ABD ve AB haksızlık yapıyor

Prof. Westrheim, PKK, “terör örgütü listesi”nden çıkarılmadığı müddetçe sorunun çözümü konusunda önemli bir adımın atılamayacağını belirtti. Prof. Kariane Westrheim, ABD’nin haksız yere PKK’yi “Uluslararası Terör Örgütü” listesine dahil etmesinin Türkiye tarafından sonuna kadar kullanıldığını söyledi. Westrheim, “Türkiye bu süreçten sonra Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı meşru gördü ve baskılarını “terörizmle mücadele” adı altında yoğunlaştırdı” dedi. Weltsichten editörü Hans Branscheidt ise Kürt sorunu konusunda sınıfta kalan Avrupa’nın, Türkiye’ye Kürtlere karşı savaşta cesaret verdiğini söyledi. Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Uluslararası Basın Merkezi’nde dün “Kürtler ve Uluslararası Antlaşmalar” adlı bir basın toplantısı düzenlendi. “Uluslararası Savunma” adlı insan hakları örgütü tarafından düzenlenen toplantıya, Uluslararası Savunma Örgütü Başkanı Widad Akrawi, Prof. Michael Gunter, Editör Hans Branscheidt ve Prof. Kariane Westrheim katıldı. Toplantıda ilk söz alan Uluslararası Savunma Örgütü Başkanı Widad Akrawi, Türkiye’deki Kürtlerin durumuyla ilgili bir konuşma yaptı. 80 yıldır Türk devletinin baskısı altında yaşayan Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarının devlet tarafından sürekli ulusal güvenlik konusunda bir tehdit olarak algılandığına dikkat çeken Akrawi, “Kürtler barış konusunda bir çok aktivitelerini geliştirmiş ve kendini meşru anlamda savunmayı öğrenmiştir” dedi. ABD’nin Kürtleri sınıflandırması Akrawi’nin ardından söz alan Prof. Michael Gunter, ABD’nin terörizm tanımlanmasını eleştirerek, “ABD Kürtlerleri ‘iyi ve kötü Kürtler’ olarak sınıflandırmıştır. PKK’yi kötü Kürt olarak değerlendirirken, kendisiyle işbirliğine hazır olan Kürtleri de iyi Kürt olarak görmüştür” dedi. Türkiye’deki ceza kanunlarının aşırı milliyetçi zihniyetine işaret eden Prof. Gunter, yasaların özellikle Kürtlerin bir çok temel haklarını ve değerlerini ceza kapsamında değerlendirdiğine de dikkat çekti. PKK’nin çözüm çabaları Prof. Gunter’in ardından söz alan Prof.Kariane Westrheim, PKK’nin Kürt sorunun barışçıl yollarda çözümü için beş defa ateşkes çağrısında bulunduğunu hatırlattı. Westrheim, PKK’nin tüm iyi niyet ve çözüm çağrılarına rağmen, Türk devletinin bunu görmezden geldiğini belirtti. PKK’nin 11 Eylül’den sonra ABD tarafından “Uluslararası Terör Örgütü” listesine dahil edildiğini anımsatan Westrheim, “Türkiye bu süreçten sonra Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı meşru gördü ve baskılarını ‘terörizmle mücadele’ adı altında yoğunlaştırdı” dedi. Avrupa sınıfta kaldı Westrheim’in ardından Dünya Bakışları (Weltsichten) adlı insan hakları dergisinin editörü Hans Branscheidt söz aldı. Branscheidt, Avrupa’nın Kürt sorunu konusunda sınıfta kaldığını belirterek, Avrupa’nın, Türkiye’ye Kürtlere karşı savaşta cesaret verdiğini söyledi. Branscheidt, “Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümü için Türkiye’ye daha çok baskı uygulaması gereken Avrupa, bugün baskıcı politikalara bilinçli-biliçsiz şekilde dahil olmuştur” dedi. Konuşmasında, Türkiye’nin askeri harcamalarına da dikkat çeken Branscheidt, “Tüm bu alınan silahlar Kürt halkına karşı savaşı yürütmek için alınmıştır” diye konuştu. ‘Terör listesi’ zarar veriyor Konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi. “PKK’nin terör örgütü listesinde yer almasının Kürt sorununa nasıl bir etki yaratacağı?” sorusu üzerine Profesör Westrheim, PKK, “terör örgütü listesi”nde çıkarılmadığı müddetçe bu sorunun çözümü konusunda önemli bir adımın atılamayacağını belirtti. Editör Branscheidt ise savaşı yürüten taraflar arasında barış ve diyalog sürecinin başlatılması için bir çok ülkede deneyimlerin mevcut olduğunu söyledi. Branscheidt, “Ortadoğu’da barış sürecinin yeniden başlatılması için HAMAS ve Hizbullah gibi örgütlerle görüşmeler yapıldı. Yine Taliban güçlerine dolaylı yollarda çağrılar yapıldı. Sorunun, barışçıl ve demokratik anlamda çözülmesini isteyen PKK ile bu konuda diyaloga girmenin çok zor olmayacağını düşünüyorum” dedi. DEVRİM AKÇADAĞ/ ANF/BRÜKSEL YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

FRANSA DIŞİLERİ BAKANI KOUCHNER:'' GÜÇLÜ BİR KÜRDİSTAN'A İHTİYACIMIZ VAR...''

PNA-Çeşitli temaslarda bulunmak üzere bugün Kürdistan bölgesinin başkenti Hewler'de bulunan Fransa Dışişleri bakanı Bernard Kouchner, ülkesinin Hewler konsolosluğunun açılışında yaptığı konuşmada , ''bizim güçlü bir Kürdistan'a ihtiyacımız var '' mesajını verdi. Bugün Kürdistan Bölge başkenti Hewler'de Fransa ülkesinin konsolosluğu resmi bir törenle açıldı. Konsolosluğun açılışında bir konuşma yapan Fransa dışişleri bakanı Kouchner, Fransız iş adamları ve şirketlerinin Kürdistan bölgesine büyük bir güçle yatırım yapmaları gerektiğinin altını çizdi. Kürdistan Bölgesindeki gelişmelere dikkat çeken Kouchner,Kürt ulusal lideri ölümsüz Mustafa Barzani'nin Kürt Ulusal Özgürlük mücadelesindeki rolüne değinerek Kürdistan Bölgesinde bugün ulaşılan kazanımlara hatırlatmada bulundu. Fransa'nın Irak ve Kürdistan Bölgesinin yeniden yapılandırılması sürecine büyük bir kararlılıkla katılacağını söyleyen dışişleri bakanı Kouchner, federal Irak'ta ulusal uzlaşma ve istikrarın yerleşmesi gerektiğinin altını çizdi. Güçlü bir Kürdistan ve özgür bir Irak'a ihtiyaç duyduklarını belirten Kouchner,Irak'ta yeni işlenilen modern sistemde Kürt rolüne ihtiyaç duyulduğunu söyleyerek bu bağlamda Kürdistan Bölge hükümetinin Irak'a örnek olması gerektiğini söyledi

  • Erdoğan’ın diğer hükümetler gibi GAP’ı seçim propagandasının malzemesi olarak kullandığına vurgu yapan Baydemir, “Üzülerek belirtmek istiyorum ki Sayın Başbakan bölge halkına kabaktan öteye bir şey sunamayacağını, sunmaya niyetinin olmadığını ortaya koydu” dedi. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Başbakan Recep T. Erdoğan’ın Amed ziyaretinde GAP Eylem Planı’nı açıklarken kendisine yönelttiği eleştirilere yanıt verdi. Kimlik ve kültürel gelişim kadar ekonomik ve sosyal kalkınmaya yönelik yapılacak her türlü çabanın paydaşı olmaya açık olduğunu belirterek sözlerine başlayan Baydemir, ağır sosyo ekonomik sorunlara karşı hükümetten kısa vadeli politik hesaplardan, seçim kaygılarından uzak, uzun vadeli kapsamlı bir bölgesel kalkınma programı beklediklerini söyledi. Baydemir, beklentilerine ilişkin hükümete rapor sunduklarını ve bunu kamuoyu ile paylaştıklarını belirtti.
GAP ile gerçekleşebilecek en iyi senaryo da bölge tarımının bir nebze olsun iyileştirilmesi sağlanabilir. “Üzülerek belirtmek istiyorum ki Sayın Başbakan yapmış olduğu açıklamayla, bölge halkına kabaktan öteye bir şey sunamayacağını, sunmaya niyetinin olmadığını ortaya koydu” dedi. Sorunun ekonomik boyutuna ilişkin 1976 yılından beri hazırlanan GAP’ın ısıtılıp önlerine konulduğuna vurgu yapan Baydemir, “GAP ile gerçekleşebilecek en iyi senaryo da bölge tarımının bir nebze olsun iyileştirilmesi sağlanabilir. Yoksa GAP projesi ile bölgenin kalkınacağını söylemek, sosyo ekonomik veriler açısından bölgenin Türkiye ortalamasını yakalayacağını söylemek, insanlarımızla alay etmek demektir. Akılla, bilimle alay etmek demektir” şeklinde konuştu. 6 yıldır bekliyoruz Fırsatı kaçırdınız’ Baydemir, Erdoğan’a seslenerek şunları kaydetti: “Açıkça söylemek istiyorum Sayın Başbakan. Fırsatı kaçırdınız. Bu halk sizlere güvendi, sorunlarının çözümü için fırsat sundu. Ben de güvendim, belki çözebilirler dedim. 6 yıldır bekliyoruz. Ama ne yazık ki yanıldık. Fırsatı değerlendiremediniz. Şimdi de ucuz seçim hesaplarıyla halkımızı kandıracağınızı sanıyorsunuz. Ama kuşkunuz olmasın ki, bu halk artık kanmayacaktır. AKP’nin ampulü Diyarbakır Surları’na çarpmıştır ve tuzla buz olmuştur.” ‘AKP’nin şefkat elini en iyi oğulları askerde olan, dağda olan analarımız biliyor Erdoğan’ın kendi dönemlerinde devletin şefkat elinin bölge halkına uzandığını söylediğini hatırlatan Baydemir, buna ilişkin AKP Hükümeti döneminde yaşanan ihlallere değinerek şunları belirtti: “Diyarbakır halkı, bölge halkı olarak biz bu şefkat elini çok iyi biliyoruz. Bu şefkat elini en iyi oğulları askerde olan, dağda olan analarımız biliyor. Her gün bu şefkat eliyle gençlerimiz ölüyor, ülkenin dört tarafına cenazeler geliyor. Bu şefkat eliyle çocuk da olsa, kadın da olsa gereğinin yapılması için emir veriliyor. 3 yaşındaki, 5 yaşındaki, 7 yaşındaki, 12 yaşındaki çocuklarımız, 70’lik dedelerimiz öldürülüyor. Devletin şefkat eliyle, demokratik siyasi yöntemlerle taleplerini dile getiren halkımıza karşı, sokak ortasında çocuklarımızın kolları kırılıyor, polis coplarıyla analarımızın kafaları parçalanıyor. Diyarbakır halkı, Van halkı, Hakkari halkı, Batman halkı bu şefkat elini çok iyi biliyor. Bu şefkat elinin açtığı yaraların hala iyileşmediğini Sayın Başbakan’a hatırlatmak istiyoruz. Evet Sayın Başbakan, hiç kuşkunuz olmasın, biz bu şefkat elini çok iyi biliyoruz. 80 yıldır bu şefkat eliyle yönetiliyoruz.” “TCK 215, 216, 217, 220, 288 ve 314. maddeleri bölgemizde konuşan, yazan, çizen herkesi susturma, sindirme aracı olarak kullanılmaya devam ediyor Erdoğan’ın kendi dönemlerinde demokratikleşme, ifade özgürlüğü, kültürel haklar alanında büyük adımlarının atıldığı, Terörle Mücadele Yasası’nın (TMY) 8. maddesinin kaldırıldığını ve TRT bünyesinde bölge dilleriyle yayın yapan bir kanaldan söz ettiğini hatırlatan Baydemir, “TCK 215, 216, 217, 220, 288 ve 314. maddeleri bölgemizde konuşan, yazan, çizen herkesi susturma, sindirme aracı olarak kullanılmaya devam ediyor. Kürt meselesi ile ilgili yaptığımız her açıklama, söylediğimiz her söz soruşturma konusu yapılmakta, haklarımızda davalar açılmaktadır” diye konuştu. Erdoğan Kürtçe eğitim talebine tahammül bile edemiyor 4 Ağustos 2006 tarihinden bu yana TMK 7/2’den dolayı 13 gazete hakkında 32 kapatma kararı alındığını, Kürtçe’yi kullandıkları için seçilmiş belediye başkanlarının görevden alındığını, belediye meclisinin feshedildiğini, yazdıkları tebrik kartlarından, Kürtçe broşürlerden dolayı yargılandıklarını hatırlatan Baydemir, “Bu davaların tamamına izin veren hükümetin bir parçası olan İçişleri Bakanlığı’dır. Sayın Başbakan Kürtçe eğitim talebine tahammül bile edemiyor. Bu talebi dile getirdikleri için STK temsilcilerine hakaret ediyor, kendi vekillerini azarlıyor. Sayın Başbakan, 45 dakika yayın hakkıyla, çocuk programlarını engelleyerek, Kürtçe’yi koruyamazsınız. İnsanlık suçu olan asimilasyonun önüne geçemezsiniz” diye kaydetti. ‘Bölge yoksullukta kaçıncı sırada?’ Baydemir, Erdoğan’ın Türkiye’nin dünyanın en büyük 17. Avrupa’nın da 6. büyük ekonomisine sahip olduğu yönündeki sözlerine ilişkin de, “Peki Sayın Başbakan, bölge halkı içinde bulunduğu yoksulluk ve yoksunlukla, BM insani gelişme sıralamasına göre kaçıncı sırada? Bunu niye insanlarımızla paylaşmıyorsunuz?” diye sordu. Baydemir, bölge nüfusunun yarısından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığına dikkat çekti. “2002-2006 AKP döneminde bölgenin 21 ilinde teşvik görmüş yatırımlar toplam yatırımların yüzde 4,4’ünü bulmakta ve tek başına Bursa’ya verilen teşvikler bu oranın üstünde yer almaktadır. ‘Öteki’ muamelesi görüyoruz’ Erdoğan’ın teşviklerden, Kürt illerine yaptıkları önceliklerden söz ettiğini hatırlatan Baydemir, buna ilişkin de resmi verilerden rakamlar vererek şunları söyledi: “2002-2006 AKP döneminde bölgenin 21 ilinde teşvik görmüş yatırımlar toplam yatırımların yüzde 4,4’ünü bulmakta ve tek başına Bursa’ya verilen teşvikler bu oranın üstünde yer almaktadır. Sayın Başbakan hangi öncelikten bahsetmektedir. Kamu harcamalarından, nüfus başına hep Türkiye ortalamalarının çok altında pay alan bölge, mahalli idare harcamalarında da ‘öteki’ muamelesi görmektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri,Marmara Bölgesi’nin yarısı Nüfusun yüzde 16’sını oluşturmasına karşın, bölgenin merkezi bütçeden mahalli idarelere ayırdığı pay yüzde 8,5’te kalmaktadır. Marmara Bölgesi’ne 33,9 milyar YTL kamu yatırımı yapılırken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin tamamına Marmara Bölgesi’nin neredeyse yarısı tutarındadır.” Bu paket kabak tadı veriyor. 30 yıldır ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan bu yemek artık yenmiyor, yemeyeceğiz” Baydemir, 2008 bütçesinde Güneydoğu ile ilgili özel bir ödenek olmamasına rağmen, kamu yatırımları demetinde zaten var olan ve önceden programlanmış GAP yatırımlarının, şimdi yeni yatırım hamlesiymiş gibi takdim edilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Baydemir, “Tekrar söylemek istiyorum. Bu paket kabak tadı veriyor. 30 yıldır ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan bu yemek artık yenmiyor, yemeyeceğiz” şeklinde konuştu. GAP bölge için değil, daha çok batıdaki gelişmiş bölgelerin enerji ihtiyaçları için dizayn edildi Baydemir, “GAP sihirli değneği”nin aslında bölge için değil, daha çok batıdaki gelişmiş bölgelerin enerji ihtiyaçları için dizayn edildiğinin yeterince ortaya çıktığına vurgu yaparak, “Bölgenin hidroelektrik ve diğer enerji kaynakları kullanılarak da üretilen Türkiye toplam elektrik enerjisinden 2006’da bölgenin 21 ilinin payı yüzde 6,8 olarak belirlendi. İzmir ilinin tek başına tükettiği oran yüzde 9,5’tir. 2006’da Türkiye ortalaması olarak belirlenen kişi başına 202 kilovat saat elektrik kullanımı, bölgenin 21 ili için ortalama 78 kilovat saattir. Türkiye ortalaması bölge ortalamasının yaklaşık 2,5 katıdır” şeklinde konuştu. Erdoğan bizimle alay ediyor’ “Veriler bu kadar açıkken, Sayın Başbakan bizlere yapacağı barajların bölge ekonomisine katkısından bahsediyor, yurttaşlarımızla alay ediyor” diyen Baydemir, enerji yatırımlarının istihdam yaratıcı özelliğe sahip olmadığını ve bölge halkının refah düzeyine herhangi bir katkı sunmadığını, katkıdan öteye tarihi ve kültürel değerlerini yok ettiğini söyledi.Erdoğan’ın Hasankeyf’in sular altında bırakılmasıyla ilgili olarak ‘suistimal edildiği’ yönündeki sözlerine ilişkin de Baydemir, “Suistimal değil, koruma çabasıdır, karşı çıkmaya davam edeceğiz” dedi. Kalkınma Ajansı’nın kurulması için dört yıldır çaba sarf ediyoruz, Erdoğan kurulamayacağını ilan etti. “Kalkınma Ajansı Diyarbakır’da kurulmuyor” diyerek Erdoğan’ın bölgede üç ilde kalkınma ajansı kurulacağı yönündeki sözlerine gönderme yapan Baydemir, “Biz dört yıldır Kalkınma Ajansı’nın Diyarbakır’da kurulması için çaba sarf ediyoruz. Başbakan Diyarbakır’da Kalkınma Ajansı’nın kurulmayacağını ilan etti. Kalkınma Ajansı olmadan Diyarbakır’ı nasıl cazibe merkezi haline getireceksiniz. Bizimle alay mı ediyorsunuz? Kimseyi bilmiyorum ama artık ben kanmayacağım. Bu proje bir kez daha seçim propagandasına dönüşmüştür” diye konuştu. Neden katılmadı Baydemir, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında yaptığı toplantıya katılmaması yönündeki açıklamalarına ilişkin, “Orada olmak isterdim. Tıpkı Ağustos 2005’te olduğu gibi. Ama bir siyasi partinin seçim propaganda çalışmasına başka bir partinin seçilmiş bir siyasetçisi olarak neden katılayım” dedi. HİKMET ERDEN/ DİHA/AMED YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

İRAN YÖNETİMİ, RMMK BAŞKANI KEBUDUND'İ GİZLİCE YARGILADI...

PNA-Kürdistan İnsan Hakları Örgütü (RMMK)nden yapılan açıklamada, başkanları Muhammed Sıdik Kebudund'ın İran İslami İnkilap mahkemesi tarafından gizlice yargılandığı belirtildi. Yargılamanın başkent Tahran'da gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada '' yargılamanın gizlice yapıldığından dolayı herhangi detaylı bir bilgiye sahip olmadıkları '' ifadesi yer aldı. Açıklamada ayrıca, İran mahkemesinin yargılama konusuna ilişkin gizliliğin korunması için herhangi bir bilginin şu aşamada basına sızdırılmaması noktasında kesin emir çıkartıldığı da kaydedildi. İRAN’DA BİR KÜRT VATANDAŞ’A İDAM CEZASI… PNA-İran’da Kürt kökenli bir vatandaşın idama mahkum edildiği bildirildi. İran Devlet Ajansı İRNA’nın haberine göre, Yargı Erki Sözcüsü Ali Rıza Cemşidi, Ferzad Kemanger adlı İran vatandaşının, çeşitli suçlardan idama mahkum edildiğini söyledi. Kemanger’in, karıştığı eylemler nedeniyle "rejime karşı savaş açanlardan" sayıldığını ifade eden Cemşidi, Kemanger’in suç ortakları Ali Heyderyan ve Ferhad Vekili’ninse 10’ar yıl hapis cezasına çarptırıldıklarını bildirdi. Haklarındaki kararlara itiraz eden 3 kişinin de temyize başvurduklarını ve dosyaların şu anda İran Yargıtayı’nda incelendiğini ifade eden Cemşidi, mahkumiyet kararının ne zaman verildiğine ilişkin açıklama yapmadı. Batılı insan hakları örgütleri, 33 yaşındaki Ferzad Kemanger’in adil bir biçimde yargılanmadığını ve işkence gördüğünü ifade ederek, idam cezasının kaldırılmasını istediler.

Uluslararası Af Örgütü:"TÜRKİYE'DE ŞİDDET ARTTI"

PNA-Yeni yıllık raporunu yayımlayan Uluslararası Af Örgütü (UAF), Türkiye'de ''Siyasi belirsizliğin ve ordunun müdahalelerinin yoğunlaştığı ortamda, milliyetçi duygular ve şiddetin de artış gösterdiğine'' dikkat çekti.  UAF raporunda, ifade özgürlüğü kısıtlamalarına ve suçların cezasız kalmasına vurgu yapıldı. Örgüt raporunda, Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinden yargılananlarda artış olduğu belirtildi. Raporda Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak, "Güvenlik güçlerinin sorumluluğu tam olarak araştırılmadı" denildi Malatya'daki Zirve Yayınevi cinayetine yer verilen raporda, "Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK arasındaki çatışmaların artması, insan hakları ihlallerine yol açtı" denildi. Raporda, güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımı, Nijeryalı Festus Okey'in gözaltında hayatını kaybetmesi ve 1 Mayıs'ta sadece İstanbul'da 800 kişinin gözaltına alınması konularına değinildi. " Suçların cezasız kalması" başlığı altında da Mardin Kızıltepe'de Ahmet Kaymaz ve oğlu Uğur Kaymaz'ın öldürülmesi davasında yargılanan 4 polisin beraat etmesine ve Şemdinli davasının tahliyeyle sonuçlanmasına da yer verildi.

Kürtlere artık sadece vaad yetmiyor...

/Mehmet Ali Birand-Milliyet Başbakan’ın, hem DTP’nin, hem de AKP’ nin kapanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu şu süreçte, hiçbir şey olmuyormuş, herşey normalmiş, kontrol elindeymiş izlenimini vermek için gerçekleştirdiği bu gezi, hemen her yönden son derece önemli. Dikkat edecek olursanız, zamanlaması çok ilginç. Bir yandan davalar, ancak öte yandan TSK’nın PKK’ya karşı muazzam baskısını sürdüğü ve Türkiye-Irak sınırını adeta kapattığı, K. Irak’a yönelik harekatlarla bu baskıyı daha da arttırdığı bir dönemde gerçekleşiyor. Aslında doğrusu yapılıyor. Milyarlarca dolarlık bir paket. Ancak, madalyonun bir de öbür yanı var. Bölge halkının karnı, artık vaatlere doymuş durumda. Şimdiye kadar, enaz son 15 yıl içinde açılan paketleri bir düşünün. Gelip geçmiş bütün Başbakanlar, neler neler söylemişlerdi. Mangalda kül bırakmamışlardı. Güneydoğuyu çiçek tarlasına döndüreceklerini söylemişlerdi. Sonra ne oldu ? Her bir paket, heyecanla uygulamaya sokuldu. Kısa bir süre geçtikten sonra, yavaş yavaş erimeye veya anlı şanlı bürokrasimizin tekerine takılmaya başladı ve unutup gitti. Yapılanlar ya yarı kaldı veya bazıları hiç başlanmadan durdu. Bütün bunlara karşılık, PKK için mücadele amacıyla, yani güvenlik gerekçesiyle inanılmaz paralar harcandı. O paranın yarısı, iş yaratan yatırımlara dönüştürülebilmiş olsaydı, bugün karşımızda bambaşka bir Güneydoğu bulurduk. Artık vaatler yetmiyor. Kürt kökenli vatandaşlarımız artık vaatlerle yetinmek niyetinde değiller. Artık uyandılar. Haklarını arıyorlar. Hakları, insan yerine konmak, itilip kakılmamak, dillerine sahip çıkabilmek, kültürlerini kaybetmemek ve Türkiye pastasından paylarını alabilmek. Başbakan’ın bu son paket girişiminin bir tek parıltılı yanı var. O da, Erdoğan’ın söz verdiği taktirde gereğini yaptığı yolundaki genel izlenim. Yani paketi olduğu yerde bırakmamak ve göz boyamamak. Bakalım gerçekten sözünü tutacak mı ? Gerçekten paketin sonu getirilecek mi, yoksa Erdoğan’da diğerleri gibi, döndükten sonra herşeyi unutacak mı ? Bu açılımın gerçek nedenlerinin, bölgeyi kalkındırmak değil, 2009’daki yerel seçimler ve AKP’nin son K.Irak operasyonlarından sonra kaybettiği oyları geri almak olduğu söylenecektir. Mutlaka bu gerekçelerin de, böylesine gösterişli bir paket hazırlanmasında rolü olmuştur. Varsın olsun... Varsın oy için Güneydoğu’ya birşeyler yapılsın. Yeter ki, arkası gelsin. Yeter ki, Kürt kökenli vatandaşlarımızı bir daha aldatmayalım. Ancak, son not olarak şunu da eklemek istiyorum. Sadece ekonomik paketle de bu işi kapatabileceğimizi sanmayalım. İnsanları rahatlatmak iyi ve doğru bir yaklaşımdır, ancak yeterli değil. Zamanında atmadığımız adımların faturaları artık çok büyüdü. Ekonomik pakette, faturanın sadece bir bölümünün ödenmesine yarar, o kadar. İşin bu yanını da unutmayalım.

KÜRDİSTAN İLE ÇİN ARASINDA TİCARİ ANLAŞMA...

PNA-Resmi bir davet üzerine bir süre önce Çin ülkesine ziyarette bulunan Kürdistan Bölge hükümetinden üstdüzey heyet burada Çin ülkesi yetkilileriyle ''ticaret ve ekonomik işbirliği anlaşması'' imzaladı. Kürdistan bölge ticaret bakanı başkanlığındaki üstdüzey heyette çok sayıda Kürt iş adamı da yer alıyor. Anlanşamın içeriğine ilişkin açıklamada bulunan Kürdistan Bölge ticaret bakanlığından bir kaynak,anlaşmada , iki taraf arasında ticaret ve ekonomik işbirliğinin üstdüzeye çıkartılması için Çin ülkesinin Kürdistan bölgesinde konsolusluk açması gerektiğinin altı çizildiğini belirtti. Anlaşmada ayrıca Çin şirketlerinin Kürdistan bölgesine yatırım yapmalarının gerektiğine vurgu yapılırken bu doğrultuda iki taraf arasında ticaret ve ekonomik anlamda kolaylığın sağlanması amacıyla Kürdistan bölgesi ile Çin ülkesi arasında doğrudan uçuşların yapılması öngörülüyor.

Halkların Kardeşliği mi?

Halkların kardeşliği“ni Kürtlere ısrarla önerenler, aynı şeyi Çeçenlere, Filistinlilere, Bosnalılara, Kosovalılara, Montenagrolulara (Dağlık Karabağlılara), Kürdistanlı ve Iraklı Türkmenlere, Kıbrıslı Türklere ve daha bir çoklarına önermiyorlar. Neden acaba ? Halkların kardeşliği“; ne kadar hoş, adilâne, güzel bir söylem ve kavram, değil mi? Karşı çıkabilecek olana aşk olsun. Kardeşliğe karşı çıkana kim inanır, kim sever ki. Kardeşin kardeşle çıkarları uğruna boğaz boğaza girdiği Dünya´mızda, „halkların kardeşliği“nin gerçek hayatta bir karşılığı var mı? „Halkların kardeşliği“nin hukuksal karşılığı nedir? Hangi hukukun kurallarına göre halklar kardeşleşecekler? Dünya´da bir tane yaşayan veya yaşamış, „halkların kardeşliği“ örneği yok. Gerçekleşme olanağı olan var mı? Sahi nedir „halkların kardeşliği“, ne içeriyor Allah aşkına? Yalnızca ezilen ulusun taleplerini ezen ulus karşısında olabilecek en düşük seviyeye indirmeye mi yarıyor bu kavram? Adı, ülkesi, dili, kültürü, tarihi, kısacası varlığı inkar edilen; diğer halklar tarafından her türlü yol ve yöntem denenerek ortadan kaldırılmak istenen Kürtler kiminle ve nasıl kardeşleşecekler? Türkiye Cumhuriyeti´nin kuruluşundan bu yana, Türk halkının desteği ve dayanışması ile her seçim iktidar olan, olmayan; irili ufaklı hangi parti Kürtlerin Türklerden ayrı bir halk olduğunu kabul ediyor ve Kürtler için de Türklerin hakları kadar eşit haklar talep ediyor? Aksine, Türk halkından destek alan bu partiler Kürtlere karşı yürütülen savaşın en önde gelen savunucuları dır. Türk halkının temsilcileri olan bu partilere göre, biz Kürtler şaki, eşkiya, kaçakçı ve ölümü hak etmiş teröristleriz. Türk halkı da zaten farklı düşünmüyor. „Oğlum öldü, vatan sağ olsun. On tane evladım olsa onları da gönderirim, ben de gitmeye hazırım“ demeyen var mı? Hepimiz kardeşiz, tek devlet, tek millet yaşayıp gidiyoruz diyenler ile „halkların kardeşliği“ni dillendirenlerin düşüncelerinden Kürtler için aynı sonuç çıkar. İçlerinde T.C.´nin resmi sınırlarının ne kadar âdil olduğunu tartışan var mı? Ülkemizin bölünmüşlüğü, yüreğimizin tam ortasından dikenli tellerin geçmesi, ülkemizin bir köşesinden diğerine “sınır ötesi Kürt Öldürme Operasyonları” ideologların akıllarına geliyor mu? Çek halkı ile Slovak halkı birbirlerinden ayrıldıklarında tek kişinin burnu bile kanamamıştı. Ancak, onlar bile kardeşleşememişlerdi; ancak iyi birer komşu olabildiler. Hele bizim coğrafyamız da „halkların kardeşliği“ söylemi bir ütopyadır. Onun için onbeş yıl önce „halkların kardeşliği“ni savunan bazı aktörler şimdinin Ergenekoncuları dır. Yalçın Küçük´ün Doğu Perincek´in Kürt ve Kürdistan sorununa çözüm önerileri ne idi? Olsa olsa çok yüksek bir refah düzeyini yakalamış, zenginleşmiş, hiç bir alanda özgürlük sorunu olmayan halklar kardeş olabilirler. O da biz Kürtlerin anladığı anlamda değil, yalnızca ekonomik alanda kardeş(!)leşebilirler. Hiç heveslenmeyin “birayên delal“, hiç kimse bizim gibi daha Dünya´ya kendisini diğer halklarla eşit bir halk gibi, kabul ettirememişlerle kardeş olmaz. Yok öyle avanta. Yüz Milyarlarca sermayesi olanlar, bakkal dükanı açacak kadar parası olmayanlarla ortaklığı aklından bile geçirmezler. Kürtler herşeyden önce, Kürdistan´da, Kürtler ve Kürdistanlı diğer halklarla kardeşleşmeli. Kürtler ve Kürdistanlılar, birleşip özgürleşemedikleri sürece diğer halklarla kardeş olma düşüncesi ham hayaldir. Kardeş olmak istediğiniz halkla eşit değilseniz, „halkların kardeşliği“ kavramıyla yalnızca yeni bir sömürgeci anlayışı dillendirmiş olursunuz. „Halkların kardeşliği“ni Kürtlere ısrarla önerenler, aynı şeyi Çeçenlere, Filistinlilere, Bosnalılara, Kosovalılara, Montenagrolulara (Dağlık Karabağlılara), Kürdistanlı ve Iraklı Türkmenlere, Kıbrıslı Türklere ve daha bir çoklarına önermiyorlar. Neden acaba ? İmam Bektaş evina-min@gmx.net Kurdistan-Post Haber