AİHM ilk siftahı Türkiye’yle yaptı

ANF-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gözaltında işkenceden Türkiye’yi mahkum etti. Ankara davalılara 12 bin euro maddi tazminat ödeyecek.

Yunus Atalay, Hadiye Dur ve Mahfuz Türkan’ın açtığı davayı karara bağlayan AİHM, Tavrupa insan haklari mahk_1ürkiye'nin kötü muamele ve işkencenin yasaklanmasıyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesini ihlal ettiği görüşüne vardı. Türkiye, karar gereği mahkeme masrafları dışında Atalay'a 10 bin, Dur'a 7 bin ve Türkan'a 5 bin euro ödeyecek.

ATALAY'IN BAŞINA GELENLER
24 Ağustos 1995 günü bir grup polis, Beyoğlu’ndaki büfesinin yanında bulunan iki dükkanın duvarına yazılı olan ‘DHKC’ yazısının silmesini ister. Atalay, “yazının kendi duvarında olmadığını, bu yazıyla hiçbir ilgisi bulunmadığını, dolayısıyla silmekle de yükümlü olmadığını” söyler. Atalay, polislerden yazının bulunduğu dükkanın sahibiyle konuşmalarını isteyerek, ‘’Dükkan sahipleri silsin, üstelik emniyet ya da belediye yetkilileri de bu yazıyı silebilir” dedi.
Atalay’ın sözleri, polislerin saldırısına uğraması için yeterli olur. “Sen bizim istediğimizi nasıl yapmassın” diyerek Atalay’a saldıran polislere, o sırada olay yerinden geçen ekip otosundan inen polisler de katılır. Atalay’ı zorla polis otosuna bindirilir. Dayak faslı arabanın içinde de devam eder. Kulaksız Karakolu’na gelindiğinde, polisler kendilerinin yazdıkları ifade tutanağını zorla imzalattırmak ister. Bunun için Atalay, falakaya yatırılır, kaba dayağa maruz kalır. Atalay, yediği dayak için gözaltından çıkınca 10 günlük iş göremez raporu aldı..
POLİS DÖVDÜĞÜYLE KALMAYIP DAVA BİLE AÇTI
Atalay’ı öldüresiye döven polisler, attıkları sopayla kalmaz, bir de “polise mukavemet” ettiği iddiasıyla hakkında dava açar. Dava sürecinde polis Atalay’ın gözaltına alınma işlemi sırasında otonun kapısına ve otonun içinde kafasını sağa sola çarptığını iddia eder. Bu ifadeler üzerine polisler mağdur duruma düşmüştür. Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Atalay’ın TCK’nın 258/1 maddesi gereği cezalandırılmasına, fakat polislerin memuriyet hududunu aşarak keyfi hareketleriyle suça neden olduklarından cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilir.
Atalay’ın avukatı Şeref Turgut da, polisler hakkında suç duyurusunda bulunur. Atalay’ın aldığı on günlük iş göremez raporu bulunduğuna dikkat çeken Turgut, Beyoğlu Ekipler Amirliği’nde Komiser Müslüm Ayan ve aynı yerdeki polis Mehmet Aksaç ve Müjdat Pamuk’un “efrada suimuamele, işkence, müessir” fiil suçlarından cezalandırılmalarını ister. Polisler hakkında açılan davada, önce polislerin başka birimlere ya da başka illere atandıkları ortaya çıkar. Uzun bir süre duruşmalara gelmeyen polisler, mahkemeye geldiklerinde de çelişkili ifadeler verirler. Müslüm Ayan, bu sefer de, Atalay’ın kendisine büyük kaldırım taşıyla vurduğunu iddia etti. Aradan beş yıl geçtikten sonra 2000 yılında sonuçlanan davada, polislerin TCK’nın 245. maddesine göre üç hapis ve üç ay meslekten men edilmelerine karar verildi. Daha sonra ceza, 2 ay 7 gün hapise indirildi. Bu da yetmedi; “sanıkların geçmişteki durumu suç işleme konusundaki eğilimi nazara alınarak” cezalar ertelendi. Bunun üzerine Atalay AİHM’e başvurur.

Dünya siyasi literatüründe 70 arkadaşının öldürüldüğünü söyleyen tek lider

orhan miroglu Devlet inat ederse / Orhan Miroğlu- Taraf

Devletin inadı hiç bir şeye benzemez.

Devlet inat ederse, Kürtlerin tam da her iki halkın çapraz ateş altında olduğu yıllardan başlayarak, 1991’den bu yana kurduğu bütün partiler peş peşe kapatılır.

Devlet inat ederse, bu partiler, TBMM’ye girmek için, sabırla 16 yıl beklerler.

Devlet inat ederse, 16 yıl bekledikten sonra binbir seçim hilesinin ve tuzağının üstünden atlayarak Meclis’e girebilen bu milletvekilleri, Meclis’e girdiklerine bin pişman edilir, Meclis’te öteki muamelesi görür, onlara merhaba verilmez, elleri dahi sıkılmaz ve milli bayramlarda bile, resepsiyonlara davet listelerine adları yazılmaz.

Devlet inat ederse, 16 yıl boyunca HEP, DEP, ÖZDEP, HADEP, adını taşıyan partiler peş peşe kapatılırken ve kendini fesheden DEHAP bile kapatma davasından kurtulamazken, parti üyeleri de yıllara sari faili meçhul cinayetlere kurban gider.

Devlet inat ederse, Ahmet Türk, yakın zamanların dünya siyasi literatüründe 70 arkadaşının öldürüldüğünü söyleyen tek siyasi lider olur.

Devlet inat ederse, hapsedilmekten kurtulmak ve öldürülmemek için Avrupa’ya kaçamayan DEP’liler yok yere 10 yıl hapis yatar.

Devlet inat ederse, Orhan Doğan gelip cezaevinde onu bulan hastalıklardan kurtulamaz ve siyasi yasağının biteceği yılları beklemeye devam ederken, hayatını kaybeder.

Devlet inat ederse, DEP milletvekili Mehmet Sincar, ERGENEKON katilleri tarafından Batman’da öldürülür.

Devlet inat ederse, HEP’in il başkanı Vedat Aydın evinden geceyarısı ERGENEKON timi tarafından alınır ve iki gün işkence edildikten sonra infaz edilir.

Devlet inat ederse, bu inadına gün gelir kısmen halkı ortak etmeyi de başarır hatta memleketin aydınları bu kadar partinin kapatılmış olmasını PKK’yle mesafe sorunu olarak görmeye başlar ve yanılır.

Devlet inat ederse, bu partilerin mensuplarına karşı linç girişimleri tezgâhlanır, parti binaları, genel merkez binası sık sık saldırıya uğrar.

Devlet inadını sürdürüyor sevgili okurlar, DTP davası bu inat sürdüğü için var.

İddianamesi, kendisi de Urfalı bir Kürt olan Abdurrahman Bey tarafından hazırlanan DTP davası hukuki bir dava olmadığı gibi, karar da hukuki olmayacak.

Ve Kürtlerin ya sistem içinde kalmalarına ya da dışlanmalarına yol açacaktır.

24 yılın tecrübeleri bize şunu gösteriyor ki, şiddet ortamının belirlediği koşullarda, şiddet dışı yöntemleri kullanmak suretiyle, Kürtler, siyasi manada kimlik mücadelesini iki kurumsal mevzi üzerinden yürüttüler.

Bu, HEP’in kurulması ve MED TV’nin yayın hayatına başlamasıyla mümkün oldu.

Bu iki kurumsal çalışma, işlevsel olarak ve amaç bakımından farklı yapılarda da olsa, üç milyonu yerlerinden edilmiş bir nüfus için siyasi ve moral rehabilitasyon işlevini gördü.

Eğer sosyal patlamalar olmamışsa bunu büyük oranda bu iki kurumun varlığına borçlu Türkiye.

O yıllarda MED TV için çatılara kurulan antenleri toplamak, evleri basıp televizyon kumandalarına el koymak, bir işe yaramıyordu

Tek kelime Türkçe bilmeyen insanlar, büyük şehirlerdeki yalnızlıklardan, sosyal iletişimsizlikten ancak akşam olup ta MED TV’nin başına geçtiklerinde kurtuluyor ve rahatlıyorlardı

Müyesser Güneş çatışmalarda iki evladını kaybetmiş bir ana, İstanbul’a göç etmek zorunda kalmış on binlerce savaş mağdurundan biri, o yılları anlatırken şöyle diyor:

“Çok sonra, damadımdan duyduk ki, DEP partisi açılmış. Dedim ki damadıma nerede açılmış Seyidhan bu parti? Valla dedi Bağcılar meydanında açılmış, eğer canınız sıkılırsa, oraya gidin, zaten Kürtler birikmiş oraya. Apo (Müyesser’in kayınbabası) dayanamıyor, Apo’yu alın götürün oraya dedi. Ailece bir sevindik bir sevindik, sanki köyümüze yeniden geri gitmişiz gibi olduk. O kadar içimiz açıldı. Pazar günü oldu. Paramız yoktu. Haznedar’dan yayan, Bağcılar’a kadar yarım saat yol gittik. Binayı gösterdiler, ama bina nasıl biliyor musun, üfürsen uçuyor! Dökülmüş bir bina, ne çerçeveler var, ne camlar var. Girdik binanın içine, baktık, bizim göç etmiş insanlarımız oturmuşlar. Siyah sandalyeleri yan yana dizmişler, demirleri hep pas içinde, bilmiyorum çöplüklerden mi getirmişlerdi, nereden getirmişlerdi, o halkı gördük, o DEP’in masasını gördük, o gariban başkanı gördük, halkın dramını gördük orada.

“Herkes bir yerden gelmiş ve herkes birbirine derdini anlatıyor. Bir yandan ağlayanlar var, bir yandan sevinenler. Yeni açılmıştı bina, fazla duyan olmamıştı. Bir yüz kişi kadar vardı. Apo Ali’yi de götürmüşüz tabii. O seviniyordu. Bize diyordu ki, siz hafta içinde çalışıyorsunuz, ben gelirim buraya nefesim çıkar. Benim evim oldu burası diyordu, sabah gelirim, akşam da eve dönerim. Ali amcam böyle de yaptı sonraları. Sabah yemeğini yer partiye gelirdi, akşam olunca da eve dönerdi.”

Düşünün ki bir halka siz bir trajedi yaşatmışsınız.

Halk bu trajedinin travmalarından kurtulmak için, kendisine bir ‘ev-parti’ kuruyor.

Ve siz, bu kadar acı tecrübeleri unutarak bu ‘ev-partiler’den beşini kapatıyorsunuz, şimdi de halkın altıncı ‘ev-partisini’ kapatmaya kalkıyorsunuz.

Olmaz ama, bu kadar da adaletsiz olmayın, inadı bırakın beyler!

TZPKurdi ve Azadiya Welat’tan Dilbihar’ın tutuklanmasına tepki

tzpkurdi_anadil_mitingi1AMED / Kürt Dil ve Eğitim Hareketi (TZPKurdî) ve Kürtçe günlük gazete Azadiya Welat, TZPKurdi Merkezi Meclisi Üyesi ve Yazar Hamit Dılbahar'ın tutuklanmasını sert bir dille kınadı.

TZPKurdi, Kürt Yazar Hamid Dılbahar'ın tutuklanmasına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada Dılbahar'ın 10 Eylül'de Batman'da düzenlenen mitingdeki konuşması nedeniyle tutuklanması kınadı. "Türk Devleti kuruluşundan bu güne kadar Kürt dili ve kültürü üzerinde asimilasyon, imha ve inkara politikaları sürdürmüştür" denilen açıklamada, Kürt halkının da bu politikalara karşı, her zaman direnmeyi bildiği belirtildi.  Kürtlerin direnişlerini sürdürdükçe devletin, baskı, imha ve inkar politikalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekilen açıklamada, "Günümüzde devlet Kürt dili, kültürü ve kimliğine karşı büyük bir tahammülsüzlük içinde bulunmaktadır. Yazar Hamit Dılbahar'ın tutuklanması da bu tahammülsüzlüğün ürünü olarak ortaya çıkmaktadır" diye kaydedildi. hemiddilbahar2

‘TUTUKLANAN KÜRTÇEDİR’

Dılbahar'ın Kürtçe'ye büyük katkılar yapan bir yazar olduğuna vurgu yapan TZPKurdi, "Hamid Dılbahar hümanist kişiliğiyle her zaman Kürtçe'nin geliştirilmesi için çaba sarf etmiştir. Dılbahar birçok kişiye duruşuyla örnek olmuş ve Kürtçe'yi sevdirmiştir. Üyemiz 'yasadışı örgüte üye olmaktan' tutuklanmıştır. Bu devletin ikiyüzlülüğünü göstermektedir. Cumhurbaşkanı Avrupa'da Kürçe'nin önünde hiç bir engelin olmadığını söylüyor ama Türkiye'de Dılbahar'ın kalemine tahammül edilmemektedir. Bu gün tutuklanan Dılbahar değildir, tutuklanan Kürtçe'dir" dedi.

Kürt dili ve kültürü için verilen mücadelenin her zaman devam edileceğini kaydeden TZPKurdi, "Tutuklanan her üyemiz, bizim için bir mücadele gerekçesi olmaktadır. Hiç bir güç Kürt Dili için verdiğimiz mücadeleden bizi alıkoyamaz. Biran önce üyemizin serbest bırakılmasını istiyoruz" çağrısını yaptı.

Halka yapılan çağrıda ise "Dılbahar'ın şahsında 'Êdî Bes e, anadilde eğitim istiyoruz' kampanyasına sahip çıksınlar. Halkımız her yerde dilini geliştirmeli ve savunmalıdır" denildi.azadiya welat

AZADİYA WELAT: DEVLET KENDİ HUKUKUNU DA TANIMIYOR

Dilbihar’ın “örgüt propagandası” gibi komik bir gerekçe ile tutuklandığı tepkisinde bulunan Azadiya Welat Yazı İşleri Müdürü Emine Demir, “Biz Azadiya Welat gazetesi olarak Kürt gazeteci ve yazarlara karşı baskıları kınıyoruz” dedi.

Hemid Dilbihar’ın kamuoyu tarafından tanındığı belirten Azadiya Welat, tutuklamanın yapılan adaletsizliği ve devletin Kürtler sözkonusu olunca kendi hukukunu bile tanımadığını gösterdiğine vurgu yaptı.

Kürtçe gazete, Dilbihar’ın tutuklanmasını Kürt kültürü ve diline karşı devletin bir refleksi olarak gördüklerini ifade ederek, Dilbihar’ın bir an önce serbest bırakılarak bu adaletsizliğin giderilmesini istedi.

Azadiya Welat Yazı İşleri Müdürü Emine Demir, Kürt dilinden ötürü Dilbihar’ın tutuklandığını belirterek Kürt halkını Dilbihar ve Kürtçe dil kampanyasına aktif destek sunmaya çağırdı. Demir, ulusal ve uluslar arası insan hakları kurumlarını da duyarlı olmaya çağırdı. ANF NEWS AGENCY-Rojaciwan

"Terörle Mücadele"nin Sayıları Kafa Karıştırıyor

İlker Başbuğ, gazetecilerle toplantısında "terörle mücadele"de 24 yılda ölen PKK militanı, sivil ve güvenlik mensuplarının sayısını açıkladı.

 

1998'in resmi açıklamalarıyla birlikte okunduğunda rakamlar kuşkuya düşürüyor. Yerinden edilenlerden söz edense yok.

 

BİA Haber Merkezi - Ankara

17 Eylül 2008, Çarşamba

Tolga KORKUT - tolgakorkut@bianet.org

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, gazetecilerle yaptığı toplantıda, 24 yılda, "terörle mücadelede" 32 bin PKK militanının "etkisiz hale getirildiğini" söyledi.

Rakamları, bugünkü Hürriyet'te, toplantıya katılan Enis Berberoğlu veriyor.

Ancak bu rakamlar 1998'de biri Genelkurmay, diğeri dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından yapılan açıklamalarla birlikte okunduğunda, çatışmalı 24 yılın insani maliyetini hâlâ bilmediğimiz ortaya çıkıyor.

"Etkisiz hale getirilen", ölen PKK militanları

Başbuğ'a göre toplam rakam yaralı ve sağ yakalananlarla 46 bin.

Demirel'se ölen PKK militanlarının sayısını 23 bin 938, yaralılarınkini 749, sağ yakalananlarınkini 8 bin 693, teslim olanlarınkini 2 bin 304 olarak açıklamıştı.* Toplam sayı 35 bin 384.

Demirel'den yaklaşık yedi ay önce, Kurmay Albay Bülent Dağsalı'nın Genelkurmay adına yaptığı açıklamadaysa "etkisiz hale getirilen" PKK militanlarının sayısı toplamda 40 bin 407.**

Demirel'inkiyle karşılaştırıldığında, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirildiği 1999'un başından, PKK'nin ateşkesi kaldırdığını duyurduğu 2005'e kadar geçen, çatışmanın görece düşük olduğu dönem de dahil, 10 yıl içinde yaklaşık 8 bin PKK militanının ölmüş, yaklaşık 2 bin 500'ünün de yaralı veya sağ olarak yakalanmış olması gerekiyor.

Ancak Dağsalı'nın rakamlarına bakıldığında, Mayıs 1998'le Öcalan'ın getirildiği Şubat 1999 arasındaki çatışmanın yüksek olduğu dönem de dahil olmak üzere, 10 yılda "etkisiz hale getirilen" PKK militanının sayısı yaklaşık 6 bin.

Ölen siviller

Başbuğ'un rakamlarına göre 24 yılda 5 bin 560 sivil öldü.

Demirel'in açıklamasında bu sayı 5 bin 302. Demirel 5 bin 877 sivilin de yaralandığını söylemişti.

Dağsalı'nın açıklamasına göreyse 5 bin 238 sivil öldü.

Bu rakamların içinde, Kızıltepe'de güvenlik güçlerince 2004'te öldürülen Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz, geçen yıl Tunceli Hozat'ta askerlerce vurulan ve ölen arıcı Bülent Karataş yer alıyor mu, bilmiyoruz.

Ölen güvenlik mensupları

Başbuğ'un açıklamasında "TSK ve güvenlik güçlerinden" ölenlerin sayısı 6 bin 482.

Demirel'inkinde bu sayı 5 bin 555. Yaralananların sayısıysa 11 bin 168.

Dağsalı'nın açıklamasında ölen askerlerin sayısı 3 bin 990; polislerin sayısı 157, korucuların sayısı 1115; toplam 5 bin 262.

Başbuğ'un rakamlarında korucuların olup olmadığı haberde yer almıyor. Ancak farka bakıldığında, 1998 sonuyla bugün arasında ölen "TSK ve güvenlik gücü mensubu" sayısı en az 927.

Habere göre, Başbuğ 1990'larda PKK militanı sayısının 6 bin, bugün de 6 bin olduğunu, örgüte katılımı önlemenin şart olduğunu söylüyor.

Yerinden edilenlerden söz eden yok

Açıklamalarda, çatışmalı süreçte ülke içinde yerinden edilenlerden, yaygın deyişle "zorunlu göç" edenlerle ilgili bilgi yok. Bu konudaki tek resmi rakam, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü'nün sonuçlarını 2006'da açıkladığı çalışmada yer alıyor.

Buna göre, son 20 yıl içinde Olağanüstü Hal (OHAL) bölgesindeki 14 ilden güvenlik nedeniyle gerçekleşen göçün boyutu 953 bin 680 ila 1 milyon 201 bin 200 kişi arasında.

"Terörle mücadele"nin maliyeti

Çatışmalı dönemin Türkiye ekonomisine parasal maliyetine dair net, ayrıntılı bir resmi açıklama da yok. En son, Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in açıklamasına göre Türkiye'ye "terörün maliyeti" yaklaşık 300 milyar dolar.

Taraf'ta Nevzat Onaran'ın haberine göre, Savunma Sanayisi Destekleme Fonu'nun 2007'deki 2,8 milyar YTL'lik kaynağı 10 bakanlığınkini geçmiş durumda.

Bu rakamlar neden önemli?

Peki bütün bu rakamlar neden önemli? Her şeyden önce çatışmanın bize neler kaybettirdiğini görmek, neden bitmesi gerektiğini daha iyi anlamak için. "Yaşam hakkı"nı unutmamak için.

Her ölümün yakınlarında, tanıdıklarında, onu hiç tanımayanlarda yarattığı travmanın ne denli büyük olduğunu görebilmek, çatışmanın hangi arka planla sürebildiğini anlayabilmek için de gerekli bu rakamlar.

Ayrıca bunca insanı ve bunca ekonomik kaynağı kaybetmesek, ölüm yerine yaşam için neler yapılabileceğini hayal etmek için de önemli.

Savaşanlara "Yeter, bir an önce barış" demek, barışı gerçekleştirmenin yollarını düşünmek için de... (TK/EÜ)

* Cumhuriyet, 28 Aralık 1998

** Hürriyet, 8 Mayıs 1998

*** 1998'le ilgili rakamlar, Nadire Mater'in kitabı, "Mehmedin Kitabı"ndan alındı.

Fotograflar: www.kurdtime.blogspot.com

 

14 Agusts_2007Turkey_Syria_ezidi_shingal_700_kurds

70'lik dedeye asker işkencesi

Bölge'de operasyonların artmasıyla birlikte sivillere yönelik had safhaya ulaşan baskılara bir yenisi daha eklendi. Diyarbakır'ın Dicle ilçesi Kocalan köyünde ikamet eden 70 yaşındaki Zülfü Çelebi, 13 Eylül'de operasyondan dönen askerlerce Kuran-ı Kerim okuduğu sırada iskence_asker_yaslisaatlerce işkenceden geçirildi. Askerler hakkında suç duyurusunda bulunan Çelebi, işkencecilerin cezalandırılmaması durumunda vatandaşlıktan ayrılma talebinde bulunacağını belirtti.

 

Vicdansızlar!
Yıllardır süren çatışmalı ortamın yaşattığı acılara her gün bir yenisi eklenirken, son dönemlerde askerlerin sivil halka yönelik baskı ve işkencesinin son kurbanlarından birisi de 70 yaşındaki Zülfü Çelebi oldu. Diyarbakır'ın Dicle ilçesi Kocalan köyünde ikamet eden 70 yaşındaki Zülfü Çelebi, 13 Eylül'de operasyondan dönen askerler tarafından Kuran-ı Kerim okuduğu sırada işkenceden geçirildi. Bir oğlu PKK'de, bir oğlu da şu anda askerde olan Çelebi, kendisine işkence yapan askerlerin cezalandırılmaması durumunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmak için başvuracağını söyledi.
Dicle'nin Kocalan köyünde yaşayan 70 yaşındaki Zülfü Çelebi, 13 Eylül'de Alindokbirin olarak adlandırılan mıntıkada bulunan bahçesinde Kuran-ı Kerim okuduğu sırada operasyondan dönen askerlerin işkencesine maruz kaldı. Askerlerin sebepsiz bir şekilde işkence yaptıkları Çelebi, yaşadıklarını şöyle anlattı: 'Her zamanki gibi bahçemde keçilerimi otlatıyordum. Ramazan ayı nedeniyle Kuran-ı Kerim kitabımı da kendimle birlikte getirmiştim. Ağacın gölgesinde oturmuş Kuran okuyordum. Operasyondan dönen askerler bana yaklaştıklarında 'O Kuran'ı at ve yere yat' diye bağırdılar. Ben şaka yaptıklarını sandım. Ancak üzerime doğru geldiklerini gördüm. Ben de 'Ben ne yapmışım. Kuran okuyorum. Lütfen bana karışmayın yaşlı bir adamım' dedim. Ancak bunu söylerken içlerinden birisi çok sinirlenmeye başladı ve beni yere yatırdılar. Önce elbiselerini çıkartmamı istediler. Gömleğimi çıkarttım ama 'pantolonu da çıkart' diye bağırmaya başladılar. Ben de ağladım 'Lütfen yapmayın, haramdır. Nasıl pijamamı çıkartırım' dedim. Bu kez beni tekmelemeye başladılar. Ne kadar çığlık atsam da sesimi duyan olmadı ve başıma silah dayadılar. O sırada şahadet getirdim ve 3 kez silahın tetiğine bastılar. Meğer silahta mermi yokmuş. Elbiselerimi paramparça ettiler, beni iyice dövdükten sonra bırakıp gittiler.'
Bir oğlu asker, biri oğlu da gerilla
Bir oğlunun PKK'de, bir oğlunun da şu anda askerde olduğunu ve insanların ölmesini istemediğini söyleyen Çelebi, 'Şu an bir oğlum PKK'de bir oğlum ise askerde. Ben her asker ölümü sonrası bir hafta şuurumu kaybediyordum, ancak Kuran-ı Kerim okuduğum sırada beni ve kitabı bir tarafa fırlatan askere hiç kimse şehit diyemez. Bu Müslümanlıkla ve insanlıkla, hiçbir kitapla bağdaştırılamaz' dedi.
'Beni vatandaşlıktan çıkarsınlar!'
Kendisine yapılan haksızlığı Adalet Bakanlığı'na taşıyacağını söyleyen Çelebi, Dicle Emniyet Müdürlüğü'ne başvurdu. 'Polis bana bir şey demedi ama bana işkence yapan askeri bulacaklarını da söylemedi. Ben de konuyu Adalet Bakanlığı'na taşıyacağımı söyledim' diyen Çelebi, son dönemde artan baskıların nedeninin bu yetkiyi veren Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olduğunu vurguladı. Kendisine işkence eden askerlerin cezalandırılmaması durumunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasını isteyeceğini söyleyen Çelebi, 'Bu yaşlı halimle o kadar yalvarmama rağmen hunharca dövülmem ve gördüğüm zulme karşı bir bardak zehir verseler de ben zehri tercih ederdim, o zulmü kabul etmezdim' diye konuştu.
Ferhat Arslan

DTP'ye destek için 'Halk Mahkemesi' kuruldu

dtp_halk_mahkemesi Türk adaletinin DTP'ye karşı açtığı kapatma davasına karşı Diyarbakır'da binlerce kişi 'Bağımsız Halk Mahkemesi' kurdu. Hakkari'de de yapılan kitlesel basın açıklaması ile DTP'ye açılan kapatma davası kınandı.
Anayasa Mahkemesi'nde DTP'nin sözlü savunma yaptığı saatlerde Diyarbakır Dağkapı Meydanı'nda 'Halk Mahkemesi' kuruldu. Duruşmaya katılmak için gelen binlerce kişi PKK ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan lehine slogan attı.
DTP bayrağı taşıyarak, Oremar, Tirsonek ve Zap Destanı şarkıları eşliğinde halaya duran kitlenin taşıdığı 'Siyasi irade engellenemez', Ne Ergenekon ne AKP yaşasın Demokratik Cumhuriyet', 'Siyasetin yolunu kapatırsan dağın yolunu açarsın' yazılı dövizler dikkat çekti.
Ayrıca Türk devleti tarafından daha önce kapatılan 5 Kürt siyasi partisini temsil eden 'Partiler mezarlığı' yazılı bir döviz göze çarptı. Protesto gösterisi sırasında yoğun askeri-polisiye önlemler alındı.
Şeyh Sait'in Asıldığı Yerde kuruldu
dtp_halk_mahkemesi_daktilo Halk Mahkemesi Kürt liderlerden Şeyh Sait'in asıldığı yer olan Dağkapı Meydanı'nda kuruldu. Mahkemede Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DTP Diyarbakır Milletvekilleri Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak, MYK üyeleri Selma Irmak, Mazlum Tekdağ, Kamuran Yüksek, Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, DTP'li ilçe belediye başkanları, DTP İl Başkanı Nejdet Atalay, İHD, Göç-Der, TUHAD-FED, DÖKH, YDG, Eğitim Sen Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Karahan, KESK Diyarbakır Şubeler Platformu üyeleri de yerlerini aldı.
Alanda kurulan sembolik 'Halk Mahkemesi'nin salonu dizayn edilirken, mahkemenin tiyatrosunun ise Dicle Fırat Kültür Sanat Merkezi (DFKM) çalışanları düzenleneceği belirtildi.
Öte yandan kapatma davasına bir tepki de Hakkari'den geldi. DTP Hakkari İl binası önünde toplanarak yürüyüşe geçen yaklaşık 2 bin kişi Bulvar Caddesi'ndeki belediye binası önünde yürüyüşlerine son verdi.
'Hiç Kimse Halkın Düşüncesini Kapatamaz'
Sarı, kırmızı ve yeşil, bezler ile bez afişleri taşıyan eylemciler, 'PKK halktır, halk burada', 'Biji serok Apo', 'Şehit Namırın', 'Sayın Öcalan', 'DTP siyasi irademizdir', 'Gençlik Öcalan'ın fedaisidir', 'Geliyor geliyor Apocular geliyor' şeklinde sloganlar arttı.
Belediye binası önünde basın açıklamasını okuyan DTP Hakkari il Başkanı Hasan Güzel, partilerin kapatılıp açılabileceğini, ancak insanların düşüncelerine kilit vurulmayacağını vurguladı. DTP hakkındaki kapatma davasının devam ettiği kritik bir günde bu kapatma davalarının ne ilk ne de son olduğunu belirten Güzel, parti kapatmanın dünyanın her yerinde bir insanlık ayıbı olduğunu kaydetti. Güzel, 'Hiç kimse halkın düşüncesini kapatamaz. Kimse halkın önünü kesemez, kilit vuramaz. Kürt sorunu siyasal bir sorundur. Hiçbir şekilde sınır ötesi operasyonlarla ve başkalarının oyunlarıyla çözülemeyecek. Bu sorunun Sayın Öcalan ile çözüleceğini herkes bilmelidir' dedi. Basın açıklamasından sonra eylemciler slogan atarak dağıldı.
AMED /ANF

Türk: DTP'nin kapatılması büyük talihsizlik olacaktır

Binlerce kişi DTP için alanlara çıktı

İstanbul'da 4 DTP'li gözaltına alında

DTP sözlü savunma veriyor

DTP'li Demirtaş'ın mahkemeye zorla getirilmesini istedi

İnşaat işçisine, önce işkence sonra infaz!

“Benim ağabeyimi yok yere vurdular. Ağabeyim annesiz babasızdı, köyde tek başına yaşıyordu. Öldürdükleri yetmiyormuş gibi bir de işkence yapmışlar ona. murattekdal1Tırnakları sökülmüştü. Kafasında darp izleri vardı. Elleri ezilmişti. Onu işkence ile öldürmüşler.”

 

Amed’in Lice İlçe’sinde özel harekat timleri tarafından infaz edilen Murat Tekdal’ın yalnız başına yaşayan bir inşaat işçisi olduğunu belirten ailesi, Tekdal’a işkence yapılıp ardından da öldürüldüğünü belirtti. Abla Fatma Güler, “benim ağabeyimi yok yere vurdular. Ağabeyim annesiz babasızdı, köyde tek başına yaşıyordu. Öldürdükleri yetmiyormuş gibi bir de işkence yapmışlar ona. Tırnakları sökülmüştü. Kafasında darp izleri vardı. Elleri ezilmişti. Onu işkence ile öldürmüşler” diye konuştu.
Türk ordusunun Kürdistan’daki sivil infazları sürüyor. Geçtiğimiz haftalarda Hakkari’de bir çobanın HPG’li diye katledilmesinin ardından bir başka olay ise üç gün önce Amed’in Lice İlçesi’nde yaşandı. Lice-Hani kırsalında operasyona çıkan askerler, Lice İlçesi Ecemiş Köyü nüfusuna kayıtlı Murat Tekdal’ı öldürdü. Cenazeyi HPG’li diyerek Lice Devlet Hastanesi’ne götüren askerler daha sonra da Tekdal’ın yaşadığı Ecemiş Köyü muhtarını arayarak, ‘Murat Tekdal adlı bir teröristi öldürdük. Gelin götürün’ diye haber verdi. Bu haber üzerine köy muhtarı, anne babası olmadığı için köyde tek başına yaşayan ve HPG ile hiçbir ilişkisi olmayan Tekdal’ın amcası ve ablasına durumu bildirdi. Murat Tekdal 12 Eylül günü tek başına yaşadığı köydeki evinden başka bir köye misafirlik için gitmiş ve gün boyunca kendisinden haber alınamamıştı. Murat Tekdal’ın sivil olduğu anlaşılırken, Türk yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda ise Tekdal için HPG’li denilerek, vurulduğu belirtilmişti. Olayı büyük bir şok yaşayarak karşılayan Tekdal ailesi, çocuklarının HPG’li olmadığını ve işkence ile infaz edildiğini belirterek, olayın peşini bırakmayacaklarını söyledi.
yeniozgurpolitika Yok yere öldürüldü
Tekdal’ın amcası Emin Tekdal, yeğeninin 12 Eylül’de Amed’den ayrılarak yaşadığı Ecemiş Köyü’ne gittiğini belirterek “Aynı gün saat 16.00’da komşu köye misafirliğe gidiyor. Biz o gittikten sonra 13 Eylül günü saat 12.00’ye kadar kendisinden haber alamadık. Saat 12.00’de askerler bizim köyün muhtarını arayarak ‘Murat Tekdal adındaki bir PKK’liyi öldürmüşüz, gelin cenazesini alın’ demişler. Böyle bir haber gelince şok yaşadım. Çünkü benim yeğenim HPG’li değil. Yeğenimin PKK ile hiçbir ilgisi yoktur. Yeğenim inşaatlarda çalışıyordu. Bazen köyde tarlalarda da yevmiye ile çalışıyordu. Diğer mahsum insanlarımız gibi yeğenim de yok yere öldürüldü” dedi. Devletin son dönemlerde mahsum insanları tekrardan öldürmeye başladığını öne süren Tekdal, kamuoyunun bu olaylara sessiz kalmamasını istedi.
‘Tek odalı evde yaşıyordu’
Yeğeninin ölümünden sorumlu olanların cezalandırılması için tüm hukuki yollara başvuracaklarını vurgulayan amca Emin Tekdal, “Biz bunun takipçisi olacağız ki başka mahsum insanlar öldürülmesin” dedi. Murat Tekdal’ın 5-6 yıldır tek başına yaşadığını dile getiren amca Emin Tekdal, “yeğenim kendine tek odalı bir ev yapmıştı. Annesi-babası olmadığı için orada tek başına kalıyordu. Kendi halinde biriydi. Yılda 5-6 ay şehirde inşaatlarda çalışıyordu, kışın da köye gidiyordu. Kaç gün önce iş aramak için Diyarbakır’a geldi ama iş bulamayınca yine geri döndü. Gittiği gün bu olay oldu” diye konuştu.
‘Tırnakları sökülmüştü’
Murat Tekdal’ın tek kardeşi olan Fatma Güler infaza ilişkin şunları belirtti: “Benim ağabeyimi yok yere vurdular. Ağabeyim annesiz babasızdı, köyde tek başına yaşıyordu. Hangi hakla araştırmadan sormadan vurdular ağabeyimi. Öldürdükleri yetmiyormuş gibi bir de işkence yapmışlar ona. Tırnakları sökülmüştü. Kafasında darp izleri vardı. Elleri ezilmişti. Onu işkence ile öldürmüşler. Yaptıkları kanunsuzluktur. Abim 29 yaşındaki bir gençti, daha muradına bile ermemişti. Böyle adaletsizlik olur mu?”
Suçluların cezalandırılması için ellerindengeleni yapacağını söyleyen Güler, “Ağabeyimi vurdular ve şimdi de her yerde hava atıp ‘biz bir PKK’li’ öldürdük’ diyorlar. Benim ağabeyim PKK’li değil. Aslında hiçbir PKK’liyi de vuramıyorlar. Ancak sivil insanları sebepsiz yere vurup sonra da PKK’lileri öldürdüklerini söylüyorlar. Ağabeyimin hakkını istiyorum. Araştırıp soracağım kim vurmuşsa bulup cezasını çekmesi için elimden geleni yapacağım” diye kaydetti.
LEYLA SÖĞÜT/ DİHA/AMED YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

İNSANLIĞIN ÖLDÜĞÜ AN

Bölge'de yürütülen kirli savaşı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bu fotoğraf karesi Bitlis'in Mutki ilçesinde bir çatışmadan sonra çekilmiş

mutkide_tsk_vahseti1_2008

BÖLGE'DEKİ KİRLİ SAVAŞ İŞTE BU
Operasyon ve çatışmaların şiddetlenmesiyle devreye konulan uygulamalar 1990'lı yılları aratmıyor. Bir dönem sık sık kulak ve kafa kesmekle gündeme gelen askerler, bu kez Bitlis'in Mutki ilçesinde sahneye çıktı. Askerlerin, 26 Ağustos'ta çıkan çatışmada yaşamını yitiren 8 HPG'linin cenazelerine basarak, 'askerlik anısı' fotoğrafı çektirmişler.
ASKERLER POZLA YETİNMEDİLER
Askerler sadece fotoğraf çekmekle yetinmiyor. Fotoğraflarda sağlam görünen cenazelerin, toprağa verildiği sırada parçalandıkları aileleri tarafından duyurulmuştu. Bu çatışmada yaşamını yitiren Gülcihan Sönmez'in vücudunun, Ümik Yakan'ın ise kafatasının parçalandığı ortaya çıkmıştı.
İnsanlık bunun neresinde?
ozgur_ulke_vahset_haberi Yıllardır Bölge'de yürütülen kirli savaş kapsamında insanlığı ayaklar altına alan uygulamalar bitmek bilmiyor. Son yıllarda yeniden hortlatılan vahşet uygulamaları 90'lı yılları hatırlatırken, insanlık da bir kez daha ayaklar altına alındı. Özellikle 90 yıllarda PKK'lilerin cenazelerine basarak fotoğraf çektirme, kulak kesme, baş kesme gibi insanlığa sığmayan karelerle hafızalarda yer edinen askerlerin benzer bir gayri insani uygulaması geçen günlerde Bitlis'te yaşandı.
Askerlerin 1994'lerde PKK'lilerin cenazelerine basarak çektirdikleri fotoğrafların ortay çıkmasıyla insanların hafızalarına işleyen bu kareler daha unutulmamışken, benzer bir insanlığa sığmayan bir uygulama geçen günlerde Bitlis'te yaşandı. Bitlis'in Mutki ilçesinde 26 Ağustos'ta meydana gelen ve 8 HPG'linin yaşamını yitirdiği çatışmada askerlerin yaşamını yitiren HPG'lilerin cenazelerinin üzerine basarak fotoğraf çektikleri ortaya çıktı.
26 Ağustos günü Mutki'ye bağlı Deşta Hute ve Hasköy kırsalında korucularla görüşmeye giden 8 HPG'li pusuya düşürüldü. Bunun üzerine çıkan çatışmada 8 HPG'li yaşamını yitirdi. Ancak çatışmadan sonra askerlerin çektirdiği fotoğraflar insanlık adına utanç verici.
CENAZELERE BASARAK POZ VERMİŞLER
Ortaya çıkan ve cep telefonuyla çekilen fotoğraflarda olay yerindeki askerlerin HPG'lilerin cenazelerine basarak fotoğraf çektikleri görülüyor. Özellikle aynı çatışmada yaşamını yitiren Yılmaz Amed kod isimli Sadrettin Varol'un cenazesi üzerinde bir askerin durarak fotoğraf çektirdiği karelere yansırken, cenazelerin ise sağlam olduğu görülüyor. Ancak fotoğraflarda sağlam görünen cenazelerin, toprağa verildiği sırada parçalandığı da ortaya çıkmıştı.
CENAZELER PARÇALANMIŞTI
Çatışmadan sonra aileleri tarafından cenazeleri alınan HPG'lilerden birçoğunun cenazelerinin parçalandığı ortaya çıkmıştı. Özellikle Muş'un Varto ilçesinde toprağa verilen Savuşka Adar kod adlı Gülcihan Sönmez'in vücudunun parçalandığı gözlenirken, aynı çatışmada yaşamını yitiren ve Van'ın Özalp ilçesinde toprağa verilen Şahan (Brûsk) kod adlı Ümit Yakan'ın ise kafatasının parçalandığı ortaya çıkmıştı.
BİTLİS / DİHA
Mutki'de yaşamını yitiren gerillaların kimlikleri belirlendi

İşte Bölge'de yaşanan savaşın vahşet görüntüleriasker_tsk_vahset_1994mutkivahset_sadrettinvarol_2008

"Mutkide Asker Vahşeti Sadrettin Varol"

YIL: 1994<
Elleri belinde, poz veriyor! Kafatasını taşla parçaladığı gerillanın dışarıya fırlayan beynine doğru uzatmış ayağını.


YIL: 2008>
Zihniyet değişmedi. Yaşamını yitirmiş HPG'linin önce göğsüne basarak fotoğraf çekiyorlar, sonra parçalıyorlar.