Yüksekova'da polis aracı çocuğu ezdi

İşte Yüksekova'da polisin aracıyla ezdiği ve sonrasında kaçtığı görüntüler..

İşte Yüksekova'da polisin aracıyla ezdiği ve sonrasında kaçtığı görüntüler..

yuksekovapanzer021108

Erdoğan Türkeş’ten de beter!

erdogan Ya sev ya terk et ANF HAKKARİ / Hakkari’de karşılaştığı protestolar karşısında sinirlenen Başbakan Tayyip Erdoğan, 80 yıldır dayatılan imha ve inkar politikasını hatırlatarak, Kürtlere ‘’ya sev ya terk et’’ dedi.
Van ve Yüksekova’dan sonra Hakkari’ye geçen Erdoğan, partisinin merkez ilçe kongresinde yaptığı konuşmada ‘’Bayrağa karşı çıkan gitsin. Biz tek millet dedik. Tek bayrak dedik. Tek vatan dedik. Tek devlet dedik. Buna kim karşı çıkabilir? Buna karşı çıkanın bu ülkede yeri yok" dedi.
Erdoğan, Diyarbakır, Dersim, Van, Yüksekova ve Hakkari’de karşılaştığı protestolardan dolayı DTP’lilere yönelik ırkçı konuşmalar yaptı.5833912
TEK MİLLET, TEK BAYRAK!
Erdoğan AKP Hakkari Merkez İlçe Kongresinde yaptığı konuşmada, kendisini protesto eden halk ve DTP’yi etnik milliyetçilikle suçlayıp AKP'nin ise birlik-beraberlik siyaseti yaptığını anlattı.
Kürt sorununu görmezden gelen Erdoğan, hak talep eden Kürtlere "Biz tek millet dedik. Tek bayrak dedik. Tek vatan dedik. Tek devlet dedik. Buna kim karşı çıkabilir? Buna karşı çıkanın bu ülkede yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin. Dünyanın neresine gidersen git her ülke böyledir" dedi.
Kendisini protesto eden yüzbinlerin taleplerini duymazdan gelen Erdoğan, Diyarbakır’da olduğu gibi yine sokak temizliği siyasetine sığındı. DTP belediyelerini iş yapmamakla suçlayan Erdoğan ‘’Sokaklarına, caddelerini bakıyorum yine aynı yine pislik içinde, yine böyle. Yol diye bir şey adeta yok’’ diye konuştu.
‘Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet’ söylemi ile Kürtlerin etnik kimliklerini yok sayan Erdoğan DTP’yi ise etnik milliyetçilik yapmakla suçladı. 
ETNİK AYRIMCILIK
Erdoğan ‘’Bunların bu ülkenin ne topraklarına saygısı var, ne de buralarda yaşayan vatandaşıma saygısı var. Yok. Ve bunlar benim Kürt kökenli vatandaşlarımı istismar ediyorlar. Bunlar kimlik siyaseti yapıyorlar, kimlik siyaseti yapmak suretiyle, etnik ayrımcılık yapmak suretiyle buradan oy toplamayı hedefliyorlar’’ dedi.
Uluslararası insan hakları örgütleri ile AB raporlarına da konu olan, son yıllarda hızla artan insan hakları ihllalerini de görmezden gelen Erdoğan, insan hakları ihlallerinde en küçük bir tavizi bile kabul etmedikleri iddiasında bulundu.
ŞEMDİNLİ'YE DÜKKAN YAPTIK
PKK’yi kast ederek Hakkari’nin ilerlemesinden, kalkınmasından rahatsızlık duyduklarını söyleyen Erdoğan, Van’da dün kapanan kepenler, onbinlerce insanın protesto gösterisi ile 50 üzerinde insanın gözaltına alınmasını inkar ederek söyle konuştu: ‘’Dün Van'da da yaptılar ama Van'da on binlerce insan Ferit Melen Bulvarı'nda toplandı. Dükkan kapatamadılar, kepenkleri indiremediler. Ne yaptılar, gittiler lastik yaktılar.’’
Konuşmasında Erdoğan, ‘’Şemdinli’de bombalar patladı, orada dükkanlar yakıldı. Suyunu hallettik, dükkanları hallettik’’ diye konuştu.


Erdoğan faşistlere taş çıkardı: Ya sev ya terk et!bozkurt
Yüksekova'daki açılışın ardından Hakkari'ye geçen Başbakan Tayyip Erdoğan, MHP'den bir adım daha ileri gitti. 'Biz tek millet dedik. Tek bayrak dedik. Tek vatan dedik. Tek devlet dedik. Buna kim karşı çıkabilir? Buna karşı çıkanın bu ülkede yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin' diyen Erdoğan, DTP'li bölge belediyelerinin Kürt kökenli vatandaşları istismar ettiklerini, kimlik siyaseti yaparak, oy toplamayı hedeflediklerini iddia etti.
Erdoğan, AKP'nin Hakkari Merkez İlçe Kongresi'nde yaptığı konuşmada, bölge belediyelerini suçlayarak, şu iddialarda bulundu: 'Bunların bu ülkenin ne topraklarına saygısı var, ne de buralarda yaşayan vatandaşıma saygısı var. Yok. Ve bunlar benim Kürt kökenli vatandaşlarımı istismar ediyorlar. Bunlar kimlik siyaseti yapıyorlar, kimlik siyaseti yapmak suretiyle, etnik ayrımcılık yapmak suretiyle buradan oy toplamayı hedefliyorlar. Çekirge bir atlar, iki atlar üçüncüde işi biter. Bunlar da fazla atlayamayacaklar. Her geçen gün eriyecekler ve benim milletim bunlara gereken dersi er veya geç verecek. Şu anda geldikleri noktanın çok daha gerisine gidecekler.'
'Biz tek millet dedik. Tek bayrak dedik. Tek vatan dedik. Tek devlet dedik. Buna kim karşı çıkabilir? Buna karşı çıkanın bu ülkede yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin. Dünyanın neresine gidersen git her ülke böyledir' diyen Erdoğan, tarih boyunca birlik ve beraberlik içinde yaşadıklarını savundu.
HAKKARİ (DİHA)

Evet kültürel soykırımdı!

12eylul_darbesi1_300 Çünkü 12 Eylül Kürtlere konuşma yasağı getirmişti. Yurttaşın evde, sokakta, günlük yaşamında Kürtçe konuşması çıkarılan yasayla engellenmişti. Bir halkın dilini yasaklamak kültürel soykırım değil de nedir?
Diyarbakır Cezaevi'nde sadece işkence yoktu, kültürel soykırım da vardı. Görüşe giden anneler, tek kelime edemeden görüş sürelerini dolduruyordu. Cezaevi duvarlarına büyük harflerle 'Türkçe konuş, çok konuş' sloganı yazılmıştı
Evet darbeden tüm demokratik güçler etkilendi, ancak Kürtlerin anlam ve mana dünyası daha farklı etkilendi. Batıda solcular darağaçlarına gönderildi ama Bölge'de Kürt gençler Kürt oldukları için diri diri yakıldı
Tarih 21 Ekim 2008... Yer Diyarbakır... DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk konuştu ve şöyle dedi: '1980 askeri darbesi hem Kürt halkı için hem de bütün Türkiye için eşi benzeri görülmemiş siyasi, sosyal ve kültürel soykırıma neden oldu.' Bu sözlerden sonra yer yerinden oynadı. Kürt sorunu konusundaki 'bilgisizliklerini', her defasında 'ukala' tavırlarıyla kamufle etmeyi başaran medya leşgerleri, hemen kaleme sarıldılar. Kimi, 'Sen nasıl öyle konuşursun' diyerek isyanını dile getirdi. Kimi de, 'Nankör' diyerek aba altından sopa gösterdi. Medya leşgerleri tepkiliydi ama Ahmet Türk haklıydı. Çünkü 12 Eylül rejimi ile birlikte Kürtlere karşı kültürel soykırım uygulanmıştı. Nasıl mı? İşte soykırımın su götürmez kanıtları...
12 Eylül'e genel bakış
Önce 12 Eylül'e kuşbakışı göz atmakta yarar var. 12 Eylül rejimi ile birlikte siyasal nedenlerle 650 bin kişi gözaltına alındı. Yaklaşık 200 bin kişi hakkında sıkıyönetim mahkemelerinde dava açıldı. 65 bin kişi çeşitli cezalara mahkum edildi. Açılan davalarda 6 bin 353 kişinin idamı istendi, verilen idam kararlarının sayısı 500'ü geçti. Bunlardan 50'si infaz edildi. Yüzbinlerce kişi fişlendi, 388 bin kişiye pasaport yasağı kondu. Bizzat sıkıyönetim komutanlarınca 4 bin 891 kamu görevlisinin işine son verildi ve bir o kadarı da sürgüne gönderildi. Ülke dışına kaçan veya kaçmak zorunda olanların sayısı 30 bin, vatandaşlıktan çıkarılanların sayısı 15 bini buldu. Yüzbinlerce kitap yakıldı, bine yakın sayıda film yasaklandı ve bütün demokratik kitle örgütlerinin kapısına mühür vuruldu. Türkiye'de hiçbir karşı koyma, direniş olayı yaşanmadan bütün toplumsal muhalefet susturulmuş, sol kısa bir sürede darmadağan edilmiş, darbeciler 'korku'lanın önüne çok rahat geçmenin rahatlığını yaşıyorlardı. Ülke dikensiz gül bahçesi haline getirilmişti. Mamak Askeri Cezaevi'nde toplanan siyasi tutsaklara askeri yürüyüş halinde marşlar söyletilip, boy boy fotoğraflar gazetelerde yayınlatılarak, topluma 'İşte sizin kurtarıcılarınız bunlardır' denilerek, sola olan inanç ve güven kırdırılmış, geleceğe olan umutlar karartılmıştı. Üniversiteler eski konumundan çıkarılmış, kimi demokrat-devrimci aydın hocalar ya cezaevlerine konulmuş, ya da kaçmıştı. Kalanlar ise darbeyi ve darbenin dayanağı olan Türk-İslam felsefesi doğrultusunda dersler veriyor, askeri kışlaları yönetilir gibi yönetiliyordu üniversiteleri.
Sadece Kürtler etkilenmedi ama...
12 Eylül rejiminden sadece Kürtler mi etkilendi? Hayır, sadece Kürtler etkilenmedi. Sol, demokratik muhalefeti teşkil eden Türkiyeli yurtseverler de ciddi bedeller ödedi. Ancak 'Solcular da Kürtler kadar acı çekti, bedel ödedi' tezi, bizi Kürtlere kültürel soykırım uygulandı sonucundan uzaklaştırmıyor. Uzaklaştırmamalı da. Çünkü Kürtler 12 Eylül'ü solculardan daha farklı algılar oluşturarak yaşadılar. Çünkü 12 Eylül Kürtlerin anlam ve mana dünyasında daha farklı çağrışımlar doğurdu. Bu çağrışım iki farklı mekanda yaşandı. Biri toplumsal ve siyasal yaşamda, diğeri Diyarbakır Cezaevi'nde. 12 Eylül askeri darbesi, Bölge'de adeta 'işgal' süreciydi. Askerin girmediği ev, köy kalmadı. Her tarafta Apocular aranıyor, köylüler gece yarıları evlerinden çıkarılıyor, anadan doğma soyularak işkence yapılıyordu. Apocular ve silahlar soruluyor, asker istediklerini elde edemeyince de erkekleri kadınların karşısına çıkararak onurlarıyla oynuyordu. İl ve ilçelerde ise infaz ve tutuklamalar gerçekleştiriliyordu.
Diri diri insan yaktılar
Sadece ve sadece bir olayın anlatımı dahi 12 Eylül rejiminin Bölge'de nasıl cereyan ettiğini anlamaya yeter de artar. Tarih 10 Ekim 1981. Yer Dersim'in Ovacık ilçesine bağlı Kale Deresi Mezrası (Derê Garedesi)... 20 yaşındaki Behzat Firik, evinden alındı, ağabeyi Ekber'in gözleri önünde ormanda bir ağaca bağlandı. Sonra işkence başladı... Yüzbaşı Osman Aytekin, askerlerin sırayla ateşte kor haline getirdikleri kasaturayla Behzat'ın vücudunu dağlıyor, yetmiyor gözünü ve yüzünü çiziyordu. Bir grup asker de, yüzbaşının emri üzerine Behzat'a işkence yapıp ateş korlarını vücuduna serpiştiriyordu. Behzat, daha fazla dayanamamış ve kan kusmaya başlamıştı. Vahşet devam etti... Ayakları ateşin içine yerleştirildi. Kesif bir yanık kokusu vadiye yayılırken ayakları dirhem dirhem topuklarına kadar yanmaya başladı. Abisi Ekber Firik, çaresizdi. Bir şeyler yapmak istiyor, ama elinden bir şey gelmiyordu. Gördükleri karşısında daha fazla dayanamayıp bayılıvermişti. Sonra Behzat Firik'in cansız bedenine bir el kurşun sıktılar.
12 Eylül vahşetinin sembolü Kürt genciydi
Sonra ne mi oldu? Behzat'ın babası Firik Dede, dev gibi bir adamdı. Seyit çocuğuydu. Dersim'de tanınan bir insandı. Çöktü, sakal bıraktı. Ölünceye kadar oğlunun yasını tuttu. Sakal ve bıyığına makas vurmadı. Devletten gelen hiçbir yardımı kabul etmedi. Var mı bundan daha iyi 12 Eylül'ü sembolize eden bir olay. Hayır yok. Ama her yıl 12 Eylül rejimi protesto edildiğinde siz 12 Eylül'ün sembol ismi Behzat'ın hiç fotoğraflarının taşındığını gördünüz mü? Siz hiç Behzat'ın yaşadıklarını dile getiren bir sunum işittiniz mi? Siz hiç Türk medyasının Behzat'ın yaşamöyküsüne yer verdiğini duydunuz mu? Peki Behzat kimdi? Üniversite öğrencisiydi. Yoksul bir Kürt genciydi. Var mı böyle bir örnek Batı'da? Hayır. Siz üniversite öğrencisi bir genci diri diri abisinin gözleri önünde yakarsanız, bunun toplumda yaratacağı çağrışım ve algıyı tehditle, inkarla sileceğinizi zannediyorsanız yanılırsınız. Nitekim toplum bunu hiçbir zaman unutmadı. Unutmayacak da.
Bir halka dilini konuşma denildi
Şimdi gelelim 12 Eylül ve kültürel soykırıma... Askeri darbe ile gelen 1982 Anayasası'nın 26'ncı (Düşüncelerin açıklanmasında ve yayılmasında kanunla yasaklanmış herhangi bir dil kullanılamaz) ve 28'inci (Kanunla yasaklanmış herhangi bir dilde yayım yapılamaz) maddeleri, yaklaşık bir yıl sonra, yine cunta tarafından çıkarılan 2932 sayılı yasa ile ete kemiğe büründü. 2932 sayılı Türkçe'den Başka Dillerin Kullanımı Hakkındaki Yasa, 'milletin bölünmez bütünlüğü'nü dil bağlamında korumayı istemenin, demokrasiyi nasıl sakatlayabileceğinin en somut örneği oldu. Yasa, 2'nci maddesinde 'Türk Devleti tarafından tanınmış bulunan devletlerin birinci resmi dilleri (Yasanın yapıldığı dönemde Irak'ta Kürtçe ikinci resmi dildi) dışındaki herhangi bir dille düşüncelerin açıklanması, yayılması ve yayınlanması yasaktır' diyerek Kürtçe'yi yasakladı. 3'üncü maddesinde ise, 'Türk Devleti vatandaşlarının anadili Türkçe'dir' diyerek Türkiye'de anadilini bilmeden yaşayan milyonlarca yurttaşın bulunduğu izlenimini yarattı. O dönemde varlığı bile reddedilen bir milletin, doğal olarak varlığı reddedilen dilini, o dilin adını bile ağıza almadan yasaklamanın dahiyane yolunu içeren bu yasa 1991'de yürürlükten kaldırıldı. Anayasa'nın 26 ve 28'inci maddeleri ise Ekim 2001'de Anayasa'dan çıkarıldı. Ancak, tüm yurttaşların anadilinin Türkçe olduğu anlayışını yansıtan 42. madde (Türkçe'den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadil olarak okutulamaz ve öğretilemez) h‰l‰ yürürlükte. 12 Eylül 1980 Darbesi ile Kürtçe konuşmak yasaklandı. Kürt nüfusun hakim olduğu illerde PTT'den tutun da cezaevlerine kadar, neredeyse tüm kamu alanlarına 'Türkçe'den başka dilde konuşmak yasaktır' levhaları asıldı. Türkiye, bu düzenlemeyle bir dili kullanmayı özel yasa çıkararak resmen yasaklayan ilk ve tek ülke olma özelliğini AB uyum yasaları çıkana kadar başarıyla korudu.
Akla hayale gelmeyen işkenceler
12 Eylül ve kültürel soykırım öngören zihniyetinin hayata geçirildiği bir diğer mekan Diyarbakır Cezaevi'ydi. 12 Eylül sürecinde her Kürt ailesinden birileri Diyarbakır Cezaevi'nden geçti. İşkenceler yapıldı orada. Ve bu ciddi bir kırılma noktası yarattı. Bu cezaevi stratejik bir konumdaydı. Çünkü PKK'nin yüzde doksan kadro ve sempatizanının toplandığı bir cezaeviydi. Diyarbakır devlet ve devleti güvenceye almaya çalışan darbeciler için önemli bir merkezdi. Burada alınacak sonuç devletin geleceğini belirleyecekti. Bundan dolayı Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı'na özel harpçi Kemal Yamak getirilmiş, onun ekibinden cezaevi yönetimi oluşturulmuş ve özel politikalarla belirlenen uygulamalar devreye sokulmuştu. Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde uygulanan işkenceler, günlük yaşamda yaşananlar insanın aklına-hayaline gelmeyecek uygulamalardı. Esat Oktay'ın 'Sizi öyle bir hale getireceğim ki, sizi dışarı bıraksak dahi, siz dışarı çıkmak istemeyeceksiniz' sözleri, uygulamaların hangi politikanın sonuçları olduğunu ortaya koymaktaydı. Diyarbakır Cezaevi'nde sadece akla hayale gelmeyecek işkence yöntemleri yoktu. Bunun yanısıra kültürel soykırım öngören uygulamalar vardı. 12 Eylül sonrası Diyarbakır Cezaevi'ne görüşe gelen ve Türkçe bilmeyen anneler, on dakikalık görüş süresince oğullarına bakıp gözleri buğulu, tek kelime edemeden görüş sürelerini dolduruyordu. Cezaevi duvarlarına büyük harflerle 'Türkçe konuş, çok konuş' sloganı yazılmıştı.
Bizi bugün acıtan dünün solcuları
Diyarbakır Cezaevi'ndeki PKK'li tutuklular sadece ve sadece Kürt oldukları veya Kürtler lehine taleplerde bulundukları için akla hayala gelmeyen işkence vakalarına maruz bırakılıyorlardı. Çünkü Diyarbakır Cezaevi'nde hayata geçirilen işkence vakaları sadece kimlik talebine yöneltilmişti. Kimliği, ıstırap ve işkence nedeni sayan bir kamu zihniyetini kültürel soykırım olarak tanımlamayacağız da, ne olarak tanımlayacağız? Bize acı veren geçmişimizle yüzleşmeden, o acıyı 'acıtan gerçeklik' olarak gözler önüne sermeden kangrenleşen yaralarımızı nasıl saracağız? Susturarak mı, tehdit ederek mi? Yoksa entellektüel linç girişimleri başlatarak mı? Kültürel soykırım tartışmalarında daha da acı olan gerçeklik ise şudur: Sırf solcu oldukları için 12 Eylül döneminde çile ve işkence çeken dünün sol aydınlarının, bugün sözlerinden dolayı Ahmet Türk'ü eleştiri bombardımanına tutmaları. CENGİZ KORKMAZ

Hakkâri'de yaşam durdu

hakkarikepenkkapatma02 Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kente gelişine tepki olarak Hakkâri merkez, Yüksekova ve Şemdinli ilçelerinde kepenkler açılmadı. Araçların kontaklarının da açılmadığı Hakkari ve ilçelerinde güvenlik güçleri yoğun güvenlik önlemi aldı.
Erdoğan'ın ziyareti nedeniyle Hakkâri, Şemdinli ve Yüksekova esnafı kepenk açmadı. Araçların çalışmadığı il merkez ve ilçelerde yaşam durma noktasına geldi. Çevre illerden getirilen takviye ekipleri Hakkâri genelinde yoğun güvenlik önlemleri aldı. Hakkâri'nin birçok noktasına çevik kuvvet ekipleri yerleştirilirken, belirli noktalara ise keskin nişancılar konumlandırıldı.
Yüksekova'da polis, merkezi işgal etti
Yoğun güvenlik önlemlerin alındığı Yüksekova'da ise mahaller de ablukaya alındı. DTP İlçe binası önü başta olmak üzere birçok noktaya onlarca polis yerleşirken, polis iki kişinin bir araya gelmesine dahi izin vermemesi dikkat çekti. Sık sık insanların toplu gezmemeleri yönünde uyarılar yapılırken, uyarı ve önlemlere rağmen bazı noktalarda vatandaşlar birikmeye başladı.hakkarikepenkkapatma022
Protesto gösterileri başladı
Erdoğan, Diyarbakır, Tunceli, Van'dan sonra Hakkari'de de protesto ediliyor. Yüksekova'da bir çok noktasında bir araya gelen gençler, Başbakan'ın gelişini protesto etmek için gösteri düzenledi. Gösterilere polis yer yer müdahale ediyor. Kepenklerin kapandığı ve araçların çalışmadığı Yüksekova'da Mezarlık, Yeşildere, Esentepe, Göhgür mahalleri başta olmak üzere birçok noktada ateşler yakılarak barikatlar kuruldu. Güngür ve Mezarlık mahallerinde, 'Katil Erdoğan, Hakkari'den defol', 'Biji Serok Apo', sloganlarıyla yürüyüşe geçti. Yürüyüşe geçen kitlelere polis gaz bombalarıyla müdahale etti. Polisin müdahale etmesiyle birlikte bazı noktalarda gruplar ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar başladı.
HAKAKARİ (DİHA)

Bir başbakan Van'a geldi ve gitti


van011120085 Kepenkler kapatıldı, protesto gösterileri yapıldı, Van'da hayat durdu; Başbakan Erdoğan protesto gösterileri arasında Van'a gelip gitti.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Van'a yapacağı ziyareti protesto etmek amacıyla kenttin birçok noktasında öğle saatlerinde başlayan protesto gösterileri saatlerce sürdü. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı kentte yaşam durdu.
DTP İl binası kuşatıldı
DTP İl Binası önünde yapılması planlanan basın açıklaması sırasında İl binası ablukaya alındı. Gerginliği arttıran polisleri protesto eden kitle oturma eylemi yaptı. 'Rûreş Erdoğan', 'Erdoğan Kürdistan'dan defol', pankartları açıldı.
Kitle yürüyüşe geçti
Açıklamadan sonra DTP İl binası önünde toplanan kitle yürüyüşe geçti. Yürüyüşe polis gaz bombalarıyla sert bir şekilde saldırmasıyla, olaylar mahallelere ve ara sokaklara sıçradı. Burada bir araya gelen gruplar Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan lehine sloganlar atarak Erdoğan'ın Van'a gelmesini protesto etti.
Konvoy mahsur kaldı
Protesto gösterilerinin devam ettiği Van'a gelen Erdoğan'ın konvoyu Emniyet Müdürlüğü önünde beklemek zorunda kaldı. Bir çok noktada çatışmaların çıkması üzerine Başbakan'ın konvoyu Emniyet Müdürlüğü önünde beklerken, Erdoğan'ın konuşma yapacağı Beşyol'a giren yüzlerce kişi, 'Bijî Serok Apo' sloganını attı. Bunun üzerine Erdoğan'ı bekleyen AKP'liler dağıldı.van011120085aracyakma
Erdoğan konuşurken 10 araç ateşe verildi
Erdoğan'ın Van'da konuşma yaptığı açıklama sırasında birçok noktada devam eden eylemlerde 10 araç ateşe verildi. Erdoğan'ın konuşma yaptığı sırada alana iki noktadan girmek isteyen kitlenin üzerine polis ateş açtı. Gösterilerde 5 gösterici yaralanırken, 15 kişi gözaltına alındı. Öte yandan 8 polis yaralandı. Gösterilerde AKP il binasının camları kırıldı. Kitle, bir itfaiye aracının da bulunduğu 10 aracı ateşe verdi.
Halk İnisiyatifi halkı kutladı
Van Demokratik Halk İnisiyatifi Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın gelişini protesto eden Van halkını kutladı. Halk İnisiyatifi açıklamasında 'Van Demokratik Halk İnisiyatifi olarak artık bir provokatör olduğu tescillenen Erdoğan'ın kentimize gelişini kepenk ve kontak kapatarak, serhildana kalkarak, protesto etme çağrımıza yurtsever halkımızın gösterdiği duyarlılık ve katılımı, sergilediği direnişi selamlıyor ve kutluyoruz' diyerek kutladı. VAN www.gundem-online.com

İstenmiyorsun!

tayyiperdogan5 Türk Başbakanı Recep T. Erdoğan, Amed ve Dersim’den sonra, bu sefer de Van ve Hakkari’ye gidiyor. Erdoğan’ı karşılamayacak olan Kürtler, kepenk açmayacak, kontak kapatacak ve protesto gösterileri yapacak.

AKP Lideri Erdoğan, Amed ve Dersim’e protestolar arasında git-gel yaptıktan sonra bu kez şansını Van ve Hakkari’de deneyecek. Erdoğan’ı devlet temsilcileri. memurları ile işbirlikçiler karşılayacak. Kepenkler açılmayacak, kontak kapatılacak, gösteriler yapılacak. Türk Başbakan Erdoğan, Amed ve Dersim’deki sömürgeci başbakan karşılamalarından ders almadı ve çeşitli açılışlarda bulunmak üzere 1-2 Kasım tarihlerinde Van ve Hakkari’ye gidiyor. Ancak, her iki kentte de Erdoğan’a ‘hoş gelmedin’ hazırlıkları tamamlandı.newroz2008_van1[1]
Erdoğan, devletin topyekün savaş konseptine dahil edilen DTP’yi yerel yönetimlerden uzaklaştırma stratejisi için üstlendiği misyonunun gereği olarak Kürt illerine ‘sefer’ yapmayı sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta Amed ve Dersim’e giden Erdoğan, yoğun tepki ve protesto eylemleri ile karşılaşmıştı. Amed’de çöpler toplanmamış, esnaf kepenk açmamış, okullar boykot edilmiş ve tüm gün sokaklarda çatışmalar yaşanmıştı. Dersim’de de sadece devlet çalışanları tarafından karşılanan Erdoğan için hazırlanan ‘Hoşgeldiniz’ pankartları da belediye tarafından indirtilmişti. Bu hafta sonu da kirli savaşın younlaştığı Van ve Hakkari’ye gidecek olan Erdoğan’ı farklı bir karşılama beklemiyor. 1 Kasım’da Van’da Erdoğan’ın gittiği saatlerde DTP İl binası önünde kitlesel basın açıklaması yapılarak Başbakan protesto edilecek.
Halk İnisiyatifi’nin hazırlığı
Günlerdir hazırlıklarını sürdüren Van Demokratik Halk İnisiyatifi dün de yazılı bir açıklama yaptı. İnisiyatif, Vanlıları kepenk ve kontak kapatarak Erdoğan’ı protesto etmeye çağırdı. Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin Kürtleri gözden çıkardığı, demokratikleşme ve insan hakları adına söyleyebileceği bir sözünün kalmadığı ifade edilen açıklamada, AKP’nin özel savaş aygıtının siyasi kolu haline geldiği kaydedildi. Açıklamada, Erdoğan’ın “Çocuk da olsa, kadın da olsa gereken yapılacaktır” sözleri hatırlatılarak, Amed’de çocukların öldürülmesi, Van’da Newroz’un yasaklanarak kadın ve çocuklara işkence yapılması, Hakkari’de çocukların kolunun kırılması ve en son olarak da Öcalan’a yönelik fiziki saldırı örnek gösterildi. Kürt halkının kendisine ve Öcalan’a yönelik saldırılar karşısında hesap sorma gücünde ve kararlılığında olduğu vurgulanan açıklamada, Van halkına, kepenklerin ve kontaklarını kapatarak haklı demokratik tepkileri ile Erdoğan’a ‘hak ettiği cevabı verme’ çağrısı yapıldı.buyukanit_erdogan1
‘Karşılamaya gitmeyeceğiz’
DTP’li Milletvekilleri ve Belediye Başkanları da halk gibi karşılamalara katılmayacaklarını duyurdu. Halkın temsilcilerinin açıklamaları şöyle:
DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, Başbakan’ın Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözeceğine askere havale ettiğini ifade ederek, “Bu yüzden Kürt halkı ve birçok kesim Başbakan’a büyük öfke duymaktadır. Bu yüzden halkımız tepkisini demokratik bir şekilde gösterecektir. Halkımız devlete ve Başbakan’a öfke duyması gayet doğaldır ve tepkisini de gösterecektir. Van ve Hakkari halkı ülkeye zarar veren ve Kürt halkını inkar eden bir Başbakan’a mutlaka tepkisini en iyi şekilde ortaya koyacaktır” şeklinde konuştu.
Van Bostaniçi Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek, Başbakan’ın Kürt halkına demokratikleşme ve insan hakları alanında sözler verdiğini belirterek, “Halk bu sözlerin tutulmadığını gördü. Tüm bunlara rağmen devlet halka şiddet uyguladı. Halkımızda bu devlet terörüne karşı, alanlara çıkarak eylemlerde bulundu. Van halkı da Amed ve Dersim halkı gibi Başbakan’a gereken cevabı verecektir” diye konuştu.
DTP Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, Hakkari halkının misafirperver olduğunu dile getirerek “Ama sınır ötesi bir operasyon tezkeresini Meclis’ten geçiren, savaş hükümeti haline gelen bir hükümetin Başbakanı’na misafirperverlik yapmayacaktır” dedi. Eğer Kürtlere yönelik barış ve özgürlük için bir çaba harcanacaksa bunun için Başbakan’ın Kürt halkından özür dilemesi gerektiğini belirten Geylani, “Kürt sorunu çözümünde bir adım atılırsa Hakkari halkı herkese gösterdiği misafirperverliğini Başbakan’a da gösterir. Ancak aksi takdirde Hakkari halkı gereken tepkiyi gösterecektir” dedi.
Yüksekova Belediye Başkanı M. Salih Yıldız, belediye olarak karşılama yapmayacaklarını belirtti. Başbakan’ın Kürt sorununu çözmediğini ve askerle beraber hareket ederek imha kararı verdiğini söyleyen Yıldız, “Sayın Başbakan bu halka ve bu halkın partisine seçilmişlerine ‘terörist’ demiştir. Bu halkı yok saymıştır. İradesini yok saymıştır. Ancak biz, seçilmişler olarak ancak Başbakan’ın Kürtlerden ve partimizden özür dilemesiyle kendisini karşılarız” dedi. Başbakan’ın Amed gezisinde Kürtlerin ortaya koyduğu tavrı iyi okuması gerektiğini dile getiren Yıldız, “Başbakan eğer Kürt halkının gönlünü almak isterse ve Kürt sorununu da çözmeye karar verirse, Kürtlerin siyasal lideri ve önderi olan, şu an İmralı’da bulunan, üç buçuk milyon kişinin resmi olarak iradesi olarak teyit ettiği Sayın Abdullah Öcalan’la görüşebilir ve muhatabıyla Kürt sorununu çözerek kardeşliği tesis edebilir” diye konuştu.
Esendere Belediye Başkanı Hurşit Altekin de, kendisi ve 9 belediye meclis üyesinin Kürt sorununu görmeyen ve kardeşlik elini kabul etmeyen Başbakan’ı karşılamaya gitmeyeceklerini ifade etti. “Yıllardır ister protokollerde olsun ister karşılamalarda olsun adeta bize karşı terör estiren bizi yok kabul eden elimizi sıkmayanlara karşı tavrımız bundan sonra net olacaktır” diyen Altekin, Kürt sorunu karşısında sorumsuz davranan ve kardeşliği tesis etmeyenlere karşı görevlerini yapacaklarını söyledi. Yerlerinin halkın yanı olduğunu dile getiren Altekin, “Eğer demokratik talebini yerine getiren Diyarbakır halkı ‘teröristse’ Hakkari halkı da ‘teröristtir’” dedi.newroz_van_saldiri_3
Van’da Erdoğan hazırlığı
Bu arada Erdoğan’ın cumartesi günü Van’a yapacağı ziyaret nedeniyle yoğun polisiye önlemleri alınmaya başlandı. Erdoğan’ın geçiş güzergahındaki yollar asfaltlandı. Başbakan’ın geçiş güzergahı ve konuşma yapacağı Beşyol Mevkii’ne toplam 189 hareketli ve sabit MOBESE kamerası monte edilmeye başlandı. Kentin giriş çıkış noktalarında da fazladan kontrol noktaları oluşturulurken, Erdoğan’ın konuşma yapacağı alanda görevlendirilmek üzere çevre illerden takviye polis ekipleri istendi. Şehir merkezindeki en önemli cadde olan Cumhuriyet Caddesi ise dünden itibaren trafiğe kapatıldı.
Asker ve resmi kurumlar devrede
Erdoğan’ın kitlesel karşılanması amacıyla Van’da asker ve resmi kurumlar devreye girdi. Alınan bilgilere göre, Başbakan Erdoğan’ı Van Havaalanı’nda karşılamak için Muradiye İlçe Kaymakamı ve Merkez Jandarma Komutanlığı yetkilileri ilçeye bağlı köy muhtarları ile toplantı düzenledi. Van’a her köyden 2-3 araç ile çok sayıda kişinin getirileceği bildirildi. Ayrıca askerlerin Van’da yapılacak mitinge ilişkin AKP İl Başkanlığı tarafından hazırlanan bildirileri dağıtıkları öğrenildi. Bostaniçi Belde Jandarma Karakolu askerleri ise dağıtmaları için çocuklara bildirileri verdikleri kaydedildi. VAN/HAKKARİ YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Kürtler göçertildikleri yerde savaşın rehinleri durumunda

“Ülkesizlik ve devletsizlik hissi”

 DIGITAL CAMERA ANF-PARİS / İnsanlar tarih boyunca çeşitli sebeplerle bir yerlerden bir  yerlere bazen daha iyi bir yaşam umudu ile bazen can güvenliği yüzünden göç etmiş bazen de direk olarak başka güçler tarafından bizzat göçertilmiştir. Kürtler de tarihleri boyunca defalarca yerlerinden yurtlarından koparılarak göçertilmiş ve hala da göçertiliyor. On yıldır g öçmenler ve göçmen psikolojisi üzerine çalışmalar yapan ve Paris’te René Descartes Üniversitesi, Psikoloji Enstitüsü’nde klinik psikolojide mastarını tamamladıktan sonra aynı üniversitenin Klinik Psikoloji ve Psikopatoloji doktora programında araştırmalarına devam eden klinik psikolog Zübeyit Gün ile göç, mültecilik ve psikolojik sorunlarını konuştuk.

zubeyitgun Vatansızlık ve ülkesizliğin Kürtlerin göç bağlamında kimlikleri ile ilişkilerini de etkilediğini belirten klinik psikolog Zübeyit Gün, göçmenlerin gittikleri yerlerde ırkçı yaklaşımlarla karşılaştığını belirtiyor. Türkiye metropollerindeki yerli halkın göçmen Kürtlere hoşgörülü davranmadığını belirten psikolog Zübeyit Gün, büyük şehirlerde yaşayanların hemen hemen tüm problemlerinin kaynağı olarak Kürt göçmenleri göstermeye çalıştığını belirtiyor. psikolog Zübeyit Gün sorularımızı yanıtladı.

 

Öncelikle bir psikolog olarak göçü nasıl tanımlıyorsunuz?
- Göç, her şeyden önce bir tür karşılaşmadır. Göç edenle yerlinin karşılaşmasıdır. Bu karşılaşmada kültür çok önemli bir değişken olarak yer alır. Yani, göç basit anlamda fiziksel bir yer değiştirme değildir, bir sosyo-ekonomik sistemden diğerine, bir kültürel örüntüden diğerine geçmeyi de içerir. Bunlara yeni bir dili öğrenme yeni bir kültürün kodlarını çözme, yeni iklimsel özelliklere alışma zorunluluğunu da ekleyebiliriz. Kişi göç ettiğinde sudan çıkmış balığa döner. Karsılaşabileceği zorluklarla baş etmesi için gerekli sosyal destek ağlarından yoksun kalır. Bu durum göçmeni ruh sağlığı açısından daha kırılgan, zayıf, daha hassas kılar. Yani göç bir köksüzleşme ve kopuş deneyimidir. Göçmenin kimliğinin, kişiliğinin şekillendiği geliştiği sosyal, kültürel ve duygusal süreklilikten kopuştur, bahsettiğim. Bu deneyimin sonuçları toparlanabilecek bir sarsılmadan ağır psikolojik hastalıklara kadar uzanabilecek bir çeşitlilik içerir. Ve göç yapısı itibariyle karmaşık bir süreç olma özelliği taşır, bu olgunun toplumsal, tarihsel, ruhsal, ekonomik, kültürel özelliklerinin değerlendirilmesi gerektiği gibi, bunun kişisel boyutu da değerlendirilmelidir. Kısaca, göçün dışsal bir süreç olduğu gibi içsel bir süreçte olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bu özelliğinden dolayı çok subjectif bir süreç olduğu söylenebilir.
Kürtler çok uzun yıllardan beri kitlesel göçler yaşıyorlar veya kendilerine bu yaşatılıyor. Kürt göçünün belirgin özellikleri nelerdir?
- Aslında Kürtlerin zorunlu göçertilmeleri, sadece TC tarihi içinde düşünülünce cumhuriyetin kuruluşundan günümüze belli aralıklarla sürdürülmüştür. Zorunlu göçertilmeler genelde Kürtlerin siyasal ve buna bağlı olarak askeri kalkışmaları sonucunda bu odakların dağıtılması ya da bir daha toplanamaması amacını taşımıştır. Bunu Şex Sait ayaklamasından sonra, Dersim İsyanı’ndan sonra görmek mümkündür. Son kitlesel göçertmeler ise 1992-3-4 yılları yoğunluklu olmak üzere 90’li yıllarda gerçekleştirilmiştir. Bu kitlesel göçertmelerde her seferinde amaç ayni olsa bile farklı yöntemler izlenmiştir. İlk baslardaki göçertmeler daha çok siyasal hareketlerde kilit ve oncu rol oynayan aile ve aşiretlerin sistemli ve yer göstererek göçertilmeleri seklinde gerçekleşmiştir. Buna örnek olarak iç Anadolu Kürtleri ve Çukurova Kürtleri verilebilir. Fakat yer gösterme ve sistemli göçertmeler hem göç ettirilenler hem de geri kalanlar üzerinde istenilen yıkıcı etkileri göstermediği görülünce 90’li yıllardaki kitlesel göçertmelerde farklı yöntemler geliştirilmiş. Aslında 90’li yıllardaki göçertmeler sistemsiz gibi görünse de durumun kendisi “sistemli bir sistemsizliktir”. Önceki deneyimler ışığında organize bir organizesizlik tercih edilmiş ve bunun hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yıkım oluşturması için göç edilen yerde de göç edenlere yönelik sistemli yaklaşımlar geliştirilmiştir.
► Kürtlerin kitlesel olarak yerleştikleri yerlerin özellikleri nelerdir?
- Yaşanan savaştan dolayı özellikle 90’lı yıllarda göçertilen Kürtlerin göç yerleri açısından 4 temel eğilim taşıdıkları gözlenmektedir. Birinci eğilim; bölgedeki Diyarbakır, Van, Batman gibi büyük kentlere göçmek. Bunun sonucunda bu kentlerde çok önemli nüfus artışları yaşanmıştır. Elbette, bu kentlerin alt yapıları zaten yeterli değilken orantısız şekilde artan nüfus sonucunda çok ağır sosyal, kültürel, ekonomik, sağlık ve ruhsal problemler boy göstermiştir. İkinci eğilim; bölgeye yakın bölgelerdeki kentlere (İskenderun, Antalya, Mersin, İçel gibi) olmuştur. Bu eğilimin motivasyonlarından biri durumların düzelmesi durumunda dönme düşüncesidir denebilir. Kürt zorunlu göçünün en önemli özelliklerinden biri de zincirleme olmasıdır. Saydığımız kentlerde tanıdıkların, hemşehrilerin yada akrabaların olması önemlidir. Üçüncü eğilim; Türkiye’nin büyük metropollerine göç etmektir. Bunların başında, İstanbul, İzmit, İzmir ve Ankara gibi iller gelmektedir. Dördüncü ve son eğilim ise; Türkiye dışına özellikle de Avrupa’ya göç etmektir. Yurt dışına gerçekleşen zorunlu kurt göçünde de zincirleme göç etkisini görmek mümkün. Lakin tercih ettikleri ülkeler genelde tanıdıkları ya da akrabaları oldukları ülkeleri tercih etmişlerdir. Bilmedikleri bir ülkeye göçün zorlukları düşünülünce bunun anlaşılır bir tercih olduğu söylenebilir. Yurt dışındaki kürt nüfusunun varlığının temelde 3 periyodu içerdiği söylenebilir; 60’li yılların sonundaki isçi anlaşmaları, 80 darbesi ve daha önce gelmiş olanların aile birleşimleri ve son olarak, 90 sonrasındaki köy boşaltmaları ve çatışmalı ortamdan kaynaklı olan kitlesel göçlerdir. Her göç çekim alanının göç birimleri açısından farklı avantajları ve dezavantajları vardır.11em1Göç
►Genel olarak göçmenlerin yaşadığı psikolojik baskı ve sorunları nelerdir?
- Öncelikle göç deneyimine özel bir ruhsal hastalık olmadığını belirtmekte fayda var. Yani göç deneyiminin her zaman ve mutlaka ruhsal problemlere yol açacağını düşünmek doğru değildir. Ama farklı zamanlarda farklı göçmen popülâsyonlarla yapılan karsılaştırmalı çalışmalar bize göçmen popülâsyonun yerli popülâsyona göre daha fazla ruhsal sorunlar yaşadığını göstermektedir. Genel olarak alan deneyimlerimize ve yaptığımız araştırma sonuçlarına ve yapılan uluslar arası araştırmalara baktığımızda; göçmen popülâsyonda en fazla gözlenen ruhsal problemleri söyle sıralayabiliriz: Göç eden ergen ve çocuklarda en sık rastlanan problemler; geleceksizlik ve güvensizlik duygusu, uyku problemleri, kâbuslar, benlik çatışması, benlik algısında düşüklük, kişilik problemleri, ebeveynlerle yoğun çatışma, iki dillilikten kaynaklı dil problemleri örneğin kekemelik, okul başarısızlığı. Davranış bozuklukları, anxiyete bozuklukları, depresyon, psiko-somatik bozukluklar, altını ıslatma ve travma sonrası stres bozukluklarıdır. Göç, yetişkinlerde ise yoğun yalıtım duyguları, somatizasyon bozuklukları, şizofreni, anxiyete bozuklukları, depresyon, intihar, paranoya, madde kötüye kullanım (alkol, uyuşturucu madde v.b.) travma sonrası stres bozukluğu ve uyku bozuklukları gibi problemlere yol açabilmektedir.
Göç deneyiminde ruh sağlığını olumsuz etkileyebilecek değişkenler nelerdir?
- İnsan yaşamında fiziksel, sosyal ve kültürel çevre çok önemli bir yer tutar. Dolayısıyla yaşam sürecinde fiziksel, sosyal ve kültürel çevredeki değişmeler insan gelişiminin yönünü de etkiliyor. Gelişimin olumlu ya da olumsuz olması etkili faktörlerin değişim düzeylerine ve hızına bağlıdır. Fakat bazı gelişim ödevlerinin başarılabilmesi için ergenlik gibi gelişimsel açıdan önemli dönemlerde, gelişimde etkili faktörlerin istikrarlı bir şekilde sürmeleri gerekiyor. Böyle bir gerekliliğin yanında göç edenlerde istikrarlı ortam, çevre ve diğer değişkenler radikal bir şekilde değişmektedir. Bu değişen durum da kendi içinde birçok risk barındırmaktadır. Bu yüzden yaş, cinsiyet, göç turu, göç nedeni, nereye göç edildiği gibi birçok önemli değişkenden söz edilebilir.
O zaman şöyle sorarsak: göçün kadın, erkek, yaşlı veya çocukların psikolojik yaşamları üzerinde farklı etkileri ve sonuçları nelerdir?
- Göç yapısı itibarıyla ruh sağlığı açısından riskli bir deneyim olma özelliği taşısa da herkesi aynı şekilde ve aynı yönde (olumlu ya da olumsuz) etkilemez. Kişisel tarih, geçmişteki yaşantı ve deneyimler, göçün motifi gibi özellikler deneyimin yönünü ve etkilerini belirler. Göç çocuklar için hemen her zaman iradelerinin dışında ve zorunludur. Çünkü karar verme süreçlerine katılmazlar, göç edildiğinde fikirleri sorulmaz. Bu tespit bazen hatta önemli oranda kadınlar için de geçerlidir. Araştırmalar; göç edenler arasındaki en riskli grubun çocuklar, ergenler, yaşlılar ve kadınlar olduğunu gösteriyor. Çünkü çocuk ve ergenler gelişim süreçlerinin riskli zamanlarını yaşamaktadırlar. Sosyalizasyon süreçlerinin ortasındadırlar. Göç durumunda, ergenler ve çocuklar büyük bir alt üst oluş yaşarlar. Bu durumda hem büyümenin hem de yer değiştirmenin oluşturduğu stres ile baş etmek zorunda kalırlar. Bu gelişim dönemlerinde beklenen kimlik gelişimi, benlik kavramı, kendilik algısı ve ebeveynlerle ilişki alanlarında sarsılma ve savrulmalar yaşanabiliyor.
Göç etmiş çocuk, ergen ve gençler göçle beraber, kendilerini yeni ve eski kültürler arasında bir seçim yapmak zorunda oldukları bir pozisyonda bulmaktadırlar. Bu zor seçimler, çocuk, ergen ve gençlerde davranış problemleri ve farklı patolojilerin gelişmesine neden olabilir. Yaşla beraber esneklik ve uyum kapasitesinde bir düşüklük gözlenmekte ve bu durum yeni gelinen yere uyumu güçleştirmektedir. Yaşlılarda ise tersten bir süreç işler. Onlar hayatlarının önemli bir kısmını geçirdikleri yerin özelliklerini fazlasıyla içselleştirdikleri için yeni ortama daha kapalı oldukları gibi, geride bıraktıklarıyla bağları daha güçlü olduğu için kayıp duygusunu daha ağır yaşamakta ve bu kayıpların yasını daha fazla tutabilmektedirler. Bu da gidilen yere entegre olma surecini yavaşlatmakta ve sekteye uğratmaktadır.
Sahip olunan kültür ve kökene yönelik ayırımcılık, ırkçılık, aşağılama ve dışlama tutumları etkilerini yetişkinlerde gösterse de çocuklarda ve ergenlerde daha etkilidir. Öyle ki; aşağılama ırkçılık ve dışlanma sonucu oluşan öfke ve utanma yön değiştirir ve aileye yönelir, daha belirgin şekilde anne-babaya yönelir, aşağılanmanın nedeni kültürel özelliklerin devam ettiriciler ve taşırıcılar onlar görülür, bu kuşaklar arasında radikal kopuşlara ve çatışmalara neden olmaktadır. Gerçek bir zihinsel yarılma ve asimilasyon bu sürecin sonucudur, lakin zora dayalı asimilasyondan daha kalıcı ve daha etkilidir. Kişinin kendine güvenini olumsuz etkilemekte, potansiyelini gerçekleştirmesi önünde önemli bir engel haline gelmektedir.
► Kadınlardaki farklı etkileri nelerdir?
- Yaptığımız alan araştırmaları ve klinik deneyimlerimize dayanarak diyebilirim ki: Kürt göçmenlerdeki patolojiler cinsiyetlerine göre farklılıklar göstermektedir. Dediğim gibi kadınlar bu süreci daha ağır yaşıyor. Dolayısıyla yoğun yalıtım duyguları, depresyon, narsisim yaralanmalara bağlı benlik sayısında düşüklük ve somatik semptomlar gibi problemlerin daha çok kadınlarda gözlemlendiğini tespit ettik. Kadınların entegrasyonlarının erkeklere göre çok daha düşük olduğunu söyleyebiliriz. Bunu geleneksel toplumsal rollerin burada da sürdürülmesine bağlayabileceğimiz gibi, kimliklerini risk altında hisseden Kürtlerin kimlik taşırıcısı olarak kadınları görmesine de bağlayabiliriz.
* İşçi olarak göç etmek ile mülteci olarak göç etmenin farkı var mı?
- Göçü, ruh sağlığı açısından daha riskli kılabilecek değişkenlerden biri de göçün türüdür, yani zorunlu veya istemli olması. İstemli göç, daha iyi yaşam koşulları için yapılan göçtür genelde. Hayat kalitesini yükseltmek, yaşam doyumunu arttırmak motivasyonu temeldir. Sonuçta bu göçte de hayal kırıklıkları ve amaçlara ulaşamamak mümkündür, ama öncesindeki psikolojik, sosyolojik ve ekonomik hazırlık olumsuz sonuçları azaltmaktadır. En azından başarısızlık durumunda dönülebilecek bir ülke mevcuttur. Diğer yandan, zorunlu göç, isteğe bağlı olmayan, aniden, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik hazırlıklar olmadan yapılan göçtür. Ya canını kurtarmak, hapse düşmemek, psikolojik yâda fizik şiddetten kaçmak için gerçekleştirilir. Dönüşü olmadığı bilinerek ama istemsiz, gönülsüz, kendi tercihi olmadan gerçekleşir. Bir yandan canını kurtardığı için, hapse düşmediği için yâda işkence görmeyeceği için bir rahatlama yaşamaktadır, diğer yandan ise ani şok ile baş etmek, kaybettiklerinin yasını tutmak, geride bıraktıklarına üzülmekte, hatta suçluluk duygularıyla baş etmek zorundadırlar. En zoru ise dönüşü olmayan bir göç olmasıdır. Bölgedeki süreçten kaynaklı ekonomik zorluklar da göçü tetikler bu nedenle işçi göçleri için de dolaylı zorunlu göç terimini kullanabiliriz. Türkiye metropollerine göç eden Kürtlere baktığımızda; göç edilen yer ile göç veren yer arasındaki kültürel, sosyal ve ekonomik farkların büyüklüğü böyle bir göçün şeklen iç göç fakat nitelik olarak dış göç özellikleri taşıdığını görüyoruz.
►Avrupa’ya mülteci olarak gelmek zorunda kalanlar ile işçi olarak gelenlerin karşılaştığı psikolojik baskıların farklılıkları nelerdir?
- Araştırmalar zorunlu göçün istemli göçe oranla ruh sağlığı açısından daha fazla riski içinde barındırdığını gösteriyor. Zorunlu göçü de kendi içinde incelersek insan eliyle yaratılan travmalar sonucu gelişen zorunlu göçler (militarist baskılar, iç savaşlar, soy kırımlar vb) doğa felaketleri sonucu gelişen zorunlu göçlere oranla göçmenin ruh sağlığını daha olumsuz etkilemektedir. Yani, göç; göç öncesi, göç sonrası ve göç sırasında yaşananların toplam etkisi sonucu oluşan bir deneyimdir. Dolayısıyla göçün ruh sağlığına etkisini bu üç süreçte yaşanılanlar belirler. Göç öncesinde yaşanılan olumsuz deneyimler (dışlanma, ayrımcılık, fizik ve psikolojik baskı, işkence, hapis gibi) yaşayanların yaşamayanlara oranla göçten daha olumsuz etkilendikleri söylenebilir. Ayrıca göçün illegal yapılması, göç sürecinde ölüm tehlikelerinin atlatılmış olması ya da yaralanmalar sonraki süreç üzerinde etkili olabilir. Son olarak göçmen olarak gidilen yerin özellikleri göçmenin ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkide bulunabilir. Mültecilik başvurusu surecinde yaşananlar göç öncesinde ve göç sırasında yaşanan problemlere yenilerini eklerse göçün riskli olma olasılığı daha da artmış olur.kurt zorunlu goc tehcir
►Göç alanlarının konumlarının göçmenler açısından avantajlar ve dezavantajları nelerdir?
- Örneğin bölge içindeki büyük metropollere göç etmenin göçün, göç edilecek yerde yaşanabilecek problemleri azaltması açısından bir avantaj olduğu düşünülebilir. Öyle ki, göç edilen yerdeki kültürel benzerlik, sosyo-ekonomik yapıya aşinalık, oraya entegrasyonu hızlandırmakta, göç edilen yerde bir yasam alanı yaratılması surecini oldukça azaltabilmektedir. Göçle yaşanan kayıpları telafisi daha mümkün görünmektedir. Yeni bir dil, yeni kültürel kodlar çözmek zorunda değildir. Sosyal destek ağlarının varlığı kayıpları telafide çok önemli rol oynamaktadır. Ama ruh sağlığı açısından aynı süreçten bahsedemeyiz. Kişi göç edilen yerdeki yapıdan ve göç edilen yerdeki yerlilerden kaynaklı ortaya çıkabilecek problemleri yasamayacaksa bile genel anlamda bölge içinde kalmasından dolayı, göç etmesine neden olan faktörlerden uzaklaşması ve etkisinden kurtulması mümkün görünmemektedir. Bu da onun göç öncesinde ve göç sırasında yasadığı travmanın ve buna bağlı ruhsal problemlerin daha uzun sürmesine hatta aradan yıllar geçmesine rağmen ayni sıcaklıkta yasamasına neden olmaktadır.
Bölgeden batıya göç etmenin, göç öncesinde ve göç sırasında yaşanılan problemlerin ve bunun yarattığı ruhsal yaralanmaların etkisinden kurtulma sürecine -bölge içinde kalanlara oranla- olumlu katkıda bulunduğu söylenebilir. Fakat çatışma bölgesinden uzaklaşılmasına rağmen riskler tamamen bertaraf olmadığı için ruhsal problemlerin iyileşmeleri bekleneninden daha uzun sürdüğü söylenebilir. Ekonomik kayıpların telafi fırsatı bölgeden daha fazladır. Fakat göç edilen yerdeki yerlilerle ilişkiler göz önünde bulundurulunca göç öncesi ve sırasında yaşanan sorunlara göç sonrası yaşanan sorunlar da eklenmiştir. Ben kendi araştırma ve klinik deneyimlerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, Kürt göçmenlerin ruhsal olarak en çok örselendikleri bölge Türkiye metropolleridir.
YERLİLER GÖÇERTİLEN KÜRTLERE KARŞI IRKÇI DAVRANIYOR
► Peki, Türkiye metropollerine yapılan göçertmelere baktığımızda buradaki yerli nüfusun göçle gelenlere bakışı nasıl?

- Türkiye metropollerine gerçeklesen göçün avrupa yapilan goce oranla, kültür şokunu azaltacağı, çünkü kültürel benzerlik ve tanışıklık, dile ve kültüre aşinalık; göçün yarattığı kopuşun, alt-üst oluşun etkisini atlatmalarına katkıda bulunabileceği düşünebilir. Ama Türkiye metropollerine göç eden Kürtler için bu tespit doğru değildir. Kültürler arası ilişkiden ziyade tarihsel süreçteki ilişkilerin niteliği de bu durumda belirleyici olmuştur. Türkiye metropollerindeki yerli halk, göçmen Kürtlere karşı kabullenici ve açık davranmamıştır. Kentlerinde yaşanılan hemen hemen tüm problemlerin kaynağı olarak Kürt göçmenleri göstermeye çalışmışlardır. Bu hem yerli halkın davranışlarında hem de resmi kurumların tutumlarında açıkça gözlenmektedir. Yoğun önyargılar, ayrımcılık ve ırkçılık çok yaygın durumdadır. Hatta bu ırkçı tutumların gizlenme gereği bile duyulmamaktadır, bahsi geçen metropollere vize konması tartışılmaktadır. Mevsimlik Kürt isçiler kent girişlerinde bekletilmektedirler, çalışmak için gitmek istedikleri kentlere sokulmadıkları gözlenmekte. En ufak bir adli olay linç girişimlerine dönmektedir. Yani zorunlu göç eden Kürtler Türkiye metropollerinde kaçtıkları savaşın rehinleri, rehineleri durumuna düşmüşlerdir. Yaşanılanların tanığı, kurbanı ve muhatabı olarak göçmenlerin yaşadığı çaresizlik, yakalanmışlık hissi, kıstırılmışlık hissi, ruhsal olarak çökmelerine neden olmakta, yaşadıkları travmalara yenilerini eklemektedir. Bu yaşanılan olumsuz deneyimler travmalarının süreklileşmesine neden olmakta ve atlatılamayan travmaların birikerek devam etmesine neden olmaktadır.
► Bu göç sorununda özellikle çocuklarda anadilin ruhsal durumun şekillenmesi açısından önemi nedir?
- Yapılan birçok çalışma ergen ve çocukların kültür şoku sorunlarıyla baş etmesinde, aileye ilişkin geleneksel ve kültürel değerlerin korunmasının olumlu etkide bulunduğunu bildirmiştir. Göç söz konusu olunca özellikle anadil çok önemlidir. Anadil ve göç edilen yerdeki dil ile kurulan ilişkinin çocuk ve ergenlerin uyum ve entegrasyonlarında önemli olduğunu gösteren birçok çalışma yapılmıştır. İzmir’de yaptığımız bir alan araştırmasında anadili bir değişken olarak ele alınmıştık. Kürtçeyi her fırsatta konuşan çocuk ve ergenlerin benlik saygıları, yaşam doyumları ve kültürlenme düzeylerinin kullanmayanlara oranla daha yüksek olduğunu tespit etmiştik. Bu tespit aslında uluslararası araştırmalarda başka topluluklarla yapılan araştırma sonuçlarınca da desteklenmekte. Bu çerçevede anadil becerisi, geleneksel-kültürel bir değer olarak alınırsa; göç eden ergenin kültürel normlarıyla barışık olmasının onun benlik saygısını, yaşam doyumunu olumlu etkileyebileceği ve ayrıca bu barışıklıktan dolayı göç edilen kültürle daha cesur ilişkiler kuracağı için kültürlenme düzeyinin yükselebileceği düşünülebilir. Kendi kültürel değerleriyle barışık olma durumu/düzeyi kendini dışa açmaya olumlu etkide bulunacağı düşünülebilir.
► Avrupa’da bulunan Kürtler de ırkçılıkla karşılaşıyorlar mı? Bunun Türkiye ile farkı nedir?
- Evet. Kürt göçmenler Avrupa’da da ırkçılıkla ve ayırımcılıkla karşılaşmaktadırlar. Fakat Alan araştırmalarımız ve klinik çalışmalarımızdaki anlatılarına bakarak diyebiliriz ki, Türkiye’de maruz kaldıkları ırkçılık onların psikolojilerinde daha derin izler bırakmaktadır. Bunun iki temel nedeni olduğunu söyleyebiliriz, birincisi Avrupa’daki ırkçılık onların kimliklerine direkt olarak yapılmamaktadır. Yani özellikle Kürt oldukları için ırkçılığa uğramıyorlar. Geldikleri ülkede yabancı oldukları için ayrımcılığa ve ırkçılığa uğradıklarını düşünmekteler. Genel olarak yabancı kategorisi içinde yani daha genel bir tanımlama içinde yer aldıklarını düşünerek bunu daha iyi tolore edebilmektedirler. Ama Türkiye’deki ayrımcılık, ırkçılığın direkt kimliklerini hedeflediğini yani kurt oldukları için bu tutumlarla karsılaştıklarını düşünmektedirler, dolayısı ile Türkiye metropllerindeki ırkçılığı ve ayırımcılığı daha yıkıcı olarak algıladıkları görülmektedir. Diğer bir etken ise ırkçılığa ülkeleri olarak algıladıkları bir yerde uğramadıklarını düşünmeleridir. Görüştüğüm insanlardan biri “burası onların ülkesi, ırkçılık yapmaları hoş değil tabi, ama o kadar da zoruma gitmiyor, ama kendi ülkemde ırkçılığa uğramayı kabullenemiyorum” diyordu. Avrupa Kürt mülteciler için çok farklı bir deneyim anlamına geliyor. Bilmedikleri bir ülkeye, bilmedikleri bir kültüre ve yapancı oldukları bir dile gitmektedirler. Göç edilen ülkedeki mülteci politikaları, ülkedeki insanların yabancılara yaklaşımları, gidilen yerde yakalanabilecek sosyal destek ağları süreci ağırlaştırabilir ya da hafifletebilir.
►Avrupa’daki Kürt göçmenler ile Türkiye metropollerindeki göçmenlerde yaşanan travmaların tedavileri bunların düzelme şekli ve süreleri açısından farklılıklar var mı?
- Normal koşullarda beklentiler, Avrupa’ya göc eden populasyonda daha fazla ruh sağlığı problemleri yaşanmasıdır. Ama tahminlerin tersine; göçertilen Kürt göçmenlerle yaptığımız araştırmalar ve klinik deneyimlerimize dayanarak diyebiliriz ki: Avrupa’ya zorunlu göç etmiş Kürt popülasyonda, göç öncesinde ve göç sırasında yaşanan travmaların ve ruhsal yaralanmaların iyileşme süresi hem metropollere göç edenlerden hem de bölge içinde göç edenlerden daha kısadır. Yani göçertilmeye bağlı gelişen patolojiler daha iyi bir iyileşme seyri izlemektedirler. Bunu çatışma ortamından uzaklaşmaya ve risklerin önemli oranda elimine edilmesine bağlayabiliriz. Diğer yandan, gelinen ülkedeki mültecilik başvuru sürecinden kaynaklı önemli problemler yaşanmaktadır. Eğer başvuru reddedilirse yasadışı bir konumda kalmaları, bununla ilgili yakalanma korkuları geldikleri yerdekine benzer deneyimler yasamalarına neden olmaktadır, böylece o zamanki ruhsal problemler tekrar alevlenmekte ve hatta bu alevlenenlere ek olarak burada yasadıkları korkular eklenerek daha da katlanamaz hale gelmektedir. Kâğıtsız olunmasından dolayı, bu gününe ve yarınına sekil verememektedir. Bu da ağır patolojilerin gelişmesine davetiye çıkarmaktadır. Ebetteki göç edilen yerlerde önemli oranda Kürdün bulunması ve onların kendi aralarında kurdukları sosyal destek ağları bu süreci daha rahat atlatmalarına katkıda bulunmaktadır. Ama yine de her göçmeni ilk bekleyen yalnızlaşma ve izolasyondur.
► Avrupa’da yaşayan göçmenlerden siyasi mücadelelerine devam eden veya çeşitli derneklerle ilişkide olanlarla bu toplumdan uzak duranlar arasında psikolojik durum açısından farklılıklar var mı?
- Elbette var. Bu ilişkiler, Avrupa ya göç eden Kürtlerin ruh sağlığı açısından önemli bir değişken olarak dikkat çekiyor. Fransa’da yaptığımız araştırmada, politik olarak örgütlü olanlarla olmayanları ruh sağlığı açısından karsılaştırdık ve politik olarak örgütlenip bir gruba angaje olanlar ile herhangi bir siyasi gruba angaje olmayanların ruh sağlığı gelişimleri arasında anlamlı farklılıklar olduğunu gördük. İlişkilenen politik grup göçmenlerin sosyal destek ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamakta ve psikolojik koruyucu bir faktör olarak yaşamlarında yer almaktadır. Özellikle göç edilen yerden kaynaklanabilecek problemleri aşmada faydalı olabilir. Fakat, politik gruptaki dinamiklerden kaynaklı, tarvmatik deneyimlerin sürekli gündemde tutulması travmaya bağlı semptomların iyileşmesini geciktirebilmektedir. Diğer yandan, politik gruba dâhil olmayanların göç sırasında ve göç öncesinde meydana gelen ruhsal yaralanmaların iyileşmesi daha çabuk olurken, Avrupa’daki göç koşullarından kaynaklı patolojilere daha sık rastlanmaktadır.
► Uluslararası alanda devlet statüsüne sahip olmaması mülteciyi nasıl etkiliyor?
- Ülkesizlik ve devletsizlik hissi yani bir yere ait hissedememe, göçmenlerin yükünü ve psikolojilerinin bu süreçten olumsuz etkilenme olasılığını arttırmaktadır. Örneğin Avrupa’daki Kürt göçmenlerle yaptığım klinik görüşmelerde onlara Fransa’da kendilerini evlerinde hissedip hissetmediklerini sorduğumda verdikleri cevap “hayır hissetmiyoruz” idi. Ama sadece burada değil hiç bir yerde kendi evlerinde hissetmediklerini hemen ekliyorlardı. İnsanin ruh sağlığının devamlılığı için en temel şartlardan biri olan kendilerini güvende hissetme ve kimlik gelişimi için şart olan bir yere ait olma hissinin yaralanmış olduğu acık. Vatansızlık duygusu Kürtlerin göç bağlamında kimlikleri ile ilişkilerini de etkilemektedir. Normal koşullarda göç bağlamında köken ülke idealize edilir, Kürtlerin idealize edecek bir ülkeleri olmadığı için kimliklerini idealize ettikleri gözlenmektedir.k1jc2
► Son yıllarda Kürdistan’da yaşanan savaşla birlikte Avrupa’ya göç eden Kürtlerden mülteci kamplarında ve sonrasında intihar eden birçok Kürt oldu. Mültecilikle intihar arasında bir ilişki var mı?
- Mültecilik sürecinde yaşananlar intiharı tetikleyen faktörlerinden biri olabilir, ama sadece bununla açıklayamayız. Öncesinde yaşananlar, yani kişisel tarihi nedir, toplumsal tarihi nedir, göç öncesinde sırasında ne yaşamıştır, bunları incelemeden genelleme yapamayız. Yukarıda bahsettiğim değişkenlerden bir ya da birkaçının olumsuz olması göçmen kamplarında yaşananları daha katlanmaz kılabilmektedir. Kurt zorunlu göçü iyi incelendiğinde, göç ilk önce köyden en yakin ilce yâda il merkezine gerçekleşmekte, burada tehlikenin sürdüğü görülüp daha büyük ve daha uzak oldukları için Türkiye metropollerine göç edilmektedir. Orada hem yerlilerin ırkçı ve ayırımcı davranışları hem de görece az da olsa riskin sürmesi onları son çare olarak Avrupa kapılarına itmektedir. Bu süreç her acıdan tüketici bir süreçtir. Son çare olarak gelinen kapıda karsılaştıkları tutumlar, kamplara kapatılmaları onları intihar noktasına kadar getirebilmektedir. Dünyada kaçacak, gidecek bir yerinin olmadığı duygusu, çaresizlik ve tükenmişlik sendromu kamplardaki intiharları tetikleyebilir. Fakat son süreçte Kürtlerin yaşadığı ülkelerde intiharlar dikkat çekmektedir. Bunun ayrıca ele alınması ve araştırılması gerektiği kanısındayım.
►Avrupa ülkeleri dikkate alındığında gelinen ülkelerin bu mültecileri göçmenleri karşılama ve onları entegre etme arzusu ne düzeyde ve bu mültecilerin psikolojisini nasıl etkiliyor?
- Göç edilen yerdeki ülkenin yerlileri olduğu kadar o ülkenin göçmenlere yönelik hizmet ve yasaları da göçmenlerin entegrasyonları, gelişimleri ve ruh sağlıkları için hayati önem taşımaktadır. Özellikle göç sonrası dönem açısından göç edilen yerin özelliklerine de bakılmalıdır. Göç edilen yer ne kadar kucaklayıcıysa, ne kadar az dışlayıcı, ırkçı ve ayrımcıysa, kayıpları telafi etmeye ne kadar müsait ise göçün olumsuz etkileri o kadar azalacaktır. Göç edenlerle yerleşiklerin birbirlerini sahiden tanımamaları ve önyargılarla yüklü bir şekilde şiddete dek varabilen gerginlikler üretmeleridir. .

Gündem'in internet sitesi 6. kez sansürlendi

gundemimiz_logo Sansür devam ediyor sitemiz Gündem Online 6. kez kapatıldı
21:23
Gazetemiz Gündem'in internet sitesi 6. kez Türkiye'de sansürlendi. www.gundemonline.org isimli internet sitemize bugünden itibaren Türkiye'den erişim mahkeme kararı ile yine engellendi.
Sitemize girilmek istendiğinde 'BU SİTEYE ERİŞİM ENGELLENMİŞTİR. İstanbul Beyoğlu Baş Savcılığı, 31/10/2008 tarih ve 2008/22434 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir' yazısı ile karşılaşılıyor.
Sitemize 6. sansür
Daha önce mahkemelerce 5 kez kapatılan sitemize bu kez savcılık kararıyla engellenmiş olması dikkat çekicidir. Gündem gazetesi internet siteleri gundemimiz.com, ozgurgundem.net, ozgurgundem.org, gundemonline.com, gundemonline.net adreslerinden sonra www.gundemonline.org internet adresimize de Türkiye'de girişler yasaklandı.
Bundan böyle www.gundem-online.com adresi üzerinden internette yayınımıza devam edeceğiz.
Gündem