Türkiye'nin asimilasyon politikaları 3

Türkiye'nin asimilasyon politikaları 1-2

asimililasyon_politikalari 'Kendilerini Kürt sananların dağlı Türkler olup, menşelerinin Turani olduğu tezi ile de tezada düşülmüştür. Doğulu münevverler arasında, münakaşayi mucip olan ve ayrılık taraftarlarına tutamak veren bu hata, derhal tashih edilmelidir'
Çarpıcı asimilasyon raporları
Özellikle Kürtlerin asimilasyonu ile ilgili Cumhuriyet hükümetlerine, bu konuda görevlendirilen yetkililerce onlarca rapor sunuldu. Bu raporların bazılarından en çarpıcı bölümleri aktaracağız.
Kazım Karabekir Paşa'nın CHP hükümetine sunduğu Kürt Raporu'ndan:
kazim_karabekir_pasa Kürtleri bize bağlayan yegane bağ, dini kuvvet idi...
Kürdistan'da yol yoktur. Kürdistan'da tarım ve sanayi yoktur... Yönetim ve yargı yetersizdir. Kürtleri öylece bırakıp, sadece askere almak demek, düşmanlarımıza propaganda alanı açmak demektir. Öncelikle yol, köprü ve okul yapmak; tarım reformu gerçekleştirerek Kürdistan'da inşa faaliyeti başlatmak gerekir.
Kürtlük, zayıf anımızda kışkırtılıp hem kendilerini hem de bizi mahv edebileceğinden, (yönetim) Türk kanalı açarak Kürdistan'ı üç kısma bölmelidir. Şöyle ki;
1) Kuzeyden güneye doğru Hasankale-Malazgirt-Bitlis-Siirt-Cizre
2) Erzincan-Pülümür-Nazmiye-Palu-Ergani-Diyarbekir-Mardin
3) Doğudan Batıya Karaköse-Malazgirt-Muş-Genç-Palu
4) Siirt-Diyarbekir yani Dicle boyu. En önemlisi (açılan bu kanallarda) Malazgirt ve Nazmiye bölgelerine Türk köyleri yerleştirilmeli.
Ayrıca bölgede kuvvetli bir idare kurmak, isyanı bastırmada her türlü fedakarlığa katlanmak gerekir. (Bulut, 1998: 159-160)
İnönü: Erzincan Kürt merkezi olursa, Kürdistan'ın kurulmasından korkarım
ismet_inonu Başbakan ve devlet başkanı olan İsmet İnönü'nün Karadeniz, Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da yaptığı incelemenin ardından hazırlayarak Bakanlar Kurulu'na sunduğu Kürt Raporu'ndan bazı başlıklar: 'En mühimi Kürt meselesidir' diyen İnönü, raporunun genel görüş ve teşhisler bölümüne şöyle başlıyor:
'Samsun-Sivas hattını dışarıda bırakırsak bu hattın doğusunda bulunan ülke düzü Türkiye'nin yarısını geçiyor, nüfusu Türkiye'nin üçte birini oluşturuyor...
Fazla olarak Doğu illeri dört hududun siyasal ihtimallerine ve en mühimi, Kürt meselesine de maruzdurlar. Bunun için doğu illerimize esaslı ve devamlı bir programla girerek burasını yalnız gailesiz (sıkıntısız) değil, hatta verimli bir hale getirmek lazımdır.
'Kürt halkının içine nüfuz edebilmek için, sıtma ve trahomdan kırılan insanlara, seyyar sağlık ekipleri gönderelim.'
'Kürt merkezlerine seyyar doktorlarla girmek etkili olacaktır.'
'Diyarbakır, kuvvetli bir Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır... Halkevi faaliyeti hevesli ve çok geliştirilebilir.'
'260 bin nüfuslu Mardin'de hemen hiç Türk yoktur. İyi olan, merkez ve Midyat gibi yerlerin Türklüğe hevesli olmalarıdır. Buralarda herkesi yeni Türk soyadlarıyla kaynaşmaya arzulu buldum.'
'Siirt, Türklüğe hevesli bir Arap şehridir... Tamamen Kürtlerle dolu olan Siirt vilayetinde ...halkın içine girmek... önemli bir iştir.'
'Erzurum'un kalkınmasını temin edebilirsek, kuzeyde sınıra karşı ve içeride Kürtlüğe karşı sağlam bir Türk merkezini yeniden kurmuş oluruz.'
'Erzurum, sağlam bir Türk merkezi olmalıdır.'
'Van, Muş, Erzincan ve Elazığ'da acele Türk kütleleri oluşturmalıyız.'
'Erzincan Kürt merkezi olursa, Kürdistan'ın kurulmasından korkarım.'
'Türkler ve Kürtleri ayrı ayrı okutmakta yarar yoktur. İlk tahsili birlikte yapmalılar. Bu, Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır.' (Bulut, 1998:162,163; Öztürk, 2004: 45-86)
'Dersim'li okşanmakla kazanılmaz'
usaka_surgun_dersimli_kurtler Dersim'i Kürtlüğün merkezi ve bir çıban başı olarak gören devlet yetkilileri, Dersim'in Türkleştirilmesi için de onlarca rapor hazırladı. Bunlardan biri de Genelkurmay Başkanlığı'nın hazırladığı rapordur. Dersim hakkında 'Büyük Erkanı Harbiye'ce CHP hükümetine verilen Kürt Raporu'ndan bazı çarpıcı bölümler:
Binaenaleyh ıslahın ilk safhası:
A-Anayolların inşası
B-Silahların toplanması
C-Reislerin, bey ve ağaların, seyitlerin bir daha gelmemek üzere Garbi Anadolu'ya nakli.
D-Reisler alındıktan sonra halkın da en şerir olanlarının Dersim'den çok uzak olan ovalara sevki ve öz Türk köyleri içerisinde dağıtılması. Dersim'de kalacak olanları da reislerden istirdat olunacak araziye bağlamak teşkil eder.
Bu tedbirlerden sonra Dersim'de:
A-Asayiş için bir dağ livası bulundurulması,
B-İcap eden yerlerde Blok havuzlar yapılması,
C-İdari teşkilatı yeniden tanzim ve ıslah,
D-Yerli memurların kamilen çıkarılması, Dersim'e en iyi memurların tayini,
E-Yüksek idare memurlarına adeta koloni idarelerindeki salahiyetin verilmesi,
F-Propagandaya kuvvet verilmesi ve Türklüğün telkini,
G- Kürtçe yerine Türk dilinin ikamesi için ilmi ve idari tedbirlerin alınması.
Büyük kız çocuklarının okutulması. Hülasa:
1-Dersim'de bugünkü vaziyetin idamesi tehlikelidir. Bu vaziyet Dersimlinin maneviyatını takviye etmektedir.
2-Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Müsellah kuvvenin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder.
3-Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı, Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mahzar kılınmalıdır.' (Jandarma Genel Komutanlığı'nın Raporu, 2000: 181-184)
Celal Bayar'ın Şark Raporu:
celal_bayar_ataturk İktisat Vekili Celal Bayar'ın Aralık 1936 tarihinde 'Gayet mahrem ve zata mahsustur' yazısı bulunan, Başvekil İsmet İnönü'ye sunduğu Kürt Raporu'ndan bazı bölümler:
'Doğu illeri bizim rejimimize gelinciye kadar kati bir tarzda hakimiyetimiz altına girmemiştir.'
'Doğu'da, bugün için dahi, tamamen yerleştiğimiz iddia olunamaz. Dayanacağımız en mühim kuvvet, ordumuz ve jandarmamızdır.'
'Doğu illerinde hakimiyet ve idare bakımından göze çarpan açık bir hakikat vardır: Şeyh Sait ve Ağrı İsyanlarından sonra Türklük ve Kürtlük ihtirası, karşılıklı şahlanmıştır. İsyan edenleri cezalandırmak için şiddetin manası, anlaşılır ve yerindedir.'
'Kendilerine, yabancı bir unsur oldukları resmi ağızlardan da ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek netice, bir tepkiden ibaret olabilir. Bugün, Kürt diye, bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniyor. Ve daha doğrusu bu kısım vatandaşlar hakkında ne gibi bir sistem takip edileceği idare memurlarınca açık olarak bilinmiyor. Bunu bir sisteme bağlayarak, kendilerine açık talimat verilmesini, çok yerinde ve faydalı bir tedbir olarak görmekteyim.'
'Vaktiyle bazı ağır yanlışlıklar yapılmıştır. Mesela Artvin'den Yozgat'a nakil edilen bütün bir halk kütlesi, Türkçe konuştukları ve halis Türk oldukları anlaşıldıktan ve mühim kayıplar verdikten sonra tekrar eski yerlerine iade edilmişlerdir. Bu gibi hataların tekrarlanacağına ihtimal vermiyorum. Özetle mütegallitenin, aileleriyle beraber yerlerini değiştirmek esaslı ve iyi bir politikadır.' (Bayramoğlu, 2006: 63-65)
Devletin Bölge'ye uygulayacağı kalkınma program esasları
Ecevit'in Gizli Arşivi'nden çıkanlar: 27 Mayıs 1960'ta iktidara el koyan askerler, 1961 yılında Devlet Planlama Teşkilatı bünyesinde bir 'Doğu Grubu' tesis etmişlerdir. Bu grup bir dokümantasyon merkezi kurarak Bölge'yle ilgili ne bilgi varsa topladı ve 'bölgenin nüfus strüktürünü değiştirme ve asimilasyon bakımından' gerekli politikaları saptadı. Olası bir Kürt sorununa karşı alınacak önlemleri Gürsel Kabinesi'ne sundu. Gürsel Kabinesi hazırlanan raporu 18 Nisan'da görüştü ve kabul etti. Yayımladığı kararnameyle de bakanlıklara fiiliyata geçirilmesini istedi. Politika Daire Başkanı Kurmay Albay Haşim Tosun imzasıyla hükümete gönderilen rapordan çarpıcı bölümler:
A. Prensipler:
3. Türk Devletinin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi'nde takip edeceği politikada devamlılık yurt bütünlüğünü koruma görevinin yerine getirilmesinin başlıca şartıdır. Bu bakımdan bu politikanın ana prensiplerinin tespiti ve hükümetlerin bunlar çerçevesi içinde hareket etmesinin sağlanması gerekir.
B. Tedbirler:
Devlet politikasının ana prensiplerinin tespiti için ana yoldan yürümek icap eder:
a) Bölgedeki bütün unsurların mevcut düzene bağlılığını devam ettirme ve arttırmak tedbirleri.
2. Özel Kalkınma Planları:
Bunlardan ele alınması gereken konular şunlar olacaktır:
a) Bölgede gelirin artmasını ve iyi dağılmasını sağlamak.
b) İktisadi tedbirler yoluyla ve belli esaslara göre, bölgeye diğer bölgelerden nüfus çekmek veya bölge nüfusunun bir kısmını, yine iktisadi teşvik tedbirleriyle, diğer bölgelere göndermek suretiyle, bölgenin nüfus kompozisyonunu değiştirmek.
c) İktisadi faaliyetlerin düzenlenmesinde ve eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerin yerine getirilmesinde, sosyolojik ve antropolojik araştırmalara dayanılarak, temsili (asimilasyonu) sağlanacak esaslara uymak.
d) Yine sosyolojik ve antropolojik araştırmalara dayanarak, bölgenin sosyal yapısını, temsili (asimilasyonu) sağlayacak bir yönde değiştirmek.
Doğu Grubu'nun çalışma alanları:
1. Muhaceret, İskan ve Toprak İşleri:
a. Acil işler:
1) Halihazır iskan kanunu ve tatbikatı, tespit edilen politika ihtiyaçlarını karşılayacak ve asimilasyon temin edecek şekilde ve ilmi olarak incelenmeli ve icabında tadil edilmelidir.
2) Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü, Türk lehine çevirmek için, Bölgelerindeki iktisadi şartların zorluğu karşısında, başka taraflara hicrete mecbur kalan, Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, bölgedeki kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik ve bu hicreti finanse ederek, memleketin Türk çocuğu bulunan yerlerine iskan etmek işini planlamak üzere Bakanlıklar arası bir heyete:
a) Genelkurmayca tespit edilecek stratejik istikametler üzerindeki, iskanı müsait bölgeleri göz önünde tutarak,
b) Türkiye'de kendilerini Kürt sananlarla İran ve Irak'taki Kürtlerin irtibatlarını kesme bakımından, bölgeyi, kendilerini Kürt sananların çoğunluğunu dağıtmak üzere, sistemli bir şekilde bölecek, iskan sahalarını ayırmak,
c) Bu bölgelere birer iskan öncelik sırası vermek,
Maarif işler:
a. Acil İşler:
1) Halen yapılmakta olan halk eğitim faaliyeti içine, Doğu Bölgesi halkının okutulmasını geniş mikyasta almak,
2) Bulunduğu bölge içinde birer medeniyet mihrakı olacak olan bölge okullarının açılmasını planlamak,
6) Doğuda vazife alan öğretmenlere, vilayetlerce devlet politikasını kısa bir seminer ile açıklamak,
8) Öğretmen okullarında, çok geri kalmış bölgelerimiz ve bilhassa Doğu Bölgemiz halkının, Türk çoğunlukla kaynaştırılması ve devlete inandırılması usullerini öğretmek ve genç öğretmen namzetlerine, Türk milliyetçiliğinin esasını aşılamak,
b. Uzun Vadeli İşler:
1) Planlanan bölge okulları, köy okulları ve meslek okullarının gerektiği zamanlar faaliyete geçirilmesi,
2) Kız ve erkek misyoner yetiştirilmesi ve bunun için hususi müessese kurulması,
3) Halk okuma odaları açmak ve bunların maksada uygun neşriyatla beslenmesi,
4) Bölge halkından kabiliyetli ve küçükten asimile edilen gençlere, yüksek tahsil imkanları sağlanması,
9. Akademik işler:
a. Acil İşler:
1) Bir üniversiteye bağlı olarak, derhal bir Türkoloji Enstitüsü kurularak
a. Kendini Kürt sananların menşelerinin Türk olduğu ispat olunarak yayınlanmalı,
b. Doğu'nun Türk tarihi yazılarak neşredilmeli,
2) İslam Ansiklopedisi, Rus alim ve politikacısı Minovski'nin tarafgirane bir surette, kendilerini Kürt sananların menşeinin İrani olduğunu iddia eden yazısını alarak, kendilerini Kürt sananlar kısmında neşretmekle, Lozan'da delegelere kabul ettirilen, kendilerini Kürt sananların dağlı Türkler olup, menşelerinin Turani olduğu tezi ile de tezada düşülmüştür. Doğulu münevverler arasında, münakaşayi mucip olan ve ayrılık taraftarlarına tutamak veren bu hata, derhal tashih edilmelidir.
b. Uzun Vadeli İşler:
1) Kendilerini Kürt sananların, menşelerinin Turani kavimlere dayandığı hakkında, çeşitli yönlerden arayışlar yapılmaya ve neticeleri, türlü neşir vasıtalarıyla yayılmaya devam olunmalıdır.' (Akar, Dündar, 2008: 92-103)
MGK'nın Kürt Raporu:
devlet_mgk_toplanti 'Sorun 'Coğrafi' değil, 'etnik'tir', diyen Milli Güvenlik Kurulu'nun raporundan bazı bölümler:
Kürtçe eğitim gibi kültürel özerkliğe yönelik tedbirlere gerek yoktur.
Bölge'de yatılı ilköğretim okulları açılmalı. Çocukların eğitimine biran evvel başlanmalı.
Bu okullarda Türk kimliğini geliştirecek ders programları uygulanmalı. Bu amaçla müfredat yeniden gözden geçirilmeli. Bölge okullarında Türk kültür ve kimliğini öne çıkartan dersler ağırlık kazanmalı.
Hiç vakit geçirmeden yerleşim yerlerinin toplulaştırılması uygulanmasına başlanmalı.
Nüfus planlaması, çok önemli bir konu olarak değerlendirilmeli. (Bulut, 1998: 239, 240)
Görüldüğü gibi Milli Güvenlik Kurulu'nun Kürt Raporu oldukça çarpıcıdır. Daha önce devletçe Kürt sorunu kabul edilmediği, sorunun ekonomik olduğu ve Kürtlerin de Türk olduğu iddia edildiği halde, hazırlanan raporlarda sorun açıkça 'etnik' olarak değerlendirilmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Gizli Eylem Planı:
AKP hükümeti, Türkiye'yi çağdaş ülkeler gibi demokratikleştirip Avrupa Birliği'ne sokacağı vaadiyle iktidara geldi. Demokrasiye, insan haklarına ve barışa susayan Kürtlerin büyük desteğini aldı. İktidara yerleştikten sonra ise bütün demokratikleştirme vaatlerini unuttu; o da diğer hükümetler gibi şiddet yolunu seçti ve Kürt sorununu askere havale etti. Uygulamalarıyla da devletin yüzyıllık 'asimilasyon ve yok etme' politikasını devam ettirdi. Yıl 2008: Ve işte AKP'nin Gizli Eylem Planı...
GÜLÇİÇEK GÜNEL TEKİN- www.gundemonline.org
Eğitimci-Araştırmacı Yazar

YARIN:
Eylem planı ve uygulanacak tedbirler
Çıkarılan bütün kanunların ruhu asimilasyon ve kolonizasyondur
Yatılı Okullar birer 'devşirme' okullarıdır

Türkiye'nin asimilasyon politikaları 2
Türkiye'nin asimilasyon politikaları 1

Kürtçe seferberliği için meydanlara

 tzpkurdi_anadil_mitingi1_b

Kürtler için stratejik bir öğe: Kürt dili 

Bir ulusun ortak onuru, kimliği ve varlık gerekçesi olan bir dil için mücadele edenler, insanlığın en kutsal değerleri için tarihi düzeyde mücadele ettiklerini asla unutmamalıdırlar
Unutulmamalı ki, anadil, yalnızca birkaç bireyin, aydının, akademisyenin, dilbilimcinin, kurumun, çevrenin ya da hareketin 'tekeline, sorumluluğuna, inisiyatifine' terk edilmeyecek kadar toplumsal bir olgudur
Her yerde Kürt dil toplulukları, Kürt dil yapıları oluşturulmalıdır. Her sokak, mahalle, köy ve şehirde, Kürt dil komları (grupları) ve meclisleri oluşturulmalıdır. Her Kürt evi bir Kürt dil okuluna dönüşmelidir
Anadile ilişkin, başta dilbilimciler tarafından olmak üzere, bugüne kadar binlerce eser yayınlandı, binlerce şey söylendi. Anadilin, birey, ulus, toplum ve insanlık açısından neler ifade ettiği, evrensel ilkeler ve bilimin temel ilkeleri ışığında, tüm ayrıntılarıyla ortaya konuldu. Elbette ki bundan 'artık anadilin önemi ve gerekliliği konusunda bir şeyler söylemeye gerek yok' anlamı çıkmamalı. Tam aksine anadil üzerine yazılan ve söylenen her şey, yapılan her değerlendirme, kendisini doğrudan ilgilendiren toplumun en ücra köşesine kadar aktarılmalı, tüm topluma mal edilmelidir.
Unutulmamalı ki, anadil, yalnızca birkaç bireyin, aydının, akademisyenin, dilbilimcinin, kurumun, çevrenin ya da hareketin 'tekeline, sorumluluğuna, inisiyatifine' terk edilmeyecek kadar toplumsal bir olgudur. Bundan dolayıdır ki, bir anadil yaşatılıp, yarınlara taşırılmak isteniyorsa, sınıf, cins, katman, düşünce, inanç gözetmeksizin toplumun her alanında gündemleştirilip, tüm toplum tarafından sahiplenme düzeyine getirilmelidir.

Kürtçe Yukarıda dile getirdiğimiz gerçeklik ışığında, egemen-tekçi devlet sisteminin, Kürt dilini -dolayısıyla Kürt kimliğini- ortadan kaldırma ve asimile etme politikalarını stratejik düzeyde ele aldığı, aklı başında vicdan sahibi herkes tarafından bilinmektedir. O zaman, bir halk, ulus, toplum adına her şeyi ile mücadele etme durumunda olan bir demokrasi ve özgürlük hareketinin, Kürt varlığının ve kimliğinin her açıdan tanınmasının belirleyici öğesi olan Kürt dilini stratejik düzeyde ele alması, bunu tüm Kürt kurumların, çevrelerinin ve toplumunun vazgeçilmez, sürekli ve başat gündemine alması kaçınılmazdır, bir zorunluluktur. Ki şu an itibariyle de var olan yaklaşım da budur.

Bir yandan, 'ulusal intihar' anlamına gelen ve inkar-asimilasyon politikalarının bir sonucu olan oto-asimilasyona karşı büyük bir direniş ve mücadele içerisinde olan Kürtler, diğer yandan Kürt dilini, dolayısıyla Kürt kimliğini inkar ve asimilasyon politikalarına 'yeter artık' deme vaktinin geldiğini haykırmaktadırlar. Hem de her yerde ve her düzeyde. Kürtler artık, egemen sömürgeci ve inkarcı devlet politikalarının Kürt dilini ve ulusal değerlerini asimile etme ve ortadan kaldırma umutlarını kırmada her zamanınkinden daha kararlı, iradeli ve inançlı bir düzeyi yaşamaktadırlar.
İnkar ve asimilasyon sürüyor
Devletin Kürtler üzerindeki politikaları çok derin ve kapsamlı değerlendirildiğinde, çok açık ve net bir şekilde görülecektir ki, Kürt dili ve kimliği üzerindeki inkar, asimilasyon ve baskı halen -hem de daha hızlı ve kapsamlı- sürmektedir. İnkar, asimilasyon ve baskı politikaları yalnızca şekil, yol, yöntem ve araç değiştirmiştir.
Kürtlerin varlık gerekçesi olan Kürt dilinin, kimliğinin ve dolayısıyla Kürtlerin ortadan kaldırılıp 'başkalaşması-ötekileşmesi-Türkleşmesi' için tüm 'çağdışı, modern ve post-modern' yol ve yöntemler denenmektedir. Bunu görmemek için 'ya kara cahil, aptal, ya kör, sağır ya da Kürt düşmanı' olmak lazım. Bunlar çok etraflıca bilindiği için burada değinmeyeceğiz. Biz Kürtler için şu an gündemde olması gereken, Kürt halkının, devletin bu inkar ve asimilasyoncu politikalarına karşı, bugüne kadar geliştirdiği büyük özgürlük ve demokrasi mücadelesinin, Kürt dil cephesinde hangi aşamada olduğu ve bundan sonra nasıl bir seyir izlemesi gerektiğidir.

kurtce_icin_yuruyus_amed

Tarihi bir konferans
İnsanlık uygarlığının baş kentlerinden olan Amed'de (Diyarbakır) Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin, bin bir emek ve bedelle yarattığı, kuruluşunu 2006 Newroz'unda resmen ilan eden Kürt Dil ve Eğitim Hareketi TZPKurdî'nin 27-28. 2008 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu 2. Konferans'ında, Kürt dilini koruma ve geliştirmeye yönelik daha önce belirlemiş olduğu stratejik düzeydeki politikalar, daha da somut ifadeler kazanıp, kalıcı bir düzeye gelerek, belli bir programatik düzleme oturdu.
'ÊDÎ BES E, EM BI ZIMAN XWE PERWERDEHIYÊ DIXWAZIN' (YETER ARTIK, ANADİLİMİZDE EĞİTİM İSTİYORUZ) şiarı ile gerçekleştirilen konferans; Kürt dili için tarihsel nitelikte bazı kararlaşmalara giderek, özellikle Kürt dil mücadelesinin artık tamamen meydanlara taşınacağının inanç ve iradesini beyan etti. Beraberinde yeni bir sürecin başlamasını getiren bu beyan, Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadele tarihinde elde ettiği ve diğer tüm kazanımlara büyük bir ivme kazandıracak en somut kazanımlarından biridir.
Stratejik bir önem arz eden, yürütülen tartışmalar, yapılan değerlendirmeler ve aldığı sonuçlar itibariyle de oldukça nitelikli ve tarihi olan konferans; Kürt Özgürlük Hareketi'nin bir kazanımı olan Kürt Dil ve Eğitim Hareketi'nin pratik öncülüğünde, yüksek bir inanç ve güçlü bir irade ile, yaşamın olduğu her alanda oto-asimilasyon ve asimilasyona karşı Kürt dilini koruma ve geliştirme mücadelesinin, ulusal seferberlik ruhu ile yükseltilmesi, kararlılığını haykırmıştır.
Kürt dilinin statüsü
Konferans ayrıca, 'statüsüz bir ulusun, ya da toplumun geleceği karanlıktır' gerçekliğinden yola çıkarak, 'Kürt dil sorunun çözümü için Kürt sorununun çözülmesi gerekmektedir. Türkiye Kürt dili ve kimliğini tanımalıdır. Bunun içinde en iyi ve gerçekçi çözüm Demokratik Özerklik'tir. Konferans delegasyonu Kürt halkının Demokratik Özerklik hakkının tanınması için devlete çağrı yapar.' Yine 'Konferans delegasyonu, devleti Kürt dilini resmi bir şekilde tanımaya ve anayasal güvence altına almaya çağırır' kararı ile Kürt dilinin de, Kürt kimliği gibi resmi bir statüye kavuşulması gerektiği bir kez daha vurgulandı.
Çok iyi bilinmektedir ki, Kürt halkı, pratikte ne kadar anadil mücadelesini verirse versin, Kürtler siyasal açıdan herhangi bir resmi statüye kavuşmadıkça (bu resmi statü ne olursa olsun, ister otonomi-özerklik, ister federasyon, ister bağımsızlık), kendi anadillerini tam olarak koruyup geliştirmezler. Bundan dolayıdır ki, Kürt dili her açıdan korunup geliştirilmek ve tamamen özgürleştirilmek isteniyorsa, Kürt toplumunun siyasal açıdan bir statüye sahip olması ile Kürt dilinin bir statüye sahip olması arasındaki ilişki çok iyi kurulmalıdır. Demokratik Özerk bir Kürdistan'da kendi kendilerini, özgür bir ortamda yönetme düzeyine gelebilecek Kürtler, nasıl ki bu resmi siyasi statü olmadığı sürece dillerinin de özgürleşemeyeceğinin farkındalarsa, Kürt dil mücadelesi de verilmedikçe böyle bir siyasi statünün yaratılmasının mümkün olmayacağını da çok iyi bilmektedirler. Bu da bize şu gerçekliği gösteriyor ki, Kürt toplumunun toplumsal ve ulusal özgürlük mücadelesi ile, anadil mücadelesinin iç içe, birbirini besleyen, birbirine güç veren, birbirinin önünü açan bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. (Ki şu an var olan durum da, tüm yetmezliklerine rağmen, aşağı-yukarı bundan ibarettir.) Dolayısıyla da, Kürt Özgürlük Hareketi öncülüğünde yükseltilen Kürt dili mücadelesinde, en çok sorumluluk sahibi olan, Kürt dilinin resmi bir statüye kavuşması mücadelesinde meydanlara çıkacak olan Kürt toplumuna öncülük yapması gerekenler; Kürt parlamenterler, akademisyenler ve aydın kesimdir.
Kürtçe ibadettzpkurdi_anadil_mitingi1
'Devletin, Kürtçe ibadetin önünü alması Kuran'ı Kerim'in ve Allah'ın inkarıdır' tespitinden yola çıkarak, başta Kürt meleleri (imam) olmak üzere, tüm inançlı kesimlerin Kürt dilini özgürleştirilmesi ve her yerde serbestçe kullanılması mücadelesi içerisine girmeleri, öncülük etmeleri ve 'Êdî bes e, (yeter artık) bizler de tüm halklar, uluslar gibi kendi anadilimizle ibadet yapmak istiyoruz' taleplerini her yerde haykırmaları gerekmektedir. Bunun dinsel bir zorunluluk ve sorumluluk olduğu unutulmamalıdır.
Kürt dilinin toplumsallaşması
Kürtlerin dil mücadelesi noktasında geldikleri aşama küçümsenmeyecek kadar önemlidir. Her şeyden önce çok iyi bilinmelidir ki, Kürt dil mücadelesi artık örgütsüz değildir, birkaç kişi ya da çevreyle sınırlı değildir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin verdiği bedeller ve geldiği nokta dikkate alındığında ulaşması gereken düzeyi yakalamamış olabilir, eksiklikler olabilir; fakat önemli olanın Kürt dil mücadelesinin artık, birkaç yazar, dilbilimci, dernek, enstitü, ya da bir dil hareketinin ilgi ve sorumluluk alanından çıkıp tüm Kürt hareketine ve toplumuna mal olmasıdır. Bu şu anlama gelmektedir. Artık özgürlük isteyen her bir Kürdün olduğu yerde Kürt dil mücadelesi de vardır.
Kürt dil mücadelesi artık, örgütlü bir temelde başta Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin olmak üzere tüm Kürtlerin vazgeçilmez başat gündemi haline gelmiştir. Ki, bunda kaç yıldır, avukatları aracılığı ile verdiği mesajlarıyla Kürt dilini hem Kürtlerin hem de Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadele gündemine sokan Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın, yine Kürt Özgürlük Mücadelesi'ne bağlı olarak çalışan birçok alandaki dil hareketi ve komitelerinin Kürt dili mücadelelerinin payı belirleyicidir.
Her Kürt en az insanlığın temel bir değeri olan bir anadili koruma adına da olsa, kendisini örgütleyip, Kürt dil iradesi haline gelebilmelidir. Bu temelde her yerde Kürt dil mücadelesinin başka birine havale edilmeden örgütlendirilmesi gerekmektedir. Hiçbir Kürt evi, sokağı ve mahallesi örgütsüz kalmamalıdır. Her yerde Kürt dil toplulukları, Kürt dil yapıları oluşturulmalıdır. Her sokak, mahalle, köy ve şehirde, Kürt dil komları (grupları) ve meclisleri oluşturulmalıdır. Her Kürt evi bir Kürt dil okuluna dönüşmelidir. Her yer KURDë-GEH ya da (Kürt dil evi), KURDë-STAN (Kürt dil mekanı)'a dönüştürülmelidir.
Her yerde seferberlik
Başta Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'ne bağlı tüm yapılanmalar ve kurumlar olmak üzere, genç kadın, çocuk, köylü, şehirli tüm Kürtler, seferberlik temelinde, büyük bir inanç, azim, kararlılık ve irade ile her yerde ve düzeyde en güçlü ve sonuç alıcı biçimde Kürt Dil Mücadelesini yükseltmeliler. Elbette ki pratikte sorunlar da çıkacaktır. Önemli olan, tüm özgürlükçü Kürtlerin, demokratik ulusal birliğin yüreği olan anadilleri Kürtçe'yi sonuna kadar sahiplenmeleri ve bu uğurda mücadelelerini yükseltmeleri kararlılığına ulaşmaları.
Kürt dil 'başkaldırısı'
Unutulmamalıdır ki, Kürt dili için verilen mücadele hem dinsel, hem de evrensel açıdan insanlığın en kutsal ve temel görev ve sorumluluklarından biridir. Bir ulusun ortak onuru, kimliği ve varlık gerekçesi olan bir dil için mücadele edenler insanlığın en kutsal değerleri için tarihi düzeyde mücadele ettiklerini asla unutmamalıdırlar. Start vermekte olan Kürt dil eylemsellikleri, bu tarihi sürecin başlangıcı olacaktır. Tarihi Gever (Yüksekova) mitinginden sonra, 10 Eylül'de Êleh'de (Batman) yapılacak olan Kürt dil mitingi Kürt Dil Serhildanı için seferberliğin ilk adımları olacaktır.
Bu seferberlik ruhu ile, her Kürt, önce kendisine, sonra da diğer Kürtlere şöyle demeli: Êdî bes e (yeter artık), Kürt dilinin korunması ve geliştirilmesi için Kürt dil mücadelesi seferberliğine sen de katıl.
KÜRT DİLİ VE KİMLİĞİ İÇİN TOPLANALIM VE MEYDANLARA ÇIKALIM!..

Kürtçe Eğitim İçin

kurtce_konus_kurtce_yaz

Yine kreşlerden tutalım üniversiteye kadar Kürtçe'nin eğitim dili olması gerekmektedir. Bunun için de, devlet denetimindeki eğitim sistemi, demokratik özerk bir anlayış çerçevesinde, devletin denetiminden çıkıp halka, topluma iade edilmelidir. Demokratik Özerk bir Kürdistan esprisi çerçevesinde, eğitimin de özerkleşmesi kaçınılmaz olacaktır. Bunun ilk adımlarından biri de, üniversitelerde Kürdoloji ve Kürtçe Eğitim Enstitüleri'nin açılması olacaktır. Aynı zamanda Kürt dili ve edebiyatı eğitimi için, Kürt öğretmen ve eğitmenlerinin yetiştirilmesi gerektiğinden yola çıkarak, bu yönlü kurslar verilmelidir. Yukarıda dile getirdiğimiz noktaların yaşamsallaşabilmesi için de, Türk okullarında okuyan Kürt çocukları ve gençleri (özellikle üniversitede okuyan gençler) başta olmak üzere, Kürt veli ve öğretmenlerin de başını çektiği tüm Kürt yapılanmaları ve Kürt toplumu, bu yönlü taleplerini gerçekleştirilmesi için her alanda örgütlenerek, kendilerini yüksek ve sürekli bir mücadeleye hazır hale getirmeliler. Unutulmamalıdır ki, başarı yalnızca niyet, istem ve arzularla gerçekleşmez. Kuşların bile kendiliğinden uçmadığı bir coğrafyada yaşadığımız adımız gibi bir gerçeklik. Bunun için tüm bu istem ve talepler için, en üst düzeyde örgütlenerek, somut ve güçlü bir mücadelenin yürütülmesi kaçınılmazdır.Hemîd Dilbahar *

*Kürt Dil ve Eğitim Hareketi (TZPKurdî) öncülerinden Kürtçe

1masoud mesut barzani

Başkan Barzani: Irak`ın dile getirdiği yeşil ve mavi hatları tanımıyoruz!
Rizgarî Online/Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani, Selahattin kentindeki makamında, Irak parlamentosundaki Kürdistan ve İslam Birliği İttifakı listelerinin üyelerini kabul etti. Görüşmede Başkan Mesut Barzani, F.Irak parlamentosunda en düzenli hareket eden grubun Kürdistan İttifakı listesi olduğunu belirtti. Başkan, önümüzdeki günlerde parlamento tatilinin sona ereceğini ve yerel seçimler yasa tasarısı, Xaneqin sorunu, petrol yasası, 2009 yılı bütçesi ve Amerika’yla Irak arasında imzalanacak olan güvenlik anlaşması gibi bir çok önemli konunun kendilerini beklediğini söyledi.
KTV`nin bildirdiğine göre Barzani, yerel seçimler yasa tasarısına yönelik, Kürdistan Bölge Yönetiminin bu konuya ilişkin tavrının açık ve net olduğunu, kesinlikle Irak anayasasının Kerkük’le ilgili 140. maddesine alternatif bir seçeneği kabul etmeyeceklerini kaydetti. Başkan, Kerkük kentinde bugün bile yerel seçim yapılmasına hazır olduklarını dile getirdi.
“Biz Arap, Türkmen, Kıldan ve Asurilerle uzlaşma içinde olmayı arzuluyoruz” diyen Başkan Barzani, Xaneqin konusunda ise şunları söyledi.
“Aslında hiçbir şekilde Xaneqin’de bir sorun yoktu. Fakat zorla bir sorun yaratılmak istendi. 1991 yılında eski rejimle yapılan müzakereler sırasında bile Xaneqin konusunda taviz verilmedi. Xaneqin’i de içine alan Celawle bölgesine giden Peşmerge gücü, Irak yönetiminin talebi üzerine oraya gitti. Teröristlere karşı amansız bir mücadele veren bu güçte yaklaşık 20 Peşmerge şehit düştü ve 40 Peşmerge de yaralandı. Benim en çok tuhafıma giden şey içinde bulunduğumuz bu dönemde yeşil ve mavi hatlardan bas edilmesidir. Eğer biz bu hatları kabul etseydik, Saddam Hüseyin bizimle anlaşma yapmaya hazırdı. Saddam’la olan müzakereler sırasında tek sorun Kerkük üzerine idi. Yoksa Şengal ve Xaneqin’in Kürdistan’a bağlanması kabul edilmişti
Irak ordusundan birliklerin Xaneqin’e gönderilmesi kesinlikle siyasi bir nedendeydi. Yoksa güvenliğin sağlanmasından dolayı değildi. Burada Bağdat yönetimine şu soruyu sormak istiyorum. Gerçekten Irak anayasasına inanıyor musunuz?
Sayın Cumhurbaşkanı Celal Talabani ülkeye döndükten sonra Xaneqin meselesi ve diğer çözüm bekleyen konular hakkında bir dizi görüşme gerçekleştireceğiz” diye konuştu.RO/Zilan Dersim

Sinema rüyaları süsleyen bir doruk

Billey_demirtas “Sinema daha farklı bir olgu, bir sanatçının rüyasını süsleyen bir doruk, daha özel bir yer. Kalite farkı, insanların sinema salonuna gelip film izlemesi çok ciddi bir kültür olgusudur. Benim sinemadaki en büyük hayalim, ciddi bir Kürt film projesiyle, çok kaliteli ve uluslararası alanda ses getirecek, sanatsal değeri yüksek bir film yapmak.”

Billey Demirtaş; genç bir sinema, tiyatro ve televizyon oyuncusu. Uzun zamandır Almanya’nın başta gelen kanallarından ZDF’de kaliteli ve ödüllü televizyon dizisi “KDD”de başrollerden birini oynuyor. “Sinema bir sanatçının rüyalarını süsleyen bir doruk” diyen Demirtaş ile sanat serüveni, Kürt sineması ve geleceğe dönük hedefleri üzerine küçük İstanbul olarak nam yapmış olmasına rağmen aslında küçük Amed’e dönüşmüş olan başkent »Berlin’in Kreutzberg ilçesinde söyleştik. Sinema rüyaları süsleyen bir doruk-YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Özgürlüğe daha yakınız, Sesimiz Ankara’ya, Bağdat’a, Tahran ve Şam’a gitsin!

festival20088

Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar birkez daha “Kürdistan’a Barış Öcalan’a Özgürlük” istedi. Kürt Kültür Festivali’nde onbinlerce kişi, “sesimiz Ankara’ya, Bağdat’a, Tahran ve Şam’a gitsin” dedi.

Kürdistanlılar, işgal, inkar ve imhaya karşı demokratik çözüm ve barışı bir kez daha haykırdı. Bütün Avrupa merkezlerinden Gelsenkirchen’e akın eden Kürtler, Kürtlerin tercihini, hem Türk devletine hem de onu destekleyenlere varlıklarıyla anlattı. Bu yıl “Kürdistan’a Barış Öcalan’a Özgürlük” sloganıyla düzenlenen ve Halil Uysal’a adanan Uluslararası Kürt Kültür Festivali, Türk devletinin bütün karalama kampanyası ve Alman devletinin engelleyici tutumuna rağmen onbinleri buluşturdu. Festival’e katılanlar, katliamlar ve operasyonlar ile Kürtlerin yokedilemeyeceğini, susturulamayacağını bir kez daha ifade etti. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın alana yansıtılan görüntülü mesajı, Kürdistanlılarda büyük coşku yarattı.
16. Uluslararası Kürt Kültür Festivali, önceki gün Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde yapıldı. Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) tarafından “Kürdistan’a Barış Öcalan’a Özgürlük” sloganı altında organize edilen Festival, gazeteci-yönetmen-gerilla Halil Uysal’a (Dağ) adandı. Fransa, Belçika, Hollanda, İsviçre, İtalya ve Almanya’da yaşayan onbinlerce Kürdistanlı ve dostları, ‘bu yıl katılım olmayacak’ propagandasına inat; yağmura rağmen Festival’in yapıldığı Trabrennbahn’e(hipodrum) akın etti. Ayrıca geçen hafta Cumartesi günü Bonn kentinde start alan uzun gençlik yürüyüşü de Festival alanında noktalandı.

‘Kürdistan’a barış, Öcalan’a özgürlük’
Festival’in ana programı saat 13:00’da başladı. Önceden duyurulduğu gibi Festival alanında büyük sahnenin yanı sıra iki yan sahne de kurulmuştu. Ana sahnede “Kürdistan’a Barış, Öcalan’a Özgürlük” pankartı dikkat çekerken, yan sahnelerde de “Dilimizin Sınırı Dünyamızın Sınırıdır” ve “Tecride Son Verilsin” yazılı pankartlarla temel mesajlar verildi. En önde geleneksel kıyafetleri ile yer alan Kürt kadınları, sarı, kırmızı, yeşil renklerle dikkat çekti. KCK Önderi Abdullah Öcalan’ın resimleri ve KCK bayraklarını taşıyan kitle, sık sık Öcalan lehine sloganlar attı. Kürtler her yıl olduğu gibi bu yıl da barış ve özgürlük istediklerini vurguladı. Konuşmalar, taşınan döviz ve pankartlar, ulusal kıyafetler, bayraklar, alkışlar, zılgıtlar ve sloganlarla Kürdistan’ın işgalcilerine mesajlar verildi. Kürtlerin hiçbir şekilde işgali kabul etmeyeceği ve mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceği kararlılığı dile getirildi. Almanya ve genel olarak Avrupa’nın Kürt politikası da atılan sloganlarla kınandı. Yapılan konuşmalarda, Roj TV yasağı, Türk ordusunun operasyonları ve Avrupa’nın Türkiye’ye verdiği desteğe sert tepki gösterildi.
‘Sesimiz Ankara’ya gitsin’
Festival’in açılış konuşmasını YEK-KOM Başkanı Ahmet Çelik yaptı. Çelik, “Hepimiz buradan barışı haykıralım. Sesimiz Ankara’ya, Bağdat’a, Tahran ve Şam’a gitsin” dedi. Kerkük üzerindeki oyunlara ve İran’ın idam politikasına işaret eden Çelik, Kürtlerin kenetlenmesini istedi. “Kürdistan’daki işgale ve ekonomik talana Êdî Bes e” diyen Çelik, Kürtlerin artık köle olarak yaşamayacağının altını çizdi. Çelik, “Eski Kürt yok artık. Kürtlerin Öcalan’ın özgürlük felsefesi ile özgürleşiyor” dedi. Daha sonra Halil Uysal anısına sinevizyon gösterimi sunuldu. Gösterim esnasında binlerce kişi “Şehid Namirin” sloganı attı.festival200821
Ana programda konuşma yapan diğer isimler şunlardı: Berlin Kürdistan Dayanışma Komitesi Basın Sözcüsü Dr. Nick Brauns, Almanya Barış Konseyi sözcüsü Peter Strusky, Kürt kurumları adına Ahmet Aktaş, Sol Parti Eşbaşkanı Lothar Bisky, DTP Eşbaşkanı Emine Ayna. Ayrıca KCK Önderi Abdullah Öcalan’ın ve KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın mesajları sinevizyon gösterimi eşliğinde sunulurken, Koma Jinên Bilind (KJB) ve Komalên Ciwanan’ın mesajları da okundu.
Dr. Brauns: Utanıyoruz
Ana sahnede halka hitap eden Dr. Nick Brauns, Almanya’nın Türkiye’ye askeri yardımını kınayarak, “Newroz’da Kürdistan’da Alman panzelerinin kullanıldığını gördük ve bundan çok utandık” dedi. Almanya’da 15 yıldır devam eden PKK yasağının anlamsız olduğunun altını çizen Dr. Brauns, yasağın derhal kaldırılmasını istedi.
‘Savaş derhal durmalı’
Festival’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Peter Strusky ise konuşmasında şunları ifade etti: “İlk defa kalabalık bir yerdeyim ve çok mutluyum. Kürtlere terörist diyorlar. Ben bugün Avrupa’da bir kültür görüyorum. Bize gitmeyin diyorlar. Burada barış isteyenler var. Türkiye’de Kürtlere karşı geliştirilen savaş derhal durdurulmalı. Herkesin kendi dili ve kültürünü yaşama hakkı vardır. Bu hakları Türkiye’de göremiyorum.”
Kürt kurumları adına
Kürt kurumları adına konuşan Ahmet Aktaş da şunları söyledi: “Bütün kurumlarımızın burada birarada olmasının bir sebebi vardır. Bizi inkar edenler, bizi yok etmek için bütün güçlerini harcıyorlar. Türk, Suriye, İran devletleri dünyanın gözü önünde bizleri katlediyorlar. Bu nasıl insanlık? Biz varoldukça gerilla ve Önderliğimiz ile olacağız. Bizi bölmeye çalışıyorsunuz ama bunu başaramayacaksınız. Önder Apo özgür olana kadar mücadelemiz sürecek.”
‘Yeni bir anayasa yapılmalı’
Onbinleri selamlayarak konuşmasına başlayan Sol Parti (Die Linke) Eşbaşkanı Lothar Bisky, Kürt halkına karşı uygulanan baskıları kınadı. Bisky, “Türkiye’de yeni bir anayasanın yapılmasını istiyoruz. Türkiye AB’e girmek istiyorsa, bunu yapmak zorundadır” dedi. Almanya’nın Roj TV yasağını da kınayan Bisky, şu değerlendirmede bulundu: “Düşünce özgürlüğüne uygulanan bir yasaktır. Kürt halkının dilini yasaklamak ve Türkiye’ye destek sunmaktır. Almanya bugün Kürtleri sınırdışı ederek, işkenceye gönderiyor. Sınırdışı durdurulmalıdır.”
‘Daha fazla mücadele’
Ana sahnede halkı selamlayan DTP Eşbaşkanı Emine Ayna ise Avrupa’da yaşayan Kürt halkına çözüm için daha fazla mücadele çağrısında bulundu. Ayna, “Sizler ülkenizde gerçekleştiremediğiniz festivali burada gerçekleştirerek, ben varım, buradayım diyorsunuz” dedi. Ayna, devamla şöyle konuştu: “Artık gidecek yerimiz yok. Kürdistan’da zulüm gördük, Türkiye metropollerine kaçtık, orada zulüm gördük; Avrupa’ya kaçtık ama Avrupa’da da zulüm görüyoruz. Terörist ilan ediliyoruz, yasaklanıyoruz. Artık yönümüz vatanımız olmalı, bizler kendi ülkemizde demokrasiyi kuracağız.”
Tüm kadınlara çağrı
Ayna’nın konuşmasının ardından okunan KJB mesajında şu noktalara dikkat çekildi: “Kürdistan’da yürütülen kirli savaş ulusal değerlerimizi hedeflediği kadar kadın özgürlük mücadelemize karşı da geliştirilen bir saldırıdır. Erkek egemenlikli, devletçi zihniyet gerçeği kadına özgür iradesi ile yaşama hakkını tanımadığı gibi günlük olarak da şiddeti acımasız bir şekilde dayatmaktadır.
festival20087 Tüm bunlara Êdî Bes e diyerek, onurlu yaşamı yükseltmek ancak güçlenen kadınla mümkündür. Tüm kadınları, Önderliğimizin özgürlüğüne kilitlenerek, özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.” Ardından okunan Komalên Ciwanan’ın mesajında, Kürt gençlerin Öcalan’ın özgürlüğü ve Kürt sorununun çözümü konusunda öncü rol oynayacağı vurgulandı.
Öcalan: Halkıma karşı sorumluyum
KCK Önderi Abdullah Öcalan’ın sinevizyon gösterisi eşliğinde sunulan mesajı ise halkın “Bijî Serok Apo” sloganları, zılgıt ve alkışlarla karşılandı. Öcalan mesajında, demokratik kültürün yoksunluğunun maliyetine işaret etti. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemle çözülebileceğini hatırlatan Öcalan, “Türkiye demokratik adımlar atılmazsa Iraklılaşma, Lübnanlaşma kaçınılmaz olacaktır. Halklar birlikte hareket etmezse hepimiz kaybederiz” dedi. Öcalan mesajında kendi konumuna da değindi: “Zor koşullarda da olsa halkımın özgürlük, demokrasi mücadelesine katkı sunmaya çalışıyorum. Benim halkıma karşı sorumluluğum var, bir halkın kaderi söz konusu. Burada tarihi sorumluluklarım var, bunları görerek davranıyorum.”
‘Aleviler sessiz kalmasın’
Yan sahnede konuşma yapan Demokratik Alevi Federasyonu Temsilcisi Hakkı Dakni ise “Alevi yolu, hak ve vicdan yoludur” diyerek, Kürdistan’da hala devam eden kirli savaşa karşı sessizliğini koruyan Alevi kurumlarını eleştirdi.
Zengin kültür programı
Festival’in kültür programında ise sanatçılar Kawa, Diyar, Hesen Şerifi, Hani, Farqin, Venge Sodiri ve Cemil Koçgün ana sahnede müzik dinletisi sundu. Baran Kültür Evi’ne bağlı 60 kişilik halkoyunları ekibi de ana sahnenin önünde Kürdistan’ın değişik yörelerine ait oyunları sergiledi.
Yan sahnelerde ise şu isimler sahne aldı: Koma Kelaşin (Paris), Koma Rizgar, Narinxan, Sipan, Çocuk Halkoyunları Ekibi (Grevenbroich), Dezz Deniz, Zeynep, Silbis û Tari (İsviçre), Tiyatro-Jin (Frankfurt), Kadın Dengbejler, Semah Ekibi (Dortmund Aleviler Birliği Derneği), Koma Hezex, Koma Dem (Avusturya), Fevzi Kılıç, Hejar Temo, Halk Oyunları Ekibi (Baran Kültür Evi), Genco, Ali Gül (Marsilya), Leyla Kasım, Amed, Berbang, Rauf Keleş, Axin(Paris), Newaya Elende, Mehmet Karaca, Roni, Serdar, Leyla (Hannover), Mervan Sabri, Welat (Essen), Şarik Apo, Seydaye Karkeri, Robin Kurd, Halk Oyunları Ekibi (Akademi), Xemdar, Destan, Hozan Cemil, Beşir Êzidî, Koma Agire Roje, Koma Sansar, Zübeyir Salih, Simar, Grup Seyran, Pop Kültür Kürdistan, Ednan Heydo. Otobüsler ve özel araçları ile gelen onbinlerce kişi, sahneden yükselen müzik eşliğinde halaylar çekti, sloganlar attı.
Faşistlerin provokasyonu
Bu arada Gelsenkircken’in Katernberg Caddesi’nde biraraya gelen Türk faşistleri, bazı arabaların camlarını kırıp, lastiklerini patlarak provokasyon girişimlerine start verdi. Kürt gençleri de müdahale etmeye kalkışınca polis yoğun güvenlik önlemi aldı. Birkaç polisin, üniformalarını çıkararak, şeflerine, ‘Biz de Kürdüz. Aynı coğrafyadan geliyoruz. Halkımıza saldıramayız’ demesi dikkat çekti. Güvenlik önlemlerine rağmen engellenemeyen ırkçı gruptan üç kişi gözaltına alınırken; yaralanan bir kişi de hastaneye kaldırıldı.
Naziler de saldırdı
Almanya’nın Hannover kentinden katılan Kürdistanlılar da, dönüş yolunda Nazilerin saldırısına maruz kaldı. Kürtleri taşıyan iki otobüsün Hamm’daki benzin istasyonunda saat 22:30’da mola verdiği esnada camları kırıldı. Saldırıya tepki gösteren Kürt gençleri döven Naziler, polis olay yerine gelene kadar kaçtı. Saldırganların yakalanıp yakalanmadığı konusunda henüz bir açıklama yapılmadı.
Çatı partisi tartışıldı
Festival’de ilk kez program kapsamında panel gerçekleştirildi. Gazeteci Baki Gül’ün yönettiği ‘Demokrasi Güçleri ve Çatı Partisi’ konulu panele konuşmacı olarak DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, Dr. Işık İşcanlı, Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Başkanı Hüseyin Avgan, Avrupa Barış Meclisi Sözcüsü Murat Çakır ile avukat Mahmut Şakar katıldı. Panelin birinci bölümünde görüşlerini ve çalışmalarını açıklayan konuşmacılar, ikinci bölümde dinleyicilerden gelen soruları yanıtladı.
E.ALIÇPINAR-N.BÜYÜK-A.KARAÇOBAN-M.ZAHİT EKİNCİ-B.YAĞIBASAN-S. ÖZTÜRK/GELSENKİRCHEN

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

İşte Ergenekon ziyaretçisi paşanın icraatları

ortaklar_koyu_katliami_galipmendiErgenekon sanıklarını cezaevinde TSK adına ziyaret eden Mendi, 1999'da Şemdinli'de 7 sivili katleden Kayseri Komando Tugayı'nın sorumlusu olarak AİHM'de yargılanıyor
Ergenekon sanıkları orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'u TSK adına ziyaret eden ve Kıbrıs'ta görev yaptığı sırada birçok yasadışı olaya adı karışan Korgeneral Galip Mendi'nin, sorumlusu olduğu Kayseri Tugay Komutanlığı'na bağlı askerlerin 28 Eylül 1999'da Şemdinli'ye bağlı Öveç Yaylası'nda 7 sivili öldürdüğü, Mendi'nin bu nedenle AİHM'de yargılandığı ortaya çıktı.

Ergenekon örgütünün yöneticisi olmaları nedeni ile tutuklanan paşaları TSK adına ziyareti ile gündeme gelen Kocaeli Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi'nin Bölge'de bulunduğu dönemde işlenen cinayetlerde de sorumluluğu olduğu ortaya çıktı. TSK'nın yeni komuta kademesinde etkin rol alan Galip Mendi'nin adı, 1994-1996 yılları arasında Kıbrıs'ın 'Gladio'su olarak bilinen 'Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığı'nda görev yaptığı sırada gazeteci Kutlu Adalı cinayetine karışmasından sonra 1998 ile 2000 yıllarında Şemdinli'de yaşanan birçok faili meçhul cinayetle gündeme geldi. O dönemde Kayseri Tugay Komutanlığı'nda görevli olan Korgeneral Mendi'nin görev sorumluluğu sırasında Şemdinli'ye bağlı Öveç Yaylası'nda 28 Eylül 1999 tarihinde 5'i Irak uyruklu 7 kişinin ölümünde sorumlu olarak AİHM'de yargılandığı ortaya çıktı. Olaylardaki vahşet Bölge'deki Ergenekon'un devlet olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
ortaklar_koyu_katliami_b 7 köylünün öldürülmesinden sorumlu
Mendi'nin görev yaptığı sırada Kayseri Taburu operasyon sırasında Şemdinli'de bulunan Öveç Yaylası 5'i Irak uyruklu olmak üzere 7 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan köylülerin cesetleri 28 Eylül 1999'da yaylada bir kayanın altında çukura gömülü bulundu. Cenazeler arasındaki Bozyamaç köylülerinden Mehmet Arıcı'nın yakınlarının savcılığa bilgi vermesi üzerine soruşturma başlatıldı. Başlatılan soruşturma kapsamında Bozyamaç köylüleri tanık olarak dinlendi. Köylüler, olaydan bölgede görev yapan Kayseri 1. Komando Tugayı'na bağlı 2. ve 3. Tabur askerlerini sorumlu tutarken, Tugay Komutanlığı 'Türk askeri gasp yapacak, adam öldürecek kadar şerefsiz ve haysiyetsiz değil' yazılı bir metni askerler hakkında açılan Şemdinli Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Bozyamaç Köyü'nden Burhan Eren, Arıcı'nın askerler tarafından gözaltına alındığı günü şöyle anlatmıştı: 'Amcamın oğlu Emin Eren ile keçilerimizi otlatıyorduk. Mehmet Arıcı da bizim biraz ilerimizde keçilerini otlatıyordu. Kayseri Komando'ya bağlı askerler gelerek üstümüzü aradılar. Askerler Mehmet Arıcı'yı da yanımıza getirdiler, üstünü aradılar, herhangi birşey çıkmadı. Mehmet Arıcı'nın tüm elbiselerini çıkardılar, kendisinden para istediler. Mehmet Arıcı parasının olmadığını söyledi. Askerler, 'Para vermezsen senin kilodunu da indireceğiz' dediler ve onun kilodunu da indirdiler. Daha sonra askerler 6 kişiyi daha getirdiler, bizim onları tanıyıp tanımadığımızı sordular. Mehmet Arıcı'nın dışındakileri tanımadığımızı söyledik. Sonra ben ve Emin Eren'i bıraktılar. Geri kalanların kimliklerini ve saatlerini aldılar, bel bağlarıyla ellerini bağlayıp, yanlarında götürdüler. Aradan 1-2 saat geçtikten sonra onların gittiği istikametten silah sesleri geldi.'

Ortaklar köyünde 14 kişi kaybedildi
Kayseri Taburu'nun tek vukuatı Övenç Yaylası olayı değil. Tabur 23 Temmuz 1994 yılında Ortaklar (Balgate) köyüne bağlı Ormancık Mezrası'na bir baskın düzenledi. Baskın yapan askerler tarafından Kerim İnan isimli köylü köy meydanında öldürülürken, Aşur Seçkin, Kemal İzce, Yusuf Çelik, Reşit Şevli, Mirhaç Çelik, Seddık Şengül, Naci Şengül, Casım Çelik, Hurşit Taşkın, Cebbar Sevli, Hayrullah Öztürk ile Salih Şengül isimli köylüler de gözaltına alındı. Gözaltına alınan köylülerden bir daha haber alınmazken, Müdahil Avukat Levent Kanat, iç hukuk yollarının tükenmesi sonucu 2003 yılında dosyayı AİHM'e gönderdi. O dönemde birçok kişi baskından dolayı akıl dengesini yitirirken, babası askerler tarafından öldürülen Sefer İnan ifadesinde: 'Olaydan bir gün önce Ormanca köyü Xebêrt Yaylası'nda çatışma çıkmıştı. Sonraki gün binlerce asker köye girdi. Kadınları, erkekleri ve çocukları üç ayrı grupta köyün meydanında topladılar. Bize burada 6 saat boyunca işkence yapıldı. Daha sonra babamın da bulunduğu 14 kişinin ismi okundu. Babamı yanımızda tarayarak öldürdüler. Köyün içinde bulunan 7 kişiyi aldılar. Kalan 6 kişi ise Şemdinli'den köye gelirken yolda askerler tarafından alındı. Biz bu 13 kişiden bir daha haber alamadık. Köyümüz hayvanlar ve eşyalarla birlikte ateşe verildi, silahlarla tarandı' demişti.
SIDDIK GÜLER


Askerler hakkında dava açıldı
Şemdinli İlçe İdare Kurulu tarafından askerlerin yargılanması için yetki verildikten sonra, Şemdinli Asliye Ceza Mahkemesi'nde askerler hakkında 'Gasp ve kasten adam öldürmek' suçundan dava açıldı. Mahkeme 3 Temmuz 2001'de, Şemdinli'de görev yapan askerlerin isim listesini ve adreslerini Kayseri 1. Komando Tugay Komutanlığı'ndan istedi. Tugay'ın mahkemeye gönderdiği 10 Ekim 2001 tarihli ve Kurmay Albay Fazıl Ulaşan imzalı cevap yazısında ise, isim ve adres listesi yerine şu ifadeler yer aldı: '1- TSK personelinin gasp ve kasten adam öldürmek gibi bir suçu işleyecek kadar şerefsiz ve haysiyetsiz olacağı düşünülemez. 2- Görevsizlik kararında yazıldığı şekilde, TSK'yi rencide edici ve sadece PKK yanlısı olarak bilinen köylülerin ağzından TSK personeline karşı bir suçlama ile karşı karşıya kalınmıştır. 3 - 1. Komando Tugay 2 ve 3. Komando Taburlarının anılan tarihte olay bölgesinde herhangi bir operasyon görevi yoktur. Anılan bölgede görev icra etmemişlerdir. 4- Şemdinli Cumhuriyet Savcılığı'nın 1999/295 hazırlık ve 1999/73 sayılı görevsizlik kararında olayın oluşu ile ilgili iddiaların anlatılan ve yazılan hususların, TSK mensupları tarafından gerçekleştirilebileceğine ihtimal dahi vermek düşünülemez.'
Dosya Şemdinli Savcılığı'nda
2 köylü ile 5 Irak uyruklu kişiyi öldüren askerlerle ilgili yargılama süreci ise ilginç bir seyir izledi. Kaymakamlığın izin vermesi üzerine olayı gerçekleştirdiği belirtilen askerler hakkında Şemdinli Cumhuriyet Savcılığı'nca soruşturma başlatıldı. Ancak savcılık 1999 tarihinde hazırladığı 294 sayılı dosya kapsamında görevsizlik kararı aldı. Bunun üzerine İlçe İdare Kurulu'nda görüşülen dosya ikinci derecede incelenmek üzere Van Bölge İdare Mahkemesi'ne gönderildi. Dosyayı görüşen mahkeme, olayda görgü tanıkları ve mağdurların bulunduğu belirtilerek dosyayı Şemdinli Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. İç hukuk yollarının tıkanmasından dolayı mağdurların avukatları 2001 yılında davayı AİHM'e taşıdı. AİHM'de ise yargılanma sürüyor. Dosyada aralarında dönemin Tugay Komutanı Galip Mendi'nin yanı sıra Piyade Komando Yüzbaşı İ. Hakkı Volkan, Kıdemli Piyade Yüzbaşı Ferhat Soycan ile Kıdemli piyade Yüzbaşı Kemal Aksu'nun da aralarında bulunduğu birçok askeri yetkili yargılanıyor. HAKKÂRİ / DİHA

 

»İlgili Başlıklar