Baydemir: Asıl pislik Erdoğan'ın siyaseti

osman_baydemir_kale_dusmez Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DTP'nin elindeki belediyelerin kentleri 'pislik' içerisinde bıraktığını öne süren Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'a, 'Aslında pislik olan, insanların yaşamına mal olan Başbakan'ın siyasetinin ta kendisidir' dedi. Erdoğan'ın ziyareti sırasında görmeye layık olduğu şeyleri gördüğünü kaydeden Baydemir, AKP adaylarının Diyarbakır'da kazanma şansı olmadığını vurguladı.
Hollanda'nın Rotterdam kentinde Dilek adlı halk operasını izlemeye gelen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ANF'nin sorularını yanıtladı. Baydemir, Erdoğan'ın DTP'nin hizmet etmediği yönündeki eleştirilerine sert cevap verdi. Baydemir sekiz yıllık çalışmalarının seksen yıllık Cumhuriyet tarihinin tüm hizmetlerini katlar nitelikte olduğunu belirterek, Diyarbakır'ın Türkiye'nin en temiz kentlerinden biri olduğunu ifade etti. Baydemir Diyarbakır'ın kale olmaya devam edeceği mesajını verdi.
DİYARBAKIR'A CUMHURİYET TARİHİNDE EN BÜYÜK HİZMETİ YAPTIK
Yerel seçimler yaklaşıyor ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, artık her konuşmasında DTP belediyelerini hedef alıyor. Büyükşehir Başkanlığı'nı yaptığınız bu son dört yılda Diyarbakır'da neler değişti, daha önce olmayan yenilikler nelerdir?
Beş yıllık zaman diliminde, yaşamın her alanında A'dan Z'ye kadar ciddi müdahaleler gerçekleştirdik ve ciddi sonuçlar elde ettik. Sadece bir iki vurgu yapmam gerekirse; Cumhuriyet tarihi boyunca kentimiz Diyarbakır ve Diyarbakır insanına, yapılmayan hizmetin tümünü sekiz yıllık, dokuz yıllık zaman diliminde yerel yönetimimizde gerçekleştirme şansını ve şüphesiz onurunu yaşadık.
Rahatlıkla diyebilirim ki, sekiz yıllık çalışmalarımız seksen yıllık Cumhuriyet tarihinin tüm hizmetlerini katlar niteliktedir. Kent merkezine su sorunumuz yoktur. Gelecek 30 yılın tüm alanlarına da hitap edebilecek, ihtiyaca cevap olabilecek su rezervine de biz sahibiz. Sadece şehir merkeziyle de sınırlı kalmadık, bize bağlanan 97 yerleşim biriminin yüzde 50'sinin suyunu da götürdük. Evlere bağlantısını gerçekleştirdik. Şu anda 97 kilometrelik halka içerisinde bize bağlı köylerde bir elin parmak sayısı kadar köyümüzde su sorunu var. Bunları da birkaç aylık zaman dilimi içerisinde rahatlıkla ortadan kaldırabiliriz.
Dolayısıyla ben kendimin gençliğinde, üniversite yıllarımda, avukatlık mesleğinde geçirdiğim tüm zaman dilimi içerisinde tanık olduğum bir gerçek vardı. Annelerimiz, genç kadınlar, hatta bizler, çeşitli merkezlerden suyu tulumlarla, bidonlarla merkezden taşırdık. Bu artık tarihe karışmıştır. Ankara, İstanbul gibi metropol kentler su sorunu yaşarken, Diyarbakır'da böylesi bir problem yaşamıyoruz. Aynı zamanda Siirt, Van, Bingöl gibi bölge kentleri de bu sorunu yaşarken biz yaşamıyoruz. Bu emek, çaba ve vizyon meselesidir. Bu vizyonel bakışın ortaya çıkardığı sonuçlardır. Biz diğer belediyeler gibi popülist yaklaşımlar ortaya koymadık. Yerel yönetim anlayışımızın temelinde altyapı bulunmaktadır. Altyapı bitirilmeden, üst yapıya yapacağınız her müdahale tabiri caizse geçici rötuş veya makyaj çalışmalarıdır. Bizi AKP belediyeciliğinden ayıran en önemli husus da alt yapıya verdiğimiz önemdir.
Bununla hemen birlikte, kanal hizmeti, yine Diyarbakır'ın kent merkezinin, gecekondu bölgeleri de dahil- AKP belediyeleri gecekondu bölgelerine hizmet götürmemektedir. Bizler yoksul yurttaşlarımızın, göç mağduru olan yurttaşlarımızın yaşamış olduğu mahallelerimiz başta olmak üzere kent sınırları içerisinde, yani sorumluluk sahamız içerisinde tek bir kanalizasyon sorunumuz bulunmamaktadır. Yüzde 100'ünü tabiri caizse çözdük. Şüphesiz kent büyüyor, gelişiyor. Kent büyüdükçe, geliştikçe alt yapı hizmetleri de sürdürülür olması lazım. Şu anda kentin böyle bir problem alanı yoktur.
SITMA SAYISI SIFIRA İNDİ
Bu çalışmalarda somut olarak ne gibi sonuçlar elde ettiniz?

Her şeyden önce biz yerel yönetimler olarak, temel hedefimiz, insanlarımızın sağlıklı bir çevrede yaşamalarını sağlamaktır. İnsanlarımızın hasta olmayacağı, sağlığını yitirmeyeceği bir sosyal zemini, bir kent zemini ve yaşamını oluşturmak ve olgunlaştırmaktır. Kent merkezimizde, kanal hizmetimiz, su hizmetimiz, sağlık politikamız, insanların hasta olmayacağı bir ortamı yaratmaktır. Öncelikle hastalığın üreyeceği zemini ortadan kaldırmaktır.
2004 yılında Türkiye genelinde 8400 sıtma vakası yaşanmıştı. Bunun 4200'ü kentimiz Diyarbakır'daydı. Çevre Koruma Daire Başkanlığımızın faaliyetleri, DİSKİ Genel Müdürlüğümüzün kanal ve su faaliyetleri, Sağlık Daire Başkanlığımızın bilinçlendirme, eğitim ve aynı zamanda ilaçlandırma faaliyetleri sonucu 2007 ve 2008 yılında, Diyarbakır'da sorumluluk sahamızda yaşanan sıtma sayısı sıfırdır. Yaşanan tifo sayısı sıfırdır, yaşanan şark çıbanı sayısı sıfırdır. Brusella sıfırdır.
Şüphesiz ki biz bu hastalıkları tarihe karıştırmakla yetinmeyeceğiz. Bu hastalıkları ve daha büyüklerini üreten siyasi yaklaşımları da üretmiş olduğumuz hizmet ve halka verdiğimiz güvenle onları da inşallah tarihe gömeceğiz.
SOSYAL BELEDİYECİLİK POLİTİKASI YÜRÜTÜYORUZ
Tamda bu noktada bunlarla da yetinmedik. Sağlık merkezini oluşturduk. Hekimleri büyükşehir belediyesi kadrosu, çalışanları büyükşehir belediyesi kadrosu, tamamen büyükşehir belediyemizin ekonomik desteğiyle finanse edilen bir merkezdir. Bu merkezimizde, memografiden tutun yani anne çocuk sağlığını ilgilendiren bütün üniteler, polikliniklerden oluşmaktadır. Aynı zamanda her düzeyde kan tahlilleri, birinci basamak dediğimiz filimler çekilmekte. Başvuran herhangi bir yurttaşımızın tahliller sonucunda hastalık teşhisleri konulabilecek bir donanıma sahip olan bir merkezdir. Bu merkezimize başvurmak için herhangi bir şartımız bulunmamaktadır. Yeşil, sarı kart, kırmızı kart, hiçbir kart talep etmiyoruz. Yeter ki yurttaşımız başvuruda bulunsun. Eğer ailemiz çok mağdur ise, ilaç alacak durumu yok ise, ilacını da kendimiz temin ediyoruz. Tamamen sosyal bir devlet, sosyal belediyecilik politikası yürütüyoruz.
KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR SAĞLIK MERKEZİMİZ
Dikkatli olursak aslında Diyarbakır'da Yeşil Kart sahibi olmak demek başlı başına bir handikaptır. İşsizliğin aslında ifadesidir. Ama aynı zamanda Yeşil Kart sahibi olmak için bir güvenlik kontrolünden, adeta GBT'den geçmek gerekiyor. Yeşil Kart sahibi olamayan yüzde 30'luk bir nüfusumuz var. Tam da noktada kimsesizlerin kimsesi, çaresizlerin çaresidir sağlık merkezimiz.
KÖYLERE KADAR SAĞLIK TARAMALARI YAPIYORUZ
Burada eğitimin de rolü çok önemli. Sağlık Daire Başkanlığımız, Kültür Dairemiz ve ilgili olabilecek tüm birimlerimizle birlikte bir ekip oluşturduk. Bu ekibimiz hem kent merkezindeki ekonomik olarak dezavantajlı mahallelerimiz ve yerleşim birimlerimizde, ve aynı zamanda sıkı durun, köylerde sağlık taramaları faaliyetlerini yürütüyoruz. Her yıl bunu yapıyoruz. Sadece ve sadece 2007 yılı içerisinde Suriçi'ni pilot bölge olarak belirledik. 5 bin evi taramadan geçirdik. Daha önce böyle bir hizmet olmamıştır ve biz bu kendimize bir görev olarak görüyoruz. Bu halka ne kadar hizmet edersek, yine yeterli olmadığı inancını taşıyoruz.
BU HALKIN BELEDİYESİDİR
Bizatihi ben kendim bir iki etkinliğe katılmıştım. Birimlerimizle bir köye misafir oluyoruz. 70 yaşındaki bir dedenin bana söylediği: 'Ben köyümde, yaşamımda ilk kez bir belediye başkanı görüyorum. Ben yaşamımda ilk defa bir belediye başkanının elini sıkıyorum ve yaşamımda ilk defa bir belediye başkanı benimle konuşuyor, benim dilimle Kürtçe konuşuyor.'
Benzer durum kadınlar için de geçerli: 'Yaşamında ilk defa doktor gördüm bu köyde, ilk defa tiyatrocu gördüm, sinema gördüm ama ilk defa dilimle gördüm. Bana sağlığımı soran bir doktor, bir hemşire gördüm.' İşte bizi AKP ve AKP belediyeciliğinden, tüm siyasi organizasyonların yerel yönetimlerinden ayıran en önemli özelliklerden birisi de budur. Bu halkın belediyesidir.
BU ÜLKENİN EN TEMİZ BELEDİYESİYİZ
Hükümetin belediye çalışmalarına ciddi yardımları oluyor mu? Bütçeniz projeleriniz için yeterli mi?

Açıkça ifade etmek gerekirse, yıllık gerçekleşen bütçemizle ortaya çıkardığımız hizmeti zaman zaman mukayese ettiğimiz de bizim dahi şaşırdığımız anlar oluyor. Bu kadar kısıtlı bütçeyle bu kadar hizmet nasıl oluyor. Kürtçede bir deyim var, Türkçesini bilmiyorum: 'Yek sere ki çotran milyoneki insan'. Peki bu nasıl yetecek: 'Em e vi seri ya çortana xwe biki nava mehir, bila xwede teala ji bereketa xwe teke nav, em e li hemu insane xwe pavre bikin.'
Dürüst ve şeffaf bir yerel yönetim anlayışını ortaya koyduğumuzda, yani bütün kamu kaynaklarını doğru bir politika, doğru bir perspektifle ama sadece ve sadece halk lehine kullandığımızda ortaya ürün çıkıyor. Bu sekiz yıllık pratik, özellikle de bu son dört yıllık pratiğin kefili, mesulü, sorumlusuyum, bu ülkenin en şeffaf belediyesiyiz. En temiz belediyesiyiz ve bu konuda en iddialı yerel yöneticileriyiz.
ERDOĞAN YÜKSEKTEN ATIYOR
Başbakan Erdoğan neden ısrarla Diyarbakır'ı istiyor?

Her siyasetçinin yüksekten atma hakkı vardır. Bazıları çıkar derki atma falankes atma... Elbette ki her siyasetçinin preze yapma hakkı vardır. Başbakan da bana göre preze yapıyor, balon şişiriyor. Bize düşen, halkımıza, mücadelemizde düşen de onun balonunu usulüne göre söndürmektir. Aslında söndürülmüştür. Bütün bu tabloya rağmen neden AKP örneğin Kürt illerinin geri kalanını istiyor? Neden istiyor? Bu hizmet aşkı mıdır, başka bir şey midir? Bunun hizmet aşkı olmadığına ben bütün içtenliğimle inanıyorum. Bu siyaseten Kürdü bitirmektir. Kürt mücadelesini, demokrasi talebini, eşit ve onurlu birlikte yaşam talebini ve onurlu barış talebini ortadan kaldırma çabasıdır. Bu noktada çok dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum.
'OH' ETTİK, İYİ ETTİK
Başbakan Erdoğan'ın şahsınıza ve diğer DTP belediye başkanlarına yönelik eleştirilerini haklı buluyor musunuz?

Hükümetin bana ve bütün belediye başkanı arkadaşlarıma yönelttiği tek haklı eleştiri vardır. O da siyaset yaptığımız gerçeğidir. Doğrudur dört yıllık, beş yıllık zaman dilimi içerisinde hizmeti ve siyaseti birlikte yürüttük. Hem birlikte yürüttük hem de 'oh' ettik, iyi ettik. Aynı koşullar oluşursa tekrar siyaset yaparız. Çünkü bu halkın iradesi parlamentoda temsil edilmemekteydi ve Kürtlerin yönetimlere yaklaşımı kanaldan, sudan ve çöpten de ibaret değildir. Kürt halkının başka sorunları da var. Biz bu sorunlara bütünlüklü yaklaştık. Hem hizmette onları geçtik hem de halkımızın özlemlerine, taleplerine dikkat çektik, vurgu yaptık.
FARKINDALIK YARATTIK
Dolayısıyla Diyarbakır kenti, bu ayrıntıyı da sizlerle, okurlarınızla paylaşmak isterim. Hem Türkiye sınırları dahilinde, hem de Ortadoğu ve özellikle de gelişmiş dünyada, Diyarbakır'a dair, Diyarbakır'ın etnik, kimliksel, tarihsel kimliğine dair farkındalık yarattık. Örneğin Diyarbakır Büyükşehir Belediyemiz Dünya Birleşik Kentler Yerel Yönetimler Teşkilatı'nın üyesi oldu bu yönetimde. Yine belediyemiz 4 bin belediye içerisinde 300 kişilik Dünya Konseyi'ne seçildi. Yine Diyarbakır kentimiz Dünya Birleşik Kentler Yerel Yönetimler Teşkilatı'nın yönetim kurulu üyesidir. Türkiye'de Diyarbakır dışında bir tek İstanbul var. 100 belediyeden bir tanesidir. Ayrıca Diyarbakır Büyükşehir Belediyemiz Dünya Birleşik Kentler Yerel Yönetimler Teşkilatı'nın Ortadoğu ve Batı Asya Seksiyonunun eşbaşkanıdır. Yine Dünya Barış Komitesi'nin Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir. Ve Belediyemiz dünyadaki bütün yerel yönetimler içerisinde Türkiye'deki tüm diğer belediyelere diplomaside büyük bir fark atmıştır.
SADECE HÜKÜMET DEĞİL, DEVLET DE DİYARBAKIR'I İSTİYOR
Diyarbakır halkının, yöre halkımızın taleplerini, özlemlerini, davasını uluslar arası platformlara büyük bir olgunlukla taşımasını başarmıştır. Temel sıkıntılardan biri de budur hükümetin. Sadece hükümet Diyarbakır'ı istememektedir, devlet Diyarbakır'ı istemektedir. Bu bir devlet politikasıdır. Çünkü devlet de alışkın değildi Diyarbakır'ın böyle temsil edilmesine. Yenilik oluştu.
Son olarak her uluslar arası delegasyon yakın döneme kadar Türkiye'ye geldiğinde birinci adres Ankara'ydı, ikincisi Diyarbakır, bunun bir anlamı olmalıdır. Dolayısıyla Diyarbakır'daki muhatapları da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'dir. O halde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi hangi siyasetin elinde olursa Diyarbakır ve bölgenin yansıması da o dille ifade edilecektir. Bunun için de AKP hükümeti ve devlet tarafından Diyarbakır'ın kimliği değiştirilmek, iradesi düşürülmek isteniyor. Diyarbakır halkı bunun farkındadır, bunun bilincindedir ve Diyarbakır halkı onuruna da iradesine de sahip çıkacaktır.
PİSLİK OLAN BAŞBAKAN'IN SİYASETİNİN TA KENDİSİDİR
Konuşmanızda Diyarbakır'ın durumunu anlattınız ancak yinede sormak istiyorum. Başbakan Erdoğan'a cevap olarak, Diyarbakır pislik, çöplük içerisinde midir?

Diyarbakır Türkiye'nin en temiz kentlerinden bir tanesidir. Aslında pislik olan, açık söylüyorum, insanların yaşamına mal olan Başbakan'ın siyasetinin tak kendisidir. Başbakan'ın her iki sefer Diyarbakır'a geldiğinde görmüş olduğu manzara çözüm getirmeyen siyasetinin sonuçları ve enkazlarıydı. Sayın Başbakan siyasetinin sonuçlarını biçiyor, ektiğini biçiyor. Görmeye layık olanı görüyor. Neyi görmeye layıksa Diyarbakır halkı onu göstermiştir.
GÜNDEMİMDE ADAYLIK MESELESİ YOK
Adaylığınız konusunda kulislerde çeşitli iddialar konuşuluyor. Siz Diyarbakır'a yeniden aday mısınız?

Benim gündemimde, Baydemir'in gündemin adaylık meselesi yoktu. Önümde iki ay var. Bu zaman diliminde bütün çabam projelerimizi tamamlamak ve Diyarbakır halkına çok daha kaliteli bir kent sunmaktır. Şahsımın gündeminde seçimler yoktur. İkincisi Diyarbakır halkı bana beş yıllığına temsil etmek ve hizmet etme görevini verdi. Siyasetim, partim tarafından. Bu beş yıllık zaman zarfında, rabbime birlerce kez şükürler olsun ki bana güven duyan halkıma ve siyasetime karşı mahcup olmadım. Ama aynı zamanda onları da mahcup ettirmedik. Dolayısıyla gelecek zaman dilimi, halkımızın, partimizin, hareketimizin takdirinde olacaktır. Adayımız kim olursa olsun, Baydemir'e düşen şey onun kazanması için çaba sarf etmek ve ondan sonraki beş yıl içerisinde de yönetimimizin başarılı olması için destek ve dayanışmada bulunmaktır.
DİYARBAKIR'DA SEÇİM SORUNUMUZ YOK
AKP'nin herhangi bir adayının DTP'nin Diyarbakır adayı karşısında şansı var mı? Hatta biraz daha iddialı şekilde Erdoğan bile aday olsa bir başarı beklenebilir mi?

Bence bu atmosferde bu tür polemiklere girmemek lazım. Hakikatten çok hassas bir süreç. Bu hassas süreci de hassasiyetle değerlendirmek gerekiyor. Benim iddiam şu, siyasetimizin olağanüstü bir hatası olmazsa, olağanüstü bir hatamız olmazsa, çünkü seçimlere daha 5 ay var. Ben Diyarbakır'da sorunumuz olmadığına inanıyorum. Bölgenin pek çok kentinde sorunumuz olmadığına inanıyorum.
Seçimlerde beklenen oy oranına ilişkin bir tahminde bulunabilir misiniz?
Bunu söylemek benden çok partimize düşer.
KİMİ GETİRİRLERSE GETİRSİN ŞANSLARI YOK
Peki yerel seçimlere kadar DTP'nin kapatılması kararı çıkarsa, bu seçmenlerinizi ne derece de etkiler?

Şüphesiz ki bu soruya verebileceğim bir cevabım var. Ama dediğim gibi milletvekillerimizin, parti genel merkezimizin yanıt vermesi lazım.
AKP'nin olası adayı konusunda bir fikriniz var mı? Belirlenecek adayın kazanma şansı var mı?
Bence şansları yok. Kimleri getirirlerse getirsinler şansları olmadığını düşünüyorum.
TİYATROMUZU ÜLKE SINIRLARININ DIŞINA TAŞIDIK
Son olarak, belediyeniz ve Hollanda Kültür Bakanlığı'nın desteklediği töre cinayetini anlatan Dilek adlı halk operasını Rotterdam'da izlediniz. Bu oyun belediyenizin kültürel faaliyetleri açısından nasıl bir gelişmeyi ifade ediyor?

Evet Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin en ayırt edici özelliklerinden bir tanesi de kültüre verdiği önemdir. Esasen 1990'lı yıllarda tiyatro kuruluyor. Ama daha sonra gelen yönetim tiyatroyu dağıtıyor. Tekrar 1999 yılında, DTP geleneği yönetiminin gelmesi ile tiyatromuz tekrar perdeyi açıyor. 2004 yılından bu yana, yılda en az 3 oyuna perdemizi açtık. Ve bu üç oyundan en az bir tanesi Kürtçe oldu. Bugün bütün Türkiye'de ve Kürt coğrafyasında, Kürtlerin yaşadığı bölgede düzenli Kürtçe oyun yapan ve Kürtçe oyuna perde diyen tek tiyatrodur Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi şehir tiyatrosu.
Artık bütün oyunlarımız, hatta zaman zaman Irak Kürdistan'ında, zaman zaman Türkiye'nin batı yakasında perde açıyor. Ama bu yıl bir ilke imza attık. Tiyatromuzu ülke sınırlarının dışına taşıdık. Tiyatro Rast ile tiyatromuz ortak bir oyun gerçekleştiriyor. Ben de bu heyecanı paylaşmak, arkadaşlarımın emeklerine tanıklık etmek ve şüphesiz ki her bir kent, burada yaşayan, Kürtler, Türkler ve yerleşik halk arasında sanat bağını kurmak, katkı sunmak, destek vermek için bulunuyorum. CELİL DEMİRALP - ROTTERDAM / ANF

Öcalan niye devlet istemiyor!

ocalan

İsmail Beşikçi
Tarih: 11 Kasım 2008 Salı

Hasan Bildirici: Bugün çözüm isteyen Kürt sorununun vardığı boyutla, Kuzey Kürdistan’daki parti ve örgütlerin bunu karşılamadaki kapasitesini nasıl değerlendiriyorsunuz? PKK çizgisi bu süreci başka bir noktaya taşıyabilir mi? Kürt sorununda tartışmaların ve gücün odağında PKK olduğu için bu soruyu sordum. Tüm eleştiri ve talep düşüklüğüne rağmen Kürt halkı PKK’de ısrar ediyor. Peki PKK ısrarı karşılayabiliyor mu?

İsmail Beşikçi: Kürt sorununun geldiği aşamada, parti ve örgütlerin sorunu karşılamadaki durumları nedir? Bugün Kürt sorununda tartışmaların ve gücün odağında PKK vardır. PKK deyince Abdullah Öcalan’ın konumunun değerlendirilmesinde, düşüncelerine bakılmasında yarar vardır.

Öcalan devlete karşıyım diyor

Abdullah Öcalan, 17 Eylül 2008 tarihli avukat görüşmesinde, “Ben özgür bireyim, devlet kurumuna karşıyım, çünkü devlet bir baskı aracıdır” diyor. “Benim devlet kurmakla işim yok” diyor. Görüşme notlarında devlet karşıtlığı ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Öcalan’ın bu görüşlerini sık sık dile getirdiği de biliniyor. İster köleci, ister feodal olsun, ister kapitalist, ister sosyalist/komünist olsun, devletler belirli bir baskıyı bünyelerinde taşırlar. Bu çok açık.

Teorik olarak devletin egemen sınıfın baskı aracı olmasıyla, devletin, her gün, her an somut olarak yaşanan baskısı arasında fark vardır. Bu konunun irdelenmesi gerekir.

Özgür birey nasıl oluşur? Örneğin Türkiye Cumhuriyeti’ne bakalım. İran İslam Cumhuriyeti’ne, Saddam Hüseyin dönemi Irak Cumhuriyeti’ne, Suriye Cumhuriyeti’ne bakalım. Bu cumhuriyetlerde, Kürtlere, Kürt toplumu olma özelliklerine çok yoğun baskılar var. 1988 Mart’ında, Halepçe’de, Kürtlere soykırım yapıldığı açık bir gerçektir. Halepçe’den önce, hangi gazın daha öldürücü, hangi gazın daha çok kitlesel ölümlere sebep olduğu konusunda deneyler yapılmıştır. Burada laboratuar yine Kürt köyleriydi, cezaevlerinde Kürtlerdi, sırf bu deneyler için kaçırılan Kürtlerdi. Devletin somut olarak Kürtlere nasıl baskı yaptığı ortadadır. Teorik olarak, devlet baskı aracıdır diyerek devlet kurumuna karşı çıkmak başka şeydir, somut olarak, insanlara, kitlelere her an baskı yapan, baskıyı tırmandıran, insanları, kitleleri korkutmaya, yıldırmaya çalışan devlete, içinde yaşadığımız devlete, bu devletin baskılarına karşı olmak başkadır.

Türkiye’de de Kürtlere karşı çok yoğun baskılar vardır. Devlet terörü durmadan tırmandırılmaktadır. 18 bin civarında “faili meçhul” denen cinayet vardır. Binlerce köyün yakılıp yıkılması söz konusudur. Temel geçim kaynaklarının tahribi, milyonlarca insanın, onbinlerce ailenin yerini-yurdunu terke zorlanması, ormanların yakılması, devlet terörünün her zaman yaşanan göstergeleridir. Devlet denildiği zaman bu iki baskının ayrı ayrı kategoriler olduğu dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Biri teorik bir baskıdır, “devlet egemen sınıfın baskı aracıdır” denir. Öbürü, her gün her an yaşanan somut, fiili bir baskıdır. Özgür birey nasıl belirir? İnsan bu somut baskılara karşı durarak özgürleşir. Somut baskılara karşı duran bireyin, bu tür baskılardan uzak kalacağı, azade kalacağı kendi yönetimin kurmanın yolunu-yordamını aramaya çalışması da sürecin farklı bir boyutudur. . Güney Kürdistan’da, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni düşünelim. Saddam Hüseyin döneminde, Kürtlere yapılan baskılarla, Bölgesel Kürt yönetimi’nin baskısı aynı şey midir? Bu örneğin bilince çıkarılmasında ve irdelenmesinde yarar vardır.

Öcalan’nın Kürtlere baskı yapan devlete karşı bir sözü yok

Abdullah Öcalan ise, devlet kurumuna karşı olduğunu sık sık dile getiriyor ama, somut devlete, Kürtlere her gün her an baskı yapan devlete karşı olduğuna dair bir sözü yok. 24 Ekim 2008 tarihli görüşme notlarında, Öcalan, “Ben savunmalarımda Cumhuriyet ve Türkiye aleyhinde bir şey söylemedim” diyor. Aslında yukarıda kısaca belirtilen sistematik baskılardan dolayı devleti eleştirmesi gerekmez mi? Öte andan Öcalan’ın Türk, Arap ve Fars devletleriyle bir sorunu yok. O sadece Kürtlerin bir devlete sahip olmasını istemiyor. Bu da zaten, başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere, İran, Irak, Suriye devletlerinin görüşüdür. Cezaevinde, devletin çok sıkı denetimi altında tutulan PKK liderinin, örgütünü yönetmesi, Kürtlerin önünü kesmeye çalışması yanlıştır. Bu, ahlaki bakımdan da yanlıştır. Abdullah Öcalan, örneğin Filistinlilere şöyle diyor mu? “Ne diye ayrı devlet peşinde koşuyorsunuz, Musevilerle kardeş kardeş yaşayın.” Veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne, Kıbrıs Türklerine şöyle diyor mu? “Devlet gericiliktir. Ne diye ayrı bir devlet olarak tanınmak istiyorsunuz, Rumlarla bir arada yaşayın…” Böyle demiyor. Bunu sadece Kürtlere söylüyor.

“Devlet gericiliktir, sakın yanaşmayın” diyor. Ancak devletin fiili olarak yaşanan baskılarına hiç sözü yok.

Abdullah Öcalan, 24 Ekim 2008 tarihli avukat görüşmesinde, milliyetçiliğe karşı olduğunu da vurguluyor. “Ben her türlü milliyetçiliğe karşıyım. Türk, Kürt, Arap, Fars,Alman milliyetçiliği fark etmez. Hepsine karşıyım., her türlü milliyetçiliği lanetliyorum” diyor.

Kürtlerin, Türk, Arap, Fars, Alman milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliğini aynı kefeye koymaları bana çok şaşırtıcı gelmektedir. Kürtler için Türk milliyetçiliği, elbette olumsuzdur. Çünkü, diliyle, kültürüyle Kürtleri tarihten silmek istiyor, Kürtlerin kökünü kazımak istiyor. Kütler için Arap Milliyetçiliği elbette kötüdür. Çünkü, soykırıma varan operasyonlarla Kürtleri yok etmek istiyor. Kürtlerin bu saldırgan milliyetçiliklere, ırkçılıklara karşı kendini koruması, diline, kültürüne sahip çıkması neden kötü olsun? Hatta, bu saldırgan milliyetçiliklere, ırkçılıklara karşı direnme, kendi köküne yönelme gerekli değil midir? Kürt milliyetçiliği bundan başka nedir? Kürt milliyetçiliği ile, Kürt yurtseverliği kanımca aynı şeydir. “Bir Kürt dünyaya bedeldir” diyen, Kürtleri, Arapları, Farsları Kürtleştirmeye çalışan, Kürtleşmeyenleri idari ve cezai yaptırmalarla yıldırmaya çalışan, cezaevlerine dolduran, imha operasyonları uygulayan Kürt otoriteleri mi var? Olmadığı biliniyor. O halde, Kürt milliyetçiliğini, Türk, Arap, Fars milliyetçilikleri ele aynı kefeye koymak yanlış değil midir? Kürtleri ve Kürdistan’ı müştereken baskı altında tutan devletlerin engellemek istedikleri esas süreç de Kürtlerdeki bu milliyetçi gelişmelerdir. Kürt diline, Kürt kültürüne neden sıkı yasaklar getiriliyor? Bu durum karşısında, Kürtlerin biraz milli duyguya sahip olmaları, milliyetçi olmaları gerekmez mi?

Ben Kürt milliyetçisi değilim demek bir zaaftır

Kürtlerin önemli bir kısmı, özellikle de okur-yazar olanlar, “ben milliyetçi değilim, devrimciyim, enternasyonalistim” demektedir. Bir satır Kürtçe konuşamayan, ülkesinin adını bile söyleyemeyen bu insanların, “ben milliyetçi değilim, devrimciyim, enternasyonalistim” demeleri insani bir zaaf olmalı…Kendisi olmayan, kendinden kaçan, egemen ulusun dilini ve kültürünü yaşayanların devrimciliğinin, enternasyonalizminin kime hayrı dokunur? Kendisine hayrı olmayanların, devrimciliğe, enternasyonalizme nasıl bir hayrı, yararı dokunabilir? Ama, bu sözlerin, bu tutumun, Kürtleri müştereken baskı altında tutan devletlere yararı çok büyüktür.

Çatışmalarda, asker kaybı olduğu zaman, batı ve Orta Anadolu’da, şehirlerde, beldelerde Kürtler linç edilmeye kalkışılmaktadır. Çarşıda, pazarda, kahvehanelerde Kürtler baskı görmektedir. Çarşıda, pazarda, inşaatlarda Kütçe konuşan kişiler Türkleri tahrik etmiş olmakta, galeyana getirmektedir. Mevsimlik fındık işçileri Karadeniz yörelerinde çok ağır hakaretlerle aşağılamalarla karşılaşmaktadır. Yaşanan olaylar bu kadar açıkken, Kürt milliyetçiliği ile Türk milliyetçiliği nasıl aynı kefeye konabilir? Batı ve Orta Anadolu şehirlerinde, Kürtlere karşı böylesine linç saldırıları yaşanırken, Kürt şehirlerinde, yaşayan sivil bir Türk’e, bir Türk aileye Kürtlerin saldırdığı duyulmuş, görülmüş bir şey midir?

1960’ları, 1970’leri düşünelim. Resmi ideoloji Kürtleri ve Kürtçe’yi inkar ediyordu. Kürtlerden, Kürtçe’den söz edenler çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalıyordu. Bu konularda çok yoğun baskılar vardı. Bu durum karşısında bir Kürt’ün, “Kürdüm” dediğini, makul bir şekilde, Kürtlerden ve Kürtçe’den söz ettiğini düşünelim. İnsanın özgürleşmesi, aydınlanması böyle başlar. Özgür birey bu karşı duruş sürecinde belirir. Bir de bir araştırmacı, bir yazar düşünelim. Devletin idari ve cezai yaptırımlarıyla karşılaşmamak için bu konulara hiç değinmiyor. Durmadan, “devlet egemen sınıfın baskı aracıdır” diyerek, Markslı, Engelsli, Leninli onlarca dipnotuyla yazılar yazıyor. Bu tutumdan, bu süreçten özgürleşme, aydınlanma falan çıkmaz. Bu tutum insanı özgürleştirmez. Özgürleşme, aydınlanma, somut baskıya karşı, düşün yasaklarına karşı durmakla gelişir.

PKK, büyük bir harekettir

PKK büyük bir harekettir. PKK’nin çok büyük bir hareket olduğu da söylenebilir. Ama istemleri çok küçüktür. Çok çok küçüktür. PKK bireysel haklara değil, kollektif haklara vurgu yapabilmelidir. Eleştiri, özgür eleştiri çok önemli kurumlardır. Bu, sadece düşün hayatında değil, siyasal hayatta da vazgeçilmez bir kurum olmalıdır. Abdullah Öcalan, konuşmalarında, yazılarında, avukat görüşmelerinde, savunmalarında demokrasiden çok söz eden demokrasiyi isteyen bir liderdir. Eleştiri olmadan, özgür eleştiri olmadan demokrasi olur mu? Özgür eleştiri sadece bilimin değil, demokrasinin de temel koşuludur. PKK Abdullah Öcalan’ı eleştirebilmelidir. PKK’liler, sempatizanlar, Kürt halkı bu bilince ulaşabilmelidir. “Yanlışlarının da militanıyız” anlayışıyla bir yere varılamaz. Ciddi bir kazanım elde edilemez. Önemli olan, doğru olanı doğal olanı savunmaktır. Doğal olana ise, yani Kürt toplumu olma özelliklerine ise, çok ağır baskılar yapılmaktadır. Bu baskılara elbette karşı durulmalıdır.


Hasan Bildirici"nin notu:

İsmail Beşikçi ile yaptığımız sohbet beş başlık halinde toplandı ve bu bölümle birlikte tümü yayınlanmış oldu. Biz bu sohbetle, Beşikçi'nin her alanda Kürt mücadelesi, bugünü ve geleceğiyle ilgili görüşlerini almış ve sizlere iletmiş olduk. Sohbette eksik bıraktığımız yönler olabilir. Ya da bizleri takip edenlerin farklı soruları olabilir. Bu türden sorusu olan arkadaşlar bize mesajlarını iletebilirler.

Bunları İsmail Beşikçi'ye iletmek gibi bir sorumluluğumuzun olduğunu bildirmek isterim.

Ayrıca bize zaman ayırdığı için Beşikçi'ye Kurdistan-Post adına teşekkürlerimizi iletmek istiyorum.

Saygılarımla

Hasan Bildirici


İsmail Beşikçi- www.kurdistan-post.com

Roj TV Türkiye'de en çok izlenen 13. kanal

roj_tv GENAR Araştırma Şirketi tarafından Türkiye'nin batı illerinde yapılan araştırmaya göre 258 televizyon kanalının bulunduğu Türkiye'de Roj TV en çok izlenen 13. televizyon.
Türkiye'de GENAR Araştırma Şirketi 2008 Türkiye-Toplum-Siyaset Araştırması 3. Çeyrek anketi ilginç sonuçlar ortaya çıkardı.
Türkiye için ise en önemli sonuç en çok izlenen televizyon kanalları arasında Kürtçe'nin dört lehçesinin yanısıra Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce ve Süryani dilinde yayın yapan Roj TV de var.
GENAR Araştırma Şirketi, Türkiye'de halka en çok izledikleri kanalları ve satın aldıkları gazeteleri sordu.
TRT'nin Kürtçe yayına hazırlandığı bir sırada yapılan araştırmaya göre en çok izlenen televizyon kanalları arasında Roj TV'nin zirvede yer alması AKP iktidarını kızdıracak giib görüyor.
25 Ekim - 6 Kasım 2008 tarihleri arasında 14 ile bağlı 52 ilçede iki bin 85 kişiyle yüzyüze yaptığı ankete göre 'En çok izlenen televizyon kanalları' şöyle: 258 televizyon kanalının olduğu Türkiye'de TRT birinci sırada yer alırken Kanal D ikinci. Roj TV ise 13. sırada.
Bu araştırmanın sonuçları üzerine GENAR Araştırma Şirketi'nin yetkilileri, araştırmanın ağırlıklı olarak Türkiye'nin batı illerinde yapıldığına dikkat çektiler.
GENAR yetkilileri bu sonucun Roj TV açısından önemli olduğunu ve araştırmanın dilinin Türkçe ağırlıklı olmasının da göz önünde bulundurulması gerektiğine vurgu yapılıyor.
Uzmanların dikkat çektiği bir başka nokta ise Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre, Türkiye genelinde yayın yapan 27 ulusal, 16 bölgesel, 215 yerel olmak üzere toplam 258 televizyon kanalı bulunuyor olması.
Bunlardan 65'i kablo ve 92'si uydu üzerinden yayın yapıyor.
Roj TV'nin bütün engellemelere rağmen 258 televizyon kanalı içinde 13. olmasının büyük bir başarı olduğu belirtiliyor.
Uzmanlar araştırma Kürt illeri esas olarak yapılsaydı ROJ Tv en çok izlenen televizyon sıralamasında en üst zirveye çıkabilirdi yorumunu yapıyor.
Roj TV'nin Türkiye'de ve Kürt illerinde engellenmesi bile en çok izlenme sıralamasını değiştirmiyor.
258 televizyon kanalının bulunduğu Türkiye'de Roj TV'nin en çok izlenen televizyonlardan 13. sırada yer almasının ayrı bir önemi daha var. Çünkü Kürt televizyonu sadece Türkiye ve Kuzey Kürdistan'a yayın yapmıyor.
Güney Kürdistan, Doğu Kürdistan, Güney Batı Kürdistan başta olmak üzere Irak, İran, Suriye, Avrupa, Rusya ülkelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda ülkede Roj TV izleniyor.
Türkiye hükümetlerinin engellemek istediği, Alman devletinin Türkiye'nin isteği üzerine yasakladığı Roj TV, 2004 yılında kuruldu.
Kürtçe'nin dört lehçesinin yanında Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce ve Süryani dilinde yayın yapıyor.ANF

İRAN’DAN KÜRDİSTAN’IN DOĞUSU’NDAKİ BÖLGELERDE YENİ BİR FÜZE DENEMESİ

Kurdistan, Iran-Turkey PNA-İran İslam Cumhuriyeti’nin Irak sınırında yeni yaptığı bir füzeyi denediği bildirildi.

İran’ın ABD ordusunun olası  bir sınır ihlaline karşı hazırlık yapmak amacyla yeni yaptığı füzeyi ’ın doğu bölgelerinde gerçekleştirdiği bildirildi.

İran’ın resmi devlet televizyonu, ’ın doğu bölgelerinde gerçeleştirilen denemelerle ilgili görüntüleri yayınladı.

Samin adı verilen füzelerin ’ın doğusundaki Merivan kentinde denendiği bildirildi.

İran Devrim Muhafızları’nın da uzun menzilli bir başka füzeyi denedikleri bildirildi. 

Güney’e hava saldırısı

 

bombebaran İlk saldırının Amediye’ye bağlı Bohola Köyü’ne yapıldığını duyuran HPG, köylülere ait bahçelerin zarar gördüğünü belirtti. Akşam saatlerinde ise Medya Savunma Alanları’na bağlı Şîkefta Birîndara alanı ile Şive ve Zevê köylerinin bombalandığı açıklandı.

Türk ordusunun Güney ’da bulunan sivil yerleşim alanları ve Medya Savunma Alanları’na yönelik hava saldırıları sürüyor. HPG Basın İrtibat Merkezi(BİM) önceki gün Türk savaş uçakları tarafından yapılan saldırıya ilişkin bilgi verdi. 10 Kasım günü savaş uçaklarının sabah saatlerinde Xakurke bölgesinde keşif uçuşları yaptığını aktaran BİM, öğlen saatlerinde Amediye, akşam saatlerinde ise Medya Savunma Alanları’na saldırı düzenlendiğini açıkladı.
HPG BİM konuya ilişkin şunları kaydetti: “10 Kasım günü gündüz saat 11:00’da Medya Savunma Alanlarına bağlı Xakurke alanında TC ordusuna ait savaş uçakları keşif uçuşları yapmıştır. Saat 15:00’da savaş uçakları Amediye’ye bağlı Boloha Köyü’ne saldırı düzenlemiştir. Yapılan saldırı sonucu köylülere ait bahçeler zarar görmüştür. Akşam saat 21:00-22:00 saatleri arasında Medya Savunma Alanları’na bağlı Şikefta Birindara alanı ile Şive ve Zevê Köyleri’ne hava saldırısı yapılmıştır. Yapılan saldırıların ayrıntıları yarın(bugün) kamuoyuna duyurulacaktır.” Bu arada yerel kaynaklar da hava saldırılarını doğrularken, Amediye ve Dereluk Nahiyesi çevresinde bulunan birçok köyde evlerin pencerelerinin kırıldığını, köylülerin evlerini terk ederek korunaklı alanlara çekildiğini bildirdi. ANF/BEHDİNAN YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

85 Yıllık Türkiye'den, 1000'lerce yıllık Kürdistan'a tahammülsüzlük davası!

Nil Demirkazık hakkında dava açıldı

Nil Demirkazık ANF ANKARA / Nil  Demirkazık hakkında TCK’nın 215. Maddesinden açılan soruşturma sonucu “suçu ve suçluyu övme”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçlarından dava açıldı.

Nil Demirkazık hakkında Ankara’da bir gazeteye verdiği röportajdaki sözlerinden dolayı başlatılan soruşturma kapsamında dava açıldı. Davaya Ankara Ağır Ceza Mahkemelerinde önümüzdeki günlerde başlanması bekleniyor.

 

Demirkazık röportajında  “PKK Terör örgütü değildir, Sayın Öcalan Kürt halkının ve Kürdistan’ın lideridir”  ifadelerinin yansıra “PKK barış için mücadele vermektedir, Bu mücadelede Türkiye’nin öncelikli olarak PKK’li gençlerin dağlarda neden Kürt halkını savunmak zorunda bırakıldıklarını düşünülmesi gerekiyor . PKK’li şehitlerde anne baba evladıdır sadece  ölen askeri şehit sayarsak ayrımcılık bölücülük yapmış oluruz. Ben PKK li gençler içinde  için de gözyaşı döküyorum” demişti.

Demirkazık, “Türkiye sadece Türklerin değildir aynı zamanda Kürtlerin vatanıdır” derken yeni bir sivil Anayasada Kürtlerin dil ve kültürel kimliğinin de kabul görmesi gerektiğini vurgulamıştı.  Demirkazık  AKP’yi  “takiyyeci”,  milliyetçi kesimi  “paranoyak”, Türk halkını ise “ayrımcılıkla” suçlamıştı.

 
Türkiye’nin “Güneydoğu bölgesi” olarak adlandırılan bölgenin aslında “” olduğunu söyleyen Nil Demirkazık ,  Türkiye tarafından “Kuzey Irak” olarak adlandırılan  bölgenin de aslında “  devleti” olduğunu anlatarak, “Kuzey Irak Türklerin uydurmasıdır, orası da   dır, Güneydoğu olarak bilinen bölgede   dır ,  kimseye tarih dersi vermek istemem Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal bile o bölgeden   olarak söz etmişti 80 yıl önce” demişti.

'Başbakan'ın sözlerinden sonra linç girişimleri arttı'

Türk: Başbakan'ın söylemleri linçlere neden oluyor
ahmet turk DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, son dönemlerde yaşanan linç girişimlerine dikkat çekerek, Başbakan'ın pompalı saldırganlara destek vermesinin nerelere varılacağını görmesi gerektiğini söyledi. DTP politikalarının AKP'nin gerçek yüzünü açığa çıkardığına vurgu yapan Türk, 'Yarın çok geç olmadan, şimdi bu dönemde, bu meclis yapısıyla, cumhuriyeti demokratikleştirmeye davet ediyorum. Kürtlerle barışmaya, onların eşit hak ve özgürlüklerini kabul etmeye çağırıyorum' dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, güncel gelişmeleri değerlendirdi. Toplantıya, EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel'inde dinleyici olarak katıldı. Atatürk'ün 70. ölüm yıldönümünü değerlendiren Türk, Mustafa Kemal'in, iç barış, uzlaşı, ortak akıl ve diyaloga önem verdiğini bu yüzden birkaç kez demokrasiyi kurmak girişiminde bulunduğunu ancak başarılı olmadığını söyledi. Türk, yapılan Mustafa belgeseli ile Atatürk'ün kutsallaştırılmadan gerçekçi bir şekilde tartışılmaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Atatürk'ün iç barışa hizmet için 1938 Genel Affı'nı ilan ettiğini belirterek, 'Ötekileştirilen, cezalandırılan, hapsedilen bütün muhalifleri, bütün kesimleri, Cumhuriyetle barıştırmak için, büyük bir iç uzlaşı hamlesi başlatmıştır' dedi.fasist_erdogan_thumb
'Obama'nın seçilmesi tarihi bir gelişmedir'
ABD seçimlerini değerlendiren ve seçimlerin sonuçları nedeniyle, dünya hakları tarafından sevinçle karşılandığını belirten Türk, 'Barack Obama'nın Amerika'nın yeni başkanı seçilmesi, dünyada ırkçılık ve ayrımcılığın da sona ermesi olarak selamlandı. İnsanlığın eşit-özgür ve kardeşçe bir dünyaya ulaşma umutlarını artırdı' şeklinde konuştu. Obama'nın seçilmesini, siyahilerin değil, demokrasinin zaferi olarak tanımlayan Türk, 'Bu durum ABD'de olumlu karşılandı. Mccain 'Ben kaybettim ülkem kazandı' dedi. Şimdi Türkiye'ye bakıyoruz, halkın iradesi ile seçilen bir parti var, Demokratik Toplum Partisi. Eskiden bir yerden bir yere giderken, telsizler çalışırdı, 'Malum kişiler falan yerden falanca yere gitti' anonsu yapılırdı. Şimdi başbakan, halkın oyları ile seçilen bir partiye onun milletvekillerine, malum parti, malum kişiler diyor. 72 milyonun Başbakan'ı. Bir yerde birilerine malum partiler diyeceksiniz, diğer yandan herkesin başbakanı olduğunuzu iddia edeceksiniz' şeklinde konuştu.
Devlete, Kürtlerle barışma çağrısı yaptı
Başbakan'ın bu yaklaşımının halkları karşı karşıya getirdiğini dile getiren Türk, kendilerinin etnik milliyetçiliğe izin vermeyeceklerini belirterek, 'Biz bunu her zeminde ve her yerde söyledik. Etnik milliyetçilik halkların düşmandır, halkları karşı karşıya getiren bir anlayıştır. Biz burada halkların kardeşliğini esas alan bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyoruz' dedi. Başbakan Erdoğan'ın 'Kürt yurttaşlarım' söyleminin bir kimlik tarifi olduğunu belirten Türk, 'Bunu bizde söylüyoruz. Bu kimliği güvenceye alın. Anayasaya bakıyorsunuz, herkes Türk'tür diyor' şeklinde konuştu. Türk, 'Yarın çok geç olmadan, şimdi bu dönemde, bu Meclis yapısıyla, Cumhuriyeti demokratikleştirmeye davet ediyorum. Kürtlerle barışmaya, onların eşit hak ve özgürlüklerini kabul etmeye çağırıyorum' dedi.
'Hükümet kriz fırsatçılığı yapıyor'
Ekonomik gelişmeleri değerlendiren Türk, hükümetin ekonomik krizin faturasını emekçilere, işçilere ve dar gelirlilere çıkarmak istediğini belirterek, 'Ne yazık ki ülkemizde yaşanan tam bir kriz fırsatçılığıdır. Krizi fırsat bilen AKP iktidarı frenden ayağını çekerek, zam gazına basıyor' dedi. Şimdiye kadar doğalgaza yüzde 80 oranında zam yaptığını, bir ailenin aylık ortalama enerji giderinin 200 YTL'yi bulduğunu belirten Türk, ' Görüldüğü üzere yapılan bu zam kıt kanaat geçinen halkımızın yaşamını daha da karartmaktadır. Doğal gazda KDV ve ÖTV'yi indirmeyen hükümet bunun yerine şok zamlara başvurmaktadır' dedi. Türk, aynı dönem içinde elektriği de yüzde 60 oranında zam yapıldığını hatırlatarak zamların önümüzdeki günlerde, yağ, şeker, ekmek, un, tuz gibi temel gıda ürünlerine zam yapılacağını belirtti. Hükümetin yükselen tepkiler karşısında ' Mecbur kaldık o yüzden zam yaptık!' sözleri ile zammı savunduğunu anımsatan Türk, hükümetin doğal gazı Mart ayında düşüreceği yönündeki açıklamalarını da hatırlatarak, şunları ifade etti:
'Yani doğal gaz tüketiminin azaldığı bir dönemde fiyatlar indirilecek! Bu halkı aşağılamak değil midir? Eğer samimiyseniz ve yoksulu düşünüyorsanız şimdi fiyatları indirin. İndiremezler. Çünkü bunların gündeminde ne yoksulluk sorunu var, ne açlık sorunu ne de dar gelirlinin yaşamını nasıl idame ettireceği sorunu var. 'Biz kendimizi sağlama alalım da halk ne duruma düşerse düşsün' anlayışındalar.' Türk, çiftçilerin de zor durumlar yaşadığını ve gübreye bir yılda yüzde 300 zam yapıldığını bu yüzden, çiftçilerin gübre kullanmadığını söyledi.
'Krizin temel nedeni, askeri harcamalardır, dağa taşa atılan bombalardır'
Hükümetin bunun yanında halkı sadakaya alıştırmak istediğini bu yüzden şimdiye kadar 7 milyon ton bedava kömür dağıttığını belirten Türk, hükümetin yoksulluğu yenmek yerine yoksulu yenmek peşinde olduğunu söyledi. Türk, hükümetin verdiği yardımlarla yoksulluğu suiistimal ettiğini dile getirdi. Türk hükümetin halkı canından bezdirdiğini, 85. Yılına giren cumhuriyetin dışa bağımlı, tekellerin kontrolüne giren bir ülke haline getirildiğini söyledi. Türk yapılan resmi açıklamalarda, Türkiye'de 1984'ten buyana çatışmalara l trilyon dolar harcama yaptığını anımsatarak, şu bilgileri verdi: 'Aslında Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu siyasal kriz kadar yaşanan ekonomik kriz ve darboğazın da nedeni budur: askeri harcamalarıdır. Dağa taşa atılan bombaların maliyeti 70 milyonun mutfağına yansımaktadır. O halde Türkiye'nin ekonomik krizleri yara almadan atlatabilmesi için öncelikli olarak savaş ekonomisine son vermesi gerekir.' Hükümetin yolsuzlukla mücadele etmesin de isteyen Türk, 'Yolsuzluk iddialarıyla sarsılan hükümetin elbette bu mücadeleye başlayabilmesi ve inandırıcı olabilmesi için temizliğe önce evin içinden başlaması gerekmektedir' çağrısında bulundu. Deniz Feneri davasına dikkat çeken ve Deniz Feneri'ne seçimlere yönelik yatırım yapıldığını belirten Türk, 'Şimdi Deniz Feneri Batman'da bölge illerinde kullanılmaya çalışıyor. Bunun üstüne gitmek yerine Deniz Feneri kullanıyor. Çünkü burada bir menfaat var' dedi.
'AKP, başından beri statüko sınırları içindedir'
Hükümetin, AB süreci, Kürt sorununda reforma yapma beklentisi yarattığı ancak daha sonra geldiği aşamada kendisinden bekletin içinde olanları halay kırıklığına uğrattığını dile getiren Türk, AKP'nin devletleştiği, çillere benzeri yönündeki değerlendirmeleri de hazırlatarak, 'AKP aslında bu duruma yeni düşmemiştir. Biz bir yıldır Meclis kürsüsünden bunları ifade etmeye çalışıyoruz' dedi. AKP'nin giderek milliyetçileştiğini dile getiren Türk, hükümetin batıda sistemle kavgalı gibi görünmeye çalıştığını ancak, bölgede sistemin kendisine dönüştüğünü söyledi. AKP'nin birden bire değişmediğini belirten Türk, 'İşte AKP'nin durduğu yer statükonun sınırlarını belirlediği, halka değil devlete yakın, demokratik değerlere değil militarizme bağlı alandır' şeklinde konuştu. AKP'nin içinde bulunduğu durumu, 'Takke düştü kel göründü' sözleri ile ifade eden Türk, AKP'nin artık kendi gerçekliğini gizleyememeğini söyledi. Türk, AKP'nin gerçeğinin görünmesinde, DTP'nin demokratik duruşu, kararlılığı ve izlediği barışçıl politikalarının etkisi olduğunu sözlerine ekledi. Başbakan'ın bu yüzden DTP'ye kızdığını dile getiren Türk, 'Bölge'de Kürtleri bir süre daha oyalarım, batıda da aydınların ve liberallerin desteğini almaya devam ederim' diye düşünüyordu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı' dedi. AKP'nin bu duruma düşmesini arzulamadıklarını ve sürekli uyardıklarını belirten Türk, buna karşın hükümetin yanlışta ısrar ettiğini sözlerine ekledi.
'Önce, Anayasadaki Türklük tanımını değiştir'
Türk, Başbakan'ın 'Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bizim üst kimliğimizdir' şeklindeki açıklamalarına katıldıklarını dile getiren Türk, 'Sayın Başbakan bunları söylerken Anayasa'daki etnik tanım olan 'Türklük' tanımı varlığını korumaya devam ediyor. Mevcut Anayasa'daki bu etnik tanım varlığını sürdürürken, sizin kalkıp yeni bir üst kimlik tanımı yapmanızın siyaseten bir geçerliliği var mı? Hayır. O halde değiştirin Anayasayı biz de samimiyetinize inanalım' dedi. 'Devletin kapsayıcı bir anayasal yurttaşlık tanımına dönmesi sorunu kökten çözecek bir açılım olacaktır' şeklinde konuşan Türk, hükümete hızlı bir demokratikleşme süreci başlatması çağrısında bulundu.
'Başbakan'ın sözlerinden sonra linç girişimleri arttı'
Son dönemlerde yaşanan tutuklanmalar ve DTP üzerindeki baskılara dikkat çeken Türk, son bir hafta içinde PM üyeleri ve İl Başkanlarının da aralarında bulunduğu 125 üyelerinin tutuklandığını söyledi. Bununla birlikte linç olaylarının geliştirildiğini anımsatan Türk, Gebze'de 'Kürtçe müzik dinlediği ve Kürtçe konuştuğu' için, Antalya'nın Serik İlçesinde de Yusuf Öz isimli bir kişinin linç edildiğini anımsattı. Türk, söz konusu olayların Başbakan'ın pompalı saldırganlara destek vermesi söylemlerinden sonra meydana geldiğini ifade ederek, 'Başbakan'ın sözlerinin nereye varacağını bilmek lazım. Buradan bir kez daha Sayın Başbakanı ve hükümeti ülkemizi bu gergin atmosferden çıkartmak için sorumluluğa çağırıyoruz' dedi. Alevilerin 'Ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı' konulu mitingine değinen Türk, söz konusu isteklere ve Alevilerin mitingine büyük destek verdiklerini söyledi. DİHA

Mardinli olduğunu söyleyince linç edildi

yusufoz Antalya'nın Serik beldesine çalışmaya giden Yusuf Öz, oturduğu kahvede nereli olduğunu soran 3 kişiye Mardinli olduğunu söylemesinin ardından, aynı kişilerin 'Pis Kürtler şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacağız' diyerek kendisine saldırdığını öne sürdü. Kahvede başlayan saldırı sokakta linçe dönüşünce Yusuf Öz canının zor kurtardı. 'Bu Kürt'tür vurun alçağı' denilerek sokakta her gelenin kendisine tekme attığını belirten Öz, polisler tarafından otobüse bindirilerek, Adana'ya gönderildi.


Kürtlere yönelik saldırı ve linç girişimlerine her gün bir yenisi ekleniyor. Linçlerin sıkça rastladığı Antalya'dan da bu yönlü olaylar yaşanmaya devam ediyor. Adana'dan Antalya'nın Serik Beldesi'ne çalışmak için giden Mardin doğumlu Kürt genci Yusuf Öz, 8 Kasım günü maruz kaldığı linç girişiminden canını zor kurtardı. Serik'te çalışacağı şirkete ait bir kamyonetle yola çıkan Yusuf Öz, sabah iş başı yapmak için çalışacağı sebze halinde açık olan bir kahveye giderek oturduğunu anlattı. Kahvede oturan 3 kişinin yanına yaklaştığını dile getiren Yusuf Öz, 'Bana nereli olduğumu sordular. Ben Mardinli olduğumu söyledim. Bunun üzerinde yanıma yaklaşan 3 kişi 'Pis Kürtler, siz bölücüsünüz, biz şehit vermişiz ve şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacağız' diyerek bana saldırdılar. Sopa, taş ve kiremitlerle beni dövmeye başladılar' dedi.
Kahvede başlayan saldırı sokakta linçe dönüştü
Saldırı üzerine kahveden dışarı çıktığını dile getiren Yusuf Öz, 'Onlarda dışarı çıktı. 'Bu Kürt'tür vurun alçağı' dediler. Bundan sonra her gelen bana tekme tokat saldırdı. Yaklaşık 20 kişi yüzüme, gözüme, vücudumun her yerine taşlarla vurmaya başladılar' diye konuştu. Kendisini döven grubun kimliğini ve telefonunu aldığını söyleyen Yusuf Öz, '3 kişi beni tuttu birkaç kişi de beni getiren şoförlerin yanına giderek, 'Neden bu teröristleri buraya getiriyorsunuz' diyerek onlara hakaret etti. Sonra benim yanıma geldiler. Bana 'defol git' dediler' şeklinde konuştu.
Yardım için çaldığı her kapı yüzüne kapandı
Olay yerinde bulunan lokantaya kaçtığını, lokanta sahibinin 'Defol git başımı belaya sokma' diyerek kendisini dışarı attığını, evlere doğru kaçarak zillere bastığını ancak evlerden de kimsenin kendisine yardım etmediğini dile getiren Öz, 'Bir evin balkonunun dibinde iki saat saklandım. Gelip geçenlere 'Polis çağırın, ambulans çağırın' dedim ama kimse bana bakmadı bile. Çaldığım her kapı 'Pis Kürt sen teröristsin' diyerek beni dışarı attı. En son bir fırıncı bana yardım etti. Kanlarımı biraz temizledikten sonra polisi çağırdı' dedi.
Polisin 'Davacı olursan seni yaşatmazlar' dediği iddiası
Gelen polislerin kendisini Serik Devlet Hastanesi'ne götürdüğünü anlatan Öz, 'Hastane kafamda üç kırık olduğu halde bir yeri dikti ve adeta benden kurtulmak istercesine doğru düzgün bir pansuman bile yapmadan beni gönderdi' diye konuştu. Polisin kendisine 'Davacı mısın? Oğlum davacı olursan seni yaşatmazlar. Buradan sağ çıkamazsın ve biz senin can güvenliğini sağlayamayız' dediğini öne süren Öz, 'Sonra polisler 'Hemen arabaya bin eve git' diyerek üzerimde sadece pantolon varken beni otogara getirip otobüse bindirerek Adana'ya gönderdi. Kanlar içinde üzerimde sadece bir pantolon kalmış halimle Adana'ya geldim' diye kaydetti.
Öz ailesi: Olayın peşini bırakmayacağız
Baba Seyithan Öz, oğlunun durumundan Antalya'dan arayan polisler tarafından haberdar edildiğini söyleyerek, 'Yusuf'u karşılamaya gittim. Otobüsten inerken kanlar içinde ve her tarafı şişmiş halde bulduğumda şok oldum. Oğlumu alır almaz Adana Numune Hastanesi'ne götürdüm. Hemen acile yatırdık' dedi. Yusuf'un kafasının üç yerinde kırık olduğunu, sol gözünü hiç açamadığını, vücudunun her yerinde darp izi olduğunu söyleyen baba Seyihtan Öz, 'Oğluma yapılan saldırı aslında Kürtlere yapılan bir saldırıdır. Bizim varlığımız ve duruşumuz onların zoruna gittiği için bize tahammül edemiyorlar. Bu tür ırkçı saldırılara başvuruyorlar. Bunlar vahşileşmiş canilerdir. Biz oğluma saldıranlar hakkında dava açacağız ve bu olayın peşini bırakmayacağız' diye konuştu. Oğlunu otogarda kanlar içinde ve tanınamayacak durumda görünce tanıyamadığını söyleyen anne Edibe Öz de, 'Bu saldırıyı ancak vahşiler yapar. İnsanlıktan nasibini almamış kişilerdir bunlar. Bizi bölücülükle suçluyorlar. Bu şekilde saldıranlar asıl bölücüdür' dedi.JİHAT AKÇA / ADANA (DİHA)

Güney Kürdistan'da sansür Türkiye'yi aratmıyor

ozgurgundemorg_0204 Türkiye'de internet sitelerine getirilen tüm yasaklar Güney 'da hükümetin onayıyla kurulan Aria Fon şirketi tarafından da olduğu gibi uygulanıyor. Sitemiz Gündem Online ve ANF sitesi Aria Fon engeline takılıyor.
Güney Kürdistan'da yasaklar en çok Behdinan bölgesini etkiliyor. Hiçbir muhalif yayına izin verilmeyen Behdinan bölgesinde, bir çok internet sitesine de erişim sağlanamıyor.
Resmi yasak yok ama herşey yasak
Kürt hükümetinin onayı ile kurulan Aria Fon şirketi evlere internet hattı ulaştırıyor. Ancak ilginç bir şekilde Türkiye ile Kürt  yetkililer arasında görüşme trafiğinin başlamasından sonra internete yasaklar geldi. Kürt  hükümetinin resmi olarak aldığı bir yasak yok.
Ancak Güneyli şirket Aria Fon, Türkiye'deki yasakları olduğu gibi kopyalıyor. İnternet kullanıcıları bu yasakların önceden olmadığına dikkat çekiyor. Gazetemiz Gündem'in sitesi olan www.gundemonline.com  ve ANF'nin www.firatnews.com  adresinin de aralarında bulunduğu çok sayıda internet sitesine Aria Fon internet ağı üzerinden ulaşılamıyor. Türkiye'nin mahkeme kararıyla erişim yasağı getirdiği siteler, Kürt bölgesinde de Türkiye bahane edilerek yasaklanmak isteniyor.
Muhalif kitap ve dergiler yasak
Yerel kaynaklara göre Kürt  muhalefeti Güney Kürdistan'da da Türk eliyle susturulmaya çalışılıyor. Bu da Kürt  kamuoyunun sadece yanlı bilgilerle yönlendirmenin önünü açacak. İnternet kullanıcıları, yasaklara tepki göstererek, muhalif görüşlerin engellenerek, resmi görüşlerin empoze edilmeye çalışıldığına dikkat çekiyorlar.
Behdinan bölgesinde sadece internet değil, bir çok muhalif gazete ve kitaba da yasak konuluyor. Bu engellemeler resmi bir yasakla yapılmıyor. Örneğin   Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK)'nin yanları ve Süleymaniye'de yayınlanan bir çok derginin burada dağıtımına izin verilmiyor.
Behdinan'daki Agiri dergisi de bunlardan biri. Hükümeti ve bölge partilerini eleştiren hiçbir kitap da Behdinan bölgesinde basılamıyor. Yayınlar ya yasaklanıyor ya da yazarları tehdit ediliyor.ANF