Dünyada herkes için iyi olan sadece Kürtler için kötü

ismailbesikci

Diyarbakır Demokratik Halk İnisiyatifi ve Abant Platformu

Yazar: İsmail Beşikçi –KURDISTAN-POST.ORG

Kürt sorununun, temel niteliği

 

  • Dünyada, Ortadoğu’da 40 milyonu aşkın bir nüfusa sahip olacaksın, ama, uluslar arası ilişkilerde küçücük bir siyasal statün olmayacak…
  •  
  • Acaba, yıllar yıllar süren sömürge bile olamamak Kürtlerin DNA’larının mı bozmuş?
  •  
  • 180 bin civarında olan Kıbrıs Türkü için bağımsız bir devlet isterken, Kürtlerin hakları-hukukları söz konusu olduğu zaman hemen terör kavramını gündeme getiriyor…
  •  
  • Nüfusu 70 bin olan Güney Osetya bağımsızlık istiyor, nüfusu 40 milyonu aşkın Kürtler bunu düşünemiyor!
  •  
  • Kürtler, “barış istiyoruz” diyorlar. Halbuki, Arap, Fars ve Türk uluslarıyla eşitlik istemeliler…
  •  
  • 2004 seçimlerinde kaybedilen Van, Siirt, Bingöl gibi belediyeler tekrar kazanılmalıdır. 56 belediyenin yüze, yüzyirmiye çıkarılması hedef olmalıdır…

Abant Platformu, 4-8 Temmuz 2008 günlerinde, Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak konulu bir seminer düzenledi. Seminer Abant’ta yapıldı. 13 Eylül 2008 de, seminerin sonuç bildirisi üzerinde, Diyarbakır’da açıklamalar ve tartışmalar yapılacaktı. Diyarbakır’daki bazı sivil toplum kuruluşları Abant Platformu’yla bu konuda anlaşmaya varmışlardı. Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya, Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı Fahrettin Akyıl, Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebadinoğlu, Diyarbakır Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Raif Türk, Güneydoğu Sanayicileri ve İşadamları Derneği Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, bu toplantı için çağırı da yapmışlardı. Abant Platformu’ndan ilgili kişiler, akademisyenler Diyarbakır’a gelecek, Kürt Sorunu: Barış ve Geleceği Birlikte Aramak seminerinin sonuç bildirgesini açıklayacak, toplantıya çağrılanlar da, bildiri üzerindeki düşüncelerini açıklayacak, tartışmalar yapılacaktı.

 

Toplantıyı düzenleyen beş sivil toplum örgütü, 12 Eylül günü yaptığı bir açıklamayla toplantının iptal edildiğini duyurdu. Diyarbakır Demokratik Halk İnisiyatifi’nden gelen tehditlerin toplantının iptal edilmesine neden olduğu anlaşılıyor. Abant Platformu tarafından düzenlenen, Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak konulu seminerin, bu yılın İlkbahar aylarında Diyarbakır’da yapılması planlanmıştı. O zaman da, Diyarbakır Demokratik Halk İnisiyatifi’nin tehditleri sonucu, seminer Diyarbakır’da yapılamamıştı. Seminer daha sonra Abant’da yapıldı. Son olay ile ilgili olarak, Diyarbakır Demokratik Halk İnisiyatifi yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Abant Platformu, daha önce de, Diyarbakır’da yapacağı, ‘Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak’ başlıklı toplantısı, gerçek yüzü teşhir olmasından dolayı, Abant’a taşımış ve orada yapmıştı. O zaman da bu girişimin bir günah çıkarma olduğu vurgulanmıştı.

 

Diyarbakır Demokratik Halk İnisiyatifi toplantıyı tertip edenleri ve katılımcıları şu ifadelerle tehdit ediyor. “İnisiyatif, Fetullah Gülen cemaatinin ve AKP’nin nerede ‘düşkün’ ve ‘kaçkın’ bir Kürt varsa, yanına almaya ve sahte bir Kürt oluşumu yaratmaya çalışıyor. Dünyanın hiçbir yerinde bir sorun, muhataplarına rağmen çözülememiştir. Kürt halkı ve onun temsilcisi olan siyaset kendi yol haritasını çizmiştir ve demokratik özerklik ilkesini benimsemiştir. AKP’nin temel anlayışı, ‘Kürtler şöyle dursun, biz onların sorunlarını çözeriz’ diyor. Bu nedenle, başta AKP olmak üzere, onların işbirlikçi yan kuruluşlarını uyarıyoruz. Ve hiçbir onurlu Kürt’ün, Abant Platformu benzeri tartışmalara katılmaması gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz. Bunu organize eden kesimleri de uyarıyoruz ve Diyarbakır’a gelmemeleri gerektiğini hatırlatıyoruz. Tersi bir durumda her türlü meşru eylem hakkını Kürtler geliştirecektir.”

 

Bu açıklamada “uyarı” sözcüğü kullanılıyorsa da, bunun bir tehdit içerdiği açıktır. Buysa ifade özgürlüğüne karşı bir konumlanmayı ifade eder. Halbuki Kürtler, her yerde, her koşulda, ifade özgürlüğünü savunmak durumundadır. Toplumsal, politik bir sorunun muhataplarına rağmen çözülememesi ifadesi de, kanımca çok doğrudur. Amma, bu, başkalarının da, örneğin Abant Platformu’nun da, Kürtlere, Kürt sorununa ilişkin bilgi üretmesine, bu bilgileri açıklamasına engel değildir. Bu tür toplantılara katılıp görüşlerini açıklamak daha doğrudur.

 

Geniş halk kitleleri arasında, gelişen, yaygınlaşan Kürtlük bilincine karşı sahte Kürt oluşumları yaratmak da, devletin temel politikalarındandır. Sahte Kürt politikalarına karşı mücadele etmek, bunları deşifre etmek, elbette gerekir. Buysa tehditle değil, bilgiyle, bu bilgileri, özellikle ilgili kurumların önünde kararlılıkla savunmakla, bunların gereklerini yerine getirmekle olur.

 

Bu tür konferansların, seminerlerin dikkate değer bir özelliği var. O da sorunun temel niteliğine, Kürt sorununu neden, bugüne kadar sorun olarak kaldığına dokunmamaktır. İran’da Kürdistan, Irak’ta Kürdistan, Suriye’de Kürdistan, Türkiye’de Kürdistan, Kafkasya’da, Ermenistan’da, Azerbaycan’da Kürdistan… Ama, Kürtlerin değil, İran’ın Kürdistan’ı, Irak’ın Kürdistan’ı, Suriye’nin Kürdistan’ı, Türkiye’nin Kürdistan’ı, Azerbaycan’ın, Ermenistan’ın Kürdistan’ı… Kürtler ve Kürdistan nasıl bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmıştır? Kürtlerin Kürt toplumu olmaktan doğan hakları nasıl gasp edilmiştir? Kürt sorununun, temel niteliği budur. Bu konferanslarda, bu seminerlerde sorunun bu niteliğini gündeme getirmemek esastır. Bu görüşte, bu düşüncede olan araştırmacıların bu tür toplantılara davet edilmemeleri sık sık rastlanan bir olaydır. Ama, Diyarbakır Demokratik Halk İnisiyatifi de bu konuda kendini sorgulamalıdır. “Biz acaba Abant Platformu’ndan farklı bir şey mi yapıyoruz?” Abant Platformu veya benzeri kurumlar, bu konuyu gündeme getirmez, bu konuyu tartışmaz. Bilakis bu temel konuyu gizlemeye örtmeye çalışır ama, Kürtlerin bu konuyu gündeme getirmemeleri, bu döneme, bu ilişkilere açıklık getirmemeleri büyük bir eksikliktir, tarih bilincine ulaşmamak demektir. Abant’ta, Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak seminerinde yaptığı konuşmada, Cengiz Çandar, Kürt sorununun devlet sorunu olduğunu söylemiştir. Kürtçe eğitimin Kürtlerin doğal hakkı olduğunu vurgulamıştır. Kürtleri psikolojik olarak tatmin etmeden Kürt-Türk birlikteliğinin oluşamayacağını ifade etmiştir. Bunu da olumlu bir not kaydetmek gerekir. Gerçeğe ulaşmak, hakikati aramak şüphesiz vazgeçilmez bir tutum olmalıdır. Bunun yolu ise, eleştirmektir, tartışmaktır. Bunlar bilim yönteminin temel ilkeleridir. Tehdit ise anti-demokratik bir tutumdur, bilimsel gelişmeyi sekteye uğratır, boğar.

Burada, Diyarbakır’da, bu toplantıları organize eden sivil toplum kuruluşlarına da bir eleştiri yöneltmek gereği vardır. Bu kurumlar iki seferdir, tehditler üzerine ilan ettikleri toplantıyı iptal ediyor. Halbuki, toplantılar buna rağmen yapılabilmeliydi.

 

Diyarbakır Demokratik Halk İnisiyatifi’nin bildirisinde, “hiçbir onurlu Kürt bu tür toplantılara katılmamalıdır…” deniyor. Kanımca Kürtler, onur kavramını yerinde ve zamanında kullanmıyor. Onurlu olmak, onuru korumak, ulusal onuru savunmak elbette gereklidir. O zaman temel soru şu olmalıdır. Dünyada, Ortadoğu’da 40 milyonu aşkın bir nüfusa sahip olacaksın, ama, uluslar arası ilişkilerde küçücük bir siyasal statün olmayacak. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, İslam Konferansı, İslam Kalkınma Örgütü gibi kurumlarda, hak-hukuk söz konusu edildiği zaman adın geçmeyecek, sadece “terör” denildiği zaman, “uluslar arası terör” denildiği zaman adın anılacak, o da şüphesiz, “terörün kökü kazınacaktır” anlayışı çerçevesinde. İşte, onur, ulusal onur bu çerçevede aranmalıdır, savunulmalıdır. Halbuki, Kürtlerin çok büyük bir kısmı, “biz kardeşiz” diyerek, “bin yıldır beraber yaşıyoruz” diyerek, “biz milliyetçi değiliz, devrimciyiz, enternasyonalistiz” diyerek bu tür konuları gündeme getirmekten uzak duruyor. Kürtler, Ortadoğu’da böylesine perişan bir görüntü sergilerken hangi onurdan söz ediliyor acaba?

 

29.8.2008 tarihinde, rizgarionline sitesinde bir haber yorum yayınlandı. Yazının başlığı, “Kürtlere dışkı yediren, Kürtleri katleden Türk subayları ceza yerine terfi aldılar” şeklindeydi. 1989’da, Cizre’nin bir köyünde cereyan eden, bir olaydan söz ediliyor. Bu olayla ilgili mahkeme gelişmeleri yakından biliniyor. Avrupa İnsan Hakları mahkemesi’nde açılan dava ve Türkiye’nin mahkumiyeti de biliniyor. Bunlar ayrı konu.

Diyarbakır Demokratik Halk İnisiyatifi, “kardeşlik”ten çok söz eden kesimlerden biridir. Böylesine süreçlerden, nasıl, “kardeşlik” gibi bir kavram üretiliyor acaba? Düşüncenin temeli maddi olgulardır. Maddi olgularla düşünce arasında yoğun bir bağ vardır. Maddi olgular köylerin yakılmasıdır, yıkılmasıdır, köylülere, ceza olsun diye bok yedirilmesidir. Batı bölgelerinde, örneğin Antalya’da, ormanlar yanarken, “yüreğimiz yanıyor” deyip yangının söndürülmesi için canla başla çalışılırken Kürt bölgelerinden ormanların bizzat devlet güçleri tarafından yakılmasıdır ve köylülerin yangınları söndürmek için yaptıkları girişimlerin engellenmesidir. Kürt bölgelerinden Karadeniz’e giden mevsimlik fındık işçilerinin çok ağır hakaretlerle, aşağılamalarla karşılaşmasıdır. Maddi olgular bunlardır. Bunlar gibi onlarcası daha sayılabilir. Bu maddi olgulardan, ilişkilerden “kardeşlik” gibi bir kavram nasıl üretilebiliyor acaba? Bu tutumda, bu düşünce biçiminde, bir sakatlık yok mu? Acaba, yıllar yıllar süren sömürge bile olamamak Kürtlerin DNA’larının mı bozmuş? Bütün bunların dışında, bu süreçleri bilimin ve siyasetsin kavramlarıyla açıklamak gerekir. Onur ve ahlak gibi etik kavramlar, bu ilişkileri açıklamakta yeterli ve uygun kavramlar değildir.

 

2004 Atina Olimpiyatlarına 204 devlet katıldı. 2008 Pekin Olimpiyatlarına 206 devlet katıldı. 2012 Londra Olimpiyatlarına katılacak devlet sayısı 210’u aşacak gibi görünmektedir. Kürtler ise, “devlet olmak iyi değildir”, “Devlet olmak başta Kürtlere zarar verir” deyip duruyor. Gürcistan-Oset savaşı, Rusya’nın Gürcistan’a askeri müdahalesi, Kafkasya’da cereyan eden fakat bütün dünyayı da ilgilendiren bir olay oluyor. Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi sonucu olarak Güney Osetya’nın ve Abazya’nın bağımsızlığından söz ediliyor. Nüfusu 70 bin olan Güney Osetya bağımsızlık istiyor, nüfusu 40 milyonu aşkın Kürtler bunu düşünemiyor. Bunda bir sakatlık yok mu? Gürcistan’ın sınırlarını, Gürcistan’nın toprak bütünlüğünü kişi olarak dert etmiyorum. Gürcistan tarafından baskı altında tutulan ulusların özgürlüklerine kavuşmaları beni daha çok ilgilendiriyor.

 

Dünyada herkes için iyi olan sadece Kürtler için kötü. Kürtlerin bütün söylemi hasımlarını rahatlatmaya yönelik. Kürtler kendileri için bir şey istemiyor, temel amaç hasımlarını rahatlatmak oluyor. Kürtler, hasımlarını rahatlatacak söylemi o kadar çok tekrarlıyorlar ki, giderek, düşüncelerini ve tutumlarını belirleyen de bu sahte söylem oluyor. Türkiye örneğin,

180 bin civarında olan Kıbrıs Türkü için bağımsız bir devlet isterken, Kürtlerin hakları-hukukları söz konusu olduğu zaman hemen terör kavramını gündeme getiriyor. Kaldı ki Kıbrıs Türklerinin nüfusu 1974’den önce 80 bin civarındaydı. Nüfus, müdahaleden sonra, Türkiye’den gönderilenlerle bu kadar büyüdü. Kürtlerse, Ortadoğu’nun ortasında, bölünmüş, parçalanmış, paylaşılmış halleriyle bir yaşam sürdürüyor. Kürtler, “barış istiyoruz” diyorlar. Halbuki, Arap, Fars ve Türk uluslarıyla eşitlik istemeliler. Eşitlik olunca barış da olur. Ama her barış eşitliği getirmeyebilir. O zaman sorun yine devam eder.

 

29 Mart 2009 tarihinde yerel yönetim seçimleri yapılacak. Hükümetin, başta Diyarbakır olmak üzere belediyeleri Demokratik Toplum Partisi’nden almak için yoğun bir çaba içinde oluğu açık bir gerçektir. AKP’nin bu politikasını devletin teşvik ettiği de çok açık. Devletin AKP ile Batı illerinde laiklik konusunda bazı temel çelişkileri olabilir. Buralarda devlet AKP karşıtı bir politika izleyebilir. Ama, Kürt illerinde, AKP’nin desteklendiği, teşvik edildiği gün gibi ortadadır. Çünkü, Kürt sorununu dinsel akımlar içinde eritmek, geriletmek, devletin temel politikalarındandır. AKP bu konuda en elverişli bir partidir. Hükümetin bu konuda iki büyük olanağı da vardır. Birisi, merkezden belediyelere nüfusları oranında gönderilecek paralardır. Hükümet musluğu kapattığı zaman, DTP li belediyeleri zor durumlarda bırakabilir. Halka hizmet için maddi bir güç gerekir. Maddi güç temini sürekli olmayınca hizmetin aksaması doğaldır. Yeteri kadar hizmet olmadığındaysa, halk, DTP’den uzaklaşabilir. İkincisi ise, hükümetin, AKP’nin halkın iaşe-ibate sorunlarıyla ilgilenmesidir. Buna sadaka ekonomisi de deniyor. Kömür, un, bulgur, çay-şeker, zeytin vs. halkın aklını çelmede ciddi bir rol oynayabilir. Hükümetin, AKP’nin bu politikalarına, uygulamalarına karşı DTP ne yapabilir? DTP her şeyden önce seçmen tabanını genişletici bir yol izlemek durumundadır. Hükümetin iaşe-ibate uygulamaları, sadaka uygulamaları deşifre edilip halka gerçekleri anlatmak önemlidir. Köylerin yakılması yıkılmasıyla, temel geçim kaynaklarının tahrip edilmesiyle, koruculuk uygulamasıyla halk muhtaç duruma düşürülmekte, sonra da sadaka uygulamalarına girişerek halkın desteği sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu sürecin ahlaki bir yıkım olduğu deşifre edilmelidir.

 

Yerel yönetimlerde güç olmak, Kürtler için önemli olmalıdır. Başta Diyarbakır olmak üzere yerel yönetimler elbette korunmalıdır. 2004 seçimlerinde kaybedilen Van, Siirt, Bingöl gibi belediyeler tekrar kazanılmalıdır. 56 belediyenin yüze, yüzyirmiye çıkarılması hedef olmalıdır. Bunun için de seçmen tabanını genişletmek önemlidir. DTP bu konuda ittifaklarını yeniden gözden geçirmek durumundadır. Türk soluyla kurulan ittifakta bir + bir iki etmemektedir. Halbuki, DTP’nin kendi dışındaki Kürtlerle kuracağı bir ittifak sürecinde bir + bir ikiyi de geçebilir. Bu sürecin bir sinerji, moral güç yaratacağı besbellidir. Bütün bunlar, tehditlerle yaşama geçirilecek durumlar değildir. Dışlayıcı, yasaklayıcı değil, özgürlükçü bir tutum sahibi olmak vazgeçilmez bir tutum olmalıdır. Kardeşlik anlayışının Kürtlerin kendi içinde, Kürtler arasında sağlanması yaşamsaldır.İsmail BeşikçiKURDISTAN-POST.ORG

AKP hezimete kolları sıvadı

AKP, CHP ve MHP’nin ittifakı ile tezkerenin geçmesi bekleniyor. Savaşa karşı çıkan DTP ise geçen bir yılı soruyor. Bir yılık sınır ötesi savaş yetkisini bozgunlarla ve sivil alanları bombalamakla geçiren Türk ordusu, bir yıl daha Türkiye Meclisi’nden suç ortaklığı istedi. Türk egemenlik sisteminin yeni özel savaş aygıtı olarak nitelenen AKP hemen kolları sıvadı. Başbakanlık tezkeresi Meclis’e sunuldu.

Türk ordusu, son üç yılda ‘sınır ötesinde saldıramıyoruz onun için PKK’ye karşı etkili olamıyoruz’ propagandası yapıyordu. Bütün Türk stratejistler, Türk ordusunun sınır ötesi operasyonla PKK’yi bitireceğini iddia ediyorlardı. Seçimleri arkasında bırakan AKP Hükümeti de Türk ordusunun saldırganlığını sınır dışına taşırması için kolları sıvadı. Önce ABD’nin onayı ve desteği ardından AB’nin ‘yanınızdayız’ mesajı alındı. Bölge devletleri aktif destek taahhüt etti ve ABD’nin de katkısıyla Federal Kürdistan Bölgesi yönetimi etkisizleştirildi. Bunun üzerine hazırlanan Başbakanlık tezkeresi Meclis’e sunuldu. DTP Grubu, İstanbul Milletvekili Ufak Uras ve daha sonra CHP’den ayrılacak olan Ankara Milletvekili Eşref Erdem’in dışındaki milletvekilleri, savaş tezkeresine ‘evet’ dedi. Tezkere, 19’a karşı 507 oyla Türkiye Meclisi’nde kabul edildi. erdogan_akp_asker_chp_devlet_cenaze
Tezkerinin süresi 17 Ekim 2008 tarihinde bitiyor. Bu sürenin bitmek üzere olması asker ve hükümeti de harekete geçirdi. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un geçtiğimiz günlerde ‘seçilmiş’ medya temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde, hükümetle mutabık olduklarını dile getirmesinin ardından, hükümet de tezkereyi uzatacağını açıklamıştı. Sınır ötesi savaş izninin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi, dün itibariyle Türkiye Meclisi’ne sunuldu. Tezkerede şöyle denildi: “...hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe belirlenecek şekilde, TSK unsurlarının, Irak’ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidinin ve saldırılarının bertaraf edilmesi amacıyla sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere, Irak’ın PKK teröristlerinin yuvalandıkları kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesi ve görevlendirilmesi için Anayasa’nın 92. maddesi uyarınca Genel Kurul’un 17 Ekim 2007 tarihli kararıyla Hükümete verilen 1 yıllık izin süresinin, 17 Ekim 2008 tarihinden itibaren 1 yıl süreyle uzatılmasını Anayasa’nın 92. maddesi uyarınca arz ederim.’’


KCK uyarmıştı


Birinci tezkerenin kabulü öncesi Koma Cîvakên Kurdistan(KCK) yetkilileri, Türk ordusunun Güney Kürdistan’a girmesi halinde bataklığa saplanacağı uyarılarında bulundu. Gerillanın her boyutuyla hazır olduğunu ve ordunun Güney’de ezici bir darbe alacağını dile getiren KCK yetkilileri ‘hodri meydan’ dedi. Uyarılara rağmen, Türkiye Meclisi kulaklarını Kürtlerin tüm talep ve seslerine karşı kapatmıştı.
Tezkere kararının ardından insan hakları kuruluşları, sivil toplum örgütleri, aydınlar, DTP, ÖDP, EMEP, SDP ve Türkiye Barış Meclisi sert tepki göstererek, tezkereyi yaptıkları eylemlere protesto etmesinin de hiçbir hükmü olmamıştı.
İlk bozgun Oramar’da
Karar ardından yetkinin ne zaman orduya verileceğinin tartışıldığı 21 Ekim günü Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’ne bağlı Oramar(Dağlıca) bölgesinden Güney Kürdistan’a geçmek isteyen Türk ordu güçleri pusuya düşürüldü. Yaşanan çatışmalar sonucunda 8 asker esir alınırken, 35 asker öldü çok sayıda asker de yaralandı. ‘Köklerini kazıyacağız’ diyen Türk Hükümeti, ordusu ve medyası Oramar eylemi sonrası ilk bozgununu yaşamış oldu. Neye uğradığını şaşıran Türk devleti, Kürtlerin yaşadığı metropollerde linç kampanyası başlattı. Türkiye Başbakanı Erdoğan, 28 Kasım’dan itibariyle sınır ötesi yetkisinin TSK’de olduğunu açıkladı.zap_donusu_turk_asker
‘Zap zaptedilemedi’
Dağlıca eylemi ile kamuoyundaki güveni zedelenen Türk ordusu, 22 Şubat’ta 8 günlük günlük karadan işgal operasyonu başlattı. “Güneş harekâtı” adını verdikleri işgal operasyonunda ancak 4. günde Zap sınırlarına gelinebildi. Orada adeta çakılıp kalan Türk ordusu, işgal operasyonunu 8 gün sürdürebildi. “Zapı zaptettik” manşetleri ile zafer naraları atan Türk medyası askerlerin sınır hattından Türkiye’ye giriş yaptıkları görüntüler karşısında şok oldu. 125 askerin öldüğü ve yüzün üzerinde askerin de yaralandığı işgal operasyonu boyunca 9 HPG gerillası da yaşamını yitirdi. Daha önce 24 sınır ötesi kara saldırısı yapan Türkiye, 25’inci de büyük bir hezimet yaşamıştı. Hezimetin yarattığı şaşkınlık, Türk ittifakında gerilim yarattı. CHP ve MHP’nin şaşkınlığı Türk ordusunun fırçasıyla dindirildi.
Bezele baskını
Oramar baskını ve işgal operasyonunun başarısızlıkla sonuçlanmasının etkileri henüz geçmeden HPG gerillaları 11 Mayıs’ta Bezelê Karakolu’na baskın düzenledi. 100’ü komando toplam 250 askerin bulunduğu Bezelê Karakolu’na yönelik gerçekleşen baskında karakolun büyük bir kısmı imha edilirken, karakolun 4 binası, cephanelik ve çevresinde bulunan 7 askeri çadır alev alarak yanmıştı. HPG kaynakları, baskın sonrası 29 askerin öldüğünü, 11 askerin yaralandığını bildirirken, baskın sonrası 2 HPG’linin de yaşamını yitirdiğini duyurdu. İşgal operasyonunun başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından hava saldırılarına hız veren Türk ordusu uzun süre savaş uçakları ile özellikle Zap bölgesini bombalarken; bu saldırılar da büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı. Saldırılardan umduğunu bulamayan Türk ordusu Kuzey Kürdistan’daki operasyonlarına hız verdi. Tezkerenin kabul edildiği Ekim ayından bu yana Kürdistan genelinde yoğunlaştırılan operasyonlarda HPG kaynaklarına göre; bin 107 asker öldü, 142 HPG’li yaşamını yitirdi.
HABER MERKEZİ



Yine ‘evet’ diyecekler
MHP Grup Başkan vekili Oktay Vural: Geçen sınır ötesi operasyona ilişkin eleştirilerimiz var. Bütün bunları Genel Kurul’da tezkere görüşmeleri sırasında bir kez daha dile getireceğiz. Ancak tezkere konusundaki tutumuzu, geçen tezkeredeki gibi sürdüreceğiz.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen: Türkiye’nin elinde gerektiğinde sınır ötesi operasyon için tezkere bulunmalı. Ancak yeter ki bunu uygulasınlar. Yetkiyi almak kadar kullanmak da önemli.

AKP’nin 75’leri: Geçen oylamada merak konusu olan AKP’nin 75 ‘Kürt kökenli’ milletvekili, ‘savaşa evet’ demişti. Bu oylamada da farklı bir tutum almaları beklenmiyor.
DTP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan: Defalarca denenmiş, sonuç alınmamış, çok insanımızın canını yitirmesine sebep olmuş bir durumu yeniden ülkemizin gündemine getirmek, daha çok insanımızın kanının akmasına sebep olmuş bu yöntemi yeniden tartışıyor olmaktan üzüntü duyuyoruz. Bu yöntem çok denendi. Her Genelkurmay Başkanı kendisinden mi başlatmak istiyor, bunu sınamak mı istiyor doğrusu insan bunu merak ediyor ama ortada olan bunun çok denenmiş bir yöntem olduğu. 25 kez denendi, 26’ncısı düşünülüyor. Son operasyonda yaşananların acısını unutmuş değiliz. Yeni bir operasyonun kimseye faydası yok. Herkesin daha çok acı çekmesinden başka işe yaramaz.
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Binlerce kişi anadil için yürüdü

TZPKurdi'nin başlattığı 'Êdi Bes e anadilimde eğitim istiyorum' kampanyası kapsamında Mardin, Van, Adana ve Diyarbakır'da anadil talebiyle yürüyüş yapan binlerce kişi, devletin Kürtlerin yamed_anadil_yuruyusu1ükselen sesine kulak vermesini istedi. Yapılan açıklamalarda ise Kürtlerin kendi dillerine sahip çıkmadıkları takdirde asimilasyon politikalarının önüne geçemeyeceğine vurgu yapılarak, Kürtçe'nin yok olmaması için Kürtlerin kendi televizyonlarını dinlemesi, gazetesini okuması ve çocuklarıyla Kürtçe konuşması çağrısı yapıldı.

DİYARBAKIR
Diyarbakır'da anadil talebiyle yapılacak yürüyüş için DTP Diyarbakır İl binası önünde binlerce kişi biraraya geldi. İlköğretim ve lise öğrencileri de okulu boykot ederek okul kıyafetleriyle, kadınlar ise sarı, kırmızı ve yeşil renkte puşiler takarak İl binası önüne geldi. Burada sık sık 'Amed kalemiz Zağros mevzimiz', 'Biji serok Apo', 'Zınane me rumatemeye', 'Sayın Öcalan', 'Be zıman jiyan nabe', 'Be serok jiyan nabe', 'Amed ovası Apocular yuvası', 'PKK halktır halk burada', 'Öcalan' sloganları atıldı. İlköğretim öğrencileri ve anneleri ise, 'Be zıman jiyan nabe', 'Em perwerde zımane zıkmaki dixazın', 'Lı her dere zımane şoreşgeri' ile Arapça, Kürtçe ve İngilizce 'Anadilimi seviyorum' dövizleri taşıdı. DTP Eşbaşkanı Emine Ayna'nın da aralarında bulunduğu DTP'li kadın milletvekilleri İl binası önünde halkla birlikte Oremar ve Zap şarkıları eşliğinde halay çekti. Çember oluşturarak alkışlarla Kürtçe şarkı söyleyen kitle, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK üzerine yazılmış şarkılar söyledi.amed_anadil_yuruyusu2

Binlerce kişi yürüyüşe geçti
DTK Sözcüsü Leyla Zana, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk ve Emine Ayna, DTP milletvekilleri Selahattin Demirtaş, Ayla Akat Ata, Gültan Kışanak, Fatma Kurtulan, Pervin Buldan, Bengi Yıldız, Aysel Tuğluk, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DEP eski Milletvekili Selim Sadak, İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı Sami Tan, Türkiye Barış Meclisi'nden Seydi Fırat, DTP'li belediye başkanları, öğretim görevlileri, Kürt yazar ve gazeteciler, Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH), Yurtsever Demokratik Gençlik (YDG) üyelerinin aralarında bulunduğu binlerce kişi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Konukevi'ne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında 'Zımane me rumate meye' sloganları atıldı.
Minik öğrenciler ilgi odağı oldu
Polis, yürüyüş güzergahında panzer ve akrep tipi araçlarla olağanüstü güvenlik önlemi aldı. Öğrenciler döviz ve pankartları ile kortejin ön saflarında yer aldı. Kortej boyunca sloganlar dinmezken, anons aracından yankılanan Kürtçe şarkılara kitle alkış ve zılgıtlarla eşlik etti. PKK bayrağının açıldığı yürüyüşte, halk balkonlara ve kaldırımlara çıkarak alkışlarıyla destek oldu. Minik öğrenciler taşıdıkları Kürtçe 'Ana dilde eğitim istiyorum' dövizleri ile ilgi odağı oldu.
'Kürtler diline ve kimliğine sahip çıkıyor'
Konukevi önünde son bulan yürüyüşe katılan katılımcılar, Konukevi terasından kitleye seslendi. İlk olarak konuşma yapan DTP Diyarbakır İl Başkanı Necdet Atalay, Ramazan ayı olmasına rağmen kendi diline sahip çıkmak için Diyarbakır alanlarını dolduran Kürtlere minnettar olduklarını söyledi. Atalay, 'Güneşin sıcaklığıyla kendi tarihine sahip çıkan bu halk özgürlüğe doğru yürüyüş maratonunu finale ulaştırmıştır. Artık özgür günler bizi bekliyor. Tüm dünya görmelidir Kürtler kendi diline ve kültürüne sahip çıkmak için alanlardadır' dedi.
'Kürt dili ve kültürü üzerinde büyük tahribatlar yaratılmıştır'
Atalay'ın konuşmasının ardından basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı Sami Tan okudu. Tan, Kürtlerin köklü bir tarihe sahip olduğu kadar zengin bir dil ve kültüre de sahip olduğunu vurgulayarak, 'Kürtler bin yıllardan beri yazılı edebiyata sahiptir. Türkiye'de Kürt dili 20 milyon kişi tarafından kullanılıyor. Kürt dili üzerinde inkar ve anti demokratik uygulamalar var. Bu inkar politikası Kürt dili ve kültürü üzerinde büyük tahribatlar yaratmıştır. Kürt halkı da inkar politikalarına karşı bu güne kadar mücadele etmiştir ve dilini korumaya çalışmıştır. Tüm halklar gibi Kürt halkının da kendi dilini savunma ve kendi dilinde eğitim görme hakkı vardır' dedi.
Zana: Biz hak dilenmeyeceğiz
DTK Sözcüsü Leyla Zana ise emek vermeyenlerin bir hak sahibi olamayacağını belirterek, 'Biz hak dilenmeyeceğiz. Hakkımızı kendi emeğimizle alacağız. O zaman kimse bizim emeğimize el koyamaz. Yani birilerinden hak dilenirsek bize vereceği hakları istediği zaman el koyacaktır. Bu nedenle biz özgürlük mücadelesi vererek kendi dilimizi ve kültürümüzü koruyacağız' şeklinde konuştu. Kürtlerin dilini ve kültürünü dengbêjlik geleneğiyle bugünlere getirdiğini ifade eden Zana, Kürtlerin ana dillerinde sistemli eğitim görmelerinin şart olduğunu söyledi. Kürtlerin meydanlarda dilini ve kültürüne sahip çıktığını vurgulayan Zana, 'Diyarbakır çok dilli ve çok kültürlü bir kenttir. Tek dil, tek, ırk ve tek reng anlayışı bir çok kültürü ortadan kaldırdı. Kürtler kendi dillerine sahip çıkmadıkları takdirde asimilasyon politikalarının önüne geçemeyecektir. Kürtler kendi televizyonlarını dinlemeli, gazetesini okumalı ve çocuklarıyla Kürtçe konuşmalıdır. Aksi takdirde Diyarbakır'da birçok farklı kültüre sahip olan Süryani, Keldani, Asuri ve Ermeni gibi birçok halk bugün ortadan kayboldu' diye konuştu. Yapılan konuşmaların ardından kitle 'Biji Serok Apo' sloganları atarak, dağıldı.mardin_anadil_yuruyusu1
MARDİN
Mardin'in Nusaybin İlçesi'nde Nusaybin Özgür Yurttaş Derneği önünde bir araya gelen DTP Nusaybin İlçe Başkanı Hamit Tokaş, Nusaybin Belediye Başkanı Mehmet Tanhan, sivil toplum örgüt temsilcileri ile yüzlerce öğrenci ve velileri Fırat Mahallesi Şirin Sokağı'na doğru yürüyüşe geçti. 'Ez perwerdehiya bi zimanê zikmakî dixwazim' pankartının açıldığı yürüyüşte, 'Bê ziman jiyan nabe', 'Ez perwerdehiya bi zimanê zikmakî dixwazim', 'Zimanê me rûmeta me ye', ' Kes nikare zimanê me qedexe bike', 'Em dixwazin bi zimanê xwe perwerde bibînin', 'Em kurd in zimanê me kurdî ye' dövizleri taşındı. Yürüyüşün ardından kitle adına açıklamayı okuyan Özgür Yurttaş Derneği Başkanı Mehmet Keyik, her halk gibi Kürtlerin de kendi anadilleri ve kültürlerini koruma hakkı olduğunu belirterek, 'Dilimizi yasaklamak istiyorlar. Dilimizi yasakladıkları zaman, bizde yok olacağız. Ancak Kürt halkı uyanmış ve dilinin yok edilmesine veya asimile edilmesine izin vermeyecek' dedi. Açıklamadan sonra öğrencilere, Kürtçe eğitim verildi. Eğitimden sonra kitle, 'Bê ziman jiyan nabe', 'Ez perwerdehiya bi zimanê zikmakî dixwazim' sloganlarını atarak eyleme son verdi.

 

Öte yandan Kızıltepe İlçesi'nde, yarın saat 11.00'de DTP İlçe binasından Barış Parkı'na doğru yapılacak yürüyüşe ilişkin bildiri dağıtıldı. DTP'liler tarafından dağıtılan bildirilerde, yürüyüşe katılım çağrısı yapıldı.van_anadil_yuruyusu1
VAN
Van'da Mavi Plaza önünde bir araya gelen aralarında DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, DTP Van İl Başkanvekili Selim Ertaş, Van Barış Anneleri İnisiyatifi, Hacıbekir Mahallesi Özgür Yurttaş Derneği, Van İmamlar Derneği, Van GÖÇ DER, Kent Kadın Meclisi üyelerinin de bulunduğu yaklaşık 3 bin kişi Sanat Sokağı'na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında, 'Welatparêzi zımanparazê ye', 'Êm dıbıstanên Kurdi dıxwazın', 'Êdı Bes e' dövizleri taşınarak, 'Dağlara çıkarız, hesabını sorarız', 'Sayın Öcalan', 'Kürdistan faşizme mezar olacak', 'Öcalan', 'Biji Serok Apo' sloganları atıldı. Yürüyüş nedeniyle Maraş, Cumhuriyet caddeleri ile Sanat Sokağı, Dörtyol Mevki ve DTP Van İl binası önünde yoğun güvenlik önlemleri alınarak, caddelere giriş ve çıkışlar kapatıldı. Yürüyüşün ardından Sanat Sokağı'nda basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya öğrenciler okul kıyafetleriyle katıldı. Açıklamayı okuyan TZPKurdi Yöneticisi Levent Ürün, Kürt dilinin anayasal güvence altına alınmasını isteyerek, artık Türkiye'de Kürt dilinin anayasada bir zenginlik olarak kabul edilmesini istedi. Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesiyle Kürtçe sorunun çözümünün mümkün olacağına vurgu yapan Ürün, Kürt sorununun çözümünün en doğru yolunun ise Demokratik Özerlik modeli ile mümkün olacağını kaydetti. Kürtçe'nin üniversite eğitim dili olması gerektiğini belirten Ürün, 'Yani bütün eğitim kademelerinde Kürtçe eğitim dili olarak kabul edilmelidir. Eğitim iktidardan alınmalı ve yerele verilmelidir. Bu beraberinde eğitimin ihtiyaçlara göre verilmesinin önünü açacaktır' şeklinde konuştu. Üniversitelerde Kürdoloji bölümlerinin açılması gerektiğini ifade eden Ürün, 'Biz devlete sesleniyoruz, bu güne kadar Kürtçe'ye dönük asimilasyon politikalarından dolayı Kürt halkından özür dilemelidir. Kürtçe'ye yönelik yapılan tahribattan dolayı Kürtçe'ye pozitif ayrımcılık tanınmalıdır' dedi. Ürün ayrıca, KURDİ DER Van Şubesi'ne ve yöneticilerinin evlerine yapılan polis baskınını kınayarak, yaşanan baskınları 'terör' olarak nitelendirdi.

 

Açıklamadan sonra Kürt Dili Öğretmeni Nezir Öcek, Sanat Sokağı'nda 5 dakikalık Kürtçe ders verdi. Verilen Kürtçe dersten sonra kitle sloganlar atarak DTP Van İl binası önüne doğru yürüyüşe geçerek burada eylemine son verdi. Kitlenin dağılmasının ardından polisler Hacibekir Mahallesi Özgür Yurttaş Derneği Başkanı Tefik Sayı'nın da aralarında bulunduğu ismi öğrenilemeyen bir kaç kişi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.siirt_anadil_yuruyusu1
SİİRT
Siirt'te TZPKurdi'nin başlattığı 'Êdi Bes e anadilde eğitim istiyorum' kampanyası çerçevesinde yapılmak istenen eylem öncesi polis, DTP İl binası önünde toplanan kitleye müdahale etti. DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik'i karşılamak üzere DTP İl binasından caddeye çıkan ilköğretim çağındaki çocukların balonlarını patlatan polis, pankart ve dövizlere el koydu. Çocuklar ise tartaklandı. Müdahalenin ardından DTP Siirt İl binası önünde bir araya gelen yüzlerce kişinin katılımıyla basın açıklaması yapıldı. DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik, DTP İl Başkanı Abdurrahman Taşçı, Gökçebağ (Ciwanika) Belde Belediye Başkanı Seyfettin Aydın, Kurtalan Belediye Başkanı Mehmet Kuyumcu, DTP Eruh, Pervari, Baykan ve Kurtalan İlçe örgütleri, İHD, Göç-Der, Barış Anneleri İnisiyatifi ve MKM-Der'in de aralarında bulunduğu yüzlerce kişi katıldı. 'Devlet değil dilimizi istiyoruz' pankartının açıldığı açıklamada, sık sık 'Be ziman jiyan nabe' sloganları atıldı. İlköğretim öğrencisi Sarya Sevcan, Kürtçe yaptığı açıklamada Türkiye'de 20 milyon Kürde yönelik inkar ve asimilasyon politilarının sürdüğünü, bu uygulamanın demokratik olmadığını söyledi. Kürtlerin dilinden ve tüm kültürel haklarından yoksun bırakıldığını belirten Sevcan, 'Kürt halkının dilini ve kültürünü yaşatmaya, sahip çıkmaya hakkı vardır. Kürtler, Türkler gibi vatandaşlık şartlarını yerine getiriyor. Bundan dolayı devlet Kürt halkının taleplerini gözönünde bulundurmalı ve kabul etmelidir' şeklinde konuştu.

 

Açıklamanın ardından konuşma yapan DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik, dilin insanın kimliği olduğunu, inkar edilmesinin halkın inkarı anlamına geldiğinin altını çizerek, şunları söyledi: 'Yeryüzünde yaşayan diller ne kadar saygınsa Kürtçe de o kadar saygındır. Kürtçe, çocukların gelişimi açısından bir zorunluluktur. Bu bilimsel olarak tespit edilmiştir. Demokratik ülkelerin hiçbirinde anadil tartışması yoktur. Çünkü bu hak kabul edilmiştir. Uluslararası metinlerde dil meselesi bir insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Okullarda Türkçe eğitimin yanı sıra Kürtçe eğitim de verilmelidir.'
Açıklama başlamadan önce ise Hayrettin Kaymaz adında bir genç gözaltına alındı.
ADANA
Adana'da Gülbahçe Demokrasi Evi önünde bir araya gelen bini aşkın kişi yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe yüzlerce öğrenci okul kıyafetleriyle katıldı. Yürüyüş öncesi davul, darbuka, zil gibi müzik aletleriyle Kürtçe şarkılar söyleyen çocuklar, 'Be ziman jiyan nabe','Em perwerdahiya zimane dayika xwe dixwazim', 'Zimane kurdi pir xweşe', 'Zimane me nasnama me ye','Gelê kurd bi kurdî biaxifin' dövizlerini taşıdı. Yaklaşık yarım saat Kürtçe şarkılar eşliğinde sloganlar atan çocukların yürüyüşüne velilerin yanı sıra DTP Adana İl Başkanı Mehmet Zeki Karataş, DTP'li İl ve İlçe yöneticileri, Küçük Dikili Belediye Başkanı Leyla Güven, MKM-DER çalışanları, THAYD-DER ve İHD'li yöneticiler de destek verdi.adana_anadil_yuruyusu1

'Kürtlerin yükselen sesine kulak verilmeli'
'Edi Bes e anadilde eğitim istiyorum' pankartının önünde açıklamayı Kürtçe yapan TZPKurdi üyesi Gülizar Çakmak, 'Mezopotamya bin yıllardır bir çok medeniyeti yaratmış ve bunlara ev sahipliği yapmasına tanıklık etmiştir. Bu tarih kadar önemli olan Kürtler ve dilleri, demokratik olmayan yollarla bugün yasaklanıyor. Kürtçe tüm baskı ve yıkımlara
rağmen kendini bugünlere taşımıştır' dedi. Kürt halkının var olma gerekçesi olan haklarının siyasi iktidarlar tarafından tanınmadığına işaret eden Çakmak, 'Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti biran önce Kürtlerin yükselen sesine kulaklarını verip anadil hakkı gibi en demokratik isteklerine cevap vermelidir' diye konuştu. Çakmak, Türkiye'de Kürt sorununun çözümü için Kürtçe'nin Kürtler için eğitim dili olması gerektiğini söyledi. Açıklamanın ardından kitle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK lehine sloganlar atarak yürüyüşe geçti. Cadde üzerinde yapılan yürüyüş nedeniyle yoğun güvenlik önlemleri alındı. Yürüyüş sonrası kitle olaysız bir şekilde dağıldı.
ESP bölge temsilciliklerinden destek
ESP Diyarbakır, Tunceli, Malatya, Antep ve Sivas temsilcilikleri, ortak yazılı açıklama yaparak TZPKurdi'nin başlattığı 'Êdi Bes e anadilde eğitim istiyorum' kampanyasına destek verdi. 2008-2009 eğitim-öğretim yılına binlerce Kürt çocuğu ve gencinin anadilinden yoksun bir şekilde zorunlu Türkçe eğitim ile başladığının ifade edildiği açıklamada, 'Kürtçe hala bir dil olarak görülmüyor, anadilimizde eğitim yapma hakkımız engelleniyor. Çince ya da Urdu Dili'nde dahi üniversitelerde eğitim verilirken, coğrafyamızda 20 milyon insanımızın konuştuğu Kürtçe'nin yasak sayılması, sömürgeciliğin dilimiz üzerimizdeki baskısının ve hiçe sayma anlayışının en çarpıcı görünümüdür' denildi.
Açıklamalarda, Kürt yazar Hamid Dilbahar'ın tutuklanması kınanarak, Dilbahar'ın serbest bırakılması istendi.
HABER MERKEZİ (DİHA)
Siirt'te anadil eylemine müdahale: Çocuklar tartaklandı

Habere ESMER bir bakış : Esmer Bilgi

esmerbilgi 'Yasak bölgelerdeyiz' sloganıyla yayın hayatına bugünden itibaren başlıyan site,  işçi ve emekçi sorunu, Kürt sorunu, Alevi sorunu, çevre ve kadın sorunu başlıklarını ön planda tutacağını belirtiyor. 

'Yasak bölgelerdeyiz'

sloganıyla yola çıkan "Esmer Bilgi" haber sitesi yayın hayatına başladı.

Site yöneticileri  'sol içi' tartışmalara geniş yer vermeyi düşündüklerini ifade ediyor.

Site, Ayrıca halkçı rol izleyen siyasi parti, örgüt ve diğer oluşumlar ile kendisini esmer bulan tüm kesimlerin gönderilerini de haberleştirip veya doğrudan yayınlamayı hedefliyor.

www.esmerbilgi.com

Orgeneral Başbuğ'u dinlerken, Ahmet Türk'ü anımsamak...

"Ben bir Kürdüm. Türk soyadını biz seçmedik. Nüfus memuru öyle uygun görmüş... 12 Eylül sonrası Diyarbakır Cezaevi'ne girdim. Her gün Tanrı'ya 'Canımı al da, beni bu işkenceden kurtar' diye yalvarıyordum. Ölüm bile elimize geçmiyordu. Beni 200 askerin ahasancemalrasına çırılçıplak getirip copla dövdüler. Tuvaletlerde pislik yediriyorlar, 24 saat işkence yapıyorlardı. Dayaktan her yerimiz simsiyahtı. Bir gün adam copunu kaldırmış, 'Atatürk'ün annesinin adı ne?' diye sordu. Bildiğim halde söylemedim. Aklım copa takılmıştı. Gece baskın yapılıyor, dayakla marş okutuluyordu. Korkudan 56 tane marş ezberledim. Birçok insan cezaevinde gözümüzün önünde öldürüldü. Yüzbaşı, doktora bağırarak 'Rapora ranzadan düştü diye yaz' diyordu. Bir asteğmen, gözlerimle gördüm, 'İnsanlığımdan  utanıyorum' diye ağlıyordu."

Hasan Cemal-Milliyet
‘Yalvarıyordum ama ölüm bile elime geçmiyordu!’

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un gazeteci milletiyle yaptığı brifinglerin haberlerini dinlerken, okurken bir an Ahmet Türk'ü anımsadım.
Niye mi, anlatayım.
Orgeneral Başbuğ'un bazı nüanslara dikkat etmekle birlikte 'Kürt sorunu'nun adını koymaktan ya da sorunun özüne parmak basmaktan kaçındığını düşünüyorum.
İki noktaya indirgiyor sorunu:
Yoksulluk ve işsizlikle mücadele.
Terör ve şiddetle mücadele.
Devletin malum resmi tezi...
Başbakan Erdoğan da bu resmi teze yanaştı gibi. Diyarbakır'da, 2005 yılının Ağustos ayında söylediklerini unuttu galiba. O tarihte "Kürt sorunu bizim de sorunumuz" demişti. Hatta, "Devlet olarak geçmişte bizim de hatalarımız oldu" diyerek bir heyecan dalgası yaratmıştı.
Ama gerisi gelmedi.
Brifinglerinde Orgeneral Başbuğ, geçmişte komutanlardan çok dinlediğimiz 'Terörle mücadele', 'terörizmle mücadele' gibi bazı ince ayrımlar yaptı, fakat sorunun dibine inmedi.
Kürt sorunu demedi.
Geçmişteki "Kürt yoktur, Türk vardır!" politikasının yol açtığı yaralardan söz etmedi.
Kürt dilinin nasıl inkâr edildiğini hiç hatırlamadı.
'Ulus-devlet'i klişe olarak yineledi. Oysa kültürel farklılıklar tanınarak, ulus-devletlerin de zaman içinde, örneğin Fransa'daki gibi nasıl demokratik nitelik kazanabileceklerini ya bilmiyordu, ya yok saydı Orgeneral Başbuğ.
Bilinen şeyler...
Ama bütün bu bilinenleri yok sayarak, 1980'lerden beri yaşanan 'PKK olgusu'nu, Türkiye'yi maddi ve manevi açılardan çok kanatan terör ve şiddeti yerli yerine oturtmak, demokratik ve barışçı çözüm yollarında yürümek olanaksızdır.
Ahmet Türk'ü bunun için anımsadım.
12 Eylül'de, Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde yaşadıklarını anlatıyordu bu yakınlarda. Ben de o acı günleri bir zamanlar Ahmet Türk ailesinin Mardin-Derik arasındaki Kasri Kanco'sunda bir gece vakti kendi ağzından dinlemiştim:
"Ben bir Kürdüm. Türk soyadını biz seçmedik. Nüfus memuru öyle uygun görmüş... 12 Eylül sonrası Diyarbakır Cezaevi'ne girdim. Her gün Tanrı'ya 'Canımı al da, beni bu işkenceden kurtar' diye yalvarıyordum. Ölüm bile elimize geçmiyordu. Beni 200 askerin arasına çırılçıplak getirip copla dövdüler. Tuvaletlerde pislik yediriyorlar, 24 saat işkence yapıyorlardı. Dayaktan her yerimiz simsiyahtı. Bir gün adam copunu kaldırmış, 'Atatürk'ün annesinin adı ne?' diye sordu. Bildiğim halde söylemedim. Aklım copa takılmıştı. Gece baskın yapılıyor, dayakla marş okutuluyordu. Korkudan 56 tane marş ezberledim. Birçok insan cezaevinde gözümüzün önünde öldürüldü. Yüzbaşı, doktora bağırarak 'Rapora ranzadan düştü diye yaz' diyordu. Bir asteğmen, gözlerimle gördüm, 'İnsanlığımdan  utanıyorum' diye ağlıyordu." (Mehmet Gündem'in röportajı, Yeni Şafak, 25.08.08)
İnce eleyip sık dokumak gereksiz.
Kürt sorununu biraz hissetmek ve anlayabilmek için biraz insanlık, biraz cesaret yeterli olabilir. Yaşananları az da olsa öğrenmek bile, bizim devletin ezberlerini bozmak için isteyene bir sürü ipucu verebilir.
Ahmet Türk şimdi kısa adı DTP olan Demokratik Toplum Partisi'nin Genel Başkanı.
Ve partisi topun ağzında.
Davası Anayasa Mahkemesi'nin gündeminde, kapatılabilir. Ahmet Türk geçen gün yaptığı sözlü savunmasında şöyle diyordu:
"DTP demokratik siyaset yapmakta, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü için çalışmaktadır. DTP'nin PKK ile herhangi bir örgütsel bağlantısı ve ilişkisi yoktur. DTP, Kürt sorununun demokratik çözümüne dönük siyaset yapan bir partidir. Kapatma davası, DPT'nin bu çabalarına yönelik bir tasfiye politikasıdır. Bu aynı zamanda Kürtlerin demokratik siyaset yapma zeminini ortadan kaldırma, Kürt sorununun diyalogla, demokratik yollarla çözümünü istemeyen güçler, Kürtlerin dil ve kültürel vb. demokratik haklarının tanınmasını engellemek için kapatma davasını devreye koymuştur. DTP'nin kapatılmasını isteyen anlayış, demokrasi ve hukuk dışı bir anlayıştır."
Ben de katılıyorum.
DTP kapatılmasın.
Ve Başbakan Erdoğan medyayla, gazeteci milletiyle uğraşmayı bırakıp, Türkiye'de partiler düzenini demokratikleştirmenin adımlarını bir an önce atmaya baksın.
İyi pazarlar!

Kürt düşmanlığı mübahtır!

'Ermeni, Rum, Kürt ya da ne tür gâvursa, buradayım, Kökten kazıyalım, kökten illeti!' dizeleri ile yayımlanan İlhami Erdoğan'ın 'şiir' kitabı, Türkiye'de ırkçılığın boyutlarını gözler önüne sererken, ilhami_erdogan_irkci_siirAKP'li Sarıgazi Belediyesi de söz konusu kitabı okullarda dağıtmak istedi. Ancak tepkiler üzerine vazgeçti. Asıl dikkat çekici olan kitap hakkında bugüne kadar herhangi bir davanın açılmamış olması.

'Şair'den(!) ürperten dizeler

İsmail Türüt'ün Ermenilere hakaret ve tehdit savurduğu 'Plan Yapmayın Plan' türküsünün ardından bu kez 'Ermeni, Rum, Kürt ya da ne tür gâvursa, buradayım. Tüm dünya başa devrilse; Kökten kazıyalım, kökten illeti!' dizeleri ile yayımlanan İlhami Erdoğan'ın şiir kitabı Türkiye'deki ırkçılığın boyutlarını gözler önüne serdi. AKP'li Sarıgazi Belediyesi'nin söz konusu şiir kitabından 100 adet dağıttı iddia edildi. Belediyenin öğrencilere ve kütüphanelere dağıtmak istediği 'Ozan İlo' mahlası ile şiirler yazan İlhami Erdoğan'ın 'Ben Ölmem Daha' adlı şiir kitabı Kürtlere ve Ermenilere hakaretler içeriyor. Belediyenin okullarda eğitime destek amacıyla! dağıtmak istediği şiir kitabında

'İş bize kalacak, görünen o ki,

Kökten kazıyalım, kökten illeti!

Kiminin Ermeni aslıdır kökü;

Kökten kazıyalım, kökten illeti!

Bunlar Kürt değiller, bozuk soyları,

Bakın; Ermeni'dir kesin boyları,

Birebir benzeşir, kancık huyları;

Kökten kazıyalım, kökten illeti!..'

dizelerine yer veriliyor.

Kitabın yayınevi, belediyeye 100 adet kitap gönderildiğini doğrularken, belediyenin tepkiler üzerine kitabın dağıtımından vazgeçtiğini söyledi. Sarıgazi Belediye Meclis Üyesi Mehmet Yıldız, Belediye Başkanı Kemal Ayyıldız'ın 100 adet kitabın Sarıgazi'de dağıtıldığını iddia etti. Yıldız, bölgede demokrat geçinen AKP'nin batıda uyguladığı politikanın MHP'den daha tehlikeli olduğunu söyledi. Konuyu belediye meclisi toplantısına da taşıdıklarını belirten Yıldız, kendilerine 'Numune olarak geldi' cevabı verildiğini söyledi. Yıldız tepkileri üzerine kitabın dağıtımının durduğunu söyledi. Bu arada iddialara ilişkin görüşlerine başvurmak istediğimiz Sarıgazı Belediye Başkanı Kemal Akyıldız, toplantıları olduğu gerekçesi ile sorularımıza yanıt vermezken, Belediye Kültür Müdürü Mehmet Kalkan ise iddiaları reddetti. FIRAT ÇAĞIN www.gundemonline.org

Zana: Biz dilenci değiliz, tek taraflı kardeşlik olmaz

demokratik_toplum_kongresi_Demokratik Toplum Kongresi 2'inci Olağan Toplantısı'nda konuşan Kongre Sözcüsü Leyla Zana, Kürt sorunu konusunda onurlu bir barış istediklerini dile getirerek, 'Biz dilenci değiliz ve dilenmek için el açmayacağız. Eğer bizi yanlarında istiyorlarsa kardeşliğe varız. Tek taraflı kardeşlik olmaz' dedi.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 2'inci Olağan Toplantısı, 'Son siyasal gelişmeler' ve 'Yerel Seçim stratejisi' gündemleriyle Diyarbakır'da toplandı. DTP Diyarbakır İl binası Vedat Aydın Konferans Salonu'nda başlayan ve 2 gün sürecek olan toplantıya, DTK Sözcüsü Leyla Zana, DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, DTP milletvekilleri Selahattin Demirtaş, Ayla Akat Ata, Gültan Kışanak, Fatma Kurtulan, Pervin Buldan, Hamit  Geylani, Osman Özçelik, Bengi Yıldız, Aysel Tuğluk, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DEP eski Milletvekili Selim Sadak, Türkiye Barış Meclisi'nden Seydi Fırat, DTP'li belediye başkanları, öğretim görevlileri, Kürt yazar ve gazeteciler, Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH), Yurtsever Demokratik Gençlik (YDG) aktivistleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ile yaklaşık 600 kişi katıldı.
Toplantının yapıldığı salonda 'Kadının özgürlük arayışı ve gençliğin devrimci coşkusu ile demokratik toplum kuruyoruz', 'Güneşin ışınları ile Komela sistemini kuruyoruz', 'Kürdistan Demokratik Özerklik ile demokratik cumhuriyete doğru', 'Devrimcilerin en temel gücü ve sorumluluğu odur ki, şehitleri anlayarak, cevap olarak ve vasiyetlerini yerine getirerek yaşamaktır' yazılı Kürtçe dövizler asıldı. Hakkari, Yüksekova ve Şemdinli Belediye Başkanları ile bazı delegelerin ulusal kıyafetleri ile kongreye katılmaları dikkat çekti. Divan Seçimi ile başlayan kongrede divan başkanlığına DTP Eşbaşkan Yardımcısı Kamuran Yüksek seçildi. Kongre, Apê Musa şahsında demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.
'Kürtler ne istediğini ortaya koydu'
Divan Başkanı Kamuran Yüksek, Demokratik Toplum Kongresi'nin Ekim 2007'de ilk toplantısını gerçekleştirdiğini hatırlatarak, 'Kongremiz o gün Kürt sorununun demokratik çözümü için önemli bir proje hazırlayarak Kürtlerin Demokratik Özerklik istediğini dünya kamuoyuna duyurdu. Kürtler ne istiyor sorusuna Demokratik Özerklik ile net yanıt verildi' dedi. Demokratik Özerklik ile Kürtlerin Türkiye'nin üniter yapısı içersinde bütün halkların ve farklılıkların bir arada yaşayabileceği bir sistemi ortaya koyduğunu vurgulayan Yüksek, 'Bir halk kendi kaderini tayin etme hakkında ne istediğini dünyaya ilan etmiştir. Birinci olağanüstü toplantı ise çatışmaların ve operasyonların yoğunlaştığı sınır ötesi operasyonun olduğu bir dönemde gerçekleşti. Kongremiz önemli bir süreçte kritik bir rol oyandı. Demokratik halk eylemlilikleri ve serhildanlar ile siyasette yekvücut içersinde, halkların kardeşliği açısından operasyonların Kürt sorununun demokratik çözümü için sonuç alıcı olamayacağını ortaya koyduk. Yükselen demokratik mücadelemizle bu durum Türk halkının da dikkatini çekti' diye konuştu.
'Çözüm aralanabilir'
Kürt sorunu konusunda inkâr ve imha sürecinin yaşandığı bir süreçten geçtiklerini vurgulayan Yüksek, önümüzdeki siyasal sürecin Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı geliştirilen inkâr ve imhaya karşı çetin bir süreç ile geçeceğini söyledi. Yüksek, toplantıda 'siyasal süreç', 'Demokratik Toplum Kongresi'nin durumu' ve 'yerel yönetimler ve seçim' başlıklarını masaya yatıracaklarını söyleyerek, doğru politikalar oluşturulması durumunda Kürt halkının mücadelesinde önemli bir mesafe kat ederek demokratik çözümü aralayabileceklerini ifade etti.
'Biz dilenci değiliz'
demokratik_toplum_kongresi Yüksek'in ardından Kongre'nin açılış konuşmasını yapan DTK Sözcüsü Leyla Zana, 'Apê Musa 16 yıldır aramızdan ayrıldı. Apê Musa, Hüsnü ve Cihan arkadaşları saygıyla anıyorum' sözleriyle konuşmasına başladı. Çok kritik bir süreçte DTK'nin 1'inci Toplantısı'nı gerçekleştirdiğini dile getiren Zana, 'Geldiğimiz nokta güven veriyor. Bana göre bu çalışma üzerinde derinlikli durmalıyız ve irademizi şeffaf bir şekilde ortaya koymalıyız. Çünkü sadece dostlarımızın değil karşıtlarımızın da gözleri üzerimizdedir. Onun için adımlarımızı ona göre atmalıyız' dedi. Türkiye'nin gündemine göre gidilmesi halinde gündem sapması yaşanacağını ifade eden Zana, 'Onun için kendi gündemimizi kendimiz belirlemeliyiz. Türkiye'nin birkaç önemli sorunu vardır. Bir Ermenistan, diğeri Kıbrıs ve diğeri de Kürt sorunudur. Cumhurbaşkanı Ermenistan'a gitti. İyi, gerçekten Kıbrıs ve Ermeni sorunun çözülmesini istiyoruz. Eğer bu sorunlar çözülürse Kürt sorunu da çözülür. Şimdiye kadar Ergenekoncular da sorunların çözümünü engellediler. Onun için Kürtler çok dikkatli olmalı. Ergenekoncuları sorgularken, Erdoğan'ın yakasına yapışıp sorumluların yargılanması için dayatmalıdır' diye konuştu.
Onurlu bir barış istediklerini dile getiren Zana, 'Biz dilenci değiliz. Ve dilenmek için el açmayacağız. Eğer bizi yanlarında istiyorlarsa kardeşliğe varız. Tek taraflı kardeşlik olmaz' şeklinde konuştu.
'Halk mahkemeleri kurulsun'
Yerel yönetimler seçimine de değinen Zana, 'Eğer kadrolar halkın iradesini kırmazsa, güvense bu halk yanımızdadır. Hatta halk bizi de kendisi ile birlikte ileriye taşır. Ama yönünüzü halktan şaşırır, hırsızlık ve ranta bulaşırsan bu halkta seni affetmez. Bu da halkımızın ulaştığı seviyeyi gösteriyor. Halk kimin samimi kimin samimiyetsiz yaklaştığını iyi biliyor. Onun için aday olacaklar veya seçilecekler çok iyi düşünmeli. Benim önerim odur ki, görevini yapmayanlar halk mahkemeleri tarafından yargılansın. Cezayı halk vermeli. Halkımız bu seviyeye gelmiştir. Halka hizmet bir sorumluluktur ve kutsaldır. Hepimizin umutları var. Umudumuz büyüktür. Kürtler kendi statülerini kendisi belirleyecektir' diye konuştu.
Zana'nın konuşmasının ardından kongre basına kapalı olarak devam etti.
DİYARBAKIR-DİHA

Yorum  Başbuğ Kürt sorununu çözecek (Başbuğ, Kürtleri bölecek!)ilker_Basbug_Lice_nin_katili_20080810_144140

Önce Kürdistana gitti; ardından Başbakanlıktaki “Terör Zirvesi”ne katıldı, en son gazetelerin Ankara temsilcileriyle görüşerek iki yıllık yönetimi boyunca yapacaklarını sıraldı. Konu ağırlıklı olarak Kürt sorunuydu. Kimsenin aklına gelmeyecek bir tabir keşfeden Başbuğ, asırların devasa sorununu “kolesterol” ile çözeceğini ima etti. Gerillanin eylemlerini “kötü kolesterol” olarak tanımlayan Başbuğ, devletin dağları bombalamasına ise “iyi kolesterol” tabirini yakıştırdı. Önümüzdeki günlerden itibaren iki yıl boyunca bol kolesterollü günler yaşayacağız yani.

Başlık, itiraf ediyorum, bir intihal! Bir başlığı, cümleyi veya imgeyi, başka bir yazardan habersizce kullanan kişinin (yani çalanın) bunu itiraf ettiğine yazın dünyasında ender rastlanır. Yazının sonunda başlığı birlikte değiştireceğiz.

Benimki sadece bir esinti, bir etkilenme. Birkaç kelimenin yeri değiştiğinde cümle bize 16 yıl önce Ağustos veya Eylül ayında yayınlanmiş olan Özgür Gündem gazetesinin bir manşetini hatırlatacaktır. Tam şöyleydi o manşet: “Erkan katilleri bulacak!” Tokat gibi ironi kokan bu harika manşet, zamanın OHAL Bölge Valisi Ünal Erkan ile yapılan bir söyleşiden cıkarılmıştı. Yani katilleri kollayanın kim olduğunu usta bir gazetecilik diliyle okurlarına duyurmayı başarmıştı muhabir. Bu muhabir, yani manşetin sahibi, o zaman Özgür Gündem Diyarbakır Temsilcisi Rauf Türk’tü.

Tanımayanlar hafizalarını zorlamasın. Rauf Türk, şimdi DISIAD (Diyarbakır Sanayici ve Işadamları Derneği) Başkanı. DISIAD, geçtiğimiz günlerde Genelkurmay Başkanı olur olmaz Diyarbakır’a sefer düzenleyen Org. Ilker Başbuğ’un görüştügü sivil toplum örgütlerinden biri.korucu_baslari

Ünal Erkan’in, başta gazeteci ve muhabiler olmak üzere yurtsever tüm Kürt şahsiyetlerini hedef alan katilleri bulma sözünü vermesinin üzerinden bir gün geçmemişti ki, Diyarbakır’da bir gazeteci daha kafasından vurularak öldürülmüştü. Bir ay geçmeden de 74 yaşındaki Kürt bilgesi Musa Anter vuruldu ve aradan geçen 16 yila rağmen katiller bulunamadı!

Basbuğ’un Malatya’dan başlayarak Van’da noktaladığı Kürdistan gezisi, klasik bir hal almış olan, göreve gelir gelmez tüm devlet yetkililerinin yaptığı rutin bir geziden öte bir şey değildi aslında. Erdoğan iki seçim mintingini de Kürdistan’da yapmıştı. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturur oturmaz yaptığı ilk “yurt içi gezi” yine Kürdistan’aydı. Mesut Yılmaz’ın, Mehmet Ağar’ın neler söylediğini hepimiz hatırlıyoruz. Ülkenin en yumuşak ve hassas karnıdır Kürdistan. Orada söylenenler, güzergah tekrar Ankara’yı gösterdiginde rüzgara kapılan toz gibi hafızalardan silinip gidiyor. TURK FASIZMI

Basbuğ’un gezisi bunların ötesinde, daha da belirgin olmaya başlayan bir duruma işaret etti. Kürt sorunu ekseninde adı sıkça duyulabilecek yeni bir gücün nüvesi orada kendisini göstermeye başladı. Adına Sivil Toplum Kuruluşu dediğimiz ancak çoğunluğunu reel ve yerel ekenomi çevrelerinin oluşturduğu bu kesim, TC’ye (ekonomik olarak Istanbul’a, siyasi olarak Ankara’ya) göbekten bağlıdır. Zira, sol literatürde, “Kürt burjivazisi kompradordur” denilir ki, bu doğru bir tespittir. Bilindiği gibi toplantıya Diyarbakır Barosu, İHD ve Tabipler Odası çağrılmamıştı.

Başbuğ’un STÖ temsilcileriyle yaptığı görüşmenin amacı hepimizce malum: Devletin “Kürt sorununu çözme” (siz bitirme ve bastırma olarak okuyun) politikalarına o cepheden destek arıyordu. Yani dağa çıkan gençleri, açılacak istihdam alanlarıyla, bundan caydırmak. Hal böyleyken, olay tek iken, farklı iki algılama biçimine tanık olduk. Birincisi DTP’nin ifade ettiği, Başbuğ’un yaptığı görüşmenin sorunu çözme niyeti taşımadığı yönündeydi; ardından STÖ temsilcileri ortak bir metni imzalayarak bu görüşmeyi destekleyen açıklama yaptılar ve Basbuğ’un amacını farklı yorumladılar.

Dikkat!

İnsan, değişen çıkarlarına göre aynı olayı farklı zamanlarda farklı şekillerde algılayabilen bir varlıktır. Davranışlarımızın, algılarımızın kökeninde çıkarlarımız saklıdır.

Gazetecilik illetli bir meslektir. Aradan ne kadar zaman da gecse, kaç iş değiştirse de gazetecinin içindeki o kurt asla ölmez. Onu gazeteci yapan şey, hararetle dolaşmaktadır kanında. Dayanamaz, bir vesileyle yerde bir şey yazar mutlaka. Kendi kendime hep sordum: O bildiriyi acaba geçmişte gazetecilik yapmış olan ve Başbuğ’un emirerleri tarafından 62 gazeteci arkadaşı katledilen R. Türk yazmış olmasın?

Ne bir kurumu, ne de bir şahsiyeti töhmet altına almak niyetindeyim. Amacım, sadece Kürt coğrafyasında belirginleşen bir algı farklılığına dikkat çekmek.

Iki büyük Dünya Savaşına sebebiyet vermiş olan Almanların ünlü bir atasözünü hatırlayalım: “Her büyük savaşın sonunda, üç büyük ordu kalır geriye. Bir, şehitler ordusu. Iki, gaziler ordusu. Üç, hırsızlar ordusu.”sanliurfa holigan

Türkiye’nin Batı yakasında Vatan-Millet-Sakarya-Şehit-Bayrak” edebiyatıyla ne tür kazançlar sağlandığı, korkunç sermaye ve siyasi rantlar koparıldığı Susurluk’taki teşhirden sonra gündemdeki son Ergenekon olayıyla bir kez daha ortaya çıktı. Uzanların Star Grubu, Türkiye gazetesi ve TGRT, Doğan Grubu gibi medya kartelleri mayasını bu savaşın acı edebiyatını yaparak kazandılar. Kürdistan’da savaşmış olan neredeyse tüm generaller daha sonra birer bankanın yönetim kuruluna geçti ve aynı zamanda savaş kışkırtıcılığı yapan Kuvvayi Milliye, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneği gibi derneklerin kurucu üyesi oldu. Kürt sorunu, dağda çocukları ölen her iki tarafin annelerini ağlatırken, kimilerine de sermaye sağlayan bir kazanç alanı haline çoktan gelmiş. Korkarım bu ranta bu kez Doğu yakasında Kürdilihicazkar bir melodiyle şahit olacağız.

Ekonomik alana az, siyasi alana cok yogunlaşmış olan Kürt siyaset erkine DTP’ye bundan böyle daha çok iş düşüyor. Yerel seçimler yaklaşıyor; tezkereyi uzatmada uzlaşan AKP ve TSK’nin Kürdistan’daki belediyeleri para ve rüşvetle de olsa DTP’nin elinden almak istedikleri kesin. Öyle gösteriyor ki, Kürdistan’da, Kürt sorununu siyasi yoldan çözmek isteyenler ile bundan maddi kazanç elde edenler olmak üzere iki keskin ve zıt güç oluşacak. Düşündüğü gibi yaşamak isteyen degişim yanlıları ile yaşadığı gibi düşünen ve bunu koruyan statükocu çevrenin çatışmasına tanık olacağız. Ve bunun tüm oyuncuları, tüm figüranlari da Kürt olacak. Devlet, gölge oyununu izler gibi, görünmez karanlık koltuklarda oturacak.

Kürt tarihi, hep bu trendle tekerrür eder; tüm Kürt isyanları hep aynı oyunla içten zayıflatılır.

Başlığı şimdi değiştirebiliriz. Başbuğ, Kürtleri bölecek! Mehmet Sebatlı
sebatli@hotmail.com
 www.kurdistan-post.org