BDP'nin 1. Olağanüstü Kongresi 7 Eylül'de

 bdp_logo

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), bu ayın sonuna kadar örgütlenme çalışmalarını tamamlayarak, 7 Eylül'de ilk kongresini gerçekleştirecek. BDP Genel Başkanı Mustafa Ayzit, amaçlarının Türkiye'de demokrasinin kökleşmesi için çalışma yürütmek olduğunu belirtti.
Kürt siyasetçiler tarafından 2 Mayıs'ta kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığı'na sunan ve yoğun bir örgütlenme çalışması yürüten BDP Parti Meclisi çalışmaları değerlendirmek amacıyla biraraya geldi. BDP Genel Başkanı Av. Mustafa Ayzit başkanlığında, parti genel merkezinde yapılan toplantıda, örgütlenme çalışmaları, il kongreleri ve yapılacak 1. Olağanüstü Kongre ele alındı. Toplantıda Ağustos ayının sonuna kadar örgütlülük çalışmalarının tamamlanması ve 7 Eylül'de 1. Olağan Kongre/nin yapılması kararlaştırıldı.
BDP yerel seçimlere ulaşıyor
Edinilen bilgelere göre yasa gereği 41 ilde ve o illerin 3'te bir ilçelerinde örgütlenmesi gereken BDP, şimdiye kadar 36 İl, 123 ilçe ve 24 belde de yönetimlerini atadı. Şimdiye kadar 12 ilde kongresini yapan BDP, kongre için yaklaşık 400 delege belirledi. Ağustos ayının sonuna kadar 45 ilde örgütlenmesini tamamlamayı hedefleyen BDP, 7 Eylül'de yapacağı kongre ile 6 ay sonra yapılacak olan ilk seçime katılma hakkı elde ediyor. Böylece BDP örgütlülüğünü tamamlanması ve 7 Eylül'de yapacağı kongre ile 29 Mart tarihinde yapılacak olan yerel seçimlere katılma hakkı kazanıyor.
bdpAmaç demokrasinin kökleşmesi

Kongre ve örgütlenme çalışmaları hakkında DİHA'ya bilgi veren BDP Genel Başkanı Mustafa Ayzit, çalışmaları ile siyasi partinin kazanacağı sağlıklı bir temel oluşturmak istediğini söyledi. Ayzit, 'Hukukun üstünlüğü, demokrasinin eksiksiz gelişmesi, insan haklarının kök salması ve temel sorunların çözüm bulması için bu çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu yüzden ufku açık, projeleri olan arkadaşların dahil olacağı yeni bir siyasi parti yaratmayı amaçlıyoruz. Kongremizi bu esaslar üzerinden yapıyoruz' dedi. Temel amaçlarının demokrasinin kalıcılaşması için çalışma yürütmek olduğunu ifade eden Ayzit, bu amaç için partilerinin önünün açık olduğunu ve yeni kurulmuş olmasına rağmen, partilerine yönelik oluşan ilginin kendilerini memnun ettiğini söyledi. Ayzit ayrıca 7 Eylül'de yapacakları kongre ile program ve tüzüğü de yenileyeceklerini söyledi.
ANKARA (DİHA)

Kürdistan - CUMHURBAŞKANI TALABANİ’DEN BAŞKAN BARZANİ’YE KUTLAMA MESAJI

talabani barzani16-8

17-Aug-08 [8:16]PNA-Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani’nin 62.Doğum günü ve Kürdistan Demokratik Parti’nin 62.Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani’yi kutlayan bir mesaj yayınladı.

Cumhurbaşkanı Talabani’nin Kutlama Mesajnın metni:

Saygığer sevgili kardeşim Başkan Mesut Barzani!

Doğum gününüzü sıcak bir kardeşlik selamıyla kutluyorum.  Uzun ömürlü, sağlıklı olmanizi ve başarılarınızın devamını diliyorum. Gerek Kürdistan’da olsun ve gerekse de Kürdistan’ın dışında olsun, bütün gençliğinizi halkımız, devrim,  Irak ve Kürdistan adına demokrasiyi elde etmek  için sarfetmenizi takdir etmek yeridir. Kürdistan Demokratik Parti ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin kadeşliği ve ortak çalışmasının her zaman sağlamlaşması, ilerlemesi ve yolunun aydınlık olmasını diliyorum taki Kürdistan halkıyla beraber bütün Irak halkı düşmanlara, teröristlere ve Kürdistan halkının meşru haklarına, demokrasi ve barışa düşman olanlara üstün gelsin.

Aynı zamanda, mücadeleci Kürdistan Demokratik Parti’nin kuruluş yıldönümü münasebetiyle size, partili bütün bay ve bayan kardeşlere, peşmergelere ve dostlara tebriklerimi sunuyorum.

Hep mutlu ve başarılı olmanız dileğiyle.

Samimi dostunuz

Mam Celal 15/16.08.2008

Uluslararası düzenin bozulması Türkiye için kötü haber

Georgia  Russia

Semih İdiz – Milliyet ABD’nin Irak’ı yasadışı bir şekilde işgal etmesi uluslararası düzeni sarstı. Rusya’nın,  uluslararası yasaları yok sayarak Gürcistan’ı işgal edip bölmesi ise durumu daha da kötüleştirdi.
Oysa içinde bulunduğumuz tehlikeli coğrafya, yasal uluslararası düzenin korunmasını dış politikamızın temel taşlarından biri yapmıştır. Ankara bu nedenle, Kıbrıs harekâtında veya PKK’ya karşı Kuzey Irak’ta yapılan operasyonlarda görüldüğü gibi, hep yasal çerçevede kalmıştır. 
Türkiye aleyhtarları bunu sevmeseler de, Ankara’nın Kıbrıs’taki garantörlük statüsü neticede anlaşmalarla “kodifiye” edilmiştir. Ankara, sınır ötesi operasyonlarını da ülkelere kendilerini koruma hakkını tanıyan BM Şartı’nın 51’inci maddesine dayandırmıştır. 
Türkiye akılcı davrandı
CHP bunu bir “zafiyet” olarak gösterse de, TSK sonuçta Kuzey Irak’taki kara operasyonunu tamamladıktan hemen sonra bölgeden çekilmiştir. Böylece niyetinin ne işgal ne de Irak’ı bölmek olduğunu göstermiştir. Bu sayede bu operasyonlar dünyada anlayışla karşılanmıştır.
Ankara, PKK saldırıları nedeniyle gerekli olacak yeni operasyonlar açısından doğacak kuşkuların önünü de bu şekilde kesmiştir. Özetle, Türkiye, Kuzey Irak’ta “zafiyet” göstermemiş, “akılcı” davranmıştır.
Rusya’nın Gürcistan’ı işgal etmesi ise Türkiye’nin görmek istediği uluslararası düzen açısından son derece olumsuzdur. Moskova’nın, “Gürcistan’ın toprak bütünlüğü üzerine bir bardak su için” anlamına gelen kaba açıklamaları ise “toprak bütünlüğü” ilkesine hayati derecede önem veren Ankara için vahimdir. 
Türkiye için hayırlı değil
Keza, Moskova’nın Gürcistan’ın demokratik yollardan seçilmiş liderini “deli” ilan ederek kendisini iktidarda görmek istemediğini beyan etmesi de, “iç işlerine karışmama” ilkesini ayaklar altına almıştır. Bunun da Türkiye için hayırlı bir gelişme olduğu söylenemez.
Buradan hükümetin “Kafkas Birliği” fikrine gelirsek, mevcut konjonktürde bu fikrin gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Bunun olması için sadece Azerbaycan ve Ermenistan’ın barışmaları değil, Rusya ile bölgede çıkarları artan ABD’nin ortak bir vizyonda birleşmeleri gerekiyor.
Dahası, İran’ın da projeye dahil edilmesi gerekiyor ki, Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın İstanbul’daki açıklamaları bile Iran ile ABD’nin herhangi bir konuda ortak bir vizyonda buluşmalarının imkânsızlığını tekrar gösterdi. 
Zorlu günler bekliyor
Ancak Türkiye’nin, coğrafi konumu nedeniyle, ABD ve Rusya arasındaki bu yeni soğuk savaşta çıkarlarını kollamak için çok hassas diplomasi yürütmesi gerekeceği de kesin. 
Polonya’nın, Rusya’nın Gürcistan’a saldırısından hemen sonra ABD ile “füze kalkanı” anlaşmasını imzalamasından da anlaşılacağı gibi, yeni soğuk savaşta saflar belirginleşiyor.
Bu çerçevede gözlerin NATO üyesi olan ve çok önemli stratejik konuma sahip olan Türkiye’ye döneceği de aşikâr. Bu nedenle “Kafkas Birliği” fikrini, Ankara’nın, ABD ve Rusya tarafından bozulan düzenin yeniden tesis edilmesine verdiği önemin bir göstergesi olarak görmek lazım.
Uzun lafın kısası,  önce ABD’nin, şimdi de Rusya’nın yasal uluslararası düzeni bozmaları Türkiye için hiç de iyi olmadı. Bu nedenle Türk diplomasisini zorlu günler bekliyor.

 

Tarihi durdurmak 

Mahir Kaynak-Star

Ne zaman bölgemizde ya da Dünyada bir kriz çıksa ülkemizi yönetenlerin ne söyleyecekleri bellidir: Çatışmalara derhal son verilmeli, sorunlar müzakerelerle çözülmeli ve herkes çatışma öncesi konumlarına dönmelidir. Statükonun korunmasını savunmak kolaydır. Ne yeni bir model üretmeye ne de sorumluluk üstlenmeye gerek yoktur. Ancak bugünkü durum daha önce var olanın güç kullanarak değiştirilmesi sonucu oluşmuştur. Biz, her zaman, son değişikliğin nihai olmasını savunuruz ama yeni bir oluşumu da engelleyemeyiz. Şimdi de ülkemizi yönetenler ağzında zeytin dalı taşıyan bir güvercin gibi kanat çırparken ben yeni yapılanmanın nasıl olabileceğini anlamaya çalışacağım.

Bugün çözülmek istenen sorunlardan biri yeni bir enerji modeline geçilirken yani fosil yakıtlar giderek yerini alternatif enerji kaynaklarına bırakırken nasıl bir kontrol mekanizmasının kurulacağıdır. Birincil enerji kaynağı nükleer enerji olursa nükleer yakıt üretiminin bir merkez tarafından kontrolü gerekecektir. Çünkü yakıt üretim sürecinde nükleer silah üretmek de mümkündür. Nükleer yakıtın, adı uluslararası olan, ama ABD ve Rusya’nın etkin olduğu bir mekanizma tarafından kontrol edilmesi beklenir. İran bu sorunun çözümünde bir laboratuar olarak kullanılmakta ve burada varılacak çözümün dünya ölçeğinde uygulanması öngörülmektedir. Bu sorunun çözümündeki ikinci aşama halen nükleer teknolojiye sahip olan Fransa ve İngiltere gibi Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinin bu kontrol mekanizmasına nasıl dahil edileceğidir. Eğer bu sorun müzakerelerle çözülemezse Uzakdoğu’da bir nükleer silahın kullanılması tahrik edilebilir ve ortaya çıkan vahim tablo kullanılarak herkesin uyacağı bir kontrol sistemi empoze edilebilir.

Son zamanlarda dünyanın yeniden şekillenmesinde başat rol oynayan ekonomik güç yerini askeri güce bırakmak eğilimindedir. Bir yandan finans gücünü kontrol eden odaklar küresel ekonomik çöküş olarak adlandırılan, bana göre planlanmış bir süreç içinde zayıflarken diğer yandan filizlenen silahlı çatışmalarla yerlerini askeri güce bırakmak eğilimindeler. Eğer bu süreç sınırlı bir nükleer çatışmayla derinleştirilirse hem nükleer çalışmalar kontrol altına alınır hem de askeri güç temel belirleyici olur. Bu durumun fiilen gerçekleşmesi gerekmez. Tehdit düzeyinde kalsa bile beklenen sonuç elde edilebilir. Rusya’nın ABD’nin Polonya’daki askeri varlığına karşı nükleer silah kullanabileceğini söylemesi bunun bir işareti olarak algılanabilir.

Askeri gücün belirleyici olması dünyanın yeniden nüfuz bölgelerine ayrılmasını gerektirir. Bir yanda ABD, diğer yanda Rusya nükleer dengeyi sağlarken klasik silahların kullanılacağı bir çatışmada bu iki gücün sürecin dışında gözükmesi ama arka planda aktif olması beklenir. Bu alanda iki aday ülke bulunmaktadır. Türkiye ve İran bu güçleri temsil ederken acaba aynı safta mı yoksa karşıt taraflarda mı olacaklar?

Ahmedinecad’ın ziyaretini sadece Anıtkabir, trafik çilesi, Cuma namazı açısından değil bölgedeki dengenin nasıl şekilleneceğini göz önünde tutarak değerlendirelim.

"Kürt kahvesi tarattırın... Üç-beş faili meçhul işleyin!"

ERGENEKON savcısı Zekeriya Öz’ün davanın görüleceği İstanbul 13’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu ve avukatlara verilen 442’inci klasörde terör örgütünün mafya ile bağlantıları yeraldı. Klasörde Tuncay Güney’e ait mülakat çözüm tutanağı, sanıklardan Sedat Peker’e ait çeşitli ifade tutanakları ile mafya liderlerinin emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile yaptığı telefon görüşmelerinin bulunduğu görüldü. Sedat Peker’in, Feridun Öncel ile 21 Temmuz 2004’de yaptığı telefon görüşmesinde ‘Sağda solda bir kaç kahveye ateş edip ortalığı karıştırıyorlar. Gazeteci ortalığı karıştırıyorlar dedi. Şimdi abi olur mu öyle üç beş tane faili meçhul cinayeti yapacağız ortalık karışacak’ diye konuşması dikkat çekiyor.
AĞAR’A 2 MİLYON DOLAR
Sedat Peker ve Atilla Yıldırım arasında 21 Temmuz 2004’te yapılan konuşma:
S.P: İnşallah Korkut abi cezaevinden çıktığında içkiye miçkiye verip kendini bozmaz.
A.Y: Duramaz o yapar.
S.P: Kesin paraya düşcek biliyon değil mi? Bana niye küsmüş biliyor musun abi. Geçenlerde aradı beni. İşte Mehmet Ağar’a ben 2 milyon dolar vermişim.
A.Y: Ona neymiş ki.
S.P: Yok abi kaç kere ben ona para verdim ya.
A.Y: Ya biliyorum reis. Bizden neler aldı ya, herkesten aldı.
S.P: Böyle bir ib..lik var mı ya.
Üç beş faili meçhul yapacağız ortalık karışacak
Sedat Peker ve Feridun Öncel’in 21 Temmuz 2004’te yaptığı telefon konuşmasının dökümleri şöyle:
S. P: Geçenlerde bir gazeteci ve siyasetçiyle konuştum. Sağda solda bi kaç kahveye ateş edip ortalığı karıştırıyorlar. Gazeteci ortalığı karıştırıyorlar dedi. Şimdi abi olur mu öyle üç beş tane faili meçhul cinayeti yapacağız ortalık karışacak. Bunların sonu kötü olacak.
F.Ö: Evet.
S.P: Birkaç tane genç inandırıp gidip iki Kürt kahvesini tarattırırlar.
F.Ö: Her şeyi yaparlar.
S.P: Bana falanca kişiyi ara diyordu. Falanca kez de PKK’ya para veriyormuş. Adamıkorkut eken arıyoruz. Kardeşim sen PKK’ya para veriyorsun, ulan i..e bizde seni arkadaş biliyorduk. Daha sonra Türkiye’nin zenginlerinden biri üç gün sonra diyorki Sedatcığım bu PKK’dan gerçekten para almamış. Sen doğru söylemişsin diyor. Adamla karı koca gibi oluyorlar. Adam Atilla abi bana diyor ki falanca kez kişi James Bond çantayı getirdi diyo.
S.P: Veli Paşa bana demişti Korkut Eken’e dikkat et diye. Demiştim ki hatırlarsan ayıplarını örtmeliyiz. Ankara hatırlıyon mu kahraman yapmalıyız, insanlar o kahramanın peşinden gitsin diye.
turgut_ozal_15_1 Üçüncü bir darbe yemek istemiyorum
ERGENEKON soruşturması kapsamında adı iddianamede ve delil klasörlerinde geçen ve halen Kanada’da yaşayan Tuncay Güney’e ait mülakat ve ifadeler de dava dosyasına girdi.
Tuncay Güney, Veli Küçük’ün yaptığı sohbetlerde ‘Ben iki kere darbe yedim üçüncüsünü kaldıramam arkadaşlar . Birincisi bu Özal Kürdü bir gecede teşkilatımı (JİTEM) örgütümü fes etti. Beni de sürdüler, ikincisi Susurluk’’ dediğini öne sürdü.
ÖNEMLİ İFADELER
GÜNEY
Susurluk kazası, Sabancı suikasti, Ergenekon-PKK-DHKP-C ilişkisi başta olmak üzere de birçok konuda bilgi verdi. Tuncay Güney’in ifadelerinde Susurluk kazası da önemli yer tuttu: Kaza öncesinde Mehmet Ağar ayrı, Veli Küçük de ayrı bir grup olmuştu. Mehmet Eymür ile Veli Küçük’ün arası iyiydi. Veli Küçük İzmit’te alay komutanı olduğu dönemde, Abdullah Çatlı Küçük’ün yanına gelip giderdi. Veli Küçük Çatlı için ‘Ben buna yıllardır sahip çıktım, bırakıp gitti’ diyordu. Kaza öncesinde Veli Küçük, Teoman Koman ile birlikteydi. Veli Küçük konuşmalarında, Abdullah Çatlı’nın Mehmet Ağar ile birlikte hareket ederek yanlış ata oynadığını söylüyordu.
Helin Şahin / Star

"Mersin’de belediyeyi HADEP kazandı biz engelledik"

Suç örgütü liderleri Sedat Peker, Semih Tufan Gülaltay, Sedat Şahin ve Sami Hoştan’ın telefon görüşmelerini içeren Ergenekon iddianamesinin 442. ek klasörü dün avukatlara dağıtıldı. Klasörde, Ergenekon terör örgütüne üye olmakla suçlanan Sedat Peker’e ait ilginç bir konuşma tutanağı yer aldı. Peker’in 11 Ağustos 2003’te yaptığı görüşme, Mersin belediye seçimleriyle ilgili. Peker, Sefer isimli kişiye, Mersin’de belediyeyi HADEP’in kazandığını; ancak bunu engellediklerini anlatıyor. Mersin Belediye Başkanlığı için 1999 seçimlerinde DSP ile HADEP arasında kıyasıya bir yarış yaşanmıştı. Açıklanan resmi sonuçlar şöyle: "DSP yüzde 19, CHP 18, MHP 18, HADEP 17."
Zaman (Büşra Erdal)

‘DTP kapatılırsa Kürtler yüzünü dağlara dönecektir’

ANF AĞRI / Ağrı'nın Doğubayazıt İlçesi'nde düzenlenen 'Halkla Dayanışma Şenliği'nde konuşan DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, AKP Hükümeti'nin Ergenekon'la Kürtlere karşı topyekun saldırıda anlaştıklarını belirterek, "Şimdi DTP'yi kapatmaya çalışıyorlar, ama eğer DTP kapatılırsa şunu bilsinler ki Kürtler yüzünü dağlara dönecektir" dedi.

Doğubayazıt'ta DTP ve sivil toplum örgütleri tarafından gerçekleştirilen 'Halk Dayanışma Şenliği' belediye meydanında yapıldı. DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, Belediye Başkanı Mukkades Kubilay, DTP İlçe Başkanı Ali Söğüt, DTP Kadın Meclisi,DTP Ağrı İl Başkanı Murat Öztürk, DÖKH ve sivil toplum örgüt temsilcilerinin aralarında bulunduğu yüzlerce kişi Ahmedi Xani Parkı'nda bir araya geldi. Kitle buradan belediye meydanına kadar yürüdü. Yürüyüş sırasında sık sık, "Biji Serok Apo", "PKK halktır halk burada", " Öcalan" sloganları atıldı. Şenlik alanına "Biji aşiti" pankartı asılırken, Kürt siyasetçi Orhan Doğan'ın posterleri açıldı. Şenlik nedeniyle polis Doğubayazıt'ta geniş güvenlik önlemleri aldı. Ağrı'dan gelen iki otobüs çevik kuvvet ekibi ve özel hareket timleri Doğubayazıt'ın giriş ve çıkışlarını abluka altına aldı.

Demokrasi mücadelesinde yaşamlarını yitirenlerin anısına bir dakika saygı duruşu ile başlayan şenlikte DTP Doğubayazıt İlçe Başkanı Ali Söğüt konuşma yaptı. Erdoğan'ın bir Kürt katili olduğunu söyleyen Söğü, Erdoğan'ın 22 Temmuz seçimlerinden önce Kürt halkına çeşitli sözler verdiğini ancak daha sonra bunları unuttuğunu belirtti. Söğüt, Kürtlerde Erdoğan'a oy vermemelerini istedi.

'PKK İNKARA VE İMHAYA BAŞKALDIRIDIR'

Söğüt'ün ardından söz alan DTP Doğubayazıt Belediye Başkanı Mukkades Kubilay ise, barış ve demokrasi yolunda kararlılıkla yürüdüklerini söyledi. Demokratik, ekolojik ve cinsiyet eşitliğine dayalı bir düzen için mücadele ettiklerini ve etmeye de devam edeceklerini kaydeden Kubilay, "Yolumuz uzundur ama kararlılık ve azimle tüm engelleri halkımızla birlikte aşacağız" diye konuştu.

DTP Van Milletvekili Özdal Üçer ise Kürt halkının büyük acılar yaşadığına dikkat çekti. Kürtlerin topraklarının işgal edildiğini, çocuklarının öldürüldüğünü ve dilinin yasaklandığını belirten Üçer, Türk halkıyla birlikte Kurtuluş Savaşı'nda omuz omuza savaşan Kürtlerin Cumhuriyet kurulduktan sonra inkar edildiğini hatırlattı. Kürtlerin imhaya ve inkara karşı 28 defa ayaklandığını söyleyen Üçer, PKK 15 Ağustos 1984'de buna karşı başkaldırdığını vurgulayarak, "PKK'liler Kürt halkının çocuklarıdır. PKK Kürt halkına başka çare bırakılmadığı için başkaldırdı. Eğer Kürtler yok sayılmasaydı bugün Kürt çocukları dağda olmazdı" dedi.

AKP VE ERGENEKON ANLAŞTI

AKP hükümetinin "Ben Müslüman'ım" dediğini, ancak Kürt halkının üzerine bomba yağdırdığını söyleyen Üçer, "Halkları katledenler Müslüman olamazlar. Erdoğan gittiği her yerde 'Benim 75 Kürt milletvekilim var' diyor. Bu milletvekillerinin hepsi birer Cemal Kaya'dır. Şimdi hepsi Ergenekon'u konuşuyorlar. Ergenekon'u biz uzun yıllardır biliyorduk. Erdoğan Ergenekon'un ortaya çıkarmak konusunda samimi ise Ergenekon, Van'da, Amed'de, Şemdinli'de, Doğubayazıt'tadır. Gelsin buralarda Ergenekon'u arasın. AKP Ergenekon'la Kürtlerin imhası konusunda anlaştı bu çok açık ve nettir. AKP, Ergenekon, ABD, İran, Suriye birlikte anti-Kürt ittifakı kurdular" diye konuştu.
Konuşmasında DTP'nin kapatılma ihtimaline de değinen Üçer, şunları söyledi : "DTP'yi kapatmaya çalışıyorlar. Bizim dokunulmazlığımız kaldırılırsa ne olacak ki? Biz halkımızın vekiliyiz. Eğer Kürt halkının mecliste temsil edilmesine tahammülleri yoksa şunu bilsinler ki Kürt halkı yüzünü dağlara dönecektir. Kürt sorunun çözümü için tek çare Sayın Öcalan'ın ve PKK'nin muhatap alınmasıdır. Kürt halkı özgürleşmedikçe PKK asla silahları bırakmaz." Üçer'in konuşmasının ardından Ahmedi Xani Derneği'nin folklor ekibi oyunlarını sergiledi. Şenlik Sanatçı Rojda'nın verdiği konserle sona erdi.

Federalizm ve Kerkük’te tıkanıklık: Kürdistan liderliğinin yanlışları -1

image Irak’ta ve Güney Kürdistan’da son günlerde daha da hayati gelişmeler olmaktadır. Irak Federal Meclisinde yerel seçimlerle ve özellikle Kerkük’le ilgili kabul edilen, Kürtlerin kabul etmediği, Kürt milletvekillerinin meclis oturumunu terk etmelerine sebep olan kanunun, Irak Federal Devlet Başkanı Celal Talabani tarafından veto edilmesinden sonra, federalizm konusunda bir tıkanıklığın olduğu, federalizmin sistem olarak raconu ve prensiplerine göre değil, merkezi ve üniter devlet prensiplerine göre işletilmekte olduğu görüldü. Bu yanlış işleyiş sonucu, Irak’ın en temel sorunu olan Kerkük sorununda da tam anlamıyla bir tıkanma, Anayasa’nın 140. maddesinde tespit edilen çerçevenin ve çözüm metodunun sulandırılmasının, hatta kabul edilmemesinin gündeme geldiği gibi bir durum ve pozisyon ortaya çıkmış durumdadır.
Federalizmin işletilmesindeki açmazların, Kerkük sorununda tıkanma ve çözümsüzlüğün ortaya çıkmasında, Arap tarafında tarihsel karşı tutumunun, düşmanlığının, sömürgeci ve ırkçı refleksinin büyük payı olmasına rağmen, Kürdistan liderliğinin ve yönetiminin de önemli sorumluluğunun olduğu, Kürdistan liderliğinin söz konusu olan iki hayati, stratejik, Kürtlerin geleceği olan iki konuda yanlış yaptıklarını saptıyorum.
Bu iki konu, birbirine bağlı ve birbirlerini tayin eden iki konudur. Federalizm konusundaki yanlışlar ve tıkanıklıklar, aynı zamanda Kerkük sorunundaki tıkanıklığı besleyen, tayin eden bir sorundur. Bu bağlamda da, federalizm sorununu birincil ve tayin edicidir.
Bu nedenle, bu birbirini tamamlayan iki konuyu açmanın yararlı ve çözüm açısından yapılacakları saptamada yardımcı olacağını düşünüyorum. Öncelikle şunu belirteyim ki, Kerkük, Kürdistan’a bağlanmazsa ve Kürdistan’ın egemenlik alanı içinde olmazsa, Irak’ta da gerçek anlamda bir federalizmden bahsedilmeyecektir.
Bu makalemde federalizm konusu ele alacağım. Gelecek makalemde de Kerkük sorunun ele alacağım.

parlaman 600.400



Federasyonun yapılandırılmasındaki sorunlar…
Birinci Körfez Savaşı, Irak’ın Kuveyt’teki işgaline son verdi. Muhalefetin hazır olmaması, Arap muhalefetinin ezici bir ağırlıkla İran taraftarı olmasından dolayı, bu savaş iktidar değişikliğine yol açmadı; iktidarın korunmasına, Baas rejiminin bir tarzda devamına evet dedi. Buna rağmen savaş aynı zamanda, Baas ve Saddam rejiminin itibarını sarsmakla kalmadı, yerle bir etti, iktidarı sınırlandırdı. Birinci Körfez Savaşı’nda Baas ve Saddam rejimini cezalandırmada ve Kuveyt’ten çıkarılmasında da Kürtler somut bir savaşkan güçtü ve Araplar somut bir savaşkan güç durumunda değillerdi. Bu nedenle, bu savaş sonrasında, olan Kürtlere oldu. Baas ve Saddam sömürgeci yönetimi bütün gücüyle Kürtlere saldırdı. Kürtler Güney Kürdistan’ı terk ettiler, Türkiye’nin ve İran’ın sömürgeci nüfuzu altında olan Kuzey ve Doğu Kürdistan’a sığındılar. Bu olay dünya çapında bir trajediye yol açtı. ABD ve müttefiklerinin, bölgedeki devletlerin, altında kalkamayacakları bir temel sorun oldu.
Bu sorun, o güne kadar uluslararası güçler tarafından uygulanmayan, geleneksel olmayan bir çözümle karşılandı. Kürdistan’ın belli bölgeleri özgür alan olarak ilan edildiler. Bu özgür alana Irak merkezi devletinin askerlerinin girişi yasaklandı. Bu bölge, uçakların uçmasına kapatıldı. Kürdistan özgür alanı, Türkiye’de konumlanan Çevik Kuvvetin denetimine bırakıldı. Çevik Kuvvet Kürdistan’ı koruma altına aldı.
Kürdistan’da bu özgür alan tespit edilirken, çok hazırlıklı olunmadığından, Kürdistan’ın bütün toprakları ve şehirleri bu özgür alan içine alınmadı. Elbette bu özgür alan tespit edilirken, yüksek sesle olmazsa bile, gizliden yapılan bölge devletleri ve ABD arası hesap ilişkileri, Kerkük’ün bu özgür alan dışında bırakılmasına yol açtı. Baas ve Saddam rejiminin dişlerini çekecek, ekonomik takattan düşürecek şehir, petrol şehri olan Kerkük olmasına rağmen, Kerkük, Kürdistan özgür alanı dışında bırakıldı. Bu da ABD ve müttefikleri açısından Baas ve Saddam rejimin değiştirmesinin güncel, ana hedef olmadığını gösteriyordu. Kerkük yanında Süleymaniye şehri de özgür alan dışında bırakılmıştı. Kürdistan Hareketinin o alanda güçlü ve örgütlü olmasından, ayrıca Süleymaniye şehrinin bölgesel çelişkilere ve çatışmalara yol açacak bir şehir olmamasında dolayı, de facto bir tarzda Kürdistan özgür alanı içinde yer aldı ve Kürtlerin kontrolüne geçti.
Irak’taki bu iktidar ve değişim belirsizliğine rağmen, Kürdistan Özgür Bölgesi kendi kendini yöneten, merkezi hükümetle hiçbir ilişkisi kalmayan bir sistem yapılanmasına doğru evrimleşmeye başladı. Kürdistan’ın örgütlü güçleri KDP ve YNK daha önceleri otonomiyi savunmalarına rağmen, Irak’ın federal bir sistem olarak yapılanmasını kendi kongrelerinde karar altına aldılar. Bu karardan sonra, Kürdistan’da, Kürdistan Meclisi’nin kurulmasına ve Kürdistan Meclisi’nin hükümetini seçmesine, Başbakanı’nı tayin etmesine, halkoyuyla federe bölge başkanının seçmesine karar verdi. Bunun için genel seçim kararı alındı. Genel seçimlerden sonra Meclis, Hükümet faaliyetlerine başladı ve hükümet başkanı seçildi. Federe Bölge Başkanlığı için tek dereceli seçim yapıldı. Bu seçimde aday olan Mesut Barzani ve Celal Talabani eşit oy aldıklarından ve ikinci seçim de olmadığından iki lider, Kürdistan’ın seçilmiş liderleri konumunu kazandılar.
Kürdistan’daki bu yapılanma, demokratik bir çerçevede gelişti. Bu yapılanma, de facto bir devlet karakterini kazandığı gibi, Kürdistan’da bileşik ve merkezileşmiş bir iktidara yol açtı. Irak merkezi rejimi ve iktidarı dünyaya kapalı iken, Irak’ın dünyaya açık kapısı Kürdistan oldu. Uluslararası güçler ilişkilerini Kürdistan üzerinden sürdürdüler.
* * *
Kürdistan federe bölgesinin yapılanması açısından, Kürdistan liderliğinin birinci yanlışı, iktidar ve egemenlik bölünmesine yol açmalarıdır. Bu iktidar ve egemenlik bölünmesi, Irak KDP ve YNK arasında, Kürdistan parlamentosunda yapılan askeri darbeden sonra başlayan savaşla ortaya çıktı. Kürdistan’da idari ve iktidar parçalanması, KDP ve YNK arasında iç barışı bozan, federe bölgenin yapılanmasının gelişmesini engelleyen, federe bölge yapılanmasının kurumlarının gelişmesine darbe vuran kanlı çatışmalara yol açtı.
Sevindirici olan şey, İkinci Körfez savaşı başladığı, ABD ve müttefiklerinin 2003 yılında Saddam ve Baas rejimini yıkmaya karar verdiği zaman, Kürtler arasında barış sağlanmıştı, Kürdistanlı güçler arasında, özellikle de Hewlêr ve Süleymaniye yönetimleri arasında güçlü bir diyalog ve işbirliği gelişmeye başlamıştı.
2003 yılında ABD ve müttefiklerinin müdahalesiyle Saddam ve Baas rejimine son verildiği zaman, Kürdistan’daki yapılanma hem bir avantajdı ve hem de bir dezavantajdı.
Kürdistan’daki yapılanmanın avantaj olması, ABD ve müttefikleri Kürdistan’daki güçlere dayanarak rejimin yıkılmasını sağladı. Kürdistan’ın güvenlikli bir bölge olması, bölgedeki ABD müttefiklerinin Irak’ta Saddam ve Baas rejiminin yıkılmasına karşı olmalarından, destek vermemelerinden dolayı Kürdistan ABD ve müttefikleri için büyük bir dayanak oldu. Kürdistan’daki yapılanma aynı zamanda Irak’taki devlet sisteminin ve rejiminin de demokratik nüvelerini, alanını oluşturuyordu. Bu da, Kürdistan’ın ABD ve Müttefiklerinin yakın ve stratejik dost olmasına temel oldu. Bu durumun dezavantajı, yeni sistemin federal yapılanmasında, Kürdistan’daki parçalı iktidar yapısı, federal yapılanma karşıtlarının eline koz verdiği gibi, ABD’nin eyalet sistemine de güçlü destek sunuyordu.
Bilindiği gibi, ABD ve müttefiklerinin müdahalesi sonrasında, Irak devlet mekanizmasının parçalanması, sivil ve askeri bürokrasiye son verilmesinden sonra, onun yerine ikame edilecek devlet yapısı büyük önem taşıyordu. Bu noktada üç görüş, ya da üç devlet yapılanması önermesi söz konusu idi.
Birinci önerme, ırkçı, şoven Arapların, sömürgeci bölge devletlerinin önermesiydi. Bu önermeye göre, Irak devletinde iktidardaki güçlerin el değiştirmesi yeterlidir. İktidar Suni Araplardan alındığına göre esas olarak Şii Araplara verilmeli, Suni Araplar ve Kürtler de bu iktidara, ulusal kimlikleri ve kolektifleriyle değil, bireysel hak ve özgürlükler çerçevesinde ortak olmalı. Bu önerme, merkezi, üniter, Arap ulus devletini öneriyordu. Bu önerme, eski devletin biraz revize ve görece değişikliğini öngörüyordu.
İkinci önerme, ABD’nin önerdiği eyalet sistemiydi. Bu önermeye göre, Irak’ın bütün şehirleri kendi başına bir eyalet olacaklar ve bu eyaletler merkeze bağlı olacaklar. Her eyaletinde yerel meclisleri, yerel iktidarları, yerel liderleri olacak.
Bu iki önerme de, Kürt ulus bütünlüğünü ortadan kaldıran, Arap ulus bütünlüğünü perçinlemekle kalmayan, ona aynı zamanda Kürt ulusunu ve diğer etnik grupları katan, asimilasyoncu ve entegralist sistemlerdi. Kürdistan coğrafyasını yok eden, Kürt ulus iradesinin kendi ülkesinde iktidar ve egemen olmasını engelleyen iki önermeydi.
Bunlara karşılık Kürtlerin önermesi, tam teşekküllü, somut koşulların tayin ettiği ve Kürdistan’daki de facto yapılanmayı temel alan bir federal sistem yapılanmasıydı.
Kürtlerin önermesine göre, Arap bölgesi bir, Kürdistan bölgesi bir federe bölge olacak. Irak iki federe bölgeden ve ulustan oluşacak. Bu iki federe bölge eşit haklara, eşit temsile sahip olacak. Devlet, uluslar-üst, ideolojiler-üstü, dinler ve mezhepler-üstü, sınıflar-üstü olacak. Devlet, Arapların, Kürtlerin, diğer etnik grupların devleti olacak. Her federe bölge kendi meclisi, hükümeti, federe devlet başkanı, güvenlik güçleri olacak. Federal Meclis geneli ilgilendiren konularda kanunlar çıkaracak. Federe Meclis Federe Bölgenin hayatını ilgilendiren bütün konularda kanunlar çıkarabilecek. Federal Meclis yetkileriyle federe meclis yetkileri çatışma içinde olmayacak.
Kürtlerin önermesinde üç zaaf söz konusuydu. Bu zaaflardan biri, Kürdistan’daki iktidarın ve hükümetin parçalı yapısı, Hewlêr ve Süleymaniye’de ayrı-ayrı hükümetlerin bulunmasıydı. Bu ABD ve Arapların eline, üniter ve eyalet sistemi konusunda avantajlar veriyordu. Bu nedenden dolayı, Kürdistan’da siyaset sınıfı ve halk, KDP ve YNK üzerinde baskı oluştu. Bu parçalı iktidar ve egemenlik durumunun ortadan kaldırılması için bir süreç başlatıldı. Ama federal sisteme karar verildiği zaman Kürdistan’daki parçalı egemenlik, iktidar ve hükümet durumu devam ediyordu. Ama bu durumun son bulacağıyla ilgili güçlü bir kanat oluşmuştu. Ondan sonra da, bütünlüklü egemenlik sisteminin oluşması için önemli adımlar atıldı. Ama daha güvenlik güçleri alanında bütünlük sağlanmış değil, sadece bir irade belirlenmesi anlamında tarafların aldığı ortak bir karar var. İkinci zaaf, Kürdistan’daki egemen iktidar güçleri federalizm konusunda kapsamlı bir tasarıma sahip olmadıkları gibi, bu konuda ciddi ve kapsamlı araştırmalar, bu araştırmalara dayalı projeler de oluşturmuş değildi. Üçüncü zaaf, Celal Talabani’nin ABD sorumlusuyla eyalet çerçevesinde yaptığı anlaşmaydı. Üçüncü zaaf, Irak’ta federal sistemin oluşmasında en büyük engel durumundaydı. Kürtlerin ortak kararlılığı, çok uluslu devletlerde federal sistemin varlığının kaçınılmazlığı, aklı-selim bu engeli aştı.
Uzun ve çetin tartışmalardan sonra, bölge devletlerinin, Arapların ırkçı ve şoven çevrelerinin engelleri aşılarak, Irak’ta federal sistemin oluşmasına karar verildi. Bu sistem, anayasal bir sistem olarak Anayasa’da da çerçevelendirildi, referandumla halkların oyuyla karar altına alındı. Ama federalizm konusundaki tasarım ve güçlü proje yokluğu, federalizmin Anayasa’da çerçevelenmesi esnasında da ciddi eksiklikler ve zaaflar taşıdı.
Federalizmin benimsenmesi aşamasında Kürt liderliğinin yaptığı ikinci yanlış gündeme geldi. Bu da, Kürdistan coğrafyasının, sınırının belirgin hale getirilmemesi, Kürdistan şehirlerinin bir kısmının Kürdistan sınırları dışında tutulmasıdır. Günümüzde Kerkük ve Kürdistan’ın diğer kentlerinin tartışmalı ve tıkanan sorunu, buradan kaynaklandı. Bu boyutu gelecek yazımda genişçe açıklayacağım.
Kürt liderlerinin üçüncü yanlışı, Irak’ın federal bir devlet olması için Arap federe Bölgesi’nin oluşması gerekirdi. Bu konuda anayasada hüküm olmasına rağmen, zorlayıcı olunmadı. Arap Federe Bölgesi olmadığından, iki devletli bir konfederal konum somutça ortada olmasına rağmen, Arap ulusal gücü merkezi güç yerine geçti ve Arapların temsilcisi milletvekilleri, merkezi ve üniter devlet yapısına göre hareket etmeye başladılar. Bu refleksle kanunlar oluşturdular, Kürt tarafı da buna ses çıkarmadı.
Federalizmde Kürt tarafının en önemli dördüncü temel yanlışı, Irak Federal Devleti’ni federal bir sistem gibi işletmemesidir. Anayasa’da Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmesine rağmen, Arapça gibi resmi dil haline getirilmedi. Ortak kamusal alanda tek dil, Arapça kullanıldı, Kürtçe kullanılmadı. Federalizmi en somut ve belirleyici kurumları ve sembolleri olan Federal Meclis ve Hükümette Kürtçe kullanılmadı. Diğer kamusal kurumlarda Kürtçe, yazılı resmi dil haline getirilmedi. Kürt Bayrağı kamusal alanlarda ve Meclis’te asılmadı. Anayasa’da kabul edilmesine rağmen, Irak federal elçiliklerinde Kürt diplomatik temsilciklerinin oluşumu sağlanmadı. Meclis’te kararlar, ulusların temsil güçlerine ve karakterlerine göre değil, meclisteki tek-tek milletvekillerinin oylarına göre oluşturuldu.
Bu geleneksel ve federal sistemle çatışma içinde olan işleyiş tarzı, neticede yerel seçimlerle ilgili kanunun oluşmasında en göze batırıcı konumu ortaya çıkardı.
Federalizm için, çoğulcu, katılımcı, kurumsallaşmış, federal bir demokrasiye ihtiyaç var. Ne yazık ki, Irak federal devletinde bu demokrasinin geliştirilmesi içinde özel ve planlı bir çaba gösterilmemektedir.
* * *
Sonuç olarak diyebilirim ki, Irak’ta federal sistemin yeniden yapılandırılması, bugüne dek yapılan yanlışların ve ortaya çıkan zaafların giderilmesi gerekir. En önemlisi de, Kürt tarafında federal ve konfederal devlet yapısı, diğer sistemler hakkında yeni bir bilincin ve birikimin oluşması için çaba gösterilmeli. Bu konuda projelerin hazır hale gelmesi gerekir. Ayrıca, Federal sistemin, yapısına uygun bir işlerliğe kavuşması için de çaba gösterilmeli.
Amed, 16. 08. 2008
(Devam Edecek)
İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Kod adı Karabağ!

Kafkasya'daki savaşı ANF'ye değerlendiren Kongra Gel Başkanı Zübeyir Aydar, Rusya ile Gürcistan arsında yaşanan savaşın kendilerini çok yakından ilgilendirdiğini kaydetti. Çatışmaların başlamasından birkaç gün önce HPG tarafından Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattına sabotaj yapılmasına işaret eden Aydar, 'Bazı şeyler tesadüf oluyor. HPG kendi gündemini yürütüyor. Kafkaslardaki güçler de kendi gündemini' dedi.
Kafkaslar'daki savaşı ABD destekli Gürcistan'ın ateşlediğini kaydeden Aydar, 'Güney Osetya Sovyetler döneminde özerkti. Ahbazlar da hakeza. Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte bu iki bölge bağımsızlıklarını ilan etti. Bunların kendi kaderlerin tayin hakkı vardır. Ama Gürcistan'ın ABD'de eğitim görmüş başkanı Micheil Saakachvili hesapları iyi yapmayan birisi' diye konuştu. Gürcistan'ın 24 saat içinde Güney Osetya'yı işgal etmeyi planladığına dikkat çeken Aydar, 'Zaten 70 bin nüfuslu bir yer. O gün herkes Olimpiyat Oyunları'ndaydı. Bir odlu bittiye getireceklerdi. Ancak Bu politika tutmadı' değerlendirmesinde bulundu. Gürcistan'ın Rusya'nın burnunun dibinde NATO üyesi olmak istediğine de işaret eden Aydar, 'Orası Rusya'nın nüfuz alanı. Biz Rusya'yı savunmuyoruz. Ama burada Rusya'ya fırsat doğdu. Ahbazlar ve Osetlerin savunulması insanidir. Fakat Rusya kendi çıkarları için bunu yapıyor. Zira geçmişte Çeçenlere neler yapıldığını gördük' şeklinde konuştu.
Ermenistan'a müdahale planı Kürtlerin de Gürcistan ve Rusya ile sınır olduğunu kaydeden Aydar, şöyle devam etti: 'Gürcistan, Rusya ve Kafkasların diğer bölgelerinde de Kürtler yaşıyor. Oradaki her olay bizi de çok yakından ilgilendiriyor. Herkesle dostluk çerçevesinde diyalog içinde olmak istiyoruz. Bu olaylarda sonuç ne olur bilmiyoruz.'
Aydar, Güney Osetya savaşında Rusya'nın artık Yeltsin döneminin Rusya'sı olmadığının anlaşıldığı ve daha fazla hesaba katılması gerektiğinin görüldüğünü söyledi. Aydar, Türkiye ve Azerbaycan'ın da benzer bir planı olduğuna işaret ederek, 'Aslında Rusya Osetya konusunda ses çıkarmasaydı, Türkiye ve Azerbaycan benzer müdahaleyi Ermenistan'a Karabağ üzeri yapacaktı. Öyle bir planları vardı. Şimdi biraz daha fazla düşünmeleri gerekecek.'
Kafkaslar'daki savaşın bir çıkar çatışması olduğunu da dile getiren Aydar, Hazar'daki enerji kaynaklarına dikkat çekti. Bunun içinde Türkiye ve İran'ında olduğunu, ancak Rusya'nın esas faktörün kendisi olduğunu ve bu rolün görülmesi gerektiğini gösterdiğini belirtti.
Tam da böyle bir dönemde Ankara ve İstanbul'a hava savunma sistemleri kurulmasının gündeme gelmesini de değerlendiren Aydar, 'Bu dikkat çekici bir gelişme. Tartışılması gereken bir konu. Aslında Amerika'nın yanı sıra Gürcistan'ı savaşa sürükleyen ve ona cesareti verenlerden biri de Türkiye'dir. Muhtemelde Türkiye'nin başından beri harek‰ttan haberi vardı. Gürcistan ordusunu onlar eğitti ve silahları da onlar verdi. Kendileri de itiraf etti. Türkiye bu savaşta nasıl savunmasız olduğunu da gördü. İlerde Türkiye'ye de birilerinin füze atabileceğini hesaplıyorlar.' CELİL DEMİRALP - BRÜKSEL / ANF

BTC boru hattında Türkiye’den tazminat isteniyor

Milyonlarca dolar zarar

Bu ne yaman çelişki

Hukuk skandalı: Kürt hackerlere 20 yıl hapis istendi

hacker_kurdish

Türk hukuk sisteminde dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen davalar açılmaya devam ediyor. Beş hacker hakkında 720 web sitesini hackledikleri iddiasıyla 20 yıla kadar varan hapis cezaları istendi.
Giderek tartışmalı hale gelen hukuk sistemi yeni bir iddianameyle skandal cezalar istedi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede PKK adına 750 web sitesini hackledikleri iddiasıyla suçlanan 5 kişi hakkında ağır cezalar istendi.
İddianamede, internet sitelerinde PKK lehine propaganda amaçlı yayınlar yapıldığı ileri sürüldü. Sözkonusu beş kişi internet sitelerinde PKK adına faaliyet yürütüldüğü gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alındılar. Gözaltına alınanların bilgisayarlarında yapılan incelemede 'suça konu' faaliyetlerin yapıldığının tespit edildiği iddia edildi.
İddianamede adları V.G., M.T., M.Ç., İ.Ö., H.D. olarak belirtilen kişiler hakkında Türk Ceza Kanunu'nun ''Terör örgütü adına suç işlemek, yardım etmek'', ''Bilişim sisteminde verileri değiştirmek ve sisteme veri yerleştirmek'' ve ''Terör örgütünün propagandasını yapmak'' suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezaları istendi. ANF/AMED

Kürd hackerlerden misilleme