Erdoğan’a Dersim’de protestolu karşılama

erdogan dersim akp protesto Kurdistan-Post.Org ANF DERSİM 

Dersim'de binlerce kişi yürüyüş düzenleyerek ve AKP Dersim İl binası önüne siyah çelenk bırakarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dersim'e gelişini protesto etti. Kitle adına açıklama yapan DTP Dersim İl Başkanı Murat Polat, Erdoğan'a seslenerek, hiçbir tehdidin Dersim'in onurunu satın almaya, diz çöktürmeye gücünün yetmeyeceğini belirterek, "Diyarbakır'da halktan aldığın tokat gibi cevap yetmedi mi? Hangi yüzle ilimize geliyorsun sormak istiyoruz" dedi.

Dersim'de Yer Altı Çarşısı'nda bir araya gelen binlerce kişi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dersim'ye gelişini protesto etmek amacıyla yürüyüşe geçti. AKP İl binasına doğru yapılan yürüyüşe DTP Dersim Milletvekili Şerafettin Halis, Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, DTP, EMEP, Eğitim Sen, SES, Genel-İş, Halk Kültür Merkezleri, Halk Cephesi, ESP, Demokratik Haklar Platformu ve Partizan'ın da aralarında bulunduğu sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcilerinin de aralarında bulunduğu binlerce kişi katıldı. "Bê serok jiyan nabe", "Ateşle oynamayın", "Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız ", "Öcalan'a uzanan elleri kırarız", "Munzur'da baraja hayır" dövizlerinin taşındığı yürüyüşte, sık sık "Bê serok jiyan nabe", "Ateşle oynamayın", "Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız", "Öcalan'a uzanan elleri kırarız" sloganları atıldı. Yürüyüş nedeniyle yoğun güvenlik önlemi alındı.

‘DERSİM HALKI SATILIK DEĞİL’

AKP İl binası önünde sona eren yürüyüşün ardından kitle adına açıklama yapan DTP Dersim İl Başkanı Murat Polat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı karşılamak için davul zurnayla, memur ve öğrencileri zorla katmaya çalışarak bir gösteri hazırlandığını belirterek, "Tayyip Erdoğan yerel seçimlerde Diyarbakır'la birlikte Dersimi de istediğini her fırsatta söylüyor. Sözde Dersim'i kazanmak için seferberlik ilan etmişler. Para aktarıyorlar, sadaka dağıtarak yandaş bulmaya çalışıyorlar. Dersim halkı satılık değildir" dedi.

‘HANGİ YÜZLE GELDİN’

Hiçbir tehdidin Dersim'nin onurunu satın almaya, diz çöktürmeye gücünün yetmeyeceğine vurgu yapan Polat, şunları kaydetti: "Kendisine buradan açıkça soruyoruz ve sesleniyoruz. Halk burada. Peki sen neredesin? Durduğun yer neresidir? Biliyoruz ki şu an bir tiyatro içerisindesin. Demagojiye karnımız tok, ilimize yaptığın hizmetler nedir, bilmek istiyoruz. Yanındaki tarikat hocaları ve karşısında hazır ola geçtiğin kışlanın paşaları dışında ve bir avuç çıkarcı dışında kim var yanında? Bu halkın karşısına çıkacak yüz kaldı mı acaba sende? Diyarbakır'da halktan aldığın tokat gibi cevap yetmedi mi? Hangi yüzle ilimize geliyorsun sormak istiyoruz" diye konuştu.

Polat, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanması formülleriyle yasalar çıkarıldığını, işkence ve hak ihlallerinin gözaltından başlayarak cezaevlerine kadar sistemli olarak tırmandırıldığını, karakolda, Metris Cezaevi'nde yapılan işkence ile katledilen Engin Çeber'le birlikte bu yıl içerisinde 35 yurttaşın tutukluyken öldürüldüğünü hatırlattı. Emekçilere yönelik sürgün ve hak gasplarının alabildiğine pervasızlaştığını belirten Polat, "Sadece AKP iktidarı döneminde 27 demokrat, emekçi insanımız sürgün edilmiştir" diye kaydetti.

ÖCALAN BİRİNCİ DERECE MUHATTAP
Kürtlerin özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış taleplerinin sınır özesi operasyon tezkeresi, OHAL'e dönüş hazırlıkları, işkence ve ölümlerin artırılmasıyla cevaplandığını söyleyen Polat, Ergenekon generallerini ödüllendirilerek bırakıldığını söyledi. Akan kanın durması, demokrasi, barış ve Kürt sorununun çözülmesi için birinci derecede muhatap alınması gereken Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a karşı yapılan fiziki saldırı ile sorunu çözmek yerine yangına benzin ile gidildiğini vurgulayan Polat, "Yapılan bu saldırı Kürt hassasiyetini tetikleyerek halkın yoğun tepkisi ve öfkesine yol açmıştır. Ve gerçekleşen demokratik eylemliliklerde bir yurttaşımız güvenlik güçlerince katledilmiş, yüzlercesi yaralanmıştır" diye konuştu.

‘ERDOĞAN ÇEVRE DÜŞMANI’

Sit alanı ilan edilerek turizme açılması gereken vadilerin barajlar ve su ile doldurarak yok edilmesinde ısrar etmenin doğa ve çevre düşmanı olmak olduğunu belirten Polat, "Başbakan unutmamalıdır ki, Dersimliler yaşadıkça Munzur, özgür akmaya devam edecektir. Ve sana da Munzur'dan bir tas su, bir çakıl taşı düşmeyecek, iktidar şansın da olmayacaktır" dedi. Erdoğan'a Dersim'ye neden geldiğini soran Polat, "İnancımıza, dilimize, kültürümüze ve doğamıza saygı duyuyor musunuz? Asimilasyon bir insanlık suçudur diyordunuz. Asimilasyon ve inkar politikalarından ne zaman vazgeçeceksiniz? OHAL uygulamalarından, operasyonlardan, dağlarımızın bombalanmasından ne zaman vazgeçeceksiniz?" diye sordu.

‘DERSİM’E SEFER OLUR ZAFER OLMAZ’

Kürt sorunun çözümünün sınır ötesi operasyonlarda ve emperyalist merkezlerde değil içerde olduğunu belirten Polat, şunları dile getirdi: "İlimizin sorunlarını muhataplarından dinleyip yanıt bulmak için mi, yoksa göz boyamak, basına bir kare poz vermek için mi geldiniz? Geçmişimize ve geleceğimize saygı duyacak mısınız, yoksa Kasımpaşalı kabadayı üslubunuzla bizlere gözdağı mı vermeye devam edeceksiniz? Sizden bu sorulara cevap vermenizi bekliyorduk. Ama anlaşılıyor ki, sizin halkın karşısına çıkmaya yüzünüz yok. Sorunları çözmeye cesaretiniz, iradeniz ve niyetiniz yoktur. Ve halkımızın sofrasında, Dersim coğrafyasında sana ve senin gibilere yer yoktur. Dersim, hak edene dostluğunu gösterdiği gibi, hak etmeyene öfke ve tepkisini tarihi boyunca göstermiştir ve göstermeye devam edecektir. Dersim'e sefer olur ama zafer asla."Konuşmanın ardından AKP İl binasına siyah çelenk bırakıldı. Kitle daha sonra "Bijî serok Apo" sloganlarını atarak dağıldı.DERSIM PROTESTO AKP

BAŞKAN BARZANİ YURDA DÖNDÜ...

BARZANI IRAN PNA-İran yönetiminin resmi daveti üzerine üç gündür Tahran’da bulunan federal Kürdistan başkanı Mesut Barzani ,beraberindeki üstdüzey heyet ile bugün öğle saatlerinden sonra yurda döndü.Başkan Barzani Uluslararası Mıhırabadi Havaalanında ülkenin üstdüzey yetkilileri tarafından resmi bir törenle yolcu edildi.

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere üç gündür Tahran’da bulunan Başkan Barzani , başta İran cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad olmak üzere bu ülkenin enüst düzey yetkileriyle ayrı ayrı görüştü.

Bölgenin yanısıra dünya medyasında büyük bir ses getiren başkan Barzani’nin  bu son Tahran ziyaretinde  İran, Irak ve Kürdistan Bölge yönetimi  arasındaki  üçlü ilişkilerin özellikle siyasi ve güvenlik alanında geliştirilmesi noktasında çok önemli konuların gündeme getirildiği belirtiliyor.

Kürdistan Siyasi Partiler Yüksek Konseyinden üst düzey bir heyetin de Başkan Barzani’yi  eşlik ettiği bu son Tahran ziyaretinin, çeşitli siyasi kesimlerce Kürdistan Bölge Yönetiminin geleceği açısından büyük bir önem taşıdığı dikkat çekiliyor.


Dr.FUAD HÜSEYİN: ‘’KÜRDİSTAN BAŞKANI BARZANİ’NİN İRAN ZİYARETİ İKİ TARAF ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN İYİLEŞTİRİLMESİ İÇİN ÇOK İYİ BİR ADIMDIR’’Kurdistan Iran 200825-Oct-08 [12:6]PNA-

Federal Kürdistan Bölge Başkanlığı Divanı Başkanı Dr.Fuad Hüseyin, Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin İran ziyaretinin bu ülke ile genelde Irak ve özelde de Kürdistan arasındaki ilişkilerin daha da sağlamlaştırılması ve iyileştirilmesi için bir adım olduğunu söyledi.

PNA’ya yaptığı açıklamda Hüseyin, Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin İran ziyaretnin Kürdistan Bölge Başkanı sıfatıyla bu ülkeye yaptığı ilk ziyaret olduğunu ve bu ülkede başta İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad olmak üzere üst düzey İranlı yetkililerle biraraya geldiğini bildirdi.

Hüseyin, görüşmelerin genel olarak Kürdistan Bölgesi ile İran arasındaki ilişkilerlerle  ilgili olduğunu söyledi.

Görüşmelerde genel olarak Irak’ın durmunun da ele alındığını ifade eden Hüseyin, bu çerçevede Irak ile ABD arasında imzalanması beklenen stratejik anlaşmdan bahsedildiğini söyledi.

Hüseyin, görüşmede, ayrıca, Kürdistan Bölgesi ile İran arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerden bahsedildiğini söyleyerek Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin  İran ziyaretinin İranın genelde Irak ve özelde de Kürdistan ile ilişkilerinin daha da sağlamlaştırılması ve daha da iyileştirilmesi için bir adım olduğunu sözlerine ekledi.

Ne yapmalı?

Orhan Miroglu-Taraf

Mahmut Baksi yetmişli yıllarda sürgünlüğe zorlanmış ve yakalandığı hastalıktan ölünceye kadar da yurt dışında, İsveç’te yaşamış bir Kürt aydınıydı.

Ölünce, vasiyeti üzerine, cenazesi İsveç’ten getirildi ve Diyarbakır’da toprağa verildi.

“Atatürk mezarından kalkmış ve şu anda, Diyarbakır Ulucami önünde, oturmuş karpuz satıyor deseler inanırım, ama devletin çözüm için adım atacağına inanmam,” diyordu Baksi.

Bu inanç aslında Kürt aydınlarının yıllardır paylaştığı bir inançtır ve hâlâ çok güçlü.

Çünkü itiraf etmek gerekir ki bu inancı sarsacak veya boşa çıkaracak bir şey olmadı bugüne kadar.

Öte yandan, insanın aklına hep umutsuzluğu düşüren bu inanca rağmen; Kürt aydınlarının ve siyasetçilerinin önemli bir bölümü, her iki halkın, eşit ve demokratik haklar kullanarak birlikte yaşayabileceklerini dün olduğu gibi bugün de savunuyorlar.

Ama bunu savunmak artık kolay değil ve gittikçe zorlaşıyor.

Kürt sorununda çözümsüzlüğün merkezi haline gelmiş ordu, bütün bir cumhuriyet dönemi boyunca denenmiş ama sonuç vermediği gibi, sorunu içinden çıkılmaz bir hale getirmiş politikalarla, toplumun yüzleşmesini istemiyor.

Generaller, bu yüzleşme gerçekleşirse bu savaşın sürdürülemeyeceğini çok iyi biliyor çünkü.

Genelkurmay Başkanı Aktütün’de askerî ihmal olabileceğine ilişkin eleştirilerin bile telaffuz edilmesine bu yüzden tahammül gösteremedi.

Oysa bu savaşın tarihi içinde, toplumdan gizlenen ne Aktütünler var, saymakla bitmez.

Gerçek şu ki başta Başbakan olmak üzere kimse çözüme yakın ve çözümü düşünüyor değildir.

Erdoğan, partisinin yüzde 50’nin üstünde oy aldığı bölgeyi ziyaret ediyor, onu dinleyecek insan bulamıyor.

Ama o bildiğinde ısrarlı hâlâ.

Kürt sorununda Başbuğ’a en ufak bir itirazı yok.

Geçmişte bu meselede askere kayıtsız şartsız destek sunan partilerin ve siyasetçilerin bugün esâmisinin bile okunmadığının farkında değil.

Bu tercih nedeniyle, partisinin bir yılda nasıl hızlı bir düşüş yaşadığını görmek ve anlamak istemiyor Başbakan, ama bir yandan da kamuoyunu boş ve anlamsız beklentilerle oyalamaya çalışıyor.

Mir Dengir Fırat’ı Ahmet Türk’e gönderiyor.

Eğer bu meselenin genel başkan düzeyinde, restoranlarda konuşulacak yanı kaldıysa eyvallah, ama yine de bu mekânlarda DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve İbrahim Bilici’yle oturması gereken Mir Dengir Fırat değil, Cemil Çiçek’tir bence.

AKP’nin Kürt sorunundaki resmî politikasını kim belirliyorsa ve bu konuda kimin fikirlerinin değişmesi çözüme katkı sunacaksa DTP’lilerle buluşması gereken odur.

Öyle Kürdü Kürtle buluşturarak çözemezsiniz Kürt sorununu.

Kaldı ki, Ahmet Türk ve Mir Dengir’e kalsa, Kürt sorunu çoktan çözülmüştü zaten.

AKP içindeki 70 Kürt milletvekiline susmayı tavsiye edecek, kamuoyu bu milletvekillerinin ne düşündüğünü bile bilmeyecek, sonra da Mir Dengir Fırat’ı DTP’lilere göndereceksiniz.

Sayın Fırat da Aktütün’de olup bitenlerin bile gizlenemediği bir dönemde, Ahmet Türk’le Kürt sorununu konuştuk demeyecek, diyemeyecek, Ahmet okuldan arkadaşımdır filan diyerek restoranın garaj kapısından sıvışıp gidecek.

Medyaya da birlikte yenilen istavritin lezzetini yazmak kalacak.

Farkında mıyız bilmiyorum, 1984’te başlayan birinci aşaması bitti bu savaşın, ikinci aşamasını yaşıyoruz.

Artık kabul edilebilir sınırlarda tutulamayacağı açık olan bir savaş söz konusudur.

Ve bu savaş bu muameleyi hak etmiyor.

Asker ve gerilla analarının siyasetçilerden beklediği bu değildir.

Eğer gerçekten diyalog yolları denenecekse, kamuoyuna açık müzakere süreci benimsenmelidir.

Atılacak adımların mahiyetini kamuoyu bilmek zorunda.

Gizlenecek, hakkında yorum yapılamayacak neyi kaldı bu savaşın?

Devletin ta Beka’dan başlayarak Öcalan’la her zaman görüştüğünü mü bilmiyoruz?

Öcalan’ın avukatları aracılığıyla dile getirdiği görüşleri ve çözüm için yaptığı önerileri mi?

Yoksa bu kirli savaşın Ergenekon adında bir canavarı nasıl yaratmış ve büyütmüş olduğunu mu?

Kabul edelim ki, gerçeklerle yüzleşemediğimiz ve gerçeği sorgulayamadığımız için bu trajedinin yaşanmasına engel olamadık.

Şimdi Türkiye’de iki farklı ulusal zemin iki farklı ulusal psikoloji var. Bu ulusal psikolojiler, gerilimler etnik hınç ve öfkeyi besliyor ve toplumsal ayrışma derinleşiyor.

Gerçek zeminlerde, gerçek ve samimi buluşmalar görmek istiyor toplum.

Bunun da yeri TBMM’dir.

TBMM en önemli ulusal sorununu, Kürt sorununu görüşmek üzere tek gündemle toplanmalı ve burada alınacak kararları kamuoyu yüz sene sonra değil şimdiden bilmelidir.

Bu savaşla ilgili olmayan, bu savaşı acı duyarak, içinde hissetmeyen tek yurttaşı kalmadı Türkiye’nin.

1984’ten bu yana askerliğini çatışma bölgesinde yapan 15 milyon civarında insan bu savaşın gerçekliğine ya tanık oldu, ya da bizzat çatışmalara katıldı.

Neyi kimden gizleyeceksiniz?

Bu kirli savaşın ayıbı da, günahı da ortada.

Sayın Başbakan Diyarbakır belediyesiyle uğraşmaktan vazgeçin, Türkiye Diyarbakır’dan daha büyük ve daha önemli, yönettiğiniz bu ülke bir iç savaşın, Türkler ve Kürtler arasında yaşanacak bir iç savaşın eşiğinde bulunuyor.

Bu gidişatı durdurmak sizin elinizde.

Özal’ın kadersizliği sizi korkutmasın, tarih tekerrür etmez hiçbir zaman.

Kaldı ki sizin elinizdeki imkânların hiçbiri rahmetli Özal’da yoktu.

Bu imkânları kullanmaz ve harekete geçmezseniz çok sürmez, Kürt sorununu, BM Güvenlik Konseyi’nde konuşmak zorunda kalabilirsiniz.

Bizden söylemesi.

Sözün bittiği an: 12 yaşındaki çocuğun kol ve kafasını kırdılar

feyzullahene Siirt'in dün gece Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik gerçekleştirilen fiziki saldırıyı protesto etmek amacıyla ateş yakan gruba müdahale eden polis 12 yaşındaki Feyzullah Ene adlı çocuğu darp etti. Darp sonucunda kolu ve kafasın kırılan Ene'nin ayrıca sağ ayak bileğinin üstünde çatlak oluştu.
Siirt'in Seyrantepe Mahallesi'nde dün gece Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik gerçekleştirilen fiziki saldırıyı protesto etmek amacıyla ateş yakan gruba müdahale eden polis olayla ilgisi olmadığı belirtilen 12 yaşındaki Feyzullah Ene isimli çocuğu darp etti. Darp nedeniyle Siirt Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Ene'nin sağ kolu kırılırken, kafasının sağ kısmında kırıklar ve sağ ayak bileğinde çatlak olduğu tespit edildi.feyzullahene2
Aile İHD'ye başvurdu
Yaşanan olayın ardından Ene ailesi polisler hakkında dava için İHD Siirt Şubesi'ne başvurarak hukuki yardım talebinde bulundu. Konuya ilişkin bilgi veren Ene'nin babası Mehmet Ene, oğlunun akşam saat 19.00'da dersini yapmak için mahalledeki arkadaşının evine gittiğini ve o sırada eylem yapan kişilere müdahale etmek için gelen polisler tarafından darp edildiğini söyledi. Aldığı darplar sonucunda oğlunun çevredekiler tarafından hastaneye kaldırıldığını anlatan baba Ene şunları belirtti: 'Bize bilgi verilmesi üzerine hastaneye gittik. Oğlum işkenceye maruz kalmıştı. Kafasında ve sağ kolunda kırık mevcuttur. Ayrıca sağ ayağında çatlak tespit edildi. Vücudunun hemen hemen tüm bölgesinde morluklar var. Kolunu ve bacağı alçıya alınan oğlumu bugün taburcu edecekler. Hastanede ben, annesi ve oğlum, polisler hakkında davacı olduğumuzu söyledik. Adli vaka olarak kayıtlara geçti. Oğluma yönelik saldırı bire bir yaşam hakkının sona erdirilmesi amaçlıdır. Bu yaştaki çocuğa yapılanlar kabul edilemez.'
ÖMER AYDINLI - SİİRT (DİHA)

İdil'de karakollar işkencehaneye dönüştü

Şırnak'ın İdil İlçesi'nde 20 Ekim'de meydana gelen olaylarda yaralananlar, polisler hiçbir uyarı yapmadan yaşlı, çocuk ve hasta demeden sert müdahalede bulunduğunu belirterek, karakolların işkencehaneye dönüştüğüne dikkat çekti. İdil'de incelemelerde bulunan DTP Eşbaşkan Yardımcısı Selma Irmak, halkın demokratik tepkisine karşı bu şekildeki bir tahammülsüzlüğü kabul edilemeyeceğini ve halkın en demokratik taleplerini her koşulda dile getirmeye devam edeceğini söyledi.
polisrsaldiriyasliadam Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın fiziki saldırıya uğramasını protesto etmek için İdil'de 20 Ekim'de DTP İlçe Örgütü tarafından yapılmak istenen yürüyüşe polisin sert müdahalesinin ardından aralarında DİHA muhabiri Vedat Yıldız, İdil Gazetesi muhabiri Mahmut Nas, İdil Güney Ekspres çalışanı Lokman Dayan ile Baran Menteş ile çok sayıda kişi, özel harekat timlerinin sert müdahalesinde yaralanmış ve gözaltına alınmıştı. İdil'de yaşananların OHAL dönemindeki müdahaleleri aştığı belirtilirken, olay günü korucuların da kente getirilerek kitleye müdahale ettiği ifade edildi. Yine Elazığ takviye olarak getirtilen özel harekat timleri ve polislerin de müdahaleye katılarak, kadın, çocuk ve hasta dinlemeden gaz bombası, cop, tazyikli su ve silah dipçikleri ile müdahalede bulunulduğu bilgisi verildi.
'Düşmanmış gibi saldırdılar'
Şırnak ve Cizre'den sonra İdil'de incelemelerini sürdüren ve aralarında DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır, DTP Eşbaşkan Yardımcısı Selma Irmak, görevden uzaklaştırılan Cizre Belediye Başkanı Aydın Budak ve DTP PM Üyesi Alican Önlü'nün bulunduğu heyet ise bilgi almak için öncelikle DTP İdil İlçe binasına ziyarette bulundu. DTP'li heyete bilgi veren İdil Belediye Başkanı Resul Sadak ile DTP İlçe Başkanı Sait Çatak, yaşananların tam bir 'vahşet' olarak tanımlayarak, özel harekat timlerinin adeta halka ölümcül darbeleri ile müdahale ettiğini anlattı. Halkın buna rağmen tepkisini dile getirdiğini ifade eden Resul Sadak, 'Halkın en demokratik tepkisine adeta düşmanları karşılarında imiş gibi rast gele ellerindeki tüm araçları kullanarak saldırdılar. Çok sayıda kişi yaralandı. Kiminin kolu, kimin omuzu kırıldı kiminin gözü yarıldı. Bu şekilde bir de gözaltına aldılar. Gazetecilerin bunları belgelemesine izin vermediler. Görüntülerine el koydular' dedi.idil20102008
'Geri adım atmayacağız'
DTP Eşbaşkan Yardımcısı Selma Irmak ise halkın demokratik tepkisine karşı bu şekildeki bir tahammülsüzlüğün kabul edilemeyeceğini ve halkın en demokratik taleplerini her koşulda dile getirmeye devam edeceğini vurguladı. Irmak, Şırnak'ta devletin bir kez daha gerektiği zaman hala OHAL zihniyeti ve uygulamalarını devreye koyabileceğini gösterdiğini aktararak, 'Ancak Kürt halkı halkımız hiç bir zaman özgürlük mücadelesinden geri adım atmayacaktır. Bizler halkımızın yanında olacağız halkımızla birlikte onların talepleri doğrultusunda mücadelemizi yükselteceğiz' diye konuştu. DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır'da halkın demokratik tepkisini dile getirdiğini ve orantısız güç kullananlar hakkında gerekli yasal işlemlerin başlatılması gerektiğini ve bunun için girişimlerde bulunacaklarını kaydetti.
'Önceden hazırlıklı idiler'
DTP'liler daha sonra esnaf ziyarette bulundu. DTP'liler daha sonra gözaltındakilerin durumu hakkında bilgi almak için avukatları ziyaret etti. Avukatlar Veysel Vesek ile Cihan Vesek yaşananlar hakkında bilgi verirken, kolluk kuvvetlerinin daha önceden müdahaleye hazırlandığını söyledi. Avukatlar, 'Yani karakolda her şey hazırlanmış. Sanki müdahale olacak ve onlarca kişi gözaltına alınacakmış gibi, daktilolar kurulmuş, gözaltı yerleri hazırlanmış. Kimlerin ifade alınacağı bile belliydi. Bu da gösteriyor ki, önceden müdahalenin kararı alınmış' diye belirtti.
'Üzerimize çullandılar'
Gözaltında iki gün kaldıktan sonra serbest bırakılan İdil Güney Ekspres çalışanı Baran Menteş yaşananları şöyle anlattı: 'DTP İdil ilçe binası önünde PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik yapılan fiziki saldırıya ilişkin yapılması düşünülen yürüyüşü diğer basın çalışanı arkadaşlarla takip ediyorduk. DİHA, AA, Güney Ekspress çalışanlarının aralarında bulunduğu 5-6 basın çalışanı vardı. Müdahalenin hemen sonrasında robokop giyimli çevik kuvvet giyimli polisler adeta üzerimize çullandılar. Müdahale 5 saniye içinde oldu biber gazları, robocop ve özel hareket timleri çok sert bir şekilde müdahale etti. Çok kaba bir şekilde müdahale ettiler.'
'Karakolda işkence var'
Özel harekat timlerinin müdahalesinde sol kulak memesi yırtılan ve vücudunun çeşitli yerlerinde darp izi bulunan İdil Güney Ekspres çalışanı Lokman Dayan, 'Kolluk kuvvetleri basın falan dinlemedi. Beni özel harekatçılar döve döve gözaltına aldılar. Elimi arkadan bağlayıp vurmaya başladılar. Tekmelerle beni yere yatırıp vuruyorlardı. Karakolda da bu devam etti. Herkes şunu bilsin ki, karakollar artık işkencehaneye dönüşmüştür. Halen gözaltında işkence var ve karakollarda bu sürüyor' dedi. Dayan, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduğunu da belirtti.
'Protez olan ayağıma vurdular'
Kitlenin polise herhangi bir tepkisi gelişmeden müdahalenin başladığın anlatan Menteş, 'Üstelik orda bulunan kitle tek bir taş dahi atmamıştı. Doğal bir şekilde tepkilerini ve sloganlarını dile getiriyorlardı. Gazeteci olduğumuz söylememize rağmen sanki düşmanmışız gibi üzerimize saldırdılar. Ne kadar bağırdık çağırdık fayda etmedi. DİHA muhabiri Vedat Yıldız sol elmacık kemiği ve sol gözünde darbeler sonucu yaralar oluştu. İdil Gazetesi muhabiri Mahmut Nas darp edildi. İdil Güney Exsppres çalışanı Lokman Dayan müdahale sonucu sol kulak memesi yırtıldı. Ben de müdahale esnasında darp edildim. Bir ayağımın protez olduğunu söylememe rağmen dinlemediler ve vurmaya devam ettiler. Yaklaşık 10 özel hareket ve robokop üzerime çullandı. Ellerimi arkadan büktüler nerdeyse kırılıyordu' diye konuştu.
'Kalaslarla saldırdılar'
Gözaltına alınan ve her iki gözü polisin kaba dayağı sonucunda moraran Salih Gümüş adlı yurttaş ise şu bilgileri verdi: 'Yolda yürüyordum hiçbir şeyden haberim yoktu. Kalasla başıma vurduktan sonra beni yere yatırdılar ve yere vurmaya başladılar. Yapalar özel hareket timleri idi. Hiçbir soru sormadan saldırdılar.Yüzüme ve gözüme postallarla vurdular.Yüzümü savunmaya çalışıyordum ama nafile.Yaklaşık10 özel hareket timi başımda toplanmıştı.Daha önce geçirdiğim bir trafik kazasında kafatasım açılarak ameliyat edilmiştim Ama o esnada kalaslarla saldırdılar bana. Bunu emniyet amirine söyledi. Hastaydım yeşil kartımla ilaç alacaktım ben niye böyle yaptınız diye biz değil dışardan gelen özel harekatçılar yaptı.'
HİKMET ERDEN / VEDAT YILDIZ - ŞIRNAK (DİHA)

Babası ile aynı kaderi paylaştı

ahmetozhan Babası işkenceyle katledilirken Ahmet 10 yaşındaydı. 25 yaşındaki Ahmet, polis kurşunuyla yaşamını yitirirken; arkasında bir yaşındaki Mehmet Ali'yi bıraktı. Anne Özkan, 'Devlet benim kocamı öldürdüğü gibi oğlumu da öldürdü. Oğlumun hesabının sorulmasını istiyorum' diye feryat etti.
Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde Öcalan'a yapılan saldırıyı protesto etmek için yapılan gösterilerde Ahmet Özkan (25) yaşamını yitirdi. Henüz 10 yaşında iken babasını da işkence sonucu kaybeden Özkan'ın bir yaşındaki bebeği de yetim kaldı. İsyanları ile tarihte yer edinen Ağrı, son günlerde yaşanan gösterilerle bir kez daha tarihteki yerini aldı. 1926, 1927 ve 1930 yıllarında isyanların bastırılmasından sonra Ağrı Dağı, 'Hayali Kürdistan burada meftundur' sözüyle hatırlanır oldu. Ancak Ağrı'da isyan hiç bitmedi. 78 yıldır sürekli ayaklanmaların yaşandığı Ağrı'da en son 21 Ekim'de KCK Önderi Abdullah Öcalan için gösteri düzenlendi. Doğubeyazıt'ta düzenlenen gösteride 25 yaşındaki Ahmet Özkan polisin açtığı ateş sonucu sırtından vuruldu. Özkan'ın ölümü Ağrı'da büyük bir tepkiye yol açtı.
Babası işkenceden öldü
Ahmet Özkan, 1984 yılında Doğubeyazıt'ın Hallaç Köyü'nde doğdu. PKK'nin silahlı mücadeleyi başlattığı yıllarda doğan Özkan'ın köyü de gelişen çatışmalardan sürekli nasibini aldı. Çatışmaların doruğa çıktığı 1993 yıllında Hallaç Köyü yakılarak, boşaltıldı. Henüz 9 yaşındayken ailesiyle Doğubeyazıt'a göç etmek zorunda kalan Ahmet, 10 yaşına geldiğini de babası Polat Özkan tutuklandı. Gözaltında gördüğü işkencelerin izlerini taşıyan babası Polat Özkan, cezaevinde kısa bir süre kaldıktan sonra tahliye oldu. Gördüğü işkencelerden dolayı felç olan babası tahliyesinin ardından hayata gözlerini yumdu.ahmetozkancenaze
Küçük yaşta büyük sorumluluk
Evin 6. çocuğu olan Ahmet, babasının ölümünün ardından 11 kardeşiyle yetim kaldı. Annesi aynı zamanda çocuklarına babalık yaptı. Diğer kardeşleri gibi Ahmet'in de küçük omuzlarına ağır bir yük binmişti. Çobanlık yapmaya başlayan Ahmet, koyunlarını Ağrı (Ararat) Dağı'nın eteklerine götürüp otlatıyordu. Ararat ile dost olan Ahmet, Ararat'tan başı dik ve onurlu olmayı öğrenmişti. Taşıdığı kimliğin bilincindeydi. Kürt sorununun çözümünde katkısı olacağına inandığı her eyleme katılıyor, panzere ve kurşunlara aldırış etmeden en önde yer alıyordu. Bir yandan da babasına verdiği sözü unutmayarak, ailesini geçindirmeye çalışıyordu.
Oğlu da kendi gibi yetim kaldı
Ahmet 20 yaşına geldiğinde askere gitmek zorunda kaldı. 2003 yılında askere giden Ahmet, askerliğini bitirdikten sonra Zeynep'le evlendi. 2007 yılında genç yaşında baba olan Ahmet'in Mehmet Ali adındaki çocuğunun kendisi gibi yetim büyümesini istemiyordu. Oğlu ve ailesi için gece gündüz çalışıyordu. Ancak oğlunun kaderi de kendisininkinden çok farklı olmadı. Öcalan'a İmralı Cezaevi'nde yapılan saldırıyı protesto eden kitleye katılan Ahmet, sırtından aldığı ve kalbinden geçen kurşunla yaşamını yitirdi. Babası ölürken 10 yaşında yetim kalan Ahmet, yaşama gözlerini yumarken, bir yaşındaki oğlu Mehmet Ali de yetim kaldı. 22 yaşındaki eşi Zeynep'i, babasının emaneti olan 10 kardeşini geride bıraktı. Ahmet geride bir yetim, genç bir dul kadın, yaşlı bir anne ve şu an askerde olan bir kardeş bıraktı.ahmetozkan
Annenin ağıtları Ararat'a yükseldi
Anne Şükran Özkan'ın oğlu için yaktığı ağıtlar, Ağrı Dağı'nda yankılandı. Anne Özkan Kürtçe söylediği ağıtlarında, 'Devlet benim evladımı öldürdü. Devlet benim kocamı da işkencelerde katletti' dedi. Oğlunun babasız büyüdüğünü ve çobanlık yaparak geçimlerini sağladığını belirten Anne Özkan, 'Devlet benim kocamı öldürdüğü gibi oğlumu da öldürdü. Oğlumun hesabının sorulmasını istiyorum. Devletten davacıyım” diye konuştu.
'Kanı yerde kalmasın'
Gözleri ağlamaktan kuruyan eşi Zeynep Özkan ise konuşmakta güçlük çekti. Konuşacak ve ağlayacak hali kalmayan Zeynep Özkan, sadece şunları haykırabildi: “Benim kocam çobandı. O gün yine çobanlığa gidecekti. Yapılan haksızlığı duyunca evden çıkarak eyleme gitti. Benim kocamın kanı yerde kalmasın. Kanı alınsın.'
'Devletten hesap soracağız'
1993 yılında kardeşini öldürenlerin şimdi de yeğenini öldürdüğünü ifade eden amca Mehmet Özkan ise devletten çok çektiklerini söyledi. Ahmet'in çobanlık yaparak ailesini bu güne getirebildiğini belirten Amca Özkan, “Bütün aileye o bakıyordu. Ama babası gibi devlet onu da öldürdü. Devletten bu hesabı soracağız ve bu hesabı sorarken bütün Kürt halkının desteğini istiyoruz' dedi. Ahmet'in yurtsever ve iyi bir insan olduğunu belirten arkadaşı Ahmet Çağlı, Ahmet'i şu cümlelerle anlattı: 'Hiçbir zaman haksızlığı kabul etmiyordu. Mert ve delikanlı bir kişiliği vardı. Hayatı boyunca hiç kimse ondan şikâyetçi olmadı. Herkes onun çok iyi bir insan olduğunu biliyordu.'
ERCAN ÖKSÜZ/ REMZİ COŞKUN - VAN / DİHA

Türk ve Ayna'ya jet inceleme

ahmetturkdtpmilletvekilleri Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk ve Emine Ayna hakkında dünkü açıklamaları ile ilgili inceleme başlattı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, dün Büyükşehir Belediyesi Konukevi önünde bir grup DTP'li milletvekili ve belediye başkanıyla yaptığı basın açıklamasındaki sözleri ile ilgili DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk hakkında inceleme başlatılmasını kararlaştırdı. Başsavcılık ayrıca önceki gün Batman DTP İl Başkanlığının açılışı töreninde yaptığı konuşma nedeniyle de DTP Eşbaşkanı Emine Ayna hakkında da inceleme başlattı. Başsavcılık, Diyarbakır ve Batman emniyet müdürlüklerinden, Türk ve Ayna'nın konuşmalarının yer aldığı görüntü çözümlerini istedi. Türk ve Ayna'nın konuşma metinlerini inceleyecek olan savcılık, suç unsuru belirlediği takdirde, Türk ve Ayna'nın dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke hazırlayacak. DİYARBAKIR - DİHA
Türk: İmralı'ya D T P 'nin de içinde olduğu bir heyet gitsin


Türkiye'de basın özgürlüğü var!
alternatif_gazeteleri Yıllardır Kürt sorununda çözümsüzlükten başka hiçbir sonuç doğurmayan şiddet, baskı ve inkar bir önceki hükümetlerin olduğu gibi AKP'nin de Kürt politikasının özünü oluşturuyor. İnsan hakları ve ifade özgürlüğünde geçmiş yılları dahi aratacak uygulamalara imza atan AKP hükümeti, her ne kadar her fırsatta 'Benim 75 Kürt milletvekilim var, Kürtleri ben temsil ediyorum', 'Türkiye'de ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırıldı' dese de Kürt basın-yayın kurumlarına yönelik iki yıllık hak ihlal bilançosu bu anlatımları yalanlayacak yeterlilikte.
Kürt medyasına uygulanan baskı ve sansürde sınır tanınmıyor. Erdoğan ve AKP hükümeti her ne kadar Türkiye'de basının hür olduğunu söylese de Kürt medyası Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını yazdığı için, Bölge'de yaşanan çatışmalarda asker kayıplarını verdiği için ya da AKP ile TSK'nin bölgedeki uygulamalarını teşhir ettiği için kapatma baskısı altında. 4 Ağustos 2006'dan 20 Ekim 2008'e kadarki dönemde 17 gazetenin yayını toplam 41 kez durduruldu. Bu tablo aslında Türkiye'de ifade özgürlüğünün karşı karşıya kaldığı tehditin boyutlarını göstermeye yetiyor. Tabii her ne kadar bunun ifade özgürlüğü ve demokrasiye büyük darbe olduğu çeşitli kurum ve kuruluşlarca dile getirilse de bu konuda devlet yetkililerinin açık açığa tehdit eden ve çeşitli güçlere hedef gösteren açıklamaları sürüyor. Nitekim Ramazan Bayramı öncesi Ankara'da bir araya gelen devletin üst AKP ve ordunun üst düzey yetkilileri yaptıkları toplantıda Kürt medyasına yönelik sansür ve baskının devam etmesi kararı aldı. Ve bu karar doğrultusunda en son olarak bir aylık kapatmanın ardından dün tekrar yayın hayatına başlayan Alternatif Gazetesi'ne 'Örgüt propagandası yaptığı' iddiasıyla 3'üncü kez bir aylık kapatma cezası geldi.
Siz hangi okulu okudunuz hakim bey!

Kapatılan gazetelerin gerekçeleri ise hiçbir hukuk sisteminin kabul etmeyeceği gerekçeler. Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını açıkladıkları, Bölge'de yaşanan çatışmayı yazdığı için kapatılan gazeteler şunlar: Gündem, Güncel, Yaşamda Gündem, Gerçek Demokrasi, Ülkede Özgür Gündem , Azadiya Welat YedinciGün Gazetesi 7, Haftaya Bakış , Yaşamda Demokrasi, Toplumsal Demokrasi , Öteki Bakış Gazetesi, Yeni Bakış Gazetesi, Alternatif, Gelecek , Özgür Ülke, Gerçek Gazetesi, Ülkeye Bakış Gazetesi de eklendi. Birçoğunun daha ilk sayısında kapatıldığı gazetelerin ise bazı sayılrı iki kez kapatıldı. Yani Türkiye'de basın özgürlüğü var! İSTANBUL


diha_logo_300x200 DİHA'dan gözaltı ve tutuklamalara tepki
Dicle Haber Ajansı (DİHA) yaptığı yazılı açıklamada, muhabirlerine yönelik gözaltı ve tutuklamalara son verilmesini isteyerek, çalışmalarının engellendiği ifade edildi.
DİHA açıklamasında, son iki yılda, yaklaşık 40 gazetenin kapatıldığı, onlarca gazetecinin gözaltına alınıp tutuklandığı bir dönemde, ajanslarına yönelik baskıların devam ettiği vurgulandı. Açıklamada bütün toplumsal olaylar döneminde ajans çalışanların, muhabirlerin polisin saldırısında hedef haline geldiği ifade edildi.
Açıklamada 2008 Newroz kutlamaları sırasında yaşanan olayların faturasının DİHA'ya çıkartıldığı gelişmeleri takip eden 4 muhabirlerinin tutuklandığı ve birçok muhabirin de gözaltına alınarak çalışmaları engellendiği belirtildi.
DİHA'nın açıklamasında son birkaç gündür PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın fiziki saldırıya maruz kaldığı haberlerinden sonra bölgede yaşanan olayları takip eden muhabir ve çalışanlarının hedef alındığı kaydedildi.
DİHA'nın açıklaması şöyle: 'Muhabirimiz Ercan Öksüz Erciş mitinginde polis tarafından darp edilmiş, çalışması engellenmiştir. Mardin'de muhabirimiz Haşim Abak, Nusaybin'de Celal Kalpak'ın çekim yapmaları izin verilmemiş, Diyarbakır'daki gösterileri takip eden muhabirlerimize her türlü küfür, hakaret ve fiili saldırı yapılmıştır. İdil'de muhabirimiz Vedat Yıldız feci şekilde tartaklanarak, ciddi bir şekilde yaralanırken, Şırnak muhabirimiz Mesut Ertak tutuklanmıştır, Adana'daki olayları takip eden muhabirimiz Murat Kolca ise hedef gözetilerek üzerine gaz bombası atılmış, İstanbul'da meslektaşları ile korsan gösterileri takip eden muhabirlerimiz Sertaç Kayar ve Yunus Tosun gözaltına alınmış, kameralarına, fotoğraf makinelerine ve haber materyalarına el konulmuştur.
Oysa daha önce ajansımıza yönelik baskılar meclis gündemine getirilmiş ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay ise konuya ilişkin 12 Eylül tarihinde verdiği cevapta, DİHA'nın çalışmalarına yönelik herhangi bir engelleme ve baskı olmadığını ileri sürmüştü. Hatta Bakan Atalay verdiği cevap yazısında, basın çalışmalarının sorunsuz ve özgür bir şekilde çalışmalarını yürütülmesi için gereken tedbirlerin alındığını ileri sürmüştü. Şimdi son birkaç gündür yukarıda belirttiğimiz gelişmeleri gördüğümüzde, İçişleri Bakanlığının 'Özgür ve sorunsuz bir çalışma için tedbir aldık' sözünün ne anlama geldiğini daha iyi anlıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, sürekli işkence iddialarının yalanlandığı bir ülkede insanlar işkenceden dolayı yaşamını yitirmeye devam ediyor. Bu yüzden ajansımıza yönelik baskıların inkar edilmesi ile bu baskıların artarak devam etmesini çelişki gibi görünse de, hükümetin basına bakışı açısından anlamlı bir görüntü çiziyor. Çalışanlarımıza yönelik saldırıları kınıyor ve bir an önce sona erdirilmesini istiyoruz.
'Gerçeklerden asla taviz vermeme' sloganı ile yola çıktığımız günden beri, yaşanan saldırılara rağmen halka ve topluma karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirdik.Bundan sonra da yerine getirmeye devam edeceğiz. Bütün bu olup bitenlere rağmen belirtmek isteriz ki, haberleri takip ederken durduğumuz yeri, yazdığımız haberin rengini, çektiğimiz görüntü ve fotoğrafların nasıl yayınlanacağını kamu otoritesi değil, basın meslek ilkelerini esas alarak biz karar veririz. Ancak biz bu konuda sorumluluğumuzu yerine getirirken, basın örgütlerinin de, 'öteki'leştirdikleri ajansımıza ve muhalif basına karşı yapılan saldırılara sesiz kalmalarını yadırgıyoruz. Bu konuda demokratik kamuoyunu ve basın kuruluşlarını duyarlı olmaya yaşananlara sessiz kalmamaya çağırıyoruz.' İSTANBUL

AP millettekilerinin İmralı'ya gitmek istedikleri açıklandı

avrupa_konseyi2 Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik fiziksel saldırıyı ve ölüm tehdidini kamuoyuna duyurmak amacıyla bugün Strasbourg'ta bir basın konferansı düzenlendi. Birçok gazetecinin izlediği basın konferansına katılan Avrupa Parlementosu milletvekilleri İmralı adasına giderek Öcalan'ı ziyaret etmek istediklerini belirtti.
Fransa'nın Strasbourg kentinde Avrupa Konseyi (AK) önünde Kürt Halk Önderi Önderi
Abdullah Öcalan'a yönelik fiziksel saldırıyı ve ölüm tehdidini kamuoyuna duyurmak amacıyla basın toplantısı düzenlendi. Yüzlerce kişinin izlediği basın toplantısında birçok gazeteci de yer aldı.


İlk kez böyle bir saldırı gerçekleşiyor
Öcalan'ın Avrupa'da bulunan avukatı Mahmut Şakar yaptığı konuşmada, Öcalan'ın 10 yıldır İmralı adasında tutulduğunu ve ilk kez böyle bir saldırının gerçekleştirildiğini söyledi. İmralı adasında olup bitenden devletin mutlaka haberi olduğuna dikkat çeken Şakar, 'Sayın Öcalan'a yönelik en son gerçekleştirilen saldırı ve ölüm tehdidinden de devletin mutlaka haberi vardır. Sayın Öcalan'ın yaşamı sürekli tehdit altında. Bu olayda gösteriyor ki Öcalan'a bir rehin gibi yaklaşıyorlar' dedi. Avukat Şakar, Öcalan'a karşı gelişecek her durumdan devletin sorumlu olduğunu vurguladı.
Bu saldırı Türkiye'yi daha çok gerer
Saldırının sadece insan hakları boyutuyla değil siyasi boyutuyla da ele alınması gerektiğini belirten Şakar, şunları söyledi: 'Öcalan'a yapılan saldırı Kürt halkına yapılan bir saldırıdır. Böyle bir saldırı Türkiye'yi daha çok gerer. Türkiye'nin bunu görmesi gerekir'
Basın açıklamasını Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT)'nin olduğu yerde yaptıklarına dikkat çeken Şakar, 'Bu olayı duyar duymaz CPT'ye bildirdik ve durumu yerinde incelemesini istedik. Ayrıca yakın zamanda İmralı adasına yaptığı ziyaretin sonuçlarını da kamuoyuna açıklamasını talep ettik' diye belirtti.
Şakar'ın konuşması sık sık 'Bijî Serok Apo', 'Öcalan! Öcalan!' sloganlarıyla kesildi. Birçok kez AB kurumlarıyla Öcalan'ın koşullarına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirten Şakar, buna rağmen Öcalan'ın koşullarında hiçbir değişiklik olmadığını kaydetti. Öcalan'ın avukatları olarak her türlü girişimi sürdüreceklerini ifade eden Şakar, saldırıya ve ölüm tehdidine karşı tutumlarını da sürdüreceklerini vurguladı.
Uca: Sol grup üyelleri İmralı adasına gitmek istiyor
AP Sol Parti Milletvekili Feleknas Uca da, Avrupa Kürt sorununa çözüm bulmadıkça Avrupa Parlamentosu'nda seslerini yükseltmeye devam edeceklerini belirtti. Uca, AP Sol Grup üyesi milletvekillerinin İmralı Adası'na giderek Öcalan'ı ziyaret etmek istediklerini de kaydetti.
Daha sonra konuşan KNK Yürütme Konseyi Üyesi Nizamettin Toğuç da Öcalan'a şimdiye kadar manevi işkence yapıldığını ancak son olayla bunun fiziksel işkenceye de dönüştürüldüğünü dile getirdi. Tüm dünyanın Öcalan'ın Kürt halkının önderi olduğunu bildiğini kaydeden Toğuç, Kürt halkının hassasiyetlerinin gözönünde bulundurulması gerektiğini vurguladı. Toğuç Öcalan'a uzanan ellerin Kürt halkı tarafından kırılacağını tepkisinde bulundu.
'Mandella ne ise Öcalan da bizim için odur'
Toplantıda KON-KURD adına konuşan Nizamettin Toğuç ise, 'Türklerin ve Avrupalıların anlaması gereken şey; Georges, Washington, Nesol Mandella, Mahatma Gandi, Charl De Gaul, Arafat kendi halkları için ne ifade ediyorsa Sayın Önder Abdullah Öcalan'da bizim için aynıdır dolayısıyla kendisine yapılan saldırılarda bize yapılmış sayarız' dedi.
Basın konferansında ayrıca AP Kürt Dostu Grubu Başkanı ve Dışilişkiler Komisyonu Başkanı İtalyan Agneletto Vittorro, Sol Grup Milletvekili Danimarkalı Bo Sondegard da birer konuşma yaptı. STRASBOURG - ANFfrans parlement 

Fransa Parlamentosu önünde Öcalan protestosu

İmralı cezaevinde tutuklu bulunan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik işkenceye karşı Kürtler protesto gösterilerini Avrupa'da da sürdürüyor. Paris'te Fransa Parlamentosu önünde protesto gösterisi yapan Kürtler, Fransa Kürt Dernekleri Federasyonu FEYKA ve Kürdistan İnformasyon Bürosu yetkilileri parlamentodaki gruplara Öcalan'a yönelik saldırı ve Kürt sorunu ile ilgili bir dosya sundular.
Paris'te yaşayan Kürtler Fransa Parlamentosu önünde bugün saat 14:00'de toplanarak Türk devletinin Öcalan'a yönelik işkence ve baskılarını protesto etti. Fransız hükümetine Türk devleti ile işbirliği yapmaya son verme çağrısı yapan Kürtler, Türk devletinin Öcalan'a yönelik işkencelerini protesto eden döviz ve pankartlar ile Öcalan posterleri açtılar.
Sık sık 'Kahrolsun faşist Türk devleti', 'Kürdistan Türkiye'ye mezar olacak' 'Biji Serok Apo' sloganları atan göstericiler Türk devletinin Öcalan ve Kürtlere uyguladığı baskı ve işkenceyi anlatan bildiriler dağıtıp konuşmalar yaptılar.
Fransa Parlamentosu önündeki protesto gösterileri sürerken FEYKA ve Kürdistan İnformasyon Bürosu yetkililerinden heyetler parlamentodaki Sosyalist Parti, Komünist Parti ve Yeşiller Partisi'nin grup yetkililerine Öcalan'a yönelik işkence ve baskılar ile Kürt sorununa yönelik bilgi içeren birer dosya sundular.
FEYKA Başkanı Mehmet Ülker'i kabul eden Sosyalist Parti milletvekili ve Grup Başkan Yardımcısı Georges Peau-Langeuin konuyla ilgili Paris'teki Türkiye büyük elçisine bir mektup yazarak konu hakkında bilgi isteyeceğini ve Fransa'daki Kürtlerin liderlerine yönelik baskılardan dolayı yaşadıkları rahatsızlıkları dile getireceğini bildirdi.
Kürdistan İnformasyon Bürosu yetkililerinin görüştüğü Komünist Parti Milletvekili Michel Vaxes de konuyu Fransız Komünist Partisi grubunda gündeme getirerek bütün grubun hassasiyetini geliştirmeye çalışacağını söyledi. Milletvekili Vaxes, ayrıca göstericilerin yanına kadar gelerek göstericilere desteğini iletti.
Bu arada bir başka FEYKA heyeti de Yeşiller Partisi grup sorumlularından Milletvekili Noel Mamere'in bürosunda yeşiller grubu yetkilileri ile görüşerek konuyla ilgili bir dosya sundular.
Parlamento önündeki gösteri saat 15:30'da sona erdi.
Öte yandan yandan Paris'te yaşayan Kürt kadınları da AB dönem Başkanı ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Koucher'e fax çekerek Türk Devleti'nin Öcalan'a yönelik işkence ve baskıları konusunda AB kurumlarının üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri ve Türkiye'ye yaptırım çağrısında bulundular. Yüzlerce kişiye imzalatılan Kürt kadınlarının gönderdiği mektuplarda AB dönem Başkanı'ndan; CTP'nin harekete geçirilerek, Türkiye'ye bir heyet gönderilmesi ve Öcalan'ın haklarının garanti altına alınması için gerekli önlemlerin alınması talep edildi. Kürt kadınlarının imza toplayarak fax çekme eylemleri hala Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi'nde devam ediyor.
MURAT AKTAŞ -ANF