiye’de yayın yapan Hürriyet gazetesinin “Türkiye’ye, Türk halkına mesajınız nedir?” sorusuna cevap veren Başkan Barzani, “Türkiye’ye dostluk ve barış mesajı gönderiyorum” dedi.

Hürriyetin, “Türkiye, sizden PKK konusunda da mesaj bekliyor. PKK konusunda ne diyorsunuz?” sorusuna da Başkan Barzani, “Hepimiz, akan kanı durdurmak için birlikte çalışmalıyız. Akan kanın kimseye faydası yok” dedi.

Başkan Barzani, ziyareti çerçevesinde ABD Başkanı Bush başta olmak üzere Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı  Stephen Hadley ve Washington Post gazetesinin yazar kadrosuyla bir araya gelmişti.


Hurriyet’e ait haber:


barzane Ankara’daki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı “resepsiyon karmaşasına” bir “katkı” da Washington’dan; ABD’ye resmi ziyarette bulunan Iraklı Kürt lider Mesud Barzani, Washington’da resepsiyon vermek için, 29 Ekim’i seçti.

Washington’un en gözde otellerinden Fairmont’ta Barzani onuruna verilen resepsiyonda Türkiye’nin Washington Büyükelçiği'nin verdiği resepsiyonla aynı saatlere denk geldi. Türk elçiliğindeki resepsiyon Washington saati ile 17.00’de başladı, ve 20.30’a kadar sürdü. Barzani resepsiyonunun başlama saati de 18.30’du.

HANGİ RESEPSİYONA KİM GİTTİ?

Resepsiyon saatleri çakışınca, “ABD tarafından kim hangi resepsiyona gitti?” sorusu da en çok merak edilen konu haline geldi. Türkiye Büyükelçiliğindeki resepsiyonda göze çarpanlar, ABD’nin Ankara’da görev yapan eski Büyükelçileri Mark Grossman ve Robert Pearson ile, Ankara’ya yeni atanan Amerikan Büyükelçisi Jim Jeffrey oldu. Jeffrey, resmen Ankara Büyükelçisi olarak atandı. Ancak yeni görevine başlamak için Başkanlık seçimlerinin sonucunu bekliyor. Halen de, ABD Başkanı George Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yapan Steven Hadley’in yardımcısı olarak çalışıyor.
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin oğlu Kubat Talabani’nin evsahipliği yaptığı, Barzani onuruna verilen diğer resepsiyonda ise göze çarpanlar “eski tüfek neo-conlar” oldu.

 

Türkiye’nin “karanlıklar prensi” olarak tanıdığı, Irak işgalinin baş savunucularından Richard Perle, işgalin başladığı dönemdeki ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, işgal sonrasında Başkan Bush’un bizzat atadığı Irak’taki ilk Amerikan sivil temsilcisi Paul Bremer, kısacası “Irak savaşını çıkaran Amerikan ekibinin tümü” resepsiyondaydı.
Resepsiyonda, yine işgalin başlamasından hemen önce Saddam Hüseyin muhaliflerini örgütlemekten sorumlu olarak çalışan, işgal sonrasında ise ABD’nin Irak Büyükelçisi olarak atanan Zalmay Halilzad da vardı. Halilzad, halen ABD’nin BM nezdindeki Büyükelçisi olarak görev yapıyor. ABD sistemine göre, BM Büyükelçisi “Başkan’ın iç kabinesi” içinde yer alır. Dolayısıyla devlet hiyerarşisindeki yeri “Bakan” görevine eş düşer.
Bu açıdan bakınca, Barzani resepsiyona ABD’nin “bakan” düzeyinde bir katılımı olurken, Türkiye resepsiyonda Amerikan yönetiminin aynı şekilde temsil edilmemesi dikkat çekti.

BARZANİ’DEN “DOSTLUK” MESAJI
Barzani resepsiyonda herkesle tek tek ilgilendi. Ancak tüm konuşmalarını, kendisiyle konuşan kişi eğer Arapça ya da Kürtçe hitap etmiyorsa, tercüman aracılığıyla yaptı.
Resepsiyonda bir konuşma yapan Barzani’ye, konuşması sonrası yaklaşıp, soru sorma fırsatı bulduk. Ancak önce yanıt vermemeyi tercih etti.
Ardından, “Türkiye’ye, Türk halkına mesajınız nedir?” deyince, çevirmen aracılığıyla, “Türkiye’ye dostluk ve barış mesajı gönderiyorum” yanıtı geldi.
İlk yanıt gelince, tabii ısrar etmek de farz oldu.
Bu kez, biraz daha ileri gidip, “Türkiye, sizden PKK konusunda da bir mesaj bekliyor. PKK konusunda ne diyorsunuz?” diye sorunca, buna yanıt olarak doğrudan PKK’nın adını anmamayı tercih etti. “Hepimiz, akan kanı durdurmak için birlikte çalışmalıyız” dedi ve ekledi;”Akan kanın kimseye faydası yok…”
Bu cümlenin ardından ısrarımıza rağmen, başka ayrıntı gelmedi. Son bir hamle ile, bir soru daha sorduk; “Ankara’ya gelmeyi düşünüyor musunuz?”
Bu “ayaküstü” röportajda bu soruya da yine ancak tek cümlelik bir yanıt aldık;
“Şartlar uygun olduğunda, Ankara’ya gelmek isterim, inşallah…”

“KÜRDİSTAN’DA TEK BİR AMERİKAN ASKERİNİN KANI AKMADI”

Barzani, resepsiyonda kısa da bir konuşma yaptı. Amerikalılara, Irak’ı “diktatörlükten kurtardıkları” için teşekkür eden Mesud Barzani, Kuzey Irak’ın “ne kadar güvenli ve istikrarlı bir bölge” olduğunu ise, şu çarpıcı örnekle verdi;
“Kürdistan’da (Kuzey Irak’ı kastediyor) görev yapan hiçbir Amerikan askerinin hiçbir şekilde kanı akmadı; O kadar ki, trafik kazasında bile Amerikalıların kanları akmadı…”
Konuşmasında Türkiye’ye ya da PKK terörüne hiç değinmeyen Barzani, sadece “tüm komşularımızla iyi ilişkiler istiyoruz” dedi. Barzani, Irak Kürdistanı’nın “Türkmen, Kürt, Arap, herkese açık bir bölge olduğunu” da söyledi.
KUBAT TALABANİ: BENİ TÜRK RESEPSİYONUNA ÇAĞIRMADILAR

Barzani ABD programı gereği Washington’da yaklaşık bir hafta kalacak. Peki neden, bu bir haftalık süre içinde, Barzani onuruna verilen resepsiyon, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli günü, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile aynı güne denk getirildi? Tesadüf müydü, yoksa planlanarak mı yapılmıştı?
Bu soruyu da, resepsiyonun “ev sahibi” olan, Kubat Talabani’ye yönelttik.
Kubat, Kuzey Irak’taki Kürt gruplardan diğerinin lideri olan, şu anda da Irak Devlet Başkanlığı görevini yürüten Celal Talabani’nin oğlu. Şu anda, sadece babasının partisini değil, “tüm Kuzey Irak’ı” Washington’da temsil ediyor.  
Kubat Talabani, Barzani’nin resepsiyonu için seçilen gün konusundaki soruya “yeminler ederek” yanıt veriyor;
“29 Ekim’in Türkiye’nin Bayramı olduğunu düşünemedim. Başkan Barzani’nin programındaki en uygun akşam 29 Ekim akşamıydı. Özellikle seçmedik, program nedeniyle bu gün olması gerekiyordu…”
Kubat Talabani’nin, biz resepsiyondan ayrılırken söylediği sözler ise çok ama çok çarpıcıydı:
“Zaten Türkiye Büyükelçiliği de beni 29 Ekim resepsiyonuna davet etmedi. Lütfen haberinizde bunu özellikle yazın. Bu durumda, Başkan Barzani’nin resepsiyonunu planlanker, aynı gün Türkiye’nin de resepsiyonu olduğunu nereden bilebilirdim ki..”
Böyle bir açıklama gelince sormadan olmaz;
Peki Kubat Talabani, kendi resepsiyonuna Türkiye Büyükelçiliği’nden birini davet etmiş miydi? Yanıt bu kez net oldu;
“Evet davet ettim. Ancak davet ettiğim diplomat bana çok kibar bir mesaj atarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin de aynı gün resepsiyonu olduğunu, bu nedenle katılamayacağını bildirdi…” Zeynep Gürcanlı-Hurriyet


DZEYİ: ‘’BAŞKAN BARZANİ’NİN PROĞRAMINDA TÜRK HEYETİ İLE GÖRÜŞME YOK’’    

31-Oct-08 [11:46]
sefin dizayi dzeyi PNA-Kürdistan Demokrat Partisi (PDK) Dışilişkiler Sorumlusu Sefin Dzeyi, Türkiye heyetinin ABD ziyaretinin Kürdistan Bölgesi (FKB) Başkanı Mesut Barzani’nin ABD ziyaretine denk gelmesinin sonucunda yapılan yorumlar hakkında Kürdistan TV’ye yaptığı özel açıklamada, Türk heyetinin ABD’ye gitmesinin ABD ile ilişkileri olan Türkiye hükümetinin bir proğramı olduğunu söyleyerek bunun güya Kürt tarafı ile Türk tarafı arasında görüşme olacağı yönünde bahsedilen görüşmenin ne Kürdistan Bölge Başkanı’nın programında, ne de onların programında olduğunu söyledi.

Dzeyi, program dışı olarak Kürdistan Bölgesi Başkanı ile görüşmek için talep olmasının olumsuz bir yönünün olacağını düşünmediğini söyledi.

Türkiye’nin, ABD’nin şemsiyesi altında Başkan Barzani ile görüşmek için ABD’yi seçip seçmediğine ilişkin Dzeyi, “Hayır, ABD şemsiye altında değildir. İki komşu olarak ilişkilere ihtiyacımız var. Bu ilişkiler de zamanında olmuştur. 2003 yılından sonra  bazı engeller uğrayan bu ilişkilerin yeniden kurulmasının karşılıklı çıkar temelinde olduğu doğrudur. Biz, genel ofis olarak geçmiş yıllarda görüşmeler için Ankara’yı ziyaret ettik. Ancak liderlik düzeyinde Başbakan Neçirvan Barzani, 1 Mayıs 2008’de Bağdat’ta Türk heyeti ile bir görüşme gerçekleştirdi. Heyetle daha sonra Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani de bir görüşme gerçekleştirdi. Bununla beraber ABD ve İngiltere tarafı aramızda doğrudan görüşmelerin olması için herzaman ısrar ediyordu. Sorunları doğrudan ve diyalogla çözebilmesi için görüşmelerin gerekli düzeyde olması gerektiğine inanıyorlardı’’ dedi.

Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un ülkesinin Başkan Barzani ile doğrudan görüşmelerini olumlu olarak nitelemesine Kürdistan Bölgesi Hükümetinin bu tutuma nasıl baktığı hakkında Sefin Dzeyi, “Şüphesiz Türk ordusu önemli bir kurumdur. Çünkü bölgedeki durum ve Türkiye’nin dış siyaseti üzerinde doğrudan etkisi vardır. Bir süre önce açıkça Kürdistan Liderliği ile hiçbir şekilde müzakerelerin yapılmamasından bahsediyorlardı. Eğer Türkiye hükümeti de müzakere yapmak isterse böylece kendisi karar verebilir. Ancak ordu bu sürecin bir parçası olmaz. Şuanda sergiledikleri tutum şüphesiz iyi ve olumludur. Türkiye ordusu çok defa PKK sorununun sadece askeri tarafla çözülemeyeceğinin sinyalini veriyordu. Diplomatik, ekonomik ve diğer açılımlara da gerek var. Bu iyi bir tutum. Madem ki ordu destekliyor o zaman bu Türkiye hükümetinin de üzerine düşer. Öyle bir siyaset hazırlanmalı ki sorunlar diyalogla çözüme kavuşturulabilsin. Kürdistan Bölgesi bütün dostluk ilişkilerini olumlu karşılıyor.”dedi.

Türkiye hükümetinin bölgedeki geşlişmeler ve Yeni Irak’taki Kürdistan liderliğinin konumu karşısındaki değişikliği konusunda da Dzeyi, ‘’Türkiye hükümeti duruma şuanda daha gerçekçi  bir şekilde bakıyor. Kürt ve Kürdistan siyasi güçlerinin Irak’ı özgürleştirme sürecinde etkili rolleri var. Liderlerimiz Bağdat’ta Irak’taki yeni siyasi ve yeniden yapılandırma sürecinde önemli bir rol üstlenmiştir. Başkan Barzani’nin son Bağdat ve ABD ziyareti ardından ortaya çıktı ki mevcut sorunları değerlendirmek ve çözüm yolunun bulunması için Başkan Barzani’nin tam desteğine ihtiyaç var.” dedi.

Dzeyi açıklamasında, bugüne kadar Türk yetkilerle yapılan müzakerelerde hiçbir gizli gündemin  görüşülmediğini, müzakerelerin tamamen açık bir şekilde yapıldığını belirterek, ikili görüşmelerin de eskiden olduğu gibi adım adım üst düzeye ulaşmasını beklediklerini kaydetti.

Korucu olmayı kabul etmeyen köye roketli saldırı

havan_top_askeri_araclar Muş'un Malazgirt ilçesine bağlı Toraka (İyikomşu) köyüne askerler tarafından roketli saldırı düzenlendiği bildirildi.
İddialara göre, Malazgirt İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı askerler, ilçeye 70 km uzaklıkta bulunan Toraka köyüne akşam üzeri köye roketli saldırı düzenlendi. Çok sayıda rokettin atıldığı köyde, büyük panik yaşandı. Saldırının detayları konusunda bilgi edinilemedi.
Roketli saldırının yapıldığı Toraka köyüne askerler gün içinde baskın yapmıştı. Baskın sırasında köylüler korucu olmaları yönünde baskı yapıldığı iddia edilmişti.
MUŞ (DİHA)

Başbakan'ın Hakkari ve Van'a yapacağı geziye tepkiler sürüyor
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Diyarbakır ve Tunceli'nin ardından çeşitli açılışlarda bulunmak üzere 1-2 Kasım tarihlerinde Van ve Hakkari'ye yapacağı geziye tepkiler sürüyor.
DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, Diyarbakır ve Tunceli'deki tepkilerin Van ve Hakkari'de de gösterileceğini belirterek, Başbakan'ın kan üzerinde siyaset yürüttüğünü söyledi. Başbakan'ın Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözeceğine askere havale ettiğini ifade eden Üçer, 'Bu yüzden Kürt halkı ve birçok kesim Başbakan'a büyük öfke duymaktadır. Bu yüzden halkımız tepkisini demokratik bir şekilde gösterecektir. Halkımız devlete ve Başbakan'a öfke duyması gayet doğaldır ve tepkisini de gösterecektir. Halkımız da tepkisini demokratik bir şekilde gösterecektir. Van ve Hakkari halkı ülkeye zarar veren ve Kürt halkını inkar eden bir Başbakan'a mutlaka tepkisini en iyi şekilde ortaya koyacaktır' şeklinde konuştu.

vanda_newroz_devlet_teroru3

Van Bostaniçi Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek Başbakan'ın Kürt halkına demokratikleşme ve insan hakları alanında sözler verdiğini belirterek, 'Halk bu sözlerin tutulmadığını gördü. Tüm bunlara rağmen devlet halka şiddet uyguladı. Halkımızda bu anti demokratik eylemlere karşı, alanlara çıkarak eylemlerde bulundu. Van halkı da Amed ve Dersim halkı gibi Başbakan'a gereken cevabı verecektir' diye konuştu.
Hakkari halkının misafirperver olduğunu dile getiren DTP Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, 'Ama sınır ötesi bir operasyon tezkeresini Meclis'ten geçiren, savaş hükümeti haline gelen bir hükümetin Başbakanı'na misafirperverlik yapmayacaktır' dedi. Eğer Kürtlere yönelik barış ve özgürlük için bir çaba harcanacaksa bunun için Başbakan'ın Kürt halkından özür dilemesi gerektiğini belirten Geylani, 'Kürt sorunu çözümünde bir adım atılırsa Hakkari halkı herkese gösterdiği misafirperverliğini Sayın Başbakan'a da gösterir. Ancak aksi takdirde Hakkari halkı gereken tepkiyi gösterecektir' dedi.vannewroz2008polisteror
'Partimizden ve halkımızdan özür dilemeli'
Yüksekova Belediye Başkanı M. Salih Yıldız, belediye olarak karşılama yapmayacaklarını belirtti. Başbakan'ın Kürt sorununu çözmediğini ve askerle beraber hareket ederek adeta imha kararı verdiğini söyleyen Yıldız, 'Sayın Başbakan bu halka ve bu halkın partisine seçilmişlerine 'terörist' demiştir. Bu halkı yok saymıştır. İradesini yok saymıştır. Ancak biz, seçilmişler olarak ancak Başbakan'ın Kürtlerden ve partimizden özür dilemesiyle kendisini karşılarız' dedi. Başbakan'ın Diyarbakır gezisinde Kürtlerin ortaya koyduğu tavrı iyi okunması gerektiğini dile getiren Yıldız, 'Başbakan eğer Kürt halkının gönlünü almak isterse ve Kürt sorununu da çözmeye karar verirse, Kürtlerin siyasal lideri ve önderi olan, şu an İmralı'da bulunan, üç buçuk milyon kişinin resmi olarak iradesi olarak teyit ettiği Sayın Abdullah Öcalan'la görüşebilir ve muhatabıyla Kürt sorununu çözerek kardeşliği tesis edebilir' diye konuştu.
'Yerimiz halkımızın yanı'
Yüksekova'nın Esendere Belde belediye Başkanı Hurşit Altekin de, kendisi ve 9 belediye meclis üyesinin Kürt sorununu görmemezlikten gelen ve kardeşlik elini kabul etmeyen Başbakan' karşılamaya gitmeyeceklerini ifade etti. 'Yıllardır ister protokollerde olsun ister karşılamalarda olsun adeta bize karşı terör estiren bizi yok kabul eden elimizi sıkmayanlara karşı tavrımız bundan sonra net olacaktır' diyen Altekin, Kürt sorunu karşısında sorumsuz davranan ve kardeşliği tesis etmeyenlere karşı görevlerini yapacaklarını söyledi. Yerlerinin halkın yanı olduğunu dile getiren Altekin, 'Eğer demokratik talebini yerine getiren Diyarbakır halkı 'teröristse' Hakkari halkı da 'teröristtir'' dedi.
VAN / HAKKARİ (DİHA)

Kanayan cumhuriyetin “gurur” bilançosu

turkish_army_police_pkk_archive Hükümetten Kürt meselesinde “sivil” arayış işaretleri gelse de, silahları susturacak kapsamlı bir plan yok

CESET BİLANÇOSU • Son 25 yılını kendisiyle savaşarak geçiren cumhuriyetimiz, ölü çocukların cesetleriyle övünüyor hâlâ…

Kanayan cumhuriyetin “gurur” bilançosu

YASEMİN ÇONGAR-Taraf

Derin bir nefes alın; yavaşça, anlamını düşünerek okuyun şu satırları:
“Kırsal alanda yürütülmekte olan teröre karşı mücadelenin dünyada bir başka örneği daha yoktur. 25 yıldır süren mücadelede terör örgütünün yaklaşık 50 bin civarında elemanını kaybettiği bilinmektedir. Bu terörle mücadele tarihinde güvenlik kuvvetleri tarafından elde edilen büyük bir başarıdır.”
Yüreğiniz burkulmadı mı?
Bir “başarı” bilançosu sunmanın gururuyla bu cümleleri sarf eden komutan bir an durup düşünse, ağzından çıkanı bir an yüreği duysa, onun da içi yanmaz mı dersiniz?
Bu bilançonun, vicdanı olan her insanı kahretmemesi mümkün mü gerçekten
***
Türkiye Cumhuriyeti bugün 85 yaşında.
Ve Türkiye Cumhuriyeti bu 85 yılın son 25 yılını kendi kendisiyle savaşarak geçirdi.
Öyle bir cumhuriyet ki bu bizim cumhuriyetimiz, vatandaşları çeyrek yüzyıldır birbirini öldürüyor.
Daha iyi bir hayatı silahla kurabileceklerini sanan Kürt çocukları ile onların karşısına sürülen eli silahlı Türk, Kürt, Laz, Çerkes... her kökenden çocuklarımız savaşıyor.
Dağa çıkıp kendisine “gerilla” diyen de, birkaç haftalık eğitimle “asker” olup karşısına dikilen de bu cumhuriyetin çocukları.
Her iki taraftakiler de, galibi olmayacak bir savaşı çeyrek yüzyıldır durdurmayan bu cumhuriyetin kurbanları.
Ve 85’inci yılında, bu cumhuriyetin kara kuvvetleri komutanı çıkıp savaşın bilançosunun sütunlarından birini “başarı tablosu” olarak sunuyor...
50 bin ölü Kürt çocuğu var o “başarı” sütununda.
Komutanın sözünü etmediği karşı sütundaysa, binlerce ölü Türk, Kürt, Laz, Çerkes... her kökenden çocuğun adı, bu cumhuriyetin şehitleri olarak yazılı...
İki sütundakiler bazen adaş, bazen kardeş, bazen kuzen, bazen mahalle arkadaşı, bazen hemşehri ve –istisnalar bir yana- hepsi aynı cumhuriyetin vatandaşı.
Ve cumhuriyetin kara kuvvetleri komutanı diyor ki, “25 yıldır süren böyle bir savaşın dünyada bir başka örneği yok.”
Bu “eşsiz benzersiz” savaşla övünmemizi istiyor adeta.
***
Bir utançla övünmeyi yüksek sesle reddetmedikçe biz; Orgeneral Işık Koşaner’in “büyük başarı” diye ilan ettiği ceset bilançosunu hep birlikte sorgulamadıkça; sivil-asker, Türk-Kürt hepimiz bu savaşın bir galibi olamayacağını kabullenmedikçe; silahları artık susturmak gerektiğini haykırıp bu haykırışın gereğini yapmadıkça daha nice çocuk ölecek bu topraklarda... Daha nice kuruluş yıldönümünü, için için kanayarak idrak edecek bu cumhuriyet...
Kanı durdurmak imkânsız değil oysa.
Dünyaya bakmamız bir başlangıç olabilir...
Başka ülkelerin iç savaşa, etnik çatışmaya son vermek için neler yaptığını inceleyip “eşi benzeri olmayan” halimizden kurtulmayı deneyebiliriz.
Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in İspanya’da ETA, Britanya’da IRA örneklerini incelediğini açıklaması; onun ve diğer hükümet üyelerinin “sivil” önlemlerden, “silahlı mücadele ve ceza hukuku dışındaki” olası adımlardan söz etmesi bir umut kaynağı...
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de “silahsız” yöntemlere artık daha ılımlı baktığı fısıltısı bu umudu besliyor.
Akil adamların yardımıyla çözüm aranmasından; düz ovada siyaseti teşvik etmekten bahsedenler artıyor.
Gelin görün ki, biraz sorup sorgulayınca bu sözlerin bir beyaz gürültüden ibaret olduğunu anlıyorsunuz.
Hükümetin PKK’ya silah bıraktıracak, dağdakileri indirecek kapsamlı bir siyasi girişime hâlâ uzak olduğunu görüyorsunuz.
Yakın vadede ateşin kesilmesini sağlayacak kararlılığa ve cesarete sahip adımların planlandığına dair somut bir işaret gelmiyor Ankara’dan.
AKP’nin Kürt kökenli milletvekilleri her ne kadar bu adımların yakın olduğunu anlatsalar da bize; Başbakan’ın çevresinden Avrupa Birliği’nin öngördüğü demokratikleşme adımlarının hızlandırılacağını dinlesek de, gerçekten kapsamlı bir çözüm planının hazırlandığını göremiyoruz.
Kürtlerin kültürel ve sosyoekonomik mağduriyetlerinin bir ölçüde giderilmesini sağlayabilecek sınırlı birkaç politika önerisinden öte bir formül telaffuz etmiyor yetkililer.
Devletin içinde, Kürt meselesinin siyasi çözüme kavuşturulması gerektiğini bilen, barışın sağlanmasını samimiyetle isteyenler varsa bile, bunun gereğini yapacak cesarete sahip görünmüyorlar henüz.
Bize de, Türkiye Cumhuriyeti 85’inci yaşını  kutlarken, bugün birinci sayfamızda yaptığımız gibi “GAP cephesinde yeni bir şey yok” başlığını atmak düşüyor...
Çocuk cesetlerinin sayısıyla gururlanmamızın beklenmeyeceği cumhuriyet bayramlarını görmeyi diliyoruz sessizce...

Motosikletli infaz

cagdas_gemik Antalya’da motosikletli Yunus timi, Erzincanlı 18 yaşındaki Çağdaş Gemik’i(18) beylik tabancasıyla vurarak öldürdü. Polisin gerekçesi şu oldu: Dur ihtarına uymayınca havaya ateş ettim.

Antalya’da motosikletli polis, ‘dur’ ihtirına uymadığını iddia ettiği 18 yaşındaki motosikletli genci tabancayla vurarak katletti. İddialara göre, olay şöyle gerçekleşti; önceki gün motosikletli Yunus Timi’nden Polis M.E., Antalya’nın Yeşildere Mahallesi’nde, motosikletiyle giden iki gence ‘dur’ ihtarında bulundu. Motosiklet durduğunda, motosikletin arkasında duran ve kimliği açıklanmayan gencin indiği, motosikleti kullanan Çağdaş Gemik’in ise motosikleti hareket ederek kaçmak istedi ve bunun üzerine polis ateş etti.
Boynundan vurulmuş
Hastaneye kaldırılan gencin kurtarılamadığı, olaydan birkaç saat sonra polisin, gencin babasını karakola çağırarak, olaydan haberdar ettiği öğrenildi. Gemik’in Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsisinde, boynunun sol tarafından giren kurşun yüzünden öldüğü belirlendi.
Emniyet: Kasıt yok!
Antalya Emniyet Müdürü Feyzullah Arslan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, olayın kasıtlı olmadığını savunarak, kontrol sırasında gencin ‘dur’ ihtarına uymaması nedeniyle vurularak öldüğünü bildirdi. Arslan, polisle ilgili adli ve idari soruşturma başlatıldığını, görevden uzaklaştırıldığını söyledi.
Havaya ateş etmiş!
Gemik’i vuran polis M.E, dün adliyeye sevk edildi. Cumhuriyet Savcısı Ümit Yaşar Özdemir tarafından sorgulanan polis, “Olası kasıtla insan öldürmek suçlaması”yla sevk edildiği nöbetçi mahkemece tutuklandı. Polisin ifadesinde, gençleri durmaları yolunda ikaz ettiğini, durmamaları üzerine havaya ateş açtığını söylediği öğrenildi.
Cenazesi cemevinde
Aslen Erzincanlı oldukları bildirilen inşaat işçisi Haşim ile ev kadını Sevgi Emik’in oğlu Çağdaş Emik’in cenazesi dün öğle saatlerinde Kızılarık Mahallesi’ndeki cemevine götürüldü. Baba Haşim Gemik, oğlunun cemivende yapılan cenaze töreninde sinir krizleri geçirdi. Çağdaş Emik’in ilköğretim okulu mezunu olduğu, zaman zaman bazı otellerdeki animasyon gösterilerinde folklor ekibinde yer aldığı, bir dönem de bir mağazada tezgahtarlık yaptığı kaydedildi.
ÇHD: Münferit değil
ÇHD Antalya Şubesi, cinayetin ‘münferit’ olarak nitelendirilmesinin inandırıcı olmadığına dikkat çekti. Açıklamada, “Çağdaş Gemik, 27 Ekim Pazartesi günü saat 15:00 sıralarında yani güpegündüz, mobileti ile seyir halinde iken, ‘dur ihtarına uymadığı’ gerekçesi ile katledildi. Bir ülkede bir hafta içerisinde üç yurttaş devletin emniyet güçleri tarafından öldürülüyorsa ve hala daha bu durum güvenlik görevlilerinin kişisel hataları olarak açıklanıyorsa bu hiç inandırıcı değildir” denildi.
İstifa çağrısı
Açıklamada, polis cinayetlerinin tesadüf olmadığının artık herkesçe bilinmesi gerektiği ifade edilerek, yaşanan ölümlerin ülkeyi yöneten siyasi irade tarafından geliştirilen yeni güvenlik konseptinin bir sonucu olduğu kaydedildi. Demokratik bir ülkede bu kadar polis cinayetinden sonra hiçbir Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı’nın görevine devam edemeyeceğinin vurgulandığı açıklamada, şunlara yer verildi: “Çünkü Mayıs 2007’de polise açıkça insan vurma yetkisi verilmiştir ve verilen bu yetkinin sonucu olarak bu ülkenin yurttaşları, sokaklarda, karakollarda, cezaevlerinde ölmektedir. Hükümet tüm kamuoyunun önünde halktan özür dilemeli ve başka cinayet işlememeleri için güvenlik güçlerini uyarmalıdır.”
ANTALYA YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

İHD: Adana'da işkence sokağa ve polis otosuna taştı

adanaiskence20ekim İHD Adana Şubesi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik fiziki saldırıyı protesto amacıyla gerçekleştirilen gösterilere yapılan müdahalenin ardından çıkan olaylara ilişkin hazırladığı raporda, gözaltına alınanların, gözaltına alınma sırasında ve polis otosuna bindirilerek emniyete götürülürken işkenceye maruz kaldığı belirtildi. İHD Adana Şube Başkanı Ethem Açıkalın, son olaylarla işkencenin gözaltı birimlerinden sokaklara ve polis otolarına taştığını, kolluk güçlerinin uygulamalarının OHAL'i aratır boyuta ulaştığını söyledi.
Adana'da Kürtlerin yoğun yaşadığı ilçe ve mahallelerde düzenlenen eylemlere güvenlik güçlerinin müdahalesiyle çıkan olaylarda çok sayıda kişi yaralandı. Eylemlerin ardından çok sayıda kişi de gözaltına alındı. Geçtiğimiz 10 gün içerisinde yaşanan olaylara ilişkin İHD Adana Şubesi tarafından rapor hazırlandı. Raporda, avukatların, mağdur ailelerin derneğe yaptığı başvurular ve İHD yöneticilerinin mağdurlarla bire bir yaptığı görüşmelerde, Öcalan'a yönelik fiziki saldırı nedeniyle Adana'da yapılan eylemlere katıldıkları gerekçesiyle 19-20 ve 21 Ekim'de gözaltına alınanların büyük çoğunluğunun alınma esnasında ve polis otosuna bindirilerek emniyete götürülürlerken yolda dayak atıldığı ve işkenceye maruz kaldığının beyan edildiği belirtildi.
'Kayıt dışı işkence yapıldı'
Raporda, 'Gözaltına alınma esnasında kişilerin işkence ve kötü muameleye tabi tutulduklarını, polis otolarına bindirilerek gözaltı birimlerine götürülürlerken yolda polis otolarının içinde kişilere işkence ve kötü muamele yapıldı. Bu yöntemlerle kolluğun kişilere uyguladığı işkence ve kötü muamelenin kayıt dışı işkence ve kötü muamele işlemleri olduğunu, kayıt dışı işkence vakalarının bu yöntemle olduğunu daha önce defalarca belirtmiş olmamızın ne kadar haklı ve doğru olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir' denildi.
157 gözaltı, 26 tutuklama
Adana'da eylemlere katıldıkları iddiasıyla 157 kişinin gözaltına alındığının kaydedildiği raporda, '82 kişi 13-16 yaş arası çocuklardır. Tutuklananların sayısı 26. Bunlardan 13'ü 13-16 yaş arası çocuklardır' diye kaydedildi. Yüz yüze görüşülen mağdurların gözaltına alınma esnasında ve polis otolarında gördükleri işkencelerden dolayı vücutlarının çeşitli yerlerinde oluşan darp izlerinin tespit edildiğine işaret edildi.
Gözaltına alınanların tümünün vücudunda darp izi
Av. Çemşit Tabak, gözaltına alınanlar, tutuklananlar ve kötü muameleye maruz kalanlara ilişkin İHD'ye başvuruda bulundu. Av. Tabak, 20 Ekim'de yapılan eyleme katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan ve kendisinin de hazırlık soruşturmalarına katıldığı Songül Demir, Kemal Güven, Nevzat Toprak, Metin Bilgiç, Mehmet Celebi, Abdullah Bağ, Ümit Bayev (16), Resul Sekmen (16), Velat Yalçın (16), Müzeyyen Özdemir (16), Onurcan söylemez (16), Beritan Özdemir (15), Sedat Kaya (16), İbrahim Gönültaş (15), Mazlum Oral (16), Özcan Öcal (15), Meral Kaya (16), İlhan Demir (16), Şirin Akyüz (16), Leyla Özdemir (14), Mahir Özdemir (13), Devran Çankaya (13), Enver Alagaş (13), Ömer Demir (14), Ceylan Kutluk (14), İbrahim Sevim (13), Serhat Özer (13) ve Ahmet Yıldırım'ın gözaltına alınma esnasında darp edildiğini aktardı. Kötü muamele ve işkence gördüğü gerekçesiyle derneğe başvuruda bulunan kişilere de raporda yer verildi.
Rapor TBMM'ye taşınacak
İHD Şube Başkanı Ethem Açıkalın, HPG'nin Aktütün (Bêzelê) Karakolu'na saldırısının ardından asker ve polisin OHAL yasalarını talep ettiğini hatırlatarak, 'Tam da son iki hafta içinde kolluk gücünün uygulamaları yasalara gerek kalmadan OHAL'i aratır olmuştur. Şu soruyu sormak gerekiyor. Yetkileri kısıtlı olduğu halde bunlar yapılıyor ise, yetkileri olsaydı neler olurdu? Yoksa öldürmedikleri için mi hayıflanıyor?' diye konuştu. Adana'da yaşanan bu işkence vakalarına ilişkin hazırladıkları hazırladıkları raporu tüm kamuoyu ile paylaşacaklarını söyleyen Açıkalın, 'Bu raporu tüm ulusal ve uluslararası ilgili kurumlarla, TBMM İnsan Hakları Komisyonu'na taşıyacağız. Komisyonu göreve ve incelemeye çağıracağız' dedi.
'Çocuklara atılan dayaklar yazılmadı'
Basında ve resmi yetkililerin, 'Çocukların eylemlerde kullanıldığını' öne sürdüğüne dikkat çeken Açıkalın, 'Kötü muameleye maruz kalanların yarısı 13-17 yaş arasıdır. Madem çocukların dostuydunuz ve onların oyun oynaması gerektiğini söylüyorsunuz ama bu çocuklar şimdi cezaevinde. Neden? Bu çocuklara atılan dayak, vücutlarındaki morluklar hakkında bir satır yazılmadı. Biz bu konunun kamuoyunda gündeme gelmesi gerektiğini düşünüyoruz' diye kaydetti.
ERSİN ÇELİK - ADANA / DİHA