Pompalı Recep’in adamları azdı

ogrencikavga Afyon Kocatepe Üniversitesi’ndeki (AKÜ) Kürt öğrencilere baskılar devam ediyor. Sürekli takip altında tutulduklarını, zaman zaman “çay içelim” denilerek kuytu köşelere çekilip sorgulandıklarını belirten öğrenciler, üniversite yönetiminin bilgisi dahilinde bir öğrencinin dersten çıkarılarak önce sorguya çekildiğini ardından ajanlık dayatıldığını söyledi.

AKÜ’de 6 Ocak’ta Nezir Çin ve Hayretullah Alkan isimli iki Kürt öğrenci, ırçılar tarafından kaçırılarak 5 saat işkenceye maruz kalmıştı. Bu olayla gündeme gelen AKÜ’de, Kürt öğrenciler bu kez de polisin ajanlık dayatmasından şikayetçi. Oldukça tedirgin olan ve tehditlerden kaynaklı isimlerinin açıklanmasını istemeyen öğrencilerden M.Y, okulun başladığı günden itibaren sürekli polis takibi altında olduğunu ve en son çarşıdan yürürken kendini sivil polis olarak tanıtan iki kişinin yanına gelerek, “seninle biraz konuşalım bir çay içelim” dediğini söyledi.fasist_erdogan_thumb[3]

‘Burada yaşayamazsın’ tehdidi

Polis olduklarını söyleyen şahısların ailesinin nereli olduğunu daha önce hangi lisede okuduğunu kendisine anlattığını ve bunları duyduktan sonra şaşkınlık yaşadığını ifade eden M.Y, “Benim anlattıkları karşısında şaşırdığımı görünce, ‘Bir ihtiyacın var mı? Bize güvenebilirsin, sana çok yardımcı oluruz. Senin hakkında her şeyi biliyoruz. Gel sen bizimle çalış burada rahat edersin’ dediler ve arkadaşlarım hakkında soru sormaya başladılar” dedi. Sorulan sorulara cevap vermeyince polislerin ses tonunu değiştiğini ve ‘asilik yapma yoksa burada yaşayamazsın’ diye tehdit edildiğini belirten M.Y, okuldaki bir çok öğrencinin de aynı şekilde tehdit ve ajanlık tekliflerine maruz kaldığını söyledi.

‘Ya ajan ol ya da git’

Çay içme bahanesiyle ajanlık teklifine maruz kalan bir diğer öğrenci F.B. de Afyon merkezde bulunan bir kitapçıya gittiği sırada kendini sivil polis olarak tanıtan iki kişi tarafından ismi ve soy ismi çağrıldığını, “Gel seninle biraz konuşalım” denilerek durdurulduğunu söyledi. Polislerin önce ailesini nereli olduğunu kaç kardeşi olduğunu kendisine anlattıktan sonra “Senin amacın nedir neden buradasın” diye sorduğunu belirten F.B., “Bana ‘bak seni biliyoruz. Bazı seçenekler sunacağız. Ya bu şehirden gideceksin ya da okuldaki görüştüğün kişilerden bize haber getireceksin ve okuluna devam edeceksin’ diye tehdit edildim” diye konuştu. Arkadaşları hakkında düzenli bilgi getirmesi halinde yol, yemek, okul, her türlü masraflarımı karşılanacağı yönünde tekliflerde sunulduğunu belirten F.B, “Söz konusu şahıslar eğer tekliflerini kabul etmezsem Afyon’da okumamın çok zor olduğunu ve sonuçlarına da katlamam gerektiğini söyleyip gittiler. Daha sonra görüştüğüm bir çok arkadaşımla da aynı konuşmaları yapmışlar” diye kaydetti.

Okul yönetiminin bilgisi dahilinde 

Derste olduğu sırada okul yönetiminin bilgisi dahilinde polis tarafından idareye çağırılan ve ajanlık teklif edilen A.A. ise yaşadıkların şöyle anlattı: “Sabah derse girdim okul yönetiminde biri ve yanında tanımadığım bir kişi daha gelip dersten beni çıkardılar. İdare odasına gittiğimde beni dersten almaya gelen ve diğer iki kişi de bana sivil polis olduklarını belirterek, konuşmak istediklerini söylediler. Bu sırada okul idaresindekileri de dışarı çıkardılar. Önce diğer arkadaşlarıma da yaptıkları gibi bana da ailem hakkında bilgi verdiler. Okulda neden hep Kürt arkadaşlarımla gezdiğimi sordular ve ardından ‘bu kişiler hakkında bize bilgi getireceksin, biz de sana burs vereceğiz seni okutacağız’ dediler. Ardından ise onlarla görüşmemi kimseye anlattığım taktirde, başıma bir iş geleceği yönünde tehditlerde bulundular.” Öğrenciler, öğrenim haklarının engellenmesine karşı İHD’ye başvuracaklarını belirtti.

Kürt öğrenciye linç girişimi

Öte yandan Sakarya Öğrenci Yurdu’nda oda arkadaşlarıyla Kürt sorununu tartışan Murat Koç isimli Kürt öğrencinin önceki akşam kalabalık bir grubun saldırısına uğradığı bildirildi. Edinilen bilgilere göre Sakarya Üniversitesi (SAÜ) 1. sınıf öğrencisi Murat Koç önceki akşam kaldığı Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun (YURT-KUR) Esentepe Kampusu’ndaki Sakarya Öğrenci Yurdu’nda oda arkadaşlarıyla Kürt sorunu üzerine tartıştı. Tartışmadan sonra ‘Kürt sorununu’ savunduğu gerekçesiyle Muş-Vartolu Koç’un odasının 30-40 kişilik ırkçı grup tarafından basıldığı öğrenildi. Koç’u öldüresiye döven grubun, Koç’un baygın düşmesiyle odadan ayrıldığı belirtildi. Yurdun bahçesinde bir süre, “Kahrolsun PKK”, “Burada PKK’li istemiyoruz” sloganlarını atan grup daha sonra yurttan ayrıldı.

Yurt idaresi: Şikayetçi olma

Yurt idaresinin, hastaneye kaldırmak yerine kanlar içinde kalan Koç’a “Hiç bir şeyden şikayetçi olma” baskısında bulunduğu ileri sürüldü. Jandarma ekiplerinin gelmesiyle Koç’un sağlık ocağına götürülerek tedavi altına alındığı bildirildi. Çocuğunun linç haberini alan Koç’un İstanbul’da kalan ailesinin, Sakarya’ya gelerek çocuklarını İstanbul’a götürdüğü öğrenildi.

DİHA/AFYON-SAKARYA

Evi ve arabası yakıldı

İzmir’in Ödemiş İlçesi’nde Bekir Poyraz adlı Kürt, ev ve arabası “Pis Kürtler, buradan defolun” denilerek ateşe verildi. Çocuklarını yanmaktan son anda kurtaran Poyraz, haber verilmesine rağmen polisin olay yerine gelmediğini söyledi. Ödemiş’te 20 yıldır yaşayan Mardinli Bekir Poyraz’ın evi ve arabası 3 komşusu tarafından “Pis Kürtler, buradan defolun” denilerek ateşe verildi. Üç Eylül Mahallesi’nde 14 Kasım gece 03:00 sıralarında meydana gelen olayda şans eseri aileden yaralanan olmazken; yangın itfaiye ekipleri tarafından söndürüldü. Haber verilmesine rağmen polislerin olay yerine gitmediği kaydedildi. Ev ve araçta büyük çapta maddi hasar meydana geldiği bildirildi. Olay yerinden kaçan saldırganlardan birinin aynı mahallede oturan Göksal Uyan olduğu öğrenildi.

Sabah da baltalı saldırı

Poyraz, sabah saatlerinde ise kendisine ait kahvehanede, akşam evini ve arabasını yakıp kaçan Uyan’ın baltalı saldırısına uğradı. Çevredekilerin müdahalesiyle saldırgan etkisiz hale getirildi. Olay yerine gelen polis, saldırıyı gerçekleştiren Göksal Uyan’ı gözaltına aldı.

20 yıllık komşuları yaktı

Bekir Poyraz, 20 yıldır Ödemiş’te oturduğunu ve komşuları tarafından küfürlerle evinin ateşe verilmesine anlam veremediğini söyledi. Poyraz, 10 çocuğunu ateşin içinden zorla dışarıya çıkardığını ve canına kast eden kişiler hakkında davacı olacağını belirttti. Bekir Poyraz, olay yerine gelmeyen Ödemiş Emniyeti ile ilgili de suç duyurusunda bulunacağını söyledi. Poyraz, şunları kaydetti: “Gecenin yarısı yıllarca komşuluk yaptığım insanlar gelip evimi ve arabamı ateşe verdi. Ben yıllardır burada kahve işletiyorum. Bu saldırganlar benim kahveme gelip çay içmiş insanlar. Birileri son dönemlerde Kürtlere yönelik bir saldırı tezgahlıyor. Bu insanlar da bu şekilde kullanılıyor.” DİHA/İZMİR

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

BAŞKAN BARZANİ: “HERHANGİ BİR ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE RAZI OLMAYIZ”

serok barzani 17-Nov-08 [11:9]

PNA-Federal Bölgesi (FKB) Başkanı Mesut Barzani, Kürt ve Irak halkının demokratik haklarına zarar verecek herhangi bir Anayasa değişikliğine razı olmayacaklarını söyledi.

Başkan Barzani, Merkezi Yönetimin yetkilerinin genişletilmesi ve Bölge Yönetimin yetkilerinin azaltılmasının yeniden diktatörlüğün oluşmasının anlamına geldiğini söyledi.

El-Hurre Televizyonuna konuşan Başkan Barzani, Kürt ve Şii İttifakı arasında gerçek sorunlar olduğunu belirterek, “Bu yüzden benim son Bağdat ziyaretimde iki taraf arasında 5 ayrı komisyonun oluşturlması kararı alındı” dedi.

Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin Anayasa değişikliğine ilişkin açıklamaları konusunda Başkan Barzani, Kürt ve Irak halkının demokratik haklarına zarar verecek herhangi bir Anayasa değişikliğine razı olmayacaklarını söyledi.

Başkan Barzani, “Bu yerinde bir açıklama değildi ve bizi çok kaygılandırıyor. Bu yetkilerin tek bir kişide toplanması için açık bir çağrıdır” dedi.

Başkan Barzani, şuanda yaşananların da bir kişinin tek taraflı olarak karar çıkartması anlamına geldiğini, hiçbir kurum ve tarafı dinlemediğinin göstergesi olduğunu söyledi.

“Destek Meclislerinin” oluşturma planı konusunda da Başkan Barzani, bu meclislerin tek tarafın çıkarına ve seçimler amaçlı olduğunu, bunun Kerkük ve Musul’da da sorun yaratmak için olduğunu söyleyerek, “Bu da Kabul edilemez” dedi.

Kürt aşiretlerin sözkonusu “destek meclisleri”nde yer alması konusunda da Başkan Barzani, Kürt aşiretlerin bu meclislerdeki varlığı daha önce kiralanan ve adlandırdığımız “Cash”ların geri getirilmesi olacağını söyledi.

Bu “Cash”ların canlandırılması da vatan hainliği olduğunu söyleyen Başkan Barzani, sözkonusu destek meclislerine katılanların “Cash” suçlamasıyla mahkemeye verileceğini ve bu meclislere katılan Arapları da düşman güçleri olarak göreceklerini kaydetti.

Başkan Barzani ayrıca, Irak’ta neden ve ne zamana kadar ulusal ve mezhebi kavga devam edecek? sorusunu da sordu.

OSMAN: ‘’ KÜRTLER MALİKİ’NİN HÜKÜMETİNDE FAZLA KALAMAZ...’’

131108063350 13-Nov-08 [18:33]PNA-Federal Irak başbakanı Nuri El Malki’nin ülkenin siyasi gündemine ilişkin son açıklamalarına Kürt siyasi liderliğinden sert tepkiler sürüyor. Son olarak İttifak listesinden federal Irak meclisine üye Dr. Mahmut Osman Kürdistan İttifak Listesinin Maliki’ye karşı tavrını artık tek taraflı hale getirmesi gerektiğini belirterek ‘’Kürtler artık Maliki’nin hükümetinde fazla kalamaz’’ şeklinde tepkisini dile getirdi.

PNA’ya özel açıklamalarda bulunan Osman ,Kürtlerin Malkinin sözlerine karşılık fazla aceleye gelmemesi gerektiğini de    belirterek ‘’ İttifak Listesi,  Kürdistan Bölge Hükümeti ile federal Bağdat hükümeti arasında askıda kalan sorunların çözümü için oluşturulan 5 komisyonun sonuçlarını beklemeli’’ dedi.

Maliki ve yanındaki kesimlerin , durumu daha da karmaşık hale getirmesini sürdürdüklerini dikkat çeken Osman ‘’ Şuana kadar  sadece 5 konuda sorunlarımız vardı şimdi Maliki’nin dile getirdiği milis güçleri de altıncı sorun  oldu’’ ifadesini kullandı.

Askıda kalan sorunların çözümüne yönelik oluşturulan 5 komisyonun herhangi bir sonuca varmadığı taktirde Kürtlerin tavrını tek taraflı hale getirmeleri  gerektiğini vurgulayan Osman ‘’ Çünkü bu durum itiribariyle  Kürtler,  Maliki’nin hükümetinde ne ortak olabilir  ne de fazla kalabilir’’ açıklamasında bulundu.

 

Maliki,  geçen hafta Irak’ta merkezi hükümetin güçlendirilmesi isteyerek ve buna paralel olarak anayasada bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini belirtmesinin yanında Kerkük ve diğer koparılmış bölgelerde Milis güçlerinin oluşturulması talimatı vermişti. Bu da özellikle Kürdistan siyasi liderliği tarafından sert bir şekilde tepki gördü.

Değişen bir şey yok Gözüm

ahmet_kaya_olumyildonumu7 Milyonların sevdiği bir sanatçı olan Ahmet Kaya, bundan tam sekiz yıl önce 'ya sev ya terk' zihniyetindeki ırkçıların kışkırtmaları sonucu çok sevdiği yurdundan, dostlarından ayrılmak zorunda kalmış ve Yılmaz Güney, Nazım Hikmet gibi ülke ve dost hasretiyle aramızdan ayrılmıştı. Ahmet Kaya'nın sürgünde yaşamını yitirmesine neden olan 'ya sev ya terk et' zihniyeti, bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın temsilciliğinde sürdürülüyor. Türkiye'de aradan geçen 8 yıla rağmen değişen bir şey yok. Kürtlere hala, sürgün, ölüm ve işkence  dayatılıyor, hala sanatçılar ve aydınlar yargılanıyor, gazeteler kapatılıyor, gazeteciler tutuklanıyor, şarkılar yasaklanıyor.ahmet_kaya-duvarlar_ona_cok_sey_anlatirdi
Yaptığı besteler ve söylediği şarkılarla milyonların kalbinde taht kuran Ahmet Kaya, ölümünün 8. yılında sevenleri ve dostları tarafından anılıyor. Ahmet Kaya'yı Paris'e sürgüne gönderen 'ya sev ya terk' zihniyeti ise bugün Türkiye'de Başbakan Erdoğan tarafından devam ettiriliyor. Ahmet Kaya'nın sürgüne gitmesine neden olan zihniyetin bugün Başbakan Erdoğan tarafından sürdürülmesini 'çok hazin bir durum' olarak nitelendiren eşi Gülten Kaya, 8 yıldır Türkiye'de Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda pek bir değişiklik olmadığını söyledi. Başbakan Erdoğan'ın kendisinin de şiir okuduğu için tutuklandığını ve inancından dolayı ötekileştirildiğini hatırlatan Gülten Kaya, 'Türkiye Türklerindir mantığı bizi çağ dışına itiyor. Bugün görünen o ki, iktidardaki parti yöneticilerinin bilinçaltındaki gerçekler ortaya çıkıyor. Oysa Başbakan'ın kendisi de şiir okuduğu için tutuklanmış, inancından dolayı ötekileştirilmişti. Bu söylemin Türkiye'ye ve bizlere hiç yakışmadığını düşünüyorum. Bu mantık kaybetmeye mahkumdur' dedi. 'Eğer bugün Ahmet Kaya yaşasaydı, ezilenler için, Kürtler için, kadınlar için, inancından dolayı baskı gören insanlar için besteler yapıp, şarkılarını söyleyecekti' diyen Gülten Kaya, Ahmet Kaya'nın kocaman bedeninde bir çocuk kalbi taşıdığını söyledi. Türkiye'de sorunların çözülmemesinin nedeninin, çağdaş, demokratik, reformcu olduğu iddia edilen Cumhuriyet'in bir halkın varlığını inkar etmesi, kana bulaşması ve bu kadar cana kıyması olduğunu ifade eden Gülten Kaya, bunun hastalıklı bir durum olduğuna dikkat çekerek, Ahmet Kaya'nın yaşadığı toplumsal durumu şarkılarına taşıdığını ifade etti.ahmet_kaya_08
Ödül verip saldırmışlardı
Milyonların sevgilisi Ahmet Kaya, bundan 9 yıl önce 10 Şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü almıştı. Kaya ödül konuşmasında, 'Ben bu ödül için İHD'ye, Cumartesi Anneleri'ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayımlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayımlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum' dedi. Kaya'nın bu sözleri üzerine salonda bulunan Şenay Düdek, Ercan Saatçi gibi ırkçı zihniyete sahip kişiler ona hakaret etmeye, çatal kaşık fırlatmaya başladı. Bu olayın ardından Hürriyet Gazetesi'nin düzmece fotoğraflarla yayınladığı yalan haber üzerine Kaya hakkında 'PKK'ye yardım ettiği, halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği' iddiasıyla İstanbul DGM'since iki ayrı dava açıldı. Ahmet Kaya, gelişmeler üzerine Haziran 1999'da Türkiye'den ayrıldı. Kaya, 2001 yılında 'Hoşçakalın Gözüm' adlı albümünün kayıtlarını yaparken, Paris'in Porte de Versailles Semti'ndeki evinde geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Kaya bu albümünde ilk kez Karwan adında Kürtçe bir şarkıyı seslendirdi. Kaya'nın ölümünden sonra eşi Gülten Kaya ve sanatçı dostları, 2002 yılında Ahmet Kaya'nın şarkılarını 'Dinle Sevgili Ülkem' adlı bir albümde seslendirdiler. Magazin Gazetecileri Derneği'nin gecesinde duyurduğu Kürtçe Karwan şarkısı ve klibinin de bulunduğu 'Hoşçakalın Gözüm', 'Biraz da Sen Ağla'dan daha sonra Kaya'nın 'Kalsın Benim Davam' ve 'Gözlerim Bin Yaşında' adlı albümleri de yayınlandı. Ahmet Kaya şarkıları bugün de her yerde söylenmeye devam ediyor. Son olarak sanatçı Simge Bağdatlı'nın 'Ahmet Kaya şarkıları' adlı albümü Gam Müzik tarafından geçtiğimiz aylarda yayınlandı. İSTANBUL BAYRAM BALCI

'Türkiye'nin adını değiştirecekti'

ozal1_byk231d5d8623144589 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal'dan çok çarpıcı bir iddia

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kardeşi eski bakan Korkut Özal, ağabeyinin Türkiye’nin adını ‘Anadolu’ yapma hayalini açıkladı.

Ali Kırca’nın Show TV’deki Siyaset Meydanı programında, Erdoğan’ın Hakkari’de yaptığı konuşmayla başlayan “Ya sev, ya terk et” tartışması ele alındı.

ÖZAL TÜRKİYE'NİN ADINI 'ANADOLU' YAPACAKTI

8. Cumhurbaşkanı Turgut özal’ın kardeşi eski bakan Korkut Özal, Turgut Özal’ın Türkiye’nin isminin değiştirilebileceğini söylediğini açıkladı: “Rahmetli ağabeyim sorunun çözülmesi için Türkiye’nin isminin değiştirilebileceğini, Anadolu yapılabileceğini söylemişti”

KORKUT ÖZAL'A UYARI: SÖYLEDİKLERİNİZ KAYDA GEÇİYOR

Programın diğer bir konuğu MHP eski İstanbul Milletvekili Nazif Okumuş, "Sayın Özal, söyledikleriniz önemli, kayıtlara geçiyor" uyarısında bulundu. Bunun üzerine Korkut Özal da söylediklerini tekrar etti ve ağabeyinin bunu ikili bir görüşmede dile getirdiğini ve “Keşke Anadolu olsaydı” ifadelerini kullandığını söyledi.

Ankara'da Kürt karşıtı Diyarbakır'da Kürtsever

belgeakpyerelsecim1 Kürt sorununda orduyla anlaşan AKP'nin 2009 yerel seçimleri için strateji belgesi hazırladığı ortaya çıktı. Yerel seçimlere hazırlık yapan AKP, başta Diyarbakır olmak üzere Bölge'de belediyeleri almak için nasıl bir strateji izleyeceğini belirledi. AKP'nin Diyarbakır stratejisi (Fırsatlar, tehditler, üstünlükler ve zayıflıklar) 4 ana başlıktan oluşurken, kamuoyuna açıklanmayan strateji belgesinde, AKP'nin politikaları 'tüccar' zihniyetini andırıyor. Keza, Kürt sorunu konusunda tüm yetkiyi orduya havale eden AKP, yerel seçimlerde hem ordudan, hem de Kürtlerden oy alabilmek için farklı politikalar izleyecek. Belgede öne çıkan bir başka başlık ise, 'Dini siyasete alet etmiyoruz' diyen AKP'nin, DTP'de Alevilerin yer alması ve bazı vekillerin Alevi olmasını bir seçim malzemesi olarak kullanacağını beyan ederek, DTP'de Alevi olmasının kendileri açısından oy kazanmak olduğuna yer veriliyor. Başbakan Erdoğan'ın Bölge'ye yönelik mesajlarını, AKP'nin dindar-muhafazakar kimliğini Kürt sorununa hakim bir siyasi dille güçlendirilmek isteyen AKP, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı için 'dindar-muhafazakar, Kürt sorununa hakim ve temsil gücüne sahip' olan birisini arıyor. Adayın erken açıklanıp belediye hizmetlerinde başarı vaat etmesi ve hükümet eliyle sosyo-ekonomik kalkınmanın seçim öncesinde hızlandırılması isteniyor.
'Kürt sorununu sahiplenmek'
Kürtlere 'Beğenmeyen çekip gider' diyen AKP, Diyarbakır'daki faaliyetlerinde en çok Kürt sorununu dillendirecek. AKP, Kürt sorununun çözümünde Bölge halkının kendilerine 'hakem' rolü yüklediği iddia edilen stratejide, AKP'li yöneticilerin Kürt sorunu ve benzeri konularda DTP'lilerle herhangi bir tartışmaya girmemeleri öneriliyor. Faaliyetler sırasındaki söylemlerin nasıl olacağı şöyle açıklanıyor: 'AKP'nin Kürt sorununu 'tabii Kürtlük' temelinde sahiplenen bir dil kullanması. Bu dil DTP'nin Bölge halkının değerlerine karşı duyarsızlığı merkeze alınarak kurgulanabilir. Böylesi bir siyasal dil kurgusu içerisinde AKP'nin Kürtlere karşı samimi tutumunu destekleyecek söylemsel üstünlüğün inşaa edilmesi. Milletvekillerini iletişim konusunda yönlendirmek, gerekirse geri planda durmalarını istemek. AKP'nin DTP'li isimlerle veya Kürt sorunuyla alakalı meselelerle muhatap olmadan önce parti içinde siyasi iletişime yönelik hazırlık yapılmasını sağlamak. Belirlenen siyasi söylem ve stratejinin dışına fazlaca çıkmamaya gayret göstermek. AKP'nin 'kimsesizlerin kimsesi' olduğu algısını güçlendirecek siyasi iletişim dilini 'Kürt sorununa' uyarlamaya gayret göstermek. Kuzey Irak'la kurulan ilişkilerin halka anlatılması.'
Barzani husumeti yaratmak
'Diyarbakır kaledir' söylemini yumuşatacak kişilerle Kürt sorununa sahip çıkmayı hedefleyen AKP, DTP'nin Meclis'te olduğu, belediyelerin siyaset yeri değil hizmet yeri olduğunu dillendirecek. Güney Kürdistan'daki liderleri daha önce 'Aşiret reisi' olarak gördüğünü açıklayan AKP, seçimlerde oy alabilmek için tersini yapıyor. DTP'nin Güney'deki oluşumlardan rahatsızlık duyduğu ve bu rahatsızlığın halka anlatılması istenen stratejide, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve DTP'lilerin Barzani ve Talabani'ye karşı husumet duydukları da örnek olarak veriliyor ve bu sözlerin seçimlerde kullanılması isteniyor.
Bayramda propaganda yapılacak
AKP'nin Ankara'da DTP'ye ısrarla söylediği 'PKK ile aranıza mesafe koyun', 'PKK'ye terörist deyin' yaklaşımından Diyarbakır'da vazgeçiyor. AKP, yöneticilerin bu yaklaşımdan uzak kalması için de uyarıyor. AKP, DTP'nin kadın-erkek eşitliğine de karşı çıkıyor. AKP, DTP'nin 'laik kadın söylemini, sosyalist kadın söylemini, irtica ve gericilik söylemini, muhafazakarlaşmayı hedef alan konuşmalarını, Kemalizm söylemlerini' propaganda sırasında kullanacak. DTP'nin öne çıkan isimlerinin 'Kürtlüğünü' sorgulayacak olan AKP, ne kadar 'Kürtçü' bir parti olduğunu halka anlatacak. DTP'lilerin İslam ve gelenek karşıtı sert açıklamaları olduğu iddia edilen stratejide, bu açıklamaların üzerinde de propaganda yapılması isteniyor. AKP stratejisinde, 'Kurban Bayramı'nda 'hayvan hakları' ve Nevruz'da Kürtlerin Ramazan ve Kurban bayramlarından vazgeçebileceği, bir tek Nevruz'un Kürt bayramı olduğu' tarzı açıklamalar'la DTP'nin eleştirileceği kaydediliyor.
AKP kadın özgürlüğüne karşı
Kadın özgürlüğüne karşı çıkan AKP, DTP'nin kadın açıklamalarının birçok Avrupa ülkesinde bile kabul edilmeyecek kadar ideolojik olduğunu ileri sürüyor. Stratejide, şu açıklamalara yer veriliyor: 'Mesela 'karı-kocanın olmadığı bir dünya yaratacağız' tarzında yaklaşımlar DTP'li yöneticiler için sıradan açıklamalardır. Ayrıca cinsellik, kadın özgürlüğü tarzı yaklaşımları Kürt sosyolojisiyle taban tabana zıttır. DTP'nin CHP'den bile daha radikal din karşıtı bir söylemi bulunmaktadır. Aysel Tuğluk'un Meclis konuşmaları bile tek başına yeterince malzeme sunmaktadır. DTP'li isimlerce 'gericilik, ılımlı İslam tehdidi, mahalle baskısı, türban baskısı, dincilik, muhafazakarlaşma tehdidi vs.' oldukça rahat bir biçimde kullanılmaktadır.'
AKP Alevilere de karşı
AKP, Diyarbakır'daki stratejisinde, Alevilere ne kadar karşı olduğunu da açık açık beyan ediyor. Alevilerin hak taleplerini reddeden AKP, DTP'nin içinde bulunan isimler üzerinden antipropaganda yapacak. DTP'lilerin öne çıkan bazı milletvekillerinin (Alevi vekiller) Kürtçe bile konuşmadıklarını dillendirecek olan AKP, DTP'deki Aleviler için şunu söylüyor: 'Alevi Kürtlerin genel Kürt nüfusuna oranı yüzde 5 bile değilken, DTP yönetiminin yarısının Alevi olması sorgulanmalıdır.'
AKP'nin en büyük destekçisi asker
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ni almak için her türlü yöntemi deneyecek olan AKP'nin en büyük destekçisi Bölge'deki şiddet dozajının artırılmasında ortaklaştığı Türk Silahlı Kuvvetleri. İnsan hakları ve demokrasi konusunda sınıfta kalan AKP, bunun dışa yansımaması için ise yoğun bir çaba harcayacak. Bölge'de alınan sıkı güvenlik önlemlerinin halka az yansıtılması da istenen stratejide, şunlara dikkat çekiliyor: 'AKP'nin Türkiye'nin milli güvenliğinin teminatı olduğu gerçeği ile TSK'dan gerekli desteği sağlamak. Kuzey Irak operasyonuna yol açmayacak terör tedbirlerini sınır içinde almak. Kamu idarecilerinde gerekli görülen yer değişikliklerini ivedilikle yapmak. Güvenlik sorunu halka olabildiğince az yansıtarak çözmek.'
'Eylem Planı' da deşifre olmuştu
AKP'nin Kürtlere karşı hazırlamış olduğu ilk plan bu değil. AKP'nin Mart 2008'e ait 'Gizli' ibareli 'Bölücü Faaliyetlere Yönelik Eylem Planı' da deşifre olmuştu. Genelkurmay'ın planıyla paralel olan planla AKP'nin orduyla ortak davrandığı ve Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayattığı bir kez daha ortaya çıkmıştı. Valilikler üzerinden Cumhuriyet Başsavcılıkları, Meslek Yüksekokul Müdürlükleri, İlçe Jandarma Komutanlıkları, Emniyet Müdürlükleri, Milli Eğitim Müdürlükleri, Sağlık Grup Başkanlığı, Tarım Müdürlükleri, Vergi Daireleri, Mal Müdürlükleri, Gençlik ve Spor Müdürlükleri, Müftülüklerden Kütüphane Müdürlüklerine kadar devletin tüm organlarına dağıtılan planda, asimilasyon ve Kürt medyası hedef alınırken, devlet medyasının desteklenmesi istenmişti.
HİKMET ERDEN / REŞAT AYAZ

AKP'nin Türkiye'si

amed-yildirim-cagdas-gemik 'Ya sev ya terk et' talimatının gereği yapılmaya başlandı. Saldırıya uğrayan iki Kürt yaşamını yitirdi, polis 'durmak yok vurmaya devam' etti, HPG'li oğlunun resmini taşıyan 76 yaşındaki nine tutuklandı.
SEVMİYORSAN ÖLDÜR
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sık sık tekrarladığı 'Beğenmeyen çekip gitsin', pompalı saldırgan için 'Vatandaş kendini savunacak' şeklindeki sözleri yerine ulaştı! Ankara, Manisa, Antalya, İstanbul, İzmir, Adana ve Balıkesir'deki saldırılarda 2 Kürt yaşamını yitirdi.
HOŞLANMIYORSAN VUR
AKP'liler, 'Devlete karşı gelenleri vurmaktan hoşlanacağım' diyor, polis ise durmadan yurttaşları öldürüyor. Polis bu kez Adana'da 14 yaşındaki Amed Yıldırım'ı sırtından vurdu. Yıldırım felç oldu. Polisin gerekçesi yine aynı: 'Kurşun sekip değdi.' TİHV'e göre, 2008'de polis 18 kişiyi öldürdü.
VİCDANLARI YOK
Türkiye'de söz konusu Kürtler olunca ne vicdan kalıyor, ne de hukuk. Lice'de 70 yaşındaki Hidayet Kaymaz'a verilen kömür yardımı oğlu HPG'lidir gerekçesiyle kaymakamlık tarafından geri alındı. Gebze'de ise 76 yaşındaki Nazife Babayiğit, HPG'li oğlunun resmini taşıdığı gerekçesiyle tutuklandı.
Duranı da durmayanı da vuruyorlar
Geçen yıl haziran ayında yetkisi artırılan polis, durmadan yurttaşları öldürüyor. Bir buçuk yılda 13 kişiyi 'dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldüren polisin son kurbanı ise Adana'dan. Hem de 14 yaşındaki bir çocuk. Geçtiğimiz günlerde Antalya'da Çağdaş Gemik adlı genci 'dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle kafasından vurarak öldüren polis, bu sefer Adana'da 14 yaşındaki Amed Yıldırım sırtından vurdu. Amed Yıldırım felç oldu. Daha önce Baran Tursun ile Çağdaş Gemik'i kafalarından vurarak öldüren polis, Ferhat Gerçek'i de tıpkı Amed Yıldırım gibi sırtından vurarak felç etmişti.
1 Haziran 2007'de Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nda (PVSK) yapılan değişikliklerin yürürlüğe girmesinin ardından yaşanan polis 'terörü' her geçen gün artıyor. Sadece 2008 yılında 9 kişiyi vuran polis son olarak Adana'da işbaşındaydı. Adana'da Şakirpaşa Oba Mahallesi Ova Sokak üzerinde Mardin Nusaybin doğumlu 14 yaşındaki Amed Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu 3 genç, motosikletli 2 polis tarafından kovalandı. Polisin dur ihtarı üzerine 3 gencin bindiği motosiklet yavaşladı, tam duracağı sırada arkada polislerin bulunduğu motor onlara yaklaştı. Olaya kahvede oturan birçok kişi de tanık oldu. Polislerden gözlüklü 45 yaşlarında olanı motosiklette arka arkaya oturan 3 kişiden en arkadaki yani Amed Yıldırım'ın beline silahı yaklaştırdı. Silahı beline dayadı ve ateşledi. Ardından iki elde havaya ateş etti. Sırtından aldığı kurşunla yaralanan Amed Yıldırım Adana Numune Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Amed Yıldırım'ı yaralayan kurşun sırtının üst bölgesinden girip omuriliği zedeleyip, bağırsakları parçalayıp, bir böbreği tahrip edip kalça kemiğine çarpıp durdu. Amed Yıldırım polisin bu 'terörü' sonucu ölmedi, ama o da tıpkı İstanbul Yenibosna'da polis tarafından vurulan Ferhat Gerçek gibi felç oldu. Belden aşağısını kullanmayan Yıldırım en az 5 ameliyat daha geçirecek.
Ne hikmetse hep sekip değiyor
Amed Yıldırım'ı vuran polisler yine daha önceki kurbanlar için öne sürdükleri gerekçeleri sıraladı. Görgü tanıklarına rağmen emniyet yetkilileri polisin yere ateş açtığını, kurşunun sekerek Amed Yıldırım'ın sırtına isabet ettiğini savundu. Oysa görgü tanıklarının yanısıra İnsan Hakları Derneği (İHD) de hazırladığı raporda polisin çok yakın mesafede Yıldırım'ın sırtına nişan alarak ateş ettiğini açıkladı. İHD Adana Şubesi'nin hazırladığı raporda, 9 Kasım 2008 tarihinde saat 14.30 sularında Adana Ova Mahallesi'nde polislerin 14 yaşındaki Amed Yıldırım'ı belinden vurarak ağır yaraladığı hatırlatıldı. Yıldırım, 'Omzuna sıkılan kurşun belinden aşağıya doğru dalağını ve böbreğini parçalayıp omurilik iliğini zedeleyip kalça kemiğinde durmaktadır. Kurşun omzundan aşağıya doğru sıkılmıştır' denildi. Raporda, Adana Valisi İlhan Atış'ın olaya ilişkin yaptığı açıklamada polisin 'Dur' ihtarına rağmen motosikletli gençlerin kaçtığını ve polisin motosikleti durdurmak amacıyla lastiğe ateş ettiğinin söylediğini belirtilerek, şunlar ifade edildi: 'Bu açıklamada seken kurşunun çocuğa isabet ettiği iddia edildi.
Kafasına tabancayla vurarak öldürdüler
'Polisin eline düşen sağ kurtulmuyor' görüşünü gerçek kılan olaylar zincirine yeni bir halka daha eklendi. Antalya'da Çağdaş Gemik vurularak öldüren, Adana'da 14 yaşındaki Amed Yıldırım'ı sırtından vurarak felç eden polisin son icraatı ise Bursa'da. Bursa Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi ekipleri, 10 Kasım'da Merkez Anadolu Mahallesi'ne, baskın yaptı. Polisin açıklamasına göre Çedik, bu operasyon sırasında polisi görünce müstakil evlerin balkonundan atlayıp kaçmak isterken düştü. Yaralanan Çedik Adli Tıp Kurumu'na götürüldü. Polis yetkililerine göre sadece 'yüzünde çizikler' görünüyordu. Polisin açıklamasına göre Adli Tıp Kurumu'ndan Gedik 'düşmeden dolayı yüzünde ekimoz (morartı) oluştuğuna' ilişkin rapor verildi. Polis Gedik'i Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi'nde nezarete koydu. 2.5 saat sonra nezarethaneye giren bir polisin Çedik'in başının sol tarafında morarma oluştuğunu ve fenalaştığını bildirmesi üzerine zanlı Çekirge Devlet Hastanesi'ne götürüldü. Kafatasında çökme ve sağ gözünde ödem ve ekimoz olduğu belirlenen Çedik, 11 Kasım'da yaşamını yitirdi. Serkan Çedik'in kardeşi Levent Çedik, 'Tanıklar var. Ağabeyimin ağaca tırmanmak isterken düşmüş, yakalayan polis kafasına tabanca kabzasıyla vurduğunu anlatıyorlar' diyerek kardeşinin ölüm sebebini açıkladı.
Polisler yine serbest
Daha önceki olaylarda olduğu gibi Amed Yıldırım'ı vuran polisler de serbest. Gözaltına alınan iki polis memuru 10 Kasım 2008 tarihinde savcılığa çıkarıldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldi. Valiliğin açıklamalarının gerçeği yansıtmadığının belirtildiği İHD raporunda, 'Görgü tanıklarının anlatımlarını değerlendirdiğimizde polislerin bilerek ve isteyerek adam öldürmeye teşebbüs ettiği çok net anlaşılmaktadır. Bilerek ve isteyerek adam öldürmeye teşebbüste etmekten polislerin hakkında dava açılması gerekirken, polisler hakkında adam yaralamaktan dava açılması bir kez daha polislerin korunduğunu görülmektedir' denildi.
Polis 19 kişiyi ya sokakta ya da karakolda öldürdü
Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın verilerine göre bu yılın başından beri polis sorumluluğunda 18 kişi öldü. İşte polis kurbanları:
26 Ocak: Hüseyin Turgut, Yalova'da park etme meselesi yüzünden tartıştığı polis G.E.'nin açtığı ateş sonucunda öldü.
15 Şubat: Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin yıldönümünde Şırnak'ta yapılan protestoya katılan 16 yaşındaki Yahya Menekşe, polis panzeri tarafından ezilerek öldürüldü.
5 Mart: Van Erciş'te, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde yapılan şölende polis tarafından dövülen 51 yaşındaki Mehmet Deniz öldü.
22 Mart: Van'daki Newroz olaylarında polisin açtığı ateş sonucu Zeki Erik öldü.
23 Mart: Yüksekova'daki Newroz kutlamasında İkbal Yaşar polis tarafından vurularak öldürüldü.
1 Nisan: Van'daki Newroz'a polis müdahale etti; 30 yaşındaki Ramazan Dal'ı öldürdü.
10 Nisan: İkbal Yaşar'ın cenazesinde bu sefer Fahrettin Şedat, polis tarafından öldürüldü.
16 Haziran: Ankara Mamak'ta polisten kaçan Ercan Ceylan vurularak öldürüldü.
20 Haziran: Iğdır'da karakola götürülmek üzere polis aracına bindirilen 22 yaşındaki Vusale Süleymanova ölü olarak indirildi.
2 Temmuz: Zonguldak'ta gözaltına alınan 38 yaşındaki Metin Yüksel, gözaltında fenalaştı. Hastaneye kaldırılan Yüksel öldü.
15 Temmuz: Ankara'da polisin 'Dur' ihtarına uymayarak otomobiliyle kaçtığı iddia edilen Gürsel Varol, açılan ateşle öldürüldü.
6 Ağustos: İstanbul'un Bahçelievler'de polis Mustafa Atasoy, kendi kendine söylenen 23 yaşındaki Cem İnci'yi kendisine küfür ettiği gerekçesiyle vurarak öldürdü.
25 Ağustos: Sivas'ta, 'Dur' ihtarına uymayarak kaçtığı iddia edilen Turan Özdemir öldürüldü.
26 Ağustos: Bursa'nın Nilüfer ilçesinde polis, 'Dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle 24 yaşındaki Cengiz Koç'u vurarak öldürdü.
13 Ekim: İstanbul Bağcılar'da 30 yaşındaki Ahmet Laçin Bağcılar Polis Merkezi'nde dövüldü ve kaldırıldığı hastanede öldü.
20 Ekim: Ağrı Doğubeyazıt'taki protesto gösterisine polis müdahalesinde Ahmet Özhan öldürüldü.
27 Ekim: Antalya'da polis M.E., 'Dur' ihtarına uymadığı iddiasıyla, motosikletiyle gezen 18 yaşındaki Çağdaş Gemik'i vurarak öldürdü.
8 Kasım: Adana'da 14 yaşındaki Amed Yıldırım, polisin açtığı ateş sonucu felç oldu. HABER MERKEZİ GUNDEM-ONLINE

Kürtlerle Maliki arasında “milis” gerginliği

korucular ANF BAĞDAT / Irak’ın Şii Başbakanı Nuri El Maliki’nin Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde milis güçlerinin oluşturulması planı, Kürtlerle Maliki arasında gerginliğe yol açtı. Bölge Başkanı Mesut Barzani, “Bu ateşle oynamaktır” dedi.

Nuri El Maliki, hükümet yanlısı yerel aşiretlerin silahlandırılarak milis güçlerinin oluşturulmasına karşı Kürtlerin tepkilerinin “üzüntü verici” olduğunu söyledi. Kürtler, milis güçlerinin Kürt çoğunluklu bölgelerde oluşturulmasını reddederek Başbakan’ın bu “korucular”dan yararlanarak Kürdistan Bölgesi’nin Dohuk, Süleymaniye ve Hewler dışına çıkmasını engellemek istediğini kaydediyor.

Maliki yaptığı yazılı açıklamada “Silahlı kuvvetlerin güvenliği sağlamak için gelmelerinden önce güvenliksizlik ortamı yaşayan bölgelerde düzen ve yasayı korumak için bu grupları kurmaya ihtiyaç” olduğunu savundu. Genellikle “Sahwa” (Arapçada “Uyanış”) olarak bilinen bu milisler çoğunlukla aşiret savaşçılarından oluşuyor.

Amerikan ordusunun teşvik ettiği bu milis güçleri ilk olarak Sünnilerin çoğunlukta olduğu El Anbar eyaletinde 2006 yılı sonunda, ABD’nin finanse ettiği yerel aşiretler isyancılara bölgeden çıkardığında oluşturulmuştu. 

Bu milis güçlerine “Irak’ın Çocukları” veya “Dayanışma Konseyleri” adı da veriliyor. Maliki’ye göre Kürtlerin iki partisi YNK ve KDP de dahil tüm taraflar bu grupları olumlu karşılamıştı. Maliki, “Ancak bu destek, bazı egoistler bu yerel konseylerin ulusal çıkarlara aykırı olan kendi projeleri için bir tehdit oluşturabilmesinden dolayı karşıtlığa dönüştü” dedi.

Hafta başında YNK ve KDP yayınladıkları ortak bir bildiri ile konsey olarak adlandırılan bu milis güçlerinin “anayasaya aykırı” silahlı gruplar olduğu tepkisinde bulunmuştu.

Her iki parti hangi nedenle olursa olsun Irak ve ’da, özellikle de tartışmalı bölgelerde silahlı grupların oluşturulmasına karşı olduklarını açıklamışlardı. YNK ve KDP hükümet yanlısı bu milis güçlerini Saddam Hüseyin rejiminin kurduğu Kürt milislere benzetti. Kürtler milis güçlerinin Musul ve Kerkük gibi tartışmalı bölgelerde oluşturulmasını istemiyor.

Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Kürtler çoğunlukla oldukları yerlerde bu ‘konseylerin’ oluşturulmasını reddediyor. Bazı bölgeler de kendilerini kanıtlasa da diğer yerlerde gerekmiyor. ve tartışmalı bölgelerde olmalarının hiçbir nedeni yok. Bu ateşle oynamaktır” dedi.

Temel Şii partisi Irak Yüksek İslami Konseyi de hükümet yanlısı silahlı grupların ülkenin Şii çoğunluklu güneyinde kurulmasına karşı çıkarak bunu federal iktidarın yasadışı yayılımı olarak değerlendirdi. Bu milislere 31 Ocak’ta 14 eyalette yapılacak eyalet seçimleri sırasında rol verilmesi öngörülüyor.