Kılıf uymadı

Türkiye, Öcalan'ın İmralı'daki koşullarını meşrulaştırmak için AİHM'e Fransa'da tutuklu bulunan Sanchez'in durumunu örnek gösterdi. Ancak Sanchez ile Öcalan'ın koşulları oldukça farklı.

İşte Ramirez Sanchez... Halen Fransa'da Fleury Merogis Cezaevi'nde tutuklu bulunan Çakal Carlos lakaplı komünist Ramirez Sanchez, TV izleyebiliyor, çok kanallı radyo dinleyebiliyor, günlük gazete okuyabiliyor, kültürel ve sportif aktiviteler yapabiliyor, günde iki saat havalandırmaya çıkabiliyor. Nişanlısıyla 4 yıl 10 ay içinde 640 kez görüşebildi.

İşte Abdullah Öcalan... CPT ve AİHM Büyük Daire kararlarına rağmen Öcalan haklarından yararlanamıyor. TV izleyemiyor, tek kanallı radyo dinleyebiliyor, gazeteler bir hafta gecikmeli ve sansürlü veriliyor, kültürel ve sportif aktiviteler yapamıyor, günde bir saat havalandırmaya çıkabiliyor, sık sık hücre cezaları alıyor. Ailesiyle 8 yıl 4 ayda yalnızca 112 kez görüşebildi.

O haklar Öcalan'a tanınmıyor Türkiye Öcalan'ın kısıtlanan haklarını meşrulaştırmak için AİHM'e Ramirez Sanchez örneğini verdi. Ancak her iki tutuklunun koşulları arasında büyük farklılıklar var. Sanchez tv izleyebiliyor, kültürel ve sportif aktiviteler yapabiliyor, günlük gazete okuyabiliyor, günde iki saat havalandırmaya çıkabiliyor. Bu hakların hiç biri Öcalan'a tanınmış değil.

Türkiye, Öcalan davası için geçtiğimiz günlerde AİHM'e gönderdiği yanıtta Öcalan'ın kısıtlanan haklarını meşrulaştırmak için tutuklu bulunan Venezuella doğumlu komünist Ramirez Sanchez örneğini verdi. Ancak Sanchez ile Öcalan'ın koşulları kıyaslandığında her iki tutukluya tanınan haklar arasında büyük farklılıklar göze çarpıyor. Sanchez televizyon izleyebilirken Öcalan'ın televizyon izleme hakkı CPT tavsiyesine ve AİHM Büyük Daire Kararına rağmen hala tanınmış değil. Sanchez'in kitap-gazete okuma hakkı üzerinde yasal ve fiili kısıtlamalar bulunmuyor. Ancak Öcalan'a yasal olmayan şekilde günde bir kitap, o da idare izniyle okuma hakkı tanınıyor. Ancak bu hakkı da fiilen zaman zaman kullandırılmıyor. Sanchez basın ve yayın organlarını günlük olarak takip edebilirken Öcalan ancak her hafta Çarşamba günleri bir önceki haftaya dair 7 gazete alabiliyor. Bir haftalık gecikme ile verilen gazeteler ise sansürleniyor.

Sanchez'in süresi 2 saat Ramirez Sanchez günde 2 saat havalandırmaya çıkabiliyor. Öcalan ise 12 Mayıs 2005 tarihli AİHM Büyük Daire Kararından sonra günde 1 saat havalandırmaya çıkabiliyor. Ayrıca havalandırma alanı dışarıyı göremeyecek ve adeta kuyudan gökyüzünü izleme hissi verecek şekilde standartların çok üzerinde bir yüksekliğe sahip. Havalandırmanın üzeri de tel ızgarayla kapatılmış durumda. Zemini Öcalan'ın egzersiz yapmasına elverişli değil. Sanchez, sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratan koşullarda tutulmuyor. Öcalan ise tutulduğu koşullar yüzünden olumsuz etkileniyor.

Daha fazla ailesiyle görüşüyor Sanchez üzerinde hukuk ve yasa dışına çıkılan, genel hükümlülerden farklı ayrımcı uygulamalar söz konusu değil. Öcalan ise hukuk ve yasaların ötesinde özel, ayrımcı statü ve uygulamalar altında. Sanchez nişanlısıyla 4 yıl 10 ay içerisinde toplam 640 kez görüşebilmişken Öcalan ailesiyle 8 yıl 4 ayda 112 kez görüşebildi. Sanchez, spor salonuna sahip olduğu için sportif egzersizler yapabiliyor. Öcalan ise İmralı Cezaevinde hiçbir kültürel ve sportif aktivite olanağına sahip değil. Din adamıyla görüşme hakkı bulunan Sanchez, çok kanallı radyo dinleyebiliyor, Öcalan ise tek kanallı radyo dinleyebiliyor.

İmralı koşulları daha ağır Öcalan'ın avukatları AİHM'e gönderdikleri yanıtta hükemetin Sanchez ile Öcalan'ın koşullarını aynı tutmasına ağır eleştiride bulunarak şu tespitlerde bulundular: 'Öcalan'ın koşulları Sanchez ile kıyaslanamayacak ölçüde ağırdır ve sözleşmenin 3. maddesini ihlal eden boyutları bile aşarak Öcalan'ın yaşam ve sağlığını ciddi biçimde tehdit etmektedir. Bu koşulların düzeltilmemesi veya standartlara uygun hale getirilmemesi, Öcalan'ın bilinçli olarak ölüme terk edildiği anlamına gelecektir.' STROUSBORG - ANF

DÜŞEN DÜŞENE : 2.Heron'u köylüler yakaladı

Bingöl'ün Kiği İlçesi kırsalında geçen hafta düştüğü belirtilen Heron'un(insansız keşif uçağı) enkazını köylüler buldu.

Kiği kırsalında HPG'lilerin yerlerini tespit etmek için kullanılan bir insansız keşif uçağının düştüğü bildirilmişti. Ölmez Köyü yakınlarına düştüğü öğrenilen uçağın enkazı askerlerce arandı. Uçağın enkazını kırsal alanda mantar toplayan bir grup köylü bularak askeri yetkililere haber verdi. Olay yerine gelen askerler, enkazı bir minibüs ile götürdü.

ilki 21 Mayıs'ta Zaxo'ya bağlı Benistaniyan'daTürk ordusuna ait İsrail yapımı Heron tipi bir keşif uçağının düştüğü öğrenildi. Zaxo'ya bağlı Benistaniyan bölgesinde düştüğü belirtilen Türk keşif uçağının, sınıra yakın bölgede bulunan bir HPG birimi tarafından düşürüldüğü iddia edilmiş, yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, uçağın düştüğü noktaya intikal eden Türk askerleri uçağın enkazını alelacele kaldırmıştı.21 Mayıs'ta Zaxo'ya bağlı Benistaniyan bölgesinde Türk ordusuna bağlı keşif uçağının düştüğü bilgisinin kendilerine ulaştığını belirten Yawer, uçağın türü ve düşüş nedenine ilişkin bilgi vermekten kaçınarak, "araştırmalarımız sürüyor, net bilgi sahibi değiliz" demişti.

Kürt Ordusu Kerkûk'e İlerliyor (26 Mayıs 1919)

Şeyh Mahmud Berzencî çocukları Rauf ve Baba Alî ile birlikte

Kürt Ordusu Kerkûk'e İlerliyor (26 Mayıs 1919) I. Dünya Savaşı’nın mağluplarından Osmanlı, tarih sahnesinden silinmek üzereyken sahip olduğu topraklar, yeni ülkelere böldündü. Kürtler, Ortadoğu’da bağımsız ya da Avrupa devletlerinin desteğiyle kurulan devletler gibi fırsatları iyi değerlendiremedilerse de yer yer ayaklanarak kısa süreli çeşitli hakimiyetler kurabildiler. Alişan Bey’in 1920′de ilan ettiği Geçici Kuzey Kürdistan Hükümeti (Hikumeta Muvakkatî Şimalî Kürdistan) ve Şeyh Mahmud Berzencî’nin 1923′te ilan ettiği Güney Kürdistan Hükümeti (Hikûmetî Cenûbî Kurdistan) bu anlamda en önemli girişimlerdendi. Arap ve İngilizlerle kıyasıya mücadelesi ile bilinen ve Kürdistan Hükümeti tarafından ‘Kürdistan Kralı’ olarak ilan edilen Berzencî’nin resmî girişimleri ve belgelere geçen istemleri takdire şayandır. Osmanlı Devlet Arşivleri içerisinde Kürtler ile ilgili olarak dikkat çeken 4 Kasım 1919 tarihli bir belge Berzencî’nin İngilizler ile çarpışmalarını konu almaktadır. Bu belge, I. Dünya Savaşı’nın bir sonucu olarak 30 Ekim 1918′de imzalanan Mondros Barış Antlaşması gereğince Güney Kürdistan’dan çekilen Osmanlı’nın istihbarat kayıtlarına geçmiştir ve “Mahremanedir” ibaresini taşımaktadır. Süleymaniye’den Erzurum’a gelen bir Osmanlı zabitinin Erzurum Valiliği’ne durumu bildirmesi üzerine belge, Erzurum Vilayeti Mektûbî Kalemî tarafından hazırlanarak Dahîlîye Nezaretî’ne (İçişleri Bakanlığı’na) gönderilmiştir. Belgenin 1 nolu maddesinde, Osmanlı’nın Güney Kürdistan’dan çekilmesinden sonra bağımsızlığını ilan eden Şeyh Mahmud Berzencî’nin İngilizler tarafından tebrik edildiği; uçak ile Süleymaniye’ye gelen İngiliz yetkililerin Kürt milli şerefine saygı duyduklarını belirttikleri; müstakil Kürt yönetimini destekledikleri fakat bir süre sonra vermiş oldukları bu sözlerde durmadıkları; bir süre sonra Kürt şehir ve köylerine İngiliz bayrakları çekerek, İngilizlerin emrindeki memurları bölgeye kaydırdıkları; buna tahammül etmeyen Şeyh Mahmud’un hazırlıklarda bulunduğu ve 26 Mayıs 1919′da İngiliz memur ve askerlerine karşı ayaklanarak onları esir aldığı; esirleri geri almak üzere gönderilen İngiliz kuvvetlerini püskürterek Nasluca’da yendiği ve aynı gün yine işgal altında bulunan Kürt şehri Kerkük’e hareket ettiği ve İngilizlerin kuvvetlerini sürekli arttırdıkları, şiddetli çarpışmaların olduğu muharebede 12 uçak, mitralyöz ve top kullandıkları ve bunun karşısında Şeyh Mahmud’un kuvvetlerini arttırmak için 18 Haziran 1919′da İran sınırına çekildiği; bu durum üzerine İngilizler’in Süleymaniye’yi tekrar kuşattığı ve Şeyh Mahmud’a bağlı 300 köyü yağmaladıkları ve Şeyh Mahmud isminde başka bir Süleymaniyeli Kürdü şehid ettikleri; ayrıca, Şeyh Mahmud’un İngilizlere ait 150 otomobil, 4000 tüfek, 12 mitralyöz, 500 binek hayvanı, 37 yük gümüş parça ve 40 ruble dolayında paraya el koyduğu ve İngilizlerin muharebe sırasında 2500 askerinin öldürüldüğü belirtilmektedir. Belge, bölgedeki Kürt ve Arap aşiretlerininin İngilizlerden nefret ettiği ve Osmanlı idaresini tekrar istedikleri şeklindeki notla bitmektedir. Belgede 2. nolu maddede verilen bilgide ise 25 Ağustos 1919′da Şeyh Mahmud’un kuvvetlerini toplayarak tekrar Süleymaniye’yi geri aldığı ve Kerkük’e doğru ilerlediğinin istihbaratının alındığı belirtilmiştir. Erzurum Vilâyeti Mektûbî Kalemi 10 S. 1338 (4 Kasım 1919) Onbeşinci Kolordu Kumandanlığı’nın 12. 9. [13]35 ve 308/1110 numaralu tezkiresi sûretidir. Süleymaniye’den gelen ve Şeyh Mahmud yanında Süleymaniye’nin sükûtuna ya‘ni 18 Haziran sene [1]335 târîhine kadar bulunan esir bir zâbitimizin verdiği ma‘lûmât ber-vech-i âtî arzolunur: 1- Kıta‘ât-ı Osmâniyye Süleymaniye mıntıkasından çekildikden sonra şeyh o havâlîde istiklâlîni i‘lân etmiş ve teşkîlât yapmış, İngilizlerin Kerkük’de bulunan me’mûrları Şeyh Mahmud’un ahvâlinden ve teşkîlâtından haberdâr oldukdan sonra Süleymaniye’ye giderek —hükûmetim sizin istiklâliyyetinizi tebrîk etdiğinin ve sulh konferansında tamâmiyyet ve hâkimiyyet-i mülkiyyenizi te’mîn edeceğinin teblîğine me’mûrum— demiş ve görüşmüş bir müddet sonra Bağdad hâkimi ve Irak mıntıkası kumandanı bulunan me’mûrları tayyâre ile Süleymaniye’ye gelmiş ve Şeyh Mahmud ile görüşerek Süleymaniye’de bir hâkim-i siyâsî bir mâliye me’mûru bulunmak ve ebediyyen nakz-ı ahd etmemek şartlarıyla teşkîlât ve tensîkâtına ve hukûk ve şeref-i millîlerine müdâhale ve tecâvüzâtda bulunulmayacağı müstakil tanılacağı kararlaşdırılmış. Süleymaniye’ye bu me’mûrlar geldikden sonra şerâ’ite ri’âyet edilmemiş, Şeyh Mahmud aleyhine ihtilâl çıkartmak ve Şeyh Mahmud’un kesr-i nüfûzuna çalışmak fikir ve mesleğinin ta‘kîbine başlanmış, Süleymaniye’de İngiliz bayrağı çekilmiş kazâ ve nâhiyelere İngiliz me’mûrları gönderilmiş bu mu‘âmelelere Şeyh Mahmud tahammül edemeyerek hazırlıkda bulunmuş ve 26 Mayıs sene [1]335′de İngiliz me’mûr ve askerleri aleyhine hareket ederek bunları esîr etmiş, Süleymaniye’deki esîrleri kurtarmak üzre gönderilen İngiliz kuvvetini Nasluca’da mağlûb etmiş, otomobil, mitralyöz, silâh, cebehâne, erzâk külliyetli olarak iğtinâm etmiş, ba‘dehu Kerkük’e doğru ilerileyerek, cemm haldeki İngiliz kuvvetini muhâsara ve mağlûb etmiş, bundan sonra Kerkük etrâfındaki muhârebe kesb-i şiddet etmiş. İngilizler’in mütemâdiyen kuvvetlerinin artması ve yevmiye, 12 tayyâre ile ve top ve mitralyözlerle icrâ etdikleri şiddetli ateşlere cebehânelerinin bitmesi hasebiyle mukâvemet ederek 18 Haziran sene [1]335′de Şeyh Mahmud, kuvvetini tezyîd içün İran hudûduna çekilmiş olduğundan İngilizlerle Süleymâniyye’ye tekrâr girerler. Şeyh Mahmud’un 300 pâre köyünü tahrîb ve yağma ederler ve Şeyh Mahmud isminde Süleymaniyeli diğer bir Müslümânı şehîd ederler. Bu muhârebelerde Şeyh Mahmud İngilizler’den 150 otomobil, 4000 tüfenk, 12 mitralyöz, 500 katana ve ester, 37 yük gümüş pâre, 40 ruble iğtinâm etmiş 2500 telefât verdirmiş. Şeyh Mahmud vak‘asından evvel Musul vilâyetine bir fırkaları varmış bu vak‘a ile bir fırka daha getirmişler, aşâ‘irin kuvve-i ma‘neviyyesi iyi imiş. Bütün urbân ve ekrâd evvelce Hükûmet-i Osmâniyye aleyhine yapdıklarına nâdim imiş. Hükûmet-i Osmâniyye’yi çok arzu ediyor ve İngilizlerden müteneffir imişler. 2- Şeyh Mahmud, kuvvet aldıkdan sonra Süleymaniye’yi İngilizler’den alarak Kerkük’e doğru ilerilediği istihbâr kılınmış, 25. 8. [13]35 târîhinde arzedilmişdir. 3- Erzurum, Trabzon, Van vilâyetilerine arzedilmiştir. Erzurum Vilâyeti Mektûbî Kalemi Aded: Umûmî: 6313 Husûsî: 919 Hulâsa: İngilizlerin Süleymaniye ve havâlîsindeki ahvâl ve harekâtı hakkında. Mahremânedir Dâhiliye Nezâret-i Celîlesi’ne Devletlü efendim hazretleri, İngilizlerin Süleymaniye ve havâlîsindeki ahvâl ve harekâtı hakkında ba‘zı ma‘lûmâtı hâvî On Beşinci Kolordu Kumandanlığı’ndan alınan 12 Eylül sene [1]335 târîhli ve 308/1110 numaralu tezkirenin bir sûreti manzûr-ı âlî-i nezâret penâhîleri buyurulmak üzre leffen takdîm kılındı. Ol bâbda emr ü fermân hazret-i men-lehü’l-emrindir. Fî 18 Eylül sene [1]335 Erzurum Vâlîsi Bende es-Seyyid Mehmed Reşîd Dâhiliye Nezâreti Kalem-i Mahsûs Müdîriyyeti Târîh: 4 Teşrîn-i Sânî sene [1]335 Sadâret-i Uzmâ’ya Mahrem İngilizlerin Süleymaniye ve havâlîsindeki ahvâl ve harekâtına dâ’ir ba‘zı ma‘lûmâtı hâvî On Beşinci Kolordu Kumandanlığı’ndan gönderilüp Erzurum Vilâyeti’nden bâ-tahrîrât irsâl kılınan tezkirenin sûreti manzûr-ı sâmî-i Sadâret penâhîleri olmak üzre leffen arz u takdîm kılınmış olmağla ol bâbda. BOA. DH.KMS, nr. 50-3/25, belge sıra nr. 78/1, 79, 80, 81 Kaynak: Kurdistan Time

The Guardian: Türk işgalinin ardından tazminat girişimi

Resimleri buyuk olarak sekillendirebilirsiniz

Rizgarî Online/

İngiltere'de çıkan The Guardian gazetesinin yazarlarından, Owen Bowcott, "Iraklı aileler Türk işgalinin ardından tazminat arayışına girdi" başlığıyla yazdığı makalede "İngiliz hukukçular, Kuzey Irak'a düzenli olarak yaptığı bombardımanlar sonucu neden olduğu ölümler ve maddi zararlar nedeniyle tazminat ödemesi arayışıyla Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava ediyorlar. Strasbourg'da görülecek sınav niteliğindeki davalar, NATO'nun en büyük ordu güçlerinden birini, sınırlarının ötesindeki dağlarda bulunan Kürd asi üslerini yok etmeyi amaçlayan işgallere gerekçe bulmaya zorlayacak." değerlendirmesinde bulundu.

Bowcott, "AB üyeliğinin istekli adayı Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini kuran Avrupa Konseyi'nin kurucularından biri. Başvuru dosyaları, geçen ekim ve aralık aylarında Türk hava saldırıları sırasında evlerini kaybettiklerini söyleyen Müslüman ve Keldani Hristiyan köylüler adına Londra merkezli Kürt İnsan Hakları Projesi (KHRP) tarafından hazırlandı. Davalar, mahkemenin yargılama yetkisinin sınırlarını test edecek ve örnek oluşturacak." İfadesi kullandı.

Bowcott, "ancak Londra'daki Türk büyükelçiliğinden bir sözcü, `Bildiğim kadarıyla Kuzey Irak'ta siviller yaralanmadı. Ancak hayvanlarını kaybettiğinden şikayetçi olan bazı siviller var` dediğini de kaydetti. RO/Kaya Vural

YANKILAR SURUYOR : Kürdistan'daki liderler BM raporuna karşı çıktı

Rizgarî Online/Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani başkanlığında toplanan liderler ve siyasi parti temsilcileri, Birleşmiş Milletler (BM) Irak Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'nın, Kürdistan yönetimi denetimi altında olmayan Kürt bölgelere ilişkin raporunu değerlendirdi. KTV`nin bildirdiğine göre Kürdistan Bölge Başkanlığı, Parlamento Başkanlığı, Başbakanlık, Kürdistan Siyasi Partiler Yüksek Konseyi Üyeleri ve Parlamento ile Hükümet'teki siyasi partilerin temsilcilerinin katıldığı toplantı sonrası yazılı bir açıklamada bulunuldu.

Açıklamada şunlara yer verildi "Toplantıda yer alan liderler ve siyasi partilerin temsilcileri, böyle bir raporun hazırlanıp, sunulacağını tahmin bile etmemiştir. Bu rapordan duyduğumuz kaygıyı ve rahatsızlığımızı açıkça belirtiyoruz. Hazırlanan rapor hiçbir şekilde sorunların çözümüne temel dayanak oluşturacak çapta değildir.

Öte yandan raporda belirtilen çözüm yolları ve çözüme ilişkin atılacak adımlar, daha önce üzerinde anlaşmaya varılan çözüm yollarından çok uzak durmaktadır. Bunun yanında raporun hazırlanışı sırasında, 140. maddenin yerine getirilmesine yönelik anayasanın özünden uzaklaşılmıştır.

Birleşmiş Milletler (BM) Irak Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'nın ekibi daha çok var olan sorunun esasına ineceklerine, ne yazık ki kendilerini ilgilendirmeyen tali konularla ilgilenmişlerdir. Bu nedenle raporun büyük bir bölümü görevlerini aşan bölgesel detaylara ayrılmıştır" denildi.

Başkan Barzani Başkanlığında gerçekleşen toplantıdan sonra yapılan yazılı açıklamanın devamında ise şunlar yer aldı."Toplantı katılımcılarının tamamı rapordan duydukları rahatsızlığı dile getirerek, De Mistura'nın bu raporunu 'NEGATİF' bir rapor olarak değerlendirmiştir. Toplantıda alınan karar gereği rapordaki eksik ve yanlışların düzeltilmesini ve Kürdistan bölgesinin taleplerini içeren resmi anlamda bir mektup yazılıp sayın Steffan de Mistura'ya takdim edilecektir. Bunun yanında de konu hakkında bire bir görüşmelerde bulunulması amacıyla ilgili komisyonlarla birlikte Kürdistan temsilcilerinin yer alacağı bir komitenin oluşturularak, De Mistura ile görüşmesi kararı alınmıştır"

Açıklamanın son bölümünde ise toplantı katılımcılarının duyduğu rahatsızlığın göz önünde bulundurularak, rapordaki eksik ve yanlışların düzeltilmesi gerektiği belirtildi. RO/Akt:Zilan Dersim

PNA-Yunanistan'ın Irak Büyükelçisi Makris Panayothes, Kürdistan Bölgesi'nde "daimi bir merkez" kurmak ve Kürdistan Bölgesi ile bütün alanlarda dostane ilişkilrinin olmasını istediklerini belirtti. Kürdistan Parlamentosu Başkanı Adnan Müftü, dün akşam Yunanistan'ın Irak Büyükelçisi Makris Panayothes'i kabul ederek bir süre görüştü.

Görüşmede, Parlamento Başkan Yardımcısı Dr.Kemal Kerkuki, Parlamento İlişkilier Komisyonu Başkanı ve Kürdistan Bölgesi Hükümetinin Bağdat Temsilcisi de hazır bulundu.

Kürdistan Bölgesi'nde "daimi bir merkez" kurmak istediklerini belirten Makris Panayothes, Irak ve Kürdistan Bölgesi'nin siyasi durumundan ve Kürdistan ile Yunanistan arasındaki dostane ilişkilerden ve bu ilişkilerin daha da güçlendirilmesinden bahsetti.

Kürdistan ile Yunanistan Parlamentosu arasında oluşan ilişkilere yönelik görüş ve düşüncelerini değerlendiren Büyükelçi Panayothes, ülkesinin Kürdistan Bölgesi ve Parlamentosu ile siyasi ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi karşısındaki memnuniyetini dile getirdi. Makris Panayothes, Kürdistan Bölgesi'nin demokrasi deneyimi ve federal sistemin yerleşmesine yönelik desteğini yineledi.

Ziyaretinin amacı konusunda Büyükelçi Makris Panayothes, "Kürdistan Bölgesi'nde "daimi bir merkez" kurmak, Irak ve Kürdistan ile tüm alanlarda dostane ilişkileri geliştirmek istiyoruz" dedi.Büyükelçi, Yunan yatırımcılarının yeniden yapılandırılma ve yatırım yapma sürecine katılmak için hazır olduklarını da kaydetti. Görüşmede, ayrıca BM'nin Irak Özel Temsilcisi De Mistura'nın Kerkük ve Kürdistan'dan koparılan diğer bölgelerle ilgili önerisinin birinci aşaması değerlendirildi.

De Mistura'nın öneri raporunun menfi taraflarına değinen Parlamento Başkanı Müftü ile Parlamento Başkan Yardımcısı Kemal Kerkuki, Parlamento ile Kürdistan halkının kaygılarını yinelediler.Adnan Müftü ve Dr.Kemal Kerkuki, De Mistura'nın Irak Daimi Anayasasında bulunan 140.maddesinin, tarihi ve coğrafi gerçekleriyle uyuşması için öneri raporunu yeniden gözden geçirilmesini istedileri.

BAŞBAKAN BARZANİ İLE PARLAMENTO BAŞKANI MÜFTÜ BİR ARAYA GELDİ: ''DE MİSTURA RAPORU KAYGI VERİCİ..."

PNA-Şemal Ebubekir /Hewler: Kürdistan bölge başbakanı Neçirvan Barzani ile Kürdistan Bölge parlamento başkanı Adnan Müftü bir araya geldi.Görüşmede , BM'nin federal Irak temsilcisi De Mistura'nın 140.madde konusunda hazırladığı rapor eleştirildi.

Başbakanlık binasında gerçekleşen toplantıda birçok bakan ve parlamenter de hazır bulundu. Görüşmenin ardından ortak bir basın toplantısı düzenleyen başbakan Barzani ile parlamento başkanı Müftü, De Mistura'nın 140.madde konusunda hazırladığı raporun ilk aşamasına değindi.

Raporun, Kürdistan halkı içinde büyük bir kaygı yarattığını belirten taraflar raporu sert bir dille eleştirerek '' De Mistura, raporunda , daha önce üzerinde anlaşmaya varılan çalışmalardan pişman olmuştur'' dedi.

Taraflar ayrıca De Mistura'dan Kürdistan'dan koparılan sorunlu bölgelerle ilgili raporunun ikinci ve üçüncü aşamalarında daha gerçekçi olmasını istedi.

Artık kendi anadilimizle konuşmak istiyoruz

Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'nde düzenlenen 'Artık yeter anadilimizde eğitim istiyoruz' mitinginde konuşan Hakkari Bağımsız Milletvekili Hemit Geylani, Kürtçenin yıllardır inkar edildiğine dikkat çekerek, 'Artık kendi anadilimizde konuşmak istiyoruz' dedi.

Yüksekova Futbol Sahası'nda düzenlenen 'Artık Yeter Anadilimizde Eğitim İstiyoruz (Êdî Bes e, Em Perwerdehiya Bi Zimanê Xwe yê Zikmakî Dixwazin) mitingi'nde konuşan Hakkari Bağımsız Milletvekili Hamit Geylani, Kürtçenin yıllardır inkar edildiğine dikkat çekti. Kürtçe üzerindeki baskıların yeni olmadığını aktaran Geylani, 'Kürt dili üzerinde tarihten beri devam eden bir inkar politikası sürdürülmektedir. Hiçbir zaman dilimizle konuşmamız istenilmedi. Buna izinde vermediler. Kürtler artık kendi anadilleriyle konuşmak istiyor. 1920 Anayasasından önce Kürtler kandırılarak, gelin biz Müslümansız bu ülkeyi kurtaralım birlikte dediler. Ancak cumhuriyet ilan edildikten sonra çıkarılan anayasada tek dil, tek bayrak, tek millet sistemini halkımıza dayattılar. Bizler bu güne kadar ne kadar bu sorunları parlamentoya taşımış olsak da, AKP kalkıp türban meselesini bacılarımızın dini duygulularıyla oynayarak ülkenin temel sorunu olan Kürt sorununu örtbas etmeye çalışıyor. Biz Kürtçe dediğimiz zaman, TRT'de 24 saat boyunca bir kanal olacağını söylediler. Ama kendi sistemiyle bir dil başka dilerli vermeye çalışıyorlar. Bizim burada bulunmamızın sebebi anadilimiz hükümeti ve meclise iletmemizdir. Biz kendi dilimizi kendimiz geliştirmek istiyoruz. Bazılarının dayatacağı sistemleri asla kabul etmeyeceğiz' diye konuştu.

'İnkar politikasına artık yeter'

Bütün dünya halklarının kendi dilleriyle konuştuklarını dile getiren TZP Kurdi Sözcüsü Qehar Bateyi, 'Dünyada kendi diliyle konuşmayan tek bir halk vardır. Oda Kürt halkıdır. Kürt halkı yıllardır kendi diliyle konuşamıyor, hep başka diller Kürt halkına dayatılmıştır. Ancak herkes artık bunu net bilmelidir. Burada bir halk vardır o da Kürt halkıdır ve dili de Kürtçedir. Bu ülkede iki kardeş halk olduğu gibi iki dilde vardır. Nasıl Türkçe kendini rahat ifade ediyorsa Kürt halkı da diliyle kendisini artık rahat ifade etmesi gerekiyor. Bizler yıllardır bir şey istiyoruz. Özgürce dilimizi konuşmak ancak biz bunu istedikçe birileri kendi dilini bize dayatmaya başladı. TZP Kurdi olarak artık bu inkar politikasına artık yeter diyoruz. Artık dilimizi ve kültürümüzü özgürce yaşamak istiyoruz. Kürtler artık bunun mücadelesini her alanda verecektir' dedi.

'Kürtler anadilini özgürce kullanmak istiyor'

Dilsiz bir milletin olamayacağını dile getiren Yüksekova Kurdi-Der Şube Başkanı Besin Baykan, 'Kürt halkın talebi kendi anadilini özgürce kullanmasıdır. Bunun için biz buradan haykırıyoruz. Kürtçe özgür bir ortamda anayasal güvence altına alınmalıdır. Bunun içinde bu alanlara çıkman binlerin talepleri görülmelidir. Binler burada barış istiyor. Barışla birlikte dilini, kültürünü istiyor. Artık baskılara inkar ve imhaya êdi bes e diyor' dedi.

Kürt sorununun uluslar arası bir sorun haline geldiğini belirten DTP İlçe Başkanı Vahit Şahinoğlu, şunları söyledi: 'Kürtler artık her alanda taleplerini net bir şekilde dile getirmeye başladı. Bunun için Kürt halkı baskılara ve inkara karşı şuan ikinci 'Êdî Bes e' hamlesini başlatmıştır. Bu hamleyle sizler önderliğimize sahip çıkıyoruz. Tecrit ve izolasyonu kınıyor ve lanetliyoruz. Burada koruculara bir çağrı yapıyorum, gelin onurlu bir şekilde halkımızla birlikte mücadele edin. Artık onurunuzu satmayın.'

'Hiç kimse 'Sayın Öcalan' dememize engel olamaz'

'Kimse sayın Öcalan dememize engel olamaz' diyen Yüksekova Belediye Başkanı Salih Yıldız, şunları kaydetti: 'Ben buradan sayın Öcalan diyorum ve demeye devam edeceğim. Kürtlerin bir hayali daha gerçekleşti. İşte o hayal budur. Kürt halkı artık alanlarda dilini istiyor. Biz buradan bu dili karşı çıkman korucu olan ajan olanlara sesleniyoruz. Sizden hiç mi şeref yoktur. Nasıl kardeşlerinize kurşun sıkıyorsunuz. Sistem koruculuğu dayatıyor. Sistem işbirliği dayatıyor. Sistem Kürt halkına ihaneti dayatıyor. Biz buradan ihanete dur diyoruz.'Miting, sanatçılar, Koma Çiya, Koma Gulen Xerzan ile Rojda'nın seslendirdiği ezgiler eşliğinde çekilen halaylarla son buldu. HAKKARİ (DİHA)