Beytüşşebap için Ankara’da düğmeye basıldı

ANF NEWS AGENCY-ENGİN ASLAN /ANKARA (01.10.2007)- Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç köyü yakınlarında içinde korucuların bulunduğu minibüsün taranması olayı ve hemen ardından PKK’ye yönelik başlatılan psikolojik harekat, bu katliamın tıpkı 1996’daki Güçlükonak vahşetinde olduğu gibi devlet içi karanlık güçlerce gerçekleştirildiğini gösteriyor. Katliam Şemdinli’yle başlayıp tampon bölgeyle sürdürülen konseptin bir parçası. Tampon bölge kapsamına alınan Şırnak’ta gerçekleştirilen sivil katliamı devletin 1993 konseptine yeniden döndüğünü ortaya koyması açısından önem taşıyor. 1996’da da benzer bir katliam yine Şırnak’ta Güçlükonak’ta gerçekleştirilmiş 10 sivil taranarak öldürülmüştü. Katliamı araştıran heyetlerin elde ettiği bulgu faillerin devlet içi karanlık güçler olduğunu ortaya koymuştu. Katliamın en önemli hedefi 1995’te yapılan 24 Aralık genel seçimleri öncesi PKK’nin ilan ettiği ateşkesin boşa çıkartılmasıydı. Beytüşşebap’taki katliam da KKK’nin 1 Ekim 2006’da başlattığı ateşkesin yıl dönümüne denk getirildi. Diyarbakır’da Kürt sorunu konferansı tartışılırken Beytüşşebap’ta düğmeye basıldı.  Olayla ilgili olarak ilk yapılan açıklama aslında devletin suçüstü halini yansıtıyor. Valilik, PKK’nin üzerine yıktığı katliamda bir çocuğun da öldüğünü açıkladı. Ilerleyen saatlerde çocuğun ölmediği duyurularak, durum düzeltilmeye! çalışıldı. Eğer çocuk da ölmüş olsaydı ertesi günü merkez medyada yer alan haberler PKK’nin çocuk vurduğu psikolojik harekatı üzerine kurulacaktı, bu tutmadı. Hatta kimi gazetelerde çocuğun da öldüğü haberi yayınlandı. Hürriyet de dünkü manşetinde olayı çocuk üzerine kurmaya çalıştı. Merkez medyanın tamamı düğmeye basılırcasına aynı psikolojik harekatı başlatarak, olayı ‘PKK sivilleri vurdu´ manşetleriyle duyurdu. Olay tam bir psikolojik harekat. Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Ilker Başbuğ, bir değerlendirmesinde ‘PKK psikolojik propagandada devletten daha başarılı´ demişti. Şimdi Beytüşşebap katliamıyla medyaya psikolojik harekat malzemesi resmen servis yapılmış oldu.  Katliamın en önemli boyutunu sınırdaki tampon bölge oluşturuyor. Şemdinli bombalarıyla başlatılan ve bugün tampon bölgeyle devam ettirilen sürece bu kez sivil katliamıyla işlerlik kazandırılmaya çalışılıyor. Konseptin amacı bölgenin insansızlaştırılması, operasyonlara derinlik kazandırılması, Güney’e müdahale için zemin oluşturulması. Şemdinli’nin bir başka versiyonu olan sivil katliamlarına bundan sonra sık sık tanık olacağız. Çünkü Ankara’dan düğmeye basılmış durumda. Güney Kürdistan’a sınırötesi operasyon yapılamayınca ve ‘sıcak takip´ Irak’la yapılan son anlaşmaya eklenemeyince karanlık güçler, bu kez içerde katliamlara başladı. Zaten ne ABD, ne AB ne de iç kamuoyu Bölge’deki operasyonlar ve sivillerin de öldürülmesi olaylarıyla ilgilenmiyor. Yani içerdeki katliamlar bir anlamda meşru görülüyor. Türkiye’ye açıkça ‘Sınırı geçmeyin içerde ne yaparsanız yapın´ deniliyor.  Katliamın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Bölge gezisinden sonra gerçekleştirilmesi daha bir anlam kazanıyor. Gül, gezisi sırasında Bölge’deki askeri güçleri haddinden fazla cesaretlendirerek, ‘Arkanızdayım´ mesajı verdi. Gül’ün gezisi sonrası Bölge’deki bilançonun ağırlaşması verilen bu cesaretin sonucu. Gül’ün ‘terörle mücadele´ konseptinin ‘Halkla ilişkiler´ ayağındaki bu gezisinin hedefi Kürtleri devletin yanına çekme çabasının ilk adımıydı. Bu açıdan Beytüşşebap katliamı da PKK’yle halkın ayrıştırılması politikasının bir parçası olarak duruyor. Özellikle korucuların seçilmiş olması daha bir dikkat çekici. Devlet içi güçler, bir taşla iki kuş vurmayı hesapladı. Korucular son zamanlarda askeri operasyonlara içten içe gönülsüz katılıyordu. Bu katliamla korucular PKK karşısında ayaklandırılmak ve operasyonların en ön safına yerleştirilmek isteniyor.  Katliamın bir başka hedefi ise Güney bağlantılı. Devlet, ‘Bakın PKK Kürtleri de vuruyor´ diyerek Güneyli güçleri örgüte karşı kışkırtmak istiyor. Katliam için Güney’le içli dışlı olan Şırnak’ın özel olarak seçilmesinin bir nedeni de bu. Katliamın ardından dün Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Güney Kürdistan’daki siyasi sürecin Türkiye açısından en önemli tehdit unsuru olduğunu birkez daha tekrarladı. Geçen hafta da Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Ilker Başbuğ, ‘Irak’taki gidişatı değiştirecek ve maliyeti arttıracak güce sahibiz´ diyerek açıkça tehdit etmişti. Bu açıklamalar ve yaşananlar alt alta eklendiğinde devletin, tıpkı 1993 konseptinde olduğu gibi önümüzdeki dönem her türlü karanlık yöntemi devreye sokacağı anlaşılıyor.

0 Yorum: