"Terörle Mücadele"nin Sayıları Kafa Karıştırıyor

İlker Başbuğ, gazetecilerle toplantısında "terörle mücadele"de 24 yılda ölen PKK militanı, sivil ve güvenlik mensuplarının sayısını açıkladı.

 

1998'in resmi açıklamalarıyla birlikte okunduğunda rakamlar kuşkuya düşürüyor. Yerinden edilenlerden söz edense yok.

 

BİA Haber Merkezi - Ankara

17 Eylül 2008, Çarşamba

Tolga KORKUT - tolgakorkut@bianet.org

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, gazetecilerle yaptığı toplantıda, 24 yılda, "terörle mücadelede" 32 bin PKK militanının "etkisiz hale getirildiğini" söyledi.

Rakamları, bugünkü Hürriyet'te, toplantıya katılan Enis Berberoğlu veriyor.

Ancak bu rakamlar 1998'de biri Genelkurmay, diğeri dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından yapılan açıklamalarla birlikte okunduğunda, çatışmalı 24 yılın insani maliyetini hâlâ bilmediğimiz ortaya çıkıyor.

"Etkisiz hale getirilen", ölen PKK militanları

Başbuğ'a göre toplam rakam yaralı ve sağ yakalananlarla 46 bin.

Demirel'se ölen PKK militanlarının sayısını 23 bin 938, yaralılarınkini 749, sağ yakalananlarınkini 8 bin 693, teslim olanlarınkini 2 bin 304 olarak açıklamıştı.* Toplam sayı 35 bin 384.

Demirel'den yaklaşık yedi ay önce, Kurmay Albay Bülent Dağsalı'nın Genelkurmay adına yaptığı açıklamadaysa "etkisiz hale getirilen" PKK militanlarının sayısı toplamda 40 bin 407.**

Demirel'inkiyle karşılaştırıldığında, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirildiği 1999'un başından, PKK'nin ateşkesi kaldırdığını duyurduğu 2005'e kadar geçen, çatışmanın görece düşük olduğu dönem de dahil, 10 yıl içinde yaklaşık 8 bin PKK militanının ölmüş, yaklaşık 2 bin 500'ünün de yaralı veya sağ olarak yakalanmış olması gerekiyor.

Ancak Dağsalı'nın rakamlarına bakıldığında, Mayıs 1998'le Öcalan'ın getirildiği Şubat 1999 arasındaki çatışmanın yüksek olduğu dönem de dahil olmak üzere, 10 yılda "etkisiz hale getirilen" PKK militanının sayısı yaklaşık 6 bin.

Ölen siviller

Başbuğ'un rakamlarına göre 24 yılda 5 bin 560 sivil öldü.

Demirel'in açıklamasında bu sayı 5 bin 302. Demirel 5 bin 877 sivilin de yaralandığını söylemişti.

Dağsalı'nın açıklamasına göreyse 5 bin 238 sivil öldü.

Bu rakamların içinde, Kızıltepe'de güvenlik güçlerince 2004'te öldürülen Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz, geçen yıl Tunceli Hozat'ta askerlerce vurulan ve ölen arıcı Bülent Karataş yer alıyor mu, bilmiyoruz.

Ölen güvenlik mensupları

Başbuğ'un açıklamasında "TSK ve güvenlik güçlerinden" ölenlerin sayısı 6 bin 482.

Demirel'inkinde bu sayı 5 bin 555. Yaralananların sayısıysa 11 bin 168.

Dağsalı'nın açıklamasında ölen askerlerin sayısı 3 bin 990; polislerin sayısı 157, korucuların sayısı 1115; toplam 5 bin 262.

Başbuğ'un rakamlarında korucuların olup olmadığı haberde yer almıyor. Ancak farka bakıldığında, 1998 sonuyla bugün arasında ölen "TSK ve güvenlik gücü mensubu" sayısı en az 927.

Habere göre, Başbuğ 1990'larda PKK militanı sayısının 6 bin, bugün de 6 bin olduğunu, örgüte katılımı önlemenin şart olduğunu söylüyor.

Yerinden edilenlerden söz eden yok

Açıklamalarda, çatışmalı süreçte ülke içinde yerinden edilenlerden, yaygın deyişle "zorunlu göç" edenlerle ilgili bilgi yok. Bu konudaki tek resmi rakam, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü'nün sonuçlarını 2006'da açıkladığı çalışmada yer alıyor.

Buna göre, son 20 yıl içinde Olağanüstü Hal (OHAL) bölgesindeki 14 ilden güvenlik nedeniyle gerçekleşen göçün boyutu 953 bin 680 ila 1 milyon 201 bin 200 kişi arasında.

"Terörle mücadele"nin maliyeti

Çatışmalı dönemin Türkiye ekonomisine parasal maliyetine dair net, ayrıntılı bir resmi açıklama da yok. En son, Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in açıklamasına göre Türkiye'ye "terörün maliyeti" yaklaşık 300 milyar dolar.

Taraf'ta Nevzat Onaran'ın haberine göre, Savunma Sanayisi Destekleme Fonu'nun 2007'deki 2,8 milyar YTL'lik kaynağı 10 bakanlığınkini geçmiş durumda.

Bu rakamlar neden önemli?

Peki bütün bu rakamlar neden önemli? Her şeyden önce çatışmanın bize neler kaybettirdiğini görmek, neden bitmesi gerektiğini daha iyi anlamak için. "Yaşam hakkı"nı unutmamak için.

Her ölümün yakınlarında, tanıdıklarında, onu hiç tanımayanlarda yarattığı travmanın ne denli büyük olduğunu görebilmek, çatışmanın hangi arka planla sürebildiğini anlayabilmek için de gerekli bu rakamlar.

Ayrıca bunca insanı ve bunca ekonomik kaynağı kaybetmesek, ölüm yerine yaşam için neler yapılabileceğini hayal etmek için de önemli.

Savaşanlara "Yeter, bir an önce barış" demek, barışı gerçekleştirmenin yollarını düşünmek için de... (TK/EÜ)

* Cumhuriyet, 28 Aralık 1998

** Hürriyet, 8 Mayıs 1998

*** 1998'le ilgili rakamlar, Nadire Mater'in kitabı, "Mehmedin Kitabı"ndan alındı.

Fotograflar: www.kurdtime.blogspot.com

 

14 Agusts_2007Turkey_Syria_ezidi_shingal_700_kurds

70'lik dedeye asker işkencesi

Bölge'de operasyonların artmasıyla birlikte sivillere yönelik had safhaya ulaşan baskılara bir yenisi daha eklendi. Diyarbakır'ın Dicle ilçesi Kocalan köyünde ikamet eden 70 yaşındaki Zülfü Çelebi, 13 Eylül'de operasyondan dönen askerlerce Kuran-ı Kerim okuduğu sırada iskence_asker_yaslisaatlerce işkenceden geçirildi. Askerler hakkında suç duyurusunda bulunan Çelebi, işkencecilerin cezalandırılmaması durumunda vatandaşlıktan ayrılma talebinde bulunacağını belirtti.

 

Vicdansızlar!
Yıllardır süren çatışmalı ortamın yaşattığı acılara her gün bir yenisi eklenirken, son dönemlerde askerlerin sivil halka yönelik baskı ve işkencesinin son kurbanlarından birisi de 70 yaşındaki Zülfü Çelebi oldu. Diyarbakır'ın Dicle ilçesi Kocalan köyünde ikamet eden 70 yaşındaki Zülfü Çelebi, 13 Eylül'de operasyondan dönen askerler tarafından Kuran-ı Kerim okuduğu sırada işkenceden geçirildi. Bir oğlu PKK'de, bir oğlu da şu anda askerde olan Çelebi, kendisine işkence yapan askerlerin cezalandırılmaması durumunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmak için başvuracağını söyledi.
Dicle'nin Kocalan köyünde yaşayan 70 yaşındaki Zülfü Çelebi, 13 Eylül'de Alindokbirin olarak adlandırılan mıntıkada bulunan bahçesinde Kuran-ı Kerim okuduğu sırada operasyondan dönen askerlerin işkencesine maruz kaldı. Askerlerin sebepsiz bir şekilde işkence yaptıkları Çelebi, yaşadıklarını şöyle anlattı: 'Her zamanki gibi bahçemde keçilerimi otlatıyordum. Ramazan ayı nedeniyle Kuran-ı Kerim kitabımı da kendimle birlikte getirmiştim. Ağacın gölgesinde oturmuş Kuran okuyordum. Operasyondan dönen askerler bana yaklaştıklarında 'O Kuran'ı at ve yere yat' diye bağırdılar. Ben şaka yaptıklarını sandım. Ancak üzerime doğru geldiklerini gördüm. Ben de 'Ben ne yapmışım. Kuran okuyorum. Lütfen bana karışmayın yaşlı bir adamım' dedim. Ancak bunu söylerken içlerinden birisi çok sinirlenmeye başladı ve beni yere yatırdılar. Önce elbiselerini çıkartmamı istediler. Gömleğimi çıkarttım ama 'pantolonu da çıkart' diye bağırmaya başladılar. Ben de ağladım 'Lütfen yapmayın, haramdır. Nasıl pijamamı çıkartırım' dedim. Bu kez beni tekmelemeye başladılar. Ne kadar çığlık atsam da sesimi duyan olmadı ve başıma silah dayadılar. O sırada şahadet getirdim ve 3 kez silahın tetiğine bastılar. Meğer silahta mermi yokmuş. Elbiselerimi paramparça ettiler, beni iyice dövdükten sonra bırakıp gittiler.'
Bir oğlu asker, biri oğlu da gerilla
Bir oğlunun PKK'de, bir oğlunun da şu anda askerde olduğunu ve insanların ölmesini istemediğini söyleyen Çelebi, 'Şu an bir oğlum PKK'de bir oğlum ise askerde. Ben her asker ölümü sonrası bir hafta şuurumu kaybediyordum, ancak Kuran-ı Kerim okuduğum sırada beni ve kitabı bir tarafa fırlatan askere hiç kimse şehit diyemez. Bu Müslümanlıkla ve insanlıkla, hiçbir kitapla bağdaştırılamaz' dedi.
'Beni vatandaşlıktan çıkarsınlar!'
Kendisine yapılan haksızlığı Adalet Bakanlığı'na taşıyacağını söyleyen Çelebi, Dicle Emniyet Müdürlüğü'ne başvurdu. 'Polis bana bir şey demedi ama bana işkence yapan askeri bulacaklarını da söylemedi. Ben de konuyu Adalet Bakanlığı'na taşıyacağımı söyledim' diyen Çelebi, son dönemde artan baskıların nedeninin bu yetkiyi veren Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olduğunu vurguladı. Kendisine işkence eden askerlerin cezalandırılmaması durumunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasını isteyeceğini söyleyen Çelebi, 'Bu yaşlı halimle o kadar yalvarmama rağmen hunharca dövülmem ve gördüğüm zulme karşı bir bardak zehir verseler de ben zehri tercih ederdim, o zulmü kabul etmezdim' diye konuştu.
Ferhat Arslan