Polisin kolunu kırdığı çocuk tutuklandı

12:01Hakkari'de polisin kameralar önünde kolunu kırdığı 15 yaşındaki C.E, 'Devlet memuruna mukavemetten' tutuklandı. İHD Hakkari Şubesi olayla ilgili suç duyurusunda bulundu. Hakkâri'de Valiliğin izin vermemesi üzerine olaylı geçen Newroz kutlamaları sırasında, polisin basın mensupları önünde kolunu kırdığı 15 yaşındaki C.E., olaydan sonra gözaltına alınarak Hakkari Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Burada 2 gün tutulan C.E., bugün çıkarıldığı Hakkari Sulh Ceza Mahkemesi'nde 'Devlet memuruna mukavemetten' tutuklandı. C.E'nin kolunun tedavi edilip edilmediği konusunda ne ailesine ne de avukatlarına bilgi verilmedi. Babası televizyondan öğrendi Oğlunun 22 Mart'ta alışveriş yapmak amacıyla, kent merkezine gittiğini belirten baba Zübeyir E., 'Olaylardan sonra oğluma ulaşamadım. 2 gün boyunca haber alamadık. Oğlumun olaylarda gözaltına alındığını düşündüm. Sonra görüntülerini Roj TV'de izledim. Polisler oğlumun kolunu bütün basın mensupları önünde kırıyordu. Olayı gördüğümde dehşete kapıldım. Gözlerime inanmak istemedim' dedi. Sonuna kadar olayın takipçisi olacağını belirten E., 'Ekonomik durumum iyi değil, hukuksal süreçte özelikle barodan yardım talebinde bulunuyorum' dedi. İHD suç duyurusunda bulundu İHD Hakkâri Şubesi, C.E'nin görüntülerinin televizyonlarda yayınlanmasının ardından Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. İHD Şube Yöneticisi İsmail Akbulut, yaşananların insanlık dışı olduğunu belirterek, 'Sorumlular cezalandırılıncaya kadar olayın peşini bırakmayacağız. Görüntüler Hakkari'de büyük bir tepkiye neden oldu' diye konuştu. Kol kırma görüntüsü Roj TV'den sonra YOUTUBE paylaşım sitesine de atıldı. HAKKÂRİ (DİHA)

DTP sordu: Bediuzaman Said-i Nursi’nin mezarı nerede?

ANF-ANKARA (27.03.2008)- DTP, Fetullah Gülen cemati tarafından özünden boşaltılan Kürt düşünürü Said-i Kürdi için İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın cevaplaması istemiyle soru önergesi hazırladı. DTP Batman milletvekili Bengi Yıldız Said-i (Kurdi) Nursi’nin devlet nazarında hala suçlu bulunup bulunmadığını ve mezarının nerede gömülü olduğunu sordu. Said-i Kurdi’nin, ölümünün 48 yılında DTP tarafından Meclis gündemine getirildi. DTP'li Bengi Yıldız, soru önergesinde Nursi'nin mezarının gizli tutulma gerekçesini ve 'düşünce suçu' nedeniyle yıllarca hapis yattığına dikkat çekerek, devlet nazarında hala suçlu görülüp görülmediğini sordu. İADE-İ İTİBAR VERİLMELİ Said-i Nursi’nin büyük bir din alimi olduğunu söyleyen Yıldız, "Said-i Nursi'nin 'düşünce suçu' dışında hiçbir suçu bulunmamış. Eserlerinin tümü yargıda aklanmış. Ancak buna rağmen yıllarca hapis yatmış. Devletin bu kişiye artık iade-i itibar vermesi gerekir" dedi. Said-i Nursi’yi Meclis gündemine getirme gerekçesini "Yüzyılın din alimi olan Nursi'nin mezarının gizlenmesini antidemokratik buluyorum" diye açıklayan Bengi Yıldız, şunları söyledi: "Parlamentoda ezber bozmayı bizim yapmamız gerektiğine inanıyorum. Nazım Hikmet'e nasıl sahip çıkıyorsak, Said-i Nursi'ye de sahip çıkmalıyız. Düşünceleri bizimle yüzde yüz örtüşmese de, düşüncenin suç olmasına karşı çıktığımız için düşünce suçlularını savunacağız" dedi. MEZARI NEREDE? Said-i Nursi'nin 1960 yılında Urfa'da vefat ettiğini ve oraya defnedildiğini hatırlatan Yıldız, 27 Mayıs darbesinin ardından mezarının buradan alınıp bilinmeyen bir yere götürüldüğünü kaydetti. Nursi'nin Urfa'ya gömülmek istediğini vurgulayan Yıldız, "Kendisi peygamberler şehri olarak gördüğü için Urfa'ya özel bir anlam yüklüyordu. Sevenleri de onu Urfa'da görmek istiyor. Aradan bunca yıl geçmiş. Mezar yeri bile bilinmiyor. Mezarının nerede olduğunu bilmek herkesin hakkı" diye konuştu. Yıldız, mezar yerinin neden gizlendiğinin açıklanması gerektiğini belirtirken "Hala suçlu olarak mı görülüyor, bu konunun açıklığa kavuşması lazım" dedi.

'Türkiye'de herkesin güveneceği yargı yok'

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Hollandalı Hristiyan Demokrat Ria Oomen-Ruijten, ''Türkiye'de herkesin güvenebileceği bir yargı maalesef yok'' dedi. Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye raporu taslağı, AP Dış İlişkiler Komisyonunda tartışıldı. Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye raporu taslağı, AP Dış İlişkiler Komisyonunda tartışıldı. Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye raporu taslağı, AP Dış İlişkiler Komisyonunda tartışıldı. Komisyon üyelerine ve siyasi grupların temsilcilerine hazırladığı raporla ilgili bilgi veren ve eleştirileri yanıtlayan Raportör Oomen-Ruijten, ''dengeli bir rapor hazırladığını ve eleştirilerin yanında olumlu yönlere de vurgu yapmaya çalıştığını'' söyledi. 'BAŞÖRTÜSÜ KARARI ALINIYOR AMA UYGULANMIYOR' Türk hükümetinin reformlar konusunda kararlılık mesajları verdiğini, ancak artık geçirilecek zaman olmadığını belirten Oomen-Ruijten, ''TCK 301'de Türkiye artık ürününü ortaya koymalı'' dedi. Türkiye'deki son gelişmelere değinen Hollandalı AP Üyesi Oomen-Ruijten, ''Ordu ve yargıdan oluşan elit tabakası var. TBMM 3'te 2 çoğunlukla (üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına) karar veriyor fakat uygulanmıyor. Ben dünyada böyle başka bir ülke bilmiyorum. Bunun örneği yok. Yargı bağımsızlığından yanayım. Ama Türkiye'de herkesin güvenebileceği bir yargı maalesef yok. Bu Türkiye'nin eksiği. Bu konuda çalışma yapılması gerekiyor'' şeklinde konuştu. ELEŞTİRİLER SERTLEŞECEK AKP ve DTP'ye kapatma davaları açılmasının bütünüyle karşısında olduğunu vurgulayan Oomen-Ruijten, ''sadece yargıyla ilgili hızlı reformlar yapılarak bu sorunun üstesinden gelinebileceğini'' vurguladı. Oomen-Ruijten, son gelişmeler nedeniyle taslak raporda yargıya yönelik eleştirilerini sertleştirmeyi düşündüğünü dile getirdi. Raportör Oomen-Ruijten, ''Orduya da güçlü mesaj vermek gerekiyor. İyi işleyen modern demokrasi istiyorlarsa kendilerini sınırlamalılar'' diye konuştu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın KKTC'yi ziyaret ederek ''çözümde ilk söz hakkı bizim'' mesajı verdiğini savunan Oomen-Ruijten, Kıbrıs sorununun çözümünde ordunun yapıcı davranmasını istedi. 'SİYASİ SÜRECE YARGI DARBESİ' Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk ise ''doğru bir üslupla'' raporu hazırlayan Oomen-Ruijten'e teşekkür ederek, Türkiye'deki son gelişmelerle ilgili şunları kaydetti: ''AKP ve DTP'ye açılan davalar hala beklemede. Bu konuda çok açık olmalıyız. Türkiye'de siyasi sürece yargı darbesi yapılıyor. Yargı, halkın çoğunluğunun seçimine 'yanlış' diyor. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Yargının verdiği imaj çok kötü. Türkiye'de yargı reformu talebi konusunda tutumumuz sert olmalı.'' Lagendijk, Oomen-Ruijten'in raporunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya'da yaptığı ''asimilasyona hayır'' konuşmasıyla Türkiye'deki Kürt kökenlilerin kültürel hakları arasında bağlantı kurmasını kabullenemeyeceğini ifade etti. Taslak raporla ilgili söz alan diğer milletvekilleri ve siyasi grup temsilcileri de yargının ve ordunun siyasete müdahalelerini eleştirirken, AP'nin her iki kesime çağrı yapmaması ve demokratik yollarla seçilmiş Türk hükümetini muhatap alması gereğini vurguladı. Değişiklik önergelerinin 3 nisana kadar verilebileceği Türkiye taslak raporunun, mayıs ayında AP Genel Kurulunda oylanması bekleniyor. 'ERGENEKON SORUŞTURMASI KARARLILIKLA SÜRDÜRÜLSÜN' Taslak raporda, Ergenekon soruşturmasının kararlılıkla sürdürülerek örgütün ''devlet organlarındaki tüm bağlantılarının ortaya çıkarılarak örgütle ilişkisi olanların yargıya teslim edilmesi'' isteniyor. Yeni sivil Anayasa hazırlığının ''insan hakları ve özgürlüklerin korunmasını anayasanın merkezine yerleştirme'' açısından çok önemli bir fırsat sunduğu anlatılan raporda, yeni anayasa çalışmasında sivil toplumun geniş katılımının sağlanması tavsiye ediliyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''2008'in refom yılı olacağı'' taahhüdünün memnuniyetle karşılandığı belirtilen raporda, hükümetin parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak reformlarda kararlı davranmasının Türkiye'nin modern demokratik refah toplumuna dönüşümünde hayati önem taşıdığı vurgulanıyor. ''2007 yılında ordunun siyasete müdahale çabalarının demokrasinin üstünlüğüyle sonuçlanmasından'' övgüyle bahsedilen taslakta, ''demokratik yollarla seçilmiş siyasi liderliğin iç ve dış politikayla güvenlik konularının şekillenmesinde tam sorumluluk üstlenmesinin ve ordunun demokratik sorumluluğa saygı göstermesinin garanti altına alınmasında'' ve TBMM'nin askeri ve savunma politikasında bu kapsamdaki tüm harcamalarda tam denetim yetkisinin tesis edilmesinde ''hükümetin yeni sistematik çabalar göstermesi'' talep ediliyor. TCK 301'E ÖNCELİK Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinin ''tekrar tekrar verilen taahhütlere'' bağlı kalınarak öncelikle değiştirilmesi istenen belgede, ifade özgürlüğü kapsamında yeni reformların yapılmamış olması eleştiriliyor. Taslak raporda, ''Vakıflar Kanunu'nun onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. AB Komisyonunun metni tetkik ederek gayrimüslim azınlıklarca mülklerin idaresi, satın alınması ve 3. kişilere satılmış olanlar dahil geri alınmasının mümkün olup olmayacağını araştırması gerekir'' deniliyor. Vakıflar Kanunu'nun kabulünün ardından Türk hükümetinin bu olumlu adımı değerlendirerek dini özgürlüklerle ilgili tüm taahhütlerini yerine getirmesi istenen taslak belgede bu kapsamda tüm dini toplumluluklara faaliyetleri için gerekli yasal statü, ruhani görevlilerin eğitimi, hiyerarşik seçim ve ibadet yerlerinin inşası konusunda yasal çerçeve sunulması, Heybeliada ruhban okulunun yeniden açılması ve ''ekümenik partik'' unvanının kullanımına izin verilmesi taleplerine yer veriliyor. 'KÜRT MESELESİ İÇİN SİYASİ İNİSİYATİF BAŞLATILSIN' Belgede, ''Türk hükümetine, Kürt meselesinin kalıcı çözümü amaçlayan siyasi inisiyatifin öncelikli olarak başlatılması çağrısı yapılır'' ifadesine yer verilerek, DTP'li milletvekilleri ve belediye başkanlarından ''demokratik Türk devleti içinde Kürt meselesine siyasi çözüm arayışına yapıcı şekilde dahil olmaları'' isteniyor. Taslak raporda, Başbakan Erdoğan'ın Almanya'da yaptığı ''asimilasyona hayır, entegrasyona evet'' konuşmasının not edildiği belirtilerek, bu kapsamda ''Türkçe dışındaki dillerde televizyon yayınına ve eğitime erişimde ve kamu hizmetlerinin verilmesine'' değiniliyor. Kadına yönelik şiddetle mücadelede Türkiye'nin sağladığı ilerlemeden övgüyle bahsedilen belgede, ''eşit muameleyle kadınların eğitime erişimleri ve ekonomik açıdan güçlendirilmeleri Türkiye'nin daha fazla ekonomik kalkınması ve refahı açısından kritik önemdedir'' deniliyor. ''Türkiye ekonomisindeki olumlu gelişmeleri övgüye değer bulan'' raporda, kayıt dışıyla mücadele ve sosyal güvenlik sisteminde reform yapılması talep ediliyor. Terör örgütü PKK'nın eylemleri şiddetle kınanarak ve terörle mücadelede Türkiye'yle dayanışmaya vurgu yapılan raporda, terör örgütünün ön koşulsuz olarak derhal silah bırakması isteniyor. Raporda, ''Türkiye'ye karşı terörist eylemlerde topraklarının üs olarak kullanılmasına izin vermemeleri konusunda'' Irak hükümetine ve bölgesel Kürt yönetimine çağrı yapılarak, bu kapsamda Türkiye ve Irak arasındaki diyalogdan memnuniyet duyulduğu belirtiliyor. 'ERMENİSTAN'LA SINIR KAPILARI AÇILSIN' Kıbrıs sorununa, BM gözetiminde kapsamlı çözüm bulunması gereğine vurgu yapılan taslak belgede, Ada'dan ''Türk askerlerinin çekilmesinin çözüm müzakerelerini kolaylaştıracağı'' savunuluyor. AP'nin önceki Türkiye raporlarında yer bulan 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarına değinilmeyen rapor taslağında, ''Türkiye'nin ekonomik ambargoyu sona erdirerek Ermenistan'la sınır kapısını yeniden açması, Türk ve Ermenistan hükümetlerinin geçmişteki olaylarla ilgili açık ve samimi tartışmaya izin vererek uzlaşma sürecini başlatması ve AB Komisyonunun bu süreci kolaylaştırması'' çağrıları yapılıyor. ''Karadeniz havzasında, Orta Asya'da ve daha geniş Orta Doğu'da AB dış politika hedeflerinin gerçekleştirilmesinde önemli bir ortak olarak Türkiye'nin rolü tasdik edilir'' denilen raporda, AB Komisyonuna ve üye devletlere çağrı yapılarak bu bölgelerde Türkiye ile işbirliği potansiyelinden daha iyi yararlanılması isteniyor. Raporda, Türkiye'nin Bosna Hersek ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) misyonları yanında Kosova ve Afganistan gibi NATO operasyonlarına katılımı övülürken, ''Türkiye'nin AB-NATO stratejik işbirliği anlaşmasının uygulanması engellemesinden üzüntü duyulur'' deniliyor. Türkiye'nin ''Avrasya'nın enerji terminali olma hedefini ve Avrupa'nın enerji güvenliğine katkıda oynayacağı rolü tanınan'' taslakta enerji faslının müzakerelere açılmasına destek veriliyor. Oomen-Ruijten'in hazırladığı rapor taslağında, ''vize kolaylığı anlaşması müzakerelerine başlamaları'' için AB Komisyonu ve Türkiye'ye çağrı yapılıyor. (AA)

Polisler Hakkari’de kendilerine taş attığını iddia ettikleri bir çocuğun kolunu kameralar önünde “taş atan kolu kırarlar” diyecek kadar insanlıktan çıkmış bir vaziyette kırdı. ROJ TV’de yayınlanan bu görüntüler, Kürtlere katliamları reva gören ve sessiz kalanlara ithaf olunur... YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Türkiye: Ülkücü saldırı mağduru öğrenciler adliyede

ANKARA - Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde ülkücü saldırıları protesto ederken gözaltına alınan 3 öğrenci bugün, savcılığa çıkartılıyor. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde önceki gün ülkücülerin solcu öğrencilere saldırısıyla başlayan gerginlik dün de devam etmişti. Ülkücüler dün, Sosyalist Gençlik Derneği üyesi Selçuk Akbıyık’a yemekhaneye giderken satırla saldırı düzenlemiş ve Akbıyık’ı başı ve yüzünden yaralamıştı. Akbıyık’ı saldırıdan kurtarmak isteyen ve ülkücü saldırıları protesto eden öğrenciler, polis müdahalesine maruz kalmış ve İnan Özden, Erhan Şatur ve İsmail Yılmaz adlı öğrenciler gözaltına alınmıştı. Dün geceyi gözaltında geçiren öğrenciler bugün Ankara Adliyesi’ne götürüldü. Öğrencilerin savcılığa çıkartılması beklenirken, arkadaşlarına sahip çıkan öğrenciler de, adliyeye gitti. Bu arada dün satırlı saldırıya uğrayarak hastaneye kaldırılan Selçuk Akbıyık da, dün akşam polis tarafından gözaltına alındı. Terörle Mücadele Şubesi’ne götürülen Akbıyık, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. ANF NEWS AGENCY

Leyla Zana'nın Viyana’daki temasları sürüyor.. -ANF

VİYANA:Avusturya Sosyal Demokrat Parti’nin davetlisi olarak Avusturya'nın başkenti Viyana’ya gelen DEP eski milletvekili Leyla Zana'nın görüşmeleri sürüyor. 1995 yılında kendisine verilen Bronu Kreisky Barış Ödülü’nü almak için Viyana’ya gelen Leyla Zana parlamenter ve insan hakları örgütleriyle bir dizi görüşmede bulunuyor. Viyana’daki Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı’nda görüşmeler gerçekleştiren Leyla Zana, dün de Avusturya Parlamentosu Başkanı Barbara Prammer Eva Glawischnig ile bir görüşme yaptı. Meclisteki siyasi parti temsilcileriyle de görüşen Zana, Sosyal Demokrat Parti’nin Uluslararası Sekreteri Andreas Schieder ile de ikili bir görüşme yaptı. Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmeler hakkında detaylı bilgi verilmezken, Kürt sorunu ve Türkiye’deki son siyasi gelişmelerin değerlendirildiği belirtildi. Zana ayrıca 1995 yılında kendisine Barış Ödülü veren Bruno Kreisky Forumu’na teşekkür ziyaretinde bulundu. Öte yandan Zana için dün akşam bir resepsiyon verildi. Resepsiyonun ardından Zana, Sosyal Demokrat Parti Uluslararası Sözcüsü Andreas Schieder ile birlikte “İnsan Hakları ve Türkiye’nin Demokrasisi” konulu panele katıldı. Panelde yapılan tartışmaların ardından Kürt sanatçı Dilşad Said bir müzik dinletisi sundu. DEP eski milletvekili Leyla Zana’nın programı Cumartesi günü Viyana Üniversitesi ana kampüsünde vereceği “İnsan Hakları” konulu seminerle sona erecek.

Kürdistan özerk bölgesi apaçık bir ekonomik canlanmaya sahne

Steve Negus*/ Kuzey Irak'ta Erbil şehrinin kuzeyinde bir dağın yamacına iki katlı lüks evler yükseliyor: Hanzad Amerikan Köyü. İsmiyle müsavi bu mekan kesinlikle California veya Arizona'daki planlı bir banliyöden farksız. Irak'taki genel tabloya bakınca IMF tahminlerine göre ülke ekonomisinin 2008'de yüzde 7 oranında büyüyeceğine ihtimal vermek zor. Bu aslında petrol fiyatlarındaki artışın doğal sonucu.Bağdat, içinde bulunduğu siyasi çıkmaz ve idari atalet dolayısıyla kımıldayamaz halde. Oysa Kürdistan özerk bölgesi apaçık bir ekonomik canlanmaya sahne. Erbil'in merkezindeki vinçler ve Güney Asyalı göçmen işçiler güruhu bu yoksul bölgeye bir Körfez devleti görünümü kazandırıyor. Bu arada ticaret şirketleri ve de bazı yatırımcı şirketler, kendisini "Irak'ın kapısı" olarak ilan eden görece istikrarlı bir bölgede iş kurmaya ikna olmuş. Neredeyse tümüyle ithalata bağımlı olup petrolle beslenen 60 milyar dolarlık bir ekonomiden nasiplenme hevesindeler. Kürdistan bölge yönetimi yetkilileri, bölgelerinin çok değil birkaç yıl önce, Kürd gerillaları tecrit gayesiyle binlerce köylüyü yok eden Saddam Hüseyin rejimi altında sefalet çektiğini söylüyorlar. Yatırımcılar için hemen her sektörde fırsatlar vardır, ama ne var ki genç bir piyasaya yeni girenler, ilkel bir bankacılık sistemi, elektrik kesintileri ve daha başka altyapı yetersizliklerinden muzdarip olacaklardır. Amerikan Köyü de, bölge yönetiminin, 2007'de yatırım yasasının kabul edilişinden bugüne Irak Kürdistanı'nda yapıldığını söylediği 2 milyar dolarlık yatırımın bir parçası. Projeyi yürüten ABD merkezli Sigma inşaat şirketinin Irak Ülke Müdürü Jim Covert, "bol nakite rağmen harcayacak yer bulamayan" insanlarla dolu bir piyasaya erkenden girmekle şanslı olduklarını söylüyor ve Kürdistan Bölge Yönetiminin çabaları sayesinde projenin son hızda ilerlediğini kaydediyor. Bankacılık sistemi öyle ilkel ki alıcılar sıklıkla yeni modern evler için bavul dolusu peşinat yatırıyor. Bir diğer sorunsa güvenlik koşulları. Kürdistan güneye kıyasla daha güvenli olmakla birlikte bölge, sınırda radikal Kürdistan İşçi Partisi ile Türk ordusu arasındaki çatışmaların yanısıra arasıra bombalı intihar saldırılarına sahne olmuyor değil. Burada Türk tanklarının Erbil'in göbeğine dek sokulacağını düşünen kimse bulamazsınız: Ki bunda Türk tüccarların işleri tıkırında olmasının ve Türk müteahhitlerinin bölgenin en önemli kamu projelerinde yer alıyor olmalarının katkısı küçümsenemez. Kürdistan Bölge Yönetimi Yatırım Dairesi Başkanı Heriş Muharrem, "Türk dostlarımıza, siyasi anlaşmazlıklar ile ticareti birbirinden ayırt etmelerini öneririm" diyor. Ancak işadamları, Kürdlerin son sekiz yıldır Irak ordusunun Kürdleri kırıp geçiren saldırılarında tutun da geçen ay Türklerin yaptığı askeri harekata dek sayısız yıkıcı saldırıya maruz kalan bir bölgede uzun vadeli yatırımlar yapmaya isteksiz olduklarını söylüyorlar. Kürdistan Bölge Yönetimi yetkilileri de, hızla gelişen ekonominin sorunlar yarattığını kabul ediyor. Kürdler de sürekli olarak yüksek enflasyondan yakınıyor. Kürdistan Bölge Yönetimi yetkilileri, tüm bu gizli tehlikelere karşın bir yerden başlanması gerektiği görüşündeler. *İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesi/18 Mart 2008 Hazırlayan:Kaya Vural rizgari

Rektörden iddia: Türkiye 2 yıl içinde bölünür

Star-Görev yaptığı üniversitenin yatırım programıyla ilgili olarak Erzurum'da bulunan Prof. Dr. Arıboğan düzenlediği basın toplantısında, son dönemde yaşananlarla Türkiye'nin bir kaosa sürüklendiğini iddia etti. AK Parti'nin kapatılma davası karşılığında Ergenekon operasyonu gibi görünen devlet içi çatışmanın aslında olayın sadece görünen kısmı olduğunu öne süren Arıboğan, ''Bunların olayın özünü sakladığı inancındayım. Önümüzdeki dönemde Türkiye çok temel bir sorunla karşı karşıya kalacaktır. Önümüzdeki dönemde Kürt sorununun çok ciddi bir şekilde Türkiye'nin gündemine gireceğini düşünüyorum'' dedi. 'DEVLETİN BACAKLARI KIRILDI' Türkiye'nin çok zor bir dönem geçirdiğini ifade eden Arıboğan, şu iddialarda bulundu: ''Genel görünüme baktığımızda Türkiye'de bir devleti oluşturan bütün bacakların kırıldığını görebiliriz. Türkiyede yargı sistemi iflas etmiştir. Yargı erklerin en kuvvetlisi olarak tanımlanmaktadır. Yargı şu an şaibe altındadır. Yargı şu an siyasallaşmıştır. Yasama, yani Meclis iradesinin üzerinde kapatma gölgesi vardır. Bunun dışında da AK Parti'nin yürütmesi açısından Başbakan ve onunla birlikte partinin en önemli kadrolarının tasfiyesi söz konusudur. Lider potansiyeli olanlar bu 71 kişilik listesinin içindedir. Devletin hukuk sistemi iflas ettiğinde, devletin Meclisi, devletin hükümeti iflas ettiğinde ordusunun ne vaziyette olduğuna bakmak gerekir. Orduyu kıpırdayamaz duruma getirmiş durumdalar şu anda.'' DİNE 'İRTİCA' YAFTASI Ülkenin en önemli yapıştırıcılarından birisi olan dinin, tamamen irtica ve şeriatla örtüştürüldüğünü de öne süren Arıboğan, ''Türkiye'de şu an devleti ve toplumu bir arada tutan bütün ayaklara yönelik direkt bir saldırı var. Devlet çökmek üzeredir'' iddiasında bulundu. 'ASKERİ DARBE YAŞANABİLİR' Böyle bir çöküşten kaos veya askeri darbenin çıkmasının bekleneceğini savunan Arıboğan, ''Her iki durumda da ortaya çıkacak görüntü çok nettir. Türkiye'de askeri bir yönetim iktidara gelirse, istikrarlı ve demokratik bir yönetim sağlasalar bile, uluslararası kamuoyu gözünde bu bir askeri yönetim olacaktır. Bir Kürt devletinin kurulması anormal derecede kolaylaşacaktır'' görüşünü öne sürdü. ADIM ADIM 'KÜRT DEVLETİ'NE DOĞRU Arıboğan, ''Eğer devlet kendi içinde çatışmaya giderse Türkiye'nin bölünmesi ve Kürt devletinin ortaya çıkması 2 yıl sürmez. Şu gidiş ne devletin içinde temizlik, ne AK Parti'nin kapatılması, ne de laik anti laik çatışmasıdır; bu Kürt devletinin kuruluş aşamalarıdır. Türkiye'de çok ciddi bir uluslararası bir operasyon var şu anda. Adım adım Kürt devletine doğru gidiliyor'' diye konuştu. 'DTP KAPATILIRSA İLLEGALİTE MEŞRULAŞIR' Yaşanan sorunların önümüzdeki günlerde tamamen Kürt sorununa bağlanacağını öne süren Arıboğan, ''Nevruz hadiseleri basit bir şey değil. Türkiye'nin artık bunlarla uğraşması lazım'' dedi. DTP'nin kapatılmasının da çok olumsuz etkileri olacağını öne süren Arıboğan, ''Legal yöntemler kapatıldıktan sonra illegalite meşruiyet kazanacaktır. 'Bakın görüyorsunuz partimizi kapatıyorlar' deyip bunu da provoke edeceklerdir'' şeklinde konuştu