ANF-STRASBOURG (23.04.2008)- Avrupa Birliği dönem başkanı ve AP Başkanı, Türkiye’ye Kürt sorununun çözümü için çağrıda bulundu. Dönem başkanlığı yapan Slovenya Cumhurbaşkanı Danilo Türk Kürt sorununun siyasi olduğunu belirterek Kürtlerin kimliksel haklarının tanınmasını istedi.
Avrupa Birliği dönem başkanı ve Slovenya Cumhurbaşkanı Danilo Türk, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) düzenlediği basın toplantısında ANF’nin Kürt sorunun çözümüne dair pozisyonlarını sorması üzerine, “Kürt sorunu siyasi bir sorundur. Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde, birlik içinde farklı kimlikleri kabul etme esprisi ile diyalog yöntemi kullanılarak siyasi bir çözüme kavuşmasını bekliyoruz” dedi.
AB dönem başkanı Danilo Türk, AB projesinin birlik içinde farklılıkları koruma ve geliştirme projesi olduğunu ve buna uyulmadığı takdirde Avrupa’nın geçmiş tarihinin nerelere savrulduğunun acı göstergeleri ile dolu olduğuna vurgu yaptı.
“AB içinde var olan azınlık haklarını koruma mekanizmalarının çok eski olmadığını ve bunların yenilenmesi gerektiğini belirten Türk, daha önce var olan ideolojik ön yargıların da artık terk edilmesi gerektiğini kaydetti. Danilo Türk, “Biz AB olarak bu mekanizmaları geliştirme ve uygulama görevi ile de karşı karşıyayız” diyerek AB’nin bu konuda geleceğe dair görüşünü dile getirdi. Türk, “sonuç itibarıyla Kürt sorunun çözümü diyalog yöntemiyle başarılması gereken bir sorudur” diye konuştu.
AP: DOĞU TİROL İYİ BİR ÖRNEKTİR
Aynı basın toplantısında hazır bulunan AP Başkanı Hans Gert Poettering ise, ‘Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde olmak üzere Kürt halkının kimliksel haklarının tanınması gerektiğine inanıyoruz” açıklamasında bulundu.
“Kürtlerin de şiddete son vermesi lazım” diyen AP Başkanı Hans Gert Poettering AB’nin ‘birlik içinde farklılıklar’ temel ilkesine katıldığını ve bunun Türkiye’deki Kürt halkı için de geçerli olduğuna vurgu yaptı. Poettering AB içinde azınlık-çoğunluk ilişkileri ve çözümlerine dair bir çok örneğin var olduğuna işaret ederek, İtalya ile bağı olan Doğu Tirol sorununun aşılmasının bu konuda çok iyi bir örnek teşkil ettiğini sözlerine ekledi.
>Devşirme marşlarla milliyetçilik olur mu, demeyin!
1974 Kıbrıs ‘Barış Harekatı'ndan sonra bir Yahudi şarkısına Türkçe sözler yazılmış ve ortaya Ayten Alpman’ın ünlü Memleketim şarkısı çıkmıştır. 1980 darbesinden sonra solcu mahkumları ‘millileştirmek’ için marş niyetine binlerce kez çalındığı için bu gün pek çok eski mahkum, bu şarkının adını duyduğunda bile ciddi bir gerginlik yaşar. On binlerce Fenerbahçelinin coşkuyla söyledikleri Yaşa Fenerbahçe Marşı, Franko dönemine ait faşist güfteli Viva L'Espanya (Yaşa İspanya) adlı İspanyol marşıdır ve bugün İspanya’da pek çok kişi bu marşı duymaya tahammül edemez. Ülkücülerin söylerken gözlerini yaşartan “Çırpınırdı Karadeniz/Bakıp Türkün Bayrağına” türküsü 18.yüzyılda yaşamış Sayat Nova adlı Ermeni sanatçının Kamança adlı şarkısının Türkçesi’dir. DEMİR AĞLAR. “Çıktık açık alınla on yılda her savaştan/On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan/Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan/Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” şeklindeki ilk kıtada, Mustafa Kemal’in asker kimliği öne çıkarılarak Milli Mücadele dönemindeki askeri ve sivil mücadeleler vurgulanıyor ve aslında 14 milyon civarında olan ülke nüfusu kafiye uğruna 15 milyona çıkarıldıktan sonra, Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri yönünü Batıya çevirmiş bir toplum olarak, o dönemde medeniyetin sembolü olarak görülen ve eksikliği ciddi bir eziklik yaratmış olan demiryolu meselesine atıfta bulunuluyor. Marşın “Türk'üz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi/Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!” şeklindeki nakarat bölümünde ise o yıllarda pek beğenilen Nazi Almanyası ile Mussolini İtalyası’nın esintileri var. “Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını/Dindirdik memleketin yıllar süren yasını/Bütünledik her yönden İstiklâl kavgasını/Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını” dizeleri ‘öz yurt’ tanımı ile Anadolu’nun Türklere ait olduğunu bir kez daha vurgularken, her ne kadar Birinci Dünya Savaşı sonunda imparatorluk topraklarının çoğu kaybedilmişse de, son Osmanlı Meclisi’nde alınan Misak-ı Milli kararı ile tarif edilen sınırların korunduğu tesellisiyle bitiyor. ‘Şakıyan Üç Genç Kız’ MUSTAFA KEMAL ÇOK SEVİYOR. Marş ilk kez Ali Ulvi Bey’in okulunda (bugün St. Joseph Koleji) çalınır ve pek sevilir. Okul dışındaki ilk icrası ise 1916 yılının ilkbaharında Kadıköy’de İttihat Spor Çayırı’nda olacaktır. Marşın Cumhuriyet döneminin en sevilen marşı olmasını ise Mustafa Kemal’e borçluyuz. Önce Samsun’a giden Bandırma Vapuru’nun güvertesinde yıldızlara bakarak dalgaların sesini dinlerken; Samsun’dan Havza’ya giderken Çamlıbel mevkiinde arabası bozulduğunda ise yürüyerek Havza’ya giderken güç toplamak için, yanındakilerle bu marşı söylemiş. Milli Mücadele sırasında ordudaki subaylara moral veren marşın resmen ‘milli marş’ olması ise ancak 20 Haziran 1938 tarihli, 2400 Sayılı Kanun’la olmuş. İstiklal Marşı ve Karmen Silva Opereti
O sırada Ankara’da ev bulamadığı için, Taceddin Dergâhı’nda misafir edilen ve Meclis’e Burdur Milletvekili olarak katılan ‘Çanakkale Şehitleri’ ve ‘Bülbül’ şiirlerinin sahibi Mehmet Akif (Ersoy)’un ‘Milletin başarılarının para ile övülemeyeceğini’ düşündüğü için yarışmaya katılmak istemediği, yarışmaya gönderilen 724 şiiiri gözü tutmayan ‘Türkçü’ Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey’in kendisine yazdığı davet mektubundan sonra fikrini değiştirdiği bilinir. İLK MEZURLAR. “Nurettin Eşfak/mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak konuşuyor:/-Bizim İstiklâl Marşı'nda aksıyan bir taraf var/bilmem ki, nasıl anlatsam,/Âkif, inanmış adam, büyük şair/fakat onun/inandıklarının hepsine inanmıyorum./Meselâ, bakın: ‘Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.’/Hayır,/gelecek günler için/gökten âyet inmedi bize./Onu biz, kendimiz/vaadettik kendimize./Bir şarkı istiyorum/zaferden sonrasına dair./ ‘Kim bilir belki yarın...’” Gönderen: rizgarionline Tarih: 21.04.2008 Saat: 12:21
Katkıda Bulundu rizgarionline
Copyright © 2007 - www.kurdians.blogspot.com - is proudly powered by BloggerTaraf yazarlarından tarihçi Ayşe Hür'e göre, Türklerin topluca ezbere söyleyebildikleri nadir marşlardan olan Gençlik Marşı, İstiklal Marşı ve 10. Yıl Marşı’nın bestelerinin de ‘gayri-milli’ olduğu yolunda iddialar var. Bunlardan 10. Yıl Marşı, 28 Şubat 1997 müdahalesinden beri rejime iman tazelemek isteyenlerin ilk aklına gelen marş...
Ayşe Hür / Taraf
‘Devşirme’ Marşlarla Milliyetçilik?“Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur/Katibimin setresi uzun eteği çamur… diye başlayan ünlü türkünün bestesi 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında İstanbul’daki Selimiye Kışlası’nda kalan ‘eteklikli’ İskoç Alayı’na moral vermek için yazılmış ‘Donsuz askerler…’ diye başlayan bir asker şarkısıdır. II. Mahmut döneminde (1808-1826) modernleşme çabaları sırasında askerlere giydirilen setre ve pantolon mutaassıp çevreler tarafından ‘sokağa donla çıkmakla’ eşdeğer görülmüş, özellikle de ‘gavur mukallitliği’ denilen bu modernleşme hareketine çabuk uyum gösteren eli yüzü katipler halkın diline düşmüştür. Bir İstanbul külhanbeyi, bu katiplerle alay etmek için, Üsküdar yolu üzerinde olan Selimiye Kışlası’nda kalan İskoç askerleri için yazılan marşın müziğine Türkçe sözler yazar ve ünlü Katibim türküsü ortaya çıkar.
AK Parti Hükümeti tarafından değiştirilen Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun (PVSK) uygulamaları vatandaşın canını yakmaya devam ediyor.
Kurdians:
Tuesday, April 22, 2008
VELİ AY / DİYARBAKIR-DTP'nin sınır ötesi kara harekatını protesto etmek amacıyla düzenlediği yürüyüşün ardından sivil polisler tarafından tekme, tokat dövülerek gözaltına alınan Ozan Tatlıdil ve Aziz Işıktaş'ın Adli Tıp Kurumu'ndan alınan rapora rağmen, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı polislerin 'yasal sınırlar' içinde şiddet uyguladığına kanaat getirerek takipsizlik kararı verdi.
AK Parti Hükümeti tarafından değiştirilen Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nun (PVSK) uygulamaları vatandaşın canını yakmaya devam ediyor. Bir çok kentte polisin PVSK'ye dayanarak sokak ortasında insan öldürmesinin ardından işkence dosyalarında da takipsizlik kararı verilmeye devam ediliyor. DTP Diyarbakır İl Örgütü tarafından 25 Ocak 2008 tarihinde DTP İl Örgütü önünden başlayıp Konukevi önünde sona eren yürüyüşün ardından, polis bir çok yerde gençlere müdahale etmiş, hatta gazeteciler de polisin şiddetinden payını almıştı. 25 Ocak'ta düzenlenen yürüyüşün ardından Bağlar'da sivil polisler tarafından kalaslarla, tekme tokat dövülerek gözaltına alınan Ozan Tatlıdil ve Aziz Işıktaş hem gözaltında hemde çıkarıldıkları mahkemede polislerin kendilerine şiddet uyguladığını beyan etti. Diyarbakır Devlet Hastanesi'nde alınan raporlarda da polisin sokak ortasındaki işkencesi kayıt altına alındı.
Polisler hakkında takipsizlik
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polis memurları hakkında soruşturma başlattı. Ancak başsavcılık polisler hakkında takipsizlik kararı verdi. Başsavcılık gerekçesinde, 'Müştekiler hakkında görevli memurlarca 6 bin 500 kişilik bir kalabalığın karıştığı ortamda işlenen PKK 'terör' örgütü ve amacının propagandasını yapmak suçundan işlem yapılmış olması, müştekiler hakkında atılı eylemleri dolayısıyla kamu davası açılmış oluşu ve müştekilerin raporda belirtilen yaralanmalarının basit nitelikte olması nazara alındığında, şüpheli polis memurlarınca Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'ndan kaynaklanan zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşıldığına dair müştekilerin mücerret iddiaları dışında şüpheliler hakkında kamu davası açılmasını gerektirir nitelik ve yeterlilikte delil elde edilememiş olması sebeplerine istinaden C. Başsavcılığımıza kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildi' diyerek polisler hakkında takipsizlik verdi.">Kerkük'ün kaderi kapalı kapılar ardındaOrtadoğu'da sular durulmuyor. ABD'nin bölge üzerinde hegemonya kurma çabaları son hızla devam ediyor. 11 Nisan'da ABD Başkanı Bush'un 'Irak, ABD'nin bu yüzyılda karşılaştığı en büyük iki tehdidin çakıştığı yer. Bu tehditler El Kaide ve İran. Eğer Irak'ta başarısız olursak, El Kaide kendisine, bize, dostlarımıza ve müttefiklerimize saldırmak için Irak'ta bir sığınak elde etmiş olacak. Başarısız olursak, Irak'taki boşluğu İran dolduracak. Bizim başarısızlığımız İran'ın radikal liderlerini ve onların bölgeye hakim olma ihtirasını ateşleyecek' dedi. Ve Tahran yönetimine tercih yapmasını önerdi.
ABD'nin bu çağrısını sıradan bir çağrı olarak algılamamak gerekir. Çünkü bu savaş ABD için varlık-yokluk savaşıdır. ABD'nin Irak'taki savaşı kaybetmesi demek dünya çapındaki tüm kalelerinin bir domino taşı misali arka arkaya düşmesi ve ABD imparatorluğunun hazin sonu anlamına gelecektir.
Biliniyor ABD, Irak işgali esnasında Baas rejimini yıkarak rejimin dayanmış olduğu Sünni kesimi tümden iktidardan uzaklaştırmış, Irak nüfusunun yüzde 60'ını oluşturan Şiilere dayanarak stratejisini belirlemişti. ABD Şiilerin Kabesi ve İran'ın Kum şehrine alternatif olan Necef'i aktifleştirerek bölgedeki Şii nüfusu üzerinde etkili olmaya çalıştı. ABD'nin Şiiler üzerindeki stratejisi görüldüğü kadarıyla tutmadı. Necef'in daha uzun bir süre Kum'un bir şubesi gibi çalışmaktan kendisini kurtaramayacağı görülmektedir.
ABD, bu durumu gördükten sonra Irak'ta Şiilerden ziyade, Sünnilere ve Kürtlere dayanarak Irak'ta daha etkili olabileceği yeni bir yol haritası çıkardı. Buna göre;
'Türkiye, Kürdler ve Avrupa Birlği: Barış ve diyalog için bir dava'
Kurdians:
Monday, April 21, 2008
Leyla Zana Londra'da parlamentoda konuşacak
Katkıda Bulundu rizgarionline
Rizgarî Online/Londra: DEP eski milletvekili Leyla Zana Mayıs ayın da İngiliz Parlamentosunda yapılacak bir toplantıda konuşacak. 'Türkiye, Kürdler ve Avrupa Birlği: Barış ve diyalog için bir dava' konulu toplantıda Leyla Zana'nın yanısıra tanınmış bazı İngiliz şahsiyetler de konuşacaklar. Peace in Kurdistan tarafından yapılan bilgilendirmede Sakharov Barış ödülü sahibi Leyla Zana'nın yanısıra Baroness Frances D'Souza, Lord Avebury, Lord Rea, Abdullah Öcalan'ın avukatlarından Mark Muller'de konuşma yapacaklar.
19 Mayıs pazartesi günü Grand Committee room'da yapılacak toplantı saat 19:00'da başlayacak.
BUYUTMEK ICIN TIKLA
Steven A.Cook*/ Türkler, Kürtler ve Iraklıların sık sık çatışan politikaları, Kuzey Irak'ın aslında na kadar kırılgan olduğunun göstergesi. Osmanlı'dan beri Türkler bölgede bu kadar etkin ve potansiyel olarak sorunlu bir rol oynamamıştı. Son beş yıldır Irak'ta bütün dikkatler Mezopotamya'daki Kaide'nin akıbetinin ne olacağına, Sünni-Şii çatışmasına, İran'ın rolüne, Anbar eyaletinin güvenliğine, 'asker takviyesi'ne ve son olarak da Basra'daki durumun kötüleşmesine odaklandı; Kuzey Irak'ın durumunaysa sadece arada bir bakıldı. Yaygın kabul, Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğu kuzeyin 'Özgürlük Harekâtı'nın başından bu yana ülkenin tek istikrarlı parçası ve bir başarı hikâyesi olduğu yönündeydi. İşgal kuzeyi, ülkenin diğer bölgelerinden farklı olarak fazla sarsmadı ve Bölgesel Kürt Yönetimi'ne dönüşen yapı idari kurumları inşa etmeye
başlamak açısından 12 yıllık bir avantaja sahipti. Saddam'dan hemen sonraki dönemde BKY hizmetleri yerine getirmeye ve bölgede güvenliği sağlamaya muktedirdi.
Oysa Kuzey Irak, ülkeyi yeni bir iç savaşa sürükleme potansiyeli olan kritik bir bölge. Ayrıca şiddete batması halinde Irak'ın bazı komşularını da çatışmanın içine katabilecek tek bölge niteliğinde. Kürt bölgesiyle alakalı sorunlar (Kerkük'ün statüsü ve Kürt milliyetçiliğinin buna bağlı meselelerinden, PKK'nın Türkiye, PJAK'ın İran'la çatışmasına, oradan uzun süredir bekleyen petrol yasasına kadar) Türkiye, Irak, bu iki ülkedeki Kürtler ve ABD için korkutucu riskler barındırıyor.
Diyaloğu reddetmek Türkiye'ye zarar
Türkler, Kürtler ve Iraklıların sık sık çatışan politikaları Kuzey Irak'ın kırılganlığını ve nasıl çökebileceğini yansıtıyor. Sözgelimi, Türkiye'nin şikâyetlerine rağmen, Iraklı Kürt liderliğinin PKK'ya maddi destek sağladığına dair gerçek kanıt yok. Liderliğin politikası özünde, Irak Kürt nüfusunun daha kapsamlı hedeflerini (bağımsızlık veya buna yakın bir şey) etkilemeyeceği umuduyla PKK'yı görmezden gelmekti. Türkiye'nin PKK'ya diz çöktürülmesi yönündeki ısrarlı taleplerine karşılık vermenin ne anlama geleceği açıktı ve Kürt Bölgesel Yönetimi'nin harekete geçmemesi en nihayetinde Türkiye'nin geçen aylardaki askeri harekâtlarına yol açtı. İşte bu harekâtların devamı, kuzeyin istikrarını bozma potansiyeli taşıyor.
Benzer biçimde, Ankara'nın Kuzey Irak'a yönelik politikaları da bir idrak karmaşasını yansıtıyor. Türkler Bağdat'ın kuzeydeki gelişmeler üzerinde konrolü olduğuna inanmıyor olsa da, Bölgesel Kürt Yönetimi'yle temas kurmayı reddetmek konusunda tutarlı davrandı. 2006'da Irak-Türkiye-ABD arasında başlatılan ve bu üç ülkedeki PKK karşıtı faaliyetlerin koordinasyonunu amaçlayan mekanizmanın başarısızlığa uğramasının başlıca sebebi buydu. Türkiye Iraklı Kürt liderlerle birlikte çalışıyor, ancak diyaloğa girmeyi reddetmesi sınır ötesi operasyonlarla da birleşince Iraklı Kürtlerin PKK'ya desteğini ateşliyor ve Kürt milliyetçiliğine daha da ivme kazandırıyor; ki Türkiye'nin çıkarlarına zarar veren gelişmeler bunlar.
Gerek ABD'nin Irak'ı işgal ederek yol açtığı değişikliklerin, gerekse Türkler, Kürtler ve Bağdat arasındaki karmaşık ilişkilerin bölgesel etkileri ortada. Osmanlı İmparatorluğu'ndan beri Türkler Ortadoğu'da bu kadar etkin ve potansiyel olarak sorunlu bir rol oynamamıştı. ABD'nin tavır değişikliğine gidip Türkiye'ye PKK'yı Irak içlerinde takip etmesi için yeşil ışık yaktığı göz önüne alınırsa, Türkiye'nin sınır ötesi müdahalelerinin kontrol altında tutulabilir olduğu söylenebilir, fakat büyük tehlikelere yol açabilecek kadar ciddi olduğu da açık. Arap dünyasında Kürtlerin çektiği acılara dair belli bir sempati söz konusu, fakat sadece Irak'ın birliğini zedelemediği sürece.
Alternatif olarak, Türkiye'nin operasyonları İran'ın da PJAK'a karşı benzer operasyonlarına yol açar ve Irak'ın Arap nüfusu çatışmaya dahil olursa, Türkiye Ortadoğu'da (ki iktidardaki liderleri bu bölgeyi stratejik ve ticari açıdan çok önemli sayıyor) yeni elde ettiği bu statüyü ve prestiji yitirecektir. Kendi payına ABD, Türkiye'nin kuzeyde, İran'ın Irak'a daha fazla karışmasını tetikleyecek eylemlere girişmesine müsamaha göstermeyecektir.
Kürtler emsal teşkil edebilir
Kürtlerin, birleşik bir Irak'ın parçası veya bağımsız devlet sıfatıyla olsun, bölge siyasetinde yeni bir aktör haline geldiği de inkâr edilemez. Bu yeni statünün, Türkiye, Suriye ve İran'daki Kürt yoğunluklu bölgelerin ötesine giden etkileri olabilir. Çoğunluğunu Arapların oluşturduğu bir ülkede devlet başkanlığı, dışişleri bakanlığı, başbakan yardımcılığı ve başka birçok önemli mevkinin Kürtlerin elinde olması, Arap dünyasıyla ilgili mitleri yerle bir ediyor. Iraklı Kürtlerin ister bağımsızlık yoluyla, isterse birleşik bir Irak içinde elde ettiği büyük siyasi güçle oluşturacağı örnek, bölgedeki diğer büyük azınlık gruplarını konumlarını değiştirme arayışı konusunda cesaretlendirecek. Bu tür değişiklikler muhtemelen sükunetle karşılanmayacaktır.
*Avrupa merkezli internet sitesi, ABD Dış İlişkiler Konseyi üyesi, 17 Nisan 2008/Radikal
Yaklaşık bir asırdır Kürdler ellerindeki bağımsızlık kozunu atarak ilk defa zafere yaklaşıyorlar. Kürdlerin değişim için şimdi bir şansları var.
Kurdians:
Monday, April 21, 2008
William Grimes*/ Irak ile ilgili senaryo şu şekilde devam etmeliydi: Diktatör devrilir, baskı altındaki kitleler kutlama yapar, demokrasi kök salar ve minnettarlık yağmuruna tutulan ABD, düşman Orta Doğu'da Batı destekli yeni bir müttefiki kucaklar. Quil Lawrence "Görünmez Ülke" eserinde tam olarak bu şekilde olduğunu savunuyor, ancak bunu görebilmeniz için kuzeye, Irak'ın üç Kürd eyaletine bakmanız gerekiyor. Lawrence şöyle yazıyor: "Amerikalılar, Arap Irak'ta gözler önüne serilen korkunç iç savaştaki zorluklar nedeniyle mıhlanmış bir şekilde
duruyor, ancak Irak Kürdistanı'nın, Amerika'nın bölge için belirlediği hedeflerin ne olduğunu yavaş yavaş anlamaya başladıklarını güç bela fark ediyorlar."
Lawrence mantıklı bir şekilde, Kürd tarihini kısaca gözden geçirerek ve her Kürd sözcüsünü rahatsız eden soruya cevap vererek başlıyor: Tam olarak Kürd nedir? Birçok cevaba bağlı.Türk Hükümeti yıllarca milyonlarca Kürdün varlığını basitçe reddederek onları "dillerini unutmuş dağdaki Tükler" olarak nitelendirdi.
Lawrence, eserinin büyük bir kısmında Kürdistan'ın aşiret temelli iki büyük partisini ve onların Hüseyin sonrası dönemde konumlarını belirlemek için yaptıkları hileleri anlatıyor. Mesud Barzani'nin 1975'ten beri liderliğini yaptığı Kürdistan Demokratik Partisi, kurucusu coşkulu ve karizmatik lider Celal Talabani olan Kürdistan Yurtseverler Birliği ile rekabet ediyor. Uzmanlar bile iki partinin programları arasında bir fark bulamıyor.
Lawrence, Kürdler için en iyi yolun "sakince bölünme" olduğunu söylüyor. Kürdlerin yalnızca yüzde 2'si Irak'ın bir parçası olarak kalmak istiyor, ancak bir bağımsızlık ilanı,komşu güçlerin silahlı müdahalesine neden olur. Lawrence onların gizlenerek ve Sünniler ile Şiiler arasındaki ihtilaftan yararlanarak, ayrı olarak gelişmeye devam edebileceklerini ve biraz şansla ABD'yi Kürdistan'da kalıcı bir askeri üs kurmaya ikna edebileceklerini söylüyor.
Lawrence, Kürd liderlerin zihinlerini okuyarak, eserinde, "ABD himayesini devam ettirmek onlar için kilit nokta ve bunu yapmak için biraz görünmez kalmak zorundalar. Kürdler isim haricinde bir ülke için her şeye sahip olabilirler ve bu yolla komşuların hiçbirisi onları haritayı yeniden çizmeye çalışmakla suçlayamaz" şeklinde yazıyor.
Yaklaşık bir asırdır Kürdler ellerindeki bağımsızlık kozunu atarak ilk defa zafere yaklaşıyorlar. Kürdlerin değişim için şimdi bir şansları var.
*The New York Times gazetesi
Hazırlayan: Kaya Vural
1925’ten 2007’ye kadar devlet ‘’Kürt sorunu’’ üzerine 70 rapor hazırlatmış, sonuç ortada...
Şöyle de denilebilir:‘’Sorunu çözmek için hazırlanan her rapor, yeni bir sorun haline gelmiş!’’
Devletin Kürt filmi/Hasan Pulur-Milliyet
İLK bakışta kitabın adı sanıp beğeniyorsunuz, ‘’Belma Akçura kitabına iyi isim bulmuş!’’ diyorsunuz. (x)
Meğer devletin de bir ‘’Kürt filmi’’ varmış, çekimlerine başlanmış, müdahaleler yüzünden uzadıkça uzamış, sonunda ‘’Şimdi zamanı değil!’’ diye arşive konmuş...
Herhalde ‘’Arşive konmuştur’’ diyoruz çünkü ‘’filmin imha edildiğini’’ gösteren bir bilgi yok.
Belma Akçura’ya göre, 1925’ten 2007’ye kadar devlet ‘’Kürt sorunu’’ üzerine 70 rapor hazırlatmış, sonuç ortada...
Şöyle de denilebilir:
‘’Sorunu çözmek için hazırlanan her rapor, yeni bir sorun haline gelmiş!’’
* * *
BELMA Akçura’nın kitabında kişilerin ve kurumların bu konuda neler dedikleri var.
Mesela kimler ne demiş?
ATATÜRK: Türkiye’nin halkı mevzubahis olurken, onları da (Kürtler) beraber ifade lazımdır. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine ait mesele ihdas etmeleri her zaman varittir.’
İNÖNÜ: Erzincan’ın Kürt merkezi olmasıyla, asıl korkuncu, Kürdistan’ın meydana gelmesinden ciddi biçimde kaygılanmak yerindedir.
BAYAR: Bölgede yaşayanlara yabancı bir unsur oldukları resmi ağızdan ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek sonuç bir tepkiden ibaret olabilir.
ÖZAL: Kürt meselesini mutlaka çözeceğim, bu benim milletime yapacağım son hizmetim olacaktır.
TÜRKEŞ: Biz ne kadar Türksek, onlar da o kadar Türktür, onlar ne kadar Kürtse, biz de o kadar Kürdüz.
DEMİREL: Yani şimdi biz, Kürt halkına kötü davranıyoruz da Türk halkına daha iyi mi davranıyoruz?’’
* * *
PEKİ, şimdi iktidarda olanlar, Kürt sorununa bakması gerekenler nasıl bakıyorlar,
mesela Başbakan Erdoğan?
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan Moskova gezisinde (25 Aralık 2002) Moskova’daki Türk iş merkezinin inşaatını geziyor. Kürt kökenli inşaat işçisi Zülfikar Boran ile Kürt sorununu tartışıyor:
Erdoğan: Sorun var diye inanmayacaksın, sorun yok diye inanacaksın. Sorun var diye inanırsan, sorun olur. Sorun yok dersen, sorun ortadan kalkar. Biz diyoruz ki, bizim için böyle bir sorun yok.
Boran: Siz Türkiye’de tek başına iktidara geldiniz ama iktidardan da gidersiniz. Yani siz böyle bakmayın, ben çalışan bir insanım ama siyasete bakınca... Ecevit de, diğerleri de işbaşına geldiler ama böyle de gittiler. Siz de sorunları görmezlikten gelirseniz...
Erdoğan: Ben böyle bir sorunu var kabul etmiyorum. Yok böyle bir sorun, diyorum. Bak, ben Siirt’ten evliyim, huzurluyum diyorum, bitti. Böyle yaklaş olaya. Böyle yaklaştığın sürece problem kalmaz.
Boran: Bunu pratikte biliyorum da Sayın Başbakan... Türk arkadaşlar var, biz kardeşçe beraber yaşıyoruz, çalışıyoruz gerçekten...
Erdoğan: ‘Türkiyeliyiz hepimiz’ diyeceğiz.
Boran: Elbette, Türkiye için canımızı da veririz.
Erdoğan: Ha, o kadar! Ama ben diyeceksin Kürdüm, Türk de ben Türküm diyecek.
Boran: Nasıl olsa fark etmiyor.
Boran: Ama biz kardeşiz, diyeceksiniz. (Boran’a sarılarak) ben seni Allah için seviyorum.
* * *
Böyle bir yaklaşımın, değil Kürt sorununu, başka herhangi bir sorunu çözeceğine inanıyor musunuz?
Sorun var, diye inanmayacaksın, sorun yok, diye inanacaksın...
Böyle yaklaşım olur mu, böyle bir sorunu ‘’Benim eşim de Siirtli diyerek’’ çözmek mümkün mü?Kürt düşmanlığı Facebook'ta : “En iyi Kürt ölü Kürt'tür, Kürtlere soykırım yapılsın”
Siz gercek kimliginizi nasil tanimliyorsunuz?
Türk Savaş Uçaklarının Kendekolê Katliamı
Kendekolê'de bir vahşet anı, 'Uçaklar vurdu, vurdu, vurdu', 30 kişi öldürüldü, İlk saldırı 1992'de gerçekleşti, Tanıklar katliamı anlatıyor, Manzara tam bir vahşetti, Çıplak ayaklarla yola düştük, 45 dakika bombaladılar, Çocuklarımla kayalıklara sığındık, Bombaların hedefi bizdik, 'Baba ölecekmiyiz?'
Kürt İşadamlarını Biz Öldürdük
Korkut Eken'in bulunduğu İzmir Urla'da bir askeri kışlada silah ve bomba eğitimi aldığını, Tarık Ümit tarafından kendisine sahte polis kimliği ile pasaport çıkarıldığını da itiraf eden Cavit, Kürt işadamları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım, Hacı Karay, Fevzi Aslan, yeğeni Salih Aslan, Behcet Cantürk ile şoförü Recep Kuzucu'nun infaz edilmesi olayına tanık olduğunu söylüyor.
Diyarbakır Valisi mi AKP ‘lilerle cemaatlerin Valisi mi?
Lice katliamından Başbuğ çıktı
Şengal katliamı unutulmuyor
Güney Kürdistan’ın Şengal kentinde yaşayan Êzidî Kürtlere yönelik katliamın üstünden bir yıl geçti. Federal Kürdistan Bölgesi dışında bırakılan Musul’un Şengal İlçesi’nde geride bıraktığımız 2007 yılının 14 Ağustos’unda, Türkiye ve Suriye’nin ortak düzenlediği saldırı sonucu gerçekleştirilen Êzidî katliamında yaklaşık 700 kişi yaşamını yitirmiş, binin üzerinde kişi ise yaralanmıştı.
Türk hükümeti, Federe Kürdistan’ın içişlerine karışacağını “tehditlerle” teyit etti!
Kadın tutuklular taciz ediliyor!
Diyarbakır’da muhbirlik eğitimi
Halkın İddianamesi (1-2-3-4-5-6)
Aygan'ın itirafları, Patlayıcı ABD'den, İlk hedef Mustafa Özer, Mumcu cinayetinde JİTEM parmağı, Yeni Ülke'yi Tilki bombaladı, Özgür Halk bombalandı, Musa Anter katledildi,JİTEM'de Veli Küçük dönemi, Cinayetler hız kesmedi, Aygan'ın anlattığı yargısız infazlar, Harbi Arman'ı Yeşil vurdu, Bitlis'i Ersever mi öldürdü? Ersever öldürüldü, Perinçek: Çiller Özel Örgütü, MİT: Talimatı Avcı verdi, Dosya Meclis'e gönderilmedi, Çiller ve Ağar'dan 'bin operasyon', Devletin tetikçi ordusu: JİTEM, Yeşil'e Yılmaz'a suikastten dava, JİTEM'ciler çek-senet işinde, Susurluk ifadeleri emniyette kayboldu
Kürdistan’da geliştirilen İslamcı Hareket
'Faili devlet' yargılansın
Aslan payı askere
Bölge alev alev yanıyor
'Sayın yargıç, Öcalan'ın rolü kalıcı barışın teminatıdır'
TÜRKİYE'DE İŞKENCE VE İŞKENCE TARAFTARLARI ARTIYOR...
WPO RAPORU :‘’TÜRKLERİN %51’İ İŞKENCEDEN YANA’’
Fethullah Gülen'den skandal Risale çarpıtmaları
iMZA KAMPANYASI
KurdTime RecentPosts
Kürtler asimile edilmelidir... Kürtlerin şehirlere yerleşmesi engellenmelidir...
Kürtler İçin Umum Müfettişliği Kuruldu [25 Haziran 1927]
Abdullah Alpdoğan’ın sunduğu raporda yer verdiği şu satırlar, cumhuriyetin Kürtlere yaklaşımını ortaya koymaktaydı: “… Soyadı Kanunu Kürt mıntıkasında Türk soyu adları soyadı olarak halka verilmekte ve bu adlarla kendileri çağrılarak tatbik edilmektedir. … Türkçe bilmeyen çocuklara bu mekteplerde Türkçe öğretiliyor. Türk duygusu aşılanıyor.
Türkiye'ye Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklar dendiği halde...
Kerkük üzerinden nüfuz savaşı
'Türküm, Türk doğdum, Türk olarak öleceğim' dedirtebilmek için...
Esat Oktay Yıldıray, 'Size öyle şeyler yapacağım ki değil örgüte ve ailenize, kendinize bile bir faydanız olmayacak. Hiçbiriniz elimden sağ kurtulmayacaksınız. Kıbrıs savaşında nasıl ki rakımı yudumlayarak Rum kadınlarının göğüslerini kasatura ile doğradıysam sizleri de aynı uygulamalardan geçireceğim'
1937-38 DERSİM JENOSİDİSİNİN KRONOLOJİSİ
Alınak 35 yıl sonra 2. kez cezaevinde : “Bu maskeli faşist düzeni teşhir ediyorum”
"Yıl 2008, yine suçlu sandalyesinde ve cezaevi yolundayım. On yıllar geçmiş ama hiçbir şey değişmemiş. Şu bilinsin ki, çocuklar öksüz kalmasın diye annelerin yürekleri dağlanmasın diye, insanlar özgür ve mutlu olsunlar diye sadece özgürlüğümüz değil, bin canım olsa binini de feda ederdim. Özgürlüğün istediği bedeli ödemek üzere cezaevine gidiyorum"
Kürt Şehri Musul Bölüşülemedi [23 Ocak 1923]
Şark Islahat Planı gereği...
Kürdistan Eyaleti
Sular altında kalacak olan Hasankeyf dışında Kürdistan
AKP medyasının yeni dönem görevi
Şok itiraf:
TBMM’de Kürtçe tahammülsüzlüğü
Bir zamanlar 'Erivan Radyosu'
1939 tarihinde ise, Irak'ta kurulan ve Kürtçe yayın yapan Bağdat Radyosu ile takriben aynı dönemde, İran'da da Kürtçe yayın yapan Urmiye Radyosu mevcuttu. Fakat bu iki radyonun yayın dilleri, Fars ve Arap dili etkisinde kaldığından Türkiye'deki Kürtlerce rağbet göremedi. Bunun tam tersi olarak Erivan Radyosu, anlaşılır Serhat şivesiyle yayın yaparak, müzikte de enstrüman olarak genelde Kürtlere has Bilur ve Fiq (Kaval ve Mey) kullandı.
Küllenmeyen yangın: Sivas Katliamı
Kardeş Türküler
Genelkurmay’dan sonra bu da AKP'nin "gizli" eylem planı!
Welat için mücadeleye
Rojin : Medya patronları aranıp korkutuluyor bence
Ödül, ölümlerin sorumlusuna!
İran’da Çatışmalar Şiddetleniyor
Tarihsel sıralamaya göre "bazı" Bağımsız Kürt Devletleri-Yönetimleri:
TÜGİK Raporu : Bölge her şeyden mahrum
Güney Kürdistan medyasında İsrail-Kürdistan ilişkileri
Tüm olumsuzluklara rağmen bir cazibe merkezi : Kürdistan
Dtp Kongresinde konuşan Türk : Fırat'ın doğusundaki Ergenekon'u temizleyin
En Son Haberler
Bağlantı Listesi
I - Design of D
- To blogger by Blog



