Çadırcı: 'Türkiye'yi cesarete ve bu sorunu çözmek için bir barış planı sunmaya çağırıyorum'
PKK sözcülerinden Abdurrahman Çadırcı, silahların bırakılabilmesi için Türkiye devletini bir barış planı sunmaya çağırdı. Çadırcı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın da serbest bırakılmasını istedi.
Kandil'de Fransız haber ajansı AFP'ye konuşan Abdurrahman Çadırcı, 'Türkiye'yi cesarete ve bu sorunu çözmek için bir barış planı sunmaya çağırıyorum' dedi.
İstanbul'da yapılacak Irak konferansı öncesi bu çağrıyı yapan Çadırcı, 'Böylece silah bırakabiliriz' mesajını verdi. Çadırcı, 'Türkiye'yi Kürtlerin haklarını, ulusal, kültürel, anadil ve siyasi hakları ile ifade özgürlüğü hakkını tanımaya çağırıyorum' açıklamasında bulundu.
Kürt Halk Önderi Abullah Öcalan'ın özgürlüğünü de isteyen Çadırcı, 'Türkiye'yi ağır koşullar altında tutulan başkanımız Abdullah Öcalan'ı serbest bırakmaya çağırıyoruz' dedi.
Çadırcı, 'Böylec, adım adım bir ilerleme kaydedebilir, sorunlarımıza çözüm bulabilir ve hiçbir zaman çözüm olmayan askeri güce başvurmayabiliriz' dedi.
PARİS - ANF
Etiketler: kurdistan, turkey terror
''TÜRKLER KÜRDİSTAN BÖLGESİNE ASKER SOKMAKTAN VAZGEÇEREK DİYALOG YOLUNA GEÇMELİ''
PNA-Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin Kürdistan Bölgesi'ne asker sokmaktan vazgeçerek diyalog yolunu tercih etmesini istedi.
Lizbon'da konuşan Jose Manuel Barroso, “AB, Türk yetkililerinden zaten gergin olan durumu ağırlaştırmaktan kaçınarak uluslararası hukuk çerçevesinde diyalog yoluyla çözüm aramasını istemekte” dedi.
Portekiz Haber Ajansı Lusa'nın bildirdiğine göre Barroso, “şiddet olmayacağını” ve “vatandaşlarının güvenliğinin savunulduğunu görme hakkına sahip Türk yetkililerinin meşru isteklerine diyalog ve diplomasi yoluyla cevap verileceğini umduklarını” bildirdi.
BUSH: ‘’OPERASYON, TÜRKİYE’NİN ÇIKARINA DEĞİL...''
PNA-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanı George W. Bush, Türkiye'ye, Federal Kürdistan Bölgesi'ne yönelik askeri bir operasyon düzenlememe çağrısında bulundu. Bush, olası operasyon hakkında "Türkiye'nin Irak'a asker göndermesinin çıkarına olmadığını" söyledi.
ARAP BİRLİĞİN'DEN TEZKEREYE TEPKİ: ''PROBLEM DİYALOG YOLU İLE ÇÖZÜLMELİ''
PNA-Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Türkiye'nin sınır ötesi operasyon yapmaması gerektiğini, böylesine bir hamle için zamanlamanın doğru olmadığını söyledi.
Arap Birliği Daimi Temsilciler toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, ‘Türkiye'nin Kürdistan Bölgesine operasyon yapmasının uygun olmadığını, Irak'ın şu an durumunun iyi olmadığını ve Türkiye'nin sınır ötesi konusunda ani hareket etmemesi ve tarafların çıkarlarına göre hareket edilmesi gerektiğini’ bildirdi.
Musa, “Bu sorunu biz toplantıda konuştuk. Problem diyalog yolu ile çözülebilir. Türkiye Dışişleri Bakanı ile burada bu konuyu görüşeceğiz" diye konuştu.
Arap Birliği Genel Merkezi'nde yaptığı toplantıda, Arap Birliği'nin Irak'a karşı sorumlulukları olduğunun altını çizen Musa, tarihi bağları olan Türk-Arap ilişkilerinin korunması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin sınır ötesi operasyon düzenlemesi halinde Irak'ın bölünüp bölünmeyeceği yönündeki bir soru üzerine ise Musa, “Bu konu, Iraklı kardeşlerimizle Türkiye hükümetine bırakılmalı. Bugün Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık El-Haşimi Ankara'da temaslarını sürdürüyor. Benim bu konuda fazla bir şey konuşamama gerek yok'' dedi.
Musa, “Biz tekrar bu sorunu görüşeceğiz. Türk Dışişleri Bakanı'nın gelişi bu anlamda önemli. Bakanı dinleyeceğiz ve sorunların diyalog yolu ile çözülmesine yardımcı olacağız'' şeklinde konuştu.
CASEY: ''TEK TARAFLI BİR ASKERİ ADIMIN ATILDIĞINI GÖRMEK İSTEMİYORUZ''
PNA-ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey, Türk Meclisinin Kürdistan topraklarında operasyona olanak tanıyan tezkereyi kabul etmesinin, bu yönde bir eylemin gerçekleşeceği anlamına gelmediğini söyledi.
Rusya Federasyonu Devlet Duması, "Irak’taki son gelişmeler" üzerine bir bildiri yayımlandı. Bildiride, 2003 Yılı Mart ayından bu yana Irak konusunda yaşanan gelişmelerin karamsar bir senaryoya dönüştüğü ifade edilerek, Duma’nın, Irak sorununun çözümlenmesi konusunda askeri güç kullanılmasına kesinlikle karşı olduğu belirtildi.
Bildiride, Irak’ta yasak kapsamına giren silahların üretimi, muhafazası ve hatta kullanıldığına ilişkin inandırıcı kanıtların bulunmadığı bir ortamda, ABD ve Irak karşıtı koalisyonundaki müttefikleri, BM Güvenlik Konseyini by-pass ederek, attıkları adımın uluslararası normları ağır bir şekilde ihlal ettiği ve dünya kamuoyunun, Irak sorununa siyasi bir çözüm bulunması çabalarını baltalayarak, tüm Orta Doğu bölgesindeki barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit oluşturduğu kaydedilmektedir.
Bildiride şunlar kaydediliyor: Savaştan sonra Irak’ın yeniden kurulması çalışmaları, terör olayları ve etnik gruplar arasındaki ihtilafın arkasının kesilmediği istikrarsız bir ortamda sürdürülmektedir. Söz konusu istikrarsızlık, Irak’a komşu ülkelere de yayılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, Irak topraklarına yönelik sınır ötesi bir antiterör operasyonu düzenleme niyeti, Duma milletvekillerinin büyük endişesine neden olmuştur. Duma, Türkiye’nin Güneydoğusunda Türk-Irak sınırındaki durumun gerginleşmesi ve onlarca Türk askerinin ölmesiyle ilgili Türkiye yönetiminin kaygılarını paylaşmakla birlikte, Ankara’daki siyasi ve askeri yönetiminin ölçülü davranması ve Irak’ın kuzeyine yönelik askeri bir operasyonun, zaten bölgede gergin olan durumu daha da istikrarsızlaştıracağına inanmaktadır.
Duma milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerine çağrıda bulunarak, "Irak’ın kuzeyine yönelik sınır ötesi bir operasyonun yol açabileceği olumsuz sonuçların objektif bir şekilde gözden geçirmesini ve sağduyulu davranılmasını istedi.
Söz konusu bildiri, Rusya Devlet Başkanı, Başbakanlık, Birleşmiş Milletler, AKPM, AGİT, AP, Arap Birliği, ABD Kongresi, Türkiye ve Irak parlamentolarına gönderildi.
ANKARA/HEWLER (17.10.2007)- AKP’nin ‘sınırötesi operasyon’ için 1 yıl süreyle yetki verilmesini öngören tezkere Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilirken, ABD Başkanı Bush, ‘sınırötesi operasyonun’ Türkiye’nin çıkarına olmadığını söyledi. Meclisi’in tezkereyi görüştüğü sırada Kürt Parlamentosu da toplandı. AKP Hükümeti 1 yıl süreyle sınırötesi operasyonu için izin verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi, 19’a karşı 507 oyla TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Tezkere üzerinde elektronik cihazla yapılan açık oylamaya, 526 milletvekili katıldı. Başbakanlık tezkeresi, 19 ret oyuna karşı 507 oyla benimsendi. AKP Milletvekillerinin önerisi üzerine oylama açık olarak yapıldı. AKP bu önerisiyle, parti içindeki Kürt parlamenterlerin tezkereye red oyu verecekleri iddiasına karşı rest çekmiş oldu. Oylamanın açık olması, AKP'nin fire sayısını azaltmaya yönelik bir girişim olarak da değerlendirildi WASHİNGTON YÖNETİMİNDEN UYARI Amerikan Başkanı George W. Bush, Türkiye’de tezkerenin Meclis’ten geçtiği sırada yaptığı açıklamada sınırörtesi operasyonun Türkiye’nin çıkarına olmadığı konusunda uyardı. Bush, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, ‘’Irak’a askeri birlikler göndermenin Türkiye’nin çıkarlarına olmadığını düşündüğümüzü çok açık bir şekilde söylüyoruz’’ dedi. Bush, soruna karşı Türkiye’nin ek asker göndermenin en iyi yöntem olmadığını belirtti. Bush, Irak'ın ABD Büyükelçisi Ryan Crocker ve Irak'taki Amerikan kuvvetlerinin komutanı General David Petraeus Türkiye konusunu görüştüğünü belirtirken, Irak Başkan Yardımcısı Tarık El Haşimi'nin Ankara ziyaretinde Bağdat'ın da aynı endişeleri paylaştığını ilettiğini vurguladı. Bush, konuya ilişki diyalogun sürdürüldüğünü ve bunun olumlu bir gelişme olduğunu kaydetti. Türkiye’nin Güney Kürdistan’da 1997 yılından bu yana konumlanan 1500’ü aşkın askeri bulunuyor. KÜRT PARLAMENTOSU: AMAÇ KÜRDİSTAN BÖLGESİ Öte yandan Türk Meclisi’nin tezkereyi görüştüğü sıralarda Kürt Parlamentosu da sınırötesi operasyonu görüşmek için toplantı. Parlamento Başkanı Adnan Müfti, Türkiye’nin PKK’yi bahane ettiğini ancak amacın Kürdistan Bölgesi olduğunu kaydetti. Kürt parlamentosu Adnan Müfti başkanlığında bugün sınırötesi operasyon özel gündemli toplandı. Parlamento Başkanı Adnan Müfti, Türkiye’nin tehditlerinin yeni olmadığını ancak ama bunun şimdi arttığını belirterek, ‘’Eğer Türk ordusu bize saldırırsa, bölgemize, bölge istikrarı ve demokrasisine, federal ve demokrat bir Irak’ı inşa etmekle meşgul olan Irak hükümetine zarar verecek’’ dedi. PKK 20 YILDIR VAR Kendilerinin uluslararası sözleşmelere bağlı olduklarını söyleyen Müfti, PKK’nin 20 yıldır var olduğunu ve Kürdistan Bölgesi’ne saldırmakla bunun çözülmeyeceğinin altını çizdi. Türkiye’de savaş sesinin yükseldiğine dikkat çeken Müfti, Türkiye’nin ‘’toprak bütünlüğüne’’ saygı duyduklarını ifade ederek, ‘’Ama diğer ülkelerin sınırını geçmek sorunu daha da büyütmez mi?’’ diye sordu. Müfti, ‘’herkes teröristler ve PKK savaşçılarını gerekçe gösteriyor ama esas amaç Kürdistan Bölgesi’dir. Bu nedenle haksızdırlar, onların kendi toprakları dışında başka halklar hakkında karar alma yetkisi yoktur. Eğer Türkiye Kürdistan Bölgesi’ne saldırırsa o zaman felaket olur.’’ dedi. Müfti konuşmasında olası saldırı konusunda Türkiye’yi uyararak, ‘’eğer Türkiye bize saldırırsa, sadece biz zarar görmeyiz. Şimdi yüzlerde Türkiye şirketi de burada çalışıyor. Saldırı Avrupa Birliği için de sıkıntılara yol açar. O yüzden en iyi yol diyalog ve barıştır’’ şeklinde konuştu.
Etiketler: america, kurdistan, turkey terror
CNN TÜRK/TBMM, son tezkerenin de Genel Kurul'da kabul edilmesiyle, 1950'den bu yana yurt dışına asker göndermek için 21'inci kez izin vermiş oldu. Genel Kurul, TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın başkanlığında bugün saat 15.00'te toplandı. Yurtdışına asker gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkereleri, şimdiye kadar kapalı oturumlarda görüşülerek karara bağlanmıştı. Ancak bugünkü görüşme açık oturumda yapıldı. Görüşmelerde hükümet ve parti gruplarına 20 dakika söz hakkı verildi. Meclis İç Tüzüğü gereği Başbakanlık tezkereleri doğrudan Genel Kurul gündemine alınıyor ve ilk oturumda, görüşme yapıldıktan sonra oylanıyor. Tezkerenin geçmesi için oylamaya katılan milletvekillerinin yarıdan bir fazlasının kabul oyu gerekiyordu. Meclis'e getirilecek tezkereye CHP ve MHP destek vereceğini, DTP ise destek vermeyeceğini açıklamıştı. Erdoğan: "Milletimiz için hayırlı olsun" Oylamanın ardından bir açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ülkemiz, milletimiz için teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun" dedi. Erdoğan, "ABD Başkanı George Bush'un 'Türkiye'nin sınır ötesine asker göndermesi Türkiye'nin yararına değildir" açıklamasını da değerlendirdi. Başbakan Erdoğan, "Ben sadece şu anda TBMM olarak tüm parlamenterlerimizle biz kahirekseriyetle bir karar verdik. Bunun için de kimin ne dediği değil, TBMM'nin ne dediği önemlidir ve bu kararı da TBMM almıştır. Ülkemiz için, milletimiz için, teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun diyorum" diye konuştu. Baykal: "Büyük bir mutabakat" CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da, tezkerenin kabul edilmesine ilişkin, "Amacımız savaş değil, savaşmadan sonuç almaktır" dedi. Tezkerenin 507 oyla kabul edilmesini "büyük bir mutabakat" olarak değerlendiren Baykal, "Böyle bir karar alıp, onun üzerine yatmak olmaz. Şartlar gerektiğinde kullanmamak mümkün değil. Oyun olmaz. En etkin şekilde bu yetkiyi kullanmak zorundasınız. Bundan öncekilerde ABD'nin müdahalesine ortak olunup olmamasıydı. Şimdi bıçak kemiğe dayandı. Terörle mücadelede olması gerektiği için çıkarılıyor; ABD'nin talebiyle değil. Şaka kaldırmaz. Ciddi bir şekilde Türkiye'nin bütünleşik bir politika ortaya koymasıdır. Umarız ABD, Türkiye'nin ciddiyetini kavrar işbirliğine girer. O zaman iş değişir müdahaleye belki gerek kalmaz" şeklinde konuştu. Bahçeli: "Sorumluluk siyasi iktidara aittir" MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, "Bu aşamadan sonra bütün sonuçlarıyla sorumluluk siyasi iktidara aittir. İnşallah TBMM'nin verdiği bu yetki çerçevesinde, gereği neyse onu cesaretle yapabilirler" dedi. Bahçeli, "Bu tezkerenin milletimiz için hayırlı, uğurlu olmasını diliyoruz. Bu aşamadan sonra bütün sonuçlarıyla sorumluluk siyasi iktidara aittir. İnşallah TBMM'nin verdiği bu yetki çerçevesinde gereği neyse onu cesaretle yapabilirler. Biz MHP olarak her aşamada bu yetkiyi destekleyeceğiz" şeklinde konuştu. PARTİLER NE DEDİ? AKP (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek) - Sabır taşı çatlamıştır. Yaşanan bunca üzücü olaylardan sonra sabrımızın taştığı bir noktadayız. Türkiye'nin bunca zamandan bu yana yaptığı iş, sabır taşının çatladığı noktada, doğru kararı alabilmek içindir. - Biz bu kararları alırken, gözettiğimiz bir tek husus var; parti içi hesaplarımız, dengelerimiz yok, orada dengeler yerinde. Bizim gözettiğimiz, devletimizin, milletimizin dengesi bozulmasın. Attığımız her adımda, aldığımız her kararda, bazı kararları dün değil de bugün niye alıyorsak, gözettiğimiz tek husus budur. - Türkiye, Milli Güvenlik Kurulu toplantılarının değişmez gündem maddesi olarak, bu belayı buldu. Dolayısıyla sadece dün, bugün ortaya çıkan bir konuyu konuşmuyoruz. Her hükümet uğraştı, biz de uğraşıyoruz. Bu tezkere onun bir parçasıdır. Eğer konu bu ölçekte ele alınmazsa, terörün tuzağına düşer, oyununa geliriz. 'Ben gelirim terör biter, akan kan durur' deniliyorsa, bu söylemi de geçmişte yaşadık, tam tersi her gün hayatını kaybedenlerin sayısı arttı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir terör sorunu var. Bunun üstesinden gelmek için alınması gereken birçok önlem var. Biz bugün sadece sınır ötesi operasyonla ilgili konuşuyoruz. Terörle mücadele milli meseledir. Tek bir partinin, hükümetin değil, devletin tüm birimleri, organlarıyla, bütün fertlerle sürdürülmesi gereken bir mücadeledir. Öyle anlamadığımız takdirde meseleyi yanlış zeminde tartışmış oluruz. Partiler, hükümetler üstü bir meseledir,Türkiye'nin geleceğiyle ilgilidir. - Terör konusunda çözüm ararken, önce gömleğin ilk düğmesini doğru iliklememiz lazım. Yanlış iliklersek, sonuna kadar yanlış gider. O da şudur: Terörün tanımında anlaşmamız gerekir. Eğer benim terörist dediğime özgürlük savaşçısı, bizim terör örgütü dediğimize başkası bir başka şey söylüyorsa bir araya gelip, çözüm bulmakta zorlanırız. Terör konusuna olumlu yaklaşım sergilenecekse, ondan rahatsız olacak herkesin tanımında mutabakata varması gerekir aksi halde farklı sonuçlara varırız. - Terör gibi karmaşık bir konu için zaman zaman televizyon ekranlarında gördüğümüz, bazen stratejist, bazen analist gibi sıfatların yazıldığı bir kısım insanlar, öylesine karışık, karmaşık, derinliği olan bir konu için sihirli çözümler üretmekte, vatandaşımıza doğru bilgi verilmemektedir. Bu tezkere, adeta terörle mücadele açısından yegane çözüm olarak kamuoyuna takdim edilmiş bu da ister istemez yanlış anlamalara, kendi içimizde farklı düşünmelere yol açmıştır. Bunun sihirli hiçbir çözümü yok, askeri mücadele, müdahale sorunun bir yönünü ele almaktadır, çözümlerden bir tanesidir. Bunun başkaca önlem ve eş zamanlı olarak sürdürülmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri olarak, bizim hükümetimiz olarak yapmaya çalıştığımız iş de bunun gereğini yapmaktır. - Terör örgütleri, uluslararası politikanın bir enstrümanıdır. Arkasında bir veya birden fazla devlet veya uluslararası güç yoksa, bu şer odaklarının bir günden fazla yaşama şansı yoktur. Dış destek olmadan, hiçbir terör örgütü varlığını sürdüremez. Bugün dünyadaki terör örgütleri içerisinde en fazla desteğe sahip olan, PKK'dır. Onun için tarihin en kanlı terör örgütüdür. O nedenledir ki hiçbir terör örgütü müstakil hareket edemez, müstakil karar alma kabiliyeti yoktur. Destek verenlerin maşasıdır, kuklasıdır, ipleri başkalarının elindedir. Yaşamakiçin öldürmek zorundadırlar. Bunun en güzel örneği de PKK'dır. Ama şunu biliyoruz; birkaç gün önce gözaltına alıyor, birkaç gün sonra serbest bırakıyor, sonra özel uçaklarla Kandil Dağı'na gönderiyorsanız, bunun bir izahı olmalıdır. Türkiye; bizden önceki hükümetler döneminde, biz de müteaddit defalar, 'Bunlar terör örgütü mensuplarıdır,yöneticileridir, bunları bize iade edin' dediğimizde, göstermelik sığınmacı statüsüyle bunları iadeden vazgeçiyorlarsa veya bir silahın otomatik mi yarı otomatik olduğuna 4 yılda karar veremiyorlarsa, oturup düşünmek lazım gelir. Bunlar kimin hesabına, kimin namına bu eylemleri ortaya koyuyorlar... CHP (İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ) - Hükümetin bu tezkereyi Meclis'in onayına sunmasını olumlu karşılıyoruz ve "evet" oyu vereceğiz. - "Kuzey Irak'taki yerel yönetimin, PKK'ya destek vermek ve onu Türkiye'ye karşı kullanmak konusundaki iradesinin kırılması lazım. Bunu yapamadığımız takdirde dağ fare doğurmuş olur ve tezkereye bir blöf olarak bakılır. Böyle bir durum da Türkiye'nin saygınlığına ve inandırıcılığına büyük darbe vurur. - Artık Irak ve kuzeyindeki yerel yönetimin şu tercihi yapmak zorundadır: PKK mı Türkiye mi? ABD, Kuzey Irak'ın ve Irak'ın PKK'yı himaye etme politikasına mı destek verecek, yoksa müttefiki Türkiye'ye mi destek verecek? - Tehdidin birinci boyutunu, Irak'ın kuzeyinde konuşlanmış ve Kuzey Irak yerel yönetimi tarafından Türkiye'ye karşı bir piyon olarak kullanılan PKK unsurları oluşturuyor. - Tehdidin ikinci boyutunu, ülkemizi bölmeye yönelik siyasi bir projenin gerçekleştirilmesini hedef alan PKK'nın, Türkiye'de konuşlanmış unsurları oluşturuyor. - Tehdidin üçüncü boyutunu, esas hedefi bağımsız bir Kürt devleti kurmak, sonra da Türkiye üzerinden Akdeniz'e çıkarak Büyük Kürdistan Projesi'nin ilk aşamasını gerçekleştirmek olan ve PKK'yı bölgesinde barındırarak ona her türlü desteği sağlayan Barzani'nin otoritesindeki Kuzey Irak bölgesi oluşturuyor. - Tehdidin dördüncü boyutu ise sözde stratejik müttefikimiz ABD'nin tutumundan kaynaklanıyor. Dostluğuna çok büyük değer verdiğimiz ABD'nin Irak'a yönelik stratejisi bağlamında Türkiye'ye yönelik iki yönlü-diplomatik nezaket göstererek, ikiyüzlü demiyorum- ve ülkemizin çıkarlarını hiçe sayan politikası, artık tam bir netlik kazanmış durumdadır. - Kuvvet kullanmaya giden yolda, kuvvete başvurmadan önce alınacak birçok ekonomik ve siyasi önlem var. Türkiye'nin de elinde bu konuda türlü seçenekleri ve yöntemleri içeren geniş bir yelpaze bulunuyor. (Kuzey Irak'ın Türkiye'deki ticari ilişkileri, bu bölgeye verilen elektrik, Habur Sınır Kapısı'ndan yapılan taşımacılık, Irak ve Afganistan'daki Amerikan askerlerinin lojistik ikmali ve İncirlik Üssü'nün kullanımı vb.) MHP (Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı): - Sınır ötesi harekat kararı, geç kalmış bir karardır. Bu tezkere, gecikmiş bir tezkeredir. MHP, bütün eksik ve sakat yönlerine rağmen, Başbakanlık tezkeresine tam destek verecektir. - Tezkereler siyasi ve hukuki anlam taşıyan metinlerdir. Silahlı kuvvetler unsurlarının kullanımının askeri hedefleri ile ulaşılması öngörülen siyasi hedeflerin çerçevesinin çizilmesi gerekir. Başbakanlık tezkeresinin bütünlükten yoksun, eksik ve belirsiz yönleri var. Bu metin tezkere olmaktan ziyade 1 paragraflık bilgi notu niteliği taşımaktadır. - Meclis'ten yetki alındıktan sonra Türkiye'nin, Habur Sınır Kapısı'nın kapatılması, Türk hava sahasının Irak bağlantısının kesilmesi, Kuzey Irak'a yapılan lojistik desteğin kesilmesi ve Mersin Serbest Bölgesi'nde yeni düzenlemeler yapılması gibi caydırıcı tedbirleri alması gerekir. - Meclis'ten yetki alınıp bunun kullanılmamasının çok vahim sonuçları olur. Böyle bir gaflet, PKK terörü karşısında teslim olmak anlamına gelecektir. DTP (Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş) - Şimdi sınır ötesi operasyonlardan ziyade, en az denenen ve bizce en etkili, en zahmetsiz, ülkemiz açısından en kazançlı yol olan demokratik tartışma ve sivil çözüm yöntemlerini gündemimize almalıyız. - Sınır ötesi operasyona karşı çıkan hiçkimse yokmuş gibi, 549 milletvekilinin de evet oyu kullanması gerekliği yönündeki baskıcı bir yaklaşım var. Eğer burası Milletin Meclisi ise milletin sesi de burada tümfarklılıklarıma duyurulmak zorundadır. - Sınır ötesi dediğimiz yerde Türkiye ile operasyon konusunda uzlaşmamış olan bir bölgesel Kürt yönetimi ve bir merkezi Irak yönetimi İle bunlardan daha da önemlisi ve farklı olarak ABD'nin varlığı söz konusudur. Bütün bu aktörlerin konumlanma durumu, sınır ötesi bir operasyonda yaşanacak can kayıplarının artması yanında siyasi olarak da bir bataklığa saplanmamıza yol açma riskini ciddi şekilde taşımaktadır. - Türkiye'yi 'savaşan ülke' konumuna düşürebilecektir. Kaldı ki bütün bu riskler bir an için göze alınsa bile, askeri açıdan başarılı olduğu kabul edilen bir sınır ötesi operasyonun dahi sorunun bir müddet sonra daha yakıcı bir şekilde karşımıza çıkmasını engellemeyeceği inancındayız. - Bölgede zaten felce uğramış olan ekonomik yaşam, bir sınır ötesi operasyon nedeniyle iyice içinden çıkılmaz hale gelecek, daha fazla yoksulluk, daha fazla işsizlik, daha az demokrasi ve daha az özgürlük gibi sonuçların ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Etiketler: america, kurdistan, turkey terror
Türkiye'nin Irak'ın kuzeyindeki PKK'ya yönelik muhtemel operasyon hazırlıklarını sayfalarına taşıyan The Times gazetesi, başmakalelerinden birini de bu konuya ayırdı. Gazete, "Türkiye'nin Irak'taki maceraperestliği tam bir felaketle sonuçlanabilir" uyarısında bulundu. Makalede TSK'nin hükümetten operasyon için prensipte onay aldığını ancak meclisin onayını beklediği kaydedildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın tezkere için hazırlıkların başladığını söylediğini hatırlatan gazete, "Başbakan Erdoğan, Irak'taki PKK üslerine yönelik operasyon baskısının siyasi ve askeri olarak dayanılmaz noktaya geldiğini düşünebilir ancak bütün maliyetine rağmen baskılara dayanmalı." çağrısında bulundu. Gazete, Türk ordusunun herhangi bir operasyonunun Irak'ın tek istikralı bölgesinde kargaşa doğurabileceğini ve ABD ile stratejik ilişkileri de riske atacağını belirtti. Ayrıca gazete, "Türk askerleri de şimdiden daha büyük bir tehlike ile yüz yüze kalır." uyarısında bulundu.
Gazete yazıyı şöyle bitirdi: "Irak'ın işgali öncesi PKK gücünü kaybediyordu. PKK, Irak'ın durumunu kullanarak sınır ötesi hareket tehdidi yaşamadan saldırılar düzenlemeye başladı. Türkiye'nin operasyon isteği anlaşılır ancak olgunluk ve sabır göstermeli. Bunun karşılığında Irak ve ABD'nin desteği de gerekliyse Türkiye'ye PKK için verdiği sözü de tutmalı. Orta Doğu'daki yeni bir çatışma kimsenin yararına değil."
WP: BÜYÜYEN İHTİLAF ABD'Yİ ZOR DURUMDA BIRAKTI
Türkiye'nin Sınır ötesi operasyon olasılığının Irak yetkilileri arasında "alarm" yarattığı bildirildi. Washington Post gazetesi, Irak yetkililerinin kaygılarını yansıttığı haberinde ABD'nin kaygıları ile ilgili olarak da "Büyüyen ihtilaf ABD'yi zor durumda bıraktı" ifadesini de kullandı.
Washington Post, "Türk-Kürt ihtilaf tırmanırken endişeli Irak yetkilileri itidal çağrısını yapıyor" başlıklı haberinde, Türk ordusunun Kuzey Irak'a yönelik "bombalamanın tırmandırılması" ve "sınır ötesi operasyon tehdidi"nin "Irak yetkilileri arasında alarm ve sürpriz yarattığı" yorumunu yaptı. Gazete ayrıca terör örgütü mensupları için "Kürt ayrılıkçıları" ve "PKK savaşçıları" ifadelerine yer verdi.
Türkiye'de tezkere hazırlıklarına dikkat çeken gazete, son günlerde Türkiye'nin "Kürt ayrılıkçıları"na yönelik kampanyayı hızlandırdığını kaydetti. Gazete şöyle devam etti:
"Büyüyen ihtilaf, ABD'yi zor durumda bıraktı. Güçlü bir ordusu olan NATO müttefiki Türkiye, Irak savaşına destek olmak amacıyla ABD kuvvetlerine topraklarındaki üsleri kullanmalarına izin veriyor. Kürtler de, ABD'nin sağlam müttefiklerdir ve Irak'ın en huzurlu bölgesini yönetiyorlar. Zaten karmaşık olan Irak'taki savaşta yeni bir cephenin açılması, ABD'nin orada istikrar sağlama çabalarına zarar verir."
IRAK YETKİLİLERİNİN GÖRÜŞLERİ
Washington Post gazetesi, haberinde üst düzey Iraklı yetkilerin görüşlerine de yer verirken Iraklı yetkililerin "Büyük bir kara işgalinin pek olası olmadığına inandıklarını ancak Türkiye'yi Irak içerisinde yeni saldırıları düzenlemekten vazgeçmeye çağırdıkları"nı yazdı.
Gazeteye konuşan Irak Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Labeed Abbavi de, Türkiye'yi kastederek "Iraklıları sorumlu tutamazlar çünkü Iraklılar, PKK'yı kontrol etmek için ellerinden gelenini yapıyorlar" dedi.
Buna karşın, "PKK savaşçılarının Kuzey Irak'taki dağlık kısmında adeta tam yetkili olduklarını, yollardaki denetim noktalarında bulundukları ve tam hareket özgürlüğünden yararlandıkları"nı kabul eden Abbavi, "Gerçekten bu unsurların bazılarının Irak dağlarından Türkiye'ye girmelerini engellemiyoruz" ifadesini kullandı.
"Samimi olarak bu yeni tırmanma, gerçek bir sürpriz oldu" diyen Abbavi, "Türkiye ile bir çatışmanın peşinde değiliz. Kesin olarak ihtiyacımız, bu sorunun diplomatik kanallardan ve danışmalar ve diyalog ile ele alınmasıdır" şeklinde konuştu.
İSTANBUL TOPLANTISININ ZARAR GÖRMESİ KAYGISI
Washington Post, Iraklı yetkilerin, yoğunlaşan şiddetin Kasım ayının başlarında İstanbul'da düzenlenecek olan Irak'a Komşu Ülkeler toplantısına zarar vermesinden kaygı duyduklarına dikkat çektikten sonra Irak Savunma Bakanlığı Sözcüsü Mohammed El Askari'nin görüşlerini de aktardı.
Askari, Iraklıların sınırlarının dışından gelecek bir müdahaleyi kabul etmediklerini belirtirken Irak'ın içerisinden komşu ülkelere yönelik saldırıları gerçekleştiren grupları kınadığını söyledi. Askari, "Türkiye, Kuzey Irak'ın sınır köylerimizi bombalıyor ancak biz hala diplomatik çözüme inanıyoruz" ifadesini kullandı.
CRADDOCK:"TÜRKİYE'NİN SINIR ÖTESİ OPERASYONUNU DURDURMAK İÇİN YAPABİLECEĞİM FAZLA ŞEY YOK"
Öte yandan ABD'nin NATO Kuvvetler Komutanı General Bantz John Craddock, Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine sınır ötesi operasyonunu durdurmak için yapabileceği fazla bir şeyin olmadığını söyledi.
Craddock, Washington'da gazetecilere yaptığı açıklamada, Irak sınırındaki sorunla ilgili olarak sık sık Türk yetkililerle görüştüğünü belirterek, bununla birlikte Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine olası bir sınır ötesi operasyonunu durdurmak için yapabileceği fazla bir şeyin olmadığını söyledi.
Değerli bir NATO müttefiki olan Türkiye'nin güneydoğu sınırlarında bir sorunla karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Craddock, Ankara'nın PKK ile probleminin sır olmadığını, Irak'ın kuzeyini üs olarak kullanan teröristlerin sınırı geçerek Türklere saldırdığını belirterek,
"bütün sorun bu" diye konuştu.
Amerikan ordusunun görev alanı Irak sınırlarında biten komutanı General Craddock, NATO müttefiki Türklerle Irak'taki Amerikan güçlerine
gönderilen malzemelerin güvenli biçimde yerine ulaşması için yakın işbirliği içinde çalıştığını kaydetti.
ABD'nin Türkiye'ye karşı sorumlulukları olduğunu söyleyen Craddock, Ankara ile hala iletişim halinde olduklarını, NATO açısından
bakıldığında da Türkiye ile güçlü ortaklığı sürdürmek istediklerini kaydetti.Craddock, "NATO'nun terör örgütü PKK'ya karşı Türkiye'de destek verip vermeyeceği" sorusunaysa bunun siyasi bir karar olduğunu ve NATO'nun değerlendireceğini vurguladı.
Irak'ın kuzeyindeki bölgesel Kürt yönetimi, Türkiye'yi sınırdaki güvenlik sorununun çözümü için güç kullanmamaya çağırdı.
Bölgesel hükümetin sözcüsü Cemal Abdullah, "Askeri eyleme başvurmak, sınırımızda güvenlik sorununun çözümüne yardımcı olamaz. Bu sorunu çözmenin başka yöntemleri olmalı, çünkü orası bizim de sınırımız" diye konuştu.
AA-ANKA
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Askeri yöntemler sorunu çözmüyor
Gönderen: rizgarionline Tarih: 10.10.2007 Saat: 08:38
Katkıda Bulundu rizgarionline
Rizgarî Online/DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, ''Bu sancılı, sıkıntılı dönemde hepimiz rahatsızız. Ama gerçekten bir diyaloğun, bir sürecin başlatılması zamanıdır'' dedi. Türk, TBMM'de gazetecilerin, öldürülen askerlere ilişkin sorusu üzerine, çatışmanın olduğu yerde, sosyal, toplumsal ve psikolojik bütün tedbirlerin alınması gerektiğini vurgulayarak, "Meseleyi sadece askeri yöntemlerle çözmeyi hedefleyen mantığın hiçbir zaman başarılı olmadığını gördük" dedi.
Ahmet Türk, "Şimdi biz herşeyi bir tarafa doğrultuyoruz; sadece inkar ve askeri mantıkla sorunları çözmeye çalışıyoruz. Tabii bunun da istenilen sonuçları olmuyor. Şimdi diyaloğun geliştirildiği bir dönemde tabii ki insanlar daha fazla birbirini anlıyor ve ortak çözüm koşullarını yaratıyor" dedi.
Türk, "Şimdi ortaklaşma yok; siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, bölge insanları ne düşünüyor? Yani bu konuda hiçbir çalışma yapılmıyor. Tabii ki bu sancılı, sıkıntılı dönemde hepimiz rahatsızız. Ama gerçekten bir diyaloğun, bir sürecin başlatılması zamanıdır. Ben inanıyorum ki insanlarımız, bir diyalog ortamı oluşturulduğu zaman birbirini anlar. O diyaloğun getirdiği olumlu, pozitif hava, farklı bir sürecin başlamasına da neden olabilir" diye konuştu.
Rizgarî Online/Şırnak kırsalında operasyon yapan 13 askerin öldürülmesi üzerine “sözün bittiği yer” açıklaması yapan Türk hükümeti, “sınır ötesi” operasyonu acil gündemine aldı. Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında toplanan AK Parti Merkez Yürütme Kurulu, “terörle mücadele” kapsamında, sınır ötesi operasyon için tezkerenin hazırlanarak Meclis’e gönderilmesine karar verdi.“Terörle Mücadele” Yüksek Kurulu'ndan sonra konuşan Başbakan Erdoğan "Meşru müdafaa hakkımızı kullanacağız" dedi.
Partisinin Merkez Yürütme Kurulu'na bilgi veren Türk Başbakan, sınır ötesi operasyon için bütün gerekçelerin oluştuğunu vurguladı.
Türk haber ajanslarının kaydettiğine göre, Erdoğan parti kurmaylarına “Girilmesi gerekiyorsa girilecek, yetki ise yetki, para ise para her türlü imkan sağlanıyor, sağlanacak” dedi.
Ajansların kaydettiğine göre Türk Genelkurmayı, Kurul’dan çıkan kararı tatmin edici buldu. Sınır ötesi operasyonun hangi noktalara düzenleneceğine dair harekat planlarının yaz başından beri hazır olduğunu belirten yetkililer, operasyona başlamak için tezkere ve direktif beklediklerini ifade ettiler.
Öte yandan parlamento meclis grubunda konuşan Faşist MHP lideri Devlet Bahçeli; “Ben bu kürsüden, sık sık referandum yapacağını müjdeleyen sayın Başbakan’a, bu uygulamasına sınır ötesi operasyon için bir referandum yaparak başlamasını öneriyorum. Böylece kendileri ve hükümeti, okyanus ötesinden talimat almaktan kurtulacak, sürekli telafuz ettiği ‘cumhurun iradesi’ne de başvurmuş olacaktır. Hükümetin aymazlığına rağmen inancım odur ki hainler ve işbirlikçilerine gereken ders eninde sonunda verilecektir"açıklaması yaptı.
RO/Zilan Dersim
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Türk Dışişleri bakanı, Kerkük ve Kürd kazanımlarına göz diktiklerini yineledi
Kurdians: Wednesday, October 10, 2007Gönderen: rizgarionline Tarih: 10.10.2007 Saat: 08:35 Katkıda Bulundu rizgarionline Rizgarî Online/PKK/KCK yöneticilerinin Federe Kürdistan bölgesinde bulunmasını bahane ederek, özgür Kürdistandaki ulusal yapılanmayı dağıtmak ve Kerkük referandumunu engellemek için kaç yıldır fırsat kollayan Türk devleti, 15 askerin öldürülmesini fırsat bilerek, “sınır ötesi operasyon” adı altında Federe Kürdistani işgal etmek için yeni hazırlıklara başladı. Türk Dışişleri Bakanı Ali Babacan, “sınır ötesi operasyon” olasılığına yönelik Meclis’ten tezkere çıkarılmasına ilişkin “Ne tür hazırlık yapılacaksa tüm kurumlar çalışmaya başlamıştır” dedi. Ortadoğu turu kapsamında Ürdün’de bulunan Dışişleri Bakanı Ali Babacan, CNN TÜRK Ankara Diplomasi Muhabiri Osman Sert’in sorularını cevaplandırdı. CNNTürk muhabirinin aktardığına göre, “Terörle mücadele” konusunda açıklamalarda bulunan Babacan, “İlgili kurumlar bu dakika itibarıyla çalışmalara başladı. Gerekli tedbirleri, gerekli hazırlıkları yapmakla görevlendirildi” ifadelerini kullandı. Terör konusunda sorunların azalmadığını, giderek çoğaldığını belirten Babacan, “Bugüne kadar denenenler, yapılanlar var, bundan sonra yapılacaklar var” dedi, ancak ayrıntıya girmedi. “Güneydoğu'da verilen son kayıpların terörle mücadele noktasında hükümetin kararlılığını daha da arttırdığını” kaydeden Babacan, ABD ve Irak hükümetlerinden de “ellerinden geleni azami şekilde yapmalarının beklendiğini” belirtti. "ABD ile yakın ilişki bekliyoruz" Ali Babacan “ABD hükümetinin bizlerle yakın bir ilişki içinde olmasını bekliyoruz” diye konuştu. “Kuzey Irak’taki PKK varlığı konusunda Türkiye’nin şikayetlerinin tüm dünyaca bilindiğini” ifade eden Babacan, bölgesel Kürd yönetimiyle de iletişim kanallarının varolduğunu söyledi. “Bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak muhatabımız Irak’taki merkezi yönetim” diyen Ali Babacan, İstanbul'da yapılacak Irak'a Komşu Ülkeler Toplantısı’ına da değindi. Irak ile ilgili Türkiye’nin “olmazsa olmazlarını” sıralayan Babacan bunları “Irak’ın birliği, toprak bütünlüğü” ve “Irak’ın doğal zenginliğinin tüm ülke tarafından paylaşılması” olarak özetledi. RO/Ömer Kaçar
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu en büyük tehdit olarak gören Türkiye, böylece 80 yıldır nasıl ilişki kuracağını bilemediği Kürt vatandaşlarını yine dışlıyor. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'ni düşman saymak, içerideki 'Kürt gerçeği'nden kaçmaktır MUHAMMED NUREDDİN Türkiye'ye Kürt kâbusu yaklaşıyor. 80 yıldır kendi Kürtleriyle nasıl ilişki kuracağını bilemeyen Türkiye şaşkın; hatta tabiri caizse, dışarıdaki Kürtlerle yakınlaşmaktan da aciz. 'Dışarıdaki Kürtler', bölgesel denklem içinde 'içerideki Kürtler'e dönüşebiliyor. Hal böyleyken, içerideki Kürtler de dışarıda kalıyor. Kuzey Irak'taki Kürt gerçeği bu ve bu gerçek, MHP'li vekillerinden birinin de ifade ettiği gibi, şu an federatif bir şekil alan, sadece bağımsızlığını ilan etmemiş bir 'yarı devlet'e dönüşüyor. Gerek Türkiye ve Irak'ta, gerekse başka ülkelerde uygulandığı üzere insanlık dışı anlamıyla milliyetçi ideolojilerin, kendi vatandaşlarını 'yabancılaştırma' noktasında en belirgin rolü oynadığı veya buna katkıda bulunduğu şüphesiz. Ortadoğu'da hep askeri operasyonlar ve işgallerle gerçekleşen değişimler daha fazla bölünmeye yol açtı. Peki küreselleşme çağında bir devletin kapılarını değişim rüzgârına kapatması mümkün mü? Saddam Hüseyin Kürt kimliğini epey erken bir zamanda, 1970'te tanıdı. Hatta Irak Kürtlerine eşsiz bir özerk yönetim verdi. Gerçi Kürtler bu yönetimin sadece kâğıt üzerinde kaldığını düşündü. Saddam'dan önce de 1958 devrimi, anayasa ve yasalarda bu kimliği tanımıştı. Bugün Türkiye, Kürt isyanlarının 1925'ten bu yana kesilmemesine rağmen kendisini sıfır noktasında buluyor. İslamcıları ve laikleriyle Türk yetkililer 'Kürt gerçeğini' ve 'Kürt sorununu' tanımakta adeta yarışsa da, bu kof klişenin ötesine geçebilen yok. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bile bu hafta bir söyleşide, 'Kürt gerçeğinin' varlığını itiraf etti. Fakat iş bunun anayasa ve yasalarda somutlaştırılmasına geldiğinde, devlet yapısının ve toprak bütünlüğünün maruz kalacağı tehdide dair uyarılar yapılıyor ve sorun sıfır noktasında kalıyor. Bu bakış açısını Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt somutlaştırıyor. Büyükanıt, Türkiye için öncelikli tehlikenin Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması ihtimali olduğu görüşünde. Ona göre bu durum sadece güvenlik açısından değil, siyasi ve psikolojik açılardan da tehlikeli. Zira Büyükant'ın da belirttiği gibi, Irak'taki Kürt oluşumu Türkiye Kürtleri için 'cazibe ve çekim merkezi' oluşturacak ve bu durum özellikle de Türkiye'nin Kürt bölgelerinde ayrılıkçılığı teşvik edecek. Ayrıca Türkiye'deki Kürtlerin sayısı 13-14 milyondan az değil. Yani Irak Kürtlerinin üç katı. ABD'nin bölgeyi bölme planına yarıyor Türkiye'de Kürt kâbusu yaklaşıyor. Bu kâbusu yaklaştıranlar da, Türkiye'nin NATO 'müttefikleri'nden ve özellikle de ABD'den başkası değil. Zira herkes ABD'nin Irak'taki savaşının hedeflerinden birinin de, bölgeyi Irak'tan başlayarak etnik ve mezhepçi temellerde parçalamak olduğunu düşünüyor. Fakat geçmişte Rusya'daki Bolşevik devriminin yol açtığı Sykes-Picot anlaşmasında Fransızların ve İngilizlerin yaptığı gizli komplolarının aksine, ABD bu bölme planını açıkça ifade ediyor. Batı güce sahip ve bu gücü 'petrolü kontrol altına almak ve bölgeyi bölmek' şeklinde hayata geçiriyor. Fakat şartlar uygun olmasa bunda başarı elde edemezdi. Ülke içinde kendi rejimleri tarafından işgal edilmiş olan insanlar dışarıyla mücadele edemez. Saddam Hüseyin döneminde yaşanan buydu. Türkiye gibi başka yerlerde de aynı durum yaşanabilir. Zira hangi Türkiyeli Kürt, yıllarca Türkiye'deki Kürt kimliğini eritmeye çalışmış bir rejimi savunmaya hazır olabilir ki? Kuzey Irak'taki Kürt devletinin tehlike olarak görülmesi, içerideki 'Kürt gerçeğiyle' mücadeleden kaçmak değil mi? Türk liderler, Kürt kâbusunu son derece yakın kılan yanlış politikalarını tekrarlıyor. (Katar gazetesi Şark, Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, 7 Ekim 2007)
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Federal Irak, Operasyona karşı çıktı
Gönderen: rizgarionline Tarih: 09.10.2007 Saat: 17:52
Katkıda Bulundu rizgarionline
Rizgarî Online/F.Irak Büyükelçisi Sabah J. Omran, sınır ötesi operasyonun Irak’ın egemenliğinin ihlali olacağını kaydederek, ‘’operasyonun yasal zemini yok’’ dedi. F.Irak Büyükelçisi Sabah J. Omran, Uluslar arası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nda düzenlenen ‘Irak ve Türkiye’ konulu toplantıda sınır ötesi operasyonun Irak’ın egemenliğinin ihlali olacağını ve bu konuda yasal bir zeminin bulunmadığını belirtti. Omran, ‘’terör anlaşmasının’’F. Irak meclisinde onaylanarak yürürlüğe girmesinin gerektiğini söyleyerek, “Meclisin onayı zor olacak, nihayetinde bir koalisyon var. Çok fazla grup var” dedi.
PNA’nın kaydettiğine göre Omran, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonu tek taraflı yapması halinde buna F.Irak tarafının yanitinin nasıl olacağı konusunda ise “Böylesine farazi bir soruya tam cevap verebilmek kolay değildir. Elbette bir devlet egemenliğinin ihlali halinde bu durum kınanır. Ama bunun dışındaki önlemler konusunda şu aşamada bir şey söyleyemeyiz” şeklinde konuştu.
RO/Cemil süphan
Etiketler: iraq, kurdistan, turkey terror
TÜRK TOPÇULARI, KÜRT KÖYLERİNİ ŞİDDETLİ BİR ŞEKİLDE TOPA TUTTU.
PNA-Türk ordusunun Dohuk’a bağlı Amediye’ye yakın bazı köyleri şiddetli bir şekilde topa tuttuğu bildirildi. Bombalanan köylerde birinin Deraluk nahiyesine sadece 1 kilometre uzunlukta olduğu belirtildi.
Bombardımanlara ilişkin PNA’ya demeç veren Sınır Muhafaza Komutanlığı yetkililerinden Said Haci, Türk ordusunun dün akşam saat 03:00’da Geli Tubız Ağa, Pışta Nızdur, Baluka ve Sarka Xırapı köylerini şiddetli bir biçimde bombardıman ettiğini bildirdi.
Haci, bombardımanlarda herhangi bir can kaybının meydana gelmediğini söyledi. Öte yandan, Türk topçularının Dereluk nahiyesine bağlı Reşawa, Hituti, Ginı ve Zılı köylerini şiddetli bir şekilde top tuttuğu belirtildi.
Reşawa köyünün Dereluk’un merkezine sadece 1 kilometre uzaklıkta olduğu belirtildi.
Bombardımanlarda herhangi bir can kaybının yaşanmadığı belirtildi.
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Beytüşşebap Katliamı: Aileler Katliamcıların isimlerini biliyoruz
Kurdians: Friday, October 05, 2007
Beytüşşebap katliamında yaşamını yitirenlerin yakınlarıyla görüşen eski DEP Milletvekili Selim Sadak, ailelerin olayın faillerini bildiğine dikkat çekti.
AİLELER FAİLLERİ BİLİYOR
Beytüşşebap katliamıyla ilgili yeni ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı. Yaşamını yitiren köylülerin yakınlarını ziyaret eden eski DEP Milletvekili Selim Sadak, köylülerin olayın PKK tarafından yapılmadığını söylediğini aktardı. Ailelerin katliamı yapanların isimlerini bildiklerini, bunların netleşmesi için kamuoyunun harekete geçmesi gerektiğini söyleyen Sadak, köylülerin 'Eğer bu olay iyi araştırılırsa faillerin isimlerine ulaşılabilir' dediğini aktardı.
ŞÜPHELİ HELİKOPTER
Sadak, olayla ilgili olarak başka önemli bulgulara da rastlandığını belirterek, şu bilgileri aktardı: 'Yaşanan vahşetin ardından olay yerine helikopter geliyor. Yaralı almadan tekrar gidiyor. Bu ciddi bir sorudur. 12 insanın yaşamını yitirdiği olay yerinde niye boş kovanlar yok? Yine olay bölgesinde yerlerde pet şişe ve konserve kutuları görülmüş. Bunları kim kullanıyordu? Bunlar daha sonra neden kaybedildi? Niye gizleniyor bunlar? Bütün bunlar ciddi soru işaretleri oluşturuyor.'
ERDOĞAN'DAN SUS PAYI
Devlet güçlerince gerçekleştirildiğine dair her geçen yeni bulguların ortaya çıktığı katliamı örtbas etmeye çalışan hükümetin, ailelere gizli ve açıktan nakdi yardımda bulunması dikkat çekti. Başbakan Erdoğan'ın taziye ziyaretine giden bakanlar aracılığıyla kendi cebinden para yardımında bulunduğu öğrenilirken, yardım miktarı gizli tutuldu. Bu arada Şırnak Valiliği'nin de aile başına ayrıca 2 bin YTL para yardımında bulunduğu bildirildi.
Şırnak Beytüşşebap'a bağlı Beşağaç (Hemkan) köyünde 12 köylünün devlet güçlerince öldürüldüğüne ilişkin ilginç ayrıntılar ortaya çıkıyor. Yaşamını yitiren köylülerin ailelerini ziyaret eden eski DEP Milletvekili Selim Sadak, ilginç bilgiler aktardı. Sadak, olayın PKK'yle ilgisi olmadığını belirten köylülerin katliamı yapanların isimlerini bildiklerini, bunların netleşmesi için kamuoyunun harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Saddak, olay sonrasında bölgeye bir helikopterin iniş yaptığını ve vurulan köylüleri almadan tekrar bölgeden uzaklaştığını da aktardı. Bu da 'helikopter katliamı yapan JİTEM'cileri bölgeden uzaklaştırdı' yorumlarını beraberinde getirdi.
Önceki gün katledilen köylülerin ailelerini ziyaret eden Sadak, yaşanan olayı vahşet ve katliam olarak değerlendirdi. Olayları araştırmak için gittikleri köyde önemli bulgulara rastladıklarını söyleyen Sadak, 'Bu olay beni geçmişe götürdü. 1993 yılında Van'ın Gevaş İlçesi yaylasında benzer bir olay yaşanmıştı. O dönemin valisi bize 'bu olay PKK'nin eylemine benzemiyor' demişti. Güçlükonak gibi örnekler de var önümüzde. Bu tip olayların hangi süreçlere denk geldiğini kimlerin yapabileceği ve neden yapıldığına dair herkesin kafa yorması gerekiyor' dedi. Ziyaret esnasında görüştüğü köylülerin olayın PKK tarafından yapılmadığını söylediğini aktaran Sadak şu çarpıcı iddiaları gündeme getirdi: 'Yaşanan vahşetin ardından birkaç dakika sonra olay yerine helikopter geliyor. Yaralı almadan tekrar gidiyor. Niye olay yerine geldi, ne yaptı? Bu ciddi bir sorudur. 12 insanın yaşamını yitirdiği olayda niye boş kovanlar yok? Olay yerinde pet şişe ve konserve kutuları görülmüş. Bunları kim kullanıyordu? Bunlar daha sonra neden kaybedildi? Niye gizleniyor bunlar? Bunlar ciddi soru işaretleri oluşturuyor.' Resmi heyetlerden ziyade sivil toplum örgütlerinin olayla ilgili detaylı incelemelerde bulunmasını isteyen Sadak, yaşamını yitirenlerin yakınlarının katliamcıların isimlerini bildiklerini, ancak olayın net olarak ortaya çıkması için Türkiye'de yaşayan herkesin sorumluluk göstermesi gerektiğini söyledi.
Bu arada katliamda yaralı olarak kurtulan 2 kişinin ifadelerinin Beytüşşebap Cumhuriyet Savcılığı'nca 'hayati tahlikeyi atlatamadıkları' gerekçesiyle alınamadığı ortaya çıktı.
Başbakan'dan 'sus payı'
HPG'nin 'Beytüşşebap katliamını Türk ordusu ve uzantısı JİTEM yaptı' şeklindeki açıklamasından sonra yetkililer, olayın üstünü kapatmak için para dağıtmaya başladı. Sürekli olarak PKK'yi suçlayan ordu ve hükümet yetkililerinin, köylülerin gerçekleri açıklamasını engellemeye çalıştığı kaydedilirken, öte yandan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın mağdur köylülere para yardımında bulunduğu belirtildi. Erdoğan ve yerel yetkililerin para yardımları, köylülerin konuşmasını engellemeye yönelik verdikleri 'sus payı' olarak değerlendirildi. Erdoğan köylüleri ziyaret eden İçişleri Bakanı Beşir Atalay aracılığıyla bir zarfın içine koyduğu bir miktar parayı gönderirken, Valilik de köylülere 2'şer bin YTL'lik para verdi. Valiliğin ayrıca köylülere ev ve iş sözü verdiği de kaydedildi.
İnsan Hakları Komisyonu bugün Beytüşşebap'ta
Beytüşşebap katliamını incelemek üzere Meclis İnsan Hakları Komisyonu, alt bir komisyon oluşturdu. Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Prof. Zafer Üskül, Komisyon Başkanvekili MHP Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt, CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir ve DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal'ın yer aldığı komisyonun bugün katliamın gerçekleştiği Beşağaç köyünde incelemelerde bulunması bekleniyor. Bu arada Komisyon Başkanı Üskül, Beytüşşebap'a gitmek için Şırnak Valiliği'nden helikopter istediklerini, Valiliğin ise olumsuz yanıt verdiğini söyledi. Öte yandan İHD, Mazlum Der, Diyarbakır Barosu, KESK yöneticilerinden oluşan insan hakları heyeti de, katliamla ilgili araştırma yapmak için Beytüşşebap'a giderek, incelemelerde bulunacak. Heyet, mağdur, mağdur yakınları, varsa görgü tanıkları ile mülki idare amiri ve Cumhuriyet Savcılığı ile görüşme yapacak.
ŞIRNAK / DİHA
Nesrin Yazar / Mehmet Cevizci
Etiketler: kurdistan, turkey terror
PNA-Financial Times (FT) gazetesi, ''Türkiye'de son saldırılarının öfkeyi alevlendirdiği'ni belirtirken Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın son konuşmasını, askerlerin, devletin saldırıları önleyememesinden duyduğu hayal kırıklığının bir işareti olduğu'' yorumunda bulundu.
Financial Times gazetesi, patlalamalarla ilgili olarak Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın son konuşmasının, askerlerin devletin saldırıları önleyememesinden duyduğu hayal kırıklığının bir işareti olabileceği yorumununda bulundu.
Gazete, 'Türkiye'deki patlamalar terör saldırılarından duyulan öfkeyi alevlendirdi' başlıklı haberinde 13 kişinin hayatını kaybettiği Şırnak saldırısının hemen ardından İzmir'de de bombalar patladığına dikkat çekti.
İzmir'deki saldırıları şu ana kadar hiç kimsenin üstlenmediğini ancak saldırıdan PKK'nin sorumlu tutulduğunu, Türkiye'nin en az yirmi yıldan beri PKK'dan kaynaklanan bir 'iç ayrılıkçı tehdit' ile mücadele ettiğini ve 30 bin kişinin hayatını yitirdiğini yazan gazete, Ankara'nın da, binlerce PKK'lilnin Irak Kürdistanın'da barındığını ve bölgeyi Türkiye'ye karşı saldırıları düzenlemek için kullandığını öne sürdüğünü'' yazdı.
Gazete, Büyükanıt'ın son konuşmasına dikkat çekerek Büyükanıt'ın TSK'nin ''Türkiye içerisinde ve dışında sistematik ve önyargılı saldırılarının kurbanı olduğu'' yolundaki açıklamasını değerlendirdi.
Büyükanıt'ın bu sözlerinin, ''TSK'nın Türkiye içerişinde terörist saldırıların daha da düzenli hale gelmesinden ve devletin bunları önleyememesinden duyduğu hayal kırıklığının bir göstergesi olabileceğini'' belirten gazete şöyle devam etti: 'Büyükanıt, hiç bir düşmanı zikretmedi ancak diplomatlar ve yorumcular, Büyükanıt'ın, en az kısmen, PKK'yi kastettiğini söylediler. Belki aynı zamanda hükümetin şimdiye kadar Irak Kürdistanı içerisinde PKK'ya karşı büyük çaptaki bir Türk askeri operasyona izin vermeyi reddetmesini de kastetmiş olabilir.''
Financial Times, ''Türkiye ile Irak arasında imzalanan Terör ile Mücadele Anlaşması'na'' dikkat çekerken ''Irak'ın Ankara'nın 'sıcak takip' hakkını kabul etmediğini'' belirtti. Gazete, ABD'nin de Türkiye'nin Kürdistan Bölgesin'ne yönelik büyük çapta bir askeri operasyona da karşı çıktığı da'' hatırlatıldı.
Etiketler: kurdistan, turkey terror
ANF/ANKARA (02.10.2007) - DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Meclis Başkanlığı'na sunduğu yazılı soru önergesi ile Şırnak'ın Beytüşebap İlçesi'nde meydana gelen ve 12 kişinin ölümüne yol açan saldırının aydınlatılmasını istedi.
DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan tarafından İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, şunlara yer verdi:
* Beytüşebap İlçesi Beşağaç Köyü'nde meydana gelen olayın henüz failleri kim oldukları belirlenmeden resmi makamlarca kamuoyuna yapılan açıklamaların dayanağı nedir? Daha önce 1994 yıllında Güçlükonak İlçesi'nde benzer şekilde yapılan bir saldırının faillerinin karanlık suç çeteleri olduğu ortaya çıktığına göre, resmi makamların daha dikkatli olması gerekmiyor mu?
* Alınan bazı duyumlara göre, olay bölgesinde iki beyaz minibüs içinde sayıları tahmini olarak 25 kadar olan sivil giyimli kişilerin gezdiği, yanlarında mataraların olduğu, muhtemelen resmi görevli oldukları söylenmektedir. Güvenlik görevlileri bu tür arazi çalışmaları yapmakta mıdır? Olayın yaşandığı saat 17.00 sıralarında yurttaşlarımıza ateş açanlardan ikisinin maskeli olduğu söylentileri doğru mudur? Olay duyulduktan sonra sarp coğrafyada ateş açanların kısa bir sürede uzaklaşması ihtimali olmadığına göre güvenlik güçleri bu konuda ne yapmıştır?
* Hakkari-Şırnak ve Siirt illerinin güvenlik bölgesi ilan edildiği ve bölgede yüz bini aşkın askerin bulunduğu olay yerinde on binlerce askerin operasyon yaptığı dikkate alınacak olursa; yaşamını yitiren yurttaşlarımızın yol ve can güvenliğinin sağlanmamasında, neden güvenlik önlemi alınmamıştır. Korunmaları doğrultusunda bir güvenlik ihmali ve zaafı var mıdır? Sivil yurttaşlarımızın güvenliğinin ihalesine son verilmesi ve koruculuğun kaldırılması sosyal hak ve güvencelerinin sağlanması konusunda bir çalışma düşünülüyor mu?
Etiketler: kurdistan, turkey terror
ANF NEWS AGENCY-ENGİN ASLAN /ANKARA (01.10.2007)- Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç köyü yakınlarında içinde korucuların bulunduğu minibüsün taranması olayı ve hemen ardından PKK’ye yönelik başlatılan psikolojik harekat, bu katliamın tıpkı 1996’daki Güçlükonak vahşetinde olduğu gibi devlet içi karanlık güçlerce gerçekleştirildiğini gösteriyor. Katliam Şemdinli’yle başlayıp tampon bölgeyle sürdürülen konseptin bir parçası. Tampon bölge kapsamına alınan Şırnak’ta gerçekleştirilen sivil katliamı devletin 1993 konseptine yeniden döndüğünü ortaya koyması açısından önem taşıyor. 1996’da da benzer bir katliam yine Şırnak’ta Güçlükonak’ta gerçekleştirilmiş 10 sivil taranarak öldürülmüştü. Katliamı araştıran heyetlerin elde ettiği bulgu faillerin devlet içi karanlık güçler olduğunu ortaya koymuştu. Katliamın en önemli hedefi 1995’te yapılan 24 Aralık genel seçimleri öncesi PKK’nin ilan ettiği ateşkesin boşa çıkartılmasıydı. Beytüşşebap’taki katliam da KKK’nin 1 Ekim 2006’da başlattığı ateşkesin yıl dönümüne denk getirildi. Diyarbakır’da Kürt sorunu konferansı tartışılırken Beytüşşebap’ta düğmeye basıldı. Olayla ilgili olarak ilk yapılan açıklama aslında devletin suçüstü halini yansıtıyor. Valilik, PKK’nin üzerine yıktığı katliamda bir çocuğun da öldüğünü açıkladı. Ilerleyen saatlerde çocuğun ölmediği duyurularak, durum düzeltilmeye! çalışıldı. Eğer çocuk da ölmüş olsaydı ertesi günü merkez medyada yer alan haberler PKK’nin çocuk vurduğu psikolojik harekatı üzerine kurulacaktı, bu tutmadı. Hatta kimi gazetelerde çocuğun da öldüğü haberi yayınlandı. Hürriyet de dünkü manşetinde olayı çocuk üzerine kurmaya çalıştı. Merkez medyanın tamamı düğmeye basılırcasına aynı psikolojik harekatı başlatarak, olayı ‘PKK sivilleri vurdu´ manşetleriyle duyurdu. Olay tam bir psikolojik harekat. Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Ilker Başbuğ, bir değerlendirmesinde ‘PKK psikolojik propagandada devletten daha başarılı´ demişti. Şimdi Beytüşşebap katliamıyla medyaya psikolojik harekat malzemesi resmen servis yapılmış oldu. Katliamın en önemli boyutunu sınırdaki tampon bölge oluşturuyor. Şemdinli bombalarıyla başlatılan ve bugün tampon bölgeyle devam ettirilen sürece bu kez sivil katliamıyla işlerlik kazandırılmaya çalışılıyor. Konseptin amacı bölgenin insansızlaştırılması, operasyonlara derinlik kazandırılması, Güney’e müdahale için zemin oluşturulması. Şemdinli’nin bir başka versiyonu olan sivil katliamlarına bundan sonra sık sık tanık olacağız. Çünkü Ankara’dan düğmeye basılmış durumda. Güney Kürdistan’a sınırötesi operasyon yapılamayınca ve ‘sıcak takip´ Irak’la yapılan son anlaşmaya eklenemeyince karanlık güçler, bu kez içerde katliamlara başladı. Zaten ne ABD, ne AB ne de iç kamuoyu Bölge’deki operasyonlar ve sivillerin de öldürülmesi olaylarıyla ilgilenmiyor. Yani içerdeki katliamlar bir anlamda meşru görülüyor. Türkiye’ye açıkça ‘Sınırı geçmeyin içerde ne yaparsanız yapın´ deniliyor. Katliamın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Bölge gezisinden sonra gerçekleştirilmesi daha bir anlam kazanıyor. Gül, gezisi sırasında Bölge’deki askeri güçleri haddinden fazla cesaretlendirerek, ‘Arkanızdayım´ mesajı verdi. Gül’ün gezisi sonrası Bölge’deki bilançonun ağırlaşması verilen bu cesaretin sonucu. Gül’ün ‘terörle mücadele´ konseptinin ‘Halkla ilişkiler´ ayağındaki bu gezisinin hedefi Kürtleri devletin yanına çekme çabasının ilk adımıydı. Bu açıdan Beytüşşebap katliamı da PKK’yle halkın ayrıştırılması politikasının bir parçası olarak duruyor. Özellikle korucuların seçilmiş olması daha bir dikkat çekici. Devlet içi güçler, bir taşla iki kuş vurmayı hesapladı. Korucular son zamanlarda askeri operasyonlara içten içe gönülsüz katılıyordu. Bu katliamla korucular PKK karşısında ayaklandırılmak ve operasyonların en ön safına yerleştirilmek isteniyor. Katliamın bir başka hedefi ise Güney bağlantılı. Devlet, ‘Bakın PKK Kürtleri de vuruyor´ diyerek Güneyli güçleri örgüte karşı kışkırtmak istiyor. Katliam için Güney’le içli dışlı olan Şırnak’ın özel olarak seçilmesinin bir nedeni de bu. Katliamın ardından dün Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Güney Kürdistan’daki siyasi sürecin Türkiye açısından en önemli tehdit unsuru olduğunu birkez daha tekrarladı. Geçen hafta da Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Ilker Başbuğ, ‘Irak’taki gidişatı değiştirecek ve maliyeti arttıracak güce sahibiz´ diyerek açıkça tehdit etmişti. Bu açıklamalar ve yaşananlar alt alta eklendiğinde devletin, tıpkı 1993 konseptinde olduğu gibi önümüzdeki dönem her türlü karanlık yöntemi devreye sokacağı anlaşılıyor.
Etiketler: kurdistan, turkey terror
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ, Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi'nde 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayı araştırmak için bölgeye heyet göndereceklerini açıkladı.
İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ, Beytüşşebap'ın Beşağaç Köyü'nde 7'si korucu 12 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan tarama olayını kınadı. Beytüşşebap'taki saldırının kendilerini fazlasıyla kaygılandırdığını ifade eden Yalçındağ, olayla ilgili tüm detayları araştıracaklarını kaydetti. 11 yıl önce Şırnak'ın Güçlükonak İlçesi'nde 11 kişinin öldürülmesi ile Beytüşşebap'taki olayın benzerlik taşıdığına dikkat çeken Yalçındağ, Güçlükonak olayı ile ilgili Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) mahkum edildiğini hatırlattı.
Beytüşşebap'ın kısa bir süre önce 'Özel Güvenlik Bölgesi' kapsamına alındığına ve bölgeye giriş çıkışların asker denetim altında olduğuna işaret eden Yalçındağ, 'Askerin denetiminin olduğu bir yerde nasıl bir böyle bir olay yaşanıyor' diye konuştu. Görgü tanıklarının ifadelerinin çok önemli olduğunu belirten Yalçındağ, şöyle devam etti:
'Yarın İçişleri Bakanlığı'ndan yetkililer olay yerine gidecek. Bu önemli. Ancak Meclis İnsan Hakları Komisyonu'nun da gitmesi gerekiyor. Olayın objektif bir şekilde aydınlığa kavuşma için görgü tanıklarının herhangi bir baskıya maruz kalmaması gerekiyor. Kaygılarımız var. Bir heyet göndermeyi düşünüyoruz. Olay aydınlatılıncaya ve failleri açığa çıkarılıp yargılanıncaya kadar peşini bırakmayacağız.'
'Yaşam hakkı ihlal ediliyor'
İHD Diyarbakır Şube Başkanı Ali Akıncı da yazılı açıklama yaparak, Beytüşşebap'taki saldırıyı kınandı. Açıklamada Şırnak, Siirt, ve Hakkari'nin 'Yüksek güvenlili bölge' olduğuna işaret edilerek, bu bölgenin giriş ve çıkışlarının devletin güvenlik kuvvetlerinin kontrolu altında tutulduğu hatırlatıldı.
Yetkililerin olayın gerçekleşme biçimi ve diğer detaylar hakkında kamuoyunu yeterince bilgilendirmediğine yer verilen açıklamada, olayda aralarında sivillerin de bulunduğu kişilerin yaşam hakkının ihlal edildiği ifade edildi. DİYARBAKIR (DİHA)
Etiketler: kurdistan, turkey terror
ANF/WASHİNGTON (01.10.2007)- Amerika’nın ‘PKK Özel Koordinatörü’ emekli General Joseph Ralston’ın istifa ettiği ileri sürüldü. İstifayla ABD-Irak-Türkiye arasındaki 'PKK Koordinatörlüğü' de çökmüş oldu.
PKK Özel Koordinatörü General Joseph Ralston’un istifa dilekçesini ABD Dışişleri Bakanlığı’na verdiği iddia edildi.
İstifa dilekçesinde Joseph Ralston’ın, "Bu iş yürümüyor. Devam etmek istemiyorum" dediği belirtilirken, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın istifayı ‘henüz yürürlüğe koymadığını’ kaydedildi.
KOORDİNATÖRLÜK ÇÖKTÜ
Ralston’un istifasıyla ABD-Irak-Türkiye arasındaki 'PKK Koordinatörlüğü' mekanizması da resmen çöktü. Türkiye'nin diplomatik başarısızlık hanesine geçen koordinatörlüğün işlevsiz hale gelmesinde Kürt sorununda siyasi çözüm arayışları yerine askeri seçeneklerin önplana çıkartılması temel faktör olarak görülüyor.
Raltson ve Başer Ankara'da birkaç kez bir araya gelerek, PKK konusunda atılacak ortak adımları görüştü. İlk günlerde çok hızlı giden Başer, 'Kısa zamanda öylesine büyük önlemler alacağız ki sizler bile şaşıracaksınız' demişti.
ERDOĞAN: İŞE YARAMIYOR
Nitekim Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’da 3 Ocak'ta ABD-Irak-Türkiye arasında kurulan PKK'ye karşı koordinasyon kurumunun işe yaramadığını söylemişti. Amerikalılara göre ise Türkiye koordinatörlüğü ciddiye almadığı yönünde zaman zaman rahatsızlıklarını dile getirmişlerdi.
RALSTON’DAN ANKARA’YA ELEŞTİRİ
Joseph Ralston, 28 Ağustos 2006’dan beri PKK konusunda Amerikan devlet kurumları arasında "eşgüdüm" sağlamaya çaba harcıyordu.
Ralston, Türkiye’nin olası bir sınırötesi operasyonuna da "stratejik açıdan zararları olacağı gerekçesiyle" karşı çıkıyordu. Bir süre önce Ralston, Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesinin toplantısında, Türk hükümetinin kültürel ve siyasal hakları tanıma konusunda eleştirmişti.
Ralston bu toplantıda, "Kuzey Irak’ın işgal görmek istemiyorum. Bunun sonuçları çok vahim olur ve kontrol edilemez bir hale gelebilir" demişti.
Ralston, uzun bir süre Türk muhatabı emekli Orgeneral Edip Başer ile çalışmıştı. Ralston, Başer’in istifasından sonra yerine gelen Büyükelçi Rafet Akgünay ile de sadece bir kez telefon görüşmesi yapmıştı.
COHEN GRUP’UN YÖNETİCİLERİNDEN
Emekli Orgeneral Joseph Ralston, 1996-2000 yılları arasında Genelkurmay Başkan Yardımcılığı yaptı. Ralston, 2000'li yılların başında Brüksel Mons'ta NATO Avrupa müttefik kuvvetlerinin başkomutanlığı görevini Vesley Clark'tan devraldı.
Bosna savaşı döneminde en üst rütbeli komutan olarak görev aldı. Milis Gücü UÇK'ya verdiği destek ve ilişkileriyle gündeme geldi. Temmuz 2002'de NATO'daki görevini Amerikalı General James Jones'a bıraktı.
Ralston, emekli edildikten sonra Cohen Grup adlı şirkete girdi. Şirket, ABD'nin eski Savunma Bakanlığı Sekreteri William S. Cohen tarafından yönetiliyor. Ralston ise ikinci başkan konumunda.
28 Ağustos 2006'da PKK Koordinatörü olarak atanan Ralston, Türkiye ile çok önemli ticari ilişkileri olan Lockheed Martin adlı uluslararası şirketin de üst düzey yöneticisi. Türkiye, bu silah şirketinden 2.9 milyar dolara 30 adet F-16 uçağı satın alma kararı almış durumda. Ayrıca, Türkiye 216 adet F-16 savaş uçağının modernizasyonu için şirkete 635 milyon dolar ödeyecek
Etiketler: america, kurdistan, turkey terror
BEHDİNAN (01.10.2007)-HPG Anakarargah Komutanlığı aralarında 7 korucunun bulunduğu 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan Beytüşşebap katliamı ile bir ilgilerinin olmadığını açıkladı. HPG, ‘’Şırnak Beytuşşebap ilçesine bağlı Beşağaç (Hemkan) köyünde de, köylüleri taşıyan bir minibüsün taranması Türk ordusu ve uzantısı olan JİTEM tarafından gerçekleştirilmiştir’’ dedi.
HPG Anakarargah Komutanlığı yaptığı açıklamada, 1 Ekim 2006 tarihinde ilan ettikleri tek taraflı ateşkesin üzerinden tam bir yıl geçtiğini ve Türk ordusunun ateşkesin yürürlüğe girdiği günden bu yana operasyonların dozunu artırarak, her türlü kirli ve özel savaş yöntemlerini devreye soktuğunu kaydetti.
BİR YILDA 483 OPERASYON
Türk ordusunun bu bir yıllık süreçte 483 operasyon gerçekleştirdiğini kaydeden HPG, ‘’Türk ordusu, gerillalarımızla girdiği çatışmalarda kimyasal silah ve misket bombaları kullanarak, ormanları sistematik olarak yakarak, operasyon ve çatışmalarda sivil araçları kullanarak açık bir şekilde dünyanın gözleri önünde savaş suçu işlemektedir’’ dedi.
‘’AKP ile Türk ordu yetkililerinin anlaşması sonucu yürütülen bu yeni savaş konsepti, 22 Temmuz seçiminden sonra yoğunlaştırılarak sürdürülmektedir’’ diyen HPG, daha önce Türk askeri yetkililerinin “Terörü kurutmak istiyorsanız, en önemlisi onlara yardım eden işbirlikçilerine yönelmektir” sözlerini hatırlatarak, ‘’adeta bütün toplum hedef gösterilmiş ve sonraki uygulamalar göstermiştir ki pratiğe de geçirilmiştir’’ ifadesini kullandı.
HPG, Şemdinli olayıyla açığa çıkan devlet-ordu-hükümet kurumlarının kirli ilişkilerinin Kürt halkı tarafından deşifre edildiğini kaydederek şöyle dedi: ‘’Suçüstü yakalanan devlet ve çeteleri, son dönemlerde halkımızı sindirme amaçlı, çete, JİTEM ve ajan ağını yeniden devreye sokarak Kürdistan’da terör estirmektedir. 94 süreçlerinde daha çok Hizbul-kontra güçlerini kullanan devlet, günümüzde daha çok JİTEM, TİT vb. uzantılarını kullanmaktadır.’’
KORUCU POLİTİKASINI CANLANDIRMA AMAÇLI
Son ayda Dersim ve Van’da gerçekleştirilen sivil katliamlara Beytüşşebap’ın da eklendiğini ifade eden HPG, 12 kişinin öldürüldüğü saldırının kendileri ile bir ilgisi olmadığını söyledi. HPG olaya ilişkin şu açıklamada bulundu: ‘’Şırnak Beytuşşebap ilçesine bağlı Beşağaç (Hemkan) köyünde de, köylüleri taşıyan bir minibüsün taranması Türk ordusu ve uzantısı olan JİTEM tarafından gerçekleştirilmiştir. Gerillayı yalnızlaştırmaya, halkı sindirmeye yönelik gerçekleştirilen bu cinayetler, PKK’nin üzerine atılarak hem kendilerinin gerçekleştirmiş olduklarını gizlemeye çalışmakta, hem de PKK karalama kampanyalarına tabi tutulmak istenmektedir. Böylece çok aktif bir özel savaş devrede tutulmaktadır. Aynı zamanda katliamın ölçüsüzlüğü bilinçli olarak korucu kesimine kadar uzatılıp, son dönemde pasifleşmesini engelleyemedikleri korucu politikasını canlandırmak ve bu kesimi hareketimiz ile karşı karşıya getirmek istemektedirler.
GERÇEK FAİLLER ORTAYA ÇIKARILSIN
Bu gerçekliklerin bilincinde olan HPG gerillalarımız, son eylemlerinde JİTEM ve uzantılarına yönelime ağırlık vermiştir. Bu olaylarla hiçbir ilgimiz yoktur ve bu saldırıları gerçekleştirenlere karşı halkımızı en aktif şekilde savunmaya devam edeceğimizi belirtiyoruz. Bu nedenle de özellikle Türkiye kamuoyu başta olmak üzere, halkımızı gerçekleri çarpıtan özel savaş propagandalarına kanmamaya ve duyarlı olmaya çağırıyoruz. Siyasal partileri, insan hakları derneklerini ve demokratik sivil toplum örgütlerini bu olayları araştırmaya ve gerçek faillerini açığa çıkarmaya ve hesap sormaya davet ediyoruz.’’
ANF
Etiketler: kurdistan, türk, turkey terror
650 askeri operasyon/Cengiz Kapmaz
Ateşkes sürecinde darbe yiyen hep Kürtler oldu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, tam 4 kez görüşlerinden dolayı hücre cezasına çarptırıldı, 1 Mart 2007 tarihinde ise zehirlendiği ortaya çıktı. Kürtler 27 Nisan muhtırasında ise düşman ilan edildiler. 1 Ekim ateşkesinin yürürlüğe girmesinden sonra dikkati çeken bir diğer husus da 1990'lı yıllarda sık sık görülen kirli savaş yöntemlerinin geri dönmesi oldu. PKK'li üst düzey yetkililere suikast yapmak için PKK saflarına intihar timleri gönderen Türk ordusu, HPG'yle girdiği çatışmalarda kimyasal silah kullandı, misket bombaları attı, ormanları ateşe verdi, operasyon ve çatışmalarda sivil araçlar kullandı. Kürtler, ateşkes sürecinde serhildan ruhuyla alanlara çıkıp PKK ve Öcalan'ın muhatap alınmasını, uzatılan barış elinin tutulmasını talep ettiler. Ancak tüm talepleri yine muhatapsız kaldı. Sözde sivil Anayasa'nın açıklanan taslağında ise Kürtlerin K'sinden bile bahsedilmediği ortaya çıktı.
1999 yılında susan silahlar, 5 yıl sonra 1 Haziran 2004'ten itibaren yeniden konuşmaya başladı. Çatışmaların yeniden tırmanmasının temel nedeni artan ordu operasyonlarıydı. Tarih yaprakları 2006 Eylülü'nü gösterdiğinde ufukta ateşkes belirdi. PKK ve Öcalan, 5. kez ilan edilecek bir ateşkes için ihtiyatlıydı. Ancak ulusal ve uluslararası ortam ateşkesi bir zorunluluk olarak hızla gündemleştiriyordu. DTP, ABD, hükümet, sık sık ateşkes için niyet bildiriminde bulundu. KKK'nin talepleri dikkate alacağı haberleri üzerine 12 Eylül'de olası bir ateşkesi önlemek için Diyarbakır'da bomba patlatıldı. Olayda 7'si çocuk 11 kişi hayatını kaybetti. 13 Eylül'de açıklama yapan KKK, 'Katliamın sorumlusu Türk özel savaş güçleridir' dedi. 29 Eylül'de Erdoğan, ateşkes için konuştu ve 'Ateşkes yanlış, PKK silah bırakır' açıklaması yaptı. Ateşkes tartışmasına 29 Eylül'de PKK Koordinatörü Edip Başer de katıldı ve 'Ateşkes yanlış ifade' dedi. 29 Eylül'de ise PKK'nin ABD'li Koordinatörü Ralston konuştu ve 'PKK'ye taraf statüsü veremem' ifadelerini kullandı. Aynı gün emniyet de görüş bildirdi. Emniyet, PKK muhatabımız değil açıklamasını yaptı. Ay sonuna doğru ateşkes talebine Öcalan'dan olumlu yanıt geldi. Öcalan, 28 Eylül'de yaptığı açıklamada, 'Gelin hep birlikte Türkiye'de ve Ortadoğu'da silahı sonsuza dek sonuç alma yöntemi olmaktan çıkaralım' çağrısı yaptıktan sonra, 'Barışa bir şans daha veriyor ve PKK'ye ateşkes çağrısında bulunuyorum' dedi. HPG ve KKK açıklamaya uyacağını belirtti, 1 Ekim tarihi itibariyle de ateşkes fiilen hayata geçti. Ancak ateşkes kararıyla birlikte operasyonlar birden bire artmaya başladı. Şırnak'a bağlı Cudi Dağı'nın Kursa Keça ve Tikera alanlarında başlatılan operasyon daha genişletilerek sürdürüldü, Bingöl'e bağlı Yayladere alanında başlatılan operasyonun da kapsamı genişletildi. Yüksekova'ya bağlı Çarçella dağına yönelik başlatılan operasyon ise durdurulmadı. 1 Ekim'de konuşan Erdoğan, ateşkesi değerlendirdi ve 'Durduk yere operasyon olmaz' dedi. Ancak gelişmeler bir kez daha Erdoğan'ın dediği gibi olmayacaktı. Türk adaletine sığınsınlar Ateşkes kararının alınmasından sonra ateşkese karşı takınacağı tavır merak konusu olan ordudan ilk açıklama 2 Ekim'de geldi. 2 Ekim'de ateşkesi değerlendiren Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, ateşkesin sonuç doğurmayacağını net şekilde ortaya koydu, PKK'ye Türk adaletine sığınsınlar açıklaması yaptı. Büyükanıt, 'TSK silahlı tek terörist kalmayıncaya kadar terörle mücadelesini sürdüreceğini çeşitli defalar açıklamıştır' dedi. Bu sözlere yanıt Erdoğan'dan geldi. 2 Ekim'de Erdoğan, 'Güvenlik güçlerine 'tedbiri bırakın' gibi bir talep olamaz. Ama hiçbir şey yokken de herhalde güvenlik güçleri kendine bir görev çıkarmaz' diye konuştu. Büyükanıt'ın sözlerinin üzerinden henüz bir gün geçmişti ki Bölge'den çatışma haberleri gelmeye başladı. 3 Ekim'de sahneye bu kez Baykal çıktı ve hükümete 'Operasyon yapmak zorundasın' tepkisini gösterdi. Ankara'da bu tartışmalar yaşanırken ateşkes sonrası operasyonlarda korkunç bir artış yaşandı. 16 Ekim'de 15 günlük bilanço yayınlayan HPG, 15 gün içinde 34 operasyon yapıldığını duyurdu. HPG operasyonlar sırasında 19 çatışma yaşandığını, çatışmalar sonucu 9 asker ile 5 gerillanın da yaşamını yitirdiğini bildirdi. Kürtler ise ateşkese sık sık destek verdiler. 2 Aralık'ta Şırnak'ta binlerce kişi KKK'nin 1 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkes kararına destek vermek ve askeri operasyonları protesto etmek amacıyla yürüyüş yaptı. Kitle, yönünü Cudi Dağı'na dönerek açıklama yaptı. Operasyonların sonraki günlerde de sürmesi üzerine 7 Aralık'ta açıklama yapan KKK Yürütme Konseyi üyesi Cemil Bayık, ateşkes sürecinin kritik bir aşamada olduğunu söyledi ve 'Ateşkes tehlikeli bir sürece girdi' dedi. Ovada siyaset yaptırmadılar Ateşkes sonrası Türkiye'nin gündemi Ağar'ın 9 Ekim'de yaptığı 'Gelsinler düz ovada siyaset yapsınlar' sözüyle yeniden hareketlendi. Ağar'a Baykal 10 Ekim'de sert tepki gösterdi ve 'Sen af çıkarırsan arkasından ne gelecek?' diye sordu. 14 Ekim'de ise Ağar-Büyükanıt savaşı başladı. 'Benim dönemimde asker konuşamaz' diyen Mehmet Ağar'a Büyükanıt'tan ağır yanıt geldi. Büyükanıt, 'O zat iktidarda olsa da biz bu konuları konuşuruz' dedi. 2 Kasım'da bir kez daha konuşan Büyükanıt, Türkiye'deki etnik tartışmalarla ilgili olarak, 'Atatürk bugünleri görseydi, kahrından giderdi' dedi. 19 Kasım'da ise Devlet Bahçeli, 'Vatan içerden hançerleniyor' diyerek sert mesajlar verdi. Siyasal irade tayin edildi Tarih yaprakları 20 Ekim'i gösterdiğinde Kürt sorununda Kürtleri kimin temsil ettiğinin açık göstergesi Ankara'da ortaya çıktı. Öcalan'ın siyasi irade olarak kabul edilmesi amacıyla oluşturulan Özgür Eşit Yurttaş Hareketi'nin başlattığı imza kampanyasının sonuçları açıklandı. Kampanyaya 3 milyon 243 bin kişinin destek verdiği bildirildi. 16 Aralık'ta ise Kürtler barış için Ankara'ya yürüdü. 983 seçilmiş Kürt temsilcisi, operasyonların durması, ateşkesin çift taraflı kılınması talepleriyle 16-18 Aralık tarihleri arasında Diyarbakır'dan Ankara'ya yürüdü. TBMM Başkanı Bülent Arınç, görüşme taleplerine randevu vermedi, Kürtler Abdi İpekçi Parkı'nda 10 dakikalık oturma eylemiyle Arınç'ı protesto etti. 2007 baskı yılı oldu 2007 yılının ilk günlerinde Türkiye menfur bir cinayetle sarsıldı. 9 Ocak'ta Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Osmanbey'de gazete binasının önünde öldürüldü. Yüzbinlerin buluştuğu cenaze töreninde en büyük kesimi Kürtler oluşturdu. Kürtler ve diğer halklar, 'Hepimiz Ermeniyiz' sloganı atarak, Türkiye'yi kaosa sürüklemek isteyen derin odaklara çok anlamlı bir yanıt verdiler. Aslında Dink cinayeti 2007 yılının ne şekilde geçeceğinin de çok açık göstergesiydi. 2006 yılında süren hak ihlalleri 2007 yılında had safhaya ulaştı. Öyle ki gözaltı, tutuklama vakaları 1993 yılının dahi üzerine çıktı. Hak ihlallerinden iki camia çok derin yaralar alarak çıktı. 2007 yılının ilk ayından itibaren Kürt basın-yayın organlarına adeta nefes aldırtılmadı. 5 Ocak'ta Toplumsal Demokrasi, 6 Mart'ta Gündem, 23 Mart'ta Azadiya Welat, 30 Mart'ta Güncel, 9 Nisan'da Gündem gazetesi kapatıldı. 2007 yılında 11 ay içinde Kürt basın yayın organlarına tam 10 kez kapatma cezaları verildi. Terörle Mücadele Yasası kapsamında sürdürülen sürek avından DTP de nasibini aldı. Yeni yılın ilk 5 ayında 500 DTP'li tutuklandı, bini aşkın kişi gözaltına alındı. Eşbaşkanlar Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'a 1'er yıl 6'şar ay hapis cezası verildi. 21 Şubat'ta 'Kerkük'e yapılan bir saldırıyı Diyarbakır'a yapılmış sayarız' diyen DTP Diyarbakır İl Başkanı İbrahim Aydoğdu, bir gün sonra 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' etme suçlamasıyla tutuklandı. Hapse atılanlar arasında DTP Mardin İl Başkanı Ferhan Türk, DTP Dersim İl Başkanı Hıdır Aytaç, DTP Van İl Başkanı İbrahim Sunkur, DTP'li Kızıltepe Belediye Başkanı Aydın Budak da vardı. Daha önce Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve Hakkari Belediye Başkanı Metin Tekçe'ye 'Laz Direnç' imzasıyla tehdit mektupları gönderen karanlık bir isim, bu kez de 26 Mart'ta Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin'e, 10 Nisan'da Bostaniçi Belediye Başkanı Gülcihah Şimşek'e aynı isimle içinde zehirli madde bulunan birer mektup gönderdi. Bebek asker kurbanı oldu Kürtlerin pek çok zorluğa rağmen seçimlerde 22 milletvekiliyle Meclis'e girmesinden sonra milletvekilleri üzerinde psikolojik terör estirildi, DTP bu terörle baskı cenderesine alındı. Erdoğan, AKP yöneticileriyle medya, DTP'li milletvekillerine 'PKK'ye terör deyin' baskısı uyguladılar. Gebze Cezaevi'nde milletvekili olarak Meclis'e gönderilen Sebahat Tuncel hakkında dokunulmazlık kazanmasına rağmen yargılamasının devamına karar verildi. 3 davada yargılanan DTP eski Eşbaşkanı Aysel Tuğluk hakkında da benzer karar alındı. 24 Eylül 2006'da İçişleri Bakanlığının Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'ın başkanlık görevinin düşürülmesi başvurusunu değerlendiren Danıştay, belediyenin çokdilli uygulamasının Anayasa'ya aykırı olduğuna karar verdi. Danıştay 8. Dairesi, ayrıca Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'ın başkanlığının düşürülmesini kararlaştırdı. Siirt'in Pervari ilçesine bağlı Çemê Karê Yaylası'nda ekonomik ambargoya alınıp yolları askerler tarafından kapatıldığı için ateşi yükselen 6 aylık bir bebek hastaneye yetiştirilemeden öldü. Karakol yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunmaya giden bebeğin babasının da aralarında bulunduğu 15 kişi, Pervari'de gözaltına alındı. 12 Eylül 2007 günü HPG gerillalarının karakol bastığı yalanını öne çıkaran askerler, Dersim Ovacık ilçesi Yeşilyazı köyündeki evlere kurşun yağdırdı. Şemdinli Davası ise sivil mahkemeden alınarak askeri cezaevine verildi. 650'yi aşkın operasyon oldu 2007 yılının belirgin göze çarpan bir diğer özelliği de 2006'da süren operasyonların aynı hızda sürmesi oldu. Ordu, Bölge'de sık sık operasyonlara çıktı. Ancak operasyonların 1999 sonrasında düzenlenen operasyonlardan farkı vardı. İlk kez 2007 yılında 1990'lardakine benzer büyük çaplı, çok personelli operasyonlar düzenlenmeye başlandı. 14 Nisan'da Dersim'de tespit edilen 20 gerilla için düzenlenen kara ve hava operasyonuna tam 20 bin asker, 7 Mayıs'ta Cudi ve Gabar dağlarında HPG'ye yönelik başlatılan kara ve hava operasyonuna ise tam 20 bin asker katıldı. 2007 yılının Nisan ayı bilançosunu açıklayan HPG, bu ayda 68 operasyon gerçekleştirildiğini, 62 temas yaşandığını, en az 119 asker ile 22 gerillanın yaşamını yitirdiğini bildirdi. Operasyonlar devam ederken 3 Ocak'ta Erdoğan'dan koordinatör itirafı geldi. Erdoğan, Türkiye ve Amerika arasında PKK'yle mücadele için oluşturulan koordinatörlük mekanizmasının olumlu sonuç vermediğini söyledi. 29 Ocak'ta konuşan ABD'li Koordinatör Ralston da 'Türkiye PKK ile müzakere yapmalı' dedi. Ralston'un Mesud Barzani ile yaptığı görüşme sırasında söylediği bu sözler, Ankara'da büyük tepki uyandırdı. 8 Şubat'ta bu kez de Türkiyeli Koordinatör Edip Başer konuştu ve 'Güneyli Kürt liderlerle görüşebilirim' dedi. Başer'e yanıt 13 Şubat'ta Büyükanıt'tan geldi. Barzani'yi kasteden Büyükanıt, 'Hasmane konuşmalar yapıyor. Bu şekilde görüşmek mümkün değil' dedi. Koordinatörlük müessesesi sonuç getirmeyince Başer, görevden alındı, 22 Eylül 2007'de yerine Rafet Akgünay atandı. HPG verilerine göre Ateşkesin ilan edildiği 1 Ekim 2006-30 Ağustos 2007 tarihleri arasında 650'yi aşkın operasyon gerçekleştirildi. HPG verilerine göre bazı aylara ilişkin açıklanan operasyon bilançosu şöyle: 'Ekim 42, Kasım 38, Mart 58, Nisan 68, Mayıs 67, Haziran 77, Temmuz 39, Ağustos 45' Ordu yine çözüme karşı çıktı 16 Şubat'ta ABD'de sahneye çıkan Büyükanıt, hedefe yine Kürtleri koydu. 'Büyük oyun var' diyen Büyükanıt, 'Bugün, terörle mücadele bağlamında çok büyük bir oyun başlamak üzeredir. Yapacakları tek şey perdeyi açmak. Perde açılmak üzere. Genel af ilan edin, anayasanızı değiştirin, Kürt kimliğini tanıyın, genel eğitimde Kürtçe'yi resmi dil olarak kabul edin, terör örgütünün lider kadrosunda bulunanlara Avrupa'da siyasi mülteci hakları tanınsın diye istekleri var. Değil kabul edilmesi, düşünülmesi gündeme gelmeyecek istekler vardır' ifadelerini kullandı. Türkiye'de anti-Kürt dalga hızla yükselirken çok sürpriz bir isimden çok sürpriz açıklamalar geldi. 28 Şubat'ta Evren Sabah Gazetesi'ne konuştu. Evren'in 'Kürtlere kardeş muamelesi yapmalıyız. Kaç senesi var bilmem ama Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir. Kerkük'te haklarımız var ama gidip de işgal etmemize karşıyım. Türkiye, Kerkük'e girerse bütün dünyayı karşısına alır. DTP Meclis'e girsin' şeklindeki sözleri daha sonra tartışma başlattı. 2 Mart'ta Evren için inceleme başlatıldı. Kürtler düşman ilan edildi 2007 Mart ayında peş peşe ortaya çıkan gelişmeler ordunun vesayetini yeniden gündemin ilk sıralarına yerleştirdi. Nokta Dergisi Genelkurmay tarafından hazırlandığı belirtilen basın-yayın organları hakkındaki değerlendirme raporunu yayınladı. Raporda, gazetecilerin TSK yanlısı ve TSK düşmanı diye ikiye ayrıldığı ortaya çıktı. Büyük tepki toplayan andıca sadece Baykal sahip çıktı. Mart ayı sonunda Nokta Dergisi bu kez de 2004'te ordunun iki kez darbe planı yaptığını gün ışığına çıkardı. 12 Nisan'da konuşan Büyükanıt, PKK'den milliyetçiliğe, darbe hazırlığı iddiaları ve cumhurbaşkanı seçimine kadar gündemdeki konular hakkında görüşlerini açıkladı, 'Köşk adayı sözde değil, özde laik olmalı... Sınırötesi fayda sağlar, ama siyasi karar gerekli... Günlük konusunda belgesiz işlem olmaz' dedi. Büyükanıt'a bir gün sonra Sezer'den destek geldi. Sezer, 'Rejim hiç bu kadar tehdit altında olmadı' diye konuştu. 27 Nisan akşamı Genelkurmay, internet üzerinden hükümete muhtıra verdi. Muhtırada, 'Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişeyle izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur' deniliyordu. Kürtleri de düşman ilan eden muhtıra karşısında tavrı merak edilen hükümet, ertesi gün orduya sert cevap verdi. Hükümet adına açıklamayı yapan Adalet Bakanı Cemil Çiçek, metnin 11. Cumhurbaşkanı'nı seçme sürecinde gece yarısı ortaya çıkmasının son derece dikkat çekici olduğunu belirterek, 'Anayasamıza göre, Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Başbakan'a karşı sorumludur. Genelkurmay yargıya müdahale etti' diye konuştu. 19 Ağustos 2007 tarihinde 'Türk Tarihi ve Kültüründe Avşarlar' konulu sempozyumda konuşan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Türkiye'de yaşayan Kürtlerin Türkmen kökenli, Kürt Alevileri'nin ise Ermeni kökenli olduğunu öne sürdü. Açıklama, Kürtlerde büyük infial uyandırdı. Öcalan zehirlendi! Ateşkesin üzerinden henüz 5 ay geçmişti ki toplumsal barışı sabote edecek vahim bir gelişme yaşandı. 1 Mart 2007'de Roma'da basın karşısına çıkan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatları, müvekkillerinin saç örneklerinde yapılan incelemede, öldürücü hastalıklara neden olabilecek normalin üzerinde stronsiyum ve kroma rastlandığını açıkladı ve Öcalan'ın durumunu inceleyecek bir uluslararası sağlık heyetinin oluşturulmasını acil olarak talep etti. Bilimsel verilerle de desteklenen bu durum, Kürtlerde geniş bir infial oluşturdu. 4 Mart'ta 54 DTP'li belediye başkanı PKK'nin ilan ettiği ateşkes devam ederken böyle bir teşebbüste bulunulmasının Türkiye'nin iç barışı ve toplumsal huzuruna yapılmış 'tehlikeli ve art niyetli bir müdahale' anlamı taşıdığını bildirdi. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in 'yalanı ortaya çıkaracağız' sözleri ise Kürtlerin tepkisine neden oldu. Tepkiler üzerine İmralı Adası'na bir sağlık heyeti gönderildi. 12 Mart'ta Adli Tıp Kurumu Öcalan'da zehirlenme vakası olmadığını duyurdu. Ancak toksikoloji uzmanları raporda çok ciddi eksiklikler olduğunu açıklayarak raporu güvenilir bulmadıklarını belirttiler. Raporu inandırıcı bulmayan Kürtler, Avrupa'da açlık grevi ve işgal eylemleri başlattı. Türkiye Öcalan'ın sağlığına kilitlenmişken Ankara'da birdenbire 'Sayın Öcalan' tartışması ön plana çıktı. Bir radyo programında Öcalan'a 'sayın' dediği iddia edilen Erdoğan'a yüklenen Baykal, 20 Martta 'Öcalan'a sayın diyen biri cumhurbaşkanı olmamalı' dedi. 5 gün sonra da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Erdoğan hakkında, 'sayın' dediği iddiaları üzerine inceleme başlattı, inceleme daha sonra beraatle sonuçlandı. Öcalan'ın sağlığı 2007 Newrozu'na da damgasını vurdu. Türkiye'nin 53 yerleşim biriminde kutlanan Newroz'a, hafta sonu olmamasına rağmen toplam 2 milyonu aşkın halk katıldı. Halk, meydanlarda İmralı'ya acil sağlık heyeti gönderilmesini talep etti. 4 kez disiplin cezası verildi Abdullah Öcalan'a yönelik tecrit ve katı muameleler 2006'da da sürdü. Yıl içinde Öcalan ile görüş 36 kez engellendi, görüşme ancak 22 kez yapılabildi. Öcalan, 2006 ve 2007 yılllarında ateşkes süresinde yaptığı görüşmelerdeki sözlerinden dolayı 4 kez cezaevi yönetimi tarafından disiplin cezasına çarptırıldı. Bir disiplin cezası uygulanmazken diğer cezalar hayata geçirildi. 19 Ocak'ta durumuna ilişkin açıklamalarda bulunan Öcalan, 'İntihara zorlanıyorum' dedi. Avukatlara 20 günlük hücre cezasının dışında fiili 7 günlük hücre cezası daha uygulandığını açıklayan Öcalan, intiharvari bir ölüme zorlandığını, oluşacak kötü sonuçları, halkın bunu istemeyeceğini bildiğinden böyle bir eyleme girişmeyeceğini, meydana gelebilecek bir ölüm olayından kendisinin sorumlu olmayacağını, devletin sorumlu olacağını söyledi. Öcalan, 19 Eylül 2007 tarihinde ise, 'Gelen doktorlar bana burundan akciğere kadar olan nefes borusunun artık iflas ettiğini söylediler' dedi. Kirli savaş geri döndü 1 Ekim ateşkesinin yürürlüğe girmesinden sonra dikkati çeken bir diğer husus da 1990'lı yıllarda sık sık görülen kirli savaş yöntemlerinin geri dönmesi oldu. Türk ordusu, HPG'yle girdiği çatışmalarda kimyasal silah kullandı, misket bombaları attı, ormanları ateşe verdi, operasyon ve çatışmalarda sivil araçlar kullandı. Türk ordusunun kullandığı kirli savaş yöntemlerinin başında kimyasal silah kullanımı yer aldı. 2007'de çıkan çatışmalarda ilk kimyasal silah yöntemi, 31 Haziran 2007'de Şırnak'ın Uludere ilçesi kırsalında bulunan Kela Meme dağında hayata geçirildi. Çatışmada 8 HPG gerillası hayatını kaybederken 7 Nisan günü Bingöl'ün Kiği ve Yayladere ilçeleri arasındaki bölgede HPG gerillalarıyla Türk ordu güçleri arasında çıkan çatışmada da kimyasal silahlar kullanıldı. Türk ordusunun 2007'de yürüttüğü kirli savaşın bir diğer boyutu da sivillere yönelmesi oldu. Özellikle Güney Kürdistan sınır hattındaki yerleşim birimlerini sık sık bombalayan Türk ordusu, bu alanlarda ciddi zarara ve can kayıplarına neden oldu. HPG'ye göre Türk ordusu 27 Şubat 2007 tarihinden itibaren Güney Kürdistan sınır hattına 25 ayrı bombardıman gerçekleştirdi. Bombardımanda çok sayıda köylü yaralandı, yüzlerce bağ ve bahçe zarar gördü, binlerce köylü de evlerini terk etmek zorunda kaldı. Türk ordusunun en çok başvurduğu insanlık dışı kirli savaş yöntemlerinden biri de ormanların yakılması oldu. 2007 yaz aylarından itibaren Bölge'de ormanlık alanlara yangın bombaları yağdıran Türk ordusu, özellikle Dersim, Botan, Amed ve Bingöl'de orman arazilerini hedefleyerek çıkardığı yangınlarda binlerce hektar ormanı yok etti. Bu süre içerisinde Şırnak'ın Besta ve Gabar alanında onlarca orman arazisi de Türk ordusu tarafından yakıldı. Türk ordusunun 2007 yılında işlediği diğer kirli savaş suçu da misket bombaları kullanması oldu. Türk ordusu, 31 Temmuz 2007'den itibaren Güney Kürdistan'a gerçekleştirdiği bombardımanlarda misket bombalarını yoğunluklu olarak kullandı. Araziye saçılan misket bombaları sivilleri tehdit ederken 9 Eylül'de Haftanin alanında bir misket bombasının patlaması sonucu 3 köylü yaralandı. Yaralılardan biri 12 yaşındaki bir çocuktu. Kürtler sık sık uyarılarda bulundu PKK operasyonların daha da artması, hak ihlallerinin dur durak bilmemesi üzerine çeşitli tarihlerde açıklamalar yaparak uyarılarda bulundu. 24 Kasım 2006'da KKK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, 'Ateşkesi gözden geçirebiliriz' mesajı verdi. 28 Kasım 2006'da bir kez daha konuşan Karayılan, 'PKK olarak sorunun demokratik ve barışçıl şekilde çözülebileceğini söylüyoruz. Bu kabul edilmiyorsa ikinci seçenek sınırların değişmesidir' dedi. 7 Aralık 2006'da artan operasyonları bu kez KKK Yürütme Konseyi üyesi Cemil Bayık değerlendirdi. Bayık, 'Türk ve Kürt halkları arasında kopma yaşanacak' uyarısı yaptı. 15 Mart 2007'de açıklama yapan KKK, Öcalan'ın zehirlenmesine ilişkin hükümetin yaklaşımının ciddi olmadığını vurgulayarak, 'Eğer erken davranılmazsa, yarın çok geç olabilir ve tarihin affetmeyeceği bir süreçle karşı karşıya kalınabilir' uyarısı yaptı. 19 Mart 2007'de ANF'ye demeç veren Kalkan da sürecin Kürtlerin imhasına dönüştürüldüğünü belirterek, 'Türk-Kürt ilişkisi kalmayacak. Biz 1 Ekim'de ateşkes ilan ederken, barıştan ve demokratik çözümden söz ederken, onlar ölümümüze zaten çoktan karar vermişler, ölüm mangalarını eğitip görevlendirmişler' diye konuştu. Kalkan, ayrıca TMYK'de öldürülecekler listesi, tutuklanacaklar listesi hazırlandığını belirterek, 'ölüm mangalarının bir bölümü elimizdedir' açıklamasında bulundu. 29 Mart 2007'de açıklama yapan HPG ise, 'Ateşkes anlamını yitirdi. Ateşkesi sürdürmekten çok nasıl bir savaş yürüteceğimizi tartışıyoruz' dedi. Aynı uyarılar 29 Mart 2007'de HPG Anakarargah Komutanı Bahoz Erdal'dan da geldi.Etiketler: Diaspora Kürtleri, kurdistan, turkey terror
Belli çevreler şu günlerde şehit edebiyatı yapmaya yine hız verdiler. Bunlar belli ki akan kan üzerinden siyaset yapanlar, rant sağlayanlar. Çünkü kanın durması için hiçbir çabaları yok; hatta bu yöndeki çabaları ısrarla, inatla engelliyorlar. Öte yandan, askerse ”şehit”, Kürt partizanı ise şehit değil, ”terörist!” Cesedine bile binbir kötülük yapıyor, bazen kafasını, kulağını kesiyorlar, bazen yakınlarına vermiyorlar. Üstelik ona şehit diyeni 3 yıllık hapis cezasına mahkum ediyorlar! Ölen askerlerin birçoğunun Kürt olması ise bir başka ilgi çekici nokta. Diyarbakırlı, Bingöllü, Ağrılı, Hakkarili, Şırnaklı… Hatta Adanalı, İzmir’li, bilmem nereli denenler bile birçok durumda Kürt asıllı… Bunlar genellikle mayın patlaması sonucu veya, uzun menzilli silahlarla karakola ateş edilirken vurulanlar… Sözde eylemleri PKK yapıyor, ama öldürülen askerlerin çoğu Kürt.. Bazıları operasyonlar sırasında önde yürütülen korucu Kürtler.. Geçende Kürt kökenli bir asker de Yüksekova’da, asker yemeği götürürken güya yanlışlıkla askerler tarafından vuruldu.. Bunlar gerçekten rastlantı mı, yoksa bölgeye, yani savaş cephesine çoğunlukla Kürt askerler mi gönderiliyor? Yoksa bir başka oyun mu söz konusu? Yani Türk militarizmi, Kürt asıllı bu askerleri kendi eliyle kurban edip, ardından PKK öldürdü diye gösterip bir taşla iki kuş mu vuruyor?.. Onların sırtından propaganda mı yapıyor? Çünkü, yargıçları, kaymakamları bile ”hizaya getirmek” maksadıyla ”sağa sola bomba attıran” komutanlar için, istenen askeri aracın yanında mayın patlatmak zor bir iş değil. Hangi karakolda, hangi saatte kimin nöbet tuttuğunu bilip orayı hedef seçmek de… Çünkü bu militarist devlet acımasızdır. Halkın çocuklarının hayatı ise ucuzdur. Bu devlet, kendi haince planları için onların bir bölümünü kendi eliyle kurban etmekten çekinmez. Hele onlar Kürt iseler, zaten düşmandan sayılırlar ve ölümleri bu baylara zevk bile verir… Son olarak 19 Eylül günü Bitlis’te bir karakola ”uzun menzilli silahlarla” açılan ateş sonucu Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın kuzeni Erkut Babacan hayatını kaybedince ve Mustafa Şahin adlı er de yaralanınca akla aynı şey geliyor. Bu da bir başka açıdan, ”bir taşla iki kuş” sayılır. Militarist kesimin AKP’ye karşı tavrı malum.. Böyle bir hedef seçilirken hem Babacan ailesine acı verilir, hem de AKP Kürtlere karşı kışkırtılır… Bu kadarı da olur mu diyeceksiniz.. Ama bu kadarı ne ki! Bu devlet 80 bin askerini bir gecede, bir maceraperest komutanın, İttihatçı Enver’in hırsı uğruna Sarıkamış’ta dondurmuş bir devlettir. Bu devlet daha yakın zamanda, eylemi solculara yüklemek ve darbe zemini yaratmak için kendi Marmara Gemisi’ni batırmış, kendi Kültür Sarayı’nı yakmış bir devlettir. Bu devlet ortalığı kızıştırmak için nice seçkin gazetecisini, savcısını, bilim adamını kurban etmiş bir devlettir. Onların yanında bu çocuk oyuncağı kalır. Osmanlı’da oyun çoktur! Diyeceksiniz ki PKK yapmasa bu konuda açıklama yapar.. Böyle derseniz PKK’yı da tanımıyorsunuz demektir. Yeter ki ”eylem” olsun, PKK, yapmasa bile üstlenmeyi sever.. Dengê Kurdistan
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Haber gecmisine ait linkler:
Dersim'de askerler sivilleri taradı: 1 ölü
Askerler hem taradı hem de tutanak tuttu
12:36/Dersim'in Hozat ilçesi Boydaş Köyü'ne odun toplamaya giderken askerlerin ateş açması sonucu yaşamını yitiren Bülent Karataş, binlerce kişi tarafından sloganlar eşliğinde toprağa verildi.
Dersim'in Hozat İlçesi Boydaş Köyü'ne Ali Rıza Çiçek ile birlikte odun toplamaya giderken askerlerin ateş açması sonucu yaşamını yitiren Bülent Karataş, dün akşam saatlerinde toprağa verildi. Cenaze törenine DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak, DTP, EMEP, ESP, İHD üyeleri, Tunceli Barosu avukatları, Tunceli Belediye Meclis üyeleri ve Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği üyelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı.
Ailesi sinir krizi geçirdi Karataş'ın çarşı merkezinde bulunan evinin önünde bir araya gelen binlerce kişi, 'Katil devlet hesap verecek', 'Bülent Karataş ölümsüzdür', 'Anaların öfkesi katilleri boğacak', 'Dersim faşizme mezar olacak' şeklindeki sloganlar eşliğinde ilçe mezarlığına kadar yürüdü. Burada kılınan namazın ardından Karataş için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Karataş'ın toprağa verilmesi esnasında annesi, eşi ve kardeşleri sinir krizi geçirirken, Karataş'ın anne ve kardeşleri defin sırasında Kürtçe 'Seni vuran eller kırılsın, bizi bırakma' şeklinde ağıtlar yaktı. Karataş'ın resimlerinin taşındığı cenaze törenin ardından kitle ilçe merkezine kadar sloganlar ve alkışlar eşliğinde yürüdü. DERSİMEtiketler: kurdistan, kurds, kürt, turkey terror


