Şengal Katliamı: 500 ölü, 400 yaralı

Şengal Katliamı: 500 ölü, 400 yaralı Gönderen: rizgarionline Tarih: 15.08.2007 Saat: 15:51 Katkıda Bulundu rizgarionline Rizgarî Online/ Musul’un Şengal ilçesine bağlı El Cezire, Kahtaniye ve Telecir nahiyelerinde dün gece bomba yüklü araçlarla düzenlenen intihar saldırılarında hayatını kaybeden Ezidi Kürtlerin sayısının 500'e ulaştığı ve enkaz altında hala çok sayıda kişinin bulunduğu bildiriliyor. Pukmedya'nın verdiği haber de, Musul Güvenlik yetkilileri ve yaralıların tedavi gördüğü Şengal Devlet Hastanesi doktarlarından edinilen bilgilere göre, Şengal’taki terörist saldırılarda hayatını kaybeden vatandaşların sayısının 500’e ulaştığı, yaralı sayısının ise 400 civarında olduğu açıklandı. Bombalı saldırı sonucu yerle bir olan bir çok evin enkazı altında ölü veya yaralı hala çok sayıda kişinin bulunduğunu söyleyen yetkililer, arama-kurtarma çalışmalarının devam ettiğini belirtti. RO/ S.Welat

Barzanî: Saldırılar, Kürt vatandaşların yaşadıkları bölgeleri terk etmelerini amaçlıyor

Rizgarî Online/ Federe Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzanî, Musul’un Şengal ilçesine bağlı El Cezire, Kahtaniye ve Telecir nahiyelerinde dün gece bomba yüklü araçlarla düzenlenen Terörist saldırıları kınadı. Bu konuda yazılı açıklama yapan Barzanî, Musul, Kerkûk ve Diyala gibi Kürt kentlerindeki terörist saldırıları organize eden yabancı ülkelerin istihbarat servisleri olduğunu belirterek, bu tür saldırılarla amaçlananın, bu kentlerde yaşayan Kürt vatandaşların, yaşadıkları bölgeleri terk etmeleri olduğunu ifade etti. Barzanî, Terörist saldırı karşısında üzüntüsünü dile getirdiği yazılı açıklamada, Şengal Bölgesinde Êzidi Kürt vatandaşlara karşı düzenlenen terörist saldırının, ülkedeki sorunların çözümü için Bağdat'ta sürdürdükleri çalışmalarla eş zamanlı yapılmasına dikkat çekti. Terörist saldırı sonucu yüzlerce masum vatandaşın şehit olduğunu, yüzlerce kişinin de yaralandığını dile getirerek saldırıyı şiddetle kınadıklarını söyledi. Barzanî, ''Bir süredir çok sayıda ülke istihbaratının Kerkûk, Musul ve Diyala gibi Kürt bölgeleri üzerinde hesaplarının olduğunu'' dile getirerek, ''bu bölgelerde yaşayan Kürt vatandaşların yerlerini terketmelerini sağlamak için bu şekilde saldırıların düzenlendiğini ve bölgede bazı hainlerin bunlara yardım ettiğinin açık olduğunu'' dile getirdi. Yaptığı yazılı açıklamada, çok uluslu güçlerden Kürt halkına karşı işlenen terör saldırılarına bir sınır koymaları çağrısında bulunan Barzanî, ''Kürdistan halkı sabırlı olmalı ve düşmanlara karşı kendilerini hazırlamalılar. Bu bölgelerde bu tür saldırılara izin verilmemeli ve buradaki halk yerlerini terketmemeli'' dedi. Barzanî yazılı açıklamasının bir bölümünde ise, ''Kürdistan güvenlik güçlerinin saldırıya hedef olan bölgelere gitmesini, Kürt düşmanlarına ve onlara yardım edenlere vurmalarını, çünkü bu duruma daha fazla tahamül edilemeyeceğini'' söyledi. Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzanî açıklamasının sonunda, saldırıda şehit olanlara rahmet ve yaralananlara acil şifalar dileyerek, Kürdistan Bölgelerindeki sağlık kuruluşlarının olayda mağdur olanlara her türlü yardım yapmalarını istedi. Kaynak: Peyamner RO/ S.Welat

Barzani'den saldırılara öfke

Barzani, ''Kürdistan güvenlik güçlerinin saldırıya hedef olan bölgelere gitmesini, Kürt düşmanlarına ve onlara yardım edenlere vurmalarını, çünkü bu duruma daha fazla tahamül edilemeyeceğini'' söyledi. BAŞKAN BARZANİ'DEN ŞENGAL'DEKİ SALDIRILARA SERT KINAMA : BAZI ÜLKELERİN İSTİHBARTLARI KÜRT VATANDAŞLARIN KERKÜK, MUSUL VE DİYALA GİBİ KÜRT KENTLERİNİ BOŞALTMALARI İÇİN ÇALIŞIYOR'' PNA-Federal Kürdistan Bölge (FKB) Başkanı Mesut Barzani, Şengal Bölgesinde bulunan Gıruzer ve Siba Şeyh Hıdır yerleşim alanlarını hedef alan ve yüzlerce Yezidi Kürt vatandaşın hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına neden olan intihar saldırılarını şiddetle kınayarak çeşitli ülkelerin istihbaratlarının Kürt kentleri olan Musul, Kerkük ve Diyala gibi yerlerde yaşayan Kürt vatandaşların bu kentleri terketmeleri için saldırılarda bulunduğunu söyledi. Terörist saldırı karşısında üzüntüsünü dile getirdiği yazılı bir beyannamede bulunan Başkan Barzani, ülkedeki sorunların çözümü için Bağdat'ta sürdürdükleri çalışmalara denk gelen bir zamanda Şıngar Bölgesinde Yezidi Kürt vatandaşlara karşı terörist saldırı düzenlendiğini ve saldırıda yüzlerce masum vatandaşın şehit olduğunu, yüzlerce kişinin de yaralandığını dile getirerek saldırıyı şiddetle kınadıklarını söyledi. Başkan Barzani beyannamede, ''Bir süredir çok sayıda ülke istihbaratının Kerkük, Musul ve Diyala gibi Kürt bölgeleri üzerinde hesaplarının olduğunu'' dile getirerek, ''bu bölgelerde yaşayan Kürt vatandaşların yerlerini terketmelerini sağlamak için bu şekilde saldırıların düzenlendiğini ve bölgede kendilerini satan bazı hainlerin bunlara yardım ettiğinin açık olduğunu'' dile getirdi. Beyannamede, Başkan Barzani, ''Kürdistan halkı sabırlı olmalı ve düşmanlara karşı kendilerini hazırlamalılar. Bu bölgelerde bu tür saldırılara izin verilmemeli ve buradaki halk yerlerini terketmemeli'' dedi. Başkan Barzani, ''Çok uluslu güçlerden Kürt halkına karşı işlenen terör saldırılarına bir sınır koymaları çağrısında bulunuyorum'' dedi. Başkan Barzani, beyannamenin bir diğer bölümünde, ''Kürdistan güvenlik güçlerinin saldırıya hedef olan bölgelere gitmesini, Kürt düşmanlarına ve onlara yardım edenlere vurmalarını, çünkü bu duruma daha fazla tahamül edilemeyeceğini'' söyledi. Başkan Barzani beyannamesinin sonunda, Saldırıda şehit olanlara rahmet ve yaralananlara acil şifalar dileyerek, Kürdistan Bölgelerindeki sağlık kuruluşlarının olayda mağdur olanlara her türlü yardım yapmalarını istedi.

Kardeşlik ilkelliktir

Mehmet Ali Küçük Tarih: 14 Ağustos 2007 Salı İlkelliğin ne olduğu üzerine hiç düşündünüz mü? Gelin hep beraber sesli olarak düşünelim ama öncesinde kelimenin politikada mecazen kullanıldığını, teşbih amaçlı kullanıldığını not edelim. Böyle not edelim ki gerçek manayı bulabilelim. Kelime aslolarak biyolojiye ait, zoolojinin konusu. Canlıların gelişmişlik düzeyini anlamada kullanılıyor. İlkel kelimesi, zoolojide tek hücreli canlıların arkaik geçmişi olanı için, prokaryotlar için kullanılıyor. Ökaryot tek hücreliler gelişmiş tek hücreli sayılıyorlar (Daha fazla bilgi isteyenler internette bu konuda arama yapabilirler). İlkelliğin kıstası sanırsam primitif, ilksel olmak. Dolayısıyla, Türklerin ve Türkçe’nin hiyerarşi saplantılı özelliğinden dolayı anlamı değişmiş bir kelimedir ‘ilkel’. Öztürkçeciler bu manaya bugün yeni bir kelime uyduracak olsalar ister istemez ilkel değil de ilksel demek zorunda kalırlardı çünkü kastedilen bugün taşıdığı manasıyla ilkel değil, taşıdığı manasıyla ilkseldir. Öztürkçeciler –sel, -sal yapım ekini önce uydurup, bir süre kullanıp, sonra da tedavülden kaldırdıkları için, bu kelimeyi, ilksel kelimesini yaratma şansları yoktur. Türkler için kötü bir haberdir çünkü ilksel yani primitif kelimesinin gerçek anlamını asla öğrenemeyecekler ve her ilkel dediklerinde kötü birşeyden bahsettiklerini; birine ilkel dediklerinde o kişinin utanması gerektiğini, çünkü o kişinin kötü bir kişi olduğunu düşünecekler. Bu Türklerin sorunudur. Biz Kürdüz. Kelimenin türemesi biyolojide, zoolojidedir demiştik. İkinci türetilmesi ise sosyal bilimlerdedir. ‘İlk’ insan topluluklarının ‘ilk’ oluşlarına vurgu yapmak için, bugün kullanılacak olsa ilksel denilecek kelimeyi karşılamak üzere ilkel denmiş. Yani aslında ortada kötü bir mana yoktur. Olamaz da çünkü öyle bir yaklaşım, yani ilkel olanın kötü olduğu bir yaklaşım kabul edilirse, ilk insanların bayağı kötü şeyler olduklarını söylüyor olurduk, ki bu doğru değildir. Değiller ve o ilk dönemde sergilemiş oldukları başarıyı iyi ki sergilemişler de bizler de onların mirasçıları olarak bugünkü hakim kültürü yaratabilmişiz. Doğrusu budur. Kelimeyi okurken geliriz politikadaki kullanımına, yani üçüncü türetilmeye. Politikadaki kullanımı, Türkçe’de, kendini ileri olarak tanımlamak isteyenlerin rakipleri için yersiz kullanımıdır. Bu yaklaşım palavradır. Politika ne geleceğe ve ne de geçmişe dair olduğundan, politikada ileriler veya geriler yoktur. Politika kazananlar ve geriye kalanlar dünyasıdır. Aslında sadece kazananlar dünyasıdır. Politika yapan herkes kendini bir şekilde kazanan göstermek zorunda olduğundan herkes kendine göre bir retorik geliştirir. İlkel kelimesi Kürd siyasetinde böyle bir retoriğin gereğidir. “Sen ilkelsin”, “sen ilkelsen, ben sonalım”. ‘Sonal’ kelimesini duymadığınızı biliyorum. Bundan sonra her, bir diğerine ‘ilk-el’ diyeni duyduğunuzda, diyen kişiyi hafızanızda ‘son-al’ olarak kodlayın. Öyle yapın diyorum çünkü bu haliyle olayları görmeye başladığınızda aslında ortada ilkel-milkel olmadığını görmeye başlarsınız. Bunun nedeni kimsenin ‘son’, ‘son-al’ olmamasıdır. O iddia peygamberlere aittir. Siyasette ilkellik – sonallık yoktur, kazanmak vardır. Kürd toplumunu bugün bir araya getirmenin tek yolu onu millet olarak tanımak ve buna uygun olarak örgütlemektir. Kürdler ve diğer dünya milletleri karşılaştırmalı ele alındığında Kürdler açısından modern toplumu yakalamanın tek geçerli yolunun milleti millet olarak örgütlemek olduğunu görmek zorunda kalırız. Milliyetçilik modern toplumun bir düşüncesidir. İlk(s)el topluluklar böyle kavramlardan uzaklardır. Milliyetçilik modernliktir. Siyasette, kelimenin aktüel manasını vererek kullanacak olursak, ilkellik, kardeşlik edebiyatıdır. Hiçbir modern içeriği olmayan ve ilk(s)el kan bağından öte beş kuruş manası olmayan bir kelime. Modern toplumun anlamı olan sosyal örgütlenmeler yerine kan bağını esas alan kardeşlik politikası, lütfen iyi düşünün, ilkel bir politikadır. Modern toplumun en ileri aşaması bugünkü halinde Birleşmiş Milletlerdir. Kürdler milletleşemedikleri, yani devletleşemedikleri sürece milletlerin birleştiği Birleşmiş Milletler’de kendilerine yer bulamayacaklardır. Dünyayla birleşmenin adı milletleşmektir, milletleşirken devletleşmektir; tek çatı altında biraraya gelmektir. Modernliğin karşısına ilkelliği (kardeşlik) koyup sonra da modernleri (milliyetçileri) ilkellikle suçlamak iş değildir.

Iraklı Kürtler (Guney Kurdistan) uçak üretecek!!!

www.kurdistan-post.com Kürt Bölgesel Yönetimi, Erbil’de uçak tesisi kurma ruhsatını bir Kürt işadamına verdi. Tesiste yılda 24 adet sivil uçak üretiminin hedeflendiği bildirildi. KYB’nin resmi internet sitesine göre, Kürt Bölgesel Yönetimi, Erbil’de uçak fabrikası kurma ruhsatını bir Kürt işadamına verdi. 2 bin metre kare alan üzerinde yapılması planlanan tesiste yılda 24 adet tarım, seyahat gibi küçük uçakların üretileceği belirtildi. Bu arada, söz konusu işadamının, gerekli uzman eleman ve uçak teknisyene ilişkin hazırlıkları yaptığını, önümüzdeki günlerde yurtdışına giderek tesis için teknik malzemeler getireceği kaydedildi. Hürriyet

Televizyon Haberlerindeki Irkçı Anlayış

  Ali Haydar Koç http://www.kurdistan.nu/index.htm Türkiye’de 1990’dan sonra yaygın bir şekilde gelişen resmi ve özel televizyon yayıncılığı, çok farklı bir habercilik ve genel yayın anlayışıyla, Türk toplumunu bilgilendirmekte ve istenilenin üstünde ilgi de görmektedir. Bu durum Türkiye’de, televizyon sahiplerinden ve onlara yakın çalışanlardan oluşan seçkin bir grup ortaya çıkarmış ve bu seçkin grup aynı zamanda resmi ideolojiyi temsil eden kadrolarla ortak hareket ederek, televizyondan yaydıkları bilgi gücüyle toplumun büyük çoğunluğunu, kendi düşünsel sınırları içinde yönlendirmektedirler. Bu bilinçli siyasal yönlendirme zaman zaman ileşitim bilimi üzerinde araştırma yapanlar tarafından „etik“ kavramı adı altında çok azda olsa eleştirildiği de olmuştur. Örneğin; Televizyonların habercilik anlayışında sözde toplum bilgilendiriliyor, fakat ekranlara yansıyan haberlerin veriliş biçimi dikkatle incelendiğinde, sadece bilgi amacı taşımadığı, toplumda panik, dehşet, korku ve moral bozma gibi gayeler taşıdığı da açıkça görülmektedir. Ayrıca hemen hemen bütün televizyon haberlerinde Türk milliyetçiliğinin/ırkçılığının üstün vasıfları değişik (sözlü/görsel) biçimlerde öne çıkarılarak, açlık sınırında olan fakir Türkler arasında yaygınlık kazanması hedeflenmektedir. 1960-1990’a kadar açlık sınırında olan fakir anadolu Türkleri, uydurma bilgilerle sözde ezilen/soykırıma uğrayan Balkan Türkleri, Kıbrıs Türkleri,Trakya Türkleri, Kafkasya Türkleri ve Ortaasya Türkleri propagandasıyla yönlendirilerek, milliyetçiliğe/ırkçılığa kanalize edilmeye çalışılıyordu. Ordu ve seçkinlerin bu propaganda faaliyetleri,1990’dan sonra yön değiştirerek, Kürt toplumunun Anadolu Türkleri için büyük bir tehlike/tehdit olduğu düşüncesine önem verilmiş ve buna bağlı olarak da Irak’taki Türkmenlerin Güney Kürdistan- Kürtleri tarafında soykırıma tabi tutulduğunu çok sıkça televizyon haberlerine konu ederek, işleyerek, propaganda etmektedirler. Resmi ve özel kanallardaki Televizyon haberlerinde yapılan propaganda faaliyetleriyle, açlığın sınırında olan fakir Türk toplumu, Kürtlere karşı düşman edilmeye çalışılmaktadır. Televizyon sahipleri ve onlara yakın olan zengin seçkinler, aydınlar ve ordu temsilcileri televizyon haberleri/yayınlarıyla, Kürt toplumunu emperyalistlerle işbirliği ve sömürgecilikle suçlayarak, Türkmenlere soykırım yapmakla suçlamaktadırlar. Aslında Türk televizyon habercileri bunun böyle olmadığını çok iyi bilmektedirler. Ayrıca Türkiye’nin, Kürdistan’daki siyasi/askeri konumunun sömürgeci olduğunu da iyi biliyorlar. Fakat ırkçılık düşünceleri içinde kaybolduklarından, bir çok kavramı bilinçli bir şekilde birbirine karıştırarak, yerinde kullanmıyarak, Türk toplumuna bilgi olarak sunmaktadırlar. Örneğin:Türkiye’de sözde en liberal/demokrat gazeteci olarak bilinen ATV’den Ali Kırca ve Kanal-D’den M.Ali Brand, Kürdistan’da her türlü ağır silahla donanmış olarak yerleşen ve Kürtlere karşı topyekun savaş/seferlik ilan eden işgalci Türk ordu birliklerini anavatanı yaz/kış demeden korudukları için övmekte ve ne kadar güçlü bir orduya sahip olduklarını, gurulanarak haber konusu yapmaktadırlar. Ayrıca ırkçı Türk ordusunun bir an önce Güney Kürdistan’a saldırmasını istemektedirler. Bunuda „o aşiret liderleri nasıl oluyor da, şanlı ırkçı ordumuza karşı çıkıyorlar“ düşüncesine bağlamaktadırlar. Örneğin Mersin Bağımsız Milletvekili Ersoy Bulut Türkiye Meclisinde yaptığı basın toplantısında „Kahraman ordumuzun önünü kesmeyin. Kuzey Irak’a girsin“ açıklamasını yaparak, Güney Kürdistan’a operasyon yapılmasını isteyerek, “Kahraman ordumuzun önünü kesmeyin. Kuzey Irak’a girerek oradaki soydaşlarımızı kurtaralım...,..terörle mücadelede bugüne kadar 40 bin şehit verildiğini, her gün en az bir güvenlik görevlisinin şehit olduğunu belirterek, yaşanan terörün arkasına Avrupa ülkeleri ile ABD olduğunu ileri süren Bulut, “ABD uçaklarını Türkiye sınırında tehdit uçuşu yaptırırken, düne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği pasaportla, dünyayı dolaşmasını sağladığımız, Habur sınır kapısından günde 400 bin dolar kazanmasına neden olduğumuz, kendi sanayicimize 9.2 sente sattığımız elektriği, 4.2-6 sente satarak Türk halkının cebinden destek verdiğiniz nankör ve küstah Barzani’nin her gün Türkiye’yi tehdit etmesine neden ve niçin seyirci kalınıyor...,Bravo İran’a. Bizim yapamadığımızı, o yapıyor. Bari onu örnek alalım..“(Tempo ve Hürriyet gazetesi, 30.05.2007). Bu örnekte de görüldüğü gibi hem televizyon haberleri, gazeteler ve hemde sözde halkın siyasi iradesini temsil eden mebuslar, bir bütün olarak ırkçı düşünceleri en ileri safhada temsil etmektedirler. Bu Mebus biraz daha ileri giderek, İran örneğinde görüldüğü gibi, Kürtleri katledenlere hayranlık duyarak, taktir ederek, Kuzey Kürdistan’ın her tarafını işgal eden Türk ordusunun sömürgeci ve katliamcı yönünü görmek istememektedir. Türkiye’deki Televizyon habercileri, dünyanın bütün bölgelerindeki işgal ve zulümleri anında görürler, tepkilerini gösterirler, bunun bir haksızlık olduğunu dile getirerek kamuoyuna önemli bir haber olarak sunarlar. Ama yanı başlarındaki sömürge Kürdistan olgusunu ve oradaki zulümleri hiç bir zaman olmamış olarak değerlendirerek, tam aksine Kürtlerin Türkiye’ye haksızlık yaptıklarını, Türkiye’yi ezdiklerini, Türkiye’nin ilerlemesini engellediklerini ve Türkiye’ye karşı terör estirdiklerinden sıkça bahsederek, haber konusu yaparak, propaganda etmektedirler. Ayrıca televizyon habercileri ırkçılıkta bazen bir asker veya bir politikacıdan daha ileri giderek, Güney Kürdistan’da kurulabilcek bir Kürt devletine kesinlikle müsaade etmeyeceklerini dile getirerek, bunun kendileri için dünyanın en korkunç bir olayı oldugunu değerlendirmesisini yapmaktadırlar. Bu ırkçı habercilik anlayışıyla, açlık sınırında olan fakir Türkleri, bu yönlü propaganda faaliyetleriyle etkilemeye çalışmaktadırlar. Sonuç olarak, Türkiye’deki televizyon haberciliği/habercileri sömürge Kürdisdan olgusunu gündeme getirmemek için, her türlü propagandaya başvurmaktan çekinmemektedirler. Ayrıca bu ırkçı propaganda faaliyetlerinde, Türk toplumunun büyük bir kesiminde Kürtlere düşmanlık yaratacak derecede basarılı olduklarını da söylemek mümkündür. *Bu yazı Dema Nu Gazetesinin 07.06.2007 sayısında yayınlanmıştır.

Gönderen: rizgarionline Tarih: 09.08.2007 Saat: 14:00 Katkıda Bulundu rizgarionline Rizgarî Online/Federal Irak Parlamentosu'nda Kürdistan İttifakı Bloku üyesi Dr.Mahmut Osman, Erdoğan ile Maliki arasında PKK ile mücadele konusunda yapılan mutabakat muhtırasının Kürdistan Bölge hükümetinin görüşünü temsil etmediğini açıkladı. PKK’yi bir terör örgütü olarak nitelendirmek mantıklı olmadığını savunan Osman, "PKK Türk hükümetinin terörüne karşı çıkıyor." dedi. Irak’ın Sesi radyosuna Arapça demeç veren Kürd Politikacı Mahmut Osman, "Türkiye devleti, 100 yıla yakın bir zamandır Kürt halkına karşı terör suçu işliyor ve Kürdlerin haklarını vermiyor. Bundan dolayı PKK’yi bir terör örgütü olarak nitelendirmek mantıklı değil. Çünkü PKK Türk hükümetinin terörüne karşı çıkıyor." diye konuştu. ''İmzalanan mutabakat muhtırası Maliki Türkiye’ye gitmeden önce vardığımız görüş birliğine aykırıdır." diyen Osman, "Biz Türkiye’nin Kürdistan topraklarında PKK’ye karşı askeri operasyonlar düzenlemesine karşı olduğumuzu açıkça dile getirdik. Bunu Maliki Türkiye’ye gitmeden önce kendisine ilettik ancak Maliki anlaşmamıza bağlı kalmadı." dedi. PUKmedia-Bağdat

BILINMEYEN SORULAR: KURDISTAN IMKANSIZ MI? AMERIKA DOST YAHUT DUSMAN MI?

Fransız yazar ve uluslararası politika uzmanı Thierry Meyssan, Pentagon’un Türk ordusu ile birlikte PKK’ye karşı özel güçlerle ortak operasyon planladığını öne sürdü. CELİL DEMİRALP-ANF PARİS (09.08.2007)- Fransız yazar ve uluslararası politika uzmanı Thierry Meyssan, Pentagon’un Türk ordusu ile birlikte PKK’ye karşı özel güçlerle ortak operasyon planladığını öne sürdü. Meysan, operasyonun aynı zamanda, Türk askerlerini AKP karşısında güçlendirme ve petrolünün yağmalanmasını istemeyen Kürt liderleri saf dışı bırakmayı amaçladığını kaydetti. Thierry Meyssan, ‘’büyük darbe’’ için tüm koşulların oluştuğunu anlatırken, buna yol açan nedenleri baştan sona çarpıcı iddialarla ortaya koydu. 2003 yılında Barzani’nin kardeşinin de ABD’liler tarafından ihtar amaçlı öldürüldüğüne dikkat çeken Meysan, Kürtlerin de 50 yıllık geçmişlerin de hata üstüne hata yaptığını ve ‘’Bağımsız Kürdistan’ın gerçekleşemez’’ olduğunu savundu. Hudson Enstitüsü’nün yeni bir askeri operasyon öne sürdüğünü ve Washington Post’un da bu operasyonu boşa çıkarmaya çalıştığını belirten Fransız yazar, gazeteci ve Réseau Voltaire (Laiklik ve bireysel hakları savunan uluslararası bir dernek, www.voltairenet.org) Başkanı Thierry Meyssan, ABD’nin Türk ordusu ile birlikte özel güçlerle PKK’ye karşı operasyon planladığını belirtti. KÜRTLER PETROLÜN YAĞMALANMASI ÖNÜNDE ENGEL Bu durumu anlamak için bir dizi analiz yapan uluslararası politika uzmanı Meyssan, Anglo-Sakson koalisyonun petrol yasasının Irak Parlamentosu’na kabul ettiremediğini ve milletvekillerinin yasayı oylamadan tatile girdiğini kaydediyor. Oysa şimdiden 1 milyon insanın yaşamına mal olan Irak müdahalesi ve işgalinin temel amacının petrol olduğunu ifade eden Meyssan, yasanın BP, Shell, ExxonMobil, Chevron gibi çokuluslu kartel ile petrol anlaşmalarının yolunu açacağına işaret ediyor. Yasanın ayrıca gelecek yıllarda petrol rezervlerinin komple boşaltılmasına onay vereceğini bildiren Meyssan, Anglo-Saxonların bu konuda karşılaştıkları temel etkenin Kürtler olduğunun altını çiziyor. Kürtlerin Kerkük üzerindeki haklarını talep ettiklerini ifade eden Meyssan, diğer bir ifadeyle Kerkük’ün Kürdistan’a bağlanmasını ve böylece Irak petrol rezervlerinin yüzde 40’ını almayı düşündüklerini öne sürüyor. Kürtlerin bununla gelecekteki devletlerini finanse etmeyi amaçladıkları belirtilirken, Koalisyon güçleri açısından ise bunun sözkonusu bile olmayacağını dile getiriyor. GÜNEYLİ KÜRT LİDELER DE SAFDIŞI BIRAKILACAK Sınırın diğer yakasındaki Türkiye’de Kemalistler ve Müslüman-demokratların çatıştığını yazan Meyssan, seçimler öncesi yaşanan cumhurbaşkanlığı tartışmalarına dikkat çekiyor. Ancak bu tartışmanın, ‘’uygarlık çatışması’’ yanlısı Ankara ile kişisel bağları olan Washington’dakilerin ilgisini çektiğini belirten Meyssan, bu çevrelerin Türkiye’yi Hamas ile ilişkilenmesine, Irak işgaline hava sahasını açmayı reddetmesine rağmen ortak operasyona sürüklediğini kaydediyor. Meyssan, operasyon yanlıları için Washington ile Ankara arasındaki ittifakın esas olduğunu belirterek, ‘’eğer bu ilişkiler açılırsa, Washington sadece Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları değil, aynı zamanda Ortadoğu’da hakim bir parçayı ve sonuç olarak Hazar Denizi’nin petrol işlemesindeki temel boru hattının denetimini kaybeder. Oysa farklı kamuoyu araştırmaları, Irak kırımı konusunda Türkler arasında anti amerikancı bir duygu geliştiğini gösteriyor, ama özellikle ABD’nin PKK’nin Kürt ayrılıkçılarına pasif desteğinden dolayı’’ diyor. Meyssan’a göre ortak operasyonda buradan çıkıyor. Meyssan, ‘’Irak Kürdistan’ında PKK üslerine karşı Türkiye ve ABD ortak askeri bir operasyonu Türk toplumunun beklentilerine cevap olmaya, Türk Genelkurmay’ını memnun etmeye, Türk Müslüman-demokratlarını NATO’nun yanına yerleştirme ve geçiş sırasında, aşağı yukarı gizlilik içinde petrol üzerine Irak yasasına karşı çıkan Iraklı Kürt yöneticileri safdışı bırakmaya hizmet edecek’’ değerlendirmesinde bulunuyor. BRYZA AB ÜYELİĞİNİ GECİKTİRDİ Bush yönetiminin operasyon montajının Ağustos 2006’ya dayandığını belirten Meyssan, Pentagon’un gelecek operasyonları koordine etmek için Joseph Ralston’u atadığını ifade ediyor. Meysan, başlangıçta anti-PKK eyleminin özellikle Türk ordusuna 3 milyar dolar değerinde 30 F-16 satışı ve gelecekte F-35 ISF için 10 milyar dolar talebi görüşmek ile özetlendiğini kaydederek, Ralston’un da yapılan kontratlardan Lockheed-Martin şirketi yöneticisi olarak gelir elde ettiğine işaret ediyor. Kasım 2006’d ise ABD’nin özel bir delegasyonunun PKK’ye karşı Avrupa başkentlerini de dolaştığını hatırlatan Mayssen, heyetin ROJ TV’nin kapatılması için Danimarkalılarla da görüştüğünün altını çiziyor. Aynı zamanda ABD’nin Ulusal Güvenlik Konseyi için Asya’da boru hattı inşasını gözeten adamı Matthew Bryza’nın Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerine el attığına dikkat çeken Meyssan, ‘’söz konusu olan Brüksel’in elini güçlendirmek değil, tersine Türkleri yatıştırmak ve görüşmelerin uzun bir sürece yayılmasını sağlamaktı’’ diye ifade ediyor. Matthew Bryza’nın daha sonra Kemalist generalleri hoşnut etmek için ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın danışmanı niteliğinde Kongre’ye müdahale ederek, Ermeni Soykırımı yasasını geçmesini bloke etmeye çalıştığını yazan Meyssan, bunda sonra da PKK’nin ateşkesini reddeden Genelkurmay’a destek vermek için bazı açıklamalarda bulunduğunu hatırlatıyor. HUDSON ENSTİTÜSÜ VE WASHİNGTON POST Eş zamanlı olarak Türkiye uzmanı Zeyno Baran’ın Hudson Enstitüsü’nde Türk Genelkurmay Başkan yardımcısı General Ergin Saygun’u kabul ettiğini dile getiren Meyssan, daha sonra Newsweek gazetesinde yayınladığı haberi hatırlatıyor. Ankara büyük tepki gösterirken Büyükelçi Matthew Bryza’nın bu kez üst üste yalanlamada bulunduğunu yazan Meyssan, ‘’Yalanlamalar Ankara’yı inandırdı ama Zeyno Baran’ın Büyükelçi Matthew Bryza’nın metresi olduğunu bilmeyenler için Washington’da oyalayıcı olarak görüldü’’ diyor. 22 Temmuz’da yağılan Türkiye’deki seçim sonuçlarını da aktaran Meyssan, Zeyno Baran’ın 24 Temmuz’da Hudson Enstitüsü’nde çalışma grubunu yeniden topladığı ve 26 Temmuz’da Büyükelçi Matthew Bryza’nın ‘’çok Siyonist’’ olan Washington Institute for Near East Policy (WINEP)’te konuşma yaptığına dikkat çekiyor. Burada bir konsensüs oluştuğunu söyleyen yazar ve gazeteci Meyssan, konsensüsü şöyle aktarıyor: ‘’ABD’nin askerlerin Müslüman-demokratlar karşısındaki pozisyonunu güçlendirmesi gerekiyor. Bunun için, PKK’ye karşı kesin siyasi bir çözüme değil, askeri bir zaferle sonuçlanacak bir operasyon organize etmeleri gerekiyor.’’ Özel güçlerle ortak bir müdahale projesinin Pentagon tarafından bu dönemde hazırlandığını ve Kongre’nin silahlı güçler komisyonu temel üyelerini baskına kapalı olarak tanıtıldığını aktaran Meyssan, ‘’ancak yeni bir maceraya karşı olan parlamenterler Washington Post’ta Robert Novak’ın bir haberi biçiminde planı sızdırdı’’ diye azdı. Soğuk Savaş boyunca da ABD’nin Türkiye’deki siyasi yaşam üzerindeki geniş denetimini sürdürdüğünü ifade eden Meyssan, bunun için askerleri ve MHP’lileri desteklediği, Gladyo’nun yerel bir kolunu oluştuğunun altını çizdi. Bunların çıkarlarını korumak için ise 1960, 1971 ve 1980 yılında üç devlet darbesi organize ettiğini kaydeden Meyssan, 1997’de de Necmettin Erbakan’ın düşmesini sağladığını kaydetti. Bunu ise Erbakan Müslüman olduğu için değil, anti-emperyalist ve anti-siyonist bir pozisyonda olduğu için yaptığı ifade edildi. İSRAİL ARACILIĞI İLE PLAN İLETİLDİ Türkiye’de daha sonra yaşanan bir dizi gelişmeyi daha anlatan gazeteci yazar, ‘’Kürt ayrılıkçılığını’’ bastırmak için Türkiye’nin PKK’yi bastırması ve Kürtlere vatandaşlık garantileri sunması gerektiğini dile getiriyor. Irak’a yönelik bir müdahalenin kamuoyu tarafından benimseneceğini ancak bu Iraklı Kürtlere yönelik bu operasyonu taşmasının Türkiye’yi anti-Kürt bir devlet haline getireceği ve ‘’ayrılıkçılık sorununu’’ sivil savaşa dönüştüreceğinin altını çiziyor. Ankara’nın ABD’nin ortak operasyon planını reddedemeyeceğine işaret eden Meyssan, Pentagon’un kendisini daha iyi ifade etmesi için ortak operasyon önerisinin İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan bir telgraf ile ilettiğini öne sürüyor. Buna göre Amerika, Federal Kürdistan Bölgesi petrolünü Türkiye’den geçirmeden Kerkük-Musul-Hayfa boru hattını düzene koymayı öneriyor. Bunun hayata geçmesi halinde ise Türk petrol boru hatlarının bir araya toplanacağı kaydediliyor. KÜRTLER 50 YILDIR HATA YAPIYOR Meyssan, Kürtlerin de son 50 yıllık geçmişlerinde siyasi olarak hata üstüne hata yaptığını söyleyerek, ‘’Uzun süre bağımsız bir Kürt devleti serabını okşadılar. Oysa bu, eğer kurulması gerekseydi, bölgenin en geniş petrol yataklarını içinde barındıran Irak, Türk, Suriye ve İran topraklarını bir araya getirecekti. Bu durumda Kürtler hiçbir komşusu ne de hiçbir büyük gücün kabul edemeyeceği ölçüsüz bir gücü elde edecekti. O zamandan beri gerçekleşmeyecek hayalleri ayağa kaldırmak sorumsuzcadır’’ belirlemesinde bulunuyor. Kürdistan parçalanması, PDK, YNK, PKK mücadeleleri ve Doğu Kürdistan’daki özgürlük mücadeleleri ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın esaret altına alınmasını tarihsel olarak anlatan Meyssan, Irak’ın işgali ile birlikte Barzani’nin hızlı bir şekilde bağımsızlık kartını oynadığı, Celal Talabani’nin ise federalizmi tercih ettiğine dikkat çekiyor. BARZANİ’NİN KARDEŞİNİN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ Mesut Barzani’nin kardeşi Vecih Barzani’nin ABD’yi hiçbir zaman sözünü tutmadığını kendi partisine hatırlattığı dönemde, 6 Nisan 2003’te öldürülğüne işaret eden Meyssan, ABD özel güçlerinin eskortluk ettiği konvoyunun ‘’yanlışlıkla’’ bir ABD uçağı tarafından vurulduğu ve korumaları ile birlikte öldürüldüğüne dikkat çekiyor. Meyssan bu saldırıda eskortluk eden ABD’lilere ise bir şey olmadığını söylüyor. Washington’da Kürtler ve diğer bölge toplumların ne yapılacağı tartışılırken, Bush’un Temmuz ayı ortasında Beyaz Saray’daki bir basın toplantısı sırasında Irak’ı ‘’özgürleştirme’’ bilançosunu ortaya koyarak petrol yasasının halen geçmediğinden yakındığı ifade ediliyor. Anglo-Sakson basını ise buna paralel olarak ABD askerlerinin Iraklılar için öldüğü ve kendilerinin Iraklılar ihtiyaçları olduğu bir sırada onları parlamentoyu kapatarak tatile gittiğini yazmaya başladığını söylüyor. BÜYÜK DARBE İÇİN TÜM KOŞULLAR OLUŞTU ‘’Pentagon’un büyük bir darbe vurması için tüm koşullar oluştu’’ diyen Mayssen, ‘’Bazı demokrat parlamenterler buna karşı çıkıyor. Felaketten kaçınmak için Kürt hükümeti de 7 Ağustos 2007’de PKK’yi kendi topraklarında barındırmaya son vereceği yönünde Ankara nezdinde yazılı bir anlaşma aldı. Eş zamanlı olarak Iraklı Kürtler acil bir şekilde generallerin hoşuna gitmeyecek, emellerini koruyan petrole ilişkin bölgesel bir yasa oyladı.’’