'Kürt kâbusu'nu bizzat Türkiye yaklaştırıyor

 Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu en büyük tehdit olarak gören Türkiye, böylece 80 yıldır nasıl ilişki kuracağını bilemediği Kürt vatandaşlarını yine dışlıyor. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'ni düşman saymak, içerideki 'Kürt gerçeği'nden kaçmaktır MUHAMMED NUREDDİN Türkiye'ye Kürt kâbusu yaklaşıyor. 80 yıldır kendi Kürtleriyle nasıl ilişki kuracağını bilemeyen Türkiye şaşkın; hatta tabiri caizse, dışarıdaki Kürtlerle yakınlaşmaktan da aciz. 'Dışarıdaki Kürtler', bölgesel denklem içinde 'içerideki Kürtler'e dönüşebiliyor. Hal böyleyken, içerideki Kürtler de dışarıda kalıyor. Kuzey Irak'taki Kürt gerçeği bu ve bu gerçek, MHP'li vekillerinden birinin de ifade ettiği gibi, şu an federatif bir şekil alan, sadece bağımsızlığını ilan etmemiş bir 'yarı devlet'e dönüşüyor. Gerek Türkiye ve Irak'ta, gerekse başka ülkelerde uygulandığı üzere insanlık dışı anlamıyla milliyetçi ideolojilerin, kendi vatandaşlarını 'yabancılaştırma' noktasında en belirgin rolü oynadığı veya buna katkıda bulunduğu şüphesiz. Ortadoğu'da hep askeri operasyonlar ve işgallerle gerçekleşen değişimler daha fazla bölünmeye yol açtı. Peki küreselleşme çağında bir devletin kapılarını değişim rüzgârına kapatması mümkün mü? Saddam Hüseyin Kürt kimliğini epey erken bir zamanda, 1970'te tanıdı. Hatta Irak Kürtlerine eşsiz bir özerk yönetim verdi. Gerçi Kürtler bu yönetimin sadece kâğıt üzerinde kaldığını düşündü. Saddam'dan önce de 1958 devrimi, anayasa ve yasalarda bu kimliği tanımıştı. Bugün Türkiye, Kürt isyanlarının 1925'ten bu yana kesilmemesine rağmen kendisini sıfır noktasında buluyor. İslamcıları ve laikleriyle Türk yetkililer 'Kürt gerçeğini' ve 'Kürt sorununu' tanımakta adeta yarışsa da, bu kof klişenin ötesine geçebilen yok. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bile bu hafta bir söyleşide, 'Kürt gerçeğinin' varlığını itiraf etti. Fakat iş bunun anayasa ve yasalarda somutlaştırılmasına geldiğinde, devlet yapısının ve toprak bütünlüğünün maruz kalacağı tehdide dair uyarılar yapılıyor ve sorun sıfır noktasında kalıyor. Bu bakış açısını Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt somutlaştırıyor. Büyükanıt, Türkiye için öncelikli tehlikenin Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması ihtimali olduğu görüşünde. Ona göre bu durum sadece güvenlik açısından değil, siyasi ve psikolojik açılardan da tehlikeli. Zira Büyükant'ın da belirttiği gibi, Irak'taki Kürt oluşumu Türkiye Kürtleri için 'cazibe ve çekim merkezi' oluşturacak ve bu durum özellikle de Türkiye'nin Kürt bölgelerinde ayrılıkçılığı teşvik edecek. Ayrıca Türkiye'deki Kürtlerin sayısı 13-14 milyondan az değil. Yani Irak Kürtlerinin üç katı. ABD'nin bölgeyi bölme planına yarıyor Türkiye'de Kürt kâbusu yaklaşıyor. Bu kâbusu yaklaştıranlar da, Türkiye'nin NATO 'müttefikleri'nden ve özellikle de ABD'den başkası değil. Zira herkes ABD'nin Irak'taki savaşının hedeflerinden birinin de, bölgeyi Irak'tan başlayarak etnik ve mezhepçi temellerde parçalamak olduğunu düşünüyor. Fakat geçmişte Rusya'daki Bolşevik devriminin yol açtığı Sykes-Picot anlaşmasında Fransızların ve İngilizlerin yaptığı gizli komplolarının aksine, ABD bu bölme planını açıkça ifade ediyor. Batı güce sahip ve bu gücü 'petrolü kontrol altına almak ve bölgeyi bölmek' şeklinde hayata geçiriyor. Fakat şartlar uygun olmasa bunda başarı elde edemezdi. Ülke içinde kendi rejimleri tarafından işgal edilmiş olan insanlar dışarıyla mücadele edemez. Saddam Hüseyin döneminde yaşanan buydu. Türkiye gibi başka yerlerde de aynı durum yaşanabilir. Zira hangi Türkiyeli Kürt, yıllarca Türkiye'deki Kürt kimliğini eritmeye çalışmış bir rejimi savunmaya hazır olabilir ki? Kuzey Irak'taki Kürt devletinin tehlike olarak görülmesi, içerideki 'Kürt gerçeğiyle' mücadeleden kaçmak değil mi? Türk liderler, Kürt kâbusunu son derece yakın kılan yanlış politikalarını tekrarlıyor. (Katar gazetesi Şark, Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, 7 Ekim 2007)

0 Yorum: