Showing posts with label america. Show all posts
Showing posts with label america. Show all posts

ABD, Avrupa, Rusya ve Arap Birliginden Turkey'e uyarı

''TÜRKLER KÜRDİSTAN BÖLGESİNE ASKER SOKMAKTAN VAZGEÇEREK DİYALOG YOLUNA GEÇMELİ'' PNA-Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin Kürdistan Bölgesi'ne asker sokmaktan vazgeçerek diyalog yolunu tercih etmesini istedi. Lizbon'da konuşan Jose Manuel Barroso, “AB, Türk yetkililerinden zaten gergin olan durumu ağırlaştırmaktan kaçınarak uluslararası hukuk çerçevesinde diyalog yoluyla çözüm aramasını istemekte” dedi. Portekiz Haber Ajansı Lusa'nın bildirdiğine göre Barroso, “şiddet olmayacağını” ve “vatandaşlarının güvenliğinin savunulduğunu görme hakkına sahip Türk yetkililerinin meşru isteklerine diyalog ve diplomasi yoluyla cevap verileceğini umduklarını” bildirdi. BUSH: ‘’OPERASYON, TÜRKİYE’NİN ÇIKARINA DEĞİL...'' PNA-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanı George W. Bush, Türkiye'ye, Federal Kürdistan Bölgesi'ne yönelik askeri bir operasyon düzenlememe çağrısında bulundu. Bush, olası operasyon hakkında "Türkiye'nin Irak'a asker göndermesinin çıkarına olmadığını" söyledi. ARAP BİRLİĞİN'DEN TEZKEREYE TEPKİ: ''PROBLEM DİYALOG YOLU İLE ÇÖZÜLMELİ'' PNA-Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Türkiye'nin sınır ötesi operasyon yapmaması gerektiğini, böylesine bir hamle için zamanlamanın doğru olmadığını söyledi. Arap Birliği Daimi Temsilciler toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, ‘Türkiye'nin Kürdistan Bölgesine operasyon yapmasının uygun olmadığını, Irak'ın şu an durumunun iyi olmadığını ve Türkiye'nin sınır ötesi konusunda ani hareket etmemesi ve tarafların çıkarlarına göre hareket edilmesi gerektiğini’ bildirdi. Musa, “Bu sorunu biz toplantıda konuştuk. Problem diyalog yolu ile çözülebilir. Türkiye Dışişleri Bakanı ile burada bu konuyu görüşeceğiz" diye konuştu. Arap Birliği Genel Merkezi'nde yaptığı toplantıda, Arap Birliği'nin Irak'a karşı sorumlulukları olduğunun altını çizen Musa, tarihi bağları olan Türk-Arap ilişkilerinin korunması gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin sınır ötesi operasyon düzenlemesi halinde Irak'ın bölünüp bölünmeyeceği yönündeki bir soru üzerine ise Musa, “Bu konu, Iraklı kardeşlerimizle Türkiye hükümetine bırakılmalı. Bugün Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık El-Haşimi Ankara'da temaslarını sürdürüyor. Benim bu konuda fazla bir şey konuşamama gerek yok'' dedi. Musa, “Biz tekrar bu sorunu görüşeceğiz. Türk Dışişleri Bakanı'nın gelişi bu anlamda önemli. Bakanı dinleyeceğiz ve sorunların diyalog yolu ile çözülmesine yardımcı olacağız'' şeklinde konuştu. CASEY: ''TEK TARAFLI BİR ASKERİ ADIMIN ATILDIĞINI GÖRMEK İSTEMİYORUZ'' PNA-ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey, Türk Meclisinin Kürdistan topraklarında operasyona olanak tanıyan tezkereyi kabul etmesinin, bu yönde bir eylemin gerçekleşeceği anlamına gelmediğini söyledi. Rusya Federasyonu Devlet Duması, "Irak’taki son gelişmeler" üzerine bir bildiri yayımlandı. Bildiride, 2003 Yılı Mart ayından bu yana Irak konusunda yaşanan gelişmelerin karamsar bir senaryoya dönüştüğü ifade edilerek, Duma’nın, Irak sorununun çözümlenmesi konusunda askeri güç kullanılmasına kesinlikle karşı olduğu belirtildi. Bildiride, Irak’ta yasak kapsamına giren silahların üretimi, muhafazası ve hatta kullanıldığına ilişkin inandırıcı kanıtların bulunmadığı bir ortamda, ABD ve Irak karşıtı koalisyonundaki müttefikleri, BM Güvenlik Konseyini by-pass ederek, attıkları adımın uluslararası normları ağır bir şekilde ihlal ettiği ve dünya kamuoyunun, Irak sorununa siyasi bir çözüm bulunması çabalarını baltalayarak, tüm Orta Doğu bölgesindeki barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit oluşturduğu kaydedilmektedir. Bildiride şunlar kaydediliyor: Savaştan sonra Irak’ın yeniden kurulması çalışmaları, terör olayları ve etnik gruplar arasındaki ihtilafın arkasının kesilmediği istikrarsız bir ortamda sürdürülmektedir. Söz konusu istikrarsızlık, Irak’a komşu ülkelere de yayılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Irak topraklarına yönelik sınır ötesi bir antiterör operasyonu düzenleme niyeti, Duma milletvekillerinin büyük endişesine neden olmuştur. Duma, Türkiye’nin Güneydoğusunda Türk-Irak sınırındaki durumun gerginleşmesi ve onlarca Türk askerinin ölmesiyle ilgili Türkiye yönetiminin kaygılarını paylaşmakla birlikte, Ankara’daki siyasi ve askeri yönetiminin ölçülü davranması ve Irak’ın kuzeyine yönelik askeri bir operasyonun, zaten bölgede gergin olan durumu daha da istikrarsızlaştıracağına inanmaktadır. Duma milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerine çağrıda bulunarak, "Irak’ın kuzeyine yönelik sınır ötesi bir operasyonun yol açabileceği olumsuz sonuçların objektif bir şekilde gözden geçirmesini ve sağduyulu davranılmasını istedi. Söz konusu bildiri, Rusya Devlet Başkanı, Başbakanlık, Birleşmiş Milletler, AKPM, AGİT, AP, Arap Birliği, ABD Kongresi, Türkiye ve Irak parlamentolarına gönderildi.

Tezkereye ABD ve Kürdistan’dan tepki

ANKARA/HEWLER (17.10.2007)- AKP’nin ‘sınırötesi operasyon’ için 1 yıl süreyle yetki verilmesini öngören tezkere Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilirken, ABD Başkanı Bush, ‘sınırötesi operasyonun’ Türkiye’nin çıkarına olmadığını söyledi. Meclisi’in tezkereyi görüştüğü sırada Kürt Parlamentosu da toplandı. AKP Hükümeti 1 yıl süreyle sınırötesi operasyonu için izin verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi, 19’a karşı 507 oyla TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Tezkere üzerinde elektronik cihazla yapılan açık oylamaya, 526 milletvekili katıldı. Başbakanlık tezkeresi, 19 ret oyuna karşı 507 oyla benimsendi. AKP Milletvekillerinin önerisi üzerine oylama açık olarak yapıldı. AKP bu önerisiyle, parti içindeki Kürt parlamenterlerin tezkereye red oyu verecekleri iddiasına karşı rest çekmiş oldu. Oylamanın açık olması, AKP'nin fire sayısını azaltmaya yönelik bir girişim olarak da değerlendirildi WASHİNGTON YÖNETİMİNDEN UYARI Amerikan Başkanı George W. Bush, Türkiye’de tezkerenin Meclis’ten geçtiği sırada yaptığı açıklamada sınırörtesi operasyonun Türkiye’nin çıkarına olmadığı konusunda uyardı. Bush, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, ‘’Irak’a askeri birlikler göndermenin Türkiye’nin çıkarlarına olmadığını düşündüğümüzü çok açık bir şekilde söylüyoruz’’ dedi. Bush, soruna karşı Türkiye’nin ek asker göndermenin en iyi yöntem olmadığını belirtti. Bush, Irak'ın ABD Büyükelçisi Ryan Crocker ve Irak'taki Amerikan kuvvetlerinin komutanı General David Petraeus Türkiye konusunu görüştüğünü belirtirken, Irak Başkan Yardımcısı Tarık El Haşimi'nin Ankara ziyaretinde Bağdat'ın da aynı endişeleri paylaştığını ilettiğini vurguladı. Bush, konuya ilişki diyalogun sürdürüldüğünü ve bunun olumlu bir gelişme olduğunu kaydetti. Türkiye’nin Güney Kürdistan’da 1997 yılından bu yana konumlanan 1500’ü aşkın askeri bulunuyor. KÜRT PARLAMENTOSU: AMAÇ KÜRDİSTAN BÖLGESİ Öte yandan Türk Meclisi’nin tezkereyi görüştüğü sıralarda Kürt Parlamentosu da sınırötesi operasyonu görüşmek için toplantı. Parlamento Başkanı Adnan Müfti, Türkiye’nin PKK’yi bahane ettiğini ancak amacın Kürdistan Bölgesi olduğunu kaydetti. Kürt parlamentosu Adnan Müfti başkanlığında bugün sınırötesi operasyon özel gündemli toplandı. Parlamento Başkanı Adnan Müfti, Türkiye’nin tehditlerinin yeni olmadığını ancak ama bunun şimdi arttığını belirterek, ‘’Eğer Türk ordusu bize saldırırsa, bölgemize, bölge istikrarı ve demokrasisine, federal ve demokrat bir Irak’ı inşa etmekle meşgul olan Irak hükümetine zarar verecek’’ dedi. PKK 20 YILDIR VAR Kendilerinin uluslararası sözleşmelere bağlı olduklarını söyleyen Müfti, PKK’nin 20 yıldır var olduğunu ve Kürdistan Bölgesi’ne saldırmakla bunun çözülmeyeceğinin altını çizdi. Türkiye’de savaş sesinin yükseldiğine dikkat çeken Müfti, Türkiye’nin ‘’toprak bütünlüğüne’’ saygı duyduklarını ifade ederek, ‘’Ama diğer ülkelerin sınırını geçmek sorunu daha da büyütmez mi?’’ diye sordu. Müfti, ‘’herkes teröristler ve PKK savaşçılarını gerekçe gösteriyor ama esas amaç Kürdistan Bölgesi’dir. Bu nedenle haksızdırlar, onların kendi toprakları dışında başka halklar hakkında karar alma yetkisi yoktur. Eğer Türkiye Kürdistan Bölgesi’ne saldırırsa o zaman felaket olur.’’ dedi. Müfti konuşmasında olası saldırı konusunda Türkiye’yi uyararak, ‘’eğer Türkiye bize saldırırsa, sadece biz zarar görmeyiz. Şimdi yüzlerde Türkiye şirketi de burada çalışıyor. Saldırı Avrupa Birliği için de sıkıntılara yol açar. O yüzden en iyi yol diyalog ve barıştır’’ şeklinde konuştu.

Tezkereye Meclis onayı

CNN TÜRK/TBMM, son tezkerenin de Genel Kurul'da kabul edilmesiyle, 1950'den bu yana yurt dışına asker göndermek için 21'inci kez izin vermiş oldu. Genel Kurul, TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın başkanlığında bugün saat 15.00'te toplandı. Yurtdışına asker gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkereleri, şimdiye kadar kapalı oturumlarda görüşülerek karara bağlanmıştı. Ancak bugünkü görüşme açık oturumda yapıldı. Görüşmelerde hükümet ve parti gruplarına 20 dakika söz hakkı verildi. Meclis İç Tüzüğü gereği Başbakanlık tezkereleri doğrudan Genel Kurul gündemine alınıyor ve ilk oturumda, görüşme yapıldıktan sonra oylanıyor. Tezkerenin geçmesi için oylamaya katılan milletvekillerinin yarıdan bir fazlasının kabul oyu gerekiyordu. Meclis'e getirilecek tezkereye CHP ve MHP destek vereceğini, DTP ise destek vermeyeceğini açıklamıştı. Erdoğan: "Milletimiz için hayırlı olsun" Oylamanın ardından bir açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ülkemiz, milletimiz için teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun" dedi. Erdoğan, "ABD Başkanı George Bush'un 'Türkiye'nin sınır ötesine asker göndermesi Türkiye'nin yararına değildir" açıklamasını da değerlendirdi. Başbakan Erdoğan, "Ben sadece şu anda TBMM olarak tüm parlamenterlerimizle biz kahirekseriyetle bir karar verdik. Bunun için de kimin ne dediği değil, TBMM'nin ne dediği önemlidir ve bu kararı da TBMM almıştır. Ülkemiz için, milletimiz için, teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun diyorum" diye konuştu. Baykal: "Büyük bir mutabakat" CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da, tezkerenin kabul edilmesine ilişkin, "Amacımız savaş değil, savaşmadan sonuç almaktır" dedi. Tezkerenin 507 oyla kabul edilmesini "büyük bir mutabakat" olarak değerlendiren Baykal, "Böyle bir karar alıp, onun üzerine yatmak olmaz. Şartlar gerektiğinde kullanmamak mümkün değil. Oyun olmaz. En etkin şekilde bu yetkiyi kullanmak zorundasınız. Bundan öncekilerde ABD'nin müdahalesine ortak olunup olmamasıydı. Şimdi bıçak kemiğe dayandı. Terörle mücadelede olması gerektiği için çıkarılıyor; ABD'nin talebiyle değil. Şaka kaldırmaz. Ciddi bir şekilde Türkiye'nin bütünleşik bir politika ortaya koymasıdır. Umarız ABD, Türkiye'nin ciddiyetini kavrar işbirliğine girer. O zaman iş değişir müdahaleye belki gerek kalmaz" şeklinde konuştu. Bahçeli: "Sorumluluk siyasi iktidara aittir" MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, "Bu aşamadan sonra bütün sonuçlarıyla sorumluluk siyasi iktidara aittir. İnşallah TBMM'nin verdiği bu yetki çerçevesinde, gereği neyse onu cesaretle yapabilirler" dedi. Bahçeli, "Bu tezkerenin milletimiz için hayırlı, uğurlu olmasını diliyoruz. Bu aşamadan sonra bütün sonuçlarıyla sorumluluk siyasi iktidara aittir. İnşallah TBMM'nin verdiği bu yetki çerçevesinde gereği neyse onu cesaretle yapabilirler. Biz MHP olarak her aşamada bu yetkiyi destekleyeceğiz" şeklinde konuştu. PARTİLER NE DEDİ? AKP (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek) - Sabır taşı çatlamıştır. Yaşanan bunca üzücü olaylardan sonra sabrımızın taştığı bir noktadayız. Türkiye'nin bunca zamandan bu yana yaptığı iş, sabır taşının çatladığı noktada, doğru kararı alabilmek içindir. - Biz bu kararları alırken, gözettiğimiz bir tek husus var; parti içi hesaplarımız, dengelerimiz yok, orada dengeler yerinde. Bizim gözettiğimiz, devletimizin, milletimizin dengesi bozulmasın. Attığımız her adımda, aldığımız her kararda, bazı kararları dün değil de bugün niye alıyorsak, gözettiğimiz tek husus budur. - Türkiye, Milli Güvenlik Kurulu toplantılarının değişmez gündem maddesi olarak, bu belayı buldu. Dolayısıyla sadece dün, bugün ortaya çıkan bir konuyu konuşmuyoruz. Her hükümet uğraştı, biz de uğraşıyoruz. Bu tezkere onun bir parçasıdır. Eğer konu bu ölçekte ele alınmazsa, terörün tuzağına düşer, oyununa geliriz. 'Ben gelirim terör biter, akan kan durur' deniliyorsa, bu söylemi de geçmişte yaşadık, tam tersi her gün hayatını kaybedenlerin sayısı arttı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir terör sorunu var. Bunun üstesinden gelmek için alınması gereken birçok önlem var. Biz bugün sadece sınır ötesi operasyonla ilgili konuşuyoruz. Terörle mücadele milli meseledir. Tek bir partinin, hükümetin değil, devletin tüm birimleri, organlarıyla, bütün fertlerle sürdürülmesi gereken bir mücadeledir. Öyle anlamadığımız takdirde meseleyi yanlış zeminde tartışmış oluruz. Partiler, hükümetler üstü bir meseledir,Türkiye'nin geleceğiyle ilgilidir. - Terör konusunda çözüm ararken, önce gömleğin ilk düğmesini doğru iliklememiz lazım. Yanlış iliklersek, sonuna kadar yanlış gider. O da şudur: Terörün tanımında anlaşmamız gerekir. Eğer benim terörist dediğime özgürlük savaşçısı, bizim terör örgütü dediğimize başkası bir başka şey söylüyorsa bir araya gelip, çözüm bulmakta zorlanırız. Terör konusuna olumlu yaklaşım sergilenecekse, ondan rahatsız olacak herkesin tanımında mutabakata varması gerekir aksi halde farklı sonuçlara varırız. - Terör gibi karmaşık bir konu için zaman zaman televizyon ekranlarında gördüğümüz, bazen stratejist, bazen analist gibi sıfatların yazıldığı bir kısım insanlar, öylesine karışık, karmaşık, derinliği olan bir konu için sihirli çözümler üretmekte, vatandaşımıza doğru bilgi verilmemektedir. Bu tezkere, adeta terörle mücadele açısından yegane çözüm olarak kamuoyuna takdim edilmiş bu da ister istemez yanlış anlamalara, kendi içimizde farklı düşünmelere yol açmıştır. Bunun sihirli hiçbir çözümü yok, askeri mücadele, müdahale sorunun bir yönünü ele almaktadır, çözümlerden bir tanesidir. Bunun başkaca önlem ve eş zamanlı olarak sürdürülmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri olarak, bizim hükümetimiz olarak yapmaya çalıştığımız iş de bunun gereğini yapmaktır. - Terör örgütleri, uluslararası politikanın bir enstrümanıdır. Arkasında bir veya birden fazla devlet veya uluslararası güç yoksa, bu şer odaklarının bir günden fazla yaşama şansı yoktur. Dış destek olmadan, hiçbir terör örgütü varlığını sürdüremez. Bugün dünyadaki terör örgütleri içerisinde en fazla desteğe sahip olan, PKK'dır. Onun için tarihin en kanlı terör örgütüdür. O nedenledir ki hiçbir terör örgütü müstakil hareket edemez, müstakil karar alma kabiliyeti yoktur. Destek verenlerin maşasıdır, kuklasıdır, ipleri başkalarının elindedir. Yaşamakiçin öldürmek zorundadırlar. Bunun en güzel örneği de PKK'dır. Ama şunu biliyoruz; birkaç gün önce gözaltına alıyor, birkaç gün sonra serbest bırakıyor, sonra özel uçaklarla Kandil Dağı'na gönderiyorsanız, bunun bir izahı olmalıdır. Türkiye; bizden önceki hükümetler döneminde, biz de müteaddit defalar, 'Bunlar terör örgütü mensuplarıdır,yöneticileridir, bunları bize iade edin' dediğimizde, göstermelik sığınmacı statüsüyle bunları iadeden vazgeçiyorlarsa veya bir silahın otomatik mi yarı otomatik olduğuna 4 yılda karar veremiyorlarsa, oturup düşünmek lazım gelir. Bunlar kimin hesabına, kimin namına bu eylemleri ortaya koyuyorlar... CHP (İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ) - Hükümetin bu tezkereyi Meclis'in onayına sunmasını olumlu karşılıyoruz ve "evet" oyu vereceğiz. - "Kuzey Irak'taki yerel yönetimin, PKK'ya destek vermek ve onu Türkiye'ye karşı kullanmak konusundaki iradesinin kırılması lazım. Bunu yapamadığımız takdirde dağ fare doğurmuş olur ve tezkereye bir blöf olarak bakılır. Böyle bir durum da Türkiye'nin saygınlığına ve inandırıcılığına büyük darbe vurur. - Artık Irak ve kuzeyindeki yerel yönetimin şu tercihi yapmak zorundadır: PKK mı Türkiye mi? ABD, Kuzey Irak'ın ve Irak'ın PKK'yı himaye etme politikasına mı destek verecek, yoksa müttefiki Türkiye'ye mi destek verecek? - Tehdidin birinci boyutunu, Irak'ın kuzeyinde konuşlanmış ve Kuzey Irak yerel yönetimi tarafından Türkiye'ye karşı bir piyon olarak kullanılan PKK unsurları oluşturuyor. - Tehdidin ikinci boyutunu, ülkemizi bölmeye yönelik siyasi bir projenin gerçekleştirilmesini hedef alan PKK'nın, Türkiye'de konuşlanmış unsurları oluşturuyor. - Tehdidin üçüncü boyutunu, esas hedefi bağımsız bir Kürt devleti kurmak, sonra da Türkiye üzerinden Akdeniz'e çıkarak Büyük Kürdistan Projesi'nin ilk aşamasını gerçekleştirmek olan ve PKK'yı bölgesinde barındırarak ona her türlü desteği sağlayan Barzani'nin otoritesindeki Kuzey Irak bölgesi oluşturuyor. - Tehdidin dördüncü boyutu ise sözde stratejik müttefikimiz ABD'nin tutumundan kaynaklanıyor. Dostluğuna çok büyük değer verdiğimiz ABD'nin Irak'a yönelik stratejisi bağlamında Türkiye'ye yönelik iki yönlü-diplomatik nezaket göstererek, ikiyüzlü demiyorum- ve ülkemizin çıkarlarını hiçe sayan politikası, artık tam bir netlik kazanmış durumdadır. - Kuvvet kullanmaya giden yolda, kuvvete başvurmadan önce alınacak birçok ekonomik ve siyasi önlem var. Türkiye'nin de elinde bu konuda türlü seçenekleri ve yöntemleri içeren geniş bir yelpaze bulunuyor. (Kuzey Irak'ın Türkiye'deki ticari ilişkileri, bu bölgeye verilen elektrik, Habur Sınır Kapısı'ndan yapılan taşımacılık, Irak ve Afganistan'daki Amerikan askerlerinin lojistik ikmali ve İncirlik Üssü'nün kullanımı vb.) MHP (Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı): - Sınır ötesi harekat kararı, geç kalmış bir karardır. Bu tezkere, gecikmiş bir tezkeredir. MHP, bütün eksik ve sakat yönlerine rağmen, Başbakanlık tezkeresine tam destek verecektir. - Tezkereler siyasi ve hukuki anlam taşıyan metinlerdir. Silahlı kuvvetler unsurlarının kullanımının askeri hedefleri ile ulaşılması öngörülen siyasi hedeflerin çerçevesinin çizilmesi gerekir. Başbakanlık tezkeresinin bütünlükten yoksun, eksik ve belirsiz yönleri var. Bu metin tezkere olmaktan ziyade 1 paragraflık bilgi notu niteliği taşımaktadır. - Meclis'ten yetki alındıktan sonra Türkiye'nin, Habur Sınır Kapısı'nın kapatılması, Türk hava sahasının Irak bağlantısının kesilmesi, Kuzey Irak'a yapılan lojistik desteğin kesilmesi ve Mersin Serbest Bölgesi'nde yeni düzenlemeler yapılması gibi caydırıcı tedbirleri alması gerekir. - Meclis'ten yetki alınıp bunun kullanılmamasının çok vahim sonuçları olur. Böyle bir gaflet, PKK terörü karşısında teslim olmak anlamına gelecektir. DTP (Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş) - Şimdi sınır ötesi operasyonlardan ziyade, en az denenen ve bizce en etkili, en zahmetsiz, ülkemiz açısından en kazançlı yol olan demokratik tartışma ve sivil çözüm yöntemlerini gündemimize almalıyız. - Sınır ötesi operasyona karşı çıkan hiçkimse yokmuş gibi, 549 milletvekilinin de evet oyu kullanması gerekliği yönündeki baskıcı bir yaklaşım var. Eğer burası Milletin Meclisi ise milletin sesi de burada tümfarklılıklarıma duyurulmak zorundadır. - Sınır ötesi dediğimiz yerde Türkiye ile operasyon konusunda uzlaşmamış olan bir bölgesel Kürt yönetimi ve bir merkezi Irak yönetimi İle bunlardan daha da önemlisi ve farklı olarak ABD'nin varlığı söz konusudur. Bütün bu aktörlerin konumlanma durumu, sınır ötesi bir operasyonda yaşanacak can kayıplarının artması yanında siyasi olarak da bir bataklığa saplanmamıza yol açma riskini ciddi şekilde taşımaktadır. - Türkiye'yi 'savaşan ülke' konumuna düşürebilecektir. Kaldı ki bütün bu riskler bir an için göze alınsa bile, askeri açıdan başarılı olduğu kabul edilen bir sınır ötesi operasyonun dahi sorunun bir müddet sonra daha yakıcı bir şekilde karşımıza çıkmasını engellemeyeceği inancındayız. - Bölgede zaten felce uğramış olan ekonomik yaşam, bir sınır ötesi operasyon nedeniyle iyice içinden çıkılmaz hale gelecek, daha fazla yoksulluk, daha fazla işsizlik, daha az demokrasi ve daha az özgürlük gibi sonuçların ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Osman: Kürtler Irak’ta coğrafi temelde bir Federalizm’den yana

‘’ PNA-Kürdistan İttifakı Listesi Üyesi Dr. Mahmut Osman, Kürtlerin Irak’ta etnik temeli Federalizm’den yana olmadığını söyledi. Osman, Kürtlerin Irak’ta coğrafi temelde bir Federalizm’den yana olduğunu söyledi. Osman, yaptığı açıklamda, ‘’Kürtler coğrafi temelde Federalizmi sadece kendileri için değil bütün Iraklılar için istiyor’’ dedi. Gazetecilere konuşan Osman, Irak’ın etnik temelde bölünmesinin ABD yönetiminde ve İngiltere’nin de katılımıyla 1992’deki Viyana Kongresi’nde ele alındığını söyledi.

Türk Medyası: PKK'da Amerikan tankı yok!

Tank, top ve Amerikan düşmanlığı  Gönderen: rizgarionline Tarih: 01.10.2007 Saat: 08:39 Katkıda Bulundu rizgarionline Murat Yetkin*/ Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "PKK kamplarında top, tank gibi ABD'ye ait ağır silahlar çıktı" suçlamasına ABD yönetiminin tepkisi, yalanlama açıklamalarıyla sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Başbakan Erdoğan'ın hafta içinde Nev York'ta, düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi'nde yaptığı bu açıklamaya ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey yanıt vermiş, ellerinde bunu destekleyecek bir bilgi olmadığını söylemişti. Radikal'e bilgi veren Amerikan kaynakları, bu resmi açıklamanın yanı sıra başka çarpıcı bilgiler de verdi.  Buna göre, daha önce Türkiye'nin PKK'nın elinde ABD menşeli silahlar bulunduğu haberleri üzerine Amerikan yönetimi içinde başlatılan soruşturmanın parçası olarak 27 Eylül Perşembe günü, yani Başbakan'ın bu açıklamayı yaptığı gün ABD'den gelen üst düzey iki müfettiş heyeti Ankara'da temas ve incelemelere başladı. ABD Dışişleri ve Savunma bakanlıklarına ait iki müfettiş heyeti, 27 ve 28 Eylül günlerinde Ankara'da Dışişleri, Genelkurmay ve Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri ile toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Amerikalı yetkililer, Türkiye'nin elinde, PKK'nın üzerinde, kamplarında ele geçen, ya da elinde olduğu yolunda bilgi bulunan Amerikan envanterindeki silahlara dair bilgi istediler.  Türk makamları, ülke için tehdit kaynağı olan bu duruma ilişkin ellerindeki belgelerle birlikte bilgileri de Amerikalı müfettişlere verdiler.  Radikal'e bilgi veren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, "Bunlar arasında PKK'nın elinde Amerikan kökenli tank, top, ağır silah bulunduğu yolunda hiçbir bilgi, iddia, iz dahi yok.  Bu iddialar Genelkurmay'ın, Dışişleri'nin, polisin elinde olsaydı, ortaya çıkarılması için mutlaka paylaşılırdı" diye konuştu.  Başbakan Erdoğan'dan 'tank-top' açıklamasının ABD Dışişleri'nce yalanlanması ardından iddiasında ısrar, ya da (tıpkı hafif silahlar konusunda ısrarlı olunduğu gibi) Türkiye'nin elinde kanıt bulunduğu yolunda açıklama bekleyenler, bu konunun medyada geniş şekilde işlenmiş olduğu' türünden bir yumuşatma demeci duyabildiler ancak.  Erdoğan, dün Ankara'ya dönüşünde de bu konuya değinmedi.  Erdoğan, Nev York'ta, haklı olarak PKK elindeki ABD kökenli silahların Türk haklını çok kızdırdığını söylüyor. Bunu da konuşmasında Türkiye'deki Amerikan aleyhtarlığı bağlamında söylüyor, yani bu haberlerin Türk halkındaki (zaten dünya rekorunu elinde tutan) Amerikan aleyhtarlığını artırdığını ima ediyordu.  Bu tür haberlerin aleyhtar havayı artırdığı da doğru bir saptama. Ama bu noktada olaya bir de medya açısından bakmalı. Aynı gün haber merkezlerine gelen iki haberden birisi, sekiz eski ABD Dışişleri bakanının Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'ye Ermeni soykırımı tasarısını oylatmaması için ortak imzayla mektup yazmış olmasıydı. Bu, Türk ve Amerikalı diplomatların ve Türkiye'ye destek veren (başta Musevi olmak üzere) lobilerin büyük çabasıyla ortaya çıkan önemli bir gelişmeydi. Bu haber deyim yerindeyse kaynadı gitti. Çünkü Başbakan Erdoğan'ın PKK elinde tank, top dahil ABD menşeli silahlar bulunduğuna dair açıklaması vardı. Önemli bir açıklamaydı ve dünyadaki her haber merkezi için bu açıklama, diğerine göre daha çok haber değeri taşırdı.  Eğer gerçekten PKK (bir gerilla hareketi için intihar sayılabilecek şekilde) tank kullanıyorsa (çünkü 1- Açık hedef olurlar, 2- Tanka bakmak, saklamak, ikmal etmek Kalaşnikof, ya da el bombası taşımak gibi değildir) ve bunlar ABD kökenliyse, bu büyük bir rezalettir.  Türkiye'nin Başbakanı'nın bunu dile getirmesi, elinde bu yönde kanıtlar olduğunu akla getirir.  Erdoğan'ın bu kanıtları açıklaması, hem Türkiye'nin güvenliği, hem ABD ile ilişkilerinin gerçek boyutunda algılanması, hem de kendi itibarı açısından önem taşıyacaktır. Çünkü neticede Erdoğan ekim sonundaki (muhtemelen 24-25) Londra seyahati dönüşünde, muhtemelen kasım başında bir kez daha Waşington'a, bu kez Başkan George Bush ile görüşmeye gidecek. Bush bu konuyu açarsa, Erdoğan'ın 'Medyada görmüştüm' dışında söyleyecek sözü olmalı. Kanıt varsa da Bush'un bunu nasıl izah edebileceği sorulmalı.  Aksi takdirde, Erdoğan'ın yeniden seçilmesinden çok memnun olduğunu açıklayan ve onu ABD'nin dostu olarak tanımlayan ABD yönetiminin zihninde, Türkiye'de hükümetin Amerikan aleyhtarlığını gidermek için pek de bir şey yapmadığı, hatta körüklediği yolunda soru işaretleri başlayacak gibi görünüyor. Muhalefet, muhalefetliğini yapacaktır. Hükümetin muhalefetle bu konularda rekabete girdiği bir ortamda, ne etnik milliyetçiliğin yükselişinden, ne bu yükselişin getirdiği iç ve dış sorunlardan şikâyete en azından hükümetin hakkı olmaz.  *Radikal gazetesi/1 Ekim 2007

PKK koordinatörü Ralston istifa etti

ANF/WASHİNGTON (01.10.2007)- Amerika’nın ‘PKK Özel Koordinatörü’ emekli General Joseph Ralston’ın istifa ettiği ileri sürüldü. İstifayla ABD-Irak-Türkiye arasındaki 'PKK Koordinatörlüğü' de çökmüş oldu. PKK Özel Koordinatörü General Joseph Ralston’un istifa dilekçesini ABD Dışişleri Bakanlığı’na verdiği iddia edildi. İstifa dilekçesinde Joseph Ralston’ın, "Bu iş yürümüyor. Devam etmek istemiyorum" dediği belirtilirken, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın istifayı ‘henüz yürürlüğe koymadığını’ kaydedildi. KOORDİNATÖRLÜK ÇÖKTÜ Ralston’un istifasıyla ABD-Irak-Türkiye arasındaki 'PKK Koordinatörlüğü' mekanizması da resmen çöktü. Türkiye'nin diplomatik başarısızlık hanesine geçen koordinatörlüğün işlevsiz hale gelmesinde Kürt sorununda siyasi çözüm arayışları yerine askeri seçeneklerin önplana çıkartılması temel faktör olarak görülüyor. Raltson ve Başer Ankara'da birkaç kez bir araya gelerek, PKK konusunda atılacak ortak adımları görüştü. İlk günlerde çok hızlı giden Başer, 'Kısa zamanda öylesine büyük önlemler alacağız ki sizler bile şaşıracaksınız' demişti. ERDOĞAN: İŞE YARAMIYOR Nitekim Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’da 3 Ocak'ta ABD-Irak-Türkiye arasında kurulan PKK'ye karşı koordinasyon kurumunun işe yaramadığını söylemişti. Amerikalılara göre ise Türkiye koordinatörlüğü ciddiye almadığı yönünde zaman zaman rahatsızlıklarını dile getirmişlerdi. RALSTON’DAN ANKARA’YA ELEŞTİRİ Joseph Ralston, 28 Ağustos 2006’dan beri PKK konusunda Amerikan devlet kurumları arasında "eşgüdüm" sağlamaya çaba harcıyordu. Ralston, Türkiye’nin olası bir sınırötesi operasyonuna da "stratejik açıdan zararları olacağı gerekçesiyle" karşı çıkıyordu. Bir süre önce Ralston, Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesinin toplantısında, Türk hükümetinin kültürel ve siyasal hakları tanıma konusunda eleştirmişti. Ralston bu toplantıda, "Kuzey Irak’ın işgal görmek istemiyorum. Bunun sonuçları çok vahim olur ve kontrol edilemez bir hale gelebilir" demişti. Ralston, uzun bir süre Türk muhatabı emekli Orgeneral Edip Başer ile çalışmıştı. Ralston, Başer’in istifasından sonra yerine gelen Büyükelçi Rafet Akgünay ile de sadece bir kez telefon görüşmesi yapmıştı. COHEN GRUP’UN YÖNETİCİLERİNDEN Emekli Orgeneral Joseph Ralston, 1996-2000 yılları arasında Genelkurmay Başkan Yardımcılığı yaptı. Ralston, 2000'li yılların başında Brüksel Mons'ta NATO Avrupa müttefik kuvvetlerinin başkomutanlığı görevini Vesley Clark'tan devraldı. Bosna savaşı döneminde en üst rütbeli komutan olarak görev aldı. Milis Gücü UÇK'ya verdiği destek ve ilişkileriyle gündeme geldi. Temmuz 2002'de NATO'daki görevini Amerikalı General James Jones'a bıraktı. Ralston, emekli edildikten sonra Cohen Grup adlı şirkete girdi. Şirket, ABD'nin eski Savunma Bakanlığı Sekreteri William S. Cohen tarafından yönetiliyor. Ralston ise ikinci başkan konumunda. 28 Ağustos 2006'da PKK Koordinatörü olarak atanan Ralston, Türkiye ile çok önemli ticari ilişkileri olan Lockheed Martin adlı uluslararası şirketin de üst düzey yöneticisi. Türkiye, bu silah şirketinden 2.9 milyar dolara 30 adet F-16 uçağı satın alma kararı almış durumda. Ayrıca, Türkiye 216 adet F-16 savaş uçağının modernizasyonu için şirkete 635 milyon dolar ödeyecek

KDP: PKK’nin elinde Amerikan tankı yok

ANF/HEWLER (01.10.2007)- Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın PKK'nin elinde Amerikan tanklarının bulunduğu iddiasına Güney Kürdistan hükümetinden cevap geldi.  Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) yöneticilerinden Fazıl Mirani, PKK’nin elinde böyle bir silahın yer almadığını söyledi.  KDP Genel Sekreteri Mirani, Erdoğan’ın "Kuzey Irak'ta PKK kamplarında ağır silahlar var. PKK kamplarında top, tank ve buna benzer Amerika'ya ait maalesef ağır silahlar çıktı. Bunun yanında yakaladığımız PKK terör mensuplarının ellerinde silahlar çıktı" açıklamasının doğru olmadığını söyledi.  Mirani, "Sayın Erdoğan çok zeki bir insan. Meseleleri ve sorunları çok zekice çözmeye çalışan bir insan Erdoğan. Elbette yaptığı çalışmalarda hem Türkiye'nin ulusal güvenliğini korumaya hem Amerika ile ilişkilerini zedelememeye ve hem de komşuları ile ilişkilerini iyi tutmaya çalışıyor. Ancak PKK ile ilgili sarf ettiği son sözleri tasvip etmiyoruz. Çünkü örgütün elinde ABD'ye ait herhangi bir tan ya da top gibi ağır silah yok" dedi.  ‘ANLAŞMANIN GEÇERLİLİĞİ YOK’  Öte yandan PKK konusunda Bağdat ile Ankara arasında varılan anlaşmaya da değinen Mirani, Kürt hükümetinden bir heyetin, Türkiye ile Irak arasında imzalanan anlaşmalarının müzakerelerinde yer alması gerektiğini söyledi.  Mirani, "Biz daha önce de söyledik, şimdi de söylüyoruz; biz PKK'ye yardım etmiyoruz. Bağdat bu müzakereye bizsiz gitmemeliydi. Türkiye ile sınırı olan biziz. Sınırda bir istikrarsızlık ve emniyet sorunu varsa, bu Bağdat yönetiminden önce Kürt yönetimini ilgilendirir. Türkiye ve Bağdat'taki merkezi hükümet en azından Irak içişleri bakanları düzeyindeki bu gelişmede bizim de bir heyetimizi davet etmesi gerekirdi. Bu, uluslararası bir anlaşma da olsa, bizim onayımız olmadan hiçbir geçerliliği yoktur. Parlamento buna izin vermez" şeklinde konuştu.  KDP Genel Sekreteri Fazıl Mirani, Ankara'nın Kürdistan Yönetimi'yle temasa geçmesinin en mantıklı yol olduğunu vurguladı.

Kürdistan Yönetimi, Irak’ın üçe bölünmesini destekliyoruz

Gönderen: rizgarionline Tarih: 29.09.2007 Saat: 10:22 Katkıda Bulundu rizgarionline Rizgarî Online/Kürdistan Bölge Başkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, bölge halkı ve Kürdistan Bölge Hükümeti’nin (KRG), Amerikan Senatosu tarafından alınan kararı desteklediğini duyuruldu. ABD Senatosu’nun Irak’ın üç ayrı federatif bölgeye ayrılması yönündeki kararının ülkenin anayasası’yla da uyuştuğunu bildiren Bölge Başkanlığı, federal sistemin Irak’ın parçalanması anlamına gelmediğini aksine ülkedeki birlik ve beraberliğe hizmet edeceğini bildirdi. Kürdistan Bölge Başkanlığı’nın yazılı açıklamasında ayrıca şu ifadelere yer verildi. “Amerikan Senatosu’nun Irak’ın federal bir yapı içerisinde üç ayrı bölgeye ayrılması kararı, ülkedeki sorunların çözümünü de sağlayacaktır. Irak için en iyi yol hiç kuşkusuz Federal sistem olacaktır. Bu sistem sayesinde ülkedeki tüm farklı grupların ulusal, siyasal ve kültürel hakları da güvence altına alınacaktır.”  “Uzun yıllar boyunca özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren Kürdistan Halkı, Amerikan Senatosunun kararını çok olumlu karşılamıştır” denilen Başkanlık açıklamasının devamında, “federal sistem sayesinde ülkedeki güvenlik sorununun çözüme kavuşacağına inanmaktayız. Öte yandan Federal sistemle birlikte Irak’ta daha önce görülen ‘diktatörlük’ tamamen tarihe karışacaktır. Irak’ın toprak bütünlüğünü de garanti altına alaçak olan Senatonun kararını her yönüyle destekliyoruz” vurgusunda bulunuldu.

“ABD tankı” açıklaması

Rizgarî Online/ABD yönetimi, Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Terör örgütü PKK'nın elinde, Amerikan yapımı top ve tank gibi ağır silahlar var'' sözleriyle ilgili, açıklama yaptı, ''Elimizde, bu suçlamayı destekleyecek hiçbir bilgi yok'' dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tom Casey, günlük basın toplantısında Erdoğan'ın bu açıklamayı 'neye' dayanarak yaptığını 'bilmediğini' söyledi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tom Casey, günlük basın toplantısında Erdoğan'ın bu açıklamayı 'neye' dayanarak yaptığını 'bilmediğini' söyledi. "Ağır askeri ekipmanların 'nasıl' PKK'nın eline geçtiğini anlamak oldukça güç. ABD'nin, PKK'yı desteklemesi söz konusu olamaz" diyen Casey, ellerinde böyle bir suçlamayı destekleyecek hiçbir bilgi 'olmadığını' söyledi. Erdoğan, 27 Eylül'de konuşma yaptığı New York'taki Dış İlişkiler Konseyi'nde ilk kez, PKK'nın Amerikan yapımı hafif silahların yanı sıra top ve tank gibi ağır silahları bulunduğunu açıklanmış, ABD'nin bu konuda gerekli hassasiyeti göstermediğini belirtmişti. Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada da, Türkiye ile Irak arasında yapılan terörle mücadele işbirliği anlaşmasının memnuniyetle karşılandığı belirtildi. Açıklamada "PKK ve diğer terörist örgütlerin tasfiyesinde en iyi yaklaşım, işbirliği" denildi. Federe Kürdistan yönetim ise, Türkiye ile F.Irak arasında imzalanan terörle mücadele anlaşmasının müzakerelerine çağrılmamasını "üzüntüyle karşıladığını" belirtti.  Kürdistan hükümetinin dış ilişkiler sorumlusu Felah Mustafa Bekir, Erbil'de yaptığı açıklamada , "Bu konuda ilgili taraf biziz. Bizi müzakerelere çağırsaydılar veya anlaşmanın içeriği hakkında bilgilendirseydiler çok daha iyi olurdu" dedi.

Avrupa, Abd ve BOP

Mehmet Ali Küçük Tarih: 28 Eylül 2007 Cuma Büyük veya Genişletilmiş Ortadoğu Projesini bir şekilde duymayanınız yoktur. Sunumu, indeksi, bölümleri, dipnotları ve aneksleriyle okuyup üzerinde yorum yapabileceğiniz bir metni yoktur bu projenin. Herkes birşey söyler hakkında ve parayla satın alınmak için kendini öne atan birkaç Türk kalemşörü hariç, genelde herkes karşısında olduğunu ilan eder. Devlet adamları ise, ne olduklarını bilmeseler bile, ABD’yle ters düşmektense, arkasında, sağında - solunda, yanında; karşısında değil, civarında olduklarını söylerler. Günü gelir bakarsınız ki onlar da aslında ne olduğunu bilmiyorlarmış. Biz Kürdler, her ne ise bu proje, sezgisellikle kendimiz için çok hayati olduğunu anlar, bir ucundan bize bir faydası dokunacağını hisseder ama konu üzerine kafa yormamayı tercih ederiz. Oysa yavaş yavaş elle tutulur bir devlet gücüne sahip oluyorken en çok bizim bu konular üzerine düşünce üretmemiz, olan biteni anlamaya çalışmamız gerekir. O kadar da irademiz dışında cereyan etmemektedir olan bitenler. Alıştığımız veya alıştırıldığımız şekliyle “BOP” diyerek devam edelim; sınırları, Kuzey Afrika’nın her iki sahilinden Afgan steplerine kadar uzanıyor. Bu ‘hat’a, Karadeniz’in kuzeyinden Yemen’e doğru inen ikinci bir hat çekerseniz çoğu yorumcunun üzerinde uzlaştığı BOP sınırlarını çizmiş oluyorsunuz. Bu sınırlar, Brzezinski’nin ‘Büyük Satranç Tahtası’nda sınırlarını çizdiği Avrasya hattıyla uyuşmamaktadır. Dolayısıyla, konuya girişi oryantalist Türkleri okuyarak yapanlar, BOP’u ve muhtemel hedeflerini anlamada Türklerin yaşadığı kafa karışıklıklarını da yaşamışlardır. Bırakınız Kissinger dünyasında yaşamaya devam etsinler. Bu bölgede yaşayanların, etraflarını nasıl algıladıklarına bağlı olarak, BOP’a farklı anlamlar yüklediklerini görüyoruz. Haşhaşi rüyalarından ayıkamayan enternasyonalist solcular ille de yerel ‘sömürgeciler’ tarafından ‘sömürülmek’ istediklerinden, konuyu emperyalizm olarak algılamaktalar. Öteki dünya ile bu dünyayı birbirinden ayırabilmekten aciz beyinler olan biteni bir Haçlı Seferi olarak betimliyorlar; sanki zamanında İslam ordusunun fethettiği topraklar değillermiş bu topraklar veya sanki İslam’dan önce ‘piç’miş gibi buralarda yaşayanlar.Yerel tiranlar, tahtlarını ve zenginliklerini, kendi becerilerine değil de, dünyaya 20. yy’da yaklaşık bugünkü biçimini veren Avrupalılara borçlu olduklarını bildiklerinden, dış güçle yani bu sefer ABD ile uzlaştıklarında tiranlıklarının devam edeceği sanısıyla, BOP’la ve sahibiyle uzlaşmayı deniyorlar. Onlara göre BOP, bir nevi I. Dünya Savaşı sonrası durumdur.  Bunların hepsi de yanlış olsa gerek. 19. yy sömürgeciliğini az çok hepiniz bilirsiniz. Elinize bir siyasi dünya atlası alıp inceleyecek olursanız, garipseyerek farkedersiniz ki aslında hepimiz bir nevi Avrupalıyızmışız. Hemen tüm ülkelerin sınırlarının çizilişinde, bir Avrupalı devletin ordusunun, ya galip ya mağlup olarak rol oynadığını farkedersiniz. 20. yy’ın başı, dünyaya, Avrupa sınırlarının evrenselleşmesini bırakmıştı.  Avrupa ideolojisi, sömürgeler için birbirleriyle savaşan Avrupalı güçlerin, keyiflerine göre Dünya’yı elde cetvel masa başında bölmeleri ideolojisi olarak kayıtlara geçti. Avrupa ideolojisinde yerel güçlerin hükmü sıfırdır. Gerek (Kürdistan’ı da kapsayan) Ortadoğu sınırları çizilirken, gerek Afrika veya gerekse de Okyanusya sınırları çizilirken yerel kültüre beş kuruşluk saygı gösterilmemiştir. Avrupa ideolojisi barbar ve yağmacı ideolojidir. Estetikten veya saygıdan yoksundur. Karanlık bir lekedir insanlık tarihinde Avrupalıların koloniyalist dönemi. Kürdistan’da, Endonezya’da, Şri Lanka’da, Keşmir’de, Bellucistan’da, Afgan steplerinde veya koskoca bir kıta olan Afrika’da sınır gerginliklerinden dolayı her gün devam eden çatışmaların, dökülen kanın ve telef olan hayatların tüm günahı Avrupalıların boynunadır. Tarih elbette bu dönem aşıldıktan sonra dönüp bir yargılamada bulunacaktır. Avrupalıların koloniyal dönemlerinin sonu, güneşlerinin batışı, önce göçmenlerin devleti ABD’nin kuruluş bildirgesi ve kurtuluş savaşıyla, sonra ve nihai darbe olaraksa Japon İmparatorluğu’nun Hindiçin’de (Vietnam) Avrupalılara karşı kazandığı zaferle kendini belli etmişti. Japonya, inşaatta kullandığı direklerin altında kaldı bir dönem ama Amerika, güçlü ideolojisiyle, Sovyetler sonrası dönemde tüm dünyaya kendi ideolojisini hakim kılmakla meşgul. Amerika Birleşik Devletleri ideolojisi olan güçlü bir federasyondur. Özgürlüklerdir bu ideolojinin günlük yaşamdaki ifadesi. Kısıtlanmamış özgürlük; sahtekar ve maskeler takan bir özgürlük değil. En basit manasından en geniş manasına ve hayatın her alanına hükmeden bir özgürlük. Özgür Romalılığın, köleleri de kapsayacak biçimde genişlemesine benzer bir şekilde her insanı kapsayacak biçimde genişletilmiş bir özgürlük. Siyasal ifadesi yerinden yönetimdir bu ideolojinin ama soyut ve her yöne çekilebilen anarşizan bir yerinden yönetim değil. Veya İsviçre gibi ırkçılıkla özgürlüğü aynı potada eritebilen sahte bir yerellik / özgürlükçülük denklemi de değil.  Yerel yönetimlerin, aşağıdan yukarıya örgütlenirken, yukarıya tam bağlılıkları Amerikan sisteminin önemli bir karakteristiği. Örneğin Amerikan eyaletleri içişlerinde bağımsız değil özerktirler. ABD’nin dünya algısı ve tasarımı da yaklaşık böyle birşeydir.  Amerika, yani Washington, hiçbir devlet ligine dahil olmaz, her devletle kendi ilişkilerini geliştirir. NATO örneğin, üye devletlerin bir askeri topluluğu olmaktan öte, diğer devletler için ABD ile aynı askeri kampta bulunuyor olmanın ifadesidir.  Şimdilik bu kadar olsun. Fırsat geldikçe, süren ulusal ve uluslararası gelişmeler ekseninde bu konuya değineceğimizden, önsöz hükmünde not etmiş olalım.  Mehmet Ali Küçük

PKK'ye terörist diyen kaybeder

Posted on Cuma, 28.Eylül 2007  Topic: Medya  ABD, Türkiye'yi hem K. Irak yönetimi hem de PKK ile masaya oturtacak. Bir pazarlık yapılacak. Çünkü PKK'ya terörist diyenlerin kaybettiği bir dönem bu. Nasıl olacak, ne zaman olacak bilmiyorum ama bu yol açıldı. Karşılığında Türkiye'ye ne verirler bilmiyorum..

ABD Senatosu Kürdistan'ı tanıdı!

Posted on Perşembe, 27.Eylül 2007  Topic: Dünyadan  Federal Kürdistan Bölge (FKB) hükümetinin ABD temsilcisi Kubat Talabani, ABD Kongresini üst kanadı Senato'nun Irak'ın bölünmesi planını tartışması esnasında Kürdistan Bögesi'ndeki istikrar, refahtan ve FKB hükümetinin resmiyetinden bahsettiğini bildirdi. PNA-Federal Kürdistan Bölge (FKB) hükümetinin ABD temsilcisi Kubat Talabani, ABD Kongresini üst kanadı Senato'nun Irak'ın bölünmesi planını tartışması esnasında Kürdistan Bögesi'ndeki istikrar, refahtan ve FKB hükümetinin resmiyetinden bahsettiğini bildirdi.  Talabani, Senato'nun Birleşmiş Miletler (BM), Uluslararası Güvenlik Kurulu ve Irak'a komşu ülkelerden bu ülkenin yönetiminin yürümesi için plana destek vermeleri çağrısında bulunduğunu söyledi.  Talabani, Senato'nun 23 oya karşı 75 oyla Irak'ta federal sistemin uygulamasına tam destek verdiğini ve Irak'ta güçlü bir bölgesel yönetimin olması yönündeki düşüncelere katıldığını söyledi.  Resmi temsilci Talabani, Senato'nun Irak anayasasının Federal Kürdistan Bölgesini resmi olarak tanıdığına ve Kürdistan hükümetinin de Kürdistan Bölgesi'nin resmi hükümeti olduğuna değindiğini bildirdi.

HİLLARY CLINTON: ‘’IRAK’TA KÜRTLER KORUNMALI’’

PNA-ABD'de Demokrat Parti'den başkan aday adayı senator Hillary Clinton, Irak’ta Kürtlerin korunması gerektiğini söyledi.  CBS televizyonuna konuşan Clinton, ABD'nin bu ülkedeki muharip birliklerinin çoğunun geri çekilmesi için bir tarih belirlenmesini desteklediğini belirtti. Hillary Clinton, ABD ordusunun önemli bölümünün Irak'tan çekilmesinden sonra da geriye kalan Amerikan askerlerinin, El Kaide ile mücadeleyi ve Irak ordusunun eğitimini sürdürmesi gerektiğini kaydederek ''bence kuzeyde Kürtlere ilişkin görev de devam edecek'' dedi Clinton, açıklamalarının başka bir yerinde de ''Kürtlerin hem korunmasının hem de teröristleri bölgelerinde barındırmamasının sağlanması için daha fazla iş yapmalıyız'' diye konuştu. Clinton, ABD ordusunun Irak'ta süren iç savaşta hakemlik yapamayacağını kaydederek, Cumhuriyetçi Başkan George Bush'u Irak politikasını değiştirmeye zorlamak için Demokrat Parti'nin kontrolündeki Kongre'nin savaş ödeneğini kesmesini istedi

Bush, İran için saldırı emri verdi

Gönderen: rizgarionline Tarih: 18.09.2007 Saat: 08:17 Katkıda Bulundu rizgarionline Rizgarî Online/İngiliz Telegraph gazetesi, Amerikan Başkanı George Bush ve yakın çevresinin ABD'yi İran'la savaşa hazırladığını, Amerikalı askeri yetkililerin İran'da bombalanacak 2 bin hedef belirlediklerini ileri sürdü. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush’un, İran’a yönelik bir saldırı için hazırlık emri verdiği ileri sürüldü. Gazete, Pentagon ve CIA yetkilileri, Beyaz Saray'ın, sonunda İran'la askeri çatışmaya yol açabilecek bir gerginlik programını dikkatli ve ölçülü bir şekilde yürütmeye başladığına inandıklarını belirtti.  Washington’un İran’ı vurmak için ayrıca iki ayrı acil durum planı oluşturduğu da kaydeden gazete, Üst düzey bir istihbarat yetkilisi, İran'ı Irak'ta militanları silahlandırıp eğitmekle kamuoyu önünde suçlamanın, İran'da sınır ötesi harekata ve eğitim kamplarıyla bomba fabrikalarının bombalanmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.  İngiliz gazetesi, Pentagon'dan sızan bilgilere göre, öncelikli hedefin, İran'ın güneyinde Devrim Muhafızları Kudüs Gücü'nün denetiminde bulunan ve Batılı istihbarat servislerince, İngiliz ve Amerikan askerlerine karşı kullanılan zırh delici patlayıcıların üretildiği Fecr üssünün olacağını ileri sürdü.

CLINTON: ''IRAK'TA İSTİKRAR IRAK'ILARIN SORUNU''

PNA-ABD’de başkanlık seçimlerinin Demokrat Partiden aday adayı olan Hillary Clinton, Irak’ın nasıl istikrara kavuşturulacağının, tamamen Iraklıların sorunu olduğunu, Amerikan ordusunun bu konuda yapacak bir şeyinin bulunmadığını ifade etti.  Clinton, Kongre’deki Irak tartışmalarından sonra Florida’da yaptığı açıklamada, Irak’taki iç düşmanlığın ve iç savaşın üstesinden gelecek gücün Irak hükümeti olduğunu, Amerikan ordusunun "bu konuda yapacak bir şeyinin bulunmadığını" belirtti. Clinton, "Orada kahramanca bir performans göstermiş olan, kendisinden yapması istenen her şeyi yapmış olan birliklerimizin, Irak’taki iç savaşa ilişkin yapacak hiç bir şeyi yoktur. Ülkelerini nasıl istikrara kavuşturacaklarına ilişkin ne yapılacağına ilişkin karar, Iraklılara aittir" dedi. Irak’taki Amerikan birliklerinin "eve dönmeleri gerektiğini" belirten Clinton, "Irak’ta askeri bir çözüm yok. Eğer Iraklılar kendi sorunlarını çözemiyorsa, bizim yapacak hiç bir şeyimiz yok. Birliklerimizi getirmeliyiz ve Irak hükümeti, ne yapılacağına ilişkin sorumluluğu üstlenmeli" dedi.

ABD'den Türkiye’ye İran uyarısı

Gönderen: rizgarionline Tarih: 05.09.2007 Saat: 07:38 Katkıda Bulundu rizgarionline Rizgarî Online/ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı, "Müttefiklerimiz şirketlerinin İran'da petrol ve gaz yatırımlarını desteklememeli. 20 milyon dolardan fazla yatırım yapan şirkete yaptırım uygularız" dedi. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns, Türkiye'nin İran ile imzaladığı doğalgaz anlaşmasıyla ilgili olarak, "Amerikan hükümetinin politikası, ülkelerin, kendi şirketlerini, İran'da petrol ve gaz yatırımlarına katılma yönünde desteklememesidir" dedi. Sabah gazetesinin belirttigine göre Radio Free Europe ve Radio Liberty'nin sorularını yanıtlayan Burns'e, Türkiye'nin kısa süre önce İran ile imzaladığı doğalgaz anlaşmasıyla ilgili tutumu soruldu. Burns, Amerikan hükümetinin politikasını açıklarken, bu tür yaklaşımların, İran hükümetine karışık mesaj verdiğini kaydetti ve bu konudaki Amerikan tutumunu, Avrupa, Ortadoğu ve Asya'daki bütün dostlarına açıkça ifade ettiklerini belirtti. Avrupa ve Ortadoğu'da, doğalgaz konusunda işbirliği yapılabilecek başka ülkeler olduğunu ifade eden Burns, Türkmenistan ile Kazakistan'ı bunların arasında saydı ve ''İran, dünyada doğalgaz üreten tek ülke değil'' dedi. Amerikan kongresinin bu konuyu yoğun biçimde ele aldığını belirten Burns, İran Yaptırımlar Kanunu'na göre, İran'ın petrol ve gaz sektörüne 20 milyon dolardan fazla yatırım yapan herhangi bir şirkete Amerikan yaptırımı uygulanacağına işaret etti. Burns, ayrıca şu anda ABD Senato ve Temsilciler Meclisi'nde, İran'a yaptırımların güçlendirilmesi yönünde bir hareket bulunduğunu kaydetti. Diplomasinin başarıya ulaşmasını garanti etmeleri gerektiğini belirten Burns, sözlerini şöyle sürdürdü: "Eğer dünyadaki diğer ülkeler, İran'ın nükleer probleminin çözülmesinde diplomasinin işlemesini istiyorlarsa, bu zorlu, dişli bir diplomasi olmak zorunda. Avrupa'da ve Asya'daki bazı müttefiklerimizde, diplomatik çabayı artırmak için bu gücü görmeliyiz. Bu ülkeler, kendi şirketlerine, İran ile her zamanki gibi iş yapmamaları yönünde tavsiyede bulunacaklarına söz vermelidir.''

Bush PKK'yi koruyor'

  Amerikalı muhafazakarların gazetesi Conservative Voice, ABD Başkanı George Bush’un, Mukteda el Sadr’ın milislerine gösterdiği tepkiyi terör örgütü PKK için göstermeyerek PKK’yı bir çeşit koruduğunu yazdı. Conservative Voice (Muhafazakar Ses) gazetesinde yayınlanan haberde, PKK’nın bir terör örgütü olduğu vurgulandı, İran Devrim muhafızları da Hitler’in Siyah gömlekli SS birliklerine benzetildi. Bush’un, Mukteda el Sadr’ın milislerine gösterdiği tepkiyi terör örgütü PKK ve Devrim Muhafızlarına göstermediği vurgulanan haberde, aslında Sadr’ın Irak’ın bölünmesi engellemek istediği, PKK ve Devrim Muhafızlarının ise Irak’ı bölmek istediği değerlendirmesi yapıldı. Haberde PKK’nın Kuzey Irak’tan ve Türkiye’den toprak alarak bir Kürt devleti kurmak, Devrim Muhafızlarının da Şii Irak’ın İran’a bağlanmasını sağlamak istediği ifade edildi. PKK’nın Kuzey Irak’tan Türkiye’ye saldırılar yaptığını da hatırlatan gazete, PKK’nın Kuzey Irak ve Türkiye’den toprak alarak Büyük Kürdistan kurma hayali içinde olduğunu ve buna Kerkük’ü de dahil etmek istediğini yazdı.

İran saldırılarının arkasında ABD var!

Posted on Pazartesi, 27.Ağustos 2007 Topic: Kürdistan İran mı Türkiye'yi tahrik ediyor, Türkiye mi İran'ı? Yoksa her ikisini de ABD mi tahrik ediyor? ABD'nin Kürtlerle İran'ı savaştırmak istediğinden kuşku yok. ABD, Ortadoğu'da sert adımlarla yürürken en fazla Kürt sorununa dayandı.

ABD KONGRESİNDEN BAŞKAN BARZANİ'YE: ''ABD SİZİN GİBİ BİR DOSTA SAHİP OLDUĞU İÇİN BAHTİYARDIR''

PNA-Bağdat'taki temaslarını sürdüren Federal Kürdistan Bölge (FKB) Başkanı Mesut Barzani, ABD Kongresinden bir heyeti kabul etti. Heyet adına bir açıklama yapan Kongre Üyesi Elein Taucher, ''Kürdistan halkı sizin gibi bir rehber ve lidere sahip olduğu için bahtiyardır. Aynı zamanda ABD de sizin gibi bir dosta sahip olduğu için bahtiyardır.''dedi. Dün Başkan Barzani'yi ziyaret eden Kongre üyeleri, Irak'taki siyasi gelişmelerden ve siyasi karışıklıklardan bahsederken, ülkedeki terör ve şiddet olayları ayrıca değerlendirildi. Görüşmede, ABD güçlerinin ülkeden erken ve acele çekilmesinin ülkede bırakacağı olumsuz etkilerden bahsedildi. Başkan Barzani,görüşmede, terör ve şiddet olayları karşısında ABD ve Kürdistan'ın ortak tutumunun önemine değindi. Kerkük ve 140.madde meselelerinin de ele alındığı görüşmede Başkan Barzani, 140.maddenin belirlenen zamanda uygulanmasının zaruretine değinerek, 140.maddenin çerçevesine giren bölgelerdeki normalleştirilmenin genel bir istek olduğunu söyledi. Görüşmede aynı zamanda, şuana kadar da çözüme kavuşturulamayan petrol ve gaz yasası ile Ba's rejimi kalıntıları konuları ele alındı ve bu konuda görüş alış verişinde bulunuldu. Görüşmenin bir diğer bölümünde, Kürdistan Bölgesi ile komşu ülkeler arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin sonuçları ele alındı.

  21-Aug-07 [17:27] PNA-ABD'nin Bağdat büyükelçiliği büyükelçi Ryan Crocker'in Reuters'ta yayınlanan açıklamalarının yanlış yorumlandığını ve ABD'nin Kerkük referandumunu anayasada belirtildiği gibi desteklediği belirtildi. ABD büyükelçiliği sözcü Mario Crifo tarafından yayınlanan ve Kürdistantv'de geçen bildiride, '' 17.08.2007'de ABD'nin Irak büyükeçisi Ryan Crocker Reuters ajansına 140. maddenin öngördüğü referandum süreci hakkında bir açıklama yaptı. Büyükelçi Crocker Reuters ajansına verdği mülakatta 140.madde referandumu için hazırlıkların arttırılması gerektiğine dikkat çekti. Referandum konusu herkesin üzerinde anlaştığı bir meseledir. ABD, Irak anayasada belirtildiği çerçevede sürece destek vermeye devam edecektir. Büyükelçi Crocker'in Reuters'ta söyledikleri ' Genel bir uyarı ev anlayış mevcut. Pratik bir mesele olarak bakacak olursak takvimin öngördüğü uygulama temelde zor bir iş olacak. En geç bu yılın sonu için hazırlanan Takvime göre hazrılıkların ilerletilmesi gerekiyordu ancak bu şekilde olmadı' idi '' denildi. Crocker'in Kerkük ile ilgli açıklamaları sert tepkilere neden olmuştu.