Tutuklu, Türk Polisi’nin gözü önünde bıçaklandı

turkiye polis iskence DTP açıklamasına katılan genç bıçaklandı
TUAD ve DTP'nin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın üzerindeki baskılara dikkat çekmek için yaptığı basın açıklamasından sonra gözaltına alınan Mesut Aslan adlı gencin bıçaklandığı ortaya çıktı. Yaralanan genç İHD İstanbul Şubesi'ne başvurdu.
Tutuklu Aileleri Derneği (TUAD) ve DTP'nin, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın üzerindeki baskılara dikkat çekmek için İstiklal Caddesi'nde önceki gün yaptığı basın açıklamasından sonra Mesut Aslan adlı gencin bir grup tarafından sırtından bıçaklandığı ortaya çıktı. Aslan, 20 kişilik bir grubun ara sokakta önünü kestiğini ve polisin gözü önünde bıçaklandığını söyledi. Polisin hiç bir müdahalede bulunmadığını belirten Aslan, yaralı vaziyette 24 saat gözaltında tutulduğunu ve polisin hakaretlerine maruz kaldığını ifade etti. Aslan yaşadığı olayı şöyle anlattı: ''Açıklamadan sonra eve gidiyordum. Ara sokakta 20 kişilik bir grup ellerinde bıçaklarla bana saldırdı. Polis karşıda saldırganları izliyordu. Müdahalede bulunmadı. Ardından polis beni gözaltına aldı. Yaralı olmama rağmen oturmama, su içmeme bile izin vermiyorlardı. Hakaret ediyorlardı. Gözaltında bulunan diğer kişilerden de yaralı olanlar vardı.''
İHD İstanbul Şubesi'ne başvuruda bulunan Aslan, saldırganlar hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirtti.
İSTANBUL (DİHA)

'ABD'nin PKK desteği, İran’la ilişkilere bağlı'

XetaSeranSer_Kurdistan

  Washington Times’ta yayımlanan bir yorumda, Ahmedinejad’ın İstanbul ziyareti nedeniyle Türkiye’nin "başının derde girebileceği" belirtilerek, İran ile enerji anlaşması imzalanması durumunda PKK'ya karşı işbirliğinin sona erebileceği ileri sürüldü

'ABD'nin PKK desteği, İran’la ilişkilere bağlı'/ Kurdistan-Post.org

AKP Yönetimine yönelik eleştirilerle dikkat çeken “Neo Conölara yakın Washington Times gazetesi, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın Türkiye ziyareti öncesi Türkiye’nin bu ziyaretten hiç bir şey kazanmayacağı gibi başının derde girebileceğini öne sürdü. Gazetede yer alan yorumda “Eğer Türkiye, İran ile enerji anlaşmasını imzalarsa, ABD, PKK'ya karşı mücadelede işbirliği ve istihbarat paylaşımı konusunda yeni bir sayfa açan Kasım 2007 anlaşmasına son verebilir iddiasında da bulunuldu.

Washington Times gazetesinin yorumcularından Tülin Daloğlu imzalı yazıda İran’ın aralarında ABD’nin de bulunduğu BM Güvenlik Konseyi beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan 6’ların nükleer teknolojiyi geliştirmeyi durdurması talebini reddetmesinden iki hafta geçmeden ilk defa bir NATO üyesini ziyaret edeceği belirtildi.

"ZİYARET, AHMEDİNEJAD’IN İMAJINI GÜÇLENDİRECEK"

İran’ın yeni yaptırımlara meydan okuyarak bölgedeki konumunun güçlendiği, Ahmedinejad’ın Türkiye’ye yapacağı ziyaretin İran’ın imajını daha da kuvvetlendireceği kaydedilen gazetede “Ancak Türkler ne kazanacak? En iyi koşullarda hiçbir şey. Ayrıca bu ziyaret, Türkiye’nin başını derde sokabilir yorumu yapıldı.

BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ve Almanya’nın İran’ın, nükleer hedeflerinin ilerletilmesinde olumlu herhangi bir yönü görmemesinin “hayatiö olduğu görüşünde birleştiğini belirtilen yazıda şöyle devam edildi:

“Türkiye’nin siyasi liderlerinin ise bu yüksek düzeyli ‘görüşmeleri’ barış adına bir ‘iyi niyet’ gösterisi olarak görmeyi tercih etti. Sayın Gül, aynı nedenle Darfur’da soykırım emrini veren Sudan Cumhurbaşkanı Ömer El Şerif’e evsahipliğini de yapmıştı. Ancak bir Türk atasözü, konuşmanın her zaman bir erdem olmadığını gösteriyor. Asıl erdem olan, ne zaman ve nasıl ‘sessiz kalmayı bilmektir.

Washington Times’deki yorumda komşularla iyi ilişkilerin Türkiye için iyi olduğunu ancak İran ile mevcut durumu ve bu ülkenin “nükleer silahları elde etme tehdidiniö ciddi olarak nitelendirildi. Halbuki Bush Yönetimi’nin AKP’yi güçlü bir biçimde desteklediğini kaydedilen yorumda ABD’nin kapatma davası konusunda sessiz kalmadığına dikkat çekildi.

“BEYAZ SARAYI ZİYARETTEN MEMNUN DEĞİL"

Türkiye’de Ahmedinejad’ın ziyareti konusunda Washington ile temas kurduğu yolunda spekülasyonların bulunduğu ancak bu yönde bir kanıt olmadığı ifade edilirken de “Türkiye, tamamen bağımsız bir biçimde hareket ettiği gibi gözüküyor. Beyaz Saray da, büyük bir olasılıkla bu ziyaretten memnun olmazsa da ABD yetkilileri, AKP liderliğini, komşuları ile pro-aktif angajmanı nedeniyle övmeyi sürdürüyor" denildi.

ABD’li gazetede, diğer bir senaryoya göre Türkiye’nin Amerika’nın İran Yaptırımları Yasası’nı “ihlal ederek" bu ülke ile bir gaz anlaşmasını imzalayabileceği belirtilerek “Eğer Türkiye, İran ile enerji anlaşmasını imzalarsa, ABD, PKK'ya  karşı mücadelede işbirliği ve istihbarat paylaşımı konusunda yeni bir sayfa açan Kasım 2007 anlaşmasına son verebilir" diye yazıldı.

Ahmedinejad’ın ziyareti sırasında Anıtkabir’e gitmeyeceğini “açıkça" bildirdiği belirtilerek “Sayın Gül, teslim oldu ve bunun yerine onu İstanbul’a davet etti. Böylece, bu iki lider, farklı yönetim şekillerini temsil ederken, gerçekte ortak birçok şeyleri var" iddiasında bulunuldu.

"TÜRKİYE BÖLGESEL OYUNCULUGA OYNUYOR"

Washington Times’deki yorumda Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Türkiye’nin İran ile ilgili konularda sessiz kalamayacağını söylediği anımsatıldıktan sonra Türkiye’nin, topraklarının ABD kuvvetlerince Irak’a saldırmak için kullanılmasını reddettiği, ve Babacan’ın, Türk topraklarının İran’a karşı bir saldırıda kullanılmayacağını da söylediği kaydedildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’ın nükleer silahları bulundurmasına karşı çıkıp çıkmadığının belli olmadığı öne sürülen yorumda “Türkiye’nin siyasi liderliği, eş zamanlı olarak İran ile dans edip büyük bir bölgesel oyuncu hale gelebileceğine inanıyor. Umalım ki haklı çıkar. Yoksa Türk halkı, dikkatsiz bir politikanın sadece bir kurbanı olur" iddiasında bulundu.

Showing posts for query türkiye iran. Show all posts 

Türkiye-İran arasında ittifak var...

Eşzamanlı saldırılar arttı

Kerkük'te İran, Türkiye, Suudia Arabistan'ın anti-Kürt ittifakı ve ITC parmağı

ALUSİ, İRAN VE TÜRKİYE’NİN KÜRDİSTAN BÖLGESİNE YÖNELİK SALDIRILARININ DURDURULMASINI İSTEDİ

Karayılan: Ankara ve Tahran yeni saldırılar planlıyor

TSK'den sevkiyat, İran'dan top atışı

ABD SESSIZ : "TÜRKİYE İLE İRAN'IN ORTAK OPERASYONLARINDAN HABERİMİZ YOK"

Türk-İran işi

KÜRT PARLAMENTERLER TÜRK VE İRAN OPERASYONLARININ DURDURULMASINI İSTEDİ...

Barzani: Türk ve İran bombardımanı durmalı

Basın düşmanları: Türkiye, İran, Suriye

Debkafile: “Cheney, İran için Türkiye’ye gidiyor“

Kürtler, Türkiye, İran, Irak ve Suriye başta olmak üzere yaşadıkları her yerde Newroz ateşini yakmaya başladı.

vali yardimcisi bitlis

14.08.2008-BİTLİS Vali Yardımcısı Hakan Burak Uz hakkında, bazı avukatlara “Bitlis halkının yüzde 80’i hırsızdır, bu insanlara güvenmiyorum” dediği iddiasıyla Valilik tarafından soruşturma başlattı. Vali Mevlüt Atbaş, konunun içeriğini bilmediğini belirterek, “Ancak böyle bir söylem için kimsenin hakkı yoktur. Kim olursa olsun böyle bir şey söyleyemez. Konu ile ilgili olarak soruşturma başlattık” dedi. AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler ise konuyu İçişleri Bakanlığına bildirdiğini ifade ederek, “Bitlis Vali Yardımcısı Hakan Burak Uz, Bitlisliler hakkında iğrenç bir ifade kullanarak, bir iftirada bulunmuştur. Bitlis halkının yüzde 80’inin hırsız olduğunu ve Bitlis halkına güvenmediğini söylemek suretiyle, boyunu aşan lafların altına silemeyeceği kara bir imza atmıştır” diye konuştu.

Bitlis Vali Yardımcısı Hakan Burak Uz, iddiya göre bir hafta önce makamında avukatlarla sohbeti sırasında “Bitlis halkının yüzde 80’i hırsızdır, bu insanlara güvenmiyorum” dediği iddia edildi. Bu konuşmalar avukatlar tarafından milletvekili Kiler'e iletildi. Bu konuşmalar kentte de tepkilere yolaçtı. AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler, yaptığı yazılı basın açıklamasında Vali Yardımcısı Uz’u eleştirdi. Kiler, yaptığı açıklamada, devlet adamlığının sorumluluk makamı olduğu kadar, halkı önyargısız kabul edebilme makamı olduğunu belirterek, “Vali yardımcılığı, halka karşı devletin saygısının ve büyük gönüllülüğünün en üst temsil makamlarındandır. Devlet adamlığı, sırtını devlete yaslayıp vatandaşa efelenme makamı değildir. Adı geçen vali yardımcısı, devletimizin maaşıyla ve devletimizden aldığı güçle, devletimizin vatandaşı olan Bitlislilere hiç de haddi olmayacak şekilde sözler sarf etmiştir. Söz kurşun gibidir. Ne geri döner, ne hızlı erir. Yavaş yavaş erir ve bulunduğu yeri eritir. Bu vali yardımcısı da söylediği sözle kendi görev alanını eritmiştir. Bitlis’in değerli halkına saygısızlık yapan kişi, bizim çalışabileceğimiz kişi olamaz. Bitlis’i sevmeyen kişi, bu vatanı sevmeyen kişidir. Bitlisliye hırsız diyen kişinin asıl kendisi hırsızdır” dedi.

Kiler, konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı Müsteşarıyla görüştüğünü ve Bitlislilerin bu kişiyi burada istemediğini ilettiğini kaydederek, “Bu Vali yardımcısı görev yaptığı süre boyunca, eğer ki, külhanbeyi gibi elinde tespihle vatandaşı karşılamak yerine azıcık Bitlis’i ve Bitlisliyi tanımaya uğraş verseydi, Müştak Baba’nın ‘Adam odur ki, hayatında koya bir eser Eseri olmayanın, gör ki yerinde yel eser’ dizelerinin anlamı kadar Bitlis’e bir şeyler kazandırmaya çalışırdı. O zaman da böyle iftiralarla değil, projelerle vakit geçirirdi ve geride eser bırakırdı. Biz savcılık kanalıyla Bitlisliler adına hakaret davası açarak, Bitlis insanının hakkını savunacağız” açıklamasında bulundu.

VALİLİK SORUŞTURMA BAŞLATTI

Vali Yardımcısı Hakan Burak Uz hakkında, bu iddialar konusunda soruşturma başlatıldı. Bitlis Valisi Mevlüt Atbaş, konuyu Vali Yardımcısı ile görüşmediğini ifade ederek, “Konu ile ilgili olarak soruşturma başlattık. Konunun içeriğini bilmiyorum. Ancak böyle bir söylem için kimsenin hakkı yoktur. Kim olursa olsun böyle bir şey söylenemez. Bir problem var ortada. Gerçek bu soruşturma sonunda ortaya çıkacaktır” dedi.

İddialarla ilgili olarak Vali Yardımcısı Hakan Burak Uz ise konunu soruşturma aşamasında olduğu için açıklama yapmaktan kaçındı. vatan

Bir zamanlar 'Erivan Radyosu'

erivan_radyosunda_kurt_sanatcilar Ermenistan'ın başkenti Erivan'da yayın yapan Ermeni ulusal radyosu bünyesinde 1955 yılında Kürtçe yayın yapan bir bölüm kurulmuştu. Böylece Erivan Radyosu, dağılmış olan Kürt halkının, yarım asrı aşkın ortak sesi, ortak dili ve tesellisi olmayı başarıp günümüzde tarihsel değere haiz bir konum aldı. 1939 tarihinde ise, Irak'ta kurulan ve Kürtçe yayın yapan Bağdat Radyosu ile takriben aynı dönemde, İran'da da Kürtçe yayın yapan Urmiye Radyosu mevcuttu. Fakat bu iki radyonun yayın dilleri, Fars ve Arap dili etkisinde kaldığından Türkiye'deki Kürtlerce rağbet göremedi. Bunun tam tersi olarak Erivan Radyosu, anlaşılır Serhat şivesiyle yayın yaparak, müzikte de enstrüman olarak genelde Kürtlere has Bilur ve Fiq (Kaval ve Mey) kullandı. Böylece, Erivan Radyosu süreç içerisinde dinlenen ortak bir radyo konumuna geçti. image

Bu şekilde, köy misafir odalarının en seçkin köşesine yerleştirilen ecnebi malı ahşap kaplamalı pille çalışır kocaman radyolar, yarım asrı aşkın Kürtçe yayın yapan Erivan Radyosu (Radyona Rewanê)'nun istasyonuna kilitlenip durdu. Varlıklı ve imtiyaz sahibi kişilerin yüklü paralar ödeyerek satın alabildikleri bu radyolardan Kürtçe haberler, klamlar, stranlar, işitsel tiyatro ve hik‰yeler dinlemek adeta bir ayrıcalık sayılırdı. Koca bir köyde en fazla iki tane radyo bulunurdu. Erivan Radyosu'nun Kürtçe haber yayın saatinde radyonun bulunduğu ev her gece tıklım tıklım misafir dolup taşardı. Sadece evin saygın reisinin kumanda edebildiği radyonun o kesme şekere benzer sıralı düğmelerinden biri olan açma tuşuna basıldığında; gırtlaktan gelen tok sesiyle spiker, Keremê Seyad ile Gulizera Casım'ın sesi işitilmeye başlardı. Ermenistan'da yaşayan Kürtlerin konuştuğu Serhat şivesiyle haberleri sunmaya başlayan bu spikerler, 'Erivan xeberdide, guhdarên eziz, naha bibîzın deng u behsên teze' (Erivan Radyosu haberleri sunar, değerli dinleyiciler şimdi yeni haberler dinleyeceksiniz) cümlesi radyoda okununca onlarca insanın doluştuğu oda adeta sessizliğe gömülürdü. Bazen Azniva Reşit, bazen Sêvaza Evdo, bazen de Lusika Hüseyn isimli kadın spikerler periyodik olarak haber sunumunda eşlik ederdi Keremê Seyad'a. Ama her zaman Keremê Seyad, o Kürt gırtlağıyla sunduğu dünya haberlerini yıllar boyu evimizin içine kadar taşıdı, hem de zengin bültenleriyle. Erivan Radyosu aracılığıyla Kürtler, Brejnev'den tutun Kruşçev'e, Andropov'dan Çerninko ve Gorbaçov'a kadar tüm Sovyet lider ve bakanlarını bu radyo aracılığıyla bilmiş oluyordu. Ayrıca, Soğuk Savaş döneminde SSCB ile ABD arasındaki kıtalararası balistik füzeler ve nükleer silah üstünlük yarışı konusunda da Kürtleri aralıksız bilgilendiriyordu. Öte yandan, Melle Mistefa Barzani'nin Irak ordusuyla savaştığına dair verdiği haberler, dinleyiciler tarafından can kulağıyla dinlenir ve daha sonra uzun uzadıya bu konuda yorumlar yapılırdı. Haberlerin hemen ardından yine spiker Keremê Seyad, Kürtçe müzik programının başladığını şu unutulmaz cümleyle hep hatırlatırdı: 'Guhdarên eziz dengê radyoya Erivanê, klamê cimeta Kurdan' (değerli dinleyiciler Erivan'ın sesi radyosundan Kürt toplumunun şarkıları.)zeynebaibo

Kış mevsiminin dondurucu soğuğunda Erivan Radyosu'nun Kürtçe yayın saatinde, radyonun bulunduğu evin bacasından durmadan bulutlara doğru simsiyah duman tüterdi. Hıncahınç dolan odanın sobası evin genç kızları ve gelinleri tarafından durmadan taşınan tezeklerle gümbür gümbür yanardı. Delice yanan sobanın üzerinde fokur fokur kaynayan büyük çinko kaplamalı çaydanlıkta tavşankanı kıvamında demlenen İran malı Maşin ya da Anargül marka kaçak çay, yaldızdan işlemeli cam bardaklara doldurularak saatler boyu misafirlere servis edilirdi. Tekel tütünüyle dolu, parlak metalden sigara tabakaları elden ele dolaşır, durmadan sigaralar sarılıp yakılırdı. Sigara dumanının gri bir bulut gibi kapladığı odada efsanevi Kürt dengbêj (halk ozanı) Kawis Ağa'nın naif sesinden 'deloylo de şêxêmıno' klamı inceden inceye Erivan Radyosu'ndan yayılırdı. Şeyh Mahmud Berzenci'nin İngilizlere ve Irak hükümetine karşı verdiği mücadele bir kez daha sessizce saygıyla y‰d edilirken, o dönemin canlı tanıkları ise sürekli iç çekerlerdi.

Karapetê Xaço, Şeroyê Biro, Meyrem Xan, Aslîka Qadîr, Zadina Şakir, Efoyê Esed, Ahmê Çolo, Egîtê Cimo, Aramê Tigran ve M. Arîfê Cizrewî gibi birçok tanınmış dengbêjin klam ve stranlarıyla altı aylık o çetin kış mevsimi böylece geride bırakılmış oluyordu. Kış mevsimi adeta bu görevi yaz mevsimine devredercesine Erivan Radyosu'nda tüten stranlar ve klamlar susmadan taşardı yaz mevsimine. Bu defa odalar boşalır, bahçeler dolardı. Açık pencereye yerleştirilen radyodan yayılan Kürtçe stranların hazıyla, bahçede iş koşturan berivanlar ikindi vaktinin ılık güneşinde can kulağıyla stranları kaval melodisi eşliğinde dinlerken, annesinden bir emiş süt koparma telaşındaki kuzu ve oğlakların meleşmeleri radyodan yayılan stranlar ile Fîq ve Bilur'un sesiyle karışarak adeta bir ses cümbüşü oluştururdu. Gündüz saat dörtte ve akşam saat dokuzda olmak üzere günde iki kez Kürtçe yayın yapan Erivan Radyosu'nun akşam saatindeki yayını, genelde yaşlılar garabetexacowi5tarafından dinlenirken, gündüz saatindeki yayın ise umumi olarak köyün genç kız ve genç erkeklerince dinlenirdi. Böylece, Şiblîya Çaçan, Werda Şemo, Asa Evdîle, Xana Zazê, Begîya Qadîr, Susika Simo ve Eyşe Şan gibi birçok kadın dengbêjin ağırlıklı olarak seslendirdikleri aşk stranları gençlerin sevda duygularını okşayarak sevdalarına sevda katardı. Radyodan yayılan aşk stranlarının sesi köyün en ücra köşesine kadar yayılır, böylece köylü sevdalılar arasında iletişim Erivan Radyosu'ndan okunan aşk stranları aracılığıyla da kurulmuş olurdu. Böylece, Erivan Radyosu'nun kanalıyla, Kürt kültürünün müzik diliyle de nesilden nesile aktarılma olanağı sağlanmış oldu. Efsanevi dengbêj Evdalê Zeynikê, Kawîs Ağa ve benzeri birçok önemli dengbêjin sanatsal yönleri ile birbirinden farklı klam ve stran okuma tarzları bu sayede günümüze dek muhafaza edilerek yeni kuşaklara aktarıldı. 

Erivan Radyosu, kuruluşundan günümüze dek, gerek müzik aracılığıyla gerekse kimliksel aydınlanma amaçlı programlarla Kürt ulusal bilinç ve kültürünün daha da berraklaşmasına maksimum katkı sundu. Ne yazık ki son yıllarda ekonomik yetersizlikten ötürü, Erivan Radyosu'nun iki saatlik yayın süresi yarım saate indirildi. Ekonomik yetersizliklere rağmen, yine de radyoyu ayakta tutmaya gayret eden büyük emektar spiker Keremê Seyad'ın bu konudaki çığlığı, Bilur ve Fîq'in sesini baskılayacak kadar hüzünle yankılanmaktadır!

MUSTAFA BALBAL

AKP'den işkence ye büyük tolerans

hakkaride_cocuga_iskence Onbinlerce 'Sıfır tolerans!'

İşkence konusunda 'sıfır tolerans' diyen, ancak sürekli olarak artan vakaları ise görmezden gelen AKP hükümeti, bizzat kendi bakanlığı tarafından yalanlandı. Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre, 2005-2007 döneminde işkence görenlerin sayısında artış görüldü. Verilere göre, 2006'da 6 bin 18 devlet görevlisi hakkında işkence yaptığı gerekçesiyle şikayet yapıldı.
İşkenceye on bin tolerans
DTP Milletvekili Ayla Akat Ata'nın kamu görevlilerinin 'işkence ve zor kullanım yetkisinin aşılarak suç işleyenlerin tespiti' için verdiği önergeyi yanıtlayan Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre, 2005-2007 döneminde işkence görenlerin sayısında artış görüldü. Bakanlığın verilerine göre, 2 yılda 12 bin 753 kamu görevlisi hakkında işkence iddiasıyla şikayette bulunuldu.
AKP'nin dilinden düşürmediği 'işkenceye sıfır tolerans' sloganını Adalet Bakanlığı'nın verileri bile yalanlıyor. Özellikle son yıllarda toplumsal muhalefeti sindirmek için yeniden devreye konulan politikalar, polisin yetkilerinin sürekli genişletilmesi, 2000'li yılların başında sayısında azalma görülen işkence vakalarında yeniden artışa neden oldu. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, DTP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın soru önergesine verdiği yazılı yanıtta 2005-2007 yılları arasında işkencenin giderek arttığını ortaya koydu.28mart_amed_katliam_enes_ata

Şahin'in verdiği yanıta göre 2006 yılında 6 bin 18 kişi hakkında işkence yaptığı gerekçesiyle şikayet yapıldı. 2007 yılında ise 6 bin 735 devlet görevlisi hakkında şikayette bulunuldu.
2007 Türkiye İlerleme Raporu'na göre özellikle tutuklamalarda ve nezarethanelerin dış bölümlerinde hala işkence ve kötü muamele olaylarının rapor edildiğini kaydeden DTP Milletvekili Ayla Akat Ata, Adalet Bakanı'nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Önergesinde 1 Haziran 2005 tarihinden sonra işlenen ve kötü muamele iddiasıyla kaç başvurunun yapıldığnı soran Ata, 2006, 2007 ile 2008 yıllarında bu başvurular neticesinde kaç kamu görevlisi hakkında dava açıldığını sordu. Adalet Bakanlığı'nın Akat'a verdiği yanıtına göre işkencenin bilançosu yıldan yıla artarken, işkenceye maruz kalan kadınların sayısında da artış görüldü. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in önergeye verdiği yanıttaki verilere göre, 2005-2007 yılları arasında işkence giderek arttı. Şahin'in verdiği yanıta göre5sivilgenc_vahseti1_sirnak

2006 yılında 5 bin 256'sı polis,

459'u jandarma,

290'ı diğer kamu görevlisi olmak üzere

6 bin 18 kişi hakkında işkence yaptığı gerekçesiyle şikayet yapıldı.

Şikayette bulunan mağdur sayısı ise 3 bin 962 kişi. 2006 yılında işkence ve kötü muamele yapan 6 bin 18 kişiden yalnızca 135 kamu görevlisi hakkında işkenceden dava açıldı. 2007 yılında ise

6 bin 23'ü polis,

355'i jandarma,

357'si diğer kamu görevlisi olmak üzere

toplam 6 bin 735 devlet görevlisi hakkında

4 bin 719 mağdur şikayette bulundu.

bozuyuk-lincgirisimi-5 2007 yılında işkence suçundan 108, zor kullanım yetkisini aşarak yaralama ve sakatlanmaya sebebiyet verme suçundan 784 kamu görevlisi hakkında kamu davası açıldı. Buna karşılık 3 bin 223 kişi hakkında kovuşturma yapılmadı.
Çocuklar da nasibini aldı
2007'de, 18 yaşından küçük 10,

18 yaşından büyük 496 erkek,

18 yaşından küçük 1,

18 yaşından büyük 54 kadın

işkence mağduru olarak dava dosyalarına girdi. Aynı yıl,

18 yaşından küçük 150,

18 yaşından büyük 2.355 erkek,

18 yaşından küçük 6,

18 yaşından büyük 193 kadın

aşırı güç kullanımına hedef oldu ve davasını takip etti. 2006'da,

18 yaşından küçük 9,

18 yaşından büyük 585 erkek,

18 yaşından küçük 4,

18 yaşından büyük 51 kadın işkence mağduru olarak dava dosyalarına yansıdı.

Aynı yıl, 18 yaşından küçük 144, 18 yaşından büyük 1.597 erkek, 18 yaşından küçük 29, 18 yaşından büyük 160 kadın aşırı güç kullanımına hedef olduğu için dava dosyalarına girdi. ANKARA

Gözaltındaki DTP İlçe Başkanı hastaneye kaldırıldı

PKK ve Kürtler barış istiyor

image İstanbul'da Sarıyer Mehmet Akif Ersoy piknik alanında 6.'sı düzenlenen BarışaRock Festivali, Türkiye Barış Meclisi'nin düzenlediği 'Kürt sorununda barışçıl çözüm' konulu panelle devam etti. Düzenlenen panele katılan, Barış Meclisi üyeleri Gülten Uçar, Çiğdem Özbaş, sanatçı İlkay Akaya, yazar Berrat Günçıkan ve sosyolog Nazan Üstündağ, Kürt sorununa demokratik çözüm yollarını tartıştı. Panelde konuşan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi sosyolog Nazan Üstündağ, PKK ve Kürtlerin barış istediğini belirterek, 'Eğer Kürtler kendi devletlerini kurmak istiyorlarsa biz buna bölücü diyemeyiz. Bu özgürlük savaşı olarak kabul edilmeli ve onların iradesine uyum göstermemiz gerekiyor. Çünkü biz Filistin'i savunuyoruz, Doğu Timur'u savunuyoruz, sömürgeciliğe karşıyız. Türklerin yapması gereken Kürtlerin iradesinin arkasında durmaktır' dedi. Savaş nedeniyle Bölge halkının yaşadığı zorluklara dikkat çeken Üstündağ, Bölge illerinin her yerinde savaşa dair kalıntıların olduğuna dikkat çekerek Bölge'de insanların kaygıyla yaşadığını söyledi. Savaşın Bölge'deki etkilerine dikkat çeken Üstündağ, Migrosların kurulduğunu ve polisin kent esnafından alışveriş yapmayarak ekonomiyi baltalamaya çalıştığını kaydetti. Kürt öğrenciler üzerindeki baskılara da değinen Üstündağ, 'Dicle Üniversitesi'ne gidin, neredeyse yarısı boştur. Sadece 6 ay içinde gençlerin çoğu tutuklandı. Eğer PKK demokratik çözüm istiyorsa ve siz de demokratik çözüm istiyorsanız tutuklanırsınız. 'Sayın Öcalan' derseniz, Demokratik Cumhuriyet, demokratik haklar, yerellere inisiyatif verilmesi gibi şeyleri konuşursanız tutuklanırsınız. Benim Kürt öğrencilerim 'neronlar' diye tutuklandı. Hazırlık sınavlarının hepsini kaçırdılar'' dedi. Tüm olup bitenlere rağmen insanların sokağa dökülmemesini eleştiren Nazan Üstündağ, şunları söyledi: 'Kolombiya'da bile bunlar yok. Kolombiya'da köyleri yakılan insanların hakları var. Burada yok... Bunları duymayıp, kalkıp Irak, Filistin diyorsunuz. 30 yılı aşmış bir felaketten söz ediyoruz. Barış çabası içinde olmalıyız. Kürtleri dinlemeliyiz, bu savaşı durdurmalıyız...' İSTANBUL / DİHA

PEŞMERGE GÜCÜ KOPARILMIŞ BÖLGELERİN SINIRLARINDAN ÇEKİLMİYOR

image PNA-Peşmerge güçlerinin koparılmış bölgelerin koruması için bu bölgelerde kalacakları bildirildi.

Peşmergelerin söz konusu bölgelerden çekilmeleri konusunda şuana kadar hiçbir talimatın gelmediği bildirildi.

Konuyal ilişkin PNA’ya demeç veren üst düzeyi askeri  yetkililerden İrfan Hamahan Hacı Dara, ‘’ güçlerimimzin koparılmış  bölgelerde kalmalarına yönelik talimatın dışında bu bölgelerin sınırından çekilmemiz konusunda şuana kadar hiçbir talimat almadık. Bundan dolayı biz bu bölgelerde kalmaya devam edeceğiz ve yerlerimizi terketmeyeceğiz’’ dedi.

files

Hanıkin ve çevesinde Irak ordusunun varlığı konusunda Dara, ‘’Irak ordusu operasyon amaçlı olarak bölgeye geldi ve operasyonlar Karatepe’ye kadar uzadı . Bu ayın 10’unda operasyonlara sona verildi. Ancak karara göre çekilmeleri gerekirken şuana kadar da çekilmediler ve peşmerge gücünün bu bölgeden çekilmelerini istediler. Biz de bölgeden çekilme konusunda hiç bir şekilde hazır olmadığımızı söyledik. Çünkü iki yıldır biz Celevla ve diğer bölgelerin sınırını teröristlerden koruduk. Bunun adına da şuana kadar çok sayıda şehit ve kurban verdik.’’ dediIMG_7228.

Abhazya Milletvekili Soner Gogua: Gürcüleri Türkiye cesaretlendirdi

Rizgarî Online/ Türkiye'nin, Gürcü subaylarına eğitim  verdiğini ve silah yardımında bulunduğunu hatırlatan Gogua, Gürcistan'ın Güney Osetya'ya dönük harekatına Türkiye'den aldığı bu desteğin cesaret verdiğini belirtti. Gogua, Türkiye'nin gelinen süreçte Gürcistan'a baskı yaparak sorunun barışçıl yollarla çözülmesi için politika üretmesini istedi. Rusya'nın bölgeye "barış gücü" sıfatıyla operasyon düzenlemesinin doğal olduğunu ifade eden Abhazya Milletvekili Gogua, ABD'nin de tutumunu eleştirerek, Abhazya ve Osetya'nın da tanınması gerektiğini söyledi.

Güney Osetya bölgesinde çatışmalar tüm hızıyla sürerken, son olarak Abhazya da, Rus-Gürcü savaşına taraf oldu. Kafkaslar'da yaşanan gerilimi ANKA'ya değerlendiren Abhazya Milletvekili Soner Gogua, Türkiye ile ilgili önemli açıklamalar yaptı.

TÜRKİYE CESARET VERDİ

Güney Osetya bölgesinde çatışmaların tüm hızıyla sürdüğünü ve Gürcistan tarafının top ve tank atışlarıyla saldırılarını sürdürdüğünü belirten Gogua, Abhazya'nın da dün gece itibariyle çatışmalara taraf olduğunu anlattı.

Abhazya'ya bağlı Yukarı Kodora Bölgesi'nin Moskova'da yapılan uluslararası antlaşmayla tarafsız bölge ilan edildiğini ancak Gürcistan'ın bu anlaşmaya uymadığını belirten Gogua, 2006 yılında Gürcistan'ın bölgeye tek taraflı olarak asker sokmasını eleştirdi. Soner Gogua şöyle konuştu: "Türkiye'nin Gürcistan'a askeri yardımı yanlıştır. Ekonomik ilişkiler konusunda bir şey söyleyemeyiz. Askeri anlamda yapılan yardımların, Gürcü subayların Türk subaylar tarafından eğitilmesi Gürcülere büyük cesaret verdi. Türkiye ve NATO tek taraflı olarak yardım yaptı. Silahlı yardım Gürcistan'ın elin güçlendirdi. Ancak Gürcistan şimdi işin içinde çıkamıyor. Bu savaşın sınırı olmaz. Barışçıl yolla bu sorun çözülmesi gerekir. Türkiye ve ABD başta olmak üzere Gürcistan'a destek veren ülkeler, bir an önce barışçıl yollarla sorunun çözülmesi için politika üretmeli.

ABD iki yüzlü politika gütmemeli. Kosova'yı tanıyan ABD Abhazya'yı da tanımalı. Eğer bizi tanımıyorlarsa Kosova'yı da tanımamalıydı. Abhazya ve Osetya ister tanınsın ister tanınmasın bağımsız devlettir. Bugüne gelinmesine maalesef, Gürcistan'a destek veren ülkeler neden oldu. Şu an yapılacak en acil iş Gürcistan'a baskı yapılarak Güney Osetya ve Yukarı Kodora bölgesinden güçlerini sağlamak ve bu ülkelerle saldırmazlık anlaşması imzalamak olmalı."

RUSYA HAKKINI KULLANDI

Rusya'nın Güney Osetya'ya müdahalesinde şaşırılacak bir şey olmadığını ifade eden Abhaz Milletvekili Soner Gogua, şunları söyledi: "Burada saldıran taraf Gürcistan. Bugün tüm uluslararası antlaşmaları ihlal eden Gürcistan. Şimdi Gürcistan, saldırıların altından kalkamadığı için dünyaya barış çağrısı yapıyor. 2000 bin insanın kanı var. Gürcistan politik olarak hata yaptı. Rusya uluslararası olarak kendine tanınan hakla barış gücü sıfatıyla görev yapıyor. Gürcistan hükümetiyle barış gücü görüşme yaptı ancak Gürcistan geri çekilmedi. 2 bin kişi öldü. Bunun üzerine Rusya müdahale etmek zorunda kaldı. Batılı ülkelerin yapamadığın Rusya yapmıştır, yerinde ve yararlı bir müdahale olmuştur." RO/Cemil Süphan

Gürcistan, savaşa Türkiye ve ABD tarafından hazırlandı, Türk savaş gemisi Batum`da…

İran dilli bir halk olan Osetinler Kürtlerin ırk kardeşleridir

Gürcü subayların üniformaları bile TSK’dan

KARASIN: GÜNEYE OSETYA’DA 2 BİNDEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜ

'NATO, ABD ve Türkiye hazırladı'