Bedenimiz kimindir?">Toplumcu Buduncu Düşünce Derneği Başkanı Rıfat Cenk Tozkoparan, Kürt nüfusunun gerilemesi için Kürtlere zorunlu doğum kontrolü uygulanmasını ve tersine zorunlu göç politikasının oluşturulmasını istiyor.
Türkiye'de son yıllarda kadın bedeni üzerinden 'soy sürme veya soy kırma' politikalarına açıktan prim veren konuşmaların varlığı, toplumsal barış ve kadın özgürlük kazanımlarına dönük kaygıları da gündeme taşıyor. Refah-Yol hükümeti zamanında hükümete sunulan, 'artışın bu biçimde sürmesi halinde Kürt nüfusunun 2025'te Türklere eşit olacağı, 2050'de ise Türk nüfusunu geçeceği' yönüdeki MGK raporundan sonra artan bu tür demeç ve bildiriler, Türkiye'nin tehlikeli bir toplumsal eşikte olduğu yorumlarınıda güçlendirdi. Son günlerde kamuoyunda tartışmalara yol açan Başbakan Erdoğan'ın 'en az üç çocuk doğurun' çağrısının da dinsel faktörler dışında benzer bir iç kaygıdan beslenme ihtimaline vurgu yapılırken, geçen ay İzmir'de görülen bir dava soy-doğum-kadın arasındaki ataerkil tasarrufu yeniden gündeme getirdi. Kadın bedenini çocuk doğurma mekanizmasına indirgeyen ataerkil zihniyetin bu çıplak yansımaları kadın özgürlük kazanımlarının da ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğunu gösterdi.
Buduncular davası
İlki İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 19 Mart'ta görülen, ikinci duruşması 2 Haziran 2008 tarihine ertelenen davanın konusunu 'Toplumcu, Buduncu Düşünce Derneği'nin 2006 Mayısı'nda 'Kürt Nüfus Artışı Durdurulsun!'çağrısıyla imzaya açtığı ve dağıttığı metin oluşturuyor. 'Ey Türk kadını ve erkeği uyuma! Sen azalıyorsun Kürtler çoğalıyor. Türkçülük için bir çocuk daha yap. Çünkü sen azalıyorsun, hainler, kapkaççılar, uyuşturucu satıcıları çoğalıyor, biz Arap ve Batı kültürü arasında sıkışan Türk insanına kendisini yeniden sevmeyi öğrenecek tek yolun ta kendisiyiz. Biz Kürt ve Çingene çetelerine ve yobazlara hak ettiği cevabı verecek Türkçü, toplumcu buduncularıyız' biçiminde ifadelerin yer aldığı metinle Kürt ve Roman nüfusunun kontrol altına alınmasını isteyen Buduncular Derneği, soykırım tartışmalarını yeniden gündeme taşırken, kadın bedeninin kontrol altına alınması talebiyle ırkçılık ilişkisini de apaçık ortaya koydu. İlgili bildiriden kaygı duyan barış, insan hakları ve demokrasi savunucusu farklı etnik kökenlerden bir grup İzmirli kadın ve erkeğin başvurusu sonucu açılan davanın ilk duruşması ise, ırkçılığın meşrulaşmasını sağlayan düşünüş biçimindeki absürdlüğü gözler önüne serdi. 'Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama' suçundan ve Dernekler Kanunu'na muhalefetten dernek ve yöneticileri hakkında açılan dava, 'teklik' anlayışının kabul gördüğü Türkiye'de özel bir yere sahip olduğunu daha ilk günden gösterdi. Nazi iktidarının ilk yıllarında Yahudi nüfusunun azaltılması ve Alman nüfusunun arttırılmasına dönük politika ve hedeflerinden feyz alan Türkçü Buduncu Derneği'nin soykırım ya da soy kontrol düşüncesi için esas nesne olarak kadını ele aldığı da ilgili bildiride ilk dikkat çeken husus oldu. Öteden beri 'Bedenimiz bizimdir' sloganıyla önemli mücadeleler yürüten ve kimi başarılar elde eden feminist kazanımların tersyüz edilme girişimi olarak değerlendirilen bildiriyle ilgili davaya Nezahat Paşa Bayraktar, Semra Uzunok, Abdulhadi Çetin, Şenay Tavuz, Canan Uçar, Zeki Gül, Nursel Aslan, Orhan Ayhan, Ayşe Şen, Günseli Kaya, Hacay Yılmaz, Mizgin Irgat, Nursel Aslan, Gülçiçek Güner, Naif Bektaş, Avrupa Çingene Hakları Merkezi Vakfı ve Helsinki Yurttaşlar Derneği müdahil olurken, henüz hiçbir feminist örgüt müdahil olma talebinde bulunmadı.
Soykırımın ön adımları
Toplumcu Buduncu Düşünce Derneği Başkanı Rıfat Cenk Tozkoparan'ın, bildiride geçen görüşleri tekrarladığı ilk duruşma milliyetçilik ve cinsiyetçilik değerlerinin eleştirildiği bir platform görevi gördü. Duruşmada evli ve iki çocuk babası Cenk Tozkoparan söylemlerinin dernek tüzüğüne uyumlu olduğunu belirtirken, derneklerini 7 Temmuz 2007'de feshettiklerini de belirtti. Duruşmada Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan herkesi Türk olarak tanımlayan, Türkiye'nin üniter ve laik yapısının saldırı altında olduğunu savunan Tozkoparan, ifadeleriyle mahkemede de ırkçılık yapmayı sürdürdü. Kürtlerin amacının Türkiye'yi Kürtleştirmek olduğunu iddia eden Tozkoparan, 'Tabii Kürtlerin sayısı artınca mafyalaşma da başlıyor. Göç ettikleri yerlerde mafyalaşmış haldeler. Bütün işler nerdeyse onların tekelinde. Bana kalırsa tek amaçları Kürt sayısını arttırıp Türklerden intikam almak olan bir Kürt'ten devlet bu vergiyi alamaz' dedi. Cinsiyetçi-ırkçı söylem ve taleplerini düşünce özgürlüğü sınırlarında değerlendiren Tozkoparan, 'Geçtiğimiz yıllarda belki hatırlarsınız devletin doğum kontrol uygulamasında olanları. Doğum kontrol hapları çiçeklere gübre, prezervatifler çocuklara oyuncak olmuştu. Bana kalırsa sonuç alınamayacak nafile bir uygulama olur. Devlet başka çözüm yolları aramalı' sözleriyle de devleti Kürt nüfusunun azaltılmasında daha etkin formüller aramaya davet etti. Atatürk döneminde Bölge'deki isyanların sert bir biçimde bastırılmasının ardından üniter yapıyı rahatsız etmeyecek şekilde Kürtlerin Anadolu'ya ve Batı'ya doğru serpiştirilip, göç ettirildiğini de sözlerine ekleyen Tozkoparan, 'Bu çoğunluğun (Türkleri kastederek) azınlık durumuna düşmemesi için... Kürt nüfusun artışının durdurulmasını devlete bir öneri olarak sunduk. Bunu Anayasa'daki ifade özgürlüğümüzü kullanarak sivil toplum örgütü olarak sunduk' dedi. Tozkoparan'ın ifadesinde en çok absürd olan diğer söylem ise Türkler dışındaki etnik yapıların nüfus artışının durdurulması talebini selfdeterminasyon (Kendi kaderini tayin hakkı) prensibine bağlaması oldu.
Tozkoparan'ın mahkemede verdiği ilginç ifadeler, Türk Nazi grubunun düşünceleriyle paralellik arzediyor. Türk nasyonal sosyalistlerinin 'Bugün Türk ulusunu bekleyen en büyük tehlike hızla artan Kürt nüfusudur. Kürtler 5-6 olan çocuk ortalamalarıyla refah seviyemizi düşürdükleri gibi ulusal varlığımızı da tehlikeye atıyorlar. Batı illerine gelen 5-6 hatta 7 çocuk ortalamasına sahip Kürtler hızla kolonileşiyor. Kapkaç, hırsızlık, kadınlara sarkıntılık, cinsel taciz, tecavüz suçları yaygınlaşıyor. Kavga çıkartıp kavgalara gruplar halinde giriyorlar. En ufak bir tartışmada Türklere karşı birbirlerini tutuyorlar. İşlerimizi elimizden alıyorlar. Adana' dan Antalya' ya kadar olan şehirlerimiz şimdiden elden çıktı ve Güneydoğu şehirlerini andırıyor. Bu duruma son vermek için bir şeyler yapmak şart' sözleri ise geçen hafta Akdeniz Üniversitesi'ndeki provokasyonda açığa çıkan yaklaşımların nereden beslendiğini de gösteriyor.
Türkçü Buduncu dernek başkanı ve Türk Nazileri, Kürtlerle ilgili çözüm için devlete şimdilik iki yol öneriyorlar. 'Devlet Kürtlere zorunlu doğum kontrolü uygulasın ve tersine zorunlu göç politikası oluştursun.'
Müdahiller şok oldu
İzmir'de görülen ilginç davada ırkçılık ve cinsiyetçilik yaklaşımlarının mahkemede açıkça savunulmasına en çok şaşıran ise başvurucular oldu. Davaya ırkçılığa duydukları ortak tepkiyle müdahil olan davacılar, özellikle Tozkoparan'ın büyük rahatlıkla yaptıkları işi savunmasına tepki gösterdiler. Mahkemede, durumun Nazi'lerin iktidarı ele alışıyla birlikte Almanya'da bir arada yaşayan Yahudilerin, Romanların ve Almanların birbirlerine kırdırılması sürecini çağrıştırdığını kaydeden davacı Günseli Kaya, 'Kadının doğuracağı çocuk sayısı kadının kendi bedeni üzerindeki denetiminden başka bir güce bağlı olamaz. Bu etnik kökeni ve ulusal aidiyeti ne olursa olsun bütün kadınlar için böyledir. Buduncularsa yaptığı eylemlerde 'Kürt nüfusu durdurulsun' talebiyle devletten Kürt kökenli kadınların doğurganlığı üzerinde denetim istemektedirler. Bu Türk milletinin başka ulusal aidiyetler üzerindeki kadın haklarının feda edilmesi ve hiçe sayılmasıdır ve ayrımcılığın ta kendisidir' dedi.
Türkiye'nin yüzleşilememiş tarihinin de gündeme geldiği mahkemede Semra Uzunok'un ifadesi, ırkçılık kurbanı acı hikyeleri gün yüzüne çıkardı. Sosyalist bir Boşnak olduğunu ve bildiriyi okuyunca dehşete düştüğünü anlatan Uzunok, 'Ben Boşnak olarak soykırıma uğramış bir ulusun ferdiyim. Tarihsel olarak da Sivas olayında sağ kurtulanlardan birisiyim. Bu bildiriler Sivas olayında dağıtılan bildirilerle benzerlik gösteriyor' dedi.
Müdahillerden Şenay Tavuz ise söz konusu bildirinin ve çağrılarda yer alan ifadelerin Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne de aykırı olduğunu bildirirken, 'Ne yazık ki her dönemde Başbakanlık düzeyinde dahi kadınların doğurganlığı tartışmaya açılıp erkek egemen sistemin denetimi altına sokulmaya çalışılmıştır' dedi.
Canan Uçar, 'Kürtlerden kitle veya kütle gibi bahsederken, benim aklıma bu serpiştirme sırasında kaybettiğimiz büyükanne, büyük babalarımız geldi. Bu zihniyetin yaptığı Ermeni tehcirinde yitirdiğim anneannem aklıma geldi' diyen Avukat Canan Uçar ise, 'Kendini ait hissetmekte zorlanan bir Kürt nüfusun olduğu açıktır, ayrıca bundan önce 28 kere de itiraz etmiştir. Son itirazında kendi halkıyla 25 yıldır devam eden mücadelede devlet 5 milyon Kürt halkını 'Terörle mücadele' adı altında yerinden söküp atıp metropollere sunarken hiçbir sosyal projede üretmemiştir. Bunların açtığı yaraları da bu ırkçı-kafataşçı zihniyetle çözümleyemeyiz. Benim Kürt, kadın, Alevi kimliklerim incinmiştir' dedi.
Davada müdahillerin avukatı Murat Dinçer ise, ırkçı bir anlayışla karşı karşıya olunduğunu belirterek, 'Derneği kurma sebepleri Türk olmayan unsurların ve grupların Türkiye'de çoğalmalarını engellemek ve belki de uzun vadede onları yok etmektir, bu nedenle yaptıkları iş soykırım değilse de soykırım kışkırtıcılığıdır' dedi.
Türkiye'de Soykırım kışkırtıcılığı; Türkler dışındaki etnik yapıların nüfus artışının durdurulması talebi!
Kurdians: Wednesday, April 16, 2008Kürtçe su istemek, Kürtçe merhaba demek, Kürtçe 'Çok yaşayın' demek ve 'Ben Kürdüm, Aleviyim, emekçiyim' demek suç gerekçeleri sayıldı.
Kurdians: Tuesday, April 15, 2008Erdoğan'ın 'üç çocuk yapın' çağrısının altında gizlenen Kürt nüfusu korkusu
Kurdians: Tuesday, April 15, 2008
İSTANBUL (25.04.2008)- Sınırötesi kara harekatında gerilla direnişi karşısında verilen asker kaybı, TSK'nın psikolojik savaş açıklamaları ile gizlendi. Kirli savaş yalanları, oğlu Zap'ta yaşamını yitiren bir asker annesinin gizli cenaze törenini anlatması ile deşifre oldu.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), Zap'a yönelik saldırısı esnasında verilen asker kayıplarını az göstermek için yaptığı açıklamalar, asker annesinin sözleri ile yalanlandı. Asker annesi oğlunun cenazesini nasıl gizlice toprağa vermek zorunda kaldıklarını anlattı. Annesine haber verildi; ancak bir şartları vardı: “Tören yapılmayacak, gizli gömülecek; PKK’lileri sevindirmeyelim” denildi.
Asker annesi G.Ç., Yeni Özgür Politika gazetesine konuştu. Acılı anne, röportajda çatışmada yaşamını yitiren oğlunun gizlice defnedildiğini söyledi. Asker annesi G.Ç, yaşadıklarını açık isim ve mekanların yazılmaması koşuluyla anlattı. röportajın tam metni şöyle;
Psikolojik harp kurbanı
Güney Kürdistan ve Zap’a yönelik saldırı sırasında kapısını çalan üst düzey iki askeri yetkili ve yaşadığı şehrin ‘Şehit Aileleriyle Dayanışma Derneği’ Başkanı N.Y, onbeş ay önce oğlunu askere gönderen 63 yaşındaki G.Ç’ye oğullarının ‘sınır ötesi operasyonda öldüğünü’ açıklar. Haberi alan asker annesi G.Ç, baygınlık geçirerek hastaneye kaldırılır. Uyandığında acısının yüreğine gömülmesi istenilir. Çünkü...
G.Ç.’nin oğlu Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı’na bağlı birliklerde onbeş aylık asker iken son yapılan kara harekatına gönderilir. Operasyonun altıncı gününde gece yarısı bulundukları vadide saldırıya uğrayan ve sabahın ilk ışıklarına kadar devam eden çatışmada yaşamını yitirir. Askerin cesedi önce Amed daha sonra ise yaşadığı şehrin askeri kışla morguna getirilir. Ve yaşamını yitiren erin annesinin kapısı çalınır...
Oğlunuzun yaşamını yitirdiği gün mü haber size ulaştırıldı?
Hayır, öldürüldükten beş gün sonra haberini verdiler.
Yani oğlunuzun naaşı bulunduğunuz şehre ulaşmıştı?
Evet. Önce Diyarbakır’a getiriliyor. Bir iki gün orada bekletildikten sonra yaşadığım şehrin asker kışlasına getiriliyor. Zannedersem iki, üç gün de burada bekletiliyor. Bana öyle anlattılar.
Oğlunuzun öldüğü haberi size nasıl ulaştı?
Geceydi. Alt kattaki komşumla televizyon haberlerine bakıyorduk. Hep merak ediyordum. Bugün yarın haber gelir diyordum. Gerçi son telefon konuşmamızda oğlum ‘bizim birlik operasyona katılmayacak’ diyordu ama yine de merak ediyordum. Geç oldu eve gideyim dedim. Yukarı çıktığımda iki üniformalı ve bir sivilin kapı zilini çaldıklarını gördüm. Dizlerim çözüldü ve merdiven basamaklarını çıkamayıp olduğum yere oturdum. Beni farkettiler. Hiç konuşmadan kollarıma girip içeri aldılar. ‘Vatan sağolsun, oğlunuz şehitlik mertebesine ulaştı’ dediler. Evde bağrışmalar oldu. Sonra ben bayılmışım. Gözlerimi hastanede açtım. Bir odada tek kalıyordum. Yanımda iki yakınım ve o üç kişi vardı. Bana sakinleştirici iğne yaptıkları için konuşmakta zorlanıyordum. Sadece ‘nerdedir’ diye sordum. ‘Burda morgta’ dediler. Sonra beni bir sedye ile aşağı indirdiler. Sarılıp ağladım, ağladım, ağladım...
O gün mü naaşı toprağa verdiniz?
Gece. Saat 22:30 sıralarında toprağa verdik.
Neden gece? Cenaze töreni olmadı mı?
Hayır, olmadı. Bize ‘PKKlileri sevindirmeyelim’ dediler. Özellikle Şehit Aileleriyle Dayanışma Derneği’nden gelen kişi ‘devletin bekaası için gece gömmeliyiz. Oğlunuz da aynısını isterdi’ dedi. Rütbeli kişiler ise törenin olması durumunda olaylar çıkabileceğini belirterek ‘Türk askerine güvenin’ dedi.
15/04/2008 Haşim Bak Newroz kutlaması sırasında kolu polisler tarafından kırılırcasına bükülen 15 yaşındaki C.E.,’Gördüğüm işkenceleri hiçbir zaman untumayacağım’dedi C.E, Hakkari’de Newroz kutlamasına yapılan müdahalenin ardından çıkan olaylarda polisler tarafından kameralar önünde kolu bükülen 15 yaşındaki çocuk... C.E’nin kolunun polisler tarafından büküldüğü anın görüntüleri, büyük tepkilere neden olmuştu. Önceki gün serbest bırakılan C.E, gördüğü işkenceleri hiçbir zaman unutmayacağını söyledi. C.E, olaydan sonra Hakkari Emniyet Müdürlüğü’nde 2 gün gözaltına alınmış, ardından çıkarıldığı Hakkari Sulh Ceza Mahkemesi tarafından, “devlet memuruna mukavemet etmek” iddiasıyla tutuklanarak Bitlis Cezaevi’ne konulmuştu. 21 gün tutuklu kalan C.E, avukatlarının itirazı üzerine dün tahliye edildi. Görüştüğümüz C.E, hâlâ sağ kolunu kullanamıyordu. ‘Kolum yerinden çıktı’ C.E, gözaltında ve tutuklu bulunduğu süre boyunca şiddete ve hakaretlere maruz kaldığını söyleyerek yaşadıklarını şöyle anlattı: “22 Mart’ta çarşıya indim. Kendimi direk olayların içinde buldum. Newroz’da olay yaşandığını bilmiyordum. Kalabalığın içine girmişim. Polisler bana doğru gelerek beni yakaladı. 3 polisti. Daha sonra beni itelediler. Önce kolumu büktüler. Kolum yerinden çıktı. Sonra polis otosuyla beni emniyete götürdüler. Arabada da dövmeye devam ettiler. Yaklaşık 3-4 kişi beraber gidiyorduk. Arabanın içinde bile bize küfür ediyorlardı ve devamlı dövüyorlardı. Emniyete götürüldüğümüz zaman zaten acı çekiyordum, ona rağmen belimin üzerine oturuyorlardı. Bazen de karnımıza ve belimize coplarla, tekmelerle vuruyorlardı.” Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında bulunduğu sırada da şiddete ve hakaretlere maruz kaldığını söyleyen C.E, “Emniyette bulunduğumuz saatler boyunca hep dövüldük. Dövdükleri zaman bizlere hep ‘O inandığınız kişiler gelip sizi kurtarsın’, ‘Apo’nun piçleri’ ve daha ağza alınamayacak çok kötü küfürler ettiler” dedi. Gözaltına alındığı gün serbest bırakılıp ertesi gün tekrar gözaltına alınan C.E, “Serbest bırakıldıktan sonra eve gittim. Kolumun ağrısından uyuyamadım. Ertesi gün çarşı merkezinde tekrar gözaltına alındım ve tutuklandım. Emniyette tekrar dayaktan geçirildim. Bize silah gösteriyorlardı. Gözümüzün önünde şarjörden çıkardıkları kurşunları parmağımızın arasına koyup, elimizi sıkıştırıyorlardı. O da çok acı veriyordu” dedi. C.E, gözaltının ardından tutuklanarak götürüldüğü Bitlis Cezaevi’nde de dayaktan kurtulamadığını aktardı. ‘Unutmayacağım’ “Benim kolum çok kötü ağrıyordu. Çok acı çekiyordum. Bana yardımcı olacak kimse yoktu. Beni görmeye gelen ailemle de sebebini bilmiyorum ama beni görüştürmüyorlardı. Ne kadar acı çektiğimi benimle beraber kalan arkadaşlar da gördü. Bana yardımcı olmaya çalışıyorlardı ama acımı dindiremiyorlardı” diyen C.E, “Cezaevinde bazen açık havaya çıkarıyorlardı. Gidip gelirken de dövüyorlardı. Adeta hayvan muamelesi yapıyorlardı” dedi. C.E, yaşadıklarını unutamadığını, unutmayacağını söyledi. Rapor alacaklar Oğluna kavuştuğu için çok mutlu olduğunu belirten baba Hüseyin E, oğlunun haksız yere tutuklanarak şiddete maruz kaldığını söyledi. Oğlunun hiçbir suçu olmadığını dile getiren Hüseyin E, “Benim oğlum daha çok küçüktü ve hiçbir suçu yoktu. Ama herkesin gözü önünde kolunu çevirerek kırdılar. Bu bir insanlık ayıbıdır. Eğer bir suçu varsa zaten yakalamışsınız niye dövüyorsunuz? Dövmeye ne gerek var?” dedi. Hüseyin E, oğlunu hastaneye götürerek rapor alacağını ve tedavisini yaptıracağını ifade etti. Çocuk yaştaki birine bu kadar acı çektirmenin haksızlık olduğunu, bunları yapanların cezasını hemen çekmesi gerektiğini ifade eden Hüseyin E, “Ben bu işin hukuksal boyutundan kesinlikle vazgeçmeyeceğim. İnsanım diyen hiç kimsenin bu kadar acı çektirmemesi gerek. Benim oğlum veya bu her kimse, bu yaştaki bir çocuğa bunları yaşatanların derhal cezasını çekmesi gerek. Yaşadığım olayların şokunu yaşıyorum” dedi. (Hakkari/DİHA)
PJAK: Kolumuz Tahran dahil önemli yerleri vurabilecek kadar uzun / AFP
Kurdians: Monday, April 14, 2008KANDİL DAĞI - PKK'nın İran'la savaşan kolu PJAK, Tahran'ın Kürt karşıtı politikalarını durdurmaması halinde İran'ın içinde bombalı saldırı düzenleme tehdidi savurdu. Washington tarafından desteklendiği iddiaları Batı basınına da yansımış PJAK'ın yeni meydan okuması, Bush yönetiminin İran'a saldırı tehditlerini tırmandırmasına koşut olarak Şiraz'ın gizemli bir patlamayla sarsılmasının ardından geldi. Kuzey Irak'ta İran ve Türkiye sınırına yakın, PKK'nın karargahı konumundaki Kandil Dağı'na giden AFP muhabirine konuşan PJAK siyasi büro üyesi Ronahi Ahmed, şunları söyledi: "İran bizi her gün kovalarken elimiz bağlı duramayız. İran'a Tahran içinde yanıt verme becerisine sahibiz. Kimsenin hiçbir tehdidini kabul etmiyoruz. İranlıların uyguladığı dini baskıyı kabul etmiyoruz. Tümüyle reddediyoruz."
Bölgede Savaş Tehdidi Uzun zamandır çatıştıkları İran güçlerine son olarak sınırda saldırdıklarını anlatan kadın gerilla, "Geçen ay İran'ın kuzeybatısındaki Mahkuk kentine sızdık. Onlarca İranlı askeri öldürdük. İran'ın Miryuvan kentinde de altı askeri öldürdük" dedi. "İran, ülke içinde özellikle kuzeybatıdan Tahran'a ulaşan şekilde önemli yerleri vurabilecek uzun bir kolumuz olduğunun bilincinde olmalı. İran (cumhurbaşkanı) Mahmud Ahmedinecad'ın politikalarını izlemeyi sürdürürse, muharebe şiddetlenir ve bulunduğumuz bölgede savaş kopar" tehditlerini sıralayan Ahmed, İran'la savaşı Bush yönetiminin desteğiyle yürüttükleri iddiasını ise reddetti: "Amerikalılarla ilişkimiz yok. Amerika bizi desteklemiyor ya da finanse etmiyor, tedariğimizi kendi halkımızdan sağlıyoruz."
Kürt eylemciye idam Öte yandan İran'da PKK bağlantısı nedeniyle idama çarptırılan bir Kürt eylemcinin cezası yüksek mahkeme tarafından bozulmasının ardından devrim mahkemesi tarafından tekrar onandı. Avukatı, 'çevreci eylemci' diye nitelediği 31 yaşındaki müvekkilinin 'tanrının düşmanı' ve PKK ile bağlantılı olmaktan ikinci kez suçlu bulunduğunu belirtti. Botimar'ın 14 yaşındayken terk edilmiş bir ordu kampından topladığı yüzlerce merminin mahkemede aleyhinde kanıt olarak gösterildiğini söyleyen avukat, *Mahkeme ordu yetkililerinin açıklamalırını dikkate almaksızın karar verdi" dedi. Bu arada yüksek mahkeme 26 yaşındaki Kürt gazeteci Adnan Hasanpur'un casusluktan çarptırıldığı ölüm cezasını da bozdu.
KIBLESI ANKARA SERMAYESI CEHALET DINI PARA TURK HIZBULLAH'I TEKRAR SAHNEDE...*
Kurdians: Sunday, April 13, 2008
Hizbullah yeniden silahlanıyor
Kurduğu sivil toplum örgütleri, haber ajansları ve derneklerle 'siyasallaşma' yönünde beş yılda önemli adımlar atan Hizbullah silahlı mücadeleyi tartışıyor. Diyarbakır'da hücre şeklinde örgütlenme çalışmaları başlatan Hizbullah yöneticileri ANF'ye konuştu. Cezaevinde olan örgütün üst düzey yöneticileri ile dışarıda sivil toplum kuruluşları içinde örgütlenen örgüt yönetimi arasında eylem tarzı konusunda tartışmalar yaşanıyor. Siyasallaşma ve sosyal kurumlar oluşturarak ya da içlerinde yer alarak mücadele sürdürmek ile silahlı mücedeleyi gündemine alan Hizbullah yöneticileriyle İstanbul'da görüştük.
Son yıllarda Diyarbakır, Batman, Mardin, Van gibi kentlerde kurulan onlarca dernek, aşevi, vakıf ve sivil toplum kuruluşları ile direkt bir bağlantılarının olmadığını ve ortak yönlerinin 'iman' olduğunu öne süren Hizbullah yöneticileri, 90'lı yıllarda Kürt yurtseverlerine yönelik yapılan yüzlerce faili meçhul cinayeti ve devletle işbirliğini ise inkar ediyorlar.
'Derin devlet' ve 'JİTEM'in işlenen birçok cinayeti Hizbullah cemaatine mal ettiğini iddia eden örgüt yöneticileri, Ortadoğu ve Türkiye'de yaşanan kaos nedeniyle, müslümanlar olarak eyleme geçme hakkının Allah' tarafından kendilerine tanındığını ileri sürüyorlar.
Hizbullah yöneticileriyle görüştük
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Milli Güvenlik Kurulu'na sunduğu 'Hizbullah raporu', Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın son konuşmasında yaptığı 'irtica' açıklaması ve son beş yılda Diyarbakır başta olmak üzere bölgede birçok kentte kurdukları dernek, aşevi, vakıf, okuma salonları, sivil toplum örgütleri, haber ajansları ile gündeme gelen Hizbullah ile 'Ergenekon' tartışmaları sürerken İstanbul Anadolu yakasında bir semtte görüştük.
Alınan referanslar ve aracıların girişimi sonucunda onların belirlediği gün ve saatte bir evde buluşuyoruz. Ses kaydı ve fotoğraf çekimine izin vermiyorlar. Görüşme süresince cep telefonları bile oda dışına çıkartılıyor.
İstanbul'da tipik bir semt ve tipik bir ev. Geniş evde göz göze gelmiyoruz ama kadın ve çocukların da yaşadığı belli. Büyük ihtimalle Hizbullah cemaatine yakın bir sempatizan ailenin evi. Görüşmeye aracı olan kişi ile birlikte, yaklaşık iki saati aşan bir bekleyişten sonra eve gelen ve Hizbullah adına konuşabileceklerini belirten iki kişi ile tanışıyoruz.
Son Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Hizbullah hakkındaki raporu, Hizbullah'ın sivilleşme faaliyetlerinin oranı, yıllarca basından uzak duran Hizbullah'ın medya örgütlenmesi, Hizbullah'ın bölgede işlediği faili meçhul cinayetler, Hizbullah içinden çıkan itirafçılar, Hizbullah'ın infaz ettiği mezar evlerde bulunan cesetler, Hizbullah'a mal edilen 'derin devletle işbirliği' konularında görüşmek istediğimizi söylüyoruz.
İlk tepkileri 'derin devletle bağımız olmadı' şeklinde oluyor. Bölgede işlenen binlerce faili meçhul cinayette yer almadıklarını, olan çatışmaların karşılıklı olduğunu ve kendilerinin savunma konumunda olduğunu iddia eden Hizbullah mensubu, 'Cemaat PKK ile ortaya çıkmadı. PKK köylere, şehirlere hakimken de ortaya çıkmadı. 1980 öncesine dayanan cemaatleşme geçmişimiz var.
Birçok saldırı, cinayet işlendi. Kimisi PKK'ye mal edildi, kimisi cemaatimize mal edildi. Menzil denen derin devletin münafıkları, JİTEM gibi örgütlenmelerin işlediği cinayetler müslümanların üzerine yıkıldı...' diyor.
Cinayetleri kabul etmiyorlar
Hizbullah adına eylem yapanların bir çoğunun derin devlet içinde yer aldıkları ve onlardan destek gördükleri yönünde onlarca vakanın delilleriyle birlikte gazetelere, mahkeme kayıtlarına girdiğini söylediğimizde, bunların 'kendi içlerine sızmış ajanlar' tarafından yapıldığını ve devletin PKK'ye karşı cemaati kullanmak istediğini anlatıyor.
Bireysel olarak derin devlet denetimine girip cemaatleri adına eylem yapanların olduğunu ve devletin de cemaatin içine sızdığını bildiklerini belirten Hizbullah yöneticisi, 'O dönemde belki küçük yerlerde yada askeri kanat içinde yer alan cemaat üyeleri işbirliği yapmış olabilirler. Ancak cemaat hiçbir zaman devlet gücünü arkasına alıp müslüman Kürt halkına karşı savaşmadı' şeklinde konuşuyor.
Hizbullah tarafından bölgede öldürülen gazeteci, memur, öğretmen, sendikacı, aydın, insan hakları savunucusu, doktor, öğrenci gibi yüzlerce cinayeti inkar eden Hizbullah yöneticisi, PKK ile yaşanan çatışmanın kendi inisiyatifleri dışında olduğunu ve bu çatışmanın karşılıklı yaşandığını söylüyor.
'Hizbullah tarafından kaçırılıp sorgulanan, cesetleri mezar evlerde bulunanlar siviller oldu. Ve bunların sorgu tutanakları, görüntüleri sizin evlerinizden çıktı, mahkeme arşivlerinde bunlar var' şeklindeki sorumuza, 'Hizbullah adına adam kaçırıp fidye isteyenler oldu. Fidye alamayıp kaçırdığı kişileri öldürenlen oldu. Bunların bizimle ilgisi yok. Basının 'mezar ev', 'domuz bağı' gibi sevdiği kelimelerle de ilgimiz yok. Cemaatin sorgulayarak ses ve görüntüsünü çektiği kişilerin itirafları var. Burada infaz edilenler ajandı ve sorgularında bunları itiraf ettiler' şeklinde cevap veriyor.
'Med-Zehra Vakfı başkanı Izzettin Yıldırım'damı bunlardandı' sorumuza ise, 'Izzettin Yıldırım'ı cemaat kaçırmamış. Cemaat bir sorunu görüşmek için kendisini çağırmış. Sonraki günlerde polisin cemaat evlerine yapmış olduğu operasyonda hiçbir cemaat üyemiz orda değildi ve ölüsü bulunmuş bir evde. Cemaatle ilgisi yok' yanıtını veriyor.
Sivilleşme tamamlandı
'Hizbullah'ın bölgede sosyal kurumlar aracılığı ile örgütlenmesi, medyaya el atması, yardım kuruluşları kurması ileride partileşmenin habercisimi?' şeklindeki sorumuza, bölgede kurulan sivil toplum örgütü, dernek, vakıf gibi kuruluşlarla organik bir bağlarının olmadığını söylüyor Hizbullah yöneticisi. Bu gibi dernek ve örgütlenmelerle ortak özelliklerinin 'iman' olduğunu öne süren Hizbullah yöneticisi, 'Cemaatimize sempati duyan, cemaatimizin toplantılarına katılan, cemaatimizin içinde olan kişiler bu kuruluşlarda yer almışlardır, alabilirler. Bunlar gazetede kurar, dergi de kurar, hayır kurumuda kurar, dernekte açar. Halka bir faydaları varsa cemaat olarak destekleriz.
Hizbullahi cemaat gizli saklı değil. Cemaat olarak yasal haklarımız neyse onları kullanırız. Nasılki başkasının yaşamına, yaşantısına bize zarar vermedikleri müddetçe saygı duyuyorsak, başkalarının da bizi kabul etmesini bekleriz' şeklinde konuşuyor.
Silahlı mücadele gündemde
Partileşme gibi bir programlarının olmadığını ancak seçimlerde kendilerinin de kimseden destek almadan birden fazla bağımsız aday çıkartabilecek bir güçlerinin olduğunu ileri süren Hizbullah yöneticisi, Türkiye'nin ve Ortadoğu'nun bugünkü ortamda bir kaos yaşadığını, müslüman kesimin Türkiye'de zulüm altında yaşadığını, baskı gördüğünü ve inananların buna sessiz kalamayacağını belirtiyor.
'Buna nasıl 'dur' diyeceksiniz' şeklindeki sorumuza, 'Yüce Allah'ın emridir. Rehberimiz de bunu her toplantısında, yazısında söyledi. Önce tebliğ ediyoruz, insanları imana davet ediyoruz. İnancımıza saygılı olmaya davet ediyoruz. Bizlere yaşam hakkı tanınmayacaksa, Türkiye'de ve Ortadoğu'daki müslümanların yıllardır uğradığı eziyet, kemalist rejimin müslümanlar üzerinde kurduğu baskı, Irak'ta öldürülen bir milyon müslüman ve siyonizm ile ABD emperyalizmi altında ezilen milyonlarca müslüman varsa, buna karşı durmak ve bunu her yolla bertaraf etmek de Allah'ın bize emrettiği görevdir. Bunun içinde tebliğ de var, ev ev örgütlenmekte var, silah kullanmak da var' diyor.
'Tebliğ zamanının dolduğunu' belirten Hizbullah yöneticisi, 'Şartlar olgunlaştığında bugün de olur, yarında' diyerek silahlı mücadeleyi geri plana atmadıklarını dile getiriyor.
Hizbullah içinde 'cezaevindekiler-dışarıdakiler', 'sivilleşmeden yana olanlar-silahlı mücadeleyi savunanlar' diye bir ikilemin olmadığını ve ayrışmanın olmadığını öne süren Hizbullah yöneticisi, 'Cemaatimiz camiilerde hadis çözümlerini yaparak imanın gereklerini yerine getirdiğini sanan dar bir grup değil artık. Hizbullah bunları geride bırakmış. Cemaatte ayrışma yok. Rehber (Hüseyin Velioğlu)'den sonra cemaatte tartışmalar, kopmalar oldu. Ancak cemaat iki yıl gibi bir sürede kendini yeniden toparladı. Allah bize neyi emrediyorsa onu yapacağız. Dinimizi öğrenme, yaşatma, inancımızı tebliğ etme engellendiği zaman çözüm için seçeneklerimiz yok değil' şeklinde özetliyor düşüncelerini.
Tüm dünyada özellikle Avrupa ülkelerinde Hz. Muhammed'e yapılan saldırılarla ve Ortadoğu'da emperyalist ve siyonist güçler eliyle müslümanlara karşı dünyada bir savaş başlatıldığını öne süren Hizbullah yöneticisi, Türkiye'nin de bu cephenin gönüllü hizmetkarı olduğunu, bunun için bununla savaşmanın Allah'ın emri olduğunu öne sürüyor.
Son beş yılda sivilleşmeye ağırlık verildi
PKK'nin 1999 yılında ateşkes ilan etmesi ardından Hizbullah'a yönelik operasyonlar 1999 yılı Aralık ayından itibaren başlatıldı. 17 Ocak 2000 tarihinde Istanbul Beykoz'da yapılan 'ani' operasyonda örgüt lideri Hüseyin Velioğlu'nun henüz tam netleşmeyen ölümü sonrasında birçok kentte aynı anda operasyonlar başlatıldı. Iki yıl kadar süren operasyonlarda 6 bin kişi gözaltına alındı, 3 bine yakın insan tutuklandı.
29 Temmuz 2003 tarihinde çıkarılan ve kamuoyunda 'eve dönüş' yasası ardından Hizbullah militanlarının büyük bir kısmı cezaevinden tahliye edildi.
Sivil toplum kuruluşlarında örgütlenen ve yeni adlar altında dernek açan Hizbullah, her ne kadar bu kurumlarla ilişkisini kabul etmese de, bu sayede cemaat üyelerini bir araya getirmeyi başardı. Diyarbakır, Batman, Van, Urfa, Mardin, Bingöl gibi kent ve onlarca ilçede yeniden örgütlenmeye başlayan Hizbullah, yoksul kesime yaptığı yardımlarla adını duyurmaya başladı.
Siyasi ve sosyal örgütlenmenin yanısıra, toptan gıda pazarlama, inşaat, nakliye, giyim, tekstil ve ev eşyası pazarlama üzerine onlarca işyeri açarak gelir sağlayan Hizbullah, şimdi sivilleşme yada silahlı mücadele başlatma konusunda tartışmalar yapıyor.
Örgütün üst düzey yöneticileri açık açık silahı bırakmadıklarını ve 'zulüm' sürdüğü müddetçe er geç fiili eylem başlatabileceklerini söylüyorlar.
Hizbullah'ın 2003'ten bu yana örgütlenmesi ve toparlanması devlet raporlarına da yansımış. Son bir yıldır özellikle Batman ve Diyarbakır'da cemaatin içinden seçilen ve ayrı eğitime tabi tutulan askeri kanata bağlı örgüt mensupları en fazla 3 kişilik birimler halinde faaliyet yürütüyor.
Hizbullah üst düzey yöneticileri silahlı mücadeleyi 'yeri ve zamanı gelince olacaktır' diye özetlerken, örgütün özellikle Diyarbakır'da Iskenderpaşa, Lalebey, Hasırlı mahalllerinde hücre şeklinde örgütlendiği biliniyor.
SİDAR BORAN / ANF
*Ans
Yaşar Kaya Tarih: 12 Nisan 2008 Cumartesi
Güneyi tartışmak herkesin hakkı olmalı, ama güneyi Karalamak hiçbir Kürtten gelmemelidir .
Onbir ay süren Mehabat Kürt Cumhuriyeti’ni hesaba
katsanız da katmasanız da ilk defa tarihi olarak Kürtler bir şeye sahip oluyorlar.
O da Güney Kürt Federe Devletidir. Irak bugün federe bir cumhuriyet olmuşsa
bunda Kürtlerin kanı , emeği ve mücadelesi vardır . Bugün Bağdat Merkezi
Hükümetinde Cumhurbaşkanı , Dışişleri Bakanı , Başbakan Yardımcısı , Çeşitli
Bakanlar , Genelkurmay Başkanı Kürt ise bunlar Kürt kanı ve mücadele ruhunun
kazanımlarıdır .
Körfez Savaşından sonra Kürtleri 36. paralelin kuzeyinde koruyan
Çekic Güç, Kürt Federasyonun ilk kazanımı ve temel taşıdır . O günden sonra
ne Saddam ne de başka bir güç Güney Kürdistan’a giremedi .
2008 yılının Merkezi Hükümet bütçesinde %14‘ü % 17 olarak kabul edilen,
aşağı yukarı 12 Milyar dolar olan bu bütçe dünyanın hiçbir yerinde üç vilayete ve bu
nüfusa nasip olmamıştır. Bunu kayıt düşerek geçeceğim . Güneyi eleştiriye evet ama
karalamaya ve yıkmaya hayır . Siz savunun, varsın düşman yıkmaya çalışsın . Sayın
Mesut Barzani 18 Şubatta verdiği demeçte Arap Televizyonuna şunu söyledi:
“Eğer Türkiye PKK ‘yi bahane edip köylerimizi bombalarsa biz Kürtler yeniden
silahlarımızı ele alırız .”
Bu çocuklarımızı savunmaktır , şimdiye kadar kimse genç
savaşçılarımıza bu kadar sahip çıkmadı. Bombalanan köyleri ilk gezen O dur .
Bu işte ben buradayım demektir . Hem bu çocukların hem de bu toprağın sahibi
vardır. Bir kedimizi bile teslim etmeyiz diyen Güney Kürdistanlı liderler
değil midir ? Sayın Mesut Barzani yerinde, haklı ve yiğitçe demeçler verdikçe
bu halk moral kazanıyor ve savaşırız diyor, kimseye yalvarmıyor. Ölüm geldiyse
hoş geldi safa geldi diyor . Bu, bağımsızlığı veya bugünkü federasyonu ölümüne
savunmadır . Liderlik böyle olur, tarih insana bir defa kahraman olma şansı tanır .
Sayın Mesut Barzani dağdan , savaşın içinden geliyor . Peşmerge elbisesini
çıkarmayışının sebebi budur. ‘Benim için en kutsal mertebe Peşmergeliktir ‘ demedi
mi? Bu madalyonun bir yüzü, ikinci yüzünde tarihi utanç belgeleri var . Orada birİsrail kuruluyor, onlar emperyalizme hizmet ediyor ve feodaldırlar. Bir Türk
istila ordusu gider, orayı yıkar beyanatları ; saldırılar, aşağılamalar artık
ne tarihin ne de Kürt halkının hazmedebileceği sözler değildir .
Burada 16 yılı aşkın bir zamandır bir parlamento , bir hükümet ve bir federe
devlet var . Kürtler insafsızdırlar ve birbirlerine düşmanlığı iyi bilirler . Gidip nutuk
atacakları özgür bir köyü bile elde edememişlerin Güneye saldırmaya hakları
olamaz . Bu saldırı birleşik, demokrat, batıcı ve liberal Büyük Kürdistan’ın nüvesine
saldırıdır. İnsanın, açılan onun üstündeki Konsolosluğu tek tek ziyaret edesi geliyor.
Neyse Fransız Konsolosluğunun açılışına Fransız Dışişleri Bakanı ve eski dostu
Bernard Kouchner gelecek . Birbirimizi bir defa daha göreceğiz . Bunlar kahve
içmek için konsolosluk açmıyorlar .
Evinden çıkmamış , Güney Kürdistan’ı görmek zahmetine katlanmamış birçok kalem artığının oturduğu yerden ahkam kesmesi ayıptır . Ayıpların en büyüğüdür . Bunların bize verdiği hiçbir şey yoktur . Ama
Bağımsız, birleşik, özgürlükçü, demokrat ve liberal bir Kürdistan a temel teşkil eden
bu özgür parçayı karalamaya vardırlar . Sonra adama gel burayı gör sonra konuş
derler.
Kürtler ‘in 200 yıl sonra hakikat olmuş bu rüyasına saldırmak Kürt halkının
öfke ve nefretini çekmektedir . Özgürleştirdiğiniz yeri beğenmedik de buraya onun
için mi geldik? Lütfen herkes haddini bilsin, bu konuda tarih nazarında suçlu
durumuna düşmeyin, sonra kimse üstünüze sürdüğünüz bu kara lekeyi çıkaramaz .
Güney bütün kurum ve kuruluşları ile kendisini askeri , siyasi, ekonomik ve de
diplomatik olarak koruyacak güçtedir . Bizim savunmamıza ihtiyacı yoktur .Kürt
dünyası küçüldü , kim nerede ne yapıyor bunlar biliniyor . Kosova bağımsızlığını
ilan etti, ABD ‘den sonra ilk tanıyan ülke Türkiye oldu . İsrail’ in bağımsızlığı
Birleşmiş Milletler ‘e geldiği zaman da ilk tanıyan Türkiye olmuştu . Neden acaba
ilk tanıma Türkiye ‘den geldi ?
Peki Türkiye Kürt kardeşleri için ne zaman el
kaldıracak ? Kosova ‘ya dostluk ama Kürde çeşit çeşit düşmanlık neden ?
Ortadoğu ‘da karların erimesini bekleyenlerin gizli planlarını bilecek
durumda değiliz . Sınıra yeniden yığınak yapılıyor . Siyasi havanın aniden sıcak
rüzgar estirmesi büyük ihtimaldir . Zaten bu can pazarında dişe diş bir mücadele
var . Bu sürecin uzun olacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok . İki
milyonluk Kosova bağımsız oluyor da Kuzey ‘de Kürtler hala askere ve iktidara
yalvarıyorlar:
“Ne olur! bu Cumhuriyeti biraz demokratikleştirin de biz kendi
dilimizde okuyup yazalım .’
Bu gidişle Siirt’ in sokağında Akın Birdal ‘ın yakasına yapışan ve ‘ Çabuk PKK ‘yi lanetle yoksa seni tepelerim’ diyen polisle Ankara ‘da Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu ‘na hakaret eden
Kasımpaşa yetimi Başbakan müsveddelerini daha çok göreceğiz . Anadolu’da şehirler arası otobüslerin üstüne Kader Utansın diye yazılar yazıyorlardı . Genelkurmay’ın insafındaki Türk solunun kuyruğuna takılan ve bugün tanınmaz hale gelen Kürt hareketi için söylenecek söz şudur:
“Bütün Kürdistan şehitlerinden özür dileriz!”
Hewler 12-4-2008
Kürt düşmanlığı Facebook'ta : “En iyi Kürt ölü Kürt'tür, Kürtlere soykırım yapılsın”
Siz gercek kimliginizi nasil tanimliyorsunuz?
Türk Savaş Uçaklarının Kendekolê Katliamı
Kendekolê'de bir vahşet anı, 'Uçaklar vurdu, vurdu, vurdu', 30 kişi öldürüldü, İlk saldırı 1992'de gerçekleşti, Tanıklar katliamı anlatıyor, Manzara tam bir vahşetti, Çıplak ayaklarla yola düştük, 45 dakika bombaladılar, Çocuklarımla kayalıklara sığındık, Bombaların hedefi bizdik, 'Baba ölecekmiyiz?'
Kürt İşadamlarını Biz Öldürdük
Korkut Eken'in bulunduğu İzmir Urla'da bir askeri kışlada silah ve bomba eğitimi aldığını, Tarık Ümit tarafından kendisine sahte polis kimliği ile pasaport çıkarıldığını da itiraf eden Cavit, Kürt işadamları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım, Hacı Karay, Fevzi Aslan, yeğeni Salih Aslan, Behcet Cantürk ile şoförü Recep Kuzucu'nun infaz edilmesi olayına tanık olduğunu söylüyor.
Diyarbakır Valisi mi AKP ‘lilerle cemaatlerin Valisi mi?
Lice katliamından Başbuğ çıktı
Şengal katliamı unutulmuyor
Güney Kürdistan’ın Şengal kentinde yaşayan Êzidî Kürtlere yönelik katliamın üstünden bir yıl geçti. Federal Kürdistan Bölgesi dışında bırakılan Musul’un Şengal İlçesi’nde geride bıraktığımız 2007 yılının 14 Ağustos’unda, Türkiye ve Suriye’nin ortak düzenlediği saldırı sonucu gerçekleştirilen Êzidî katliamında yaklaşık 700 kişi yaşamını yitirmiş, binin üzerinde kişi ise yaralanmıştı.
Türk hükümeti, Federe Kürdistan’ın içişlerine karışacağını “tehditlerle” teyit etti!
Kadın tutuklular taciz ediliyor!
Diyarbakır’da muhbirlik eğitimi
Halkın İddianamesi (1-2-3-4-5-6)
Aygan'ın itirafları, Patlayıcı ABD'den, İlk hedef Mustafa Özer, Mumcu cinayetinde JİTEM parmağı, Yeni Ülke'yi Tilki bombaladı, Özgür Halk bombalandı, Musa Anter katledildi,JİTEM'de Veli Küçük dönemi, Cinayetler hız kesmedi, Aygan'ın anlattığı yargısız infazlar, Harbi Arman'ı Yeşil vurdu, Bitlis'i Ersever mi öldürdü? Ersever öldürüldü, Perinçek: Çiller Özel Örgütü, MİT: Talimatı Avcı verdi, Dosya Meclis'e gönderilmedi, Çiller ve Ağar'dan 'bin operasyon', Devletin tetikçi ordusu: JİTEM, Yeşil'e Yılmaz'a suikastten dava, JİTEM'ciler çek-senet işinde, Susurluk ifadeleri emniyette kayboldu
Kürdistan’da geliştirilen İslamcı Hareket
'Faili devlet' yargılansın
Aslan payı askere
Bölge alev alev yanıyor
'Sayın yargıç, Öcalan'ın rolü kalıcı barışın teminatıdır'
TÜRKİYE'DE İŞKENCE VE İŞKENCE TARAFTARLARI ARTIYOR...
WPO RAPORU :‘’TÜRKLERİN %51’İ İŞKENCEDEN YANA’’
Fethullah Gülen'den skandal Risale çarpıtmaları
iMZA KAMPANYASI
KurdTime RecentPosts
Kürtler asimile edilmelidir... Kürtlerin şehirlere yerleşmesi engellenmelidir...
Kürtler İçin Umum Müfettişliği Kuruldu [25 Haziran 1927]
Abdullah Alpdoğan’ın sunduğu raporda yer verdiği şu satırlar, cumhuriyetin Kürtlere yaklaşımını ortaya koymaktaydı: “… Soyadı Kanunu Kürt mıntıkasında Türk soyu adları soyadı olarak halka verilmekte ve bu adlarla kendileri çağrılarak tatbik edilmektedir. … Türkçe bilmeyen çocuklara bu mekteplerde Türkçe öğretiliyor. Türk duygusu aşılanıyor.
Türkiye'ye Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklar dendiği halde...
Kerkük üzerinden nüfuz savaşı
'Türküm, Türk doğdum, Türk olarak öleceğim' dedirtebilmek için...
Esat Oktay Yıldıray, 'Size öyle şeyler yapacağım ki değil örgüte ve ailenize, kendinize bile bir faydanız olmayacak. Hiçbiriniz elimden sağ kurtulmayacaksınız. Kıbrıs savaşında nasıl ki rakımı yudumlayarak Rum kadınlarının göğüslerini kasatura ile doğradıysam sizleri de aynı uygulamalardan geçireceğim'
1937-38 DERSİM JENOSİDİSİNİN KRONOLOJİSİ
Alınak 35 yıl sonra 2. kez cezaevinde : “Bu maskeli faşist düzeni teşhir ediyorum”
"Yıl 2008, yine suçlu sandalyesinde ve cezaevi yolundayım. On yıllar geçmiş ama hiçbir şey değişmemiş. Şu bilinsin ki, çocuklar öksüz kalmasın diye annelerin yürekleri dağlanmasın diye, insanlar özgür ve mutlu olsunlar diye sadece özgürlüğümüz değil, bin canım olsa binini de feda ederdim. Özgürlüğün istediği bedeli ödemek üzere cezaevine gidiyorum"
Kürt Şehri Musul Bölüşülemedi [23 Ocak 1923]
Şark Islahat Planı gereği...
Kürdistan Eyaleti
Sular altında kalacak olan Hasankeyf dışında Kürdistan
AKP medyasının yeni dönem görevi
Şok itiraf:
TBMM’de Kürtçe tahammülsüzlüğü
Bir zamanlar 'Erivan Radyosu'
1939 tarihinde ise, Irak'ta kurulan ve Kürtçe yayın yapan Bağdat Radyosu ile takriben aynı dönemde, İran'da da Kürtçe yayın yapan Urmiye Radyosu mevcuttu. Fakat bu iki radyonun yayın dilleri, Fars ve Arap dili etkisinde kaldığından Türkiye'deki Kürtlerce rağbet göremedi. Bunun tam tersi olarak Erivan Radyosu, anlaşılır Serhat şivesiyle yayın yaparak, müzikte de enstrüman olarak genelde Kürtlere has Bilur ve Fiq (Kaval ve Mey) kullandı.
Küllenmeyen yangın: Sivas Katliamı
Kardeş Türküler
Genelkurmay’dan sonra bu da AKP'nin "gizli" eylem planı!
Welat için mücadeleye
Rojin : Medya patronları aranıp korkutuluyor bence
Ödül, ölümlerin sorumlusuna!
İran’da Çatışmalar Şiddetleniyor
Tarihsel sıralamaya göre "bazı" Bağımsız Kürt Devletleri-Yönetimleri:
TÜGİK Raporu : Bölge her şeyden mahrum
Güney Kürdistan medyasında İsrail-Kürdistan ilişkileri
Tüm olumsuzluklara rağmen bir cazibe merkezi : Kürdistan
Dtp Kongresinde konuşan Türk : Fırat'ın doğusundaki Ergenekon'u temizleyin
En Son Haberler
-
▼
2008
(1219)
- ▼ November 2008 (58)
- ► October 2008 (57)
- ► September 2008 (96)
- ► August 2008 (261)
- ► April 2008 (88)
- ► March 2008 (80)
- ► February 2008 (48)
- ► January 2008 (49)
-
►
2007
(601)
- ► December 2007 (110)
- ► November 2007 (225)
- ► October 2007 (78)
- ► September 2007 (124)
- ► August 2007 (64)
Bağlantı Listesi
- Amude -Deutsch
- Awene -Kurdi
- Awestakurd -Kurdish
- Azadiya Welat -Kurdish
- Azady -Nl
- Ciwanenazadiye Rojaciwan -Kurdish Tr
- Diyarname -Kurdish
- Gelawej Org -Tr Kr
- GUNDEMIMIZ -Tr
- Hemdem -Kurdish
- Hewler Post -Kurdi
- Kurdinfo Platform -Kurdish - Tr
- Kurdish Inst.Burssel
- Kurdistan Online -Kurdi
- Kurdistan Region Presidency En Kr-Ku Ar
- Kurdistan Regional Gov. Kr En Ku Ar
- Kurdistan Regional Gov. Kr En Ku Ar
- Kurdistan's Photostream English
- KURDISTAN-POST -Tr
- Kurdistan.Ru -Ru
- Kurdistan.Ru -Ru
- Nasname -Kurdish Tr
- Nefel -Kurdi
- Netkurd -Kurdish
- PICASA -Int
- PNA -English
- PNA -Tr
- PNA PEYAMNER -Int
- PUKMEDIA -Int
- RIZGARI ONLINE -Int
- Sbeiy -Kurdi
- Türkiye'de Kürt sorununa Barışçıl çözüm Çağrısı İMZALAMAK İÇİN KR-FR-EN-DE-TR
- Yeniozgurpolitika -Tr
- Yndk -Kurdi
- YOUTUBE -Int
- Zaxowoice -Kurdish Kurdi
- ▪Amerika'nın Sesi ▪ Dengê Amerîka ▪Kurdish
- ▪Amerika'nın Sesi ▪ Turkish
Copyright © 2007 - www.kurdians.blogspot.com - is proudly powered by Blogger
I - Design of D
- To blogger by Blog




