6-7 Eylül devam ediyor

6_7_eylul_olaylari1 6-7 Eylül olaylar sırasında 15 yaşında olan Mihail Vasiliadis, 'Baskıları 6-7 Eylül olayları ile sınırlandırmamak gerekir. Anadolu'nun tek tipleştirilmesi süreci bu coğrafyayı tuzsuz bir yemeğe çevirdi. Bugün tek dil, tek bayrak, tek vatan politikasının aynen devam ettiğini görüyoruz' diyor.
Anadolu'nun, İstanbul'un tek tipleştirilmesi süreci bu coğrafyayı tuzsuz, baharatsız, yağsız bir yemeğe çevirdi. Çünkü kıyımdan geçirilen bu kültürler yaşadıkları coğrafyaya renk katan, besleyen kültürlerdi
'Herkes artık evine bir Türk bayrağı almaya başlamıştı. Çünkü Türk bayrağı olmayan evler taşlandı, yağmalandı. Bir bayrakla artık Ermeni olanlar Türk olmuş oldu ve saldırılardan kendilerini kurtardı'


Türkiye'nin utancı: 6-7 Eylül olayları
Türkiye'nin yakın tarihinin en karanlık günlerinden olan 1955 yılında yaşanan 6-7 Eylül olaylarının üzerinden 53 yıl geçti. Romanlarda ve tarih çalışmalarında ele alınan bu olaylar aslında 1908'de İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 'Türkleştirme' politikasına dayanmaktaydı. Milli iktisat yaklaşımı doğrultusunda 'milli burjuva' sınıfını yaratmayı hedefleyen İttihat ve Terakki, azınlıklara yönelik olarak farklı ekonomik ve siyasi projelerin temelini attı. Bu süreçte, 'Tek dil, tek ülkü, tek hars' söylemi 1920'lerin ortalarından itibaren Türkiye'deki azınlıkları 'Türkleştirme' projesinin sloganı haline gelmiş ve çok geçmeden bu teorik söylem pratik alanda da uygulanmaya başlamıştı. Bunun ilk işareti 1927'de Türk Ocakları tarafından ortaya atılan 'Vatandaş Türkçe Konuş!' kampanyasıydı. Bu kampanya Türkiye'de yaşayan azınlıkları 'millileştirme politikasının' başlangıç noktasıydı. 1930'larda dünya genelinde, ancak özellikle de Avrupa'nın iki güçlenmekte olan devleti; Almanya ve İtalya'da ortaya çıkan ırkçı ve yayılmacı milliyetçilik rüzg‰rları Türkiye'yi de etkilemeye başlamıştı. Buna paralel bir şekilde, Türkiye'de yaşayan azınlıklara karşı ırkçılık temelinde bir milliyetçi cephe oluşmaya başladı. Öyle ki 1930'dan başlayarak yaklaşık 10 yıllık süreçte, çıkarılan çeşitli kanunlarla azınlıkların ekonomik alandaki etkinlikleri kırılarak hareket alanları sınırlandırılmaya çalışılmıştır. Bu dönemde 15 bine yakın Rum nüfus Türkiye'den Yunanistan'a göç etmiştir. 1950'li yıllara gelindiğinde ise Demokrat Parti (DP) iktidara geldi. Bu dönemde II. Meşrutiyet döneminden itibaren sürdürülen 'Türkleştirme' politikalarında bir farklılık gözlemlenmedi. DP, ekonomide bütün liberal söyleml6_7_eylul_olaylari3 erine rağmen, Lozan Antlaşması çerçevesinde İstanbul ve çevresinde oturan Rum nüfusun, elindeki sermaye gücünü millileştirmeyi planlıyordu. Bütün bu gelişmeler doğrultusunda 1955 Kıbrıs sorunu DP'ye bu politikalarını gerçekleştirme olanağı verdi.
Kışkırtmalar basın üzerinden yapıldı
27 Ağustos tarihinde Hürriyet'te çıkan bir haber, Patrikhane'nin topladığı bağışları gizli yollarla Kıbrıs'a yolladığını iddia ediyordu. Yine aynı gazete 3 Eylül günü yaptığı haberde Patrikliğin Kıbrıs'a hangi yoldan yardım ettiğinin anlaşıldığını belirtmekte ve Fener'in kendisine ait olup Kıbrıs'ta bulunan, önemli vakıfların gelirlerini Rum ilhakçılara bağışladığını kamuoyuna duyurmaktaydı. Hürriyet'in 30 Ağustos tarihli baskısında 'Rum vatandaşların yersiz ve boş telaşları', 'Hadise çıkacağını zannedenler dün dükk‰nlarını kapadılar' şeklinde bir haber yapılmıştı.
6-7 Eylül olaylarının hemen öncesinde yaşanan bu gelişmeler, daha sonra olacakların habercisi gibidir. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında 6-7 Eylül konusunda yargılanan Adnan Menderes 'Efkarı umumiye bu olaya hazırdı. Mürettibini aramak gerekmez' diyerek olayların çıkmasında hiçbir sorumluluğunun olmadığını anlatmaya çalışmıştı.
Atatürk'ün doğduğu evin bombalanması haberi bomba etkisi yarattı
Ortam bu derece gergin bir haldeyken 6 Eylül günü Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'te doğduğu eve bomba koyulduğu haberi gazetelerin ve radyonun duyurularıyla birlikte Türkiye'de adeta bir bomba etkisi yarattı. İstanbul ve İzmir'de zaten günlerden beri hazır halde bekleyen halk kitlesi, özellikle Rum azınlıklara karşı bir saldırıya dönüşen gösteriler yapmaya başladılar. Özellikle İstanbul'daki olayların boyutu ve etkisi daha büyüktür. 6 Eylül günü başlayan protesto kısa zamanda yağma, tahrip ve saldırıya dönüştü. 2 günlük süre zarfında İstanbul tam bir savaş alanına döndü. 7 Eylül günü sıkıyönetimin ilan edilmesiyle duran hadiselerde ortaya çıkan tablo çok ağırdı. bin 4 ev, 4 bin 348 dükkan, 27 eczane ve laboratuar, 21 fabrika, 110 lokanta ve kafe, 73 kilise, 26 okul, 5 spor kulübü, 2 mezarlık tahrip edilmişti. Saldırılar esnasında birçok Rum kadına da tecavüz edildiği ortaya çıkmıştı. Ayrıca olaylar sırasında 3 kişinin öldü ve 30 kişi de yaralandı. 6-7 Eylül olayları sonrasında birçok Rum ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Böylelikle homojen bir Türk ekonomisi yaratma hayali de kısmen gerçekleşti.
Tanıklar anlatıyor:
'Halkı tahrik ettiler'
mihail_vasiliadis Apoyevmatini Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis: '6-7 Eylül olayları, bir zincirin halkaları gibidir. Azınlıklar ve diğer farklı kültürel yapılar üzerinde geliştirilen baskıları 6-7 Eylül olayları ile sınırlandırmamak gerekir. Bu saldırılar zinciri, Osmanlı'dan günümüze kadar uzanır. İnönü'nün 24 saat içinde Rum azınlığa çıkartmış olduğu göç kanunu gibi birçok şey yaşadık. 6-7 Eylül döneminde 15 yaşındaydım. Kıbrıs'ta patlak veren ve İngiltere'nin körüklediği ayrışmanın ardından devlet kendince Kıbrıs'ın acısını Türkiye'deki Rumlardan çıkarma yoluna gitti. Ve kısmen başardı da. Türkiye'nin kurulduğu tarihlerde moda olan ulus devlet yaratma anlayışı ile bağlantılıdır devletin Rumlara, Ermenilere ve Kürtlere bakışı. Müslüman oldukları için o dönem Kürtleri daha rahat asimile edebileceklerini düşünüyorlardı. Bunun bile zamanla imkansız olduğunu anladılar ancak ulus devlet yaratma kararı alınırken kesinlikle Hıristiyan azınlık gözden çıkartılmıştı. Gözden çıkartmanın sonucu olarak da kıyımlar, linçler yaşadık. Rumların, o dönem aldığı darbe çok şiddetli olmuştur. Ancak ölümcül olması planlandığı göz önüne alınırsa, olaylar hedefini tam olarak bulamamıştır. Ertesi sabah cemaatine hitap eden Patrik Athenagoras, ayaklarının üstünde dimdik durmaya gayret ederek ve yerdeki enkazı işaretleyerek, 'Bu harabeden kurtarabileceğimiz malzemeyle, geleceğimizi bu harabenin üzerine yeniden kuracağız' demek gücünü bulmuştur. Evlerimiz, işyerlerimiz talan edildiği halde göç etmedik. Çünkü hayat sebebimiz olan köklerin üzerinden yeşeriyorduk.
'İnönü kökten temizlik yaptı'
Neticesinde on binlerce olan Rum nüfusu 6-7 Eylül'de Anadolu'da kaldı inatla. Türkiye'nin politikası 6-7 Eylül döneminde başarıya ulaşamayınca 60'lı yıllarda İnönü girdi devreye ve kökten bir temizlik hareketine başladı. İnsanlar o dönem apar topar köklerinden kopartılıp Yunanistan'a göçertildi. Bugün baktığımız zaman Anadolu'da toplam 3 bin civarında Rum yaşıyor. Ancak tek bir Rum kalmasa bile Anadolu ve İstanbul Rum dokusunu kaybetmeyecektir. İnönü'nün çıkartmış olduğu kanun döneminde hakkımda bir dava açılmıştı. Üç defa bozuldu ve neti-cesinde beraat ettim. Ardından Yunanistan'a giderek orada gazetecilik yapmaya başladım. Yunanistan'a gittiğimde de Türkiye'ye düşmanlık beslemediğim için yargılandım. Bu çok acı, çok trajikomik bir durum. Sevgili dostum Hrant'da zamanında diaspora tarafından birleştiriciliğe vurgu yapan açıklamalar yaptığı için sevilmemişti. Yunanistan'dayken İstanbul'da yayın yapan Apoyevmatini gazetesinin yayın yönetmeninin vefat ettiğini öğrendik ve oradayken bu iş için tekrar İstanbul'a döndüm.
'Linç aynı kaynaklardan besleniyor'
Anadolu'nun, İstanbul'un tek tipleştirilmesi süreci bu coğrafyayı tuzsuz, baharatsız, yağsız bir yemeğe çevirdi. Çünkü kıyımdan geçirilen bu kültürler yaşadıkları coğrafyaya renk katan, besleyen kültürlerdi. Bugün tek dil, tek bayrak, tek vatan politikasının aynen devam ettiğini görüyoruz. Günümüzde ve geçmişimizde aynı yöntemler uygulandı. Kurulan Kuvai Milliye derneklerinin benzerlerini o dönemde görüyorduk. Kıbrıs Türk'tür Derneği o dönem bugünkü ulusalcı derneklerin yapmaya çalıştığını yapıyordu. Basın aynı basın. Manşetler aynı manşet. Görünen o ki günümüzde kışkırtılan linç ortamı da aynı kaynaklardan besleniyor. Oysa Anadolu'nun besleneceği kaynaklar, şiddet ve düşmanlıktan daha insani kaynaklar olmalı. Bu coğrafyadan felsefe, kültür, bilim yeşerdi. Bugün de bu olabilir.'
Devletin marifeti
sarkis_cerkezyan Ermeni yazar Sarkis Çerkezyan: 'O zaman genç sayılırdım. Bir oğlum kundaktaydı. Kumkapı'da marangoz dükkanım vardı. 6 Eylül günü olaylar çıkınca kaçarak eve gittim. Dükkanın üzerinde de Demokrat Parti vardı. Samatya Karakolu'nun üstünde üstleri başları parçalanmış, kendilerini karakola atmış Rum kadınlar gördüm. Aslında olaylar başlamadan önce de olabileceğine dair işaretler vardı. İstanbul Ekspres Gazetesi, Selanik'te Atatürk'ün evine bomba atıldı diye bir haber yayınladı. Ama bunlar tertip-lenmiş provokasyonlardı. Hepsi halkı tahrik etmek içindi. Yedikule'deki eve yeni taşınmıştım. Rahmetli annem 'nedir bu ya, yine bunlar kudurdu' gibi laflar etti. Farkında değildi. Sandalyeyi attım kapının önüne oturdum ve her şeyimi hesaplamışım. Çevredekiler benim Ermeni olduğumu da bilmiyorlar. Ev sahibi de Ermeni ama onlar da yazlığa gitmişlerdi. Alt katta oturuyoruz, yeni evliyiz. Olaylar başlayınca her tarafı kırdılar, döktüler, bilmem ne yaptılar... Bir yağma, bir talan ve oradaki Rum kilisesini ateşe verdiler, kıvılcımlar bizim evin üstüne geliyor.
Kapının önüne sandalyeyi attım, anneme sen başına bir Müslüman kadını gibi türban bağla ve hanıma da sen çocuğu al yukarı kata çık dedim. Kapının önünde oturdum. Baktım gruplar halinde ellerinde Türk bayrakları ile geliyorlar. Türk bayrakları ellerinde olanlar önde, peşinde ise yağmacılar gidiyor. Rumlar tarafından bir karşılık olmadı. Evlere girdiklerinde, evler tarumar oluyordu. Canlarımızı ve mallarımızı yağma ediyorlardı. Yağmacıların bazıları gelip kapının önünde oturdu. Annem de kahve pişirdi. Derken gece saat bir oldu. Köşe başında düdük sesi geldi. Bunlar korktular ve başladılar kaçışmaya. Birisi de bizim eve girmeye çalışırken engel oldum çok şaşırdı. Biraz sonra bir yüzbaşı geldi üç askerle birlikte. Ben de elimde kahve fincanı ile bekliyorum. 'Delikanlı sizi tebrik ederim, kahvenin tadını çıkaracak günü ve saati iyi seçmişsiniz. Her Türk sizin gibi olmalı ama kahvenizi içerde için, artık ordu bu işe müdahale etti' dedi. Neyse biz eve girdik. Ve o gün kendi kendime dedim ki, şimdi şu saatlerde dünyada öyle ülkeler var ki, ufacık çocuklar başlarına yastıkları koymuşlar mışıl mışıl uyuyorlardır, hiçbir korkuları olmadan. Öyle bir ülkenin hasretini çektim. Neyse sabah oldu, karşıdan bir adam, 'Delikanlı seni tebrik ederim, uyanıkmışsın' dedi. Sonra öğrendim ki polismiş o. Olaylardan sonraki sabah Kumkapı'daki dükkanıma gittiğimde kepengin söküldüğünü gördüm. Evin parmaklıklarını bile yıkmışlardı. En yukarı katta Rumların ibadet yeri olarak kullandığı bir yer var. O odadaki her şeyi kırıp dökmüşler ve odanın ortasına koyup bir de üstüne yapmışlar, korkunç bir şeydi.
'6-7 Eylül devlet tarafından düzenlendi'
6-7 Eylül devlet tarafından düzenlenmiş bir provokasyondu. İngilizler bu sorundan kurtulmak için Menderes'i o dönem Londra'ya çağırdılar. Londra'da Türkiye'ye yeşil ışık yakıldı ve böylelikle Türkler Kıbrıs'a girdiler. İngilizler kendilerini Yunanlardan kurtarmak için Türk-Rum çatışmasını çıkardı.
Atalarım bu topraklarda yıllarca yaşadı. Kendi ülkemizde yabancılık yaşadık. Şu ülkede bırak devlet dairesinde herhangi bir memuriyet ya da milletvekili olmayı, çöpçü bile yapmadılar. Demek ki biz yabancıyız. 1973'te benim Sovyet vatandaşlığım geldi. Ermenistan'a gidecektim, her şeyim de hazırdı. Ama bizim hanım itiraz etti. Akrabaları buradaydı ve biz de gitmedik. Devlet olaylardan sonra Rumlara tazminat ödedi. 4 milyon gibi bir para verdiler. Yığınca Rum aile vardı burada çoğu gitti. Gitmeyenleri de kendileri sürdü. Türkiye'de ne kaybedecek ki. Bunların haddi hesabı yok. Onların bıraktığı malın mülkün üstüne kondular. Atatürk'ün zamanında Meclis'te bir Rum, bir Ermeni, bir de Yahudi olurdu göstermelik olarak. O da kalktı şimdi.
'Herkes yakınlarını yitirmişti'
Biz bu topraklarda doğmuş, bu topraklarda büyümüş bir ailenin çocuğuyuz. ABD'ye gittim 87'de. Bir pazar günü bizi bir pikniğe götürdüler. Piknikte insanlar eğleniyorlardı ve bizim de İstanbul'dan geldiğimiz duyuldu. Türkiye'den geldiğimiz duyulunca yaşlı yaşlı insanlar sandalyelerini çekip yanımıza oturdular. Memleket hasreti duyuyorlar, soruyorlardı. 'Şu soyadında insanı gördün mü, duydun mu' diye soruyorlardı. Çünkü herkes yakınlarını kaybetmiş ve her tarafa dağılmışlardı. Kimi biz Urfa'dan, kimi de İstanbul'dan ayrıldık diyor. Buram buram memleket hasreti... O insanların hasreti... İnsan doğup büyüdüğü yeri unutamıyor. Ama insanlar kendi keyfinden gitmemişler. ABD'de Ermeni William Saruyan diye bir yazar vardı. Bitlisli ama kendisi Amerika'da doğmuş. Adnan Menderes zamanı İstanbul'a geldi ve akrabalarından duyduğu memleketine gitti. Oradakilere sordu bizim Saruhanların evi nerdeydi diye. Yıkık bir duvar gösterdiler. Gitti o duvardan düşen bir taşı aldı, onu sevdi. Ve o taşı da beraberinde götürdü. Sonuç olarak Türkiye'nin nasıl bir toplum olduğunu siz de yaşayarak görüyorsunuz.'
'Herkes evine Türk bayrağı almak zorunda kaldı'
kayus_calikman_gavrilof Yazar Kayuş Çalıkman Gavrilof: 'En etkili örneklerden biri, herkes artık evine bir Türk bayrağı almaya başladı. Çünkü Türk bayrağı olmayan evler taşlandı, yağmalandı. Bir bayrakla artık Ermeni olanlar Türk olmuş oldu ve saldırılardan kendilerini kurtardı. Ermeniler içinde genelde şöyle bir psikoloji oluşmaya başladı. 'Aman maddi varlığını belli etme' mantığı oluşmuştu. Çünkü varlıklı oldukları ve yaşam koşulları farklı oldukları için Ermenilerin, Rumların evleri, işyerleri talan edildi. Bu nedenle Ermeniler, Rumlar maddi varlıklarını en yakın komşularına bile hissettirmiyorlardı. 6-7 Eylül olayları o gün başlayap biten bir süreç değil. Grafikler gibi bir inip bir çıkan dalga gibiydi. Bütün bu gelgitler Ermeni ve Rumların bilinçaltında tamir olunmaz yaralar açtı. Biraz rahatlıyoruz ve nefes aldığımız hissediyoruz ancak yine bir şeyler oluyor. Bunun en güncel örneklerinden biriHrant Dink katliamıdır.
'Kültürleri Türkleştirdiler'
İstanbul ve Anadolu'nun kültürü her katliamdan, her linçten sonra daha da Türkleştirildi. Bu politika bir ölçüde başarıldı. Ancak halen devam edecek bu süreç çünkü tam olarak istenilen alınmadı. Çünkü bugün 4-5 bin Rum ve 30 bin Ermeni kaldı. Ancak bence bu tektip kültürün etkilerini en fazla Türkler yaşayacak. Bir dönem Kayseri'ye gittik ve orada yaşlı bir amca ile konuştuk. Kendisine kültürümüze ait bazı izler aradığımızı söyledik ve bize 'O izler kaybolalı yıllar oldu. O dönem buralar yemyeşildi, çok canlıydı' dedi. Şimdi Anadolu'ya bakıyoruz Anadolu çorak. Ama bu devlet için çok mu önemli. Hayır değil. Devlet şöyle bakıyor duruma: 'Benim olsun çorak olsun. Yeter ki yabancı unsur olmasın.'
Türkiye'de hiçbir şey değişmedi. Osmanlı'dan TC'ye geçişte hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesidir bu yaşananlar. TC'nin kuruluşundan bugünlere kadar da hiçbir şey değişmedi. Bugün Ergenekon, yarın Göktürk belki de ertesi gün Asena tarzı bir şey çıkacak. Pek ümitli değilim açıkçası. Bir kişi, bin kişi, bir milyon kişi öldürülsün benim için hiçbir şey fark etmez. Benim için önemli olan kültürümün yediği vurgundur. Kültürümüzün üzerinden silindirle geçildi. Varlık vergisi, 6-7 Eylül olayları ile kültürümün yanı sıra ekonomi de talan edildi. Bütün bu sendromlar Ermenilerin Anadolu'da bir gölge gibi yaşamasına neden oldu. 12 Eylül'den sonra demokratikleşme çırpınışları içerisinde Ermeniler de vardır. Sol hareketin içerisinde de Ermeniler vardı.
FIRAT ÇAĞIN / UYGAR GÜLTEKİN

6-7 Eylül : Cumhuriyet tarihinin en karanlık lekesi...

“Özgür Gündem 8 aylık bir yayın döneminde 8 şehit vermiş bir gazetedir.”

Devletin kirli sırları

1937-38 DERSİM JENOSİDİSİNİN KRONOLOJİSİ

Aynı olaylarda 110 otel, 27 eczane, 23 okul, 21 fabrika, 73 kilise ve mezarlıkları yakılıp, yıkılır. Türk medyasının provokasyonları bununla bitmiyor

Kürtlerin mağazaları yağmalanıyor

6-7 Eylül olayları

Devlet için 94 cinayet

OguzYorulmaz

2005’te öldürülen Özel Harekat polisi Oğuz Yorulmaz’ın annesi, oğlunun devlet adına 93-94 cinayet işlediğini söyledi.

Anne Nuran Yorulmaz, “Sadece Veli Küçük’le bitmez bu iş, Tansu Çiller, Mehmet Ağar..” diye devam etti. Ergenekon soruşturması devam ederken; Türk Genelkurmayı cezaevindeki paşaları resmen ziyaret edip, onları yalnız bırakmadı. Bu gelişme, Ergenekon’da sınırların bir kez daha hatırlatıldığı ve Şemdinli davasının akıbetine uğrayacağı kaygısını beraberinde getirdi. Tartışmalar sürerken ilk kez bir devlet tetikçisinin annesi konuştu. Oğuz Yorulmaz’ın annesi, oğlunun devlet adına 93-94 cinayet işlediğini açıkladı. Özel Harekatçı Oğuz Yorulmaz, 25 Ağustos 1996’da bir telefon ihbarı sonrası Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfi Topal cinayetine karıştığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Ancak Ankara’dan gelen emirle serbest bırakıldı. Daha sonra korucubaşı DYP Milletvekili Sedat Bucak’ın korumalığını yaptı. 3 Kasım 1996’daki Susurluk kazasından sonra, Sabancı cinayetinin örtbas edilmeye çalışıldığını ileri sürdü. 13 Ocak 1997’de tutuklandı. Susurluk davasında “çete oluşturmak”tan 4 yıl hapse mahkum oldu. Aynı davada Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin ve MİT eski görevlisi Korkut Eken 6’şar yıl, 11 kişi de 4’er yıl hapis cezası aldı. 296 gün hapis yattıktan sonra tahliye oldu. Yorulmaz (42), 29 Mayıs 2005’te Bursa’da bir barda Nilüfer Turizm’in sahibi Hüseyin Kayapalı’nın korumalarıyla çıkan çatışmada öldürüldü.
Nurhan Yorulmaz, oğlunun cenaze töreninde “Ben oğlumu memur verdim, çete yaptılar. Oğluma sahip çıkmadılar. Mehmet Ağar, Tansu Çiller şimdi konuşsun” demişti.kayipespaciklama
Annesi biliyormuş
Star Ana Haber bülteninde bir röportajı yayınlanan Oğuz Yorulmaz’ın annesi Nuran Yorulmaz şok açıklamalar yaptı. Yorulmaz, şunları söyledi: “Ergenekon’da sadece paşalar değil siyasetçiler de var. Ben evladımı devlete memur verdim, çeteci vermedim. Ortalama 93-94 kişiyi öldürmüşler. Bazı Kürt işadamlarını başta Ömer Lütfi Topal, Savaş Buldan, Behçet Cantürk gibi ‘PKK’ya destek oluyorlar’ diyerek devlet adına öldürdüler. Oğlum, özel harekat, vurucu tim bunu nereye gönderirlerse oraya gidiyor. Devlet çete yaptı. Veli Küçük Paşa bunların başıydı. Emirleri ondan alıyorlardı. Sadece Veli Küçük’le bitmez bu iş, Tansu Çiller, Mehmet Ağar, İbrahim Şahin...”
Pehlivanlı’nın intikamı
Öldürülen ANAP Milletvekili Alparslan Pehlivanlı’nın katilini oğlunun arkadaşlarıyla öldürdüğünü söyleyen anne Yorulmaz “..... o zaman başbakandı. Pehlivanlı öldürüldükten sonra rahmetli Abdullah Çatlı’ya telefon ediyor. ’Pehlivanlı’nın kanı yerde kalmasın’ diyor. ’Vuranı temizleyin’ diyor. Abdullah Çatlı’dan böyle bir ricada bulunuyor. O da benim oğluma havale ediyor” dedi.
Geç gelen pişmanlık
Anne Yorulmaz röportajın sonunda şunları söyledi: “Tansu Çiller o zaman ’Devlet için kurşun sıkanlar da bir yiyenler de bir’ diyordu. Hani nerede? Oğlumu kullanıp bir kenara atan devlet ölümünden sonra da yardım etmedi. Oğlumun ölümünden sonra ne arayan oldu ne soran. Bir torunum var. Tarhana ve erişte yapıp satarak katkı sağlamaya çalışıyorum. Ama yaşlandım yapamıyorum eskisi gibi. Evladımı kullandılar attılar kenara.”
Pehlivanlı aracında vuruldu
MHP kökenli Alparslan Pehlivanlı, ANAP’ta siyaset yaparken 1991 genel seçimleri öncesi seçim bölgesi Keskin’in ANAP’lı İlçe Başkanı Metin Vural’la anlaşmazlığa düştü. Vural’ı tokatlayan Pehlivanlı, siyasi hasmını partiden de ihraç ettirdi. Bunu hazmedemeyen Vural, “Pehlivanlı’yı öldürteceğim” dedi. 14 Nisan 1994’te dönemin Kırıkkale Milletvekili Alparslan Pehlivanlı’nın aracı, önüne geçen bir araçtan kurşun yağmuruna tutuldu. Pehlivanlı aldığı kurşun yaralarıyla can verdi. Cinayetle ilgili Metin Vural’ın kardeşi Hacı Vural, Halim Ünver ve Üçler Talay tutuklandı. Cinayetten 8 ay sonra 9 Ocak 1995’te Metin Vural polis kimlikli 3 kişi tarafından kaçırılıp öldürüldü.
Yeni Yorulmazlar motivasyonu
Tokat İl Jandarma Komutanlığı’nda yapılan törende konuşan İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Tosunlu, Türk askerinin dünyanın en şerefli ve en güçlü askeri olduğunu iddia etti. Albay Tosunlu şöyle konuştu: “Bu yüksek şeref şuanda sizlere korunmak üzere verilmiştir. Bu şerefi en iyi şekilde koruyacağınıza inancım tamdır. Ne mutlu vatan ve millete hizmet edecek evlat yetiştiren anne ve babalara. Ne mutlu vatan ve millet bayrak uğruna seve seve hayatını feda etmek için yemin eden genç Mehmetçiklere. Ne mutlu Türk’üm diyerek Atatürk’ün yolunda milletine hizmet etmek için vazifeye koşanlara.”
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

ocalan0003“Devlet Ergenekon’da yeni bir yapılanma geliştiriyor” diyen Öcalan, “tasfiye edilmeye çalışılan Veli Küçük’ün JİTEM’idir” dedi.

 
PKK karşıtlığına çeviriyorlar’

“Şu anki Ergenekon tutukluları işi bitmiş, deşifre olmuş olanlardır. Elbette devlet bu örgütün yerine yeni bir yapı oluşturacaktır. Tasfiye edilmeye çalışılan Veli Küçük’ün JİTEM’idir, asıl Ergenekon duruyor, yeni bir yapılanma geliştiriliyor.” KCK Önderi Abdullah Öcalan, “şu anki Ergenekon tutukluları işi bitmiş, deşifre olmuş olanlardır. Elbette devlet bu örgütün yerine yeni bir yapı oluşturacaktır. Bu nispeten hukuka bağlı bir yapı olacak. Çünkü Ergenekon’da sınırsız yetki ve hukuk tanımazlık vardı. Tasfiye edilmeye çalışılan Veli Küçük’ün JİTEM’idir, asıl Ergenekon duruyor, yeni bir yapılanma geliştiriliyor” dedi. Öcalan değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Ergenekoncularla Hükümetin uzlaşabileceğine dair emareler var, ancak henüz netleşmiş değil. Kısa bir süre sonra bunlar açığa çıkar. Ergenekoncuların çok fazla içeride kalacaklarını zannetmiyorum.”
Kürdistan Demokratik Konfederalizm (KCK) Önderi Abdullah Öcalan, “geçen hafta idrar yoluyla ilgili sıkıntılarım olmuştu. Bu konuyla ilgili doktor geldi, kan ve idrar örneklerini aldılar. Henüz sonucu tarafıma iletilmiş değil, sanırım bir iki gün içinde gelir. Daha önceki uykusuzluk hali bundan kaynaklanıyor olabilir. Zaten yaşımız da ilerlemiş. Doktorlar, yaşa bağlı olarak, bu tür sorunların yaşanabileceğini söyledi. Sanırım prostat başlangıcı olabilir” dedi.

ULUS DEVLET ÇÖZÜM DEĞİL
Bu haftaki görüşmede ulus-devleti değerlendiren Öcalan, “Tarih Nedir kitabında çok önemli bir cümle var, ‘milliyetçilik yapanlar, iktidarın kendilerine tanrı tarafından verildiğini düşünürler’ şeklinde olması lazım, önemli bir cümledir. Kerkük sorunu çok önemli bir konu. Kerkük’le ilgili görüşlerimi daha önce söylemiştim, Diyala’da da belli peşmerge gücü var. Görünen o ki, Irak’ta artık tek devlet olmayacak, üç ulus-devlet olacak. Bunun önü alınamaz artık. Bugünlerde Abhazya, Osetya devletlerinden-bağımsızlığından bahsediliyor. Bunlar çözüm değildir. ABD oyunlarıyla bu hale gelindi. Rusya da ABD’den farklı değildir. Ulus-devlet çözüm değildir. Yine Kıbrıs’ta iki devlet iki devlet diye tutturuluyor. Kosova’da aynı şekilde ulus-devletten bahsediliyor. Bunların hiç biri çözüm değil. İki yüz ulus-devlet varsa iki yüz milliyetçilik vardır. Kürdistan ulus-devleti de çözüm değildir. Çözümün ne olduğunu savunmalarımda belirttim” diye konuştu.

ERGENEKON SIZMAK İSTEDİ
Ergenekon’un PKK içine sızarak denetim altına istediğini belirten KCK Önderi Öcalan, bu konuda şu hususları belirtti: “Ergenekon’a ilişkin daha önce de belirtmiştim. Gazetelerden anladığım kadarıyla Savcı, cesurca birçok konuya değinmiş. Ancak önce şunu belirtmek istiyorum. Bana gelen gazetelerde özellikle son Yeni Şafak gazetesinde bu konuyla ilgili yazı ve yorumlar kesilmişti. Dişe dokunur bir şey bırakılmamıştı. Yine de kısaca değineceğim. Türkiye’nin Ergenekon’la geçmişi 1946’da gelişen ABD ilişkilerine kadar dayanıyor. Ergenekon’la ‘80 öncesinde Türk solunu önce çatıştırdılar sonra da bitirdiler. Bunda Ergenekon’un rolü büyüktür. Şimdi birçok ilişki daha iyi anlaşılıyor. Bunlar o dönemde Kürt Hareketi’yle de ilgilendiler. Bu Ergenekon’un PKK ile ilişkisi olduğu söyleniyor. PKK’ye sızan ajanlar üzerinden ilişki kurarak PKK’yi denetime almak istemişlerdir. Veli Küçük, bu kişileri kastederek, ‘örgüte hâkim olduğu ve kendi denetimlerinde olduğu’ yönünde beyanlarda bulunmuştur. Bunlardan önce MİT eliyle harekete sızıp denetim altına almak istediler, Pilot Necati, Kesire gibi. Pilot Necati öldü mü yaşadı mı, uçak kazasında öldüğünü duymuştum. Kesire MİT’ten mi tam bilemiyorum ama babası Ali Yıldırım onlarla bağlantılı. Kesire daha sonra biriyle anlaşıp gitti, bize karşı hareket etti. Yine o dönemde Av. Hüseyin Yıldırım geldi, konuştu, bir şeyler geveledi. Bunlar adına hareket ediyordu. Örgütü ele geçirmek için akla hayale sığmayacak yol ve yöntemler denediler. Hatta kadınları erkeklerle, erkekleri de kadınlarla düşürmeye çalıştılar, bunda bir miktar da başarılı oldular. Esas hedefleri örgütü tam anlamıyla ele geçirmekti. O dönem PKK’ye karşı mücadele yürüten bazı örgütler vardı. İşte KUK, KAWA, STERKA SOR gibi örgütler vardı. Bu örgütler üzerinden PKK’ye hâkim olmaya çalışıyorlardı. Haki Karer’i Alaattin Kaplan eliyle şehit ettiler. Bu olaydan sonra bu adamı takip ettirdim. Onlarla bağlantılı çalıştığı sonucuna vardım.”

BİNLERCE İNSANI ÖLDÜRDÜLER
“Planlarının başında, beni tasfiye etmek geliyordu” diyen Öcalan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ancak Suriye güvenlik sisteminin olmasının yanında benim çok dikkatli ve disiplinli hareket etmem de bu durumu engellemiştir. Beni öldürseler bile örgüte tam hâkim olamayacaklarını anladıkları için beni etkisizleştirip etrafımdaki bana bağlı dürüst kadroları tasfiyeye yöneldiler. Tuncay Güney, bir itirafçının ifadesine dayanarak ‘biz o dönemde Öcalan’ı öldürebilirdik ancak örgüte tam anlamıyla hâkim olamayacağımız için bunu yapmadık’ demiş. Bu doğru olabilir. Benim çevremdeki çok değerli kadroları infaz ettiler.

Daha sonra ‘90’ların başında planlamadığım, benim aklıma gelmeyecek, talimatım dışında ve bizi çok zor durumda bırakmak için bu kamuoyuna yansıyan çoluk çocuk, kadın-yaşlıların öldürüldüğü bir dizi eylemlere giriştiler. Bu eylemlerin amacı bizi halkın gözünden düşürmekti. Önceleri bize yakın şimdi bize düşman olan Hakkârili bir aşiret vardı, bunların en değerli oğlunu çağırtıp öldürüyorlar. Aşiret bize cephe aldı. Bununla beraber korkunç vahşi birçok cinayetler işlediler. Yine bunların uzantıları de benzer şeyler yaptılar. Bunlar ‘gördüğünüzü vurun’ talimatı almışlardı. Sonrasında Hizbullah eliyle bu cinayetleri devam ettirdiler. Hatta bu örgüt mensupları kendi içlerinde bile birbirlerini öldürdüler. Tabi Adıyaman’daki Menzil ordan geçti zaten. Binlerce dürüst insan öldürüldü. Musa Anter, Vedat Aydın, Behçet Cantürk cinayetleri bunların eliyle yaptırılmıştır. Bunlar sınırsız yetkilerle donatılmıştı. Şemdin, Sait Çürükkayaların etkin olduğu dönemde Bingöl, Muş, Diyarbakır üçgeninde birçok cinayetler işlendi. Diyarbakır’da birçok hain ve işbirlikçi bulmak da mümkündür. Almanya 15 Ağustos Atılımı’ndan sonra örgüte yönelik politikalar geliştirmeye başladı. Amacı örgütü kendi denetimi altına almaya çalışmaktı. Yine Katılım Partisi, Hak Par gibi partiler Avrupa’da karar verilip oluşturulan partilerdir. Yerimize doğacak boşlukta kullanılmak üzere hazır edilmişlerdir. Hak Par Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmadı, bu da manidardır.”

ASIL ERGENEKON DURUYOR
Asıl Ergenekon’un tasfiye edilmediğini belirten Abdullah Öcalan, “Barzani ve Talabani’nin de benzer şekilde örgütü denetimine alma girişimleri olmuştur. Her fırsattan istifade etmeye çalışmışlardır. Barzani’nin bunlarla 1946’ya kadar giden ilişkileri var. Talabani daha sonradır, 1970’lerden sonra etkili olmaya başlamıştır. Sami Abdurrahman vardı. Talabani öyle söylendiği gibi büyük bir politikacı değildir. PKK’nin 20-30 yıllık mücadelesinin ortaya çıkardığı değerler üzerinden kendilerine çıkar sağlıyorlar. Bizden sonrası için Barzani ve Talabani hazırlanmıştı. Hareketi denetime alma önce MİT eliyle yürütüldü, MİT başarılı olamadı daha sonra JİTEM’i devreye soktular. Kendi iç çatışmalarından dolayı Ersever’i öldürdüler. Eşref Bitlis cinayeti de bununla bağlantılıdır. JİTEM’den sonra Ergenekon’u devreye soktular. Bunlar başarılı olamayınca, daha sonra CİA ve MOSSAD devreye girerek İmralı’ya getirildim. ‘99’ların sonu ve 2000’lerin başlarında benim İmralı’ya getirilmemle bunların işi bitti. Tuncay Güney, ifadelerinde; Veli Küçük’ün ben İmralı’ya getirildiğimde üzüldüğünü belirtiyor. Çünkü kendisine artık ihtiyaç duyulmayacaktı, İmralı’yla birlikte artık yetki ve karar CİA-MOSSAD-MİT’e geçmişti. ABD, komplo sürecinde Avrupa ve Yunanistan’ın yanında Rusya’yı da satın almıştı. Karşılığında da halen tartışılıyor Mavi Akım Projesi, IMF kredileri verilmişti. Şu anki Ergenekon tutukluları işi bitmiş, deşifre olmuş olanlardır. Elbette devlet bu örgütün yerine yeni bir yapı oluşturacaktır. Bu nispeten hukuka bağlı bir yapı olacak. Çünkü Ergenekon’da sınırsız yetki ve hukuk tanımazlık vardı. Tasfiye edilmeye çalışılan Veli Küçük’ün JİTEM’idir, asıl Ergenekon duruyor, yeni bir yapılanma geliştiriliyor” dedi.

HÜKÜMETLE UZLAŞMA EMARELERİ VAR
Öcalan, Ergenekon konusundaki değerlendirmelerini şöyle tamamladı: “Ancak şunu da belirtmek istiyorum; Ergenekoncularla Hükümetin uzlaşabileceğine dair emareler var, ancak henüz netleşmiş değil. Kısa bir süre sonra bunlar açığa çıkabilir. Çok fazla içeride kalacaklarını zannetmiyorum. Ergenekon’a yapılan müdahale bir demokrasi hamlesi değildir. Yerine yeni bir yapı oluşturularak sonlandırılacak bir süreçtir. Eğer bir demokrasi hamlesi olsaydı, benim buradaki durumuma da yansıyacaktı. Şu anda benim buradaki durumumda bir değişiklik yoktur. Devletle herhangi bir anlaşma ya da uzlaşmam yoktur. Herkes, halkımız bunu böyle bilsin. Herkes, demokratik mücadelesine devam etmelidir. Bu konuda ben de üstüme düşeni yaparım.”

AKP İRADESİZ BİR PARTİ
AKP’nin iradesiz bir parti olduğunu belirten KCK Önderi, “AKP, şu an iktidar değil, iradesi yok, isterlerse AKP’ye 24 saat içinde müdahale edebilirler. AKP, tüccar mantığıyla hareket etmeye devam ediyor. Deveyi hamuduyla yutmaya çalışıyor. Süreci de yuvarlanarak götürmeye, göstermelik paketlerle ömrünü uzatmaya çalışıyor. Holdinglerin başlarındaki kişiler özel olarak seçilmiş kişilerdir, aynı zamanda birbirleriyle irtibatlıdırlar ve tabana karşı dini kullanmaktadırlar. Cemaatler ve tarikatlar şeklinde örgütleniyorlar. Cemaat derken sadece dini cemaatleri kastetmiyorum. Eski ülkü ocağı gibi yapılanmalar da söz konusu. Halkın da bütün bu olan bitenden ne yazık ki haberi yok. Kürtleri sosyal yardım, mikro-makro kredilerlerle kandırarak denetiminde tutmaya çalışıyorlar. Kredi almayın demiyorum ama halkın asgari temel haklarını, demokratik taleplerini göz ardı etmesinler. ABD, 1946 yılına kadar laik-milliyetçiliği kullanarak denetimini sürdürdü. ‘46’dan sonra ise İslam milliyetçiliğini destekledi. Yanlış anlaşılmasın halkın geleneksel İslam anlayışına, inancına ve laikliğe saygılıyım ama laik-faşizme ve siyasal İslam’a karşıyım, siyasal İslam faşizmdir. Yeşil Kuşak ABD projesidir; Afganistan, El Kaide ve Ilımlı İslam ABD politikalarının ürünüdür” diye konuştu.

İRAN KENDİ SONUNU HAZIRLIYOR
İran’ın mevcut politikalarının kendi sonunu getireceğini söyleyen Öcalan, “İran’da idamla yargılanan arkadaşları destekliyorum. Yanlarındayım. İdam olsa bile bunu metanetle karşılamalılar. İran da bu tür politikalarına devam ederse kendi sonunu hazırlayacak, sonunu getirecek. Bu İran’ın sonu olur. Ahmedinejad, bu politikalarıyla Amerika’ya hizmet ediyor. O bölgede yaşayan halkımızın hayati tehlikesi olanlar Irak sınırına yakın Bradost bölgesine yerleşebilirler. Bu durum Irak-Şengal’deki Êzidîler için de geçerlidir. Bir bütün olarak yerlerini yurtlarını terk etsinler demiyorum, durumu kritik olanlar oraya gidebilirler. Diğerleri de gerekli savunma tedbirlerini alıp, geliştirebilirler. Daha önce Êzidîlerin bir katliamla karşılaşabileceklerini belirtmiştim, bu tür durumlara karşı tedbirli olmalıdırlar. Ben devlet yetkililerine sesleniyorum, umarım aklı selim davranırlar, diyalog ve demokratik çözümü geliştirirler. Ben çözüm için elimden geleni yaptım yapmaya çalışacağım. Ama ben buradayım bu nedenle hareket kabiliyetim kısıtlı, buna rağmen elimden geleni yapmaya çalışıyorum” dedi.
Finans Kapital anlayışının çok tehlike olduğunu belirten Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: “Finans Kapital anlayışı, çok tehlikeli bir anlayıştır. Bu anlayış yer, kurutur, tüketir, soyup, soğana çevirir. Yer altı yer üstü kaynaklarını yok ettiler, doğayı tahrip ettiler, çevreyi yok ettiler, yerin altını üstüne getirdiler. Bu anlayışa karşı çıkmak elbette mümkün. Bu sömürü sistemi son altmış yıldır hatta bin yıldır devam ediyor. Bu anlayışın panzehiri savunmalarımda yer alıyor, savunmalarımda bu konudaki somut önerilerimi sunmuştum.”

ASGARİ MÜŞTEREKLERDE BİRLEŞİLEBİLİR
KCK Önderi Öcalan, çatı partisine ilişkin de şunları belirtti: “Çatı partisinin olması önemlidir. Sol’la, demokratik çevrelerle bir araya gelinmesi şarttır. Bütünlük kurulması gereklidir. Bunun için bir araya gelinmesi şarttır. Asgari müştereklerde birleşilebilir. Sol ve demokratik tüm güçlerin DTP ile bir araya gelip birlik kurması çok önemlidir, hayati değerdedir. Bu, şu aşamada Türklükten de Kürtlükten de önemlidir, ekmek su kadar önemlidir. Nasıl ki havasız susuz yaşanmıyorsa, demokratik birliksiz de yaşanmaz. Benim Çatı Partisi ve birlik önerilerim ile diğer önerilerim Afrika ve Latin Amerika ve dünyanın her yeri için de geçerlidir, uygulanabilir. Ben bütün kültürlere saygılıyım. Türk kültürüne de Kürt kültürüne ve diğer tüm kültürlere saygılıyım. Bu kültürler demokratik ilkeler etrafında bir araya gelmelidir. Diyarbakır’a çok önemli bir rol düşüyor. Birliğini bütünlüğünü açıkça ortaya koymalıdır. Diyarbakır halkına bu vesileyle selamlarımı iletiyorum.” ANF/İSTANBUL

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Hewler’de terörist bir eylem düzenlemek isteyen bir kadın intihar eylemcisi yakalandı

HEWLER’DE İNTİHAR SALDIRISI HAZIRLIĞI İÇİNDE OLAN 17 YAŞINDAKİ BİR KADIN İNTİHAR EYLEMCİSİ ETKSİZ HALE GETİRİLDİ

Kürdistan Bölgesi Güvenlik Ajansı Parastina

PNA-Kürdistan Güvenlik Ajansı, Hewler’de terörist bir eylem düzenlemek isteyen bir kadın intihar eylemcisinin yakalandığını bildirdi.

Kürdistan Bölgesi Güvenlik Ajansı tarafından konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamda, başkent Hewler’de terörist bir eylem düzenlemek isteyen bir kadın intihar eylemcisinin yakalandığı bildirildi.

Açıklamda, Kürdistan halkı düşmanlarının bir defa daha Kürdistan halkına zarar vermek için eylem hazırlığına girdiği ancak eylemin  ve eylemcinin Kürdistan Bölgesi  Güvenlik Ajansı  Birimileri tarafıdan etkisiz  hale getirildiği belirtildi.

Açıklamada, kadın intihar eylemcisinin sözde Irak İslam Devleti adlı terör örgütüne  mensup olduğu belirtildi.

Kadın intihar  eylemcisinin 17 yaşında ve Bağdat nüfusuna kayıtlı olduğu belirtildi.

Açıklamada, adı Dua Hamit İbrahim olduğu belirtilen kadın intihar eylemcisinin  beraberindeki  6 Kg patlayıcıyla etkisiz  hale getirildiği belirtildi.

 

Kürdistan - KERKÜK…90 KG TNT BOMBASI ELE GEÇİRİLDİ.    

6-Sep-08 [16:10]PNA-Kekük’te 90 Kg TNT bomasının ele geçirildiği bildirildi.

Kekük polisi, Kerkük’ün güneybatısında düzenlenen bir operasyonda 90 kg TNT bombasının ele geçirildiğini bildirdi.

Operasyonun bugün düzenlendiğini söyleyen Kerkük ve Kazaları emniyet sorumlusu Serhat, operasyonun Havice ve Ryaz arasında bulunan Vuşiha köyünde düzenlendiğini ve operasyon sırasında 90 Kg TNT bobasının bulunduğunu bildiridi.

 

Benzer Haberler