Kürt sorununun çözümüne çağrı

kongra_gel_kongre Kongra-Gel 6. Genel Kurulu, gerilla alanlarında karar alma yetkisine sahip salt çoğunluğu aşan üye katılımı ile gerçekleşti. ABD ve AB'yi Kürtlere karşı şiddet politikasını desteklememeye çağıran Genel Kurul, Kürtler arası ulusal birliğin geliştirilmesi için de çerçeve kararı alındı.
Uluslar arası ve bölgesel güçlerin desteğini arkasına alan Türk ordusu ve AKP hükümetinin siyasi ve askeri saldırılarını yoğunlaştırdığı bir süreçte Kürdistan Halk Meclisi Kongra Gel 6. Genel Kurulunu tamamladı. 300 üyeden oluşan halk meclisi Kongra Gel'in 6. Genel Kurulu, 21-25 Temmuz tarihleri arasında Medya Savunma Alanlarında karar alma yetkisine sahip salt çoğunluğu aşan üye sayısıyla gerçekleşti. Genel Kurul'da önümüzdeki yıla ilişkin önemli kararlaşma, planlama ve projelere ulaşıldı.
Demokratik Konfederalizm
Kongra Gel Başkanlık Divanı ve KCK Yürütme Konseyi Genel Kurul toplantısına ilişkin yaptığı açıklamada, 'Toplantımız, bölgede birbiriyle çelişki, çatışma ve mücadele halinde olan statükocu güçler ile uluslar arası sermaye güçlerinin bölgedeki sorunları çözme değil daha çok hakimiyet savaşını verdiklerini değerlendirmiştir. Dünyanın geleceği açısından kilit role sahip Ortadoğu üzerindeki hesaplaşmanın çatışma, kaos ve krizi her geçen gün daha fazla derinleştirdiği ve derinleşeceği açığa çıkmıştır. Bu güçlerin bölgenin kangrenleşen sorunlarına herhangi bir demokratik çözüm projeleri olmadığı gibi, kendilerine alternatif olan demokratik çözüm çizgisini ve güçlerini bertaraf etmek istemektedirler. Bölgedeki sorunlara cevap olacak tek çözüm, halkların demokratik birlik çizgisi ve bunun sistemini ifade eden Demokratik Konfederalizmdir' dedi.
'Önderliğimiz ve Hareketimiz öncülüğünde gelişen halkların kardeşliği ve birliğine dayalı Demokratik Konfederalizm çizgisi, uluslararası hegemon güçler ile bölgenin statükocu güçleri karşısında üçüncü bir çizgi ve güç konumuna ulaşmıştır ve bugün bu iddia ile mücadelesini yükseltmektedir' denilen açıklamada, Demokratik Konfederalizmin, halkın iradeye kavuştuğu, toplumsal yaşamın her alanına ilişkin söz, karar ve yetki sahibi olduğu, tüm halkların kendi kimliği ile kardeşçe bir arada yaşadığı demokratik toplum organizasyonu olduğu vurgulandı.
Kerkük kararı
Genel Kurul, Demokratik Konfederalizm projesinin, sadece Kürt sorununun çözüm perspektifi değil; Kerkük sorunu ile birlikte tüm Irak için yine Filistin-İsrail sorunu başta olmak üzere bölgedeki tüm sorunları çözebilecek temel bir formül olduğunu kaydederek Kerkük sorununun demokratik konfederalizm formülüyle çözülmesi gerektiğini ve bu konuda yetkin bir mücadeleyle halkların iradeleşmesi temelinde bir yaklaşım çerçevesini karar altına aldı.
Kongra-Gel Genel Kurulu, etnik, dini, kültürel, ulusal ve cins farklılıklarını çatışma kaynağı olarak değil, tam tersine demokratik birlik temelinde zenginlik kaynağı olarak gördüklerini belirterek; uluslararası sermaye güçleri ve statükocu güçlerin bölgedeki bu zenginlik ve farklılıkları halkların birbirini boğazlamasında kullanmasını reddederek bu farklılıkları halkların demokratik birliğinin temel dinamikleri, toplumsal zenginliği ve mozaiği olarak ele aldıklarını ifade etti.
Genel Kurul toplantısına ilişkin yapılan açıklamada şöyle denildi: 'Türkiye'de Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek amacıyla çeşitli güçlerin yaptığı çağrılar üzerine 2006 Ekim ayında Meclisimizin aldığı ateşkes kararına, Türk ordusu ve AKP Hükümeti, yoğun askeri operasyonlar ve çok yönlü saldırılarla cevap vermiştir. Önderliğimiz üzerindeki işkence arttırılmış, kimyasal saldırı yapılmış ve baskılar yoğunlaştırılmıştır. Demokratik çözüm yönünde attığımız adımlar ve geliştirdiğimiz tüm girişimler görmezden gelinmiştir. Klasik inkar-imha siyasetinde ısrar edilerek topyekün bir imha ve teslimiyet dayatılmıştır.

swalen20telefbuyi00

Önderliğimiz, Hareketimiz ve yurtsever halkımız üzerinde ısrarla yürütülen imha konseptini boşa çıkarmak ve Kürt sorununun demokratik çözümünü mümkün kılabilmek için 2007 Ekim ayında Kongra Gel Ara Dönem Kurulumuz Êdi Bese Hamlesini kararlaştırmıştır. Êdî Bes e Hamlesi, inkar- imha politikaları ve teslimiyet dayatmalarına karşı halkımızın 'Özgür İradeli Kürt' kimliğindeki ısrarının en somut bir tutumu olmuştur. Böylece Êdî Bes e Hamlesi dört parça Kürdistan'da ve yurtdışında serhıldanlarla toplumsal bir direniş mücadelesi haline ulaşmıştır.'
ABD'nin desteğiyle operasyonlar arttı
AKP Hükümeti ve Türk ordusunun, ABD'nin de desteğiyle Medya Savunma Alanlarına karşı dokuz aydan beri sistematik olarak hava akınları düzenlediğinin belirtildiği açıklamada, Kuzey Kürdistan'da da gerillaya yönelik operasyonların arttığı , ve İran ile ittifak temelinde ortak operasyonlar geliştirildiği kaydedildi.
Genel Kurul'da şu değerlendirmeler yapıldı: 'Hareketimize karşı bir konsept temelinde sadece askeri değil, ideolojik, siyasal, diplomatik, sosyal, kültürel, ekonomik vb. tüm alanlarda kapsamlı saldırılar yapılmıştır. Buna karşı, gerilla cephesinden Gabar, Oramar ve Zap direnişleri Türk ordusunu yenilgiye uğratmıştır. Yine başta Kuzey Kürdistan olmak üzere her alandaki halkımızın Önderliğimizi ve Hareketimizi sahiplenen eylemleri, yükselen serhıldanları ve Demokratik Konfederal sistemindeki örgütsel gelişmeler bu konsepti boşa çıkarmıştır. Kürt halkı her zamankinden daha fazla özgür iradeye kavuşmuş, örgütlülüğünü geliştirmiş ve mücadelesini her alana yaymıştır. Önderliğimizin büyük direnişi yanında Hareketimizin ve halkımızın sergilediği yüksek mücadele performansı, Önderlik, hareket ve halk olarak tam bir bütünlük içerisinde mücadelenin yükseltildiği bir düzeyi yakalamıştır.
Bütün bunları değerlendiren 6. Genel Kurul toplantımız, zengin bir gündemle çalışmalarını yürütmüş, Önderlik adına sunulan 'Kapitalist Modernitenin Aşılma Sorunları ve Demokratikleşme' kitabının özetini oy birliğiyle temel perspektif olarak kabul etmiştir. Geçmiş 14 aylık mücadele pratiğini değerlendirmiş, yürütme, yasama ve yargı kurumları ile KJB'nin sunduğu raporları tartışarak pratiğin eleştirisiyle birlikte onaylamıştır. Önümüzdeki mücadele sürecine ilişkin tartışmalar yürütmüş ve Demokratik Komünal Sistemin inşası ve mücadelemizin başarısı açısından çok önemli kararlar almıştır.
Öncelikle Kürdistan özgürlük mücadelesinin Reber Apo önderliğinde geliştirilen yeni bir çizgiyi temsil ettiği, bu çizginin Bağımsız Demokratik Komünalizm çizgisi olduğu ve bu çizginin daha güçlü bir biçimde temsil edilerek sürdürülmesinin kararlılığı ortaya konulmuş; bölgede demokratik bağımsız bir çizgi gücü olarak diğer güçlerle ilkeli bir biçimde halkların yararına ilişki ve diplomatik faaliyetin daha yetkin bir biçimde geliştirilmesi gereği vurgulanmıştır.'
Ulusal birlik için çerçeve kararı

Gene Kurul'da ulusal birlik konusunda alınan kararlar şöyle ifade edildi: 'Kurulumuzca Kürdistan Özgürlük Hareketinin bölge demokrasi mücadelesinin gelişmesinde tarihsel rolünü oynaması gerektiği belirtilmiş yine Kürdistan'ın dört parçasında demokratik ulusal birliğin geliştirilmesi için bir çerçeve kararına ulaşılmıştır. Her parçanın kendi içinde birliği ile dört parçanın demokratik ulusal birliğinin geliştirilmesi kararı çerçevesinde tüm Kürdistani güçlere ulusal birlik çağrısı yapılmıştır. Bununla birlikte Genel Kurulumuz Kürdistan parçalarının bulunduğu ülkelerde barış ve halkların kardeşliğinden yana olan demokratik hareket ve çevrelerle ortak çatı örgütlenmeleri gerektiği kararına da ulaşmıştır. Bu temelde hem demokratik ulusal birlik hem de her parçanın bulunduğu ülkedeki demokrasi hareketleriyle birlik çalışmalarını birbirini dışlamayan tersine güçlendiren stratejik çalışmalar olarak değerlendiren kurulumuz, bölgedeki tüm demokrasi güçlerine birlik ve dayanışma çağrısı geliştirmiş özel olarak Türkiye'de bir çatı örgütlenmesinin geliştirilmesi için ilgili tüm güçlere çağrıda bulunmuştur.'
'Bu kararlarla birlikte sistemimizin temel örgütlenme merkezleri olan İdeolojik, Siyasi, Sosyal ve Halk Savunma merkezlerinin sundukları örgütlenme ve yıl görevlerine ilişkin genel çerçeve ve kararlara ulaşılmış, önümüzdeki sürecin çalışma perspektifi netleştirilmiştir' denilen açıklamada, 'Aynı zamanda toplumsal koşullarımıza uygun gerçekçi bir mali politika benimsenmiştir. Bu kapsamda Meclis Komisyonlarının sunduğu İdari Adalet Mahkemesi Yönetmeliği, Verili Tarihe Karşı Tarih projesi, Kültürel İslam proje taslağı, Halk Eğitim Merkezi ve Ocakları projesi, Mezopotamya Sosyal Formu, Kerkük'e ilişkin karar tasarısı, Kadının özgürlük mücadelesi ve örgütlenmesine ilişkin karar tasarısı ve Sosyal Alan Projesi gibi karar tasarıları görüşülerek karara bağlanmıştır' diye belirtildi.
Genel Kurul'da alınan diğer kararlar ve yapılan değerlendirmeler şöyle ifade edildi: 'Demokratik konfederal sistemin inşası doğrultusunda önemli bazı adımların atıldığını tespit eden Genel Kurulumuz bu atılan adımların henüz ilk adımlar durumunda olduğu ve bütün çalışma alanlarının demokratik konfederal sisteme geçmesi gerektiğini vurgulayarak, mevcut çalışmalarda önemli yetersizliklerin bulunduğunu da tespit etmiş ve bu yetersizliklerin aşılması için öncü kadroların rollerini oynamalarını önemli bir husus olarak belirlemiştir. Bu çerçevede öncü kadrodaki ideolojik mücadelenin daha da yetkinleştirilmesi ve mücadele içinde kendini pratiğe dayatan, kadro duruşunu geriye çeken açık ve gizli her türlü tasfiyeciliğe karşı yetkin bir mücadele ile dönemin görevlerine sahip çıkabilecek biçimde kadronun netleştirilmesi gereğini önemle vurgulamıştır.
Genel Kurulumuz bir kez daha bölgede Kürt sorunu çözülmeden istikrarın ve demokratikleşmenin gelişmeyeceğini belirlemiş ve ancak Kürt sorununun çözümüyle bölgede demokratikleşmenin önünün açılacağını tespit etmiş; Kürt sorununun ise Demokratik Konfederal Sistem temelinde halkların birbirine saygı göstermesi, birbirini tanıması çerçevesinde demokratik özerklik perspektifiyle çözülebileceğini belirlemiştir.kirli_savas Hizbulvahşet hizbullah tsk ergenekon1
Bu temelde Kürt sorununda çözüm anahtarının şiddet ve bastırma değil, demokrasi, diyalog ve barışçıl yöntemler olduğunu vurgulayarak Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözülmesi için daha fazla mücadele edilmesi gereğini belirlemiştir. Bundan hareketle Genel Kurulumuz başta Türkiye cumhuriyeti olmak üzere ilgili devletleri Kürt sorununda inkâr ve imha politikasından vazgeçmeye, sorunun çözümü konusunda barışçıl yöntemleri esas almaya ve demokratik-barışçıl çevrelerin çağrılarına olumlu yanıt vermeye çağırmıştır. Bu konuda Genel Kurulumuz başta ABD ve AB olmak üzere tüm uluslararası güçleri Kürt sorununda şiddet politikalarını desteklememeye ve barışçıl yöntemlerle sorunun çözümü için çaba göstermeye davet etmiştir.
Ancak Önderliğimiz Başkan Apo'nun ve Hareketimizin bütün barışçıl çabalarına rağmen Kürdistan Özgürlük Hareketini şiddet ve devlet terörüyle bastırmak isteyen, çözümde şiddeti tek yöntem olarak gören başta Türkiye olmak üzere egemen devletlerin saldırılarına karşı da asla boyun eğilmeyeceği ve buna karşı toplumsal düzeyde ortaya çıkan direnişin daha da gelişmesi için Êdi Bese Hamlesinin ikinci aşamasının daha yetkin örgütlendirilmesi kararına ulaşılmıştır. Êdî Bes e hamlesinin İmralı işkencesine son Kürt sorununda demokratik çözüm ve önder apoya özgürlük şiarı temelinde başarısı için başta sistemimizin öncü güçleri durumunda olan kadın ve gençlik olmak üzere KCK sistemi içindeki bütün kurum kuruluş ve güçlerin yüksek bir performansla katılması kararına ulaşılmıştır.
Yenilmezlik bir kez daha kanıtlanacak
Bu perspektif temelinde 6. Genel Kurulumuz dönemin üç temel görevi olan sistemin inşası, serhildan ve gerillanın daha örgütlü ve güçlü kılınması gereğini önemle vurgulamıştır. Gelişecek tüm saldırılar karşısında her alanda büyük bir kararlılık sergileyerek Kürdistan özgürlük mücadelesinin yenilmezliğinin bir kez daha kanıtlanması gerektiği tespitine ulaşılmıştır.
Genel Kurulumuz Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümüne sonuna kadar evet, şiddetle bastırılmasına ise sonuna kadar direniş ekseninde önemli bir kararlaşma düzeyini yakalamıştır.
Êdî Bes e hamlesinin şehitleri olan başta Adil ve Nuda yoldaşlar olmak üzere tüm şehitlerimize bağlılık ve Önderlik çizgisinde kararlılık sözü temelinde sona eren 6. Genel Kurulumuz, önümüzdeki dönemi kazanmanın gerekli karar ve perspektifini netleştirerek başarılı bir biçimde sona ermiştir.'
KANDİL / ANF

Ahmet Türk Neşe Düzel'e konuştu

NEDEN? AHMET TÜRK

duzel ahmet turk roportaj AKP kapatılma tehlikesini şimdilik atlattı ama Demokratik Toplum Partisi hâlâ aynı tehlikeyle karşı karşıya bulunuyor. DTP kapatılma tehlikesi yaşarken, bu süreçte meydana gelen terör olaylarında da PKK suçlanıyor. Suçluların kim olduğu henüz belli değil ama, silahlı, bombalı, havanlı saldırıları kim yaparsa yapsın sonuçta birileri Türkleri Kürtlere karşı kışkırtmaya çalışıyor. DTP’nin ise gerek bu terör olayları karşısındaki tepkisi, gerek silahlı mücadeleye yaklaşımı, gerekse Ergenekon konusundaki tutumu sürekli tartışılıyor. DTP, terör konusunda nasıl tavır alacak? Kapatılırsa ne olacak? DTP ile AKP niye parti kapatmaya karşı işbirliği yapamadı? Kürt halkı Ergenekon hakkında ne düşünüyor? Ergenekon’la ilgili politikasını yakın zamanda değiştiren DTP’nin ilk başlarda sürdürdüğü sessizliğini Kürtler nasıl karşıladı? Ergenekoncuların yakalanması Kürtler için hayati bir konu mu? Bütün bu konuları 35 yıllık politikacı DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’e sorduk.

NEŞE DÜZEL: Güngören’de korkunç bir saldırı oldu. PKK’nın yaptığı söylendi. PKK bunu reddetti. Bombayı kimin koyduğu ise henüz saptanamadı. Böyle olaylarda DTP gerektiği kadar kuvvetli tepki veriyor mu sizce?

AHMET TÜRK: Biz parti olarak ertesi gün ‘Kim yaparsa yapsın, arkasından hangi güç çıkarsa çıksın, bu eylemi şiddetle ve nefretle kınıyoruz’ dedik. Şiddetin hiç bir sorunu çözmediğini, aksine Kürtlerin ve Türklerin kardeşliğine zarar verdiğini artık herkes görmeli. Güngören’deki saldırıyı PKK’nin yaptığına ben ilk günden beri inanmadım. PKK, Diyarbakır’daki eylemin örgütün iradesi dışında, kendine yakın insanlarca yapıldığını açıklamış ve özür dilemişti.

Son zamanlarda terör tırmanışa geçti . Sizce terörün böyle tırmanmasının sebebi ne peki?

Farklı kesimlerin yaptığı eylemler var. Ortadoğu bir bataklık ve bunun Türkiye’ye dincilerin, El Kaide’nin saldırılarıyla oluyor. Ayrıca Ergenekoncuların da eylemleri var. Geçen hafta İstanbul’da bir havan topu atıldı. İstanbul’da böyle bir eylemi gerçekleştirmek kolay mı? Bunu atanların arkasında hangi güç var? Gerçekçi olmak lazım. PKK’nin İstanbul’da böyle bir eylemi gerçekleştirme şansı yok.

</I>

Niye yok?

Yanlış anlaşılmasın. PKK’nin şiddet kullandığını hepimiz biliyoruz. Ama, İstanbul’da bugüne dek böyle eylem şekli görülmedi. Bazı eylemler detaylı araştırılmalı. Kürt sorunun silahla çözülemeyeceğini artık PKK de söylüyor. Bence bu sorun çözülür. Yeter ki devlet, demokratik yöntemlerle çözme niyetini ortaya koysun. PKK açıkça, “Farklılıklar bir zenginlik olarak kabul edilirse, Kürt kimliği ve dili üzerindeki baskılar kalkarsa ve bunlar anayasal güvenceye kavuşursa biz silahları susturmaya hazırız” diyor. Yani Kürt sorunun çözümünde demokratik yöntemlerin devreye sokulması için güçlü bir refleksin gösterilmesi beklentisi var onda. Böyle bir beklentisi varken, henüz güçten düşmediğini göstermek için de bazı eylemler yapabilir.

Ne dediğinizi anlamadım.

Ben sadece akıl yürütüyorum. Son dönemde yaşananları, PKK’nin şöyle yorumladığını tahmin ediyorum. ‘Yedi yıl ateş kes ilan ettim. Silah kullanmadım. Ama devlet demokratik çözüm için gene adım atmadı. Devlet bu çatışmasız döneme, PKK’yi bitirdik, dağıttık mantığıyla yaklaştı. Bugün sussam, gündemde bir demokratik proje olmadığı için hakkımda gene aynı şey söylenecek, PKK dağıldı, gücü kalmadı denecek’ diye düşünüyor. Eylemlerin tırmanmasıyla da, ‘Benim gücüm var. Ama bu gücüme rağmen sorunun silahla çözülmeyeceğini ben de biliyorum. Demokratik bir proje ortaya konduğu takdirde silahları susturmaya hazırım’ mesajları veriyor. Ama devletin sorunları güç kullanarak çözme politikası bir türlü aşılamıyor. Biz diyoruz ki, bu mantık değiştiği zaman...

PKK şiddet kullanmaktan vaz mı geçecek?

Vazgeçer mi, geçmez mi onu bilemem. Ama vazgeçeceğine inanıyorum. Devlet Kürt sorunuyla ilgili kimlik, dil, eğitim konularında adımlar attığı zaman, siyasilerin eli güçlenir. O zaman biz çıkar, ‘ şiddeti sürdürmenin hiçbir anlamı yok’ diye Kürt halkına mesajlar veririz. Ama devletin Kürt sorununu demokrasiyle çözme niyetini göstermediği bir ortamda, bizim insanları etkileme şansımız yok.

Siz, bu son saldırılarla ilgili olarak kimden kuşkulanıyorsunuz peki?

Eğer genelkurmay başkanları bile üç-dört kez suikast girişimiyle karşı karşıya kaldılarsa, bizim bu ülkede her şeyin olabileceğini hesaplamamız lazım. Türkiye’yi kaosa sürüklemek isteyen bir güç var. Ergenekon’da tutuklamaların yapılmasının ardından, ‘Biz içeridekiler yalnız değiliz. Biz çok güçlüyüz’ mesajının verildiğine inanıyorum. Ergenekon’un hedefi sadece ekonomik rant elde etmek değil. Ergenekon, iktidarı ele geçirmeyi hedefliyor.

Birilerinin Türk-Kürt çatışması çıkartmaya çalıştığından kuşkulanıyor musunuz peki?

Tabii ki kuşkulanıyorum. Türkiye’de bir Kürt-Türk çatışmasını aklı başında olan hiç kimsenin istemediğini biliyoruz. En sağdaki partiler bile bu konuda hassasiyet gösteriyorlar ama Türkiye’yi kaosa sürükleyip, devletin gücünü ele geçirmeye çalışan derin devlet var. Örgütlenmeler var. Bunlar Kürt-Türk çatışmasından fayda sağlarlar. Bilirsiniz, Ortadoğu toplumu duygularıyla hareket eder. Bunlar, toplumun duygularına seslenerek iktidarı ele geçirmek istiyorlar. Kürt-Türk çatışmasının çıkması için duygusal bir atmosfer yaratmaya çalışıyorlar ve burada kendilerini de devletin kurtarıcısı olarak gösteriyorlar. Böylece iktidar olmayı hedefliyorlar. Bütün bunlar bize yabancı değil.

Hangi açıdan yabancı değil?

Geçmişte de yaşadık. 12 Eylül darbesinin Ergenekon türü eylemlerle nasıl planlandığını biliyoruz. Ama bugün halk bütün oyunlara rağmen büyük duyarlılık gösteriyor. Çünkü Kürt-Türk çatışmasının çok tehlikeli olduğunu biliyor. Aksi takdirde Türkiye’nin Irak’a dönüşmesi riskiyle karşı karşıya kalırız. Çok ciddi bir kaşıma olmazsa, ben bir Kürt-Türk çatışması tehlikesinin yaşanacağını sanmıyorum.

Güngören ciddi bir kaşıma değil mi sizce?

Çok ciddi bir kaşımaydı ama Türk halkı Güngören’deki olaya inanmadı. İnansaydı bazı şeyler gelişebilirdi. Mesela geçmişte partimizin genel merkezinin önüne gelinip sloganlar atıldı. Güngören olayından sonra bunlar olmadı. Açıklamalar halkı tatmin etmedi, korktuğumuz yaşanmadı. İnsanlar artık olayları kendisi anlamaya çalışıyor, söylenenleri, yazılanları ölçüyor.

Ergenekon meselesinde DTP biraz çekimser durdu. Neden derin devletle bağı olduğuna dair kuvvetli kanıtlar bulunan böyle bir örgütün yakalanması DTP’yi heyecanlandırmıyor?

Bu biraz yanlış. Biz basına sızan telefon görüşmelerine bakıp, Ergenekon’un sulandırılacağından korktuk. “Fırat’ın doğusundaki olaylar açığa çıkmadan, Ergenekon bütün boyutlarıyla ortaya çıkmaz” dedik. Yoksa iki emekli generalin gözaltına alınması basit bir olay değil. Şemdinli’de bir başçavuşu cezalandırma cesaretini göstermeyen bir hükümet vardı. Eğer Ergenekon’da ciddi bir mekanizma olmasaydı, savcı hükümetin ipiyle o derin kuyuya inme cesaretini gösteremezdi. Ancak çok ciddi iddialar bir savcıyı böyle harekete geçirebilir. Böyle bir iddianameyi de hazırlamak da kolay iş değil ayrıca. Biraz insaf sahibi olmak lazım. Bazıları iddianamenin geciktirildiğini söyledi. Oysa acele edildi.

Sizce niye acele edildi?

Bu acelecilik, iddianamenin fiyaskoyla sonuçlanması için bir gayretin bulunduğunu gösteriyor. Dürüst olalım. Devlet içinde örgütlenmiş bir çeteyi çok boyutlu araştırıp ortaya koymak gerekir. Çünkü Türkiye’yi yeniden keşfetme girişimi bu iddianame. Basının, savcılara, ‘acele etmeyin. Bütün boyutlarıyla araştırın. Biz gerçeğin ortaya çıkarılmasının yanındayız’ demesi gerekiyordu. Ben ve arkadaşlarım Ergenekon’un kaynağına inilmesini istiyoruz.

Ergenekon’un kaynağı nedir?

Ergenekon’un kaynağı Kürt sorunudur. Ergenekon örgütünün geliştiği, beslendiği, büyüdüğü yer Kürt coğrafyasıdır. Onları, bölgede yaptıkları eylemler bir araya getirdi ve daha güçlü bir organizasyon kurmalarını sağladı. Bölgede çok rahat bir ortamda güçlendiler ve sonunda da iktidarı ele geçirmeyi hedeflediler. Kürtlerin yaşadığı alandaki cinayetler, eylemler ortaya çıkarılırsa Ergenekon’da kurtuluş olmaz. Ergenekon bütün kanıtlarıyla ortaya çıkar. Biz iki HADEP’liyi, Mehmet Sincar’ı, Musa Anter’i, Kürt işadamlarını öldürenlerin ortaya çıkarılmasını, faili meçhullerin çözülmesini istiyoruz. 1990’lı yıllarda Muş’ta beş kişi gözaltına alındı. Gözaltına alındıklarını vali ve alay komutanı kabul etti. Bu beş kişi aynı gece gözaltından alınıp, Murat nehrinin kenarında infaz edildi. Bunlar ortaya çıkarılmazsa, Ergenekon davası sonuçsuz kalır. Bakın... Dönemin Şırnak jandarma alay komutanı, HADEP’li Serdar Tanış’ın ailesine telefon açıyor.

Ne diyor?

“Oğlunuz HADEP ilçe başkanlığı yaparsa onu öldürürüz” diyor. Serdar Tanış Ankara’ya geldi. Ben partinin başkan vekiliydim. “Alay Komutanı Ersöz telefonla beni, ailemi aradı. Babamı tehdit etti. Silopi’ye gidemiyorum. Silopi’de partiyi kurarsan seni öldürürüz diyorlar” dedi. Ben de ona, “O zaman bir müddet bekleyin, partiyi kurmayın” dedim. Aradan bir ay geçmedi ki, Serdar Tanış kayboldu. Serdar Tanış’la Ebubekir Yıldız arkadaşları tarafından Silopi Jandarma Komutanlığı’nın kapısına kadar götürülüyorlar. İki HADEP’li içeri giriyor. Yıllar geçti, kendilerinden o günden beri haber alınmadı. Ergenekon davasında bugün sanık olan bu alay komutanı Levent Ersöz ise Rusya’ya kaçtı.

Ergenekon’a mesafeli duranlar, Ergenekon’un ortaya çıkarılmasının AKP’ye yarayacağını düşünüyor olabilirler mi?

Mesafeli duranların başında CHP geliyor. Ben Deniz Baykal’ı çok iyi tanıyorum. Uzun süre birlikte aynı partide bulunduk. Parti içinde en ufak bir tartışmaya bile taraf olmak istemeyen, bundan korkan ürkek bir tiptir. Parti içinde en ufak bir tartışmayı bile göze alamayan birinin bugün Ergenekon’a bu kadar sahip çıkmasının nedeni beni açıkçası endişelendiriyor, kuşkulandırıyor. Acaba Baykal’la Ergenekon arasında ilişki mi var diye düşünüyorum.

Peki, Kürt halkı Ergenekon davası hakkında ne düşünüyor? Ergenekon konusunda çekimser kalma politikasını destekliyor mu yoksa bu konuda tepkiler alıyor musunuz?

Mesajlarımızın anlaşılmamasına ilk başta tepki gösterdiler. “Bu kadar büyük fırsatı niye çok iyi değerlendirmiyorsunuz” dediler. Bakın... Ergenekon bizim açımızdan Kürt ve Türk halkını bugüne dek karşı karşıya getiren mantığı ortaya çıkması açısından çok önemli. Faili meçhul cinayetlerin aydınlanması ve derin devletin yani Ergenekoncuların eylemlerinin Türk halkı tarafından bilinmesi iki halkı yaklaştırır, barıştırır, birbirlerini anlamalarını sağlar.

Birbirini anlamayı nasıl sağlar?

Yaşananlarda Kürt ve Türk halkının suçlu olmadığını ortaya koyar. Bölgede yaşanan acılar, rezaletler, işkenceler, gözaltındaki uygulamalar, faili meçhul cinayetlerin belli bir güç tarafından organize edildiği ortaya çıkarsa, Türk halkı bizim feryadımızı çok daha iyi anlar. Türk halkının bölgede yıllardır yapılanları bilmesi, Kürt halkının duygularını da değiştirir. Size bir olay anlatayım. 1991’de Nevroz’da Şırnak’ta bütün cadde yakılmıştı. Oraya gittiğimizde Trabzonlu bir öğretmen koşarak bize geldi. Gece onun da evine saldırmışlar. “Eğer Şırnak‘ta olmasaydım bugün ben de farklı düşünecektim. Ama gözümle gördüm. Bunu yapan özel timler, korucular” diye bağırıyordu. “Sus,” dedik, “seni de yok ederler”. “Ama gördüm ben” dedi.

Ergenekon meselesi deşildikçe ardından Susurluk çıkıyor değil mi?

Susurluk Ergenekon’un bir parçası. Şemdinli de öyle. Ergenekon bütün bu yaşananların öyle küçük parçacıklar olmadığını, geride büyük bir buzdağının, ciddi bir yapılanmanın bulunduğunu gösteriyor. Ergenekon’un yakalanmasını Kürtler hayati bir konu olarak görüyor.

Ergenekon iddianamesinde Hizbullah, DHKP-C gibi PKK’nın da bir bölümünün Ergenekon’la bağlantılı olduğu, onun talimatları doğrultusunda terör eylemleri yaptığı ileri sürülüyor. Eğer bu ilişki, dava sürecinde kanıtlanırsa, Kürt halkı ne düşünür?

Bana bu biraz abartılı geliyor ama bunlar dünyada yaşanmayan şeyler de değil. Bir kitap okudum. Adam otuz yıl KGB’ye çalıştığını zannediyor. CIA’ya çalıştığını otuz yıl sonra fark ediyor. Tabii ki her örgütün içine sızmalar olabilir, bazı provokasyonlar olabilir. Devlette de buna benzer şeyler var. Barışçı adımların atılacağı dönemlerde, bir bakıyorsunuz o süreci yok etmeye yönelik bir bomba patlıyor.

CHP, Ergenekon’un avukatı olduğunu açıkladı. MHP bu konuda pek girişken değil. DTP de çok heyecanlı gözükmüyor. AKP bu meselede yalnız kalmış gibi gözüküyor. AKP, tek başına Ergenekon’un üstesinden gelebilir mi?

DTP’nin heyecanlı olmadığı doğru değil. Bakın... Ergenekon sadece savcıların işi değil. Siyasi partilerin bir bütün olarak Ergenekon’un karşısında durmaları gerekir. Çünkü demokratik sistemi, siyaseti ve parlamentoyu yok etmeye dönük bir yapı bu. İspanya’da parlamento böyle bir yapıya karşı kenetlendi. Şimdi parlamento olarak bize düşen görev, demokrasiyi ve siyaseti yok etmeye çalışan anlayışa karşı büyük bir tepki vermek. Eğer ana muhalefet partisi destekleseydi bugün Ergenekon davası çok farklı bir noktada olurdu.

Hangi noktada olurdu?

Eğer CHP Türkiye’nin demokratikleşmesinde rol oynasaydı, Ergenekoncular böyle cesaretli olmazdı ve bu kadar büyümezdi. CHP’nin her açıklaması beni ürkütüyor. Savcıları ürkütüyor, devleti ürkütüyor, hükümeti ürkütüyor. Bu açıklamalar, Ergenekoncuları cesaretlendirir. CHP aksine, ‘Ergenekon’un sonuna kadar üstüne gitmeliyiz’ deseydi, pek çok olay aydınlanırdı. Bugüne dek susan pek çok kişi ve kesim bildiklerini aktarırdı.

AKP’yi bu konuda yalnız bırakmak, Ergenekon’un bütün unsurlarıyla yakalanması halinde bütün başarıyı da AKP’nin sahiplenmesi anlamına gelmeyecek mi? Sadece siyaseten baktığınızda bile bu doğru bir taktik mi sizce?

Doğru değil. Doğru bulmadığım için acaba başka ilişkiler mi var diyorum. Çünkü siyaseten baktığımızda sosyal demokrat olduğunu söyleyen CHP Ergenekon’a çok karşı çıkmalıydı. CHP bugün farklı noktada olduğu için benim şüphelerim var.

DTP ve AKP, kapatılması istenen iki parti oldu. AKP şimdilik kurtulmuş gözüküyor. Ama bu iki parti, siyasi partilerin kapatılmaması konusunda işbirliği yapmadı. Niye böyle bir işbirliği yapamadınız?

Kürt meselesi el yakan bir mesele. Devlet içinde bir tartışma olduğunda, sonuçta hep Kürtler faturayı ödüyor. Kürtler üzerinde anlaşarak diyaloglar oluşturuluyor. AK Parti, kendi davası bittiği için, siyasi partilerin kapatılmasını güçleştirecek anayasa değişikliği çalışmasını rahatça başlatabilirdi. Başlatmamış olması, belli kişilerle, devletin belli kesimleriyle uzlaşarak bu süreci atlatmış olduğunu düşündürüyor. Bizim davamızın sonucunda, AK Parti bir uzlaşma sonucunda mı kapatılmadı yoksa Türkiye’de artık siyasi partilerin kapatılmaması gerektiği inancı mı yerleşti belli olacak. DTP kapatılırsa, ‘AK Parti uzlaşma sonucunda kapatılmadı’ denilecek.

Peki... Silahlı mücadelenin bitmesi, PKK’nın dağdan inmesi Kürtler için nasıl sonuç yaratır?

Kimse silaha tapmıyor. PKK de söylüyor. “Beş yıl daha dağda kalsam sonuçta bu sorun çözülmeyecek” diyor. Öcalan bile, “Farklı kimlikler, kültürler anayasal güvenceye alınırsa bu savaş biter. Bu konuda rolümü oynarım” diyor. Ama devlete de bakmak lazım. Devletin meseleyi çözmek için güç kullanmanın dışında farklı bir projesi olmadığı için sorun yaşıyoruz. ‘Dağdan insin’ deniyor. Tamam insin. Ama neyi çözdünüz de dağdan inecek? Kürt sorunun çözümü için nasıl bir demokratik mantık geliştirdiniz? Bu yurttaşınızı nasıl kucaklayacaksınız? Önce onu ortaya koyun. Bugün Kürtlerin talepleri, bu sorunu Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözmeyi esas alan makul ve meşru taleplerdir. Kurultayda “birlikte yaşam ve birlikte çözüm” dedik. Bunu biz icat etmedik.

Kim icat etti?

Halkın bize getirdiği çözüm bu. Sorunu ortak akıl oluşturarak, Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözeceğiz. Bu süreç geliştiği zaman dağ kendiliğinden bundan mesajını alır. Ama Başbakan Erdoğan Almanya’da çıkıyor, “Asimilasyon insanlık suçudur. Anadilini çok iyi bilmeyen başka bir dili öğrenemez” diyor. Peki, senin ülkende bunlar yaşanıyor. Bunları kendi ülkende yerine getir. O zaman biz silaha, şiddete karşı sesimizi güçlü çıkarmazsak, hesabını gelin bizden sorun. Ama bizim şu anda halkı ikna edecek durumumuz yok.

Niye gücünüz yok?

Ateşkes için çağrı yaptık. Operasyonlar daha da arttı. Parlamentoya geldik. Dışlandık. Sizin adam yerine koymadığınız temsilcilerin halka vereceği mesajların ne anlamı olabilir! Bize, ‘Devlet sizi kucakladı mı ki gelip bunu söylüyorsun’ derler. Sorunu çözmek için ortak aklı geliştirmek şart. Biz bunun için herkesle görüşmek istiyoruz ama bize bütün kapılar kapalı.

Geçen seçimlerde birçok Kürt AKP’ye oy verdi. Kitle desteğini neden yitirdiniz sizce?

Kürtler, AK Parti’nin Kürt sorunun çözeceğine inandı. Ama seçimlerinden sonra Irak’a operasyonlar başladı. AK Parti devletin politikasına teslim oldu. Kürtlerin AK Parti’ye güveni sarsıldı. AK Parti bölgede artık eski desteğini bulamaz.

Gürcistan, savaşa Türkiye ve ABD tarafından hazırlandı, Türk savaş gemisi Batum`da…

image

image Rizgarî Online/ Gürcistan ordusunun Güney Osetya’ya dün başlattığı saldırıyı yorumlayan İzvestiya gazetesi, Gürcistan’ın savaşa Türkiye ve ABD tarafından hazırlandığını yazdı. Gürcistan ordusunun askeri harekete nasıl hazırlandığı konusuna değinen gazete, Gürcü ordusunun eski SSCB ülkeleri arasında savaşa en hazır orduya sahip olduğunu, bu başarıyı da Batılı dostlarına yani NATO ülkelerine borçlu olduğunu belirtti. Gürcü subayların önemli bir bölümünün Türk ve ABD ordusu tarafından eğitildiğini, ABD tarafından 8 bine yakın Gürcü askerinin eğitimden geçirildiğini kaydeden gazete, Gürcistan’ın yavaş bir şekilde savaşa hazırlandığını kaydetti.

Gürcistan’ın askeri harcamalarının son 4 yıl içerisinde 30 kat arttığını ve yıllık 1 milyar dolara ulaştığının altını çizen İzvestiya, aralarında Türkiye, ABD, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, İsrail, Bosna Hersek, Sırbistan ve Ukrayna’nın Gürcistan’a karşılıksı askeri yardım yaptığını yazdı.

 stop turkish rascism ABD’nin Gürcistan’a karşılıksız olarak 40 milyon dolar Türkiye’nin ise 45 milyon dolar askeri yardım yapacağının belirtildiği haberde ayrıca Türkiye ve diğer ülkeler tarafından Gürcistan’a verilecek askeri teçhizat listesine de yer verildi.

Türkiye: 100 askeri araç, 50 adet PZRK mobil füze rampası, Kılıç ve Doğan savaş gemileri, hava saldırısı bildirme cihazı, 80 adet MP5, 3800 adet el bombası, 10 milyon adet mermi;
Çek Cumhuriyeti: 10 adet L-159 Alca uçağı, 620 ton askeri malzeme;

Bulgaristan: 250 adet anti-tank roketi
Bugüne kadar toplamda NATO ülkeleri tarafından Gürcistan’a 175 tank, 126 zırhlı araç, 67 top, 4 savaş uçağı, 12 helikopter, 8 savaş gemisi verilirken önümüzdeki dönem içerisinde 100 adet zırhlı araç, 20 savaş uçağı(4 adet Miraj 2000), 15 Black Hawk savaş helikopteri ve 10 adet gemi verilmesi öngörülüyor.(Ajanslar)

Türk deniz piyadelerini taşıyan gemi Batum açıklarında

Öte yandan Rus İnterfaks Ajansı da, ”görgü tanıkları”na dayanarak, Batum açıklarında Türk deniz piyadelerini taşıyan bir Türk gemisinin beklediğini duyurdu. Haberi Moskova’dan veren, ancak kaynak olarak Batum’dan telefonda konuştuğu görgü tanıklarını gösteren ajans, haberin ayrıntılarına girmedi. Ajans, aynı görgü tanıklarına dayanarak, Batum’dan Güney Osetya yönüne giden trende NATO’ya ait araçların taşındığını da ileri belirtildi. (Ajanslar)

RO/Cemil Süphan

Gürcistan, savaşa Türkiye ve ABD tarafından hazırlandı, Türk savaş gemisi Batum`da…

İran dilli bir halk olan Osetinler Kürtlerin ırk kardeşleridir

Gürcü subayların üniformaları bile TSK’dan

KARASIN: GÜNEYE OSETYA’DA 2 BİNDEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜ

'NATO, ABD ve Türkiye hazırladı'

 

image KAF-FED/"Stalin’in iktidara gelişi ile bu coğrafyadaki sorunlar da başlamıştır. Günümüzde halen devam etmektedir. Gürcü kökenli Stalin, Gürcistan’ın topraklarını genişletmek amacıyla önce Osetya’yı, Güney ve Kuzey olarak ikiye bölmüş ve Güney Osetya’yı Gürcistan topraklarına katmıştır. Bu da yetmemiş, yüzyıllardır bağımsız bir devlet olan Abhazya’yı da, egemenliğini kaldırarak özerk Cumhuriyet statüsüyle Gürcistan’a bağlamıştır."

Değerli Basın Mensupları ve Türkiye Kamuoyuna duyurulur!

Oset halkı binlerce yıldan beri kendi topraklarında yaşıyor.

İddia edildiği gibi başka bir ülkenin topraklarında değil!

Kısaca tarihi geçmişe bakacak olursak şunları görüyoruz:

1917 Ekim Devrimi’nden sonra SSCB oluşturulur iken, Osetya bir bütün olarak Rusya Federasyonu içinde, Abhazya ise egemen bir devlet olarak bu oluşumda yer almıştır.

Stalin’in iktidara gelişi ile bu coğrafyadaki sorunlar da başlamıştır. Günümüzde halen devam etmektedir. Gürcü kökenli Stalin, Gürcistan’ın topraklarını genişletmek amacıyla önce Osetya’yı, Güney ve Kuzey olarak ikiye bölmüş ve Güney Osetya’yı Gürcistan topraklarına katmıştır. Bu da yetmemiş, yüzyıllardır bağımsız bir devlet olan Abhazya’yı da, egemenliğini kaldırarak özerk Cumhuriyet statüsüyle Gürcistan’a bağlamıştır.

Gürcistan yönetimi, SSCB’nin 1990 yılında dağılmasına kadar geçen süreçte Oset ve Abhaz halklarını yok etmek için, acımasız bir asimilasyon politikası uygulamıştır.

SSCB’nin dağılmasını takiben Gürcistan parlamentosu, SSCB öncesi Gürcistan Anayasası’na dönme kararı alarak, bağımsızlığını ilk ilan eden devlet olmuştur. Gürcistan’ın dönmeyi tercih ettiği bu eski anayasa, Gürcistan topraklarına Stalin’in sonradan kattığı Abhazya ve Güney Osetya’yı kapsamıyor, dolayısıyla Gürcistan’ın bağımsızlık kararı onları bağlamıyordu. Bunun üzerine Abhazya parlamentosu da Gürcistan gibi yaparak, SSCB öncesindeki kendi anayasasına dönme kararı aldı ve bağımsızlığını ilan etti. Güney Osetya ise referandum yaparak, halkının güçlü iradesiyle bağımsızlık kararı aldı.

Stalin’in hediyesi olan bu iki bölgenin kendi kaderlerini tayin etme hakkını, Gürcistan gibi bağımsızlıktan yana kullanmasını sindiremeyen Şevardnadze yönetimi, 1991 yılında Güney Osetya, 1992 yılında da Abhazya topraklarını işgal etti. On binin üzerinde insanın hayatını kaybettiği bu işgaller, Kuzey Kafkasya ve diasporalardaki tüm Çerkeslerin yoğun desteği sonucu, Gürcistan’ın hezimeti ile son buldu.

Savaşarak, kan dökerek sorunların çözülemeyeceğini hala anlamayan, geçmişten ders almayan, Amerika’nın okutup, yetiştirip, bir gül devrimi ile iktidara getirdiği Gürcü lider Saakaşvili, koltuğuna oturduğu ilk günden başlayarak, her gün yaptığı savaş çığırtkanlığını, önceki gece Güney Osetya’ya girerek hayata geçirmiş oldu. Maalesef bu işgal aynı zamanda tüm Kafkasya’yı, hatta dünyayı da sonu belli olmayan bir kaosun ve savaşın içine çekmiştir.

Sonuç olarak;
Şu anda Güney Osetya Gürcistan yönetiminin işgali altındadır. Bebekler öldürülmekte, anneler, babalar, yaşlılar, masum sivil halk, Gürcistan yönetimi tarafından bilinçli bir şekilde linç edilmektedir. Dünyanın gözü önünde bir halk yok edilmektedir, etnik temizlik yapılmaktadır.

Gürcistan’ın Güney Osetya’yı işgali, Türkiye diasporasında yaşayan milyonlarca Çerkes kökenli insanımızı, en az orada, sıcak savaşın içinde olan soydaşlarımız kadar etkilemiş, yaralamıştır.

Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak, Türkiye Çerkes diasporası adına diyoruz ki;

- Güney Osetya ve Abhazya, ayrılıkçı bölgeler değil, bağımsız birer Cumhuriyettir,

- Dünyadaki tüm işgaller gibi, bu işgal de kabul edilemez,

- Halkların kendi iradeleri ile aldıkları bağımsızlık kararları, savaşla yok edilemez,

- Yaşadığımız ülke Türkiye tarafından bizlerden toplanan vergilerle eğitilen ve eline teçhizatı verilen Gürcistan ordusunun silahı, şimdi kendi vatandaşı olan Çerkeslerin oradaki kardeşlerine yönelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin en kısa zamanda bu hatasını telafi etmesini, Gürcistan’a bu defa savaş değil, barış eğitimi vererek, Güney Osetya’dan çekilmesi yönünde ikna etmesini bekliyoruz.

- Tüm uluslararası demokrasi ve insan hakları kuruluşlarını, acilen bu vahşete son vermek üzere göreve çağırıyoruz.

- Dünya ülkeleri ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından Kosova’nın bağımsızlığının kabulüne gösterilen duyarlılığın, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığının tanınması için de gösterilmesini talep ediyoruz.

Kafkas Dernekleri Federasyonu ve bağlı 56 dernek, tüm gücüyle Güney Oset ve Abhaz halkının yanındadır. Nereden gelirse gelsin, onların bağımsızlığına yönelik her türlü tehdide karşı Türkiye’de, Kuzey Kafkasya’daki Cumhuriyetlerimizde ve diğer ülkelerde yaşayan tüm Çerkeslerle birlikte, sonuna kadar tek bilek, tek yürek olarak Güney Osetya ve Abhazya halkıyla birlikte hareket edeceğimizi bildiririz.

Yaşasın Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığı!..

KAF-FED
Dosya: 06-069-012 Ankara; 03.07.2003

KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU
08 / 65 09.08.2008

Türkiye, Irak’ı siyasi krizin eşiğine getirdi

teqin iraq010

image OSMAN: ‘’ SİYASİ OYUNLAR OYNANMAKTA KÜRTLER TEDBİRLİ OLMALI’’    

10-Aug-08 [19:45]-PNA-Kürdistan İttifak Listesinden federal Irak meclisine üye Dr. Mahmut Osman , yaklaşık bir yıldır Kürdistan Bölge yönetiminin yetkilerinin azaltılması için çeşitli girişimlerin olduğunu dikkat çekerek federal meclisin çıktığı tatilden sonra da Kürtlerin önüne bir takım engellerin konulacağı uyarısında bulundu.

PNA’ya özel konuşan Osman , geçtiğimiz 22 Temmuzda Bağdat’ta Kürt halkına karşı düzenlenen  girişimde sadece   Kürt kazanımlarının  iç düşmanlarının olmadığını burada özellikle Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin de büyük rol aldığını dikkat çekti.

Osman , Kürtlerin elde ettiği kazanımlarına karşı duran ve Kerkük ile ilgili 24.maddeyi destekleyen bütün kesimlerin birkaç defa Türkiye’yi ziyarette bulunduğunu hatırlattı.

Türkiye’nin  ülkeyi siyasi krizin eşiğine getirdiği  24.maddenin anayasaya aykırı bir şekilde meclisten geçmesinde büyük rol aldığını belirten Osman, Türkiye’nin  bu sorunun ortaya çıkmasında  da çok iyi haberdar  olduğunu söyledi.showthumb

Tatilden sonra Kürtlerin önüne yine bir takım engellerin konulacağı  uyarısında bulunan Osman , Kürtlerin burada bütün olası  gelişmelere hazırlıklı ve çok duyarlı olmaları gerektiğinin altını çizdi.

Kürdistan İttifak Listesinden Federal Irak Parlamentosuna üye olan Dr.Mahmut Osman, Federal Kürdistan Bölge Başkanlığı’nın Kerkük ziyaretinin önemli olduğunu ve büyük bir yankı yarattığını söyledi. Osman, PNA’ya verdiği demeçte, Başkan Barzani’nin Kerkük ziyareti ile ilgili olarak, “Bu ziyaret çok iyi, önemli ve başarılıydı. Ancak ziyaret hazırlığı önceden iyi bir şekilde yapılması daha iyi olurdu” dedi. Osman, ziyaret zeminin daha iyi hazırlanmasının diğer tarafların (Arap ve Türkmenler) geniş bir şekilde hazır olmaları için önemli olduğunu söyledi.

Bahtiyar Mela Ahmetìn Silêmani`den bildirdiğine göre, Osman, Başkan Barzani’nin ziyaretinde kentte var olan eksiklikleri yakından gördüğünü, şuana kadar çözülmeyen tüm eksikleri inceleyeceğinden de emin olduğunu ifade etti.
Başkan Barzani’nin ziyaretinde bahsettiği konuların tümünün anayasa çerçevesinde olduğunu, bu yüzden hiç kimsenin tepkide bulunamayacağını kaydetti.

Başkan Barzani ile Yardımcısı Kosret Resul Ali ve beraberindeki üst düzey bir heyet önceki gün Kerkük’ü ziyaret etmiş ve kentteki bütün oluşumların temsilcileri ve siyasi taraflarla bir araya gelmişti.

Dr.MAHMUT OSMAN: ‘’IRAK’TAN KERKÜK’E GÜÇ KAYDIRMAK ARAPLAŞTIRMA ANLAMI TAŞIYOR’’

Kandil’den Kerkük mesajı:Sömürgeciler Kürtleri denetim altında bulundurmak için Kerkük’ü enegelliyorlar”

Türkiye, Saddam Hüseyin rejimininden sonra Kürtlerin bütün kazanımlarını azaltmak için her yolu deniyor

Dr.MAHMUT OSMAN: ‘’IRAK’TAN KERKÜK’E GÜÇ KAYDIRMAK ARAPLAŞTIRMA ANLAMI TAŞIYOR’’

d.mahmod osman

PNA-Kürdistan İttifakı Listesinden Irak Parlemantosuna üye olan Dr.Mahmut Osman, Irak’ın Güneyi’nden Kerkük’e askeri güç kaydırmanın kendi Araplaştırmak anlamına geleceğini bildirdi.

Dr.Mahmut Osman, önceki gün Kerkük’te düzenlediği basında toplantısında yaptığı konuşmada,  yerel  seçim yasası çerçevesinde Irak’ın Güneyi’nden Kerkük’e asker kaydırmanın  Kerkük’ü araplaştırma anlamına geleceğini söyledi.

Osman, ‘’Biz Kürt tarafı olarak bu şekilde bir kararı kabul etmeyiz’’ dedi. 

Uyuşmazlıklar konusunda  Osman, ‘’ bazı taraflar uyuşmazlıkları giderilmesini istemiyor. Ortaya konan her öneriye karşı çıkıyorlar ve sadece maddenin kalmasını istiyorlar’’ dedi.

24.maddenin Kürd’e karşı bir plan olduğunu söyleyen Osman, ‘’Bu tarz planlar daha önce de bütçe ve petol anlaşmalarında ortaya konmuştu.’’ Dedi.

Kurdistan_Kerkuk_Kirkuk


image www.kurdistan-postANF HALİL ERMİŞ KANDİL / Irak parlamentosunun Kerkük’ün Kürdistan’dan koparılmasını amaçlayan kararı Kürdistan genelinde olduğu gibi kandil’de sert tepki ile karşılandı. Kandil köylüleri tepkilerini yaptıkları kitlesel bir mitingle ortaya koydular. Mitinge bir mesaj gönderen KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan Kerkük’te ‘’geri adım atmamak ve mutlak surette kazanmak için kesin olarak doğru bir ulusal politikaya ihtiyaç vardır’’ dedi.
Irak’ta sorunların çözümünde kilit role sahip yerel seçimler kanunun Tarihsel Kürt kenti Kerkük’ün Kürt kenti olmaktan çıkarılmasını amaçlayan bir şekilde Irak parlamentosu tarafından kabul edilmesine Kürtler büyük tepki gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde güney Kürdistan’ın birçok kentinde kararı protesto için kitlesel gösteriler yapıldı.
KANDİL KÖYLÜLERİ KERKÜK İÇİN YÜRÜDÜKurdishPeople
Güney Kürdistan kentlerinde yapılan protesto mitinglerine kandil köylerinden de destek geldi. Kandilde bulunan Balayan, Balakati, Akuyan, Surede, Maunan, Enze ve çevre köylerden yüzlerce kişi Balayan alanında bir araya gelerek karara sert tepki gösterdi. PÇDK tarafından organize edilen mitinge katılan kalabalık kitle alanda bir süre yürüyüş yaptıktan sonra Balayan köyünde toplandı. Yürüyüş boyunca sık sık “ Kerkük Kürtlerindir Kürtlerin kalacak, Kerkük Kürt halkının kimliğidir, bıji serok Apo’’ sloganları atıldı. Yine mitinge katılanların taşıdığı ‘’Kerkük sorununun çözümü Kürtlerin ulusal birliğinde geçer, bir Kürt kalana kadar Kerkük kürlerin kalacak, Kerkük Kürt şehridir birlikte yaşam kentidir’’ yazılı pankartları dikkat çekti.
KARAYILAN: KERKÜK İÇİN ULUSAL POLİTİKAYA İHTİYAÇ VARDIR
Yüzlerce kişinin katıldığı ve oldukça coşkulu geçen mitinge KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’da yazılı bir mesaj göndererek halkın serhıldanını kutladı. Kürtlerin Güney Kürdistan’da elde ettiği kimi kazanımlar üzerinde tehlikelerin halen devam ettiğini söyleyen Karayılan, Kürt halkının eylemleriyle bu kazanımlara sahip çıkmasının oldukça anlamlı olduğunu belirtti. Karayılan “tüm bölge devletleri ve bu bölge üzerinde hesap yapan önemli aktörlerin hepsi Kerkük üzerinde kıyasıya mücadele yürütmektedirler. Kerkük’ün Kürdistan’a bağlanmaması için çok farklı plan ve proje geliştirmek kadar, çeşitli oyun, komplo ve provakasyonlar da devreye konulmaktadır.”dedi.
Karayılan, Türk devletinin Kürt özgürlük hareketine karşı özellikle Kandil’e yaptığı saldırıların temelinde Kerkük üzerine yaptığı hesapların yattığına dikkat çekerek şöyle devam etti; “Türk devleti hareketimizi ezme Kerkük’ü Kürdistan’dan koparma, dolayısıyla tüm Kürdistan’ı denetimi altına almayı bir amaç olarak belirlemiştir. Hareketimizi gerileterek Güney Kürdistan’daki kazanımları denetim altına alabileceğini düşünmektedir. Ama Türk devleti bunu hiçbir zaman başaramayacaktır.”
Mitinge katılanların ‘’bıji serok Apo, Kandil’den İmralı’ya bin selam’’ sloganlarıyla sık sık kesilen mesajının devamında Karayılan“Başta Türk devleti olmak üzere sömürgeci devletler Kürt halkını sürekli yoksul bırakmak, kendine muhtaç etmek, denetim altına altında bulundurmak ve iradesizleştirmek için Kerkük’ün Kürdistan’a bağlanmasını istemiyorlar” dedi. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan mesajının sonunca “ Kerkük sorunu kritik bir aşamaya gelmiştir. Bunun bir yönelimi düşman yönelimi olurken esas nedeni uygulanan yanlış ve eksik politikalardır. Geri adım atmamak ve mutlak surette kazanmak için kesin olarak doğru bir ulusal politikaya ihtiyaç vardır. Biz hareket olarak bunun için her şeye hazır olduğumuzu belirtmek istiyoruz” dedi.
Mitingde hazır bulunan KCK Yürütme Konseyi üyesi Bıryar Gabar ise birlik olunması durumunda Kürt sorunun demokratik çözümünün her zamankinden daha mümkün olduğunu söyledi.  Kerkük’ün Kürtlerin en tarihi kentlerinden biri olduğunu söyleyen Gabar Kerkük sorununa yaklaşımın özünde Kürtlere yaklaşım olduğuna kaydetti.
Miting ardından yürüyüşe geçen kitle sık sık ‘’Bijı serok Apo, Kandil’den İmralı’ya bin selam’’ sloganlarıyla eylemlerine son verdi.

Türkiye, Saddam Hüseyin rejimininden sonra Kürtlerin bütün kazanımlarını azaltmak için her yolu deniyor

İran dilli bir halk olan Osetinler Kürtlerin ırk kardeşleridir

Kafkaslarda neler oluyor?

image

image Hejarê Şamil-Kurdistan-Post Haber Portalı-ABD, Güney Kafkasya’da patlamaya hazır bir bombanın pimini çekti. ABD’nin onayı, daha doğrusu stratejik hesapları ekseninde Gürcistan’ın kabadayı ve her yönüyle Washington’a bağlı devlet başkanı Mixayîl Saakaşvili, Pêkin Olimpiyatlarının açılış günü (!) Kafkasya’da ilan edilmemiş bir savaş başlattı.

Şuan bir yanda ABD ve Türkiye’nin eğittiği Gürcistan askeri birlikleri, diğer yanda Güney Osetya milislerinin yanı sıra Rusya’nın Kuzey Osetya cumhuriyetinden, Dağıstan’dan ve Rusya’nın çeşitli bölgelerinden akın eden gönüllüler siper almıştır. Kuşkusuz, Gürcistan ordusunun karşısındaki en büyük askeri güç Rusya ordu birlikleridir. Binerce Rus askeri ve yüzlerce askeri araç Güney Osetya’nın Gürcü işgali sonucunda harabeye dönmüş başkenti Sxenvali’de ve çevresinde konumlanmış durumdadır.

Bu yazı kaleme alındığında çatışmalar sürüyordu.

Askeri mevzilenme ve çatışmalar; görünen, insanların yaşamlarına mal olduğu için aslında işin en önemli yönünü oluşturuyor. Karar vericiler ve savaşı yönlendirenler tarafından umursanmayan, es geçilen yan da budur ne yazık ki. Kafkasya’daki son çatışmaların ABD ve Rusya arasında Kafkasya uğruna mücadele savaşımının bir parçasını, ve askeri boyutunu oluşturduğunu bilmek, bu durumda Gürcistan’ın ve Güney Osetya’nın piyon olarak kullanıldığını anlamak; bu işin nereye kadar gideceğini, nasıl seyredeceğini ve ne gibi sonuçlar doğuracağını kestirmemize henüz imkan vermemektedir.image

Sonuçlar hakkında düşünürken, bu savaşı ortaya çıkaran nedenlere göz atmakta fayda vardır:

MAHALLİ, ETNİK NEDENLER

Gürcistan Sovyetler döneminde Rusya’dan sonra en fazla özerk bölgesi olan cumhuriyetti. Gürcistan sınırları içerisinde özerkliğe sahip Abaz, Osetin ve Acarlar, kendisi yedi etnik birimden oluşan ve karma bir halk olan Gürcüleri hazzetmezlerdi. Her üç halk da Gürcüler açısından 2. sınıf vatandaşlar olup, aslı unsurluk şımarıklığı psikolojisi ile küçümsenirlerdi. Sovyetlerin söküşünden sonra, özerk cumhuriyetler, doğal olarak kendi bağımsızlıklarına kavuşma mücadelesi başlattılar. O dönemde Gamsaxurdiya yönetimindeki Gürcistan’ın stratejik hedefi, her üç cumhuriyetin de ortadan kaldırılmasıydı. Gürcüler bunu başaramadılar. Güney Kafkasya’da etkisini sürdürmeye çalışan Rusya, yetersiz de olsa, özerk cumhuriyetlerin özgürlük eylemelerini ve istemlerini desteklerdi.

Uluslar arası antlaşmalar uyarınca Gürcistan’a bağılı sayılsa dahi bağımsızlığını ilan etmiş olan 70 bin nüfusluk Güney Osetyalıların neredeyse yüzde yetmişi gönüllü olarak Rusya vatandaşlığını kabul etti. Bu durumu kendine yediremeyen Gürcüler ve Gürcü devleti, Güney Osetya ve diğer iki özerk cumhuriyete karşı sürekli savaş hali ve hazırlığı içerisinde oldu.

SİYASAL VE JEOPOLİTİK NEDENLER. ULUSLAR ARASI ETKENLER

SSCB’nin çöküşünden sonra ABD, Gürcistan üzerinden Güney Kafkasya’ya demir atma stratejisini güttü. Burada siyasal, sosyal, kültürel ve askeri etkinliğini arttırdı. Gürcistan’ı NATO’ya (kendisine) yakınlaştırdı. Akliselim Eduard Şverdnadze’den sonra şizofrenik özellikleri ve birçok çevrede ipe sapa yatmayan birisi olarak tanımlanan cumhurbaşkanı Saakaşvili’nin iktidara getirilmesi ile ABD, Gürcistan devletini ve siyasetini avucunun içinde aldı. Rusya, eskide Gürcistan sınırları içerisinde bulunan her üç özerk (kendilerine göre bağımsız) cumhuriyetle gümrüklerini kaldırarak, orada yaşayanları vatandaşlığa kabul ederek ve Gürcistan vatandaşlarına vize uygulaması başlatarak önemli hamlelerde bulundu.

Günümüzdeki savaş, bütün bunların akabinde gelişti. Anlaşılan; Kafkaslardaki diplomatik ve siyasi savaşımın düşük temposundan canı sıkılan ABD, çılgın Saakaşvili üzerinden yaptığı askeri hamle ile Rusya’nın nabzını tutmaya çalışacak, Rusların tepkilerine göre bu mücadeleye daha aktif bir boyut getirmeye çalışacaktır.

İki gün önce Gürcistan ordusunun bağımsızlığını ilan etmiş Güney Osetya’ya saldırısı ile başlatılan savaş sonucunda Gürcü ve Osetinler yalnız kayıplarını hesaplama şansına sahip olacaklardır. Kayıplarıyla birlikte kazançları hesaplama onuru ise yalnız ABD ve Rusya’nın payına düşecektir.

Bugün itibarı ile meseleye ABD ve Rusya’nın bulundukları pozisyon açısından baktığımızda, ABD (Gürcistan), Rusya’ya (Güney Osetya’ya) ilan edilmemiş bir askeri savaş başlatmıştır. Saldırı halinde olan ABD’dir. Rusya kendini savunmaya çalışıyor.

Silahlar halen konuşuyor. Mücadelenin askeri safhasında askerlerin nereye kadar gideceği ve nerede duracağı daha sonra etkin biçimde başlayacak siyasi ve diplomatik mücadele gündemin konu başlıklarına gülcü etkide bulunacaktır.

Askeri açıdan 3 varyant / sonuç söz konusu olabilir.image

    Gürcistan ve Güney Osetya askeri güçleri ABD-Rusya arasındaki özünü bilemeyeceğimiz karmaşık düsturlu anlaşmalar sonucunda hızla eski mevzilerine çekilecektir.

    Gürcistan ordusu Güney Osetya’nın belli bir kısmını işgal ederek kontrol altına alacaktır (Gürcülerin Başkent Sxenvali’ni elde tutmaları söz konusu olamaz. Ruslar buna müsaade etmezler).

    Osetinler ve Rus ordu birlikleri Gürcü ordusunu ezerek geri püskürtür ve Gürcistan’la Güney Osetya arasındaki sınırlar Osetin ve Rusya gönüllüleri tarafından daha sıkı ve gülcü koruma altına alınır.

    Bu varyantlar arasında Osetya halkı açısından en zor olanı 2. şıktır. Bu durumda Gürcü ve Osetinler arasında partizan muharebesine kadar varan sürekli ve lokal çatışmalar kaçınılmaz hale gelecektir.

    Silahların bir süreliğine susması, kuşkusuz ABD ve Rusya arasında daha da aktifleşecek siyasal-diplomatik savaşımı köreltmeyecektir.

    Savaştaki ve diplomasi alanındaki savaşımın dozajını amaç ve hedefler belirler. Bu açıdan Kafkasya’da savaş başlatan ABD’nin bölgedeki hedeflerine göz atmakta fayda vardır.

    Bir cümle ile ifadelendirecek olursak, ABD’nin temel hedefi bölgeye iyice yerleşmektir. Bunu yaparken ileri sürdüğü temel argüman; İnsan hakları ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğüdür. Diğer güçlerin de sağlam argümanları vardır. Rusya’nın argümanı; Kendi güney sırırlarının güvenliği, Güney Osetya’daki on binlerce Rusya vatandaşının tehlikesizliğidir. Gürcistan’ın argümanı; Ülkenin toprak bütünlüğü, Anayasal düzenin gerçekleştirilmesidir; Osetinlerin argümanı: Kendi kaderini tayin hakkı, ana yurtta özgürlüktür.

    Gürcü ve Osetinlerin argümanları sabit ve değişmezdir. Çünkü bu argümanlardan kaynaklanan neden ve sonuçlar canlarına mal oluyor.

    ABD ve Rusya’nınkiler ise gelişmelere, anlaşmalara ve konjonktüre göre her zaman sallanabilir, tashihe uğrayabilir.

    Rusya mesela, ABD’den başka bir konuda, hatta dünyanın başka bir bölgesinde alacağı çok önemli bir taviz karşısında Gürcistan’a yaklaşımını değiştirebilir. Yağlı bir tike karşılığında Güney Osetya vatandaşlarının ıstıraplarını göremezden gelebilir. Büyük devlet olmak bunu gerektirir. Kürtler, Mahabad cumhuriyetinin SSCB’nin (Rusya’nın) Avrupa’daki kazanımları karşısında bir gecede “satıldığını” iyi bilmektedir.

    Pragmatik ABD’liler için bir saat içerisinde yeddi renk değiştirmek işten bile değildir. Gürcistan üzerinden Kafkasya’ya yerleşmek temel amacına sahip ABD için Gürcistan’ın toprak bütünlüğü, Anayasası vb. mevzular bahaneden öte bir anlam taşımaz. Çıkarı tersini gerektirirse, bu ülkenin bütünlüğünü de, Anayasasını da… der ve tek bir defa tükürür, geçer. (İnşallah, “stratejik müttefiki Türkiye’ye tüküreceği günü de göreceğiz).

    ABD, İran’a karşı planlamalarında Rusya’nın ufacık olumlu bir jestini alırsa, Gürcistan anayasasına tükürür. Çağdaş dünya düzeninin mantığı bu gerçekte yatmaktadır. (Kosova birilerinin hesabına bağımsızlaştı. Tibet hala inildiyor, Abxazlara bağımsızlık haramdır, Kürdler ise dünyayı çekip çevirenler tarafından halk bile sayılmıyor).

    ABD’nin güncel stratejîk amacı, Büyük Ortadoğu’nun bir parçası olan Kafkaslarda yerleşmektir! Gürcistan’ı Güney Osetya’ya saldırtmakla İran etrafında 2. cepheyi açmayı planlamaktadır.

    Son savaşta ABD’nin “a”dan “z”ye kadarki planları içerisinde en önem verdiği ve Tanrıdan dilediği şudur:image

    Osetya cumhuriyetinin alt yapısına ve halkına, aynı zamanda bölgedeki Rus barış güçlerine aşırı zararlar verdirmek, can kayıplarının fazlalığını sağlamak. Böylece, Rus ordu güçlerini Güney Osetya’nın tümünü askeri denetim altına almaya zorlamak (Bu zor olacak, çünkü Putin, evet Medvedyev değil Putin, Yeltsin gibi içkiye düşkün birisi değil). Bundan sonra Gürcistan hükümetinin yalvarışları ve ricaları sonucunda ve dünya kamuoyunun “vicdani sesini” de dinleyerek İran’ı caydıracak, Ermenistan’ı korkutacak, Azerbaycan’ı Rusya-ABD arasındaki manevralarına son verdirecek nitelikte ve sayıda askeri gücü Tiflis’in ortasına indirmek!

    Kafkasya savaşını başlatırken düşünülen şıklar içerisinde ABD açısından en ideal olanı budur. Tutar mı?

    Bu, Rusya’ya bağlıdır. Bu plan, Rusya tarafından iki yöntemle boşa çıkarılabilir; 1. Rusya iddialarından vazgeçerek Güney Osetya’yı Gürcülere teslim eder. 2. Rusya hızlı askeri hareketlilikle en geç 2 gün içerisinde Gürcü ordularını Osetya’dan temizler, Gürcistan ve Osetya sınırlarını Osetinler ve Osetin üniformalı Rusyalı gönüllülerle güvenceye alır. Bu halde ABD planladığı diğer şıklar üzerinde kafa yormaya devam eder.

    Durum böyle.

    Bir de meseleye Kürtler açısından bakalım.

    Bahsini ettiğimiz Kafkasya konusunda Kürtlerin düşünceleri farklı olabilir:

    ABD’nin İran’ın zayıflatılması yönündeki tüm politikaları Kürt yurtseverlerini memnun etmektedir. İran sömürüsü altında 20 milyon welatdaşımız yaşıyor! Bu açıdan ABD’nin İran’ın yanı başındaki Gürcistan’da ciddi askeri güç konumlandırması Kürdlerin çıkarınadır.

    Kürdleri baş düşman sayan TC, Gürcistan’la askeri-siyası müttefiktir. Bu açıdan bakılırsa, halkımız Kafkasya’daki ABD-Rusya savaşımında kayıtsız şartız Rusya’nın yanında olmalıdır. Öte yandan, ABD tarafından kapatılmadan kurtarılan TC’nin şimdiki hükümeti bu konuda ABD’yi sonuna kadar desteklemeyi vefa borcu bilecektir. Sürecin tam ABD istemi ekseninde baş göstermesi Kafkaslarda TC’nin konumunu güçlendirebilir. Ne var ki, bunu hiçbir Kürt yurtseveri arzulamaz. Durum karmakarışık. (Yeri değil ama Türklere nasıl Turan’a ulaşılması gerektiğini “öğreten” Kürt baş bilenlerini anımsadım… üzüldüm, yandım… lanetledim…). Bir de şu gerçek var; İran dilli bir halk olan Osetinler Kürtlerin ırk kardeşleridir. (Burada Farslar da ırk kardeşlerimiz değil mi, diye soru soranlar olabilir. Ari (İran) ırkını Arap uydurmalarına satmış Fars, İran yönetimi, Ari (İran) ırkının en büyük düşmanıdır, diye yanıt vereceğiz). Sadece şunu söylemek yeter ki, Kürdistan’da bulunan Alan ve Digor bölgelerinin ismi, Osetinlerin iki en esas aşiretinin de ismidir. Akrabayız. Kürtler manevi açıdan kendilerini özgürlük ve bağımsızlık talep eden Osetinlerin yanında hissetmelidirler.

    Şu durumda son gelişmelere nüfus etme imkanları yok denilecek kadar sınırlı olan Kürtler; ABD’in “a” dan z”ye kadarki planlama şıkları arasında geçekleşebilirliği en zayıf olan İran karşıtlığı temelinde ABD-Rusya yakınlaşması, Osetya’nın bağımsızlığa kavuşması varyantının gerçekleşmesini arzulamalıdırlar.

    Olmaz mı? Arzulamak da mı suçtur?

    Olaylara etki gücün yoksa; doğru olanı, gerekli olanı arzulamanın kendisi bile bir erdemdir.

hejare_shamil@hotmail.com

Gürcü subayların üniformaları bile TSK’dan

KARASIN: GÜNEYE OSETYA’DA 2 BİNDEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜ

'NATO, ABD ve Türkiye hazırladı'

KARASIN: GÜNEYE OSETYA’DA 2 BİNDEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜ

image PNA-Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Grigoriy Karasin, Gürcistan’ın Güney Osetya’nın başkentine girdiği günden bu yana başlayan saldırılarda 2 binden fazla kişinin öldüğünü bildirdi.

Rus İnterfaks ajansının haberine göre Karasin, "Bu saldırıların sonucu gerçekten çok kötü. İki binden fazla insan hayatını kaybetti. Bunlar da tamamen Osetlerdi. Hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğu Rus vatandaşıydı" dedi.

Gürcü birliklerinin saldırıları sonucu Güney Osetya’nın başkenti Tshinvali ve civar köylerden 30 binden fazla insanın evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirten Karasin, Tshinvali’de "soykırımın çok açık izleri" olduğunu savundu.

Gürcistan’ın Güney Osetya’ya yönelik saldırısının bu çatışmaya barışçıl çözüm bulma çabalarını ortadan kaldırdığını belirten Karasin, "Uluslararası topluluk, Rusya ve tüm ülkeler, durumun normal seyrine nasıl getirileceğini düşünmeli" diye konuştu.

Karasin, "Gürcistan yönetiminin sergilediği bu sorumsuzca davranış yüzünden tüm kredisini tükettiği" görüşünü dile getirdi.

'NATO, ABD ve Türkiye hazırladı'