Türk Basını, söz konusu Kürt basını olunca sansüre ortak

Kürt basınına yönelik baskılar ve sansür uygulamaları basın meslek örgütleri tarafından da görülmüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Doğan Medya Grubu'na yönelik boykot çağrısı üzerine önceki gün olağanüstü toplanan ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Baalternatif_gelecek_gazetesın Senatosu, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin de aralarında bulunduğu basın kuruluşları dün bir bildiri yayınladı.

Bildiride, Erdoğan'ın tutumu 'dünyada eşi benzeri görülmeyen' bir tutum olarak değerlendirilerek, 'Asıl olan ifade özgürlüğüdür. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı herkes tarafından her koşulda korunmalıdır' denildi. Ancak ÇGD tarafından Alternatif Gazetesi'nin kapanması konusu gündeme taşınmasına rağmen bildiride bu konuya yer verilmedi. Bu da söz konusu Kürt basını olunca basın kuruluşlarının da sansüre ortak olduğu yorumuna neden oldu.

Bildiride, Erdoğan'ın tutumu 'dünyada eşi benzeri görülmeyen' bir tutum olarak değerlendirilerek, 'Asıl olan ifade özgürlüğüdür. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı herkes tarafından her koşulda korunmalıdır' denildi. Ancak ÇGD tarafından Alternatif Gazetesi'nin kapanması konusu gündeme taşınmasına rağmen bildiride bu konuya yer verilmedi. Bu da söz konusu Kürt basını olunca basın kuruluşlarının da sansüre ortak olduğu yorumuna neden oldu.
Alternatif ve Özgür Halk'a destek 
Alternatif Gazetesi'ne bir ay yayın durdurma ve Özgür Halk Dergisi'ne kapatma verilmesi bu kez Diyarbakır, Dersim, Ankara ve İstanbul basın açıklamaları ve destek ziyaretleriyle kınandı. Diğer taraftan Türkiye, Özgür Bakış davasından AİHM'de mahkum oldu
Alternatif Gazetesi'nin yayının bir ay durdurulmasına ve Özgür Halk Dergisi'nin kapatılmasına tepki gösteren İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey ve DTP Diyarbakır İl Başkanı Necdet Atalay, Kürt sorununu dillendiren kesimlere karşı ayrımcılık yapıldığını ve çeşitli ceza yöntemleriyle susturulmaya çalışıldığını belirtti.
Alternatif Gazetesi'nin ve Özgür Halk Dergisi'nin kapatılmasına tepki gösteren DTP Diyarbakır İl Başkanı Necdet Atalay, Kürtlerin sorununu dillendiren kesimlere karşı ayrımcılık yapıldığını ve çeşitli ceza yöntemleriyle susturulmaya çalışıldığını söyledi. Atalay, 'Kürtlüğe dair ne varsa gerek mahkeme huzurunda gerek aydın-entelektüel ortamda gerekse devlet bürokrasisi açısında ayrımcılığa maruz kalıyor. Doğan Grubu ve AKP arasındaki polemik çerçevesinde özgür basın tartışılıyor. Ama gerçekten özgürlüğünü, bağımsızlığını yıllardır haberleriyle ispatlamış ve gerçek özgür basın dediğimiz başta Kürt basını ve yine diğer bazı basın organlarının karşılaştığı baskılara kimse değinmiyor' diye konuştu.
Kürtlere yönelik başlayan tasfiye sürecinin basına yapılan saldırıyla devam ettiğini dile getiren Atalay, 'AKP hükümetinin sözde demokrasi açılımlarının kendine demokrasi olduğu özgür basına yönelik baskılar ile ortadır. Genel olarak değerlendirecek olursak Kürtlere yönelik bir tasfiye süreciyle karşı karşıyayız. AKP ve Genelkurmay arasında bütünlük ve devletin ortak siyasetiyle Kürt dinamizmine kazanımlarına ve Kürt hareketine karşı çok ciddi bir tasfiye planıyla karşı karşıyayız' dedi. Atalay, 'Gazeteleri, partileri kapatırsanız karşınızda farklı arayışlar ortaya çıkar' şeklinde konuştu.muharrem erbey
İnsanların haber alma ve haber yayma hakkının engellenmemesinin isteyen İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, 'Yavaş yavaş polis devleti, asker devleti, milliyetçi faşizan tutumuyla demokratik hukuk devletinden uzaklaştığını görmekteyiz. 2002 yılından sonra baskının şiddetin insan hakları ihlallerinin arttığını görmekteyiz. En az insan haklarının yaşandığı yıl 2002 yılıdır. 2003'ün başından itibaren tırmanmaya başlayan insan hakları özellikle son bir yılda daha da artmıştır. Hükümetin orduyla anlaşması sonucu ortaya çıkan gelişmeler bizleri kaygılandırıyor. Özellikle basını susturmak başlı başına bir inkar ve imha konseptini rahat bir şekilde yürürlüğe kurma koşullarını yaratmak amaçlı olduğunu düşünüyoruz.' DİYARBAKIR - DİHA


azadiya_welat_zarok Mersin'de Azadiya Welat Bürosu'na baskın yapıldı
Alternatif Gazetesi'nin yayınının durdurulması ve
Özgür Halk Dergisi'nin kapatılması sonrası bu kez de Kürt kurumları basılmaya başlandı. Azadiya Welat Gazetesi Mersin Bürosu'na dün sabah saatlerinde düzenlenen baskında DİHA muhabiri Murat Kolca ve Azadiya Welat çalışanı Ferit Köylüoğlu gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polisler tarafından yapılan baskın sonrası gözaltına alınan Kolca ve Köylüoğlu ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. Öte yandan dün akşam saatlerinde ise Adıyaman'da, 'Eğer Sayın Öcalan demek suç ise ben bu suçu işliyorum ve kendimi ihbar ediyorum' kampanyası çerçevesinde savcılığa dilekçe gönderilmesinin ardından 3 DTP yöneticisi gözaltına alındı. Gözaltına alınan DTP İl Başkan Yardımcısı Zeynep Ölbeci, BDP Adıyaman İl Başkanı Mulla Şahin ve Aziz Akdağ, İl Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.
'Basın özgürlüğü' dediler Alternatif'i görmediler
Kürt basınına yönelik baskılar ve sansür uygulamaları basın meslek örgütleri tarafından da görülmüyor. Başbakan'ın Doğan Medya Grubu'na yönelik boykot çağrısı üzerine olağanüstü toplantı alan, aralarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Basın Senatosu, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin de aralarında bulunduğu basın kuruluşları dün bir bildiri yayınladı. ÇGD tarafından Alternatif Gazetesi'nin kapanması konusu gündeme taşınmasına rağmen bildiride bu konuya yer verilmedi. Bu da söz konusu Kürt basını olunca basın kuruluşlarının da sansüre ortak olduğu yorumuna neden oldu. Toplantıya ilişkin
DİHA'ya bilgi veren Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay ise toplantıya Hayat TV ve Alternatif gazetesinin kapatılmasını konusunu getirdiğini ve bunun bildiride yer alması gerektiğini, basın yönelik en fazla dava açıldığı dönemin AKP dönemi olduğunu söyledi.cagdas_gazeterciler_dernegi
Türkiye Özgür Bakış'tan mahkum
Özgür Bakış gazetesi çalışanlarından Sakine Aktan'ın bir haberinden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yaptığı başvuruda Türkiye, ifade özgürlüğünü ihlale etmekten mahkum oldu. AİHM Sakine Aktan davasını Salı günü karara bağladı. Aktan Özgür Bakış gazetesinin 27 Aralık 1999 tarihli sayısının 11. Sayfasında Kürdistan Gazeteciler Birliği YRK başkanı ile yaptığı bir 'YRK Medya Okulu açıyor' başlıklı röportajdan dolayı 1 yıl 8 ay hapis ve 100 milyon lira para cezasına çarptırıldı. Olayı 2001 yılından bu yana bir çok kez yargılama konusu oldu. AİHM, 'haberin bazı yerlerinde Türk devleti hakkında en negatif bir tablo ortaya koyulmasına ve öyküye düşmanca bir çağrışım vermesine rağmen, şiddette, silahlı direnişe ve ayaklanmaya teşvik etmediğini' kaydetti. Türkiye'yi ifade özgürlüğü hakkını (madde 10) ihlal etmekten mahkum eden AİHM, Aktan'a bin 500 euro manevi tazminat verilmesine karar verdi.
Sine-Sen'den sansüre tepki
Sine Sen Genel Başkanı Yusuf Çetin,
DTP'ye açılan kapatma davası, sınır ötesi tezkerenin uzatılması, Alternatif gazetesinin bir ay kapatılması gibi uygulamalara tepki göstererek, aydın ve sanatçılara 'Baskı, sansür ve parti kapatmalara karşı durun' çağrısında bulundu. Son güncel gelişmelere ilişkin Sine Sen Genel Başkanı Yusuf Çetin, sendika binasında basın toplantısı düzenledi. Militarist ve şoven sisteme karşı muhalefet eden muhalif basın keyfi gerekçelerle sürekli kapatıldığını belirten Çetin, 'Bizler haber alma özgürlüğünden mahrum bırakılıyoruz. Gerçek haberi okuduğumuz Alternatif'e ceza verilmiştir. Bu ortamda haber alma ve basın özgürlüğünden söz emek mümkün değildir. Tezkerenin süresi uzatılarak yeniden ölüm ve cenaze törenleri gündeme getirilecek. Savaş bütçesini doğalgaz ve elektrik faturalarımızla ödeyeceğimizi biliyoruz' dedi. Çetin ayrıca DTP'ye kapatma davasının kaygı verici olduğunu belirtti.

Türkiye Cumhuriyeti bir terör devleti midir?

ÖZGÜRLÜĞÜN ÇARPINTISI Taraf
Rasim Ozan Kütahyalı


<KENOX S730  / Samsung S730>DTP’ye açılan kapatma davasında sona doğru geliniyor...

Önce şunu kabul edelim... Bu parti terörizmle arasına mesafe koyamamış, bazı üst düzey yöneticileri şiddeti meşru gören açıklamalar falan yapmış demenin artık bir anlamı yok...

Zaten şu 25 yıllık çatışma tarihinde en baştan beri hiç kimse ama hiç kimse hukuk tanımıyor, ahlak tanımıyor hatta edep ve adap da tanımıyor...

Nihai amaçların her türlü aracı meşru kıldığına dair tüm totaliter ideolojilerin paylaştığı ahlaksız ve onursuz düşünce bu mesele etrafında her kesime hâkim...

Hem TSK hem hükümet, DTP’ye “PKK’ya terörist de” diyor... DTP’nin üst düzey kadrosundan PKK’nın bir terör örgütü olduğuna dair açık beyanlar isteniyor...

Başbakan öbür türlü DTP’lilerle görüşmüyor. Zaten diğer devlet erkânı külliyen DTP’lilerle görüşmüyor. Basit bir mülki amir bile DTP’li milletvekillerine saygısızca hatta terbiyesizce hareketler yapabiliyor... O mülki amir bu terbiyesizliğinden ötürü ceza değil takdir görüyor...

Kürt meselesi etrafında herkes önce kendi içinden geldiği kesimi sorgulamalı... Önce kendi içinden geldiği kesimi eleştirmeli... Ondan sonra karşı taraftan talepte bulunmalı... O zaman o talep meşru olabilir...

Sıcak ve sürekli çatışma başlayalı çeyrek asır olmuş... İşin özüne dönerseniz sorunun tarihi Cumhuriyet’le yaşıt. Daha öncesini karıştırmıyorum şimdilik... Herkes geriye bakmalı kendini sorgulamalı ve düşünmeli...

DTP’lilere cüzamlı muamelesi yapan generaller düşünmeli... En başta İlker Başbuğ...

TSK son 25 yıldır tam manasıyla bir hukuk devletinin ordusu gibi mi savaştı orada?

Silahlı eylemci ile halkı gerçek bir hukuk devletinin ordusuna yakışır şekilde ayırt edip, ona göre mi mücadele etti?

JİTEM diye bir yapılanma, en gaddar terör örgütlerinin yöntemleriyle tüm bir Kürt halkını zapturapt altına almak için her türlü şeyi yapmadı mı?

Gözaltında kayıplar... Hukuksuz tutuklamalar... Yargısız infazlar... İşkence ve kötü muamele... Toplu sürgünler... Bir yerleşim bölgesini potansiyel suçlu ilan edip o bölgeyi tamamen yakmalar...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu “terörle mücadele” sürecinde bu ahlaksız ve onursuz yöntemleri meşru görmedi mi?

Dürüst olun ey Türk generalleri... Dürüst olun ey Türk siyasetçileri... Hepimiz biliyoruz öyle olduğunu...

Bütün Türkiye yurttaşlarınca bilinen bir iç-bilgi bu... Orada TSK ya da Türk devlet zihniyeti ayaklanmayı durdurmak için, PKK’nın belini kırmak için “ne gerekiyorsa” yaptı...

Yasa, norm, kural, hukuk tanımadı... Ahlak, adalet, vicdan, insaniyet tanımadı... “Ne gerekiyorsa” söylemiyle yapılacak her zulmü yaptı...

Bu ahlaksız politika PKK’yı daha da büyüttü... 10 yaşında çocuktan 80 yaşındaki dedeye kadar Kürt halkı ile PKK arası özdeşlik duygusunu arttırdı... Öcalan ile Kürt halkı arasında olan gönül bağları güçlendi... Olmayan bağlar oluştu...

Hangi siyasi görüşten olursak olalım bunlar somut gerçekler... Bu gerçekler üzerinden Türkler ikiye ayrılıyor...

“Evet,bunlar oldu ama bunların olması gerekliydi” diyenler...

“Hayır, hangi şart olursa olsun böyle terör yöntemlerini kullanarak bir devlet güvenlik politikası yürütemez” diyenler...

Aslında “Bunlar zamanında oldu. Bu yöntemler uygulandı. O zaman içinde haklıydı ama şimdi o dönem geçti, siyasetin devreye girmesi lazım. Siyasi çözüm artık şart” diyen ciddi bir kitle de var bugün...

Kürt siyasal aktörleri böyle düşünenlerle de konuşmaya hazır şu anda... DTP’nin bu görüşteki insanlara gördüğüm kadarıyla kapısı sonuna kadar açık... Geçmişi konuşmayalım, önümüze bakalım diyen bir samimi irade mevcut Kürt siyasetinde...

Egemen Türk kanadı ise hâlâ o iradeye sahip değil... DTP’ye “önce PKK’ya terörist de” diyen Tayyip Erdoğan ve İlker Başbuğ’a sormak istiyorum...

DTP’lilere sürekli öyle diyorsunuz, eyvallah... Şiddetle aranıza mesafe koyun, PKK’yı kınayın, terör örgütü olarak görün...

Peki, siz General Başbuğ...

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri bu çatışma sürecinde bariz terör yöntemlerini kullanarak güvenlik politikası yürütmüştür. Bunu kabul ediyoruz” diyor musunuz?

Peki, siz Başbakan Erdoğan “Bu mesele bazında başında bulunduğum Türkiye Cumhuriyeti bir terörist devlet gibi davranmıştır” diyor musunuz?

Bir Türk önce kendine bu soruları sormalı... Bir Türk generali, bir Türk siyasetçisi önce dürüst olmalı... Türk olmak onurlu bir şeyse bu sorulara da dürüst ve onurlu bir biçimde, yani gerçek bir Türk gibi cevap vermeli...

Bu onurlu ve dürüst cevapların ardından ancak Kürt siyasetçilerine ve Kürt aydınlarına dönüp o taleplerde bulunabiliriz...

Ancak o zaman meşru bir talep olabilir talebimiz...

MÜFTÜ: ‘’KOPARILAN KÜRT BÖLGELER MUTLAKA GERİ ALINMALI’’

PNA-Federal Kürdistan Bölge parlamento başkanı Adnan Müftü , Kürdistan bölge Hükümeti ile Kürdistan Bölgesinin iki farklı anlam taşıdığını ve ‘’koparılan Kürt bölgeler her ne kadar Kürdistan Bölge hükümetinin yönetiminde olmasa da sonuçta Kadnan muftiürdistan Bölgesinin birer parçası olduğunu’’hatırlatarak Araplaştırma politikaları sonucu kopartılan Kürt bölgelerin mutlaka Kürdistan Bölgesine bağlanmaları gerektiğinin altını çizdi.

 

Bugün PNA’ya özel konuşan parlamento başkanı Adnan Müftü , federal Irak anayasası gereğince 140.maddenin kapsadığı bölgelerin Kürdistan Bölge yönetimi dışında bırakıldığını belirterek ‘’Ancak Kürdistan Bölge Yönetimi ile Kürdistan Bölgesi  birbirinden farklı iki şeydir, çünkü bu bölgeler koparılmış bölgelerdir bunların Kürdistan Bölgesine geri dönüştürmeleri gerekir’’ diye konuştu.Parlemento Kurdistan

Müftü’nün bu açıklaması , Bağdat’ta bazı yetkililerin  Kürdistan Bölge Yönetimi sınırının 1991 ‘de Kürt halkını  diktatör Baas rejiminden korunmak amacıyla İttifak Güçleri tarafından belirlenen mavi çizgi olduğu yönündeki çeşitli beyanlarının  ardından geliyor.

Kürdistan bölgesinden koparılan bölgelerin özellikle baas rejiminin yıkılmasından sonra kendi kendini idare ettiklerini belirten Müftü , buralarda nüfus çoğunluğunun Kürtlerden oluştuğunu ve bu bölgelerin Kürdistan’ın birer parçası olduğununun altını çizerek koparılan bu bölgelerin mutlaka Kürdistan Bölgesine bağlanmaları gerektiğini  vurguladı.

Bugün Kürdistan Parlamentosu Kerkük meselesini tartışmak üzere olağanüstü toplanmıştı.

kemal kerkukiToplantıda bir konuşma yapan Kerkuki, “22 Temmuz’un arkasındaki grup 140.maddenin BM’nin Irak Özel Temsilcisi Steffan De Mistura’nın önerileri içerisinde kalmasını istemiyor.” dedi.

PNA-Kürdistan Bögesi Parlamentosu, Kerkük’ün durumu, son gelişmeler ve Anayasanın 140.maddesini görüşmek üzere bugün olağanüstü toplandı. Parlamento Başkan Yardımcısı Dr. Kemal Kerkuki, “Eğer pazarlığı kabul edersek bizi Süleymaniye, Hewler, Dohuk ve Zaho’dan da çıkarırlar” dedi.

Kerkuki, Kürdistan İttifakına çağrıda bulunarak 140.madde konusunda hiçbir şekilde pazarlıkta bulunmamalarını istedi.

Kerkuki, “Kürdistan Parlamentosu’nun tarihi bir duruşu olmalı ve Kürdistan İttifakına Irak Parlamentosu’nda bulunan Baas yanlılarıyla pazarlık yapmaya izin vermemeli. Çünkü Kürt halkının hakları konusunda tenazülde bulunmak hiçkimsenin haddine değil” diye konuştu.

Yapılacak her anlaşmanın halkın yüzde 80’ninin onayını alan Anayasa yoluyla olması gerektiğini söyleyen Kemal Kerkuki, Baasçı Araplarla oturum ve anlaşma yapılamayacağını vurguladı.

Parlamento Başkan Yardımcısı Kerkuki, BM’ye çağrıda bulunarak pazarlık yapması için artık Kürtlerin yakasını tutmamasını istedi.

Kerkuki konuşmasının sonunda, “Eğer bu pazarlık kabul edilirse onlar bizi Süleymaniye, Hewler, Dohuk ve Zaho’dan da çıkarırlar.” dedi.

Tarihin çöplüğünde bir Nazist: Mahmut Esat Bozkurt

Başbakan Fethi Bey her iki bakanı Meclis kürsüsünde suçlamaktan çekinmez: 'Yazık ki, idaresizliği ile Kürdistan meselesini çıkaran bir insan burada beni tenkit ediyor. Aldığımız tedbirler kafidir. Lüzumsuz şiddetlerle ben elimi kana bulayamam' der
Falih Rıfkı Atay'ın aktardığına göre Hitler Mustafa Kemal için şöyle demişti: 'Mustafa Kemal'in ilk öğrencisi Musolini, ikincisi benim.' Mahmut Esat Bozkurt, daha ileri giderek Naziliğin ve faşizmin ilham kaynağının Kemalizm olduğunu söyler mahmut_esat_bozkurt
Mahmut Esat Bozkurt'u sahiplenen ve onun adına ödül yarışması düzenleyen İstanbul Barosu'nun çıkardığı dergide Genel Sekreter Hüseyin Özbek imzasıyla yayınlanan yazıda bu faşist unsura övgüler dizilmekte, evrensel hukuk ölçüleri bir tarafa itilmekten rahatsızlık duyulmamaktadır

Son günlerde yakın geçmiş tarihi kirleten unsurlar yeniden gazete sayfalarında görülür oldular. Bu unsurlardan birisi gerek icraatları, gerek demeçleri ve gerekse zihniyeti ile yakın geçmiş tarihin kirli sayfalarında boy gösteren Mahmut Esat Bozkurt. Bu kirli unsuru yakından tanımak, yakın geçmiş tarihi kavramak için oldukça önemli. Ancak ne var ki, ırkçı ve faşist Mahmut Esat Bozkurt'u sahiplenen ve onun adına ödül yarışması düzenleyen İstanbul Barosu'nun çıkardığı dergide Genel Sekreter Hüseyin Özbek imzasıyla yayınlanan yazıda bu faşist unsura övgüler dizilmekte, evrensel hukuk ölçüleri bir tarafa itilmekten rahatsızlık duyulmamaktadır.
Yargıtay Başkanvekili ve Ceza Genel Kurulu Başkanı Osman Şirin'in yeni Ceza Kanunu'nun tartışıldığı bir panelde bu yasanın 10 Şubat 2005'te yürürlüğe girmesiyle Mahmut Esat Bozkurt döneminin kapanacağını söylemesi bir dizi tartışmayı beraberinde getirmişti. Bozkurt'un laik hukuk sisteminin mimarı olduğu, bu dönemin kapandığının söylenilmesinin laik hukuk sistemine karşı olduğu yönündeki eleştirilerde Sayın Şirin'in hedef alındığı unutulmadı. Hitler'in ırkçı faşist Nazi partisi (National Sosyalism) gibi kendilerini ulusalcı sol olarak tanıtan ırkçı ve faşist çevrelerin övgüyle söz ettikleri, lanetli bir ideolojinin, resmi ideolojinin önemli bir kuramcısı olarak gördükleri ancak ne var ki özelikle Kürtlerin nefretle andıkları, ismi etrafında bu kadar gürültü kopartılan Mahmut Esat Bozkurt kimdir?
Türkiye'de Takrir-i Sükun yasasıyla beraber Tek Parti Yönetimi her türlü düşünceyi yasaklayıp muhalefet yapmayı vatan hainliği olarak değerlendirince, demokrasi düşmanı bir yığın yazar gazetelerin köşe başlarını tutup faşizmin erdemliliğinden bahseder olmuşlardı. Başta Yunus Nadi olmak üzere birçok yazar ve Hamdullah Suphi gibi yöneticiler Musolini ve Hitler hayranlığını gizlemeden açıkça bu faşist liderleri övmekte adeta birbirleriyle yarışırlar. Bunların dışında hükümette görev alanlarında bu yarıştan geri kalmadıkları görülür. Irkçılığın ve faşizmin övgüsünü yapanların başında Mustafa Kemal'in Adalet ve İktisat Bakanlığını yapmış olan Mahmut Esat Bozkurt gelir. Yahudi düşmanlığı yanında, Kürt düşmanlığını da her fırsatta söylemekten geri kalmayan Mahmut Esat Bozkurt, Mustafa Kemal'in nedense en çok sevdiği bakanlarından birisidir.
'Ben elimi kana bulayamam'
Bir dönemin uygulamalarında önemli rol oynayan, Kemalizmin ideolojik kuramcılığına soyunan Mahmut Esat Bozkut'a ilk önemli tepki Şeyh Sait İsyanı sırasında rejimin terör uygulamasını ret eden dönemin Başbakanı Fethi Beyden gelir. İçişleri Bakanı Recep Peker ile Adalet Bakanı Mahmut E. Bozkurt, Başbakan'ın şiddet uygulamaktan kaçındığını öne sürüp istifa ettiklerinde, Başbakan Fethi Bey her iki bakanı Meclis kürsüsünde suçlamaktan çekinmez: 'Yazık ki, idaresizliği ile Kürdistan meselesini çıkaran bir insan burada beni tenkit ediyor. Aldığımız tedbirler kafidir. Lüzumsuz şiddetlerle ben elimi kana bulayamam.' (1) der. Başbakan Fethi Bey'in, kabinesinde yer alan faşist ve ırkçı bakanların şiddet ve terör yanlısı politikalarına alet olmayacağı anlaşılınca, her zaman Kürtlere düşmanca yaklaşan, ne var ki, kendisi de Kürt olan İsmet İnönü'ye gün doğar.
Kürt İsmet'in Takrir-i Sükun Yasası
Irkçı ve faşist bakanların desteği ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in de onayladığı sıradan ve çok basit bir mizansenle Fethi Bey istifa etmek zorunda bırakılır. Bu mizansende Mustafa Kemal ve İsmet İnönü'nün de bulunduğu bir ortamda görevli isyan haberini veren telgrafı önce Fethi Bey'e verir. Fethi Bey sanki umursamaz bir şekilde telgrafı okur ve görevliye geri verir. Bunun üzerine Mustafa Kemal görevliye telgrafı İsmet İnönü'ye vermesini işaret eder. İsmet İnönü telgrafı okuduktan sonra sözde derin bir düşünceye dalar görünür. Bu durumu İnönü'nün derin hassasiyeti olarak algılayan Mustafa Kemal başbakanlık görevini İsmet İnönü'ye verir. Falih Rıfkı Atay'ın müfrit diye nitelendirdiği, acımasızlığı ve şiddet yanlılığıyla Kürtlerce çok yakından tanınan Kürt kökenli İsmet İnönü başbakan olur olmaz bütün ülkeyi zindana çeviren Takrir-i Sükun Yasası'nı çıkartır. Bu yasayla yönetime eleştirel yaklaşan yayın organları yasaklanır, ünlü gazeteciler tutuklanıp İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanırlar. Yeni kurulan İnönü hükümetinde Mahmut Esat Bozkurt ve Recep Peker görev alacak ve özellikle şiddet yanlısı ve faşist kişiliğiyle Recep Peker, Tek Parti yönetiminde önemli görevler üstlenecektir.
Teorisyen Bozkurt'un Hitler hayranlığı
Mahmut Esat Bozkurt, Şey Sait İsyanı'nın şiddet ve terörle bastırılmasını savunup, binlerce masum insanın öldürülmesinde önemli rol oynar. Kemalizmin teorisyenliğini de yapan Mahmut Esat Bozkurt, Hitler'e ve Musolini'ye övgüler dizdiği Atatürk İhtilali adlı kitabında Kemalizmin, faşizm ve Nazizmle olan benzerliğini ortaya koyar. Bunun yanısıra, söz konusu kitapta Hitler gibi ari ırkını yücelterek Yahudileri aşağılamaktan da geri kalmaz.
'Ariler medeniyet kurucularıdır. İdealistlik, o kuvvettir ki, Arilerin üstünlüğünü gösterir. Yahudi Ariliğin en belirli bir zıddıdır. Yahudiler göçebe değil asalaktır.' (2)
Kemalizmin kuramcısı olarak öne çıkan Mahmut Esat Bozkurt, Kemalist Tarih Tezi'nin o denli etkisinde kalmış olmalı ki, Nazilerin üstün ırk olarak gördükleri Arilere sahip çıkmakta, Türkleri de bu ırkın bir kolu olarak benimsemektedir. Oysa Arilerin Türklerle hiçbir ilişkisi yok ama Kürtlerle ilişkili olduğu da o denli gerçek. Yahudilere olan düşmanlığı ise, kendisini Nazilerle özdeşleştirdiğinden olsa gerek; çünkü tarihte Yahudilerle Türkler arasında ciddi hiçbir sorun yaşanmamış; aksine Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki Türkleştirme politikasında Yahudilerin önemli katkıları olmuştur. Dolayısıyla düşman olunacak hiçbir neden olmamasına karşın Yahudileri düşman olarak nitelendirmesi totaliter rejimlerde iktidarın düşmana olan gereksinimden kaynaklandığındandır. Halkı hayali düşmanlarla oyalayıp içteki azgın sömürüyü gizlemek despotik rejimlerin çok sık uyguladıkları yöntemlerden biridir. Resmi ideolojinin de bundan beslendiği 80 yıllık cumhuriyet tarihine bakıldığında net bir şekilde görülmektedir.
'Türkün en kötüsü, olmayanın en iyisinden iyidir'
Falih Rıfkı Atay'ın aktardığına göre Hitler Mustafa Kemal için şöyle demişti: 'Mustafa Kemal'in ilk öğrencisi Musolini, ikincisi benim.' (3) Mahmut Esat Bozkurt daha ileri giderek Naziliğin ve faşizmin ilham kaynağının Kemalizm olduğunu söyler. 'Zamanımızın bir Alman tarihçisi, gerek nasyonal sosyalizmin ve gerek faşizmin Mustafa Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey olmadıklarını söyler. Çok doğrudur. Çok doğru bir görüştür.' (4)
Kemalizmi faşizm ve Nazizmle eşdeğer gören ve her seferinde Atatürk'ü sözleriyle fetişleştirip ululaştıran Mahmut Esat Bozkurt, patavatsızlığı ve densizliği nedeniyle günün birinde bakanlıktan istifa etmek zorunda kalır. İstifasına neden olan hızlı Türkçülüğü, ırkçılığı ya da faşizme olan hayranlığı değil. 'Türkün en kötüsü, Türk olmayanın en iyisinden iyidir' (5) diyen Bozkurt, 21 Eylül 1930 tarihli Son Posta Gazetesi'ne verdiği demeçte, 'Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk'tür. Öztürk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır. Köle olmaktır' demişti.
O yıllarda rejimin yeni bir ulus yaratmak için başta Kürtler olmak üzere diğer etnik unsurları zorla asimilasyona tabi tutmaları nedeniyle iktidar güçlerinden karşı bir ses yükselmez. Faşist ve ırkçı bakan Mahmut Esat Bozkurt'un bu demecine o günlerde başlarına her gün bomba yağan Kürtlerden de bir tepki gelmez. Ama Rum ve Ermeniler bu demeçten son derece rahatsız olarak kendi gazetelerinde tepkilerini dile getirirler. Bu tepkileri sütunlarına alan Cumhuriyet Gazetesi, 25 Eylül 1930 tarihinde şunları yazar: '...Rumca gazeteler, sabık Adliye Vekili'nin Öztürk tabirle ecnebileri değil, fakat Türk olmayan düğer unsurları kastettiği yolundaki beyanatını şiddetle tenkit ederek mumaileyhin böyle bir söz sarf ettiğine inanmak istemediklerini, yirminci asırda esaret mevcut olmadığını, böyle bir tasnifin Türkiye Cumhuriyeti'nin bariz bir vasfı mümeyyizi olan müsavat ve liberalizm prensipleriyle ve teşkilatı esasiye kanunu ile kabili telif olmadığını ve Rumların esaretten muhacereti tercih edeceklerini yazıyorlar.'
Mahmut Esat Bozkurt'un hiç ummadığı bu tepkileri yumuşatmak için istifa etmesine karşın Rumlar rahatsızlıklarını her seferinde dile getirirler. Rumların gazetelerinde bu konuyu sürekli gündemde tutmaları üzerine Bozkurt yeni bir açıklamada bulunur. Bu kez yabancıları değil de Türk olmayan diğer unsurları kastettiğini belirtir. Türk olmayan diğer unsurlar dediği, hani birçok anlı şanlı devlet büyüklerimizin 'bu memleketin asli unsurları' dedikleri ancak daha sonra Mersin'deki Ergenekon çetesinin tezgahladığı bayrak provokasyonu nedeniyle yaşanan olaylarda Genelkurmay Başkanı'nın 'sözde vatandaş' diye tabir ettiği, yine bir başka Genelkurmay Başkanının AKP hükümetine verdiği sözde e-muhtırada 'Ne mutlu Türküm demeyenler düşmandır' dediği Kürtlerin ta kendisidir. Cumhuriyet öncesi sözde Kurtuluş Savaşı'nda canını vermekten çekinmeyen, ama cumhuriyet sonrası bir dizi ink‰rla yok edilmeye çalışılan Kürtler...
Gereksiz safra gibi bir tarafa atılan Bozkurt
19 Eylül 1930 tarihli Milliyet Gazetesi'nde de '...saf Türk olmayan hiç kimsenin bu ülkede hiçbir hakkı yoktur; onlar sadece ve sadece hizmetçi ve köle olma hakkına sahiptirler. Bu gerçeği dost, düşman, herkes dağlar bile bilmek zorundadır' der.
Patavatsızlığı ile milletvekillerinin alay konusu olan Mahmut Esat Bozkurt'un istifası İsmet İnönü'yü rahatlatır. 22 Eylül 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi 'Elhamdülillah' başlığıyla şöyle yazar: 'Adliye Vekili Mahmur Esat Bey'in İsmet Paşa kabinesinden çıkarılacağı haberleri nihayet tahakkuk etmiştir. Filhakika dün bir telgrafla vekaletten çekilmesi talep edilen Mahmut Esat Bey'in, istifanamesi bu sabah Başvekalete gelmiştir. Onun istifası, İsmet Paşa'yı bir kat daha kuvvetlendirdi. Her sözü, her hareketi, her işi ile (daha iki gün evvel Ödemiş'te irat ettiği nutukta ne çamlar devirmişti). İsmet Paşa kabinesine zaaf veren bu vekilin çekilmesi, Başvekili ağır bir yükten kurtardı. İsmet Paşa bunün dünden kuvvetlidir. Lüzumsuz bir safradan kurtulmuş bir balon nasıl havada yükselirse İsmet Paşa kabinesi de ondan kurtulunca efkarı umumiyede öyle yükselmiştir.' (6)
Kemalizmin ünlü kuramcısı, büyük Türkçü Mahmut Esat Bozkurt gereksiz bir safra gibi bir tarafa atılır. Sistem nasıl ki, işi biten tetikçisini ıssız bir yerde öldürdüğü gibi siyaset erbabını da suyu sıkılmış bir limon gibi bir köşeye atıverir. Bir köşeye itibarsız bir şekilde atılan Mahmut Esat Bozkurt, İsmet İnönü'den daha mı çok milliyetçiydi? Elbette hayır...
'Türkçülüğe karşı çıkanları yok edeceğiz'
İsmet İnönü'nün de aynı kanıda olduğunu birçok demecinde görmek mümkün. Şovenlikte herkesin birbirleriyle yarıştığı o günlerde, Sivas demiryolunun açılışı nedeniyle şunları söyler İnönü: 'Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırki bir takım haklar isteyebilir. Başka hiçbir kişinin buna hakkı yoktur.' (7)
Türklerin kendi devletlerinde, etnik veya ırki bir takım hak talebinde bulunma saçmalığını bir tarafa bırakarak, İsmet İnönü'nün Bitlisli bir Kürt olduğunu belirtmiştik. İsmet İnönü'nün 22 Nisan l925 günü Türk Ocakları'nda yaptığı konuşmada, 'Biz açıkça milliyetçiyiz. Milliyetçilik bizi birleştiren tek nedendir. Türk çoğunluğunun yanında diğer unsurların hiç bir etkisi yoktur. Her ne pahasına olursa olsun, ülkemizde yaşayanları Türkleştirecek, Türklere ve Türkçülüğe karşı çıkanları yok edeceğiz. Vatana hizmet etmek isteyenler her şeyden önce Türk ve Tükçü olmalarını istiyoruz.' (8)
Kürt olduğu halde Türkçülüğü bu denli savunan İnönü hakkında Rıza Nur'un düşünceleri ise hayli ilginçtir. Lozan görüşmeleri sırasında Dışişleri Bakanı olarak Rauf Bey'in yerine İsmet İnönü'nün atanmasına önce sevindiğini yazan Rıza Nur, şöyle devam eder: 'Meğerse ben ne hata etmişim? Bir Abazanın atılmasına, fakat yerine bir Bitlisli Kürdün geçmesine neden olmuşum... Bunu Lozan'da öğrendiğim vakit bana inme iniyordu. Bir gün Lozan'da İsmet bizzat kendisi Bitlisli olduğunu, orada Türk olup olmadığını benden sordu. O vakit donup kaldım. Ne bileyim? Bu adam kendini halis bir Türk gibi gösteriyor. Sözleriyle Türkçülük yapıyor.' (9)
'ÖnceTürk, pek çok Türk sonra insan'
Atatürk milliyetçiliğini çağdaş bir ulusçuluk olarak görenlerin, Mahmut Esat Bozkurt'tan milliyetçilik üzerine öğrenecekleri çok şey var. İşte Mahmut E. Bozkurt'un kuramcılığını yaptığı Kemalist ideolojinin milliyetçilik yönü:
'Türk ve Türkçülük her şeyden üstündür. İnsanlığı çok severim. Lakin Türkçülüğü daha çok. İnsanlığı duyarım. Lakin Türklüğü daha çok fazla. Türk herşeyden üstündür. Her şey Türk içindir. Bana denmesin ki, Türk olmayanı düşünmez misin? Düşünürüm. Ama Türkü, daha çok, daha pek çok... Önce Türk, sonra insanlık, sonra başkaları..' (10)
Kendini bu denli milliyetçi gören Mahmut Esat Bozkurt aynı zamanda emperyalizmle de son derece uyumlu bir kişilik sergilemektedir. Ekonomiden sorumlu Bakan olduğu sırada, İzmir İktisat Kongresi nedeniyle Hakimiyet-i Milliye Gazetesi'ne verdiği bir demeçte şunları söyler: 'Bazı ecnebi ve ezcümle Yunan gazeteleri ve ajansları Kongre aleyhine propaganda yapıyor ve bizim ecnebi sermayesine düşman olduğumuzu iddia ediyorlar. Bunlar külliyen yalan ve iftiradır.' (11)
Mahmut Esat Bozkurt Kemalizmin önemli ideologlarından biridir. Milliyetçilik konusunda söyledikleri, katıksız Kemalizm söylemidir. Ne eksik, ne fazla... Kemalist milliyetçilik en net ifadesini Mahmut Esat Bozkurt'un yazdıklarında bulur. Ancak ne var ki, Van'da bir kışlaya adı verilen Kürt düşmanı katil Orgeneral Mustafa Muğlalı örneğinde olduğu gibi bu kirli unsurlardan toplumsal bir mutabakat sağlanılmaya çalışılması, öne çıkartılması bir tehdit unsuru olarak kullanılmıyorsa eğer bunların birer aymazlık örneği olduğu çok açıktır. Mahmut Esat Bozkurt'a tarihin çöplüğünden saygı kazandırma çabası boşuna bir uğraştır. İstanbul Barosu'nun Mahmut Esat Bozkurt adına ödül vermesi ve onun ırkçı ve faşist yönünü unutturma çabası beyhudedir. Halkların belleğinde o iflah olmaz bir Nazidir çünkü. www.gundemonline.com
MUSTAFA YELKENLİ *
*Barış ve Demokrasi Partisi Ankara İl Başkanı (myelkenli@hotmail.com)
DİPNOTLAR:
1 - Ş.S.Aydemir, Tek Adam, c.3 s.232, Remzi K. 5.Baskı 1975
2 - M.E.Bozkurt, Atatürk İhtilali, s.65 Altın K. 1967
3 - F.R.Atay, Çankaya, c.1 s.205 1937
4 - M.E.Bozkurt, Ataürk İhtilali, s.137, Altın K. 1967
5 - Cihan Yamakoğlu, M.Esat Bozkurt sayfa 49, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları, 1987
6 - Arıca bakınız: Cihan Yamakoğlu, M.Esat Bozkurt, s.39 Kültür ve Turizm Bak. Y. 1987
7 - Milliyet Gazetesi, 31 Ağustos 1930
8 - Yakın Tarihimiz, s.447 Milliyet'in Tarih ve Kültür Eki
9 - Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, c.3 s.181-182 İşaret Y. 1992
10-Yeni Sabah Gazetesi, 23 Birincikanun 1943
11-Prof. Taner Timur, Türk Devrimi ve Sonrası, s.48, İmge Y. 3.Baskı 1994

Ama 'Kürt büyüğü'dür

orhan_dogan_park_izinyok Bulanık'ta Orhan Doğan'ın adı belediye parkına verilmek istendi, Kaymakamlık 'Türk büyüğü olmadığı' gerekçesiyle izin vermedi
Kürt siyasetçilerine yönelik tahamülsüzlük sınır tanımıyor. Yıllarca cezaevlerinde tutulan, hakkında çok sayıda dava açılan Kürt siyasetçi Orhan Doğan'a yönelik uygulamalar, ölümünden sonra da sürüyor. Cizre Belediyesi'nin yaptırdığı Doğan'ın kabartma heykeli konusunda mahkeme, ikinci kez ihtiyati tedbir kararı aldı. Muş Bulanık'ta ise belediye parkına Doğan'ın adı verilmek istendi, ancak Kaymakamlık Doğan'ın 'Türk büyüğü olmadığı' gerekçesiyle izin vermedi.
Anısına da ihtiyati tedbir!
Mahkemeler sağlığında yıllarca cezaevlerinde tuttukları Kürt siyasetçi Orhan Doğan anısına da aynı muameleyi gösteriyor. Cizre Belediyesi tarafından Belediye Parkı'nda yaptırılan kabartma heykeli konusunda mahkeme, ikinci bir ihtiyati tedbir kararı aldı. Muş'un Bulanık ilçesinde ise belediye parkına Orhan Doğan'ın isminin verilmek istenmesi, Bulanık Kaymakamlığı tarafından Doğan'ın 'Türk büyüğü olmadığı' gerekçesiyle reddedildi. Belediyeler, kararların siyasi olduğunu belirterek, Doğan'ın siyasi hayatına ihtiyati tedbir koyanların şimdi de heykel ve park isimlerine ihtiyati tedbir koyduğuna dikkat çekti.orhan-dogan-topraga-verildi2_b
Cizre Belediyesi tarafından Kürt siyasetçi Orhan Doğan anısına Belediye Parkı'nda yapılan ve üzerinde Doğan'ın Meclis'te yaptığı konuşmadan alınan 'Nasıl ki tek çiçekle bahçe, tek sazla orkestra olmazsa, Türkiye insanının da tek tip düşünmesi beklenmemelidir' sözlerinin yer aldığı kabartma heykeline ilişkin Cizre Mal Müdürlüğü, 2006 yılında Cizre Belediyesi hakkında Cizre Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açmıştı. Heykelin Kıyı Kanunu'na göre Dicle Nehri'ne 100 metre mesafe olan kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı öne sürülerek, hazineye devredilmesi istenmişti. Mahkeme, 4 Haziran 2007'de parkın hazineye devredilmesine ve ihtiyati tedbir alınmasına karar vermişti. İhtiyati tedbir 10 Eylül'de bir haftalığına mahkeme tarafından kaldırılmıştı. Mahkeme, heykelin kaldırılmasına ilişkin belediyeye verdiği bir haftalık sürenin dolması üzerine park için 17 Eylül'de ikinci bir ihtiyati tedbir kararı verdi. Mahkeme, 4 Haziran'da Şırnak Barosu'na ait lokal inşaatı hakkında verilen ihtiyati tedbir kararını ise kaldırdı. Duruşma 5 Kasım'a ertelendi.
'Tahammülsüzlük var!'
Karara tepki gösteren Cizre Belediye Başkanvekili Ahmet Dalmış, alınan kararın siyasi olduğunu söyledi. Park içerisinde yapılan birçok inşaata göz yumulduğunu dile getiren Dalmış, ancak Doğan heykeli konusunda hukukun alelacele işlediğini belirtti. Doğan'a karşı bir tahammülsüzlük olduğunu ifade eden Dalmış, şunları kaydetti: 'Orhan Doğan yaşarken devlet tarafından siyasi hayatına konulan ihtiyati tedbir kararı maalesef bugün tahammülsüzlükten ötürü anısı için yapılan heykele yönelik de alınıyor. Barış ve kardeşliği savunmanın yegane gayesi içerisinde olan Orhan Doğan maalesef hala bu ülkede bazı savcılarca bölücü olarak görülüyor. Ama gün gelecek barış ve kardeşliğin mücadelesini onurluca yürütenlerin Cizre'de değil ülkenin birçok yerine Doğan'ın heykelinin dikileceğine inanıyoruz.' ŞIRNAK / DİHAorhan-dogan-cizre-cenaze4
VEDAT YILDIZ/ İBRAHİM BUDAK
Orhan Doğan 'Türk büyüğü' değilmiş!
Muş'un Bulanık ilçesinde Muş Belediyesi tarafından yapılan parka Orhan Doğan'ın isminin verilmek istenmesi Kaymakamlık engeline takıldı. Belediye meclisinin yeni yapılan park ve caddelere verilmesi için hazırladığı isim listesi, onaylanması için İlçe Kaymakamı Fatih Aksoy'a gönderildi. DTP, MHP ve AKP'li meclis üyelerinin oybirliğiyle hazırladığı isim listesinde bulunan cadde isimleri onaylanırken, belediye binası yanında bulunan boş arazide yapılan parka Orhan Doğan isminin verilmesi reddedildi. Kaymakam Aksoy karara ilişkin, 'Yaptığımız araştırmada Orhan Doğan sadece DEP Milletvekili olduğu ve Türk büyüğü olmadığı tespit edilmiştir. Park ve benzeri yerlere verilen isimler Türk büyüklerine ait olması gerekiyor. Bunun için alınan karar kaymakamlığımız tarafından reddedilmiştir' gerekçesini öne sürdü. Kaymakamın gerekçesinin kabul edilemez olduğunu söyleyen Bulanık Belediye Başkanı Nasır Aras, karara karşı hukuki yola başvuracaklarını belirtti. Doğan'ın Türkiye'de barış ve demokrasi açısından önemli hizmetleri olan değerli aydınlardan olduğunu belirten Aras, 'Bize göre Kaymakam'ın aldığı karar hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Yasalarda verilen isimlerin genel ahlaka, genel adaba uygun olduğu zaman onaylanması gerekiyor. Ancak burada böyle yapılmadığı görülmektedir. Burada kararın reddedilmesi halkın iradesinin reddedilmesi anlamına gelmektedir' şeklinde konuştu. Halen yaşayan sanatçı, belediye başkanları ve aydınların isimlerinin Türkiye'de birçok parka verildiğini hatırlatan Araz, 'Verilen isim ilçe halkı tarafından büyük bir sevinç yaratmıştı. Kaymakamlık kararı inandırıcı değildir. Ancak biz bu parka Sayın Orhan Doğan'ın isminin asılması için her türlü yasal yola başvurarak ismi parka vereceğiz. Meclis'i toplayarak aynı ismi kararlaştırarak göndereceğiz' dedi. MUŞ / DİHA REMZİ COŞKUN

Kürt medyasına 30 kez kapatma cezası verildi

Kürt medyasına 30 kez kapatma cezası verildi Türkiye'de Alternatif gazetesine verilen bir aylık kapatma cezasının ardından, 'Kızıllaşan Özgür Halk' dergisi de bir aylık süreyle kapatıldı. 2 çalışanının tutuklu olduğu dergi, geçtiğimiz ay yayın hayatına başlamıştı. 2007 yılının başından bu yana Kürt medyasına yönelik 30 kez kapatma cezası verildi.

Aylık olarak yayın yapan Kızıllaşan Özgür Halk dergisi 'Örgüt propagandası' iddiasıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kapatıldı. Eylül ayının başında yayın hayatına başlayan derginin, ilk sayısını dağıtan 4 çalışanı da gözaltına alındı ve bunlardan ikisi tutuklanarak cezaevine gönderildi.
İlk olarak 1992 yılında Özgür Halk adı altında yayın hayatına başlayan bu gelenekteki dergilerin ilk yıllarında hemen hemen her sayısı toplatıldı veya kapatıldı. Son bir yılda ise bu gelenekteki dergilerin 27 çalışanı tutuklandı. Tutuklanan dergi çalışanlarından 12'si hâlâ cezaevinde bulunuyor.
Yola devam
Kızıllaşan Özgür Halk dergisi çalışanları bu uygulamalara tepki göstererek, bu kapatmaların hükümet ve askerin Kürt sorunundaki inkâr ve imha politikasının bir parçası olduğunu söyledi. Kapatmaların hukuki yönünden çok siyasi ve ideolojik yönünün olduğunu kaydeden dergi çalışanları, her şeye rağmen çalışmalarını devam ettireceklerini ifade etti.
Günlük yayın yapan Alternatif Gazetesine de, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından 1 ay süreyle kapatma cezası verildi. Savcılık, Alternatif gazetesini 1 aylık kapatmaya gerekçe olarak, gazetenin 20 Eylül'de sayısında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatları aracılığıyla yaptığı açıklama ile KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan'ın ANF'de yer alan röportajlarına yer vermesini gösterdi. 19 Mayıs 2008 tarihinde yayın hayatına başlayan gazete 26 Mayıs tarihinde de bir ay süreyle kapatılmıştı.

Gelecek gazetesi çıkıyor
Alternatif Gazetesi'nin bir ay süreyle yayınının durdurulmasına tepki gösteren gazete çalışanları, kararı demokrasiden uzaklaşmanın bir anlamı olarak değerlendirdiler. Alternatif ve gelecek_gazeteleriGelecek gazeteleri İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cevat Düşün, gazetenin yayınının durdurulmasına karşın 23 Eylül'de Gelecek Gazetesi'yle devam edeceklerini belirterek, 'Okurlarımızın en büyük desteği Gelecek Gazetesi'ne sahip çıkmak olacaktır' dedi.

2007 yılının başından beri Kürt medyasına yönelik 30 kez kapatma cezası verildi. Ceza alan Kürt basın-yayın organları şöyle: 17 Ocak 2007'de yayın hayatına başlayan Gündem gazetesi 6 kez, Güncel gazetesi 3 kez, Gerçek Demokrasi gazeteleri 2 kez, YedinciGün gazetesi 6 kez, Haftaya Bakış gazetesi 3 kez, Yaşamda Demokrasi gazetesi 1 kez, Toplumsal Demokrasi gazetesi 2 kez, Öteki Bakış gazetesi 1 kez, Yeni Bakış gazetesi 1 kez kapatılırken, 28 Mayıs 2008'de yayın hayatına başlayan Gelecek gazetesi bir kez, 19 Mayıs 2008'de yayın hayatına başlayan Alternatif gazetesi iki kez bir aylık süreyle kapatıldı.
11 gazete ve 1 dergiye 30 kapatma
Hayat TV ve yine 15 Ağustos 2006'da yayın hayatına başlayan ve Türkiye'de Kürtçe yayın yapan tek günlük gazete olan Azadiya Welat'ın yayını ise 20 gün süreyle durdurulması Türkiye'deki sözde 'basın özgürlüğü' tablosunun sadece bir bölümü.
İşte 2007 başından beri 30 kez kapatılan 11 gazete ve bir dergi: Alternatif, Yaşamda Demokrasi, YedinciGün, Yaşamda Gündem, Güncel, Azadiya Welat, Gündem, Gerçek Demokrasi, Haftaya Bakış, Toplumsal Demokrasi, Öteki Bakış ve Özgür Halk.
Kızıllaşan Özgür Halk, 22 Eylül 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
Alternatif, 20 Eylül 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
Alternatif, 26 Mayıs 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
YedinciGün, 15 Mayıs 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
YedinciGün, 8 Nisan 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
Öteki Bakış, 4 Nisan 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
Yaşamda Demokrasi, 4 Nisan 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
Haftaya Bakış, 19 Mart 2008'de 1 ay sürekle kapatıldı
YedinciGün, 4 Şubat 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
Yaşamda Demokrasi, 17 Ocak 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
Haftaya Bakış, 2 Şubat 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
YedinciGün, 12 Ocak 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
Toplumsal Demokrasi, 5 Ocak 2008'de 1 ay süreyle kapatıldı
Yaşamda Demokrasi, 16 Aralık 2007'de 1 ay süreyle kapatıldı
Haftaya Bakış, 8 Aralık 2007'de 1 ay süreyle kapatıldı
YedinciGün, 27 Kasım 2007 tarihinde 1 ay süreyle kapatıldı
Gerçek Demokrasi, 21 Kasım 2007 tarihinde 1 ay süreyle kapatıldı
Gündem, 14 Kasım 2007'de 1 ay süreyle kapatıldı
YedinciGün, 12 Kasım 2007 tarihinde 15 gün süreyle kapatıldı
Güncel, 17 Ekim 2007 tarihinde 1 ay süreyle kapatıldı
Gerçek Demokrasi, 16 Ekim 2007 tarihinde 1 ay süreyle kapatıldı
Gündem, 9 Ekim 2007'de 1 ay süreyle kapatıldı
Gündem, 8 Eylül 2007'de 1 ay süreyle kapatıldı
Güncel, 17 Temmuz 2007'de 12 gün süreyle kapatıldı
Gündem, 12 Temmuz 2007'de 15 gün süreyle kapatıldı
Gündem, 9 Nisan 2007'de 15 gün süreyle kapatıldı
Güncel, 30 Mart 2007'de yayın durdurma cezası aldı
Azadiya Welat, 23 Mart 2007'de 20 gün süreyle kapatıldı
Yaşamda Gündem, 10 Mart 2007'de yayın durdurma cezası aldı
Gündem, 6 Mart 2007'de 1 ay süreyle kapatıldı
İSTANBUL / ANF

Bu utanç hepinize yeter

Ergenekon sanığı General Şener Eruygur'u tahliye eden mahkeme, Alternatif Gazetesi'ni kapattı. Erdoğan'ın Doğan Grubu'na saldırısını 'faşizm' olarak değerlendirenler ise, sessizliği tercih ettiler

gazete_turk_medya_basin Bir gazete daha
Kürtlere yönelik tasfiye konseptlerinin yürürlükte olduğu, sınırötesi operasyon hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde Kürt basınına yönelik baskılar da kesintisiz bir şekilde sürüyor. Alternatif Gazetesi 20 Eylül'de, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 1 ay süreyle kapatıldı.
Sessiz kaldılar
Erdoğan'ın Doğan Grubu'na yönelik 'boykot' çağrısını 'faşizm' olarak değerlendiren basın-yayın organları ve basın örgütleri, Alternatif Gazetesi'nin kapatılmasına karşı sessizliğini korudu. Öte yandan Özgür Halk Dergisi de dün kapatıldı. Dergiye yönelik baskılar sürüyor.
Doğan Grubu olunca olağanüstü toplantı
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Basın Senatosu, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Çağdaş Gazeteciler Derneği, Doğan Grubu için bugün olağanüstü bir toplantı düzenliyor. Ancak bu örgütlerden sadece Çağdaş Gazeteciler Derneği Alternatif'in kapatılmasını kınadı. Dernek, Alternatif'in durumunu toplantıya taşıyacağını duyurdu.alternatif_gazeteleri
Sansür kesintisiz sürüyor
Kürt sorununda tasfiye konsepti kapsamında çözümsüzlüğün derinleştirildiği, sınırötesi operasyon hazırlıklarının yapıldığı, Kürtlere yönelik baskıların arttığı, Bölge'de hak ihlallerinin ve işkencenin sistematikleştiği bir dönemde Alternatif Gazetesi kapatıldı. Gazetenin yayını, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 20 Eylül'de, 3713 sayılı kanunun 6/son maddesi gereğince bir ay süreyle durduruldu.
Ağustos 2006'dan Eylül 2008'e kadar aynı gerekçelerle, Ülkede Özgür Gündem, YedinciGün, Öteki Bakış, Yaşamda Demokrasi, Haftaya Bakış, Toplumsal Demokrasi, Gerçek Demokrasi, Gündem, Güncel, Azadiya Welat, Yaşamda Gündem, Yeni Bakış gazeteleri toplam 34 kez kapatılmıştı. Bu arada Alternatif Gazetesi hakkında kapatma kararı veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, bir gün sonra Ergenekon sanığı Orgeneral Şener Eruygur için tahliye kararı veren mahkemedir.
Gazetelerin kapatıldığı Türkiye'de basın kuruluşlarının ve yayın organlarının tavrı ise oldukça düşündürücü. Başbakan Tayyip Erdoğan ile Doğan Medya Grubu arasındaki rant kavgasında 'basın özgürlüğü ve demokrasiden' dem vuran basın-yayın organları ve meslek kuruluşları, Alternatif Gazetesi'nin kapatılması karşısında sessizliği tercih etti. DİHA'nın gazetenin kapatılması karşısında görüşlerini almak istediği kuruluşların verdiği yanıtlar, şöyle:
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti : Sekreter, Başkanımız burada değiller cep numarasını veremiyoruz. Notunuzu iletiriz. Yanıt verilmedi.
Türkiye Gazeteciler Sendikası : Sekreter; Yetkili kimse yok. Cep numaralarını veremiyoruz. Numaranızı ve notunuzu bırakın sizi arayalım. Aramadılar.
Basın Konseyi Oktay Ekşi: Telefonlarımıza cevap verilmedi.
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin: Sekreter; 'Sedat bey toplantıda. Pazartesi günleri yoğun oluyor. İsterseniz biz size mail adresi verelim ona mail atın.' Verilen adrese mail atıldı yanıt h‰l‰ gelmedi.
Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni: Yusuf Ziya Cömert: Sekreteri; 'Kendisi şuan telefonla görüşüyor. Her iki hattı da meşgul, Numaranızı alalım, notunuzu iletiriz.' Yanıt verilmedi.
Birgün Gazetesi Yazıişleri Müdürü İlker Yaşar: 'Alternatif gazetesi ile ile aynı kulvardayız. Ama görüş istiyorsanız ben veremem. Siz İbrahim Aydın beyden görüş alın.' İbrahim Aydın ile görüşmek istedik fakat sekreteri, 'İbrahim Bey, şuan müsait değil , biz notunuzu iletiriz' dedi. Yanıt alamadık.
Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan : Sekreteri; 'İsmet bey Avrupa'da. Cebini veremiyoruz. Biz size döneriz.' Dönmediler.
Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan: Alternatif Kapatıldı ne düşünüyorsunuz? diye sorunca 'Öyle mi? Hımm. Ben hiç bir konuda görüş vermem, ben kendim yazarım, haberle de ilgileneceğiz' diyerek görüş vermedi.
Vatan Gazetesi Genel Yayın Müdürü Tayfun Devecioğlu: Sekreteri : Kendileri prensip gereği görüş bildirmeyeceklerini söyledi.
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yöntmeni İbrahim Yıldız: Sekreteri; 'Yerinde yok. Sonrası da yemeğe gidecek. Biz notunuzu kendisine iletiriz' dedi. Yanıt verilmedi.
Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök: Sekreter; 'Ertuğrul bey toplantıda. Yok yok, dışarıda. Ayyy, yayın kurulu toplantısında. Cebinizi verin size geri dönelim.' Yanıt verilmedi.
'Alternatif'in özgürlüğü tüm basının özgürlüğüdür'
Evrensel Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Fatih Polat: Kürtlerin talebini dile getiren gazetelerin kapatıldığı bir süreçten geçiyoruz. Basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına tamamen aykırı gelişen bu sürecin, hukukun, siyasetin baskısı altında gerçekleştiğini görmek için araştırmaya gerek yok. Basın meslek örgütlerinin, gazetelerin tepkileri ortaya koyması gereken bir sorumluluk söz konusu. Bu konuda bir tepki göremiyorum. Diğer taraftan Türkiye'de Kürt sorunu bir Türk sorunu ise Alternatif'in özgürlüğünü de Türkiye'deki tüm basın kendi özgürlüğü olarak görmeli. Aydın Doğan ile Başbakan arasındaki kapışmaya baktığımız da Başbakanın boykot çağrısına karşı çıktılar. Doğan Grubu da kendi konusunu basın özgürlüğü konusuna getirdi. Bu gazetenin kapatılmasına ilişkin tek satır görmüyoruz.
Ahmet Türk: Sessiz kalmayacağız
DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk: Türkiye'de bir toplumsal realite var, bu da Kürt realitesidir. Bu gerçeklik, gerçekten can alıcı ve önemli bir noktada olmasına rağmen resmi ideoloji, Kürtleri susturmaya yönelik bir bakıştır. Bugün Kürt haklının demokratik talebini topluma yansıttığı için adeta gazetemiz Alternatif hedef haline getirilmiştir. Aslında bir süreden beridir güdülen siyasetin, statükocu anlayışın bir ürünü olarak önümüze çıkıyor. Çağdaş demokratik değerlerden söz ederken gerçekten şoven, milliyetçi bir yönetim anlayışı ile karşı karşıyayız. Kürtlerin özgür geleceğinden söz ettiğimiz için adeta hedef halindeyiz. Ama halkımız ile bizler çok kararlıyız, tüm bu anlayışlara rağmen, Kürtlerin susturulmak istenmek istendiği bu dönemde biz de Kürtlerin seslerini daha özgür bir şekilde yansıtmaları için sesimizi duyuracağız. Halkımızın gazetemize ilişkin yürütülen politikayı deşifre edeceğine inanıyorum. Burada gazetemize bu yaklaşımın çok ciddi bir şekilde eleştireceğine, seslerini tüm dünyaya ve kamuoyuna yansıtacağı inancındayım. Gazetemize yönelik antidemokratik durumu olabildiğince gündeme getireceğiz ve seslendireceğiz.
Emine Ayna: Gazetemizi sahiplenelim
DTP Eşbaşkanı Emine Ayna: Türkiye'de dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş basın kirliliği yaşanıyor. Şu anda Alternatif ve Evrensel gibi birkaç gazete dışında, diğer gazeteler kirliliğe ve ekonomik ranta bulaşmış durumda. Hem de dünyada örneği görülmemiş bir şekilde savaşa alet olmuş durumundalar. Tamamen savaş konseptine göre hareket eden, emir komuta zinciri içinde hareket eden bir basın zinciri var. Böyle bir basının hakim olduğu bir ülkede özgür basın yıllardır mücadele veriyor, birçok şehit verdi. Özgür basını yaşatamaya çalışanlar, bir çok kez kapatılma durumunu yaşadılar, neredeyse çıktığı gün kapatılan bir gazete haline geldi. Alternatif de özgür basın olmanın bedelini ödüyor. Özgür basının savunan tüm kesimlerin ve özellikle Kürt halkının buna vereceği en güzel cevap Alternatif ve benzeri gazetelerin tirajını yükseltmek olacaktır. Özellikle Diyarbakır'da veya Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı ve savaşı birebir hissetiğ yerlerde Alternatif ve benzeri gazetelerin üzerine hiçbir şey olmalı ve en güzel cevap sahiplenme olacaktır. Ben arkadaşları kutluyorum ve daha iyisini daha güzelini yapacaklarına eminim.