FRANSA HEWLER’E KÜRTÇE BİLEN KONSOLOS ATADI...
PNA-Fransa, Federal Kürdistan Bölgesi (FKB)’nin başkenti Hewler’deki konsolosluğu için Kürtçe bilen Dr. Frederick Tesso’yu konsolos olarak atadığını açıkladı.
Fransız basınında yer alan bir habere göre, Fransa Dışişleri Bakanlığı Kürdistan Bölgesi’ndeki konsolosluğu için Kürtçe bilen Dr. Fridirick Tısso’yu konsolos olarak atadığını bildirdi.
Habere göre, Dr. Frederick Tesso’nun Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’ın yakını olduğu belirtildi.
Tesso’nun, 1989 yılında Kürt mültecilere insani yardımda bulunduğu ve çalışma yürüttüğü belirtildi.
Tesso’nun, 1989 yılında Kürt mültecilere insani yardımda bulunduğu ve çalışma yürüttüğü belirtildi.
Kurdians: Wednesday, November 07, 2007Büyükelçi, Kürdistan Bölgesi’ndeki ilerlemenin göze çarptığını ve Bölgenin kendi hakkıyla bu noktaya ulaştığını belirtti.
Kurdians: Wednesday, November 07, 2007
BAŞKAN BARZANİ DANİMARKA’NIN IRAK BÜYÜKELÇİSİNİ KABUL ETTİ: TÜRKİYE İLE PKK ARASINDAKİ SORUN ELE ALINDI.
PNA-Federal Kürdistan Bölge (FKB) Başkanı Mesut Barzani, FKB’ye ziyarette bulunan Danimarka’nın Irak büyükelçisini Selahaddin kasabasındaki makamında kabul etti. Görüşmede,Türkiye ile PKK arasındaki sorun ele alındı.
Selahaddin kasabasında biraraya gelen Başkan Barzani ve Danimarka’nın Irak büyükelçisi, Türkiye ile PKK arasındaki sorunun uygun bir çözüm yolunun bulunması konusunu ele aldılar.
Federal Kürdistan Bölgesi’nin konuya ilişkin tutumu hakkında Başkan Barzani, ‘’Bu sorunun barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmasından yana olduklarını’’ belirtti.
Danimarka’nın Irak büyükelçisi de, Bağdat ve Anbar eyaletinin güvenliğinin sağlanmasında ilerleme kaydedildiğini söyleyerek, ‘’Başkan Barzani’nin Irak’taki siyasi süreçte olumlu ve çok önemli bir rol üstlendiğini’’ söyledi.
Büyükelçi, Kürdistan Bölgesi’ndeki ilerlemenin göze çarptığını ve Bölgenin kendi hakkıyla bu noktaya ulaştığını belirtti.
...Kürtler özgürlük elde edemezse Ortadoğu'da hiçbir halkın kendi demokrasisini kuramayacağı uyarısında bulundu...
Kurdians: Wednesday, November 07, 2007
ARAP YAZAR ’KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNÜ
DIŞARDA ARAMAK BÜYÜK HATA.’’
PNA-Türkiye Kürt sorununun çözümünü bizzat kendi sınırlarında aramalı. Kürtlerin haklarının genişletilmesi ve genel af ilanı gerginliği hafifletir
Kimse Türkiye Kürtlerini Türk 'kardeşleriyle' barış ve adalet içinde yaşadıklarına ikna edemez. Zira Türkiye 1984'ten bu yana onlara bir grup terörist, asi ve isyancı olarak bakıyor. Hiçbir Kürt ve hiçbir canlı yaşadığı yeri kendisi seçmedi. Birey olarak dilediğiniz yere yerleşebilirsiniz ancak insanlar gruplara dönüştüğünde etkileşim kurdukları coğrafyadan ayrılamaz. Müslümanlar tarih boyunca etnik bir sorun yaşamadı. Fakat milliyetçiliğin İslam âlemini sarmaya başlaması nedeniyle, bu yeni gerçekle mücadele etmek gerekti. Fakat, yönetici olanların yeni baskıcı yöntemleri vardı.
Doğu'daki milliyetçi ideolojilerin baskı yöntemleri, bazı Batılı rejimlerin 20. yüzyıldaki 'model insan yaratma girişimleri'nden farklı değildi. Türkiye'deki Kürtlerin 'Avrupalılaşmış' devletin kölesi olmaktan başka bir hakları olmadı; onlara düşen, ulusal bütünlük için genlerinden vazgeçmelerinden başka bir şey değildi.
Türk yetkililer AKP'nin Kürt oylarının yarısını almasına rağmen Kürt sorununun niçin çözülmediğini sorgularken, çözümü Kandil'de aramak hata olur. Türkiye'deki sistem 84 yıldır, ABD dünyada bile yokken Kürtlere huzur vermedi. Kürtçeye dair basit bir anayasal değişiklik bile istikrarı bozup Türk milletinin varlığını tehdit ediyorsa, Türkiye bu sorunla nasıl mücadele edecek? Çoğu Türk'ün adını duymak istemediği eski Kürt milletvekili Leyla Zana Diyarbakır'da açıkça, Kürtlerin köklü çözüm için ne düşündüğünü anlattı. Zana Kürtlerin 20. yüzyılda çok şey kaybettiğini ancak bu yüzyılda kazanacaklarını belirtti. Kürtler özgürlük elde edemezse Ortadoğu'da hiçbir halkın kendi demokrasisini kuramayacağı uyarısında bulundu. 1999'da dünya sorunun çözülmesi şartıyla Öcalan'ın tutuklanması için tek vücut olduğunda, Kürtler için bir deprem yaşandığını ifade etti. Fakat Kürt halkı hâlâ kendi dilini konuşamıyor. Bu, sorunun sürdüğü anlamına geliyor.
Türkler Zana'nın konuşmasına 'terörist bir konuşma' olarak bakabilir. Fakat tarih, gözyaşları ve kan gölü hakkında biraz düşünmek, tek bir çözüm olduğunu gösteriyor: Türkiye'deki Kürtlere kültürel ve siyasi haklar verilmesi karşılığı PKK'nın silah bırakması. Öcalan ve tüm Kürt liderlerin siyaset yapması için Öcalan'ın da yararlanacağı genel bir af da bu haklar içinde. Bunlar Türkiye'yi parçalamayacak bir bütünlük içinde gerçekleştirilecek. En önemli soru şu: Buna kim cesaret edecek? (MUHAMMED NUREDDİN, Katar gazetesi Şark, 4 Kasım 2007, Ç:Radikal)
Yıllarca PKK'ye karşı savaşmış ve Kürtleri inkar eden, hatta adı işkencelerle anılmış komutanlar, yer yer son 24 yılın adeta itiraflarında bulundular.
Kurdians: Wednesday, November 07, 2007
'24 yılın TSK komutanları'ndan tarihi itiraflar
Genelkurmay'a yakınlığıyla bilinen Milliyet Gazetesi'nin önemli yazarlarından gazeteci Fikret Bila'nın 'PKK ile geçen 24 yılın komutanları' başlıklı 5 günlük yazı dizisinde, 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren'den, son emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e kadar emekli generallerle yaptığı röportajlar yayınlandı. Yıllarca PKK'ye karşı savaşmış ve Kürtleri inkar eden, hatta adı işkencelerle anılmış komutanlar, yer yer son 24 yılın adeta itiraflarında bulundular. Özkök, 'sınır ötesi operasyon PKK'yi bitirmez' derken, Kenan Evren ise Kürtçeyi yasaklamakla 'hata ettik' diyor. Orgeneral Aytaç Yalman ise, 70'li yıllarda Kürtleri nasıl inkar ettiklerini anlatırken, o dönemde sosyal istekleri bile 'yıkıcı' gördüklerini ifade ediyor.
Orduyla yakınlığı ile bilinen ve Milliyet gazetesinin önemli yazarlarından gazeteci Fikret Bila'nın 'PKK'yle geçen 24 yılın komutanları' başlıklı 5 günlük yazı dizisinde, PKK ile son 24 yılda savaşan generaller ile röportajlar yayınlandı. Bila'nın yazı dizisinde emekli generallerin 'sınır ötesi' operasyon ve Kürt sorununa bakışı irdelenmeye çalışılırken, yapılan açıklamalar ise bir birinden dikkat çekici oldu. Büyükanıt'a görevini devreden eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, 'sınır ötesi operasyonla PKK'nin bitirilemeyeceğinin altını çizerken, yüzlerce insanın yargısız infaz edildiği, binlerce insanın işkencelerden geçirildiği ve gözaltına kayıpların yaşandığı 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren ise daha dün 'Kürtler kart-kurt'tan gelmiş' derken, bugün ise 'Kürtçeyi yasaklamakla hata ettik' diyor. Emekli Orgeneral Aytaç Yalman ise, 70'li yıllarda Kürt sorununa bakışı anlatırken, Kürtlerin nasıl tarihsel olarak inkar ettiklerini adeta itiraf etiyor.
Kürtçe'nin yasaklanması hata
12 Eylül'ün mimarı olan ve binlerce insanın infaz edilmesi, gözaltında katledilmesi ve cezaevlerinde yaşanan insanlık dışı uygulamaların sorumlusu olarak gösterilen Kenan Evren'in Bila ile yaptığı röportajda birbirinden çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyor. Cezaevlerinden yaşanan işkenceleri, 'İşkence yapın diye bir şey söylemedik' diyerek, kendini savunan Evren, işkencenin sadece 12 Eylül'de değil öncesinde de Türkiye'de olduğunu ifade ederek, yapılanları 'gerekliymiş' gibi ifade etmesi dikkat çekti. 'Kürtçeyi neden yasakladınız?' sorusuna ise Evren, '12 Eylül'de bir hatamız da oydu. Kürtçe konuşmayı yasakladık. Şöyle yasakladık: Konuşmalarda, mitinglerde, şurada burada Kürtçe konuşulmayacak. Okulda filan Kürtçe tedrisat yapılamaz dedik. Neden dedik? Ben Devlet Başkanı'yken, bir köyde ilkokula gittim. Üçüncü sınıfa mı, dördüncü sınıfa mı girdim, hatırlamıyorum. Açtım kitabı, oku şunu dedim çocuğa. Kem küm, çocuk okuyamıyor. Dördüncü sınıfa gelmiş, Türkçeyi okuyamıyor. Kızdım. Orada söyledim. Öğretmene döndüm, 'Dördüncü sınıfa gelmiş, Türkçeyi okuyamıyor, bu nasıl iş?' dedim. Sonradan anlaşıldı ki, öğretmen de Kürt. Kürtçe yapıyor tedrisatı. Döndüm ve Kürtçe yasağını koyduk. Kürtçe tedrisat yapılamaz dedik. Ama, biraz ağır yasak koyduk. Sonra bu yasak kaldırıldı, ama hataydı. Hata olduğunu sonradan anladım' dedi.
'Kürtçe konusunda bugün ne düşünüyorsunuz?' sorusuna Evren, Belçika'da Flamanlar ve Valonlar'ın nasıl yaşadıklarını örnekleyerek, şunları ifade ediyor: 'Ben Genelkurmay Başkanı'yken Kanada'ya gitmiştim. Orada Quebec bölgesine gittim. Genelkurmay Başkanı gezdiriyor. Quebec'te lisan Fransızca. Tuhafıma gitti. 'Kanada'da nasıl iş bu?' dedim. Dediler ki, 'Burası Fransa'dan kalma bölge. Sonra bırakmışlar, ama bir anlaşmayla, buradaki halkın kendi lisanı kabul edilecek, kendi lisanlarını kullanacaklar' denilmiş. Bu bölgede devlet hizmetine gelecek bir vatandaş hem İngilizceyi, hem Fransızcayı bilmek zorunda dediler. Bölgede hizmet verecekse bu zorunluymuş. Şimdi bizde de Güneydoğu'da hizmet verecek memurun Kürtçe de bilmesi lazım. Katı tutumla olmaz bu iş.'
Özkök: PKK sınırötesi ile bitmez
Emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ise, 'sınır ötesi operasyon' konusunda sorulan soruya verdiği yanıt ise 24 sınır ötesi operasyon yapıp sonuç alamayan Türkiye'nin bir kez daha sonuçsuz kalacağını ifade ediyor. Özkök, Bila'ya verdiği yanıtta şunları ifade etti: 'Sanki, Irak'ın kuzeyine bir harekât yapılırsa bu iş biter. Hayır, bitmez. Neden bitmez? Daha evvel sınır ötesi harekâtlar yaptık. Karşı taraftaki silahlı unsurların büyük bir stratejik derinliği var. Bir tane torbası var, vuruyor sırtına 200 kilometre gerilere gidiyor. Onu tanıyanlar, bilenler, destekleyen insanlar var gittiği yerlerde. Bizim gibi savaş harekât merkezleri yok, orduevleri yok, yatakhaneleri yok, eğitim merkezleri yok ki gidesin vurasın da iş yapamaz hale getiresin.'
'Kürt yoktur diye eğitildik'
Orgeneral Aytaç Yalman 1998 yılına kadar 2. Ordu Komutanı ve 2002 yılına kadar ise Kara Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. Aytaç'ın Bila'ya yaptığı açıklamalar, PKK'nin çıkışının Kürt sorununda bir sonuç olduğu yorumunu doğrular nitelikte. Yalman, Kürtlerin inkarını anlatırken, sorunu çözemedikleri için bugünlere gelindiğini ifade ediyor. Sosyal sorunu Kürtlerin 'kendini ifade' olarak tarif edildiğini gördüklerini söyleyen Yalman, 70'li yıllarda nasıl Kürtlerin 'inkar' edildiğini şu sözlerle açıklıyor: 'Dilini konuşmak, şarkısını, türküsünü dinlemek istiyor, kültürünü yaşamak istiyor.Oysa, bizler o dönemde, 'Kürt yoktur' diye eğitilmişiz. Kürtleri, Türklerin kolu olarak görüyoruz. Ortalıkta işte dağlarda gezerken, karda yürürken kart-kurt sesleri çıktığı için Kürt denilmiştir, gibi tarifler dolaşıyor. O dönemde sosyal istekleri bile biz 'yıkıcı faaliyetler' kapsamında görüyoruz.'
Emekli Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, PKK olayını 'isyan' olarak nitelendirirken, sınır ötesi operasyon konusunda ise gizlilik içerisinde 'baskın' şeklinde yapılmasını savunuyor. 1990 ile 94 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan Doğan Güreş ise, 'ulusalcı' ve 'inkarcı' bakışını sürdürürken, Kürtleri kabul etmeyen Güreş, 'Anadillerini kullansınlar, kültürlerini yaşasınlar, folklorlarını oynasınlar tabii. Buna bir şey denmiyor zaten' demesi dikkat çekiyor.
DİYARBAKIR - ANF
Kuzey-Güney ve tüm parçalarda kendi aramızdaki birliği zedelemedikçe, hiç kimsenin gücü halkımızın haklı mücadelesini alt etmeye yetmeyecek
Kurdians: Wednesday, November 07, 2007
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan,
Erdoğan-Bush görüşmesi, bölgesel ittifaklar, Kürtlerin konumu ve uluslararası güçlerin müdahalesi üzerine önemli değerlendirmeler yaptı.
Karayılan’ın ‘halkımızın şunu bilmesi gerekir” diyerek ifade ettikleri şöyle: “Hareketimize karşı hava saldırılarının gelişme durumu olacaktır. Aynı zamanda hareketimizin yönetimine karşı bir takım suikast ve kaçırma planlarının da olduğunu biliyoruz. Bu nedenle tüm Kürt siyasi çevrelerinin böyle bir yönelime karşı duyarlı olmaları gerekmektedir. Türk devleti, Kürtler arası bir çatışma yaratmak istemektedir. Böyle sinsi bir plana kimse dâhil olmamalıdır.
- Biz, tüm Kürt halkının bu konuda duyarlı olmasını istiyor ve şu inancımızı belirtmek istiyoruz: Kürtler olarak Kuzey-Güney ve tüm parçalarda kendi aramızdaki birliği zedelemedikçe, hiç kimsenin gücü halkımızın haklı mücadelesini alt etmeye yetmeyecek ve hiçbir yönelim sonuç almayacaktır. Burada önemli olan kendi aramızdaki ilişkiler ve dayanışmadır. Bu konuda bizde bir zaaf olmadıkça hiç kimse hiçbir sonuç almayacaktır.” KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, ANF’nin sorularını yanıtladı.
- HABERIN DEVAMINI OKU...
Oysa İran ve Türk tarafınin Kürt halkını terörist ilan etmek için başvurmadıkları kurum, ve devlet kalmadı.
Kurdians: Wednesday, November 07, 2007
PJAK İranlı askeri Kızılhaç'a teslim etti
SALİH FIRAT -ANF İran askeri güçleri ile PJAK gerillaları arasında çıkan çatışmada esir alınan İranlı asker Ali Ekberi serbest bırakıldı. Bugün sabah Kandil’e gelen Kızıl Haç üyelerine İranlı asker yapılan protokolle teslim edildi.
Esir askeri teslim eden PJAK askeri komutanlarından Hüseyin Afşin ANF’ye yaptığı açıklamada, iki aylık süreç içerisinde elerinde bulunan askeri Cenevre Savaş Sözleşmesinin esir askerlere tanıdığı haklar çerçevesinde davrandıklarını söyledi.
PJAK komutanı Afşin esir askerin bırakılması için başta Kızıl haç olmak üzere birçok kurum ve kuruluşun devreye girdiğini belirtti.
Kürt sorununu İran devletiyle barışçıl ve demokratik yollarla çözmek istediklerini kaydeden Afşin, ‘’İran devleti şu ana kadar askerine sahip çıkmadı. Ancak 2 aydır elimizde olan askeri serbest bıraktık. Kendisine herhangi olumsuz bir yaklaşımımız olmadı’’ dedi.
Afşin şöyle konuştu: ‘’Sanki savaşı isteyen taraf bizmişiz gibi lanse edilmeye çalışılıyor. Oysa İran ve Türk tarafı Kürt halkını terörist ilan etmek için başvurmadıkları kurum, ve devlet kalmadı. ançak barışa dair şuana kadar tek bir kelime duymuş değiliz. Ancak biz barışçıl ve iyi niyetimizin göstergesi olarak bu askeri Kızıl haça teslim ediyoruz.”
Kızıl Haç Irak sorumlusu Martin Thalmann insani görevlerini yapmalarına yardımcı olan PJAK’a teşekür ederek askerin istediği yere göndereceklerini söyledi.
ASKER İRAN’A DÖNMEK İSTEMİYOR
ANF’ye konuşan Azeri kökenli esir asker Ali Ekberi ise İran’a geri dönmek istemediğini söyledi. Esir Ekberi, esir bulunduğu 2 aylık süre içerinde her hangi kötü bir muameleye tabi tutulmadığını belirterek, “Bize askeri eğitimlerde hep PJAK’ın köylülerin ve çobanların mallarına el koyan eşkiyalar olarak anlatılırdı. Bu nedenle ilk esir alındığımda çok korkmuştum. Burda kaldığım süre içerisinde örgütün karanlandığı aksine oldukça humanist ve saygıdeğer buldum” şeklinde konuştu.
Şeyh Said zamanında, Ağrı’da, Dersim’de PKK mi vardı? Ama yine katliam yaptınız.
Kurdians: Wednesday, November 07, 2007
Kurdistan-Post Türk sahnelerinin ünlü aktörü Genco Erkal’ın oynadığı ’’Durdurun Dünyayı inecek var’’ adlı oyununu çok yıllar önce İstanbul’da seyretmiştim. Sonra Berivan ilkokulda iken Dünya küresine bakarak ‘’baba bu okyanuslardaki su nasıl boşluğa dökülmüyor’’ diye sormuştu. Aklımın yettiğince ona izah etmeye çalışmıştım. Şimdi çıldırmış bir dünyayı durduracak bir güç var mı onu bilemiyorum. Yazı yazmak, yorum yapmak çok güç, dakikalar boyu her şey değişiyor.
Dünya Kürtleri ve Kürdistan’ı konuşuyor. Türkiye-İran denklemi, İran Kürt denklemi... Türkiye Irak denklemi... Kürdistan Türkiye denklemi... Güney Kürdistan, Arap, Fars denklemi. Diyarbakırların dediği gibi, ayıp olmasın ama fakültede yüksek matematik dersinden çok iyi bir notla geçtim, ama bu üç bilinmeyenli-dört bilinmeyenli denklemler çözülmüyor. Sayın Mesud Barzani haklı olarak, “Türkiye bana PKK’ yi topla teslim et diyor, beni tanımıyorsun, hatta benimle konuşmuyorsun peki ben sınır bekçisi miyim ?” diyor...
PKK’ yi Güney yaratmadı, siz yarattınız, neymiş efendim terörmüş... Şeyh Said zamanında, Ağrı’da, Dersim’de PKK mi vardı? Ama yine katliam yaptınız. Geçen sene İstanbul’daki Barış Konferansında Yaşar Kemal, ‘’Bunlar Gerillanın adını terörist koymuşlar’’ dedi. Nerede ise bütün Türkiye Yaşar Kemal’in üstüne yürüyecekti. Alçaklığın ölçüsü yok. Tamam, diyelim PKK terörist! Peki görüştüğünüz başka Kürt var mı? Bizi toptan topun ağzına koymanız yüz yıllık bir zamandır. Başarılı değilsiniz, inkar geri tepti, Kürtler uyandı PKK olmazsa başkaları olacak. Gelin bu işi görüşerek barış içinde halledelim diyen her kese düşmansınız, bu çıkmaz sokaktır.
Kırşehirli Kürt Osman Bölükbaşı’nın oğlu Deniz Bölükbaşı, dışişlerinde etkin bir diplomat olarak Irak’ta da görev yaptıktan sonra, MHP’den Milletvekili olarak şimdi Kürt düşmanlığı yapıyor. Kırşehir Kürtleri Osman Bölükbaşı’na oy verdikleri için Kırşehir Vilayet iken kaza yapılmıştı, ondan bile utanmıyor.
Suriye asıllı bir Arap olan Hüsnü Mahalli, hanımını ameliyat ettirecek imkanı olmadığı için gelip beni buldu. Bir Kürt Doktor ( Erhan Güner-Muşlu) hanımını ameliyat ederek bir kuruş bile almadı. Şimdi Türk Televizyonlarının faşist kanallarında çok açık bir şekilde Kürt düşmanlığı yapıyor. Barzani ve Talabani’yi sık ziyaret etmesi maksatlıdır. Daima Kürtleri ABD aleyhine kışkırttıran Neo-Saddamist biridir.
Özgür Gündem yayınladığı dönemde bizim Ankara bürosunda muhabir olarak çalışan Mustafa Erdoğan, General Çevik Bir’in ‘’Maydanoz’’ adlı şirketinde, “MHP’li kardeşlerimizle ahenk içinde çalışıyoruz. Üstelik benim Aşiret’im PKK’ ye en büyük darbeyi vuran Aşirettir!” dedikten sonra, onun gibi Kürtlüğü sinema ve Tiyatroda sulandırarak satan kardeşi Yılmaz Erdoğan da Mehmetçik Vakfına çuvalla para bağışlıyor.
Doğu Perinçek’in yanından Gündem’e transfer olan ve bizde bir müddet yazı işleri Müdürlüğü yapan Merdan Yanardağ, şimdi bir Televizyon kanalında yeni efendilerine yaranmaya çalışıyor.
“Aysel Tuğluk’un Başkan’ı olacağı partiyi öpüp başıma koyacak değilim” dediğimde, Kürt delilerinin vagonunda yer alan biri, Yaşar Kaya yeni partiyi ihbar ediyor diyen deli, Aysel Tuğluk “M. Kemal sembolümüzdür, Güney Kürdistan Misak-i Milli içindedir,” dediğinde; Acaba bu şahsın yüzü kızardı mı? Yaşadıkça hem Kürt hem de Türk devşirmelerin akıbetini göreceğiz, biz sahtelikleri unutulmasın diye tarihe not düşüyoruz.
Bülent Ecevit nasıl devlet adamı oldu? diye soranlara söyleyelim: Babası Fahri Ecevit, Ankara Dil Tarih- Coğrafya Fakültesinde ders veren Muzaffer Şerif Başoğlu, Behice Boran, Perter Boratar gibi ilerici aydınları gizli devlete İhbar eden adamdır.
Bu günlerde denklem çözmektense, Mehmet Uzun hayatta iken kendisine küfredenlerin daha sonra rezilce timsah gözyaşları dökmelerinin iki yüzlülüğünü yazmak galiba daha iyi
arama gerekçesiyle 20'ye yakın gardiyan ve askerin hücrelere girerek keyfi bir şekilde tekme, tokat ve yumrukla tutuklulara saldırdığı...
Kurdians: Wednesday, November 07, 2007
Kürtlere yönelik şoven dalga Tekirdağ Cezaevi'ne de sıçradı
Tekirdağ 1 ve 2 No'lu F Tipi cezaevlerinde bulunan tutukluların gardiyan ve askerlerin saldırısına uğradığı iddia edildi. ESP'li tutuklu aileleri saldırıları kınayarak, saldırıları Kürt halkına dönük ırkçı, şoven dalganın cezaevlerine yansıması olarak değerlendirdi.
ESP'li tutuklu aileleri, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi'nde basın açıklaması düzenledi. ESP'li tutuklu aileleri adına açıklama yapan Sakine Demir, Kürt halkına dönük saldırıların, ırkçı, şoven dalganın cezaevlerine de yansıdığını belirtti. 27 Ekim'de Tekirdağ 1 No'lu ve 2 No'lu F Tipi cezaevlerinde bulunan tutukluların gardiyan ve askerlerin saldırısına uğradığını iddia eden Demir, tutukluların söz konusu saldırıyı protesto etmek amacıyla 5 Kasım günü yapılacak görüşe çıkmadıklarını söyledi.
'Saldırılar planlı'
Demir, saldırıya uğradığı belirtilen tutuklu Yusuf Demir'in mektubunu okudu. Mektupta, genel arama yapılacağı gerekçesiyle 20'ye yakın gardiyan ve askerin hücrelere girerek keyfi bir şekilde tekme, tokat ve yumrukla tutuklulara saldırdığı bildirildi. Saldırıya ilişkin suç duyurusunda bulundukları için haklarında disiplin soruşturmasının açıldığının belirtildiği mektupta, 'Hem saldırdılar hem de ceza verdiler' denildi. Saldırılardan darp izleri silinene kadar doktora çıkarılmadıklarına dikkat çekilen mektupta, 'Saldırılar, dışarıda geliştirilen linç saldırılarından bağımsız olmadığı gibi, planlı ve amaçlıdır' denildi.
Tek tek söz alan tutuklu yakınları, saldırıları kınayarak, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirttiler.
İSTANBUL (DİHA)


