AHMET TURK'TEN ERDOGAN'A MUTHIS FIKRA...

DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, partisinin grup toplantısında konuşmasının tamamını AKP hakkında açılan kapatma davasına ayırdı. Türk, AKP’nin bugün “ucuza pazarladığı” demokrasiye ihtiyaç duyar hale geldiğini savunarak, Başbakan Erdoğan ve AKP’nin oturup “nerede yanlış yaptık?” diye düşünmesi gerektiğini kaydetti. AKP’ye, demokrasi ve parlamentonun gücünü yansıtacak düzenlemeler konusunda “sonuna kadar yanınızdayız” mesajı veren Türk, konuşmasında bir de fıkra anlatarak şunları söyledi: “Adam gelmiş ‘ağam Fransızlar, Urfa’ya giriyorlar’ demiş, ağa ses çıkarmamış, adam yeniden gelmiş ‘Ağam Fransızlar Urfa’ya girdiler’ demiş, ağa da yine ses yok. Adam bir kez daha gelmiş ‘Ağam Fransızlar isot tarlasına girdi’ demiş, ağa bu kez ayağa kalkmış ‘koşun, namus elden gidiyor’ demiş. AKP de isot tarlasına girildiği için telaş içinde demokrasi havariliği yapıyor. Oysa siz halktan aldığınız yetkiyi doğru kullansaydınız ülke bu duruma düşmezdi. Statükocu güçlere karşı demokrasi mücadelesi verseydiniz, demokrasi bugün tehlike altında olmazdı. AKP’nin sızlanmak,şikayet etmek yerine demokrasiyi gündeme getirmesi lazım. Yamalarla, perakendelerle bu iş düzelmez. Ne statükoya, ne kiliseye ne camiye yaranabildiniz. Ortada kaldınız başbakan.”

BAŞKAN BARZANİ’DEN MALİKİ’YE DESTEK...

PNA-Irak’ın Basra kentinde ve çevresinde başlayan ve yaklaşık bir haftadır devam eden Şii milisler ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar Irak hükümeti tarafından sert bir şekilde kınanırken, Federal Kürdistan Bölge (FKB) Başkanı Mesut Barzani, Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’ye desteğini bildirdi. Başkan Barzani, Maliki ile yaptığı telefon görüşmesinde, Kürdistan Bölgesi’nin milis güçler karşısında yasaların uygulanması operasyonuna destek verdiğini bildirdi. Başkan Barzani, telefon görüşmesinde, Kürdistan Bölgesi’nin kanunların uygulanmasının ve ülkede istikrarın sağlanması için yasaları ugulama operasyonuna desteğini yineledi. Maliki, dün Basra kentinin aşiret reisleri ile yaptığı toplantıda, Basra’da güvenlik güçleriyle çatışan silahlı grupların “El-Kaide’den daha kötü” olduğunu söylemişti. Basra’da çatışmaların başladığı geçen haftadan bu yana 200’den fazla kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

IRAN SALDIRILARINDA IKI SIVIL YASAMINI YITIRDI

YeniIran ordusunun Güney Kürdistan’a yönelik 10 Mart’ta başlayan bombardımanı devam ediyor. ANF’nin haberine göre sınır köylerine önceki akşamdan beri yaptığı bombardımanda Deşte Köyü’nden İbrahim Abdullah, Soregule Köyü’nden Hacer Hüseyin Ahmed yaralandı.
 Saldırılarda ayrıca 20 koyun telef oldu. Köylüler de bombardıman endişesiyle araziye çıkamıyorlar.10 Mart’ta başlayan İran saldırıları 19 Mart’tan bu yana ararlıksız her gün devam ediyor. Saldırılar Süleymaniye’nin Pişder kazasına bağlı Jarawe nahiyesi köyleri, Sideka, Xinere ve Kandil alanlarına yapılıyor. Şu ana kadar en az 6 köy boşaltıldı. Saldırılardan dolayı göç eden köylüler için Jarawe nahiyesi tarafından Pirdehasu Köyüne kurulan kampta 100 aile çadırlarda barınıyor. YNK neden sessiz? Sorgüle Köyü’nden 70 yaşındaki Hasan Mina bir haftadan beri çadırlarda olduklarını belirterek, “Bombalanan yerlerde PJAK’lılar yok” derken; aynı köyden Mehmed Pirot ise YNK’nin sessizliğine dikkat çekti: “Bu çok ilginç anlam veremiyoruz. YNK sessizliği İran’ın yaptıklarını onaylıyor anlamına geliyor.” Bombardımanda büyük zarar gördüklerini anlatan Pirot, Kürt ve Irak hükümetlerinin bir an önce sessizliğini bozarak İran’ın saldırılarına tepki göstermesini istedi. Köylülerden Hıdır Bayıs, bölge yetkililerinin zaman zaman kendilerini ziyaret ettiklerini; ancak duruma ilişkin herhangi bir şey söylemediklerini belirterek, bu durumun ne kadar süreceği konusunda bilgi vermediklerini kaydetti. YNK PÇDK’lileri gözaltına aldı Son iki gündür Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi’nden (PÇDK) Hasan Muhammed Mecid, Kani Emir Ali’den oluşan bir heyet çadırlardaki halkı ziyaret ediyordu. PÇDK heyeti dün çadırların içindeki halkla görüşürken olay yerine gelen bir YNK heyetiyle karşılaştılar. Jarava Nahiye Müdürü Hasan Gevre Jarava, YNK komite sorumlusu Resul Sofi Sengasar, asayiş sorumlusu Rizgar Karani’nin de yer aldığı YNK heyeti, PÇDK’lileri gözaltına aldı. PÇDK’liler Jarawe’ye götürülüp tehdit edildikten sonra serbest bırakıldı.YNK komite sorumlusu Resul Sofi Sengasar, halka, çadırları sökecekleri tehdidinde bulundu. YNK gelince bombalama duruyor Emine Bayıs, 2 gün önce bir YNK heyetinin kendilerini ziyaret ettiğini belirterek, heyet yanlarında olduğu sürece herhangi bir bombardıman olmadığını; ancak heyet gider gitmez yeniden bombardımanın başladığını söyledi. Bayıs’a göre YNK’liler bombardımandan haberdar. İran istihbaratı ile YNK istihbaratı görüştü Alınan bilgilere göre Ahmedinecad’ın Irak ziyareti ardından 10 Mart’ta Süleymaniye’de Otel Palace önünde 2 kişinin ölümü 30 kişinin yaralanması neden olan patlamadan sonra Süleymaniye yakınlarında İran istihbarat ile YNK istihbaratı 2 gün arayla iki kez görüştü. Bu görüşmede İran heyetinin YNK’den patlamayı fazla gündemleştirmemesini istediği öğrenildi. Aynı görüşmelerde YNK’den PJAK’a yönelik saldırılara da göz yumulması istendi. HABER MERKEZİ
PJAK: YNK saldırıların bir parçası Saldırılara ilişkin ANF’ye konuşan PJAK Koordinasyonu’ndan Serhad Şaho, YNK’nin bu saldırıların bir parçası olduğunu kaydetti. YNK’li yetkililerin halktan sessiz kalmalarını istediğini belirten Şaho, Güney ve Doğu halkının iradesinin kırılmaya çalışıldığını belirtti. Şaho şöyle uyardı: “Halkımıza yönelik gerçekleştirilen bu saldırıları cevapsız bırakmayacağımızın bilinmesi gerekir.”
Yaver: İran çözüm istemiyor Peşmerge Güçlerinin Resmi Sözcüsü Cabbar Yaver, İran’ın Türkiye ve PKK’nin kendi aralarındaki sorunları siyasi bir yolla çözmesinden ve bu anlamda PJAK’ın bu rolü üstlenmesinde ağırlığının olmasından korktuğunu belirtti. İtalyan AKİ ajansına konuşan Cabbar Yaver, İran saldırılarına tepki göstermeyen Irak Hükümeti’ni eleştirdi. Peşmerge güçlerinin İran ile birlikte PJAK’ı vurduğu bilgisini reddeden Yaver, “Bombardımanlar Kandil Dağı’na yakındır. İran PJAK’ın üslerinin buralarda olduğunu söyleyerek özellikle ‘Rızke ve Mardo’ köyleri top atışlarına hedef oluyor. Köylerin topa tutulmasının ve bu köylerde çiftliklerin ve bahçelerin yanması Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin çıkarına değil” diye konuştu. Sözcü Yaver, “Ben bunun Kürdistan Bölgesi Hükümeti ile PJAK arasında savaş çıkması için komşu ülkelerin bir istihbarat planı olduğuna inanıyorum” dedi. YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

ABD Kürd gençlerinin öldürülmesini kınadı

 Posted on Cumartesi, 29. Mart 2008 Topic: Dünyadan ABD, Suriye devlet güçlerinin Kürdistan`ın Qamişlo kentinde Newroz kutlamasına saldırarak 3 Kürd gencini katletmesini kınadı. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 20 Mart tarihinde Qamislo`da Newroz kutlamaları sırasında çıkan olaylarda Suriye polis güçlerinin 3 Kürd'ü öldürmesi kınandı. ABD, 3 Kürd gencinin öldürülmesini kınadı

Rizgarî Online/ABD, Suriye devlet güçlerinin Kürdistan`ın Qamişlo kentinde Newroz kutlamasına saldırarak 3 Kürd gencini katletmesini kınadı. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 20 Mart tarihinde Qamislo`da Newroz kutlamaları sırasında çıkan olaylarda Suriye polis güçlerinin 3 Kürd'ü öldürmesi kınandı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, "Suriye Hükümeti'ni, Kürd sivilleri baskı altında tutmak için şiddet uygulamaktan imtina etmeye ve geçtiğimiz günlerde yaşanan 3 Kürd vatandaşının öldürülmesiyle ilgili bağımsız bir soruşturma açmaya çağırıyoruz" dedi. Federe Kürdistan yönetimi Başkanı Mesud Barzani de, 24 Mart`ta saldırıyı sert bir dille kınayarak, Suriye yönetimini “artık yeter” diyerek uyarmıştı.

Bütün Kürd yurtseverlerinin öfkesini çeken saldırıyı, Suriyeli İnsan Hakları İzleme Örgütü de, Newroz kutlamaları sırasında Kürd gençleri ile polis arasında çıkan tartışmanın büyümesi üzerine kalabalığın üzerine rastgele ateş açan polisin 3 kişiyi öldürdüğünü, 5 kişiyi de yaraladığını dünyaya duyurmuştu. RO/Zilan Dersim

“Asimilasyon insanlık suçudur!”

Ali ERDOĞAN elbistanliali@fsmail.netSayın Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN, 13-14 Şubat tarihlerinde Almanya’ya resmi bir ziyarette bulunmuştu. Gezileri esnasında Alman resmi makamlariyle yaptığı görüşmede: “Burada Türk Lisesi ve Türk Üniversitelerin açılması gerekir” demişti. Resmi makamlarca kabul görmeyince, Alman yönetimini asimilasyon yapmakla suçlamış ve hızını alamayarak “Asimilasyon insanlık suçudur” diyerek sözünü pekiştirmişti.

Sayın başbakanımızın bu tespitine katılmamak olası mı? Tüm yüreğimizle başbakanın sözüne katılıyor ve bu tesbiti için candan kutluyoruz. Çünkü bilge kişiler der ki: “Asimilasyon bireyi yaratmaz, aksine köleleştirerek öldürür” Bu madalyonun bir yüzü.

Demokrasiyi tam özümsememiş ülkelerde, iki yasaları var. Biri kağıt üzerinde yazılı, herkesı eşit gören yasa. Diğeri de gerçekte uygulanan ...

“Asimilasyon insanlık suçudur”deniliyor. Diyoruz. Ağır bir ihtam. Bildiğimiz kadariyle insanlık suçu işleyenler, Uluslararası Mahkeme’de yargılanır.

Atalarımızdan süre gelen bir deyim var: “Hem kel, hem de fodul”.

Birde madalyonun öbür yüzüne bakalım. “Asimilasyon insanlık suçudur” diyen başbakanın ülkesindeki uygulamalara ışık tutalım:

Türkiye’de ilk defa 1925’te Artvin ilinde büyük kısmı Gürcü olan yerleşim yerlerin adları değiştirildi. Türkiye’de yaşayan halkların inkarına yönelik politik asimilasyon uygulandı. Halen devam ediyor. Dil ve kültürleri yasak edildi. “Şark Islahat Plan ve Mecburi İskan kanunu”la halklar sürgüne gönderildi. Asimilasyon hedeflenerek Kürtler, Türk ilçe ve köylere dar misali serpıştırıldı.

30280 yerleşim yerin adı Kürtçe, Gürcüce, Tatarca, Çerkezce, Lazca ve Arapça olduğu gerekçesiyle sakıncalı görüldü ve değiştirildi. Alo’ler Ali, Done’ler Döndü, Xaça’lar Hatice, ....Memo’lar Mehmet yazdırıldı. Kendimden örnek vereyım: 8 çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm. Ağabey ve ablalarımın nufuz cüzdanında baba adı: Mısto, anne adı: Aşey yazılı. Aynı ailenin çocuğu olmama rağmen nufuz cüzdanımda babamın adı: Mustafa, annemın adı ise: Ayşe yazılıdır. “Asimilasyon insanlık suçudur” deriz. Sizler bize bakmayın biz deriz(!)

Kürt çocukları okula başladığı ilk günden itibaren “Türküm. Doğruyum” la başlayan “...varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene” le biten bir and içerler. And zorunludur. Yani çocuklar Kürtlüğünü inkar ederler/ ettirirler. Halen ülkenin tüm ilk okullarında bu yemin ettirilir. Bu asimilasyon sayılmazmış. Çünkü Türkiye’de yaşayan tüm halklar Türkmüş(!) Yasalarımız ve anayasamız böyle emrediyormuş.

1961 yılında Yatılı Bölge İlk Okulları açıldı. Bu okulların sayısı o gün 301’dı. Bu uygulama Kürtlerin yaşadığı: Tatvan, Ahlat, Mutki, Hizan, Pervari, Karakoçan, palu, Keban, Karayazı.... ve Patnos gibi yörelerde uygulandı. Burada 40 bini kız olmak üzere 200 bin civarında öğrenci alındı. Aile ile irtibatları kestirilerek asimilasyona tabi tutuldu. Günümüzde ise Çağdaş Yaşam Derneği ve ÇATOM (Çok Amaçlı Toplum Merkezleri)’yle asimilasyon halen devam ediliyor.

Cumhuriyetin kurulmasında, caniyle kaniyle katkı sunan 25 milyon Kürd inkar edildi ve halen ediliyor. DTP’nin bir parlementeri Türkiye’de asimilasyonun yapılıp yapılmadığının araştırılması için bir önerge verdi. Meclis başkanı önergeyi işleme bile koymadı. Verdiği cevapta, üstü kapalı olarak, asimilasyon yasalarımıza göre suç sayılmaz diyordu.

Diğer yanda ülkede 20 milyon Alevi yaşıyor olmasına karşın, zorunlu olarak İslam Hanefi Mezhebi’nin dini inanışları empoze ediliyor. Hemde anayasa gereği olarak. Bir Alevi velisi AİHM’sine baş vuruyor. Aldığı kararda din derslerının zorunlu olamayacağını, herkesin istediği inanç kurallarını uyguluyabileceğini öğrenıyor. Milli Eğitim Bakanı mahkeme kararını uygulamıyor. Oysa ki, Anayasamızın 90. sinin son fıkrasına göre: “AİHM’sinin İnsan Haklariyle ilgili kararlar iç hukukumuzun fevkindedir ( üstündedir)der. Buna göre kararı uygulamayan Milli Eğitim Bakan’ı Anayasa suçu işlemiş oluyor. Geçmişte Cumhurbaşkanı sayın Özal: “Anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz “ demişti.... Alevi köylerine cami yapılıyor. Cemevi camiye çevrılıyor ve cami olmasa bile köye imam atanıyor. İmam “halk camiye gelmiyor. Beni burda alın” dediğinde ise yetkililer: Sen ezanını oku maaşını al otur keyfine bak” deniliyor.

Yukarıda anlatılanların hiç birisi asimilasyon sayılmıyor(!) Sayın Başbakanımız göğsünü kabarta kabarta “Asimilasyon insanlık suçudur” diyebiliyor. Ne diyelim burası Türkiye.............

EL KAIDE EV EV DOLASIP IRAKLILARI KURDLERE KARSI KISKIRTIYOR...

Kürdistan - SE’DİYE VE CELEVLA BÖLGE YETKİLİLERİ, KÜRDİSTAN PEŞMERGE KUVVETLERİNDEN DESTEK İSTİYOR... 28-Mar-08 [19:9]PNA- Diyala vilayetine bağlı Se’diye ilçe kaymakamlığı Kürdistan bölge içişleri bakanlığına yazılı bir talepte bulunarak Se’diye ve Celevla bölgelerine istikrarı sağlamak üzere Peşmerge Kuvvetlerinin gönderilmesini istedi. Kaymakamlığın yazılı talebinde ‘’Irak güvenlik güçlerinin bölgede terörist gruplara karşı mücadele edebilecek düzeyde olmadıkları’ belirtildi. Se’diye kaymakamı Şeyh Ahmet Zırgoşi Eswat Irak’a  yaptığı açıklamada, terörist grupların  bölgelerinde yoğun  faaliyetler yürüttüklerini belirterek ‘bölgenin terörist grupların kontrolüne geçmesi ihtimalinin yüksek olduğunu ve  bu nedenle  acilen Kürdistan Peşmerge Kuvvetlerininin bölgeye gönderilmesi talebinde bulundukalarını’ söyledi.?>?>?>Sayıları 120 ‘yi bulan terör örgütü el Kaide’ye mensup silahlı kişilerin bölgedeki bir çok köyde ev ev  dolaştıklarını belirten Zırgoşi,  burdaki halkı özellikle Kürt vatandaşlara karşı kışkırttıklarını dikkat çekti.Bölgedeki Irak güvenlik güçlerinin sözkonusu terörist gruplara karşı mücadele edecek düzeyde olmadığını belirten Zırgoşi ‘’ bu nedenle Kürdistan bölge içişleri bakanlığına  Kürdistan Güvenlik  Güçleri’nin bölgeye gönderilmesi talebinde bulunduk.’’ dedi.

28 Mart olaylarında 'adalet' arayışı - 1

Muş'un Şenyayla kırsalında 24 Mart 2006'da 14 HPG'linin yaşamını yitirmesiyle 28 Mart 2006'da Diyarbakır'da başlayarak bölgeye yayılan olaylarda Diyarbakır'da 11, Mardin'in Kızıltepe İlçesi'nde 2 ve Batman'da 1 kişi hayatını kaybetti. Olayların üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen aralarında çocuklarında bulunduğu 14 vatandaşın ölümü ve onlarca kişinin yaralanmasına sebebiyet veren yetkililer hakkında hiç bir dava açılmazken, zihinlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Kadın da olsa çocukta olsa güvenlik güçleri gerekeni yapar' açıklaması hafızalara kazındı. Muş'un Şenyayla kırsalında 24 Mart 2006 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) HPG'ye yönelik operasyonu kapsamında 14 HPG'linin yaşamını yitirmesi sonrasında Diyarbakır'da başlayıp bölgenin tamamına yayılan olaylarda 13 kişi hayatını kaybetti. Olayların ardından 2 yıl geçmesine rağmen Diyarbakır Barosu ile İHD'nin yaşanan ölüm ve yaralanmalar ile o dönem gözaltına alınan yüzlerce kişiye yapılan işkenceye ilişkin aileler aracılığı ile Cumhuriyet Savcılıklarına bulunduğu suç duyuruları sonuçsuz kaldı. Yaşanan olaylar hakkında ihmali bulunan güvenlik güçleri hakkında herhangi bir hukuki işlem yapılmazken, Başbakanın 'Kadın da olsa çocukta olsa güvenlik güçleri gerekeni yapar' sözleri dikkat çekmişti. Başbakanın 28 Mart'ta başlayan olayların üçüncü gününde söylediği bu sözlerden sonra yaşanan olaylarda polisin ateş açması sonucu çok sayıda kişi yaşamını yitirdi. Diyarbakır'da yaşanan olaylar çok sayıda ilde kitlesel geçen ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 'siyasi irade' olarak beyan edildiği Newroz kutlamalarının ertesinde yaşanması dikkat çekiciydi. 6 HPG'linin cenazesi Diyarbakır'a getirildi TSK'nin operasyonda 'kimyasal silah kullandığı' iddiası ise gerginliği tırmandırmıştı. HPG'li İdris Sinet'in (Çekdar Diyar) cenazesi Adana'ya, Hüseyin Kızıl'ın (Kawa Adıyaman) cenazesi ise Adıyaman'ın Kâhta İlçesi'ne bağlı Koçtepe Köyü'ne (Hopax) götürülerek toprağa verildi. 6 HPG'linin cenazesi de Diyarbakır'a gönderildi. Cenazelerin Diyarbakır'a ulaştığı 28 Mart sabahı kent güne gergin başladı. Medine Bulvarı üzerinde binlerce kişinin toplandığı Şefik Efendi Camii'nden 'İntikam' sloganları yükseliyordu. Batman doğumlu Abdullah Rükün (Berxwedan Garzan) ile Siirt doğumlu Kenan Demir'in (Mervan) cenazeleri memleketlerine gönderildi. Ardından Diyarbakır doğumlu Bülent Tanışık (Eriş Amed), Diyarbakır Lice doğumlu Muzaffer Pehlivan (Zafer), Diyarbakır Çınar doğumlu Fatih Çetin (Xemgin Amed) ve Diyarbakır Kulp doğumlu Mahmut Güler'in (Rojhat Amed) yeşil-sarı-kırmızı renkli bayraklara sarılmış naaşları, Yeniköy Mezarlığı'nda defnedildi. Gerginliğin arttığı kentte esnaflar kepenk kapattı. Cenazelerin toprağa verildiği sırada konuşan DEP eski Milletvekili Hatip Dicle, 'Newroz'da halk barışı haykırdı. Ama barışa 24 Mart'ta operasyonla cevap verildi. Bu Kürt halkına saygısızlıktır' dedi. F-16 uçaklarının alçak uçuş yaptığı cenaze töreni sonrasında kalabalık,''Gerillaya uzanan eller kırılsın' ve 'Öcalan siyasi irademizdir' şeklinde sloganlarla yürüdü. Kalabalık, yürüyüş güzergâhı üzerinde bulunan ve etrafında geniş güvenlik önlemlerinin alındığı 10 Nisan Polis Karakolu önüne geldiğinde polis müdahalesiyle karşılaştı. Barikat kuran ve panzerlerle kalabalığa müdahale eden polise, gençler molotofkokteyli ve taşlarlarla karşılık verdi. Arbede esnasında molotof kokteyllerinin isabet ettiği panzerler tutuşurken, çok sayıda kişi yaralandı. Çatışmalar önce Sento Caddesi'ne, ardından tüm kente yayıldı. Kuruçeşme, Dörtyol ve Emek Caddesi'nde yoğunlaşan çatışmalar, kentin ticaret merkezi olan Ofis'e taştı. Ofis'e giren bin kişilik grup, kepenk kapatmayan dükkânların camlarını taşladı, yolda bulunan çöp bidonlarını devirdi. Diyarbakır'da darbe görüntüleri Çıkan olaylarla yangın yerine dönen Diyarbakır'da polis, gerçek mermilerle gruplara ateş ederek müdahale edince Mehmet Akbulut adlı 17 yaşındaki genç ağır yaralanmış, onlarca kişi çeşitli yerlerinden kurşun yarası almıştı. 14 yıl aradan sonra ilk kez askerin girdiği kentin merkezi noktalarına sevk edilen zırhlı araçlar ve askeri birlikler darbe görüntülerini hatırlatırken, kamu kurumları çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Aynı günün akşamına kadar süren olaylar gece azaldı. Tüm polis ve asker aileleri, güvenlik için lojmanlardan çıkarılarak, Emniyet Müdürlüğü binasındaki Spor Salonu'na götürüldü. Kentte savaş görüntüleri 29 Mart'ta kaldırım taşları sökülmüş, sokak ortasına kurulan barikat yığınları, kırılmış camlarıyla Diyarbakır savaş alanını andırıyordu. Bağlar, Dağkapı, Ofis gibi merkezi yerlerde esnafın büyük kısmı kepenk kapatırken, polis merkezi noktalara yığınak yapıyordu. Kente çevre illerden polis ve özel harekât timi takviye edildi. İHD, ilk gün 29 kişinin yaralandığını, yüzü aşkın kişinin gözaltına alındığını kayıtlara geçirdi. Bağlar Sağlık Ocağı'ndaki gösterilerde güvenlik güçlerince açılan ateş sonucu yaralanan Tarık Atakaya (23), yaşamını yitirdi. Onur Kaya isimli genç ensesinden aldığı kurşunla ağır yaralanarak Dicle Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Kentte yapılacak olan Diyarbakırspor ile Fenerbahçe maçı, 'güvenlik' gerekçesiyle Malatya'ya alındı. 1-2 Nisan tarihlerinde ülke genelinde yapılacak Açık Öğretim Sınavı da ertelendi. Çatışmaların önlenmesi için çaba harcayan yerel yöneticiler, ortak bir açıklama yaptı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, güvenlik güçlerinin karakollara, protestocuların evlerine çekilmeleri çağrısında bulunarak, 'Dün bu kentin acısı 14 idi. Bugün bu kentin acısı 16 olmuştur' dedi. Dehşet bilançosu Açıklamaların yapıldığı saatlerde 2 kişinin daha yaşamını yitirdi. Sakarya Caddesi üzerinde bulunan evinin damından gösterileri izleyen 9 yaşındaki Abdullah Duran, polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Olaylar esnasında yaralanarak DÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Mehmet Işıkçı (20) ise yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Akşam karanlığı çöktüğünde İHD günün dehşet veren bilançosunu, 3 ölü, 106 yaralı olarak açıkladı. Olaylar bölgeye yayıldı Yaşanan olaylar Diyarbakır'la sınırlı kalmadı. Batman'da 14 HPG'liden Abdullah Rükün'ün (Berxwedan Garzan) cenazesine katılan 10 bin kişi, Öcalan'ın posterleriyle yürüyüş yaptı. Kenan Demir'in (Mervan) cenazesi ise Siirt'in Gökçebağ beldesinde, binlerce kişinin katılımıyla toprağa verildi. Cenaze töreni esnasında 16 yaşındaki Muhlis Ete, askerler tarafından silahla vuruldu. Saldırıyı protesto eden Siirt esnafı, bir sonraki gün kepenklerini açmadı. Batman'da, 29 Mart sabahından itibaren protestolara başlayan göstericilerin sayısı 10 bini aşarken, kentin birçok noktasına askeri birlikler yerleştirildi. Bankalar Caddesi'nde bulunan çok sayıda banka şubesinin camları kırılırken, 4 katlı bir banka binası ateşe verildi. Olaylarda 20 kişi yaralanırken, 41 kişi gözaltına alındı. Şırnak, Cizre, Urfa, Mardin ve ilçelerinde de kitlesel protestolar yapıldı. Cenaze törenlerinde de olaylar sürdü Diyarbakır'da 28-29 Mart'ta yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren 3 sivilin cenaze töreninin yapıldığı 30 Mart'ta olayların ilk 2 günü yaşamını yitiren 9 yaşındaki Abdullah Duran, Tarık Atakaya ve Mehmet Işıkçı'nın cenaze töreni için İskanevleri'nde bulunan Şefik Efendi Camii önünde binlerce kişi toplanmaya başladı. DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk ve MYK üyeleri de Diyarbakır'a gelerek törene katıldı. Yine törende, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DEP eski milletvekilleri Hatip Dicle ve Selim Sadak ile alt kademe belediye başkanları ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi bulunuyordu. Duran, Işıkçı ve Atakaya'nın cenazeleri yeşil, sarı, kırmızı renkler ile Demokratik Konfederalizm bayrağı ve Öcalan'ın posterleriyle sarıldı. Cenazeleri camiden alan yüz binlerce kişi yürüyüşe geçerken, 10 Nisan Polis Karakolu önünde konumlanan yüzlerce polis ve özel harekat timi, bir gruba ateş açtı. Bu esnada karakol ile grup arasındaki kaldırımda olayları izleyen 7 yaşındaki Enes Ata, gazetecilerin gözleri önünde sırtından aldığı kurşunla yaşamını yitirdi. Cenazeler sloganlar eşliğinde toprağa verilirken, DTP Eşbaşkanı Türk, bir halkın taleplerine baskı, şiddet, silah ve kurşunla karşılık verilemeyeceğini belirtti. Türk'ün konuşması ardından belediye başkanları ve STÖ temsilcileri yüz binlerden oluşan kalabalığın önünde taziye evine doğru kortej halinde yürüyüş başlattı. Başbakan: Kadında olsa çocukta olsa gereken yapılacak Kortejin ön kısmı 10 Nisan Polis Karakolu'nun önünden geçtikten sonra polis, silah ve gaz bombalarıyla müdahale etti. Polisin kitlenin üzerine ateş açması sonucu Devrimci Demokrasi Gazetesi çalışanı İlyas Aktaş, göğsünden ağır yaralanırken, onlarca kişi ise kurşun ve gaz bombaları nedeniyle çeşitli yerlerinden yaralandı. Cenaze töreninden sonra binlerce kişi Emek Caddesi'nde bir araya gelerek, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü binasını taş ve molotofkokteyli yağmuruna tuttu. Rasgele ateş açan polisler, çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açarken, helikopterlerden grupların üzerine gaz bombası atılmaya başlandı. Dicle Haber Ajansı (DİHA) Muhabiri Şakir Uygar da burada güvenlik güçlerinin attığı gaz bombası nedeniyle yaralandı. Polisin sivillere karşı silahlı müdahalesi sonucu İsmail Erkek yaşamını yitirirken, yine kurşun yarası alan Mustafa Eryılmaz da kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlerin otopsi sonuçlarında ise, kurşunların özellikle göğüs ve baş gibi öldürücü noktalara isabet ettiği tespiti dikkat çekti. Gözaltına alınanların sayısı 3. günde yüzleri aşarken, bunların birçoğunu çocuklar oluşturuyordu. Yapılan ev baskınlarında bazı evlerin camları kırılırken, yurttaşlar tehdit ve hakarete maruz kaldı. Aynı gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Terörün maşası haline gelen her kim olursa olsun, kadın da olsa çocuk da olsa gereken yapılacaktır' açıklaması tansiyonu yükseltti. Diyarbakır sokaklarına 31 Mart günü 'darbe' görüntüleri hakimdi. Kentin birçok noktasına polis, asker ve özel harekat timleri konumlandırıldı. Kimi yerlerde askerler yürüyüş yaptı. Polis Okulu, Emek Caddesi, Bağlar Semti'nin çeşitli mahalleleri ve Kuruçeşme civarına yerleştirilen çok sayıda polis ve askeri aracın yanı sıra birçok noktada polis ve askerler barikat kurmuştu. Göstericilerin kurduğu barikatlar ise polisler tarafından kaldırılmaya başlandı. Kentin birçok yerinde işyerleri 31 Mart günü de açılmadı. Polis Okulu ve Emek Caddesi civarında uzun namlulu silahlarla gezen kalabalık polis grubu, kapalı olan işyerlerini zorla açtırmaya çalıştı. Okulların çoğunda öğrenci olmadığı için dersler boş geçti. Kentin üzerinden F-16 uçakları ve askeri helikopterler uçuruldu. Yas evlerine saldırı Olaylar esnasında veya yaralı halde kaldırıldıkları hastanelerde yaşamını yitiren 7 yaşındaki Enes Ata, İsmail Erkek, Halit Sögüt, Mehmet Akbulut ve Emrah Fidan'ın aileleri, polisin 'Cenaze töreni yapmayacaksınız' baskısı nedeniyle, cenazeleri sessizce toprağa verildi. Olaylarda gözaltına alınanlardan 47'si ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ev ve işyerlerinin yanı sıra, yas evlerine de baskın yapılarak insanlar gözaltına alındı, yas evlerinin camları kırıldı. Kent merkezindeki eylemler azalırken, olaylar Bismil, Ergani, Dicle ve Silvan ilçelerine sıçradı. Esnafların kepenk kapattığı ilçelerde yapılan protesto gösterilerine güvenlik güçleri sert müdahalede bulunurken, çok sayıda kişi yaralandı, onlarca kişi gözaltına alındı. Başbakan'a çağrı Olaylar nedeniyle İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile Tarım Bakanı Mehdi Eker inceleme yapmak üzere Diyarbakır'a geldi. Bakanlar esnaf ziyareti yaparken, Türk ve Baydemir de belediye binasında basın toplantısı düzenledi. Baydemir, Başbakan'ın kendisine yönelik 'sorumsuz' şeklindeki beyanına karşı, yurttaşlar adına sorumlu davrandığını belirterek, Erdoğan'ı vicdanlı olmaya davet etti. Türk ise, Diyarbakır'da insanların güvenlik güçlerinin silahlarından çıkan kurşunlarla vurulmasına tepki göstererek, Başbakan Erdoğan'ın bunun hesabını vermesi gerektiğini vurguluyordu. Tarım Bakanı Eker ve İçişleri Bakanı Aksu ise ekonomi çevreleriyle bir araya gelerek, yaşanan olaylara ilişkin basına açık değerlendirme toplantısı düzenledi. Sivillere ateş açan güvenlik güçlerini savunan Bakan Eker'in, 'Güvenlik güçlerimiz, huzur ve asayişin sağlanması için her türlü tedbiri almıştır, almaya devam edecektir' şeklindeki ifadesi dikkat çekti. İçişleri Bakanı Aksu ise, bilançoyu verirken 7 yaşında Enes Ata ve 9 yaşındaki Abdullah Duran'ın ölümüne değinmedi. Diyarbakır ve Bölge'de demokrasi platformları başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütü, Başbakan Erdoğan'ın Baydemir'e yönelik sözlerini kınayan açıklamalarda bulundu. 'Gözaltındakiler düşman!' Günün en önemli açıklaması ise Diyarbakır Barosu'ndan geliyordu. Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, olaylarda gözaltına alınan çocuklar ve hizmet veren avukatların kötü muameleyle karşı karşıya kaldığını belirterek, 'Gözaltı merkezlerinde gözaltına alınanlara kötü muamele ve işkencede bulunuluyor. Gözaltındakiler yurttaş olarak görülmemekte, adeta düşman olarak görülmekte, bu şekilde davranılmakta. Bu tutum yaşanan kırılmayı da derinleştirmektedir' dedi. Kentte akşam saatleriyle birlikte adeta fiili olarak sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı. Sivil polisler ve özel harekat timleri birçok mahallede dükkanların camlarını kırarak, evlere baskın düzenledi. Özel harekat timleri, yurttaşları sokağa çıkmamaları yönünde tehdit ederken, fiili sokağa çıkma yasağı uygulamaya başlandı. Olayların 4'üncü gününden itibaren kentte artık tam bir sürek avı başlamıştı. Ev baskınları, gözaltılar ve tutuklamalar peş peşe geldi. Bölge illeri ayakta Diyarbakır'da 28 Mart'ta başlayan olaylar 1 Nisan'dan itibaren başta Batman, Mardin'in Kızıltepe ve Nusaybin ilçeleri, Şırnak merkez ve İdil ile Silopi ilçeleri, Dersim, Van, Siirt, Şanlıurfa merkez ve Ceylanpınar ile Viranşehir ilçeleri olmak üzere, birçok ilde sokağa dökülen binlerce kişi tarafından protesto edildi. Günlerce süren olaylar nedeniyle bu kentler de savaş alanına dönerken, onlarca kişi güvenlik güçlerinin kurşunları nedeniyle yaralandı, çok sayıda kişi gözaltına alındı. Batman'da aynı gün 3 yaşındaki Fatih Tekin açılan ateş sonucu yaşamını yitirirken, Kızıltepe'de ise 31 Mart'tan 3 Nisan gününe kadar süren olaylarda Ahmet Araç (27) ve Mehmet Sıdık Önder (22) yaşamını yitirdi. Ölüm nedeni kurşun ve darp Siviller kurşunlara hedef olup vurulurken, vurulanların arasında bazılarının yaralı haldeyken polis ve özel harekat timleri tarafından darp edildiği anlaşılmıştı. Diyarbakır ve Bölge'de yaşamını yitirenlerin otopsi sonuçları ise yaşanan dehşeti gözleri önüne seriyordu. Diyarbakır'da yaşanan olaylarda yaşamını yitiren Tarık Atakaya (22), 9 yaşındaki Abdullah Duran, 7 yaşındaki Enes Ata, 8 yaşındaki İsmail Erkek, Mehmet Akbulut (17), Mustafa Eryılmaz (26), Emrah Fidan (18), Mahsuni Mızrak (17), İlyas Aktaş vücutlarının çeşitli bölgelerine aldıkları kurşun ve gaz bombaları sonucu hayatını kaybederken; Mehmet Işıkçı ve 78 yaşındaki Halit Söğüt de darp edilme suretiyle öldürülmüştü. Batman'da 3 yaşındaki Fatih Tekin isimli çocuk ile Mardin'in Kızıltepe ilçesinde Ahmet Araç (17) ve Mehmet Sıdık Önder (22) ateşli silah sonucu hayatını kaybetmişti. DİYARBAKIR (DİHA) HİKMET ERDEN

PNA-Bextiyar Mela Ehmet/Süleymaniye:Kürdistan bölge başkanı Mesut Barzani ile Federal Irak devlet başkanı Celal Talabani yönetiminde PDK ile YNK siyasi büroları bugün öğle saatlerinden sonra Dükkan kasabasında bir araya geldi. İki taraf arasında geçen toplantıda Irak ve Kürdistan bölgesindeki son siyasi gelişmeler ele alındı. Toplantının ardından bir basın toplantısı düzenleyen başkan Barzani ile devlet başkanı Talabani gazetecilerin sorularını yanıtladı. Devlet başkanı Talabani, toplantıda merkezi hükümet ile Kürdistan bölge hükümeti arasında askıda kalan sorunların çözümü için Irak parlamento düzeyinde acilen bir toplantının yapılması talebinde bulunduklarını belirtti. Talabani ayrıca PDK ile YNK arasındaki toplantının yarın da devam edeceğini dikkat çekerek iki taraf arasında daha ayrıntılı konuların ele alınacağını sözlerine ekledi. Başkan Barzani de devlet başkanı Talabani ve YNK siyasi büro yetkilileriyle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyetini dile getirerek toplantıda özellikle Irak’taki son siyasi gelişmelerin ele alındığını ve kendilerinin başta Basra kentinde çıkan olaylar olmak üzere şuan Irak’ta mevcut durumdan kaygı duyduklarını söyledi.Başkan Barzani bu noktada her iki tarafın da (PDK-YNK) ortak tavr sergilediğini söyledi.