Rizgarî Online/Irak'a beklenmedik ziyarette bulunan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, F.Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Cumhurbaşkanı Yardımcıları Adıl Abdulmehdi ve Tarık Haşimi, Kürdistan Bölge Hükümeti (KRG) Başbakanı Neçirvan Barzani, F. Irak Başbakanı Nuri El-Maliki ile Irak'taki Amerikan güçlerinin komutanı David Petraus ve Büyükelçi Ryan Crocker ile ayrı ayrı görüştü.
Rice, uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, Maliki'nin güvenlik alanındaki çabalarını takdir ederek, çeşitli gruplar arasında uzlaşma sağlanmasına yardımcı olmak için Irak'a geldiğini belirtti. Maliki'nin Basra'da Mehdi Ordusu milisleriyle mücadelesinin çeşitli etnik grupları ve mezhep gruplarını daha önce
görülmedik şekilde bir araya getirdiğinin işaretini gördüğünü belirten Rice, "Bu uyumdan faydalanmak istediklerini" söyledi.
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice arasında gerçekleşen ve Cumhurbaşkanı Yardımcıları ile Kürdistan ile Irak Başbakanlarının katıldığı görüşme sonrası ortak bir basın toplantısı düzenlendi.
Talabani-Rice ortak basın toplantısında ilk önce ABD Dışişleri Bakanı Rice, Cumhurbaşkanı’na teşekkür ederek, Irak ordusunun ülkede güven ve istikrarın egemen olmasına yönelik başarısına vurgu yaptı.
KTV`nin bildirdiğine göre Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Celal Talabani ise Kürdistan Bölge Hükümeti (KRG) Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Bağdat temaslarına yönelik sorulan soruyu, “Başbakan Neçirvan Barzani’nin Bağdat temasları çok olumlu ve yararlı geçmiştir. Kısa bir süre içerisinde Irak ve Kürdistan hükümetleri arasındaki meselelerin tamamen çözüme kavuşacağına inanıyorum” şeklinde yanıtladı.
Talabani, Irak anayasasının Kerkük kenti ile ilgili 140. maddesine ilişkin olarak, bu anayasa maddesinin yerine getirilmesine ilişkin sürecin devam ettiğini, Birleşmiş Milletler (BM) Irak Özel Temsilcisi Stefan Di-Mistura’nın konu ilgili önerisinin olduğunu ve önümüzdeki günlerde Di-Mistura’yla bir araya gelerek meseleyi görüşeceklerini söyledi. Talabani ayrıca Kerkük sorununun adım adım çözüleceğini de sözlerine ekledi.
RO/Akt:Cemil Süphan
Arkeologlar Kürdistan da 11 000 yıl önce yaşanmış taş devrinin “ Altın çağına ait” izler ortaya çıkardılar.
Ceylan avcıları orada ihtişamlı tapınaklar inşa ettiler ve cennet bahçelerinde ki gibi yaşadılar. Bu ididaya göre Adem gerçekten yaşadı, mecazi anlamdaki bu günah halinde bir gerçek gizli idi.
İngiliz araştırmacı David Rohl “ Efsane” adlı kitabında Adem`in İran`ın kuzeyinde Urmiye gölünün yakınlarında yaşadığını iddia etti. Rohl Londra da Sumer çivi yazısıarşivinde araştırmalar yaptı. O İncil deki coğrafik bilgileri kontrol ettikten sonra Jipini Kurdistan`a doğru sürdü.
Rohl`un bulgularına göre Cennette 4 tane akarsu vardı ve bunlardan ikisi Fırat ve Dicle idi. Rohl`u en çok heyecanlandıran şey onun Adem`in ilk defa Fırat ve Dicle`nin yukarı hafzasında tahıl öğüttüğü, bilgisine ulaşması oldu. Burası ilk defa tarım yapılan yer idi. Son zamanlarda araştırmacılar bu “ Neolitik Devrim” hakında bazı bilgilere ulaştılar.
Bu bölge Turkiye, Iran ve Irak sınırlarindaki Toroslar ve Zagros dağları arasındaki bölge idi. Burada 11 000 yıl once bir medeniyet son buldu ve başka bir medeniyet başladı. O zamana kadar göçebe ve avcı olan Homo Sapiens av silahlarını attı.
Bir milyon yıldan fazla insanlar herşeyden önce ormanfilleri ve denizatlarını öldürdüler ve onların etleri ile beslendiler. O bir goçebe olarak vahşi hayvanlar gibi ağaç kovuklarında yaşıyordu. Şimdi aniden insan, keçileri ve koyunları ağıllarda zaptetmeye ve domuzları evcilleştirmeye başladi (MÖ 8400). O kulube ve yatağı, seramikten yemek kabını keşf etti ( MÖ 7000) ve ilk defa kendisinin ektiği tahılların suyundan beslenmeye başladı.
İlk köylerden olan Nevala Çori köylüleri bu yeni yaşam biçiminin(MÖ 8500) zahmetlerinin tanıkları oldular. Onların dişlerinin mineleri bozuldu, onlar hazımsızlıktan mide ağrıları çektiler. Onlar henuz tahıl yetiştirmeyi tam olarak bilemediklerinden, daha çok bezelye ve mercimek yiyiyordular.
Daha önceki avcılık yaşamı idi, özgür, serbest ve macera dolu. Yeşil Mezopotamya`nın koridorlarında yabani eşekler ve ceylanlar dolaşiyordular. Munih`li Paleozoolog Joris Peters`e göre sürüler 100 000 hayvandan oluşuyordular.
Rohl`un araştırmalarının merkezi olan, tahılın beşiği dağlık Yukarı Mezopotamya da başka bulgular ortaya çıktı. Bu bölge de dunyanın en eski tapınakları bulundu. Bunlar büyük taşlar ile yapılmış harika yapılardır ve şimdiye kadar hiç bilinmeyen taş devrinin “ altın çağının” tanıklarıdırlar.
En enteresan şey Urfa`nın yakınındaki çıplak tepedir. Onun ucunda birbirilerine bitişik olan tapınaklar duruyordular. Bunlardan 4 tanesi kazıda ortaya çıkrıldılar, diğer 16 tanesi magnetometre ile yakalandılar. Taşdirekler yukarı doğru yükseliyorlar, örümcekler, aslanlar ve yüzayaklılar ile süslenmişler. Yıkıntıları arasında bir vahşidomuz ve büyük bir insan kafası heykeli duruyor.
Göbekli Tepe'deki kazının şefi Berlinli Klaus Schmidt bu tesisi mimari bir harika olarak isimlendiriyor. 50 tonluk en ağir sütün şimdide bir taş ocağının yanında duruyor.
Schmidt inaniyor ki bu şehirler yakında dünya çapında bir üne kavuşacaklardır. En hayret edici şey bunların yaşıdır. Bu tören yeri aşağı yukarı 11 000 yıl önce avcılar ve toplayıcılar tarafından inşa edilmiştir. Burasi cenet gibi bir ilk yerleşim yeri(*). İnsanlar burada tembeller ülkesinde olduğu gibi yaşiyordular. Bunlar Adem ve Hava`nın vaftiz anne ve babaları olabilirler.
MÖ 9000 yılı civarında kutsal nesne ortaya çıktığında Avrasya da buzulçağından 100 000 yıl sonra sonunda tekrar yumuşak hava doğuyordu. Yukarı Mezopotamya da geçbuzul çağından çıkılıyordu, herşey zuhur ediyordu, büyük ekilebilir bölgeler açılmaya başlıyordu.
Göbekli halkı herşeyden önce Ceylanları avlıyordu. Yüzlerce organize olmuş kişi Fırat havzasında yada kilometrelerce uzun olan V formundaki fırat yatağında çevik çifte tırnaklı sürüleri otlatiyordular. Et ambarları ve hayvan postları boylece bir vuruşda ganimet olarak elegeçiriliyordu. Yerleşikliğin bu ilk formunda insanlara uzun zaman yetecek kadar gıda medesi büyük eteverinde istif ediliyor ve korunuyordu.
Aynı zamanda becerikli vahşi avcılar ilk kuvetmacununu icad ediyordular. Buzulçağından sonraki yumuşak iklimden yararlanilarak bu bölgede büyük tarlalarda tahıl yetiştiriliyordu. Böylece tabiat üzerinde kontrol sağlanıyordu.
Cenet bahçelerinın yerinin araştırılmasında Mezopotamya`yı işaret eden bir çok ize rastlandı.
İncildeki Cenet de birçok su kaynağı var. Toroslarda da bir düzine akarsu var.
Hesekiele`ye göre Cenet bahçeleri Göbekli Tepe gibi kutsal bir tepenin üzerindeler.
İbrahimin Mağarası tarihi törendağının 2 kilometre uzağında Urfa şehrinde bulunuyor.
Schmidte göre Urfa`ve çevresi büyük mitolojik kütleleri ile dini bir çekimalanı idi. Bu bölge insanlığın ilerleme medeniyetinin merkezi idi.
Daha erkentaşdevrinin önseramik devrinde Ibrahimin Mağarası kutsal bir kaynak olarak şereflendiriliyordu. Orada dunyanın en büyük heykeli ortaya çıkiyordu. Bu yapı aşağı yukarı 2 metre yüksek ve MÖ 10. yüzyıla aittir.
Bugün artık araştırmacılar biliyorlar ki 4000 yıl MÖ Fıratın aşağı hafzasında şehirler inşa edilmişti. Burada kıvırcık saçlı krallar, Papazlar ve yüksek kulelerin basamaklarından yıldızları izleyen Astronomların yaşadığı 20 den fazla yerleşim yeri vardı. Burada bira, yazı, teker ve ilk binekaracı icad edildi.
Burada, sevgili ülkeye göçmeden önce,bir İbrahim yaşıyordu. İsrailli Benjamin aşireti uzun süre Fıratın yukarı hafzasında kaldı.
O zaman Mezopotomya`nın kilden inşa edilmiş şehirlerinin dar sokaklarında melodramlar ve destanlar işitiliyordu. Destan okuyucuları ağaçflütler ile destanlarını söylüyorlardı. Bunlardan bazıları gerçek hikayeleri anlatiyordular. Gilgamiş gerçekten yaşadı, Enmerkar ve bir başka kahraman aynı şekilde.
Bu dağlık dünyada ticari ilişkiler de hüküm sürüyordu. MÖ 3000 yılında Yerkürenin en eski şehirlerinden biri olan Uruk tan eşek kervanları ile Zagroslara gıda madeleri gönderildiği biliniyor. Onlar karşı tarafdan metal ve elmas getiriyordular.
Çivi yazılarında yazıldıği gibi yedi dağın ardına giden, burada sivri uçlu tepeler ile kaplı yeşil ovalar ile karşılaşiyordu. Kar ile kaplı Ararat taş devrinde tanrıların tahtı olarak kabul ediliyordu.
Belki tufan efsanesi de Fıratın dar kaya koyaklarından dolandığı kuzeyin yüksek alanlarında meydana gelmiş bir felakete karşılık geliyor.
Arkeolog Andreas Schachner`ın iddiasına göre nehir yatağı aşağı yukarı 7000 yıl önce depremler dolayısı ile çok defa moloz ile doldu. Su engelleri yıkana kadar toplaniyordu. 30 metreye kadar kabaran dalgalar yığıliyordu. Bu tür felaketler halkın ağzından süslenerek, güzelce işlenerek doğunun edebiyatının başlangıcı oldular.
Ama daha sonra Sümerler ve onlar ile birlikte Yahudiler Göbekli Tepe`nin batmış tahıl Cenetini hatırladılar mı? Kendi sezgilerinden Hiristiyanlıktan 10 000 yıl öncesine ait olan Hava ve Adem`in vaftiz anne ve babaları olanlar hakında birşey biliyormuydular?
Rohl`un kompası şimdi daha güçlü olarak Ortakuzeyi, Kürdistan`ın altın başaklar ile kaplı yüksek yaylalarını işaret ediyordu.
Yine bu sert, tozlu Tanrılar Tepesi, Göbekli Tepe ve oradaki şimdiye kadar şifreleri çözülmemiş din gündeme geliyordu. Bu kutsal şeylerin henuz ancak % 5i ortaya çıkarılmış. Arekeolog Schmidt diğer geri kalanları ortaya çıkarmak için çalışiyor.
Bugün Yukarı Mezopotomya` nın çıplak dağyamaçlarını dolaşan birisi buralarda bir zamanlar yeşil vadilerin olduğuna ve şamfıstığı ağaçlarının yetiştiğine inanamaz. Tabi ki Göbekli Tepe`nin avcıları 11000 yıl önce yumuşak, yeşillikler ülkesinden meydana gelen bir doğa parkında yaşiyordular. Önce ormanların yokedilmesi ve arazinin tarla olarak kulanıma açılması nedeni ile bu alan çıplak bir çole dönuştu.
Göbekli Tepe aynen Cenet gibi bir süre sonra terkedildi. MÖ 7500 yıllarında avcılar tepeyi dağıttilar ve tapınakları toprak ile doldudular. Schmidt binanın organizeli bir şekilde gömülmesinden bahsediyor. Sanki insanlar bu ibadet yerini ebediyen akıllarında tutmak istiyordular. Bu ebedi bir ayrılık idi. O zaman bütün bir insanlıkçağı mezara gömüldü. Avcılar biyotopu boşalttılar. Şimdi çiftçilerin ortaya çıkışı başladı.
Bu dramatik dönüşümün izlerine Suriye` deki Abu Hureyra yerleşim biriminde de rastlaniyor. Burada MÖ 7500 yıllarında avlanan ceylanların sayısı dramatik bir şekilde azaliyor. Bunların yerini erkek keçi ve koyunlar aliyorlar. Keçi ve koyunlarda cinselliğinin önemli hale gelmesi hayvancılığın başladığına dair bir ipucudur. Çünkü nesillerin sürdürülmesi için dişi hayvanların korunması gerekiyordu.
Şimdi insanlar domuzağıları ve külübelerden vadilere inmeye mecbur kaldılar. Batı Iran daki Ali Koş da MÖ 7200 yıllarında yüzlerce çiftçi kırık dökük kulübeköylerde yaşiyordular. Tarlalar için gerekli tohumu uzak yerlerden temin ediyordular.
120 generasiyon boyunca MÖ 9000 ile 6000 yıları arasında bu kanlı değişim devam etti.
Böylece köylüler öne geçtiler. Başarıları sınır tanımıyordu. Çünkü tahıl kalori açısından çok zengin idi. Yerleşik bir yaşam sürdürenler, yaşamlarını daha geniş bir temel üzerinde kurabilirlerdi. Daha MÖ 7.yüzyılda köylüler Fars Körfezine yerleşiyordular. Onlar orada suni sulamayı ve Firatın havzasından su kanallari ile tarlalarını sulamayı öğreniyordular.
Şimdi kısa bir sürede nufus artıyordu. Sumer halkı bir yerde toplanıyordu ve nufus patlaması yawaniyordu. Şehirler ortaya çıkıyordu ve onun ile birlikte hukuk sistemi, sahip olma ve mulk sahipi olma hırsı gelişiyordu.
Şimdiye kadar tasasız ve doğal olan insan masumiyetini yitiriyordu. Însan ahlaki olarak bozuluyordu, ticaret de sahtekarlik yapiyordu ve komşuları ile kavga etmeye başliyordu. Şimdi öldürmeyi ve tecavüz suçlarını önlemek için kanunlar gerekiyordu.
Sümer yazarlar yazıya geçirene kadar, Adem ve Hava`nın Göbekli Tepe`deki Ateştaşı -Cenneti 5000 yıllık yazısızlık şartlarında unutulmaya karşılı direnmeliydi.
Heidelbergli Teolog ve Mısırolog Jan Assmann insanlığın kültürel hafızasının binlerce yıl bilgileri kaydedip muhafaza edebileceğine inanıyor.
Sıradışı insanlar, kahramanlar, büyük acılar, savaşlar ve çevre felaketleri insanlığin kolektif hafızasının derinliklerinde korunuyorlar.
İnsanlığın bu yol ile koruduğu ve 10 000 yıl MÖ ait olan bir efsane var. Bu koyun ve tahıl memleketi ait olan kutsal dağ Du-ku masalıdır.
Bu söylencede tarım, hayvancılık ve dokumasanatının uzak tepelerde icad edildiğini anlatiyor. Bu çok eski bir tarih olduğu için, uzmanlar orada yaşayan anonim tanrıların henuz kişisel isimlere sahip olnadıklarını idia ediyorlar. 5000 yıllık Sumer tanrılarının heykelleri sanki çok eski bir çağa ait tanrılardır gibi orada bir yabancı cisim gibi duruyorlar.
Berlin deki Almanya Arkeoloji Enstitusu çalışanı, kazıcı Schmidt yeni kitabında Du-ku efsanesini Kurdistan daki Tapınakdağı ile ilişkilendiriyor. Schmidt “ Eski doğunun kültürel hafızasına dokunuyor ve bu mekanın neolitik geçmişine geri gidiyor mu?” diye soruyor teredütlü bir şekilde. O bu soruya henuz bir cevap vermiyor.
Fakat çok açık ki “Göbekdağ” insanları gerçek devler idiler. Bu anlamda tarımın bulunuşu sadece ateşin kulanılması ile kıyaslanabilinir. Bu medeniyet depremleri ki kahramanlarının tahıl yetiştirmelerine neden olüyordu, yankı olarak Tevrat zamanının Kudusune kadar götürülebilinirdi.
İnsanlar bilinçli olarak 11000 yıl önce Kürdistan`dan cennet kapılarına çarpiyorlar.
Onlar çiçek yetiştiriyorlar ve bunun ile hayvanları evcilleştiriyorlar ve onlardan daha çok et ve süt elde ediyorlar. Bunun ile tabiat üzerinde denetim kurmaya ve tabiattan daha çok yararlanmaya yol açan bir teknik gelişme başliyor.
İnsanın buzul çağının sonunda tahıl saplarından meyvesini yemesini öğrendıği ve beslenmesinin yolunu açan ve bügüne kadar henuz sonlanmamış başarı koşusu için “ Bilgi ağacı” sadece bir sembol mu idi?
Böyle bakılınca Adem ve Havayı rahatsız eden suçluluk duygusu anlaşılır. Göbekli Tepe insanları gibi onlar erkeği kötü iş kabul edilen elsanatları alanına sevkediyordular ve onu bir adım uzaklaştiriyordular. Bu kötü duygunun sebebi bu idi.
“Siz tanrı gibi olacaksınız” diye bağırdılar cenet de oturanlar toplu olarak. Gerçekte bu 10 000 yıl önce insanın tarım teknığini kulanmaya ve çiçek yetiştirmeye başlama surecidir. Aletleri yapan ve icad eden olarak insan kendi geleceğini kendi ellerine aliyordu.
Adem puzzlesinde yukarı Mezopotomya`dan bazı taşların birirbirlerine uyduklarına şuphe yok. Irak Türkiye ve bügün arkeologlar için girilmesi zor olan Kuzey Iran stepleri arasında cidi bir gelişmenin ipuclarına rastlanıliyor. Arkeolog Schmidt orada “ tanınmayan dünyadan heykeller” in ortaya çıktığını anlatiyor.
Şimdi bu unutulan medeniyetin üzerinde tozdan ve molozdan bir örtü duruyor. Hava ile temasından dolayı bozulmuş bir çok tepeyıkıntısı Anadoludan Hazar Denizine kadar uzaniyor. Birçoğuna henuz dokunulmamiş.
Hiçolmazsa arkeloglar şimdi örtünün bir köşesini havalandırdılar. Örtünün hepsinin kaldırılması bir fantastik yolculuğun yolunu açabilir: Cenet bahçelerine giden yol.
Seyîdxan Kurij
(*)Klaus Schmidt: "Onlar ilk tapınağı yaptılar. Taşdevri avcılarının muamalı tapınakları“
Kaynak: Der Spiegel sayı 26- 2006 -Hamburg
KÜRTLER İN ELİNE TUTUŞTURULMUŞ YENİ TOPİTOP ŞEKERİ YAHUDi DÜŞMANLIĞI
Kurdians: Sunday, April 20, 2008
METİN AKTAŞ-Annem seksen altı yaşında. Sık sık oturur bana 1938 öncesi Dersim halkının yaşamını anlatır.
- Dersim’de o yıllarda aşiretler arasındaki kavga yağma, talan yaygındır. Annem aşiretler arasında bu kavgayı anlatırken kendi aşiretinden birinin husumetli olduğu aşiretten birini öldürülüşünü büyük bir kahramanlık olarak anlatır ama karşı aşiretten birinin kendi aşiretinden birine bir tokat vurmasını bile ihanet, kötülük olarak değerlendirir.
- Biz doğu toplumlarında yöneticisinden annem gibi en sıradan insanına kadar kendini sorgulama, kendi eksiklerini hataları söyleme erdemine sahip değiliz. Bize göre biz mükemmeliz. Kültürümüz, yaşam tarzımız, ahlakımız mükemmeldir; evili de böyleydi ezeliye kadarda böyle olacaktır. Çünkü mükemmellik bizim soyumuzda, kültürümüzde, ırkımızda var. Çünkü biz üstün bir soyuz, bizim kültürümüz, inançlarımız üstündür. Biz hata yapamayız. Bizim adaletimiz, yaşam tarzımız, kültürümüz sorgulanamaz. Görünüşte söylediğimiz bu sözlere karşı olsak ta aslında kendini kutsama, kendisi gibi olmayanı yerme ahlakı hepimizin bilinç altında şu veya bu oranda yaşamaktadır. Annemden duyduğum masallardan tutunda ders kitaplarında okuduğum tarihe kadar bize geçmişle ilgili anlatılan her şeyde biz haklıyız. Bizim yaptıklarımız doğrudur,bizim başka halkların topraklarını işgal etmemiz kahramanlık tır. Biz balkanlardan Cezayir’e kadar topraklarda yaşayan halkları işgal ederken haklıydık. Çünkü biz onları seviyorduk. Onların bir kısmını kılıçtan geçirdik bir kısmını da zorla yaşadıkları topraklardan kopararak getirip zorla kendi dinimize sokarak çıkarlarımız için savaşacak askerlere,kölelere dönüştürdük.
- Büyüyüp tarihi sorgulamaya başladığımda acı çekerek kendi toplum gerçeğimize yüzleştim. Evet kötülük,adaletsizlik bize anlatıldığı gibi sadece bize dışarıda gelen bir şey değildi, kötülük bizim yaşam tarzımızın, kültürümüzün, ahlakımızın içerisindeydi. Kötülüğün, adaletsizliğin bizim toplumsal yaşamımızda, kültürümüzde olmadığı düşüncesi içimizdeki kötülerin uydurduğu bir tuzaktı. Çünkü böylece bizim onları sorgulama, değiştirme düşüncemiz ve faaliyetimiz olmayacak biz dışımızdakilere düşmanlık yapmakla bir ömür çürütüp gideceğiz.
- Efendilerimiz çılgına döndü. Çünkü kendilerini ayakta tutan asıl güç ellerinden gidiyordu. Onlarda biliyordu ki onların iktidarlarını koruyan asıl güç büyük orduları değil insanlarımızın ruhlarına sokulmuş bu düşünceler,yaşam tarzı, kültürdü.
- Bir Yahudi düşmanlığıdır almış başını gidiyor.Bu düşmanlık öylesine korkunç bir tabuya dönüştü ki hiçbir yurttaş korkusunda kendini sorgulama cesaretini bulamıyor. Çünkü soldan sağa,Türklerden, Kürtlere büyük bir kesim bu salgına kapılmış gidiyor. Yahu ülkemizde açlık var desen şıp Yahudiler bizi aç bırakıyor, yahu ülkemizde bölgeler arası ekonomik,siyasi,kültürel adaletsizlik var desen bunu Yahudiler, emperyalistler yapıyor, yahu ülkemiz işsizlik var desen Yahudiler yapıyor, Çevre katliamı var desen Yahudiler yapıyor diyorlar. İnsanlar, iş aş özgürlük, Kürtler temel insani haklarını istediklerinde bu taleplerin Yahudilerin ülkemizi bölmek için yarattığı bir tuzak olduğunu söylemektedirler.Ne olacak bizim bu Yahudilerle halimiz bilmiyorum? Acaba hepsini öldürsek içimizdeki kötülükler, açlık, issizlik, adaletsizlik sona erer mi? Hiç sanmıyorum; çünkü kendimize yeni Yahudiler bulduk bile. Baksanıza bağırıyorlar hep birlikte Barzani Yahudi diye. Bu demektir ki bize rahat gün görmek nasip olmayacak.Biz ve bizden sonra gelecek soyumuz açlıktan baskılardan kurtulamayacak. Yahudiler bütün dünyayı sarmış. Barzani’yi de öldürsek acaba başka Yahudiler çıkacak mı?Ne yapsak bilmiyorum?
- Yazıma son verirken bir Kürt olarak Kürt kurumlarından, partilerinden bir isteğim var. Lütfen artık ortak karar alma bilici geliştirin kurumlarınızda, partilerinizde. Söyledikleriniz doğru da olsa mutlaka kurumlarınızda, partilerinizde tartıştıktan sonra ortak karar alarak savunun. Bunu başarmazsanız hiçbir şeyi başaramazsınız. Başarının yegane güvencesi budur. Yoksa nereye sürüklendiğinizi öğrendikten sonra çok geç olabilir. Kürtlerin politikalarını Kürtler gibi Orta doğunun en eziyet görmüş halklarından biri olan Yahudi halkının düşmanlığı üzerinde inşa etmeye kalkmalarını anlamak mümkün değil. Bu hayra alamet değil!
Ben özgür bir Kürdistan’da sadece Kürd olarak değil, özgür bir Kürd olarak yaşamak istiyorum.
Eleştiri ve hakaret-Edip Bedirhan/KURDISTAN-POST.COM
Kürd değerlerine saygı başlıklı yazımdan sonra aldığım bazı tepkilerden ötürü eleştiri ve hakaret üzerine bazı değerlendirmeler yapma ihtiyacı duydum. Belki bazılarınız, “ya okurlar böyledir işte, her söylediklerine cevap yetiştirirsen başka bir iş yapmaman lazım” diyebilir, ancak şunu unutmayalım ki biz, aydını – köylüsü, işçisi – burjuvası ile aydınlanmış bir toplumun basamaklarının daha başındaysak eğer, o zaman herkesin tepkisini işlemek zorundayız. Birilerinin söylediklerine tek tek cevap vermek benim tarzım değil, en gerçekçi yöntem gelen tepkileri bir potada toplayıp genel yorumlamaktır. Burda da bunu yapacağım.
Alternatif kavramının en büyük özelliği, eskisine benzememektir. Lakin özellikle 20. yüzyılda başlayan Kürd ulusal kurtuluş hareketlerine baktığımız zaman düşman sistemlerine alternatif olarak ortaya çıkmalarına rağmen bazı noktalarda ona benzeşmekten kendilerini kurtaramamışlardır. Bu durum hemen hemen bütün örgütlerimiz için geçerlidir.
Bunun örneklerini fazlasıyla verebiliriz. Ancak ben daha çok demokratik kültür ve dolayısıyla da düşünce özgürlüğü üzerinde durmak istiyorum.
Herkesin kendisine göre doğruları vardır. Bilime inanan insanların doğru kavramına yaklaşımını süreçler belirler. Doğruların ebediyeti mümkün olamaz. Bugün ulaşılan bir doğru kendisi ile beraber bir kalıcılık değil, olsa olsa yeni bir doğruya ulaşmak için basamak olmayı beraberinde getirir. O yüzdendir ki dünya balık veya öküz boynuzlarından inip binlerce yıl sonra evrenin boşluğuna yerleşti.
Doğrulara bilimsel yaklaşım batılı toplumlarda daha yaygın iken, doğulu toplumlarda bu durum içler acısıdır. Varılan her doğru tıpkı tanrı gibi mutlak ve ebedi olarak kabul gördüğü için, ulaşılan her doğru ancak ve ancak yeni doğrular için ebelik rolü göreceğine tam bir cellad işlevi görmektedir. Hal böyle olunca, kangren olmuş doğrulara karşı mücadele hem çok cüzzi oranda hem de kanlı geçer. Örneğin Emeviler ve Abbasiler döneminde İslama yeni yorumlar getiren ilim ve din adamlarının hemen hemen hepsi ibreti alem olsun diye hunharca katledilmişlerdi. Günümüzde bile ortadoğu ülkelerinin istisnasız hepsi bu utanç örnekleri ile doludur.
O yüzden bugünün hangi doğulu rejimine bakarsanız bakın, her ne kadar modern görünse de genetik olarak binlerce yıl öncesinin zihniyetine yapışıktır. Türklerin Kemalist cumhuriyeti adeta puta tapınma merkezi haline getirmesini başka hangi biçimde izah edebiliriz ki!
Temel sorun doğrulara yaklaşımdır. Doğrulara yaklaşım insanın bakış açısını şekillendirir. Ya tanrı gibi kabul eder ve taparsınız, ya da sorgular ve yeni bulgulara ulaşırsınız. Bizdeki durum daha çok tapınmadır. En sosyalist ve demokrat geçinen hareketlere baktığınızda bile durum aynıdır.
Doğrular kalıcı gerçekler olarak görüldüğü için ifade özgürlüğü de daima katliama uğramaktadır. Bu coğrafyada her şey kafa üstü yürüyen bir insandır aslında. Doğrunun karşıtı yalan, eleştirinin anlamı da hakaret olarak algılanıyor. Oysa ki doğrunun karşıtı yalan değil, yanlıştır. Gerçeğin karşıtı yalandır. Eleştirinin anlamı ise yeniye ulaşmak için sorgulamaktır. Bu nedenle, özgürce düşünmek isteyen herkes yalancı ve iftiracı olarak algılanır.
Doğulu bir toplum olduğumuz için bu vahim durum biz Kürdler’de de aynıdır. Ancak 20. yüzyılda dünyadaki aydınlanma hareketlerinin Kürd örgütleri üzerinde pozitif etki yapması gerekirken, zihniyetteki tutuculuk buna müsade etmemiştir. Çağdaş düşünce tarzının Kürdler’de gelişmesinin diğer halklara göre zemini daha güçlüydü oysa ki. Çünkü Kürdler binlerce yıldır ezilen bir halktı ve yeni olan her şeye daha yatkındı. Örgütler kendilerini yeniye kaptıramadıkları için, halkı da kaptıramadılar.
Demokratik düşünce kültürünün, dolayısıyla da özgür ifade hakkının cendere altında olması Kürdler’e çok şey kaybettirmiştir. “Benim doğruma inananlar benden, inanmayanlar işbirlikçi” türünden yaklaşımlar, Kürdistan’ın her parçasında düşmanın parçaladığı Kürd toplumunu biraz da kendi ellerimizle parçalamaya yol açmıştır. Bunu sadece bir örgüt için değil, istisnasız bütün örgütlerimiz için söylemek mümkün. Bu anlayış karşısında kim düşüncesini özgürce ifade edebilir ki? Kim tanrıları reddedebilir ki?
Etiketçilik bizde çok yaygın kullanılan bir yöntem. Sizin doğrunuzu sorguladığım andan itibaren etiket yemem kaçınılmaz bir durum. Ya ihanetçi, ya ajan, ya da yaranmacı etkiti yerim. Durum böyle olunca, yanlış olan doğrular halkasına bir kanser noktası daha eklenir. Eleştiri her zaman karalama, karalama da her zaman eleştiri olarak algılanır. Tam bir kördüğüm. Bir ülkeyi kan dökerek ele geçirebilirsiniz ama böyle bir kördüğümü kan bile açamaz. ABD’nin Irak’ta içine düştüğü vaziyet bunun en iyi örneğidir.
Kürd aydınlanması bir an önce gerçekleşmesi gereken bir zaruriyettir. Bu aydınlanma gerçekleşmediği sürece kafa üstü yürüyen bu insanı ayaklarının üstüne koymak mümkün değil. Zaten bu aydınlanmanın önündeki temel ve en büyük engel, doğrulara yaklaşım ve eleştiriyi algılayış biçimidir. Kürdler birleşebilir, kırk milyon Kürd topyekün silahlanıp büyük Kürdistanı da kurabilir fakat Kürd aydınlanması gerçekleşmediği sürece değişen sadece ve sadece iktidarın milliyeti olacaktır. Düşüncenizi ifade edemediğiniz bir Kürdistan’ın İran veya Türkiye’den milliyet dışında herhangi bir farkı olur mu?
Aydınlanma cesaret ister. Buna yeltenenlerin neleri kaybedeceklerini iyi hesaplaması gerekir. Kaybeden bir halk mı veya aydınlanma peşinde koşarken kaybeden canlar mı? Temel sorun işte budur.
KDP, YNK, İKDP, PKK, KOMELE ve benzeri diğer tüm örgütlerimizin demokrasi isterken, demokratik özgür düşünceye ne kadar tahammül gösterdikleri meçhuldür. Hangisini eleştirirseniz bir diğerine yaranmakla suçlanırsınız. Demokrasi isteyenlerin önce kendi içlerinde demokrat olmaları şarttır. Kürd aydınlanması en çok da örgütlerimizin işine yarar oysa ki. Siyaseten önleri açılır. İnsan ve beyin gücü artar. Diplomasi mevzileri artar. Bu durumun tek bir kaybedeni vardır, o da düşmanın ta kendisi olacaktır.
Bir diğer önemli konu demokratik muhalafettir. Kürd aydınlanmasının en önemli ayağı demokratik muhalefettir. Aslında bu aydınlanmanın önünü demokratik muhalefet açar dersek daha doğru olur. Parti ve örgütlerimizin zaman aşımına uğramış doğrularını ortaya koymak için bu muhalefet şarttır. Bunu siyasetçiler değil, aydınlar yapacak. Ancak ters yüz olan herşeyde olduğu gibi bu konuda da son derece büyük çarpıklıklar var. Demokratik muhalefet adı altında karşı cephedekilerin birbirine karalama kampanyaları ile yürümeleri bu yöntemi kitlelerin gözünde çirkin kılmaktadır.
Aydınlanma için esas tehlike de budur aslında. Birileri ya bilerek ya da bilmeyerek çarpık bir muhalefet ile Kürd aydınlanmasının önüne geçmektedir. Bu durum daha çok internet üzerinden yürümekte. En basitinden örneklendirirsek, PKK’ye demokratik muhalefet yapmak isteyenler, kırıp-dökmeyi esas alarak doğması gereken bu muhalefeti ta en başından düşük olarak doğmaya zorluyorlar. PKK’yi Ergenekon gibi örgütlenmelerle birebir aynı kalıbın içinde gösterenler, ihbar niteliğinde haber yapanlar, sadece demokratik muhalefete zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda düşmanın ekmeğine de yağ sürmüş oluyorlar. Abdullah Öcalan’ı en çok karalayanlar, ona en çok benzemek isteyenlerdir! Güneyli güçleri en çok karalayanlar, onların kazandığı mevzileri içine sindiremeyenlerdir.
Yazı yazarken olumsuz tepkiler almak mümkündür. Ancak bazı şeyleri hazmetmenin de zamanı gelmiştir artık. Bu konuda örgütlerimiz kadar halkımızın da üzerine düşenler vardır. Örneğin, Kürd değerlerine saygı başlıklı yazımdan dolayı güneyli Kürdler’e yaranmakla suçlanmamın ne anlamı var? Benim kimsenin gözüne girme gibi bir derdim olamaz. Demokratlık konusunda halen de yeterince eksik olan KDP veya YNK’ye yaranmaya hiç ihtiyacım yok. Zorlu bir sınavda oldukları için yeri geldiğinde onları desteklerim ancak yanlışlarına kalemimle ortak olmam.
Her aydınımızı bir yerlere yaranmakla suçlarsak, ne kadar karanlık bir Kürdistan yaratacağımızın farkında mıyız acaba? Karanlık bir Kürdistan yerine, aydınlık bir Kürdistan ancak ve ancak sorgulama yöntemi ile yaratılır.
Düşünüyorum da eğer Kürdistan şimdi özgür olsaydı ve orda yaşıyor olsaydım, dünkü yazımdan dolayı büyük ihtimalle cezaevine girerdim. Nitekim güney parçasındaki özgür Kürdistan’da bunun örnekleri bir hayli fazla. Daha şimdiden gazeteler kapatılıyor, aydınlar cezaevlerine atılıyor. Ben özgür bir Kürdistan’da sadece Kürd olarak değil, özgür bir Kürd olarak yaşamak istiyorum.
| Halk Savunma Güçleri (HPG) Türk ordusunun gerilla alanlarına yönelik hava saldırısını doğrulayarak, herhangi bir kayıplarının olmadığını açıkladı. HPG, 'Gece saat 1.30-2.30 arası faşist Türk ordu savaş uçakları tarafından Zagros Eyaletine yönelik bir hava saldırısı gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen hava saldırısında, gerillalarımızın hiçbir kaybı yaşanmamıştır' dedi. HPG ayrıca uzun bir süredir sınır kesimlerine yığınak yapan 'faşist ordu birliklerinin', Oramar (Dağlıca) Karakoluna 110 araçlık bir askeri sevkiyat gerçekleştirdiğini bildirdi. ANF |
|
Türk uçakları Güney Kürdistan'ı bombaladı Türk savaş uçaklarının sınırı geçerek Avaşin-Basyan bölgelerini bombaladığı bildirildi.
Alınan bilgilere göre Türk savaş uçakları Duhok'un Amediye kazasına bağlı Avaşin ve Basyan bölgelerine yönelik saldırı gerçekleştirdi. Saldırı sonucu bölgedeki sivil halka zarar gelip gelmediği konusunda bilgi alınamadı.
Genelkurmay Başkanlığı da kendi internet sitesinde hava saldırısı yapıldığını doğruladı. HPG kaynakları hava saldırısında ilişkin henüz bir açıklamada bulunmadı.
DUHOK-ANF
|
Kürt düşmanlığı Facebook'ta : “En iyi Kürt ölü Kürt'tür, Kürtlere soykırım yapılsın”
Siz gercek kimliginizi nasil tanimliyorsunuz?
Türk Savaş Uçaklarının Kendekolê Katliamı
Kendekolê'de bir vahşet anı, 'Uçaklar vurdu, vurdu, vurdu', 30 kişi öldürüldü, İlk saldırı 1992'de gerçekleşti, Tanıklar katliamı anlatıyor, Manzara tam bir vahşetti, Çıplak ayaklarla yola düştük, 45 dakika bombaladılar, Çocuklarımla kayalıklara sığındık, Bombaların hedefi bizdik, 'Baba ölecekmiyiz?'
Kürt İşadamlarını Biz Öldürdük
Korkut Eken'in bulunduğu İzmir Urla'da bir askeri kışlada silah ve bomba eğitimi aldığını, Tarık Ümit tarafından kendisine sahte polis kimliği ile pasaport çıkarıldığını da itiraf eden Cavit, Kürt işadamları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım, Hacı Karay, Fevzi Aslan, yeğeni Salih Aslan, Behcet Cantürk ile şoförü Recep Kuzucu'nun infaz edilmesi olayına tanık olduğunu söylüyor.
Diyarbakır Valisi mi AKP ‘lilerle cemaatlerin Valisi mi?
Lice katliamından Başbuğ çıktı
Şengal katliamı unutulmuyor
Güney Kürdistan’ın Şengal kentinde yaşayan Êzidî Kürtlere yönelik katliamın üstünden bir yıl geçti. Federal Kürdistan Bölgesi dışında bırakılan Musul’un Şengal İlçesi’nde geride bıraktığımız 2007 yılının 14 Ağustos’unda, Türkiye ve Suriye’nin ortak düzenlediği saldırı sonucu gerçekleştirilen Êzidî katliamında yaklaşık 700 kişi yaşamını yitirmiş, binin üzerinde kişi ise yaralanmıştı.
Türk hükümeti, Federe Kürdistan’ın içişlerine karışacağını “tehditlerle” teyit etti!
Kadın tutuklular taciz ediliyor!
Diyarbakır’da muhbirlik eğitimi
Halkın İddianamesi (1-2-3-4-5-6)
Aygan'ın itirafları, Patlayıcı ABD'den, İlk hedef Mustafa Özer, Mumcu cinayetinde JİTEM parmağı, Yeni Ülke'yi Tilki bombaladı, Özgür Halk bombalandı, Musa Anter katledildi,JİTEM'de Veli Küçük dönemi, Cinayetler hız kesmedi, Aygan'ın anlattığı yargısız infazlar, Harbi Arman'ı Yeşil vurdu, Bitlis'i Ersever mi öldürdü? Ersever öldürüldü, Perinçek: Çiller Özel Örgütü, MİT: Talimatı Avcı verdi, Dosya Meclis'e gönderilmedi, Çiller ve Ağar'dan 'bin operasyon', Devletin tetikçi ordusu: JİTEM, Yeşil'e Yılmaz'a suikastten dava, JİTEM'ciler çek-senet işinde, Susurluk ifadeleri emniyette kayboldu
Kürdistan’da geliştirilen İslamcı Hareket
'Faili devlet' yargılansın
Aslan payı askere
Bölge alev alev yanıyor
'Sayın yargıç, Öcalan'ın rolü kalıcı barışın teminatıdır'
TÜRKİYE'DE İŞKENCE VE İŞKENCE TARAFTARLARI ARTIYOR...
WPO RAPORU :‘’TÜRKLERİN %51’İ İŞKENCEDEN YANA’’
Fethullah Gülen'den skandal Risale çarpıtmaları
iMZA KAMPANYASI
KurdTime RecentPosts
Kürtler asimile edilmelidir... Kürtlerin şehirlere yerleşmesi engellenmelidir...
Kürtler İçin Umum Müfettişliği Kuruldu [25 Haziran 1927]
Abdullah Alpdoğan’ın sunduğu raporda yer verdiği şu satırlar, cumhuriyetin Kürtlere yaklaşımını ortaya koymaktaydı: “… Soyadı Kanunu Kürt mıntıkasında Türk soyu adları soyadı olarak halka verilmekte ve bu adlarla kendileri çağrılarak tatbik edilmektedir. … Türkçe bilmeyen çocuklara bu mekteplerde Türkçe öğretiliyor. Türk duygusu aşılanıyor.
Türkiye'ye Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklar dendiği halde...
Kerkük üzerinden nüfuz savaşı
'Türküm, Türk doğdum, Türk olarak öleceğim' dedirtebilmek için...
Esat Oktay Yıldıray, 'Size öyle şeyler yapacağım ki değil örgüte ve ailenize, kendinize bile bir faydanız olmayacak. Hiçbiriniz elimden sağ kurtulmayacaksınız. Kıbrıs savaşında nasıl ki rakımı yudumlayarak Rum kadınlarının göğüslerini kasatura ile doğradıysam sizleri de aynı uygulamalardan geçireceğim'
1937-38 DERSİM JENOSİDİSİNİN KRONOLOJİSİ
Alınak 35 yıl sonra 2. kez cezaevinde : “Bu maskeli faşist düzeni teşhir ediyorum”
"Yıl 2008, yine suçlu sandalyesinde ve cezaevi yolundayım. On yıllar geçmiş ama hiçbir şey değişmemiş. Şu bilinsin ki, çocuklar öksüz kalmasın diye annelerin yürekleri dağlanmasın diye, insanlar özgür ve mutlu olsunlar diye sadece özgürlüğümüz değil, bin canım olsa binini de feda ederdim. Özgürlüğün istediği bedeli ödemek üzere cezaevine gidiyorum"
Kürt Şehri Musul Bölüşülemedi [23 Ocak 1923]
Şark Islahat Planı gereği...
Kürdistan Eyaleti
Sular altında kalacak olan Hasankeyf dışında Kürdistan
AKP medyasının yeni dönem görevi
Şok itiraf:
TBMM’de Kürtçe tahammülsüzlüğü
Bir zamanlar 'Erivan Radyosu'
1939 tarihinde ise, Irak'ta kurulan ve Kürtçe yayın yapan Bağdat Radyosu ile takriben aynı dönemde, İran'da da Kürtçe yayın yapan Urmiye Radyosu mevcuttu. Fakat bu iki radyonun yayın dilleri, Fars ve Arap dili etkisinde kaldığından Türkiye'deki Kürtlerce rağbet göremedi. Bunun tam tersi olarak Erivan Radyosu, anlaşılır Serhat şivesiyle yayın yaparak, müzikte de enstrüman olarak genelde Kürtlere has Bilur ve Fiq (Kaval ve Mey) kullandı.
Küllenmeyen yangın: Sivas Katliamı
Kardeş Türküler
Genelkurmay’dan sonra bu da AKP'nin "gizli" eylem planı!
Welat için mücadeleye
Rojin : Medya patronları aranıp korkutuluyor bence
Ödül, ölümlerin sorumlusuna!
İran’da Çatışmalar Şiddetleniyor
Tarihsel sıralamaya göre "bazı" Bağımsız Kürt Devletleri-Yönetimleri:
TÜGİK Raporu : Bölge her şeyden mahrum
Güney Kürdistan medyasında İsrail-Kürdistan ilişkileri
Tüm olumsuzluklara rağmen bir cazibe merkezi : Kürdistan
Dtp Kongresinde konuşan Türk : Fırat'ın doğusundaki Ergenekon'u temizleyin
En Son Haberler
-
▼
2008
(1219)
- ▼ November 2008 (58)
- ► October 2008 (57)
- ► September 2008 (96)
- ► August 2008 (261)
- ► April 2008 (88)
- ► March 2008 (80)
- ► February 2008 (48)
- ► January 2008 (49)
-
►
2007
(601)
- ► December 2007 (110)
- ► November 2007 (225)
- ► October 2007 (78)
- ► September 2007 (124)
- ► August 2007 (64)
Bağlantı Listesi
- Amude -Deutsch
- Awene -Kurdi
- Awestakurd -Kurdish
- Azadiya Welat -Kurdish
- Azady -Nl
- Ciwanenazadiye Rojaciwan -Kurdish Tr
- Diyarname -Kurdish
- Gelawej Org -Tr Kr
- GUNDEMIMIZ -Tr
- Hemdem -Kurdish
- Hewler Post -Kurdi
- Kurdinfo Platform -Kurdish - Tr
- Kurdish Inst.Burssel
- Kurdistan Online -Kurdi
- Kurdistan Region Presidency En Kr-Ku Ar
- Kurdistan Regional Gov. Kr En Ku Ar
- Kurdistan Regional Gov. Kr En Ku Ar
- Kurdistan's Photostream English
- KURDISTAN-POST -Tr
- Kurdistan.Ru -Ru
- Kurdistan.Ru -Ru
- Nasname -Kurdish Tr
- Nefel -Kurdi
- Netkurd -Kurdish
- PICASA -Int
- PNA -English
- PNA -Tr
- PNA PEYAMNER -Int
- PUKMEDIA -Int
- RIZGARI ONLINE -Int
- Sbeiy -Kurdi
- Türkiye'de Kürt sorununa Barışçıl çözüm Çağrısı İMZALAMAK İÇİN KR-FR-EN-DE-TR
- Yeniozgurpolitika -Tr
- Yndk -Kurdi
- YOUTUBE -Int
- Zaxowoice -Kurdish Kurdi
- ▪Amerika'nın Sesi ▪ Dengê Amerîka ▪Kurdish
- ▪Amerika'nın Sesi ▪ Turkish
Copyright © 2007 - www.kurdians.blogspot.com - is proudly powered by Blogger
I - Design of D
- To blogger by Blog




