EL KAIDE EV EV DOLASIP IRAKLILARI KURDLERE KARSI KISKIRTIYOR...

Kürdistan - SE’DİYE VE CELEVLA BÖLGE YETKİLİLERİ, KÜRDİSTAN PEŞMERGE KUVVETLERİNDEN DESTEK İSTİYOR... 28-Mar-08 [19:9]PNA- Diyala vilayetine bağlı Se’diye ilçe kaymakamlığı Kürdistan bölge içişleri bakanlığına yazılı bir talepte bulunarak Se’diye ve Celevla bölgelerine istikrarı sağlamak üzere Peşmerge Kuvvetlerinin gönderilmesini istedi. Kaymakamlığın yazılı talebinde ‘’Irak güvenlik güçlerinin bölgede terörist gruplara karşı mücadele edebilecek düzeyde olmadıkları’ belirtildi. Se’diye kaymakamı Şeyh Ahmet Zırgoşi Eswat Irak’a  yaptığı açıklamada, terörist grupların  bölgelerinde yoğun  faaliyetler yürüttüklerini belirterek ‘bölgenin terörist grupların kontrolüne geçmesi ihtimalinin yüksek olduğunu ve  bu nedenle  acilen Kürdistan Peşmerge Kuvvetlerininin bölgeye gönderilmesi talebinde bulundukalarını’ söyledi.?>?>?>Sayıları 120 ‘yi bulan terör örgütü el Kaide’ye mensup silahlı kişilerin bölgedeki bir çok köyde ev ev  dolaştıklarını belirten Zırgoşi,  burdaki halkı özellikle Kürt vatandaşlara karşı kışkırttıklarını dikkat çekti.Bölgedeki Irak güvenlik güçlerinin sözkonusu terörist gruplara karşı mücadele edecek düzeyde olmadığını belirten Zırgoşi ‘’ bu nedenle Kürdistan bölge içişleri bakanlığına  Kürdistan Güvenlik  Güçleri’nin bölgeye gönderilmesi talebinde bulunduk.’’ dedi.

28 Mart olaylarında 'adalet' arayışı - 1

Muş'un Şenyayla kırsalında 24 Mart 2006'da 14 HPG'linin yaşamını yitirmesiyle 28 Mart 2006'da Diyarbakır'da başlayarak bölgeye yayılan olaylarda Diyarbakır'da 11, Mardin'in Kızıltepe İlçesi'nde 2 ve Batman'da 1 kişi hayatını kaybetti. Olayların üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen aralarında çocuklarında bulunduğu 14 vatandaşın ölümü ve onlarca kişinin yaralanmasına sebebiyet veren yetkililer hakkında hiç bir dava açılmazken, zihinlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Kadın da olsa çocukta olsa güvenlik güçleri gerekeni yapar' açıklaması hafızalara kazındı. Muş'un Şenyayla kırsalında 24 Mart 2006 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) HPG'ye yönelik operasyonu kapsamında 14 HPG'linin yaşamını yitirmesi sonrasında Diyarbakır'da başlayıp bölgenin tamamına yayılan olaylarda 13 kişi hayatını kaybetti. Olayların ardından 2 yıl geçmesine rağmen Diyarbakır Barosu ile İHD'nin yaşanan ölüm ve yaralanmalar ile o dönem gözaltına alınan yüzlerce kişiye yapılan işkenceye ilişkin aileler aracılığı ile Cumhuriyet Savcılıklarına bulunduğu suç duyuruları sonuçsuz kaldı. Yaşanan olaylar hakkında ihmali bulunan güvenlik güçleri hakkında herhangi bir hukuki işlem yapılmazken, Başbakanın 'Kadın da olsa çocukta olsa güvenlik güçleri gerekeni yapar' sözleri dikkat çekmişti. Başbakanın 28 Mart'ta başlayan olayların üçüncü gününde söylediği bu sözlerden sonra yaşanan olaylarda polisin ateş açması sonucu çok sayıda kişi yaşamını yitirdi. Diyarbakır'da yaşanan olaylar çok sayıda ilde kitlesel geçen ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 'siyasi irade' olarak beyan edildiği Newroz kutlamalarının ertesinde yaşanması dikkat çekiciydi. 6 HPG'linin cenazesi Diyarbakır'a getirildi TSK'nin operasyonda 'kimyasal silah kullandığı' iddiası ise gerginliği tırmandırmıştı. HPG'li İdris Sinet'in (Çekdar Diyar) cenazesi Adana'ya, Hüseyin Kızıl'ın (Kawa Adıyaman) cenazesi ise Adıyaman'ın Kâhta İlçesi'ne bağlı Koçtepe Köyü'ne (Hopax) götürülerek toprağa verildi. 6 HPG'linin cenazesi de Diyarbakır'a gönderildi. Cenazelerin Diyarbakır'a ulaştığı 28 Mart sabahı kent güne gergin başladı. Medine Bulvarı üzerinde binlerce kişinin toplandığı Şefik Efendi Camii'nden 'İntikam' sloganları yükseliyordu. Batman doğumlu Abdullah Rükün (Berxwedan Garzan) ile Siirt doğumlu Kenan Demir'in (Mervan) cenazeleri memleketlerine gönderildi. Ardından Diyarbakır doğumlu Bülent Tanışık (Eriş Amed), Diyarbakır Lice doğumlu Muzaffer Pehlivan (Zafer), Diyarbakır Çınar doğumlu Fatih Çetin (Xemgin Amed) ve Diyarbakır Kulp doğumlu Mahmut Güler'in (Rojhat Amed) yeşil-sarı-kırmızı renkli bayraklara sarılmış naaşları, Yeniköy Mezarlığı'nda defnedildi. Gerginliğin arttığı kentte esnaflar kepenk kapattı. Cenazelerin toprağa verildiği sırada konuşan DEP eski Milletvekili Hatip Dicle, 'Newroz'da halk barışı haykırdı. Ama barışa 24 Mart'ta operasyonla cevap verildi. Bu Kürt halkına saygısızlıktır' dedi. F-16 uçaklarının alçak uçuş yaptığı cenaze töreni sonrasında kalabalık,''Gerillaya uzanan eller kırılsın' ve 'Öcalan siyasi irademizdir' şeklinde sloganlarla yürüdü. Kalabalık, yürüyüş güzergâhı üzerinde bulunan ve etrafında geniş güvenlik önlemlerinin alındığı 10 Nisan Polis Karakolu önüne geldiğinde polis müdahalesiyle karşılaştı. Barikat kuran ve panzerlerle kalabalığa müdahale eden polise, gençler molotofkokteyli ve taşlarlarla karşılık verdi. Arbede esnasında molotof kokteyllerinin isabet ettiği panzerler tutuşurken, çok sayıda kişi yaralandı. Çatışmalar önce Sento Caddesi'ne, ardından tüm kente yayıldı. Kuruçeşme, Dörtyol ve Emek Caddesi'nde yoğunlaşan çatışmalar, kentin ticaret merkezi olan Ofis'e taştı. Ofis'e giren bin kişilik grup, kepenk kapatmayan dükkânların camlarını taşladı, yolda bulunan çöp bidonlarını devirdi. Diyarbakır'da darbe görüntüleri Çıkan olaylarla yangın yerine dönen Diyarbakır'da polis, gerçek mermilerle gruplara ateş ederek müdahale edince Mehmet Akbulut adlı 17 yaşındaki genç ağır yaralanmış, onlarca kişi çeşitli yerlerinden kurşun yarası almıştı. 14 yıl aradan sonra ilk kez askerin girdiği kentin merkezi noktalarına sevk edilen zırhlı araçlar ve askeri birlikler darbe görüntülerini hatırlatırken, kamu kurumları çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Aynı günün akşamına kadar süren olaylar gece azaldı. Tüm polis ve asker aileleri, güvenlik için lojmanlardan çıkarılarak, Emniyet Müdürlüğü binasındaki Spor Salonu'na götürüldü. Kentte savaş görüntüleri 29 Mart'ta kaldırım taşları sökülmüş, sokak ortasına kurulan barikat yığınları, kırılmış camlarıyla Diyarbakır savaş alanını andırıyordu. Bağlar, Dağkapı, Ofis gibi merkezi yerlerde esnafın büyük kısmı kepenk kapatırken, polis merkezi noktalara yığınak yapıyordu. Kente çevre illerden polis ve özel harekât timi takviye edildi. İHD, ilk gün 29 kişinin yaralandığını, yüzü aşkın kişinin gözaltına alındığını kayıtlara geçirdi. Bağlar Sağlık Ocağı'ndaki gösterilerde güvenlik güçlerince açılan ateş sonucu yaralanan Tarık Atakaya (23), yaşamını yitirdi. Onur Kaya isimli genç ensesinden aldığı kurşunla ağır yaralanarak Dicle Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Kentte yapılacak olan Diyarbakırspor ile Fenerbahçe maçı, 'güvenlik' gerekçesiyle Malatya'ya alındı. 1-2 Nisan tarihlerinde ülke genelinde yapılacak Açık Öğretim Sınavı da ertelendi. Çatışmaların önlenmesi için çaba harcayan yerel yöneticiler, ortak bir açıklama yaptı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, güvenlik güçlerinin karakollara, protestocuların evlerine çekilmeleri çağrısında bulunarak, 'Dün bu kentin acısı 14 idi. Bugün bu kentin acısı 16 olmuştur' dedi. Dehşet bilançosu Açıklamaların yapıldığı saatlerde 2 kişinin daha yaşamını yitirdi. Sakarya Caddesi üzerinde bulunan evinin damından gösterileri izleyen 9 yaşındaki Abdullah Duran, polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Olaylar esnasında yaralanarak DÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Mehmet Işıkçı (20) ise yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Akşam karanlığı çöktüğünde İHD günün dehşet veren bilançosunu, 3 ölü, 106 yaralı olarak açıkladı. Olaylar bölgeye yayıldı Yaşanan olaylar Diyarbakır'la sınırlı kalmadı. Batman'da 14 HPG'liden Abdullah Rükün'ün (Berxwedan Garzan) cenazesine katılan 10 bin kişi, Öcalan'ın posterleriyle yürüyüş yaptı. Kenan Demir'in (Mervan) cenazesi ise Siirt'in Gökçebağ beldesinde, binlerce kişinin katılımıyla toprağa verildi. Cenaze töreni esnasında 16 yaşındaki Muhlis Ete, askerler tarafından silahla vuruldu. Saldırıyı protesto eden Siirt esnafı, bir sonraki gün kepenklerini açmadı. Batman'da, 29 Mart sabahından itibaren protestolara başlayan göstericilerin sayısı 10 bini aşarken, kentin birçok noktasına askeri birlikler yerleştirildi. Bankalar Caddesi'nde bulunan çok sayıda banka şubesinin camları kırılırken, 4 katlı bir banka binası ateşe verildi. Olaylarda 20 kişi yaralanırken, 41 kişi gözaltına alındı. Şırnak, Cizre, Urfa, Mardin ve ilçelerinde de kitlesel protestolar yapıldı. Cenaze törenlerinde de olaylar sürdü Diyarbakır'da 28-29 Mart'ta yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren 3 sivilin cenaze töreninin yapıldığı 30 Mart'ta olayların ilk 2 günü yaşamını yitiren 9 yaşındaki Abdullah Duran, Tarık Atakaya ve Mehmet Işıkçı'nın cenaze töreni için İskanevleri'nde bulunan Şefik Efendi Camii önünde binlerce kişi toplanmaya başladı. DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk ve MYK üyeleri de Diyarbakır'a gelerek törene katıldı. Yine törende, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DEP eski milletvekilleri Hatip Dicle ve Selim Sadak ile alt kademe belediye başkanları ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi bulunuyordu. Duran, Işıkçı ve Atakaya'nın cenazeleri yeşil, sarı, kırmızı renkler ile Demokratik Konfederalizm bayrağı ve Öcalan'ın posterleriyle sarıldı. Cenazeleri camiden alan yüz binlerce kişi yürüyüşe geçerken, 10 Nisan Polis Karakolu önünde konumlanan yüzlerce polis ve özel harekat timi, bir gruba ateş açtı. Bu esnada karakol ile grup arasındaki kaldırımda olayları izleyen 7 yaşındaki Enes Ata, gazetecilerin gözleri önünde sırtından aldığı kurşunla yaşamını yitirdi. Cenazeler sloganlar eşliğinde toprağa verilirken, DTP Eşbaşkanı Türk, bir halkın taleplerine baskı, şiddet, silah ve kurşunla karşılık verilemeyeceğini belirtti. Türk'ün konuşması ardından belediye başkanları ve STÖ temsilcileri yüz binlerden oluşan kalabalığın önünde taziye evine doğru kortej halinde yürüyüş başlattı. Başbakan: Kadında olsa çocukta olsa gereken yapılacak Kortejin ön kısmı 10 Nisan Polis Karakolu'nun önünden geçtikten sonra polis, silah ve gaz bombalarıyla müdahale etti. Polisin kitlenin üzerine ateş açması sonucu Devrimci Demokrasi Gazetesi çalışanı İlyas Aktaş, göğsünden ağır yaralanırken, onlarca kişi ise kurşun ve gaz bombaları nedeniyle çeşitli yerlerinden yaralandı. Cenaze töreninden sonra binlerce kişi Emek Caddesi'nde bir araya gelerek, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü binasını taş ve molotofkokteyli yağmuruna tuttu. Rasgele ateş açan polisler, çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açarken, helikopterlerden grupların üzerine gaz bombası atılmaya başlandı. Dicle Haber Ajansı (DİHA) Muhabiri Şakir Uygar da burada güvenlik güçlerinin attığı gaz bombası nedeniyle yaralandı. Polisin sivillere karşı silahlı müdahalesi sonucu İsmail Erkek yaşamını yitirirken, yine kurşun yarası alan Mustafa Eryılmaz da kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlerin otopsi sonuçlarında ise, kurşunların özellikle göğüs ve baş gibi öldürücü noktalara isabet ettiği tespiti dikkat çekti. Gözaltına alınanların sayısı 3. günde yüzleri aşarken, bunların birçoğunu çocuklar oluşturuyordu. Yapılan ev baskınlarında bazı evlerin camları kırılırken, yurttaşlar tehdit ve hakarete maruz kaldı. Aynı gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Terörün maşası haline gelen her kim olursa olsun, kadın da olsa çocuk da olsa gereken yapılacaktır' açıklaması tansiyonu yükseltti. Diyarbakır sokaklarına 31 Mart günü 'darbe' görüntüleri hakimdi. Kentin birçok noktasına polis, asker ve özel harekat timleri konumlandırıldı. Kimi yerlerde askerler yürüyüş yaptı. Polis Okulu, Emek Caddesi, Bağlar Semti'nin çeşitli mahalleleri ve Kuruçeşme civarına yerleştirilen çok sayıda polis ve askeri aracın yanı sıra birçok noktada polis ve askerler barikat kurmuştu. Göstericilerin kurduğu barikatlar ise polisler tarafından kaldırılmaya başlandı. Kentin birçok yerinde işyerleri 31 Mart günü de açılmadı. Polis Okulu ve Emek Caddesi civarında uzun namlulu silahlarla gezen kalabalık polis grubu, kapalı olan işyerlerini zorla açtırmaya çalıştı. Okulların çoğunda öğrenci olmadığı için dersler boş geçti. Kentin üzerinden F-16 uçakları ve askeri helikopterler uçuruldu. Yas evlerine saldırı Olaylar esnasında veya yaralı halde kaldırıldıkları hastanelerde yaşamını yitiren 7 yaşındaki Enes Ata, İsmail Erkek, Halit Sögüt, Mehmet Akbulut ve Emrah Fidan'ın aileleri, polisin 'Cenaze töreni yapmayacaksınız' baskısı nedeniyle, cenazeleri sessizce toprağa verildi. Olaylarda gözaltına alınanlardan 47'si ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ev ve işyerlerinin yanı sıra, yas evlerine de baskın yapılarak insanlar gözaltına alındı, yas evlerinin camları kırıldı. Kent merkezindeki eylemler azalırken, olaylar Bismil, Ergani, Dicle ve Silvan ilçelerine sıçradı. Esnafların kepenk kapattığı ilçelerde yapılan protesto gösterilerine güvenlik güçleri sert müdahalede bulunurken, çok sayıda kişi yaralandı, onlarca kişi gözaltına alındı. Başbakan'a çağrı Olaylar nedeniyle İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile Tarım Bakanı Mehdi Eker inceleme yapmak üzere Diyarbakır'a geldi. Bakanlar esnaf ziyareti yaparken, Türk ve Baydemir de belediye binasında basın toplantısı düzenledi. Baydemir, Başbakan'ın kendisine yönelik 'sorumsuz' şeklindeki beyanına karşı, yurttaşlar adına sorumlu davrandığını belirterek, Erdoğan'ı vicdanlı olmaya davet etti. Türk ise, Diyarbakır'da insanların güvenlik güçlerinin silahlarından çıkan kurşunlarla vurulmasına tepki göstererek, Başbakan Erdoğan'ın bunun hesabını vermesi gerektiğini vurguluyordu. Tarım Bakanı Eker ve İçişleri Bakanı Aksu ise ekonomi çevreleriyle bir araya gelerek, yaşanan olaylara ilişkin basına açık değerlendirme toplantısı düzenledi. Sivillere ateş açan güvenlik güçlerini savunan Bakan Eker'in, 'Güvenlik güçlerimiz, huzur ve asayişin sağlanması için her türlü tedbiri almıştır, almaya devam edecektir' şeklindeki ifadesi dikkat çekti. İçişleri Bakanı Aksu ise, bilançoyu verirken 7 yaşında Enes Ata ve 9 yaşındaki Abdullah Duran'ın ölümüne değinmedi. Diyarbakır ve Bölge'de demokrasi platformları başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütü, Başbakan Erdoğan'ın Baydemir'e yönelik sözlerini kınayan açıklamalarda bulundu. 'Gözaltındakiler düşman!' Günün en önemli açıklaması ise Diyarbakır Barosu'ndan geliyordu. Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, olaylarda gözaltına alınan çocuklar ve hizmet veren avukatların kötü muameleyle karşı karşıya kaldığını belirterek, 'Gözaltı merkezlerinde gözaltına alınanlara kötü muamele ve işkencede bulunuluyor. Gözaltındakiler yurttaş olarak görülmemekte, adeta düşman olarak görülmekte, bu şekilde davranılmakta. Bu tutum yaşanan kırılmayı da derinleştirmektedir' dedi. Kentte akşam saatleriyle birlikte adeta fiili olarak sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı. Sivil polisler ve özel harekat timleri birçok mahallede dükkanların camlarını kırarak, evlere baskın düzenledi. Özel harekat timleri, yurttaşları sokağa çıkmamaları yönünde tehdit ederken, fiili sokağa çıkma yasağı uygulamaya başlandı. Olayların 4'üncü gününden itibaren kentte artık tam bir sürek avı başlamıştı. Ev baskınları, gözaltılar ve tutuklamalar peş peşe geldi. Bölge illeri ayakta Diyarbakır'da 28 Mart'ta başlayan olaylar 1 Nisan'dan itibaren başta Batman, Mardin'in Kızıltepe ve Nusaybin ilçeleri, Şırnak merkez ve İdil ile Silopi ilçeleri, Dersim, Van, Siirt, Şanlıurfa merkez ve Ceylanpınar ile Viranşehir ilçeleri olmak üzere, birçok ilde sokağa dökülen binlerce kişi tarafından protesto edildi. Günlerce süren olaylar nedeniyle bu kentler de savaş alanına dönerken, onlarca kişi güvenlik güçlerinin kurşunları nedeniyle yaralandı, çok sayıda kişi gözaltına alındı. Batman'da aynı gün 3 yaşındaki Fatih Tekin açılan ateş sonucu yaşamını yitirirken, Kızıltepe'de ise 31 Mart'tan 3 Nisan gününe kadar süren olaylarda Ahmet Araç (27) ve Mehmet Sıdık Önder (22) yaşamını yitirdi. Ölüm nedeni kurşun ve darp Siviller kurşunlara hedef olup vurulurken, vurulanların arasında bazılarının yaralı haldeyken polis ve özel harekat timleri tarafından darp edildiği anlaşılmıştı. Diyarbakır ve Bölge'de yaşamını yitirenlerin otopsi sonuçları ise yaşanan dehşeti gözleri önüne seriyordu. Diyarbakır'da yaşanan olaylarda yaşamını yitiren Tarık Atakaya (22), 9 yaşındaki Abdullah Duran, 7 yaşındaki Enes Ata, 8 yaşındaki İsmail Erkek, Mehmet Akbulut (17), Mustafa Eryılmaz (26), Emrah Fidan (18), Mahsuni Mızrak (17), İlyas Aktaş vücutlarının çeşitli bölgelerine aldıkları kurşun ve gaz bombaları sonucu hayatını kaybederken; Mehmet Işıkçı ve 78 yaşındaki Halit Söğüt de darp edilme suretiyle öldürülmüştü. Batman'da 3 yaşındaki Fatih Tekin isimli çocuk ile Mardin'in Kızıltepe ilçesinde Ahmet Araç (17) ve Mehmet Sıdık Önder (22) ateşli silah sonucu hayatını kaybetmişti. DİYARBAKIR (DİHA) HİKMET ERDEN

PNA-Bextiyar Mela Ehmet/Süleymaniye:Kürdistan bölge başkanı Mesut Barzani ile Federal Irak devlet başkanı Celal Talabani yönetiminde PDK ile YNK siyasi büroları bugün öğle saatlerinden sonra Dükkan kasabasında bir araya geldi. İki taraf arasında geçen toplantıda Irak ve Kürdistan bölgesindeki son siyasi gelişmeler ele alındı. Toplantının ardından bir basın toplantısı düzenleyen başkan Barzani ile devlet başkanı Talabani gazetecilerin sorularını yanıtladı. Devlet başkanı Talabani, toplantıda merkezi hükümet ile Kürdistan bölge hükümeti arasında askıda kalan sorunların çözümü için Irak parlamento düzeyinde acilen bir toplantının yapılması talebinde bulunduklarını belirtti. Talabani ayrıca PDK ile YNK arasındaki toplantının yarın da devam edeceğini dikkat çekerek iki taraf arasında daha ayrıntılı konuların ele alınacağını sözlerine ekledi. Başkan Barzani de devlet başkanı Talabani ve YNK siyasi büro yetkilileriyle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyetini dile getirerek toplantıda özellikle Irak’taki son siyasi gelişmelerin ele alındığını ve kendilerinin başta Basra kentinde çıkan olaylar olmak üzere şuan Irak’ta mevcut durumdan kaygı duyduklarını söyledi.Başkan Barzani bu noktada her iki tarafın da (PDK-YNK) ortak tavr sergilediğini söyledi.

Le Figaro: Türkiye, Amerikan-Kürt ittifakına davet edildi

ANF-PARİS (27.03.2008) - Fransız Le Monde gazetesi Amerika Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in Güney Kürdistan ve Türkiye ziyaretlerine dikkat çekerek, Türkiye’nin Amerikan-Kürt ittifakına davet edildiğini kaydetti. Dick Cheney’in Ortadoğu turu kapsamında Türkiye’ye yaptığı ziyarette PKK’ye karşı istihbarat sağlama konusunda Türkiye’ye yardıma devam edeceği güvencesini verdiğine işaret eden Le Figaro, bundan sekiz gün önce de Cheney’in Kürdistan Bölgesi’ne giderek Beyaz Saray’ın desteğini tazelediğini ifade etti. BUSH BARZANİ’YE DAVETİYE YOLLADI Le Figaro, Türk ordusunun sınırötesi kara operasyonundan bir ay sonra bir takvimin Amerika’nın Türkler ile Kürtler arasında gerçekleştirdiği diplomatik dengeye işaret ettiğini kaydetti. Bunun da Kürtlerin zararına olduğunu belirten gazete, Federal Kürdistan Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin’in Cheney ziyaretine ilişkin şu sözlerini aktarıyor: Dick Cheney, George Bush’un Mesud Barzani’ye davetini iletti.” Bunun Amerikalıların Kürtlere yönelik çok önemli bir sinyali olduğunu belirten Fuad Hüseyin, bunun “Kürtler ve Amerikalılar arasındaki stratejik ilişkiler halen çok iyi” yönünde bir mesaj olduğunu dile getirdi. ABD’NİN KÜRT İTTİFAKINA İHTİYACI VAR Saddam Hüseyin’in devrilmesinden 5 yıl sonra Kürtlerin Amerikalıların Irak’taki en değerli ortağı olduğunun altını çizen Le Figaro, “Ve Amerikan’ın koruma gölgesi altında, Kürt hükümeti Bağdat’taki merkezi iktidara kıyasla kendi bağımsızlığını güçlendirdi. Kürt bölgesi ve Washington mevcut durumda Kuzey Irak’ta bir Amerikan askeri üssü kurmak için görüşmeler yürütüyor. Birlikleri geri çekilmesi durumunda, ABD’nin Kürt ittifaka ihtiyacı olacak. Ama Ankara ve Washington arasındaki yakınlaşma Kürdistan olan embriyon devletin kırılganlığını hatırlatıyor” diye yazdı. Gazete Amerikalıların olası geri çekilmesi halinde Irak’ın Şii ve Sünni oluşumlar arasındaki rekabete kalacağını ifade etti. KÜRTLER ABD’NİN KENDİLERİNİ TERK EDEBİLECEĞİNİ BİLİYOR Geçen Sonbahardan beri Ankara ve Washington arasında yoğun bir diplomatik balenin 2003’te Türkiye’nin ABD’nin Irak’a geçişine izin vermemesiyle yaşanan gerilim süreci parantezini kapattığını kaydeden gazete, Şubat ayında ABD’nin Türkiye’nin sınırötesi kara operasyonuna izin verdiğine dikkat çekti. Fuad Hüseyin, “Türkiye’nin ABD’liler açısından önemini anlıyoruz. Afganistan veya Orta Asya’daki rolünün tamamen bilincindeyiz” dedi. Irak’taki Avrupalı bir diplomat, “Kürtler her ne kadar mevcut durumda ABD’lilerin için yararlı olsa da, Kürt makamlar Amerikalıların onları terk edebileceğini iyi biliyor” diyerek, Kürtlerin halen Irak güçlerinin istikrar kazanmasına katıldığını ifade etti. Sonuç olarak gazete Kürtlerin ABD’nin korumasını muhafaza etmek için yer altındaki petrolüne güvendiğini belirtirken, gazeteye konuşan Kürt yazar Ferhad Pirbal ise, “ABD’nin Irak’ı terk etmesi düşünülemez zira petrolü için çok bedel ödedi. Ve eğer PKK sorununu çözme arayışındaysa, Kürdistan’da da çıkarları olduğundandır” dedi.

AFP: PKK Ankara’yı uyardı

ANF-PARİS (28.03.2008)- Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan PKK yetkililerinden Bozan Tekin eğer Türkiye sivillere karşı saldırılarını durdurmazsa PKK’nin misillemede bulunacağı uyarısında bulundu. Bozan Tekini, AFP’ye verdiği mülakatta, “Türk devleti Kürt halkının özgürlük mesajını duymalı ve sivillere karşı şiddeti derhal durdurmalı” dedi. “Kontrolsüz reaksiyonlar gelişir” diye uyaran Tekin, “Türk devleti ve iktidar partisi bu yeni gelişmelerin sorumlusu olacaktır” ifadelerini kullandı. Yeni gelişmelere rağmen Türk devleti sivillere karşı saldırılarını durdurmazsa, “PKK misillemede bulunacaktır” diyen Tekin, Kürt halkının özgürlük mücadelesini sürdürdüğünü ve bir kez daha PKK ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a desteğini gösterdiğini kaydetti. Tekin, “sivillere karşı bu yeni saldırılar Türk devletinin zorla asimilasyon ve haklarımızı inkar politikalarındaki ısrarını gösteriyor” diye belirtti. Türk ordusunun sınırötesi operasyonunu da değerlendiren Tekin, ABD desteğine rağmen operasyonun başarısızlıkla sonuçlandığının altını çizdi. Tekin, 21-29 Şubat’taki yapılan kara operasyonunda “Türk ordusu ağır bir ders aldı” dedi.

Polisin kolunu kırdığı çocuk tutuklandı

12:01Hakkari'de polisin kameralar önünde kolunu kırdığı 15 yaşındaki C.E, 'Devlet memuruna mukavemetten' tutuklandı. İHD Hakkari Şubesi olayla ilgili suç duyurusunda bulundu. Hakkâri'de Valiliğin izin vermemesi üzerine olaylı geçen Newroz kutlamaları sırasında, polisin basın mensupları önünde kolunu kırdığı 15 yaşındaki C.E., olaydan sonra gözaltına alınarak Hakkari Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Burada 2 gün tutulan C.E., bugün çıkarıldığı Hakkari Sulh Ceza Mahkemesi'nde 'Devlet memuruna mukavemetten' tutuklandı. C.E'nin kolunun tedavi edilip edilmediği konusunda ne ailesine ne de avukatlarına bilgi verilmedi. Babası televizyondan öğrendi Oğlunun 22 Mart'ta alışveriş yapmak amacıyla, kent merkezine gittiğini belirten baba Zübeyir E., 'Olaylardan sonra oğluma ulaşamadım. 2 gün boyunca haber alamadık. Oğlumun olaylarda gözaltına alındığını düşündüm. Sonra görüntülerini Roj TV'de izledim. Polisler oğlumun kolunu bütün basın mensupları önünde kırıyordu. Olayı gördüğümde dehşete kapıldım. Gözlerime inanmak istemedim' dedi. Sonuna kadar olayın takipçisi olacağını belirten E., 'Ekonomik durumum iyi değil, hukuksal süreçte özelikle barodan yardım talebinde bulunuyorum' dedi. İHD suç duyurusunda bulundu İHD Hakkâri Şubesi, C.E'nin görüntülerinin televizyonlarda yayınlanmasının ardından Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. İHD Şube Yöneticisi İsmail Akbulut, yaşananların insanlık dışı olduğunu belirterek, 'Sorumlular cezalandırılıncaya kadar olayın peşini bırakmayacağız. Görüntüler Hakkari'de büyük bir tepkiye neden oldu' diye konuştu. Kol kırma görüntüsü Roj TV'den sonra YOUTUBE paylaşım sitesine de atıldı. HAKKÂRİ (DİHA)

DTP sordu: Bediuzaman Said-i Nursi’nin mezarı nerede?

ANF-ANKARA (27.03.2008)- DTP, Fetullah Gülen cemati tarafından özünden boşaltılan Kürt düşünürü Said-i Kürdi için İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın cevaplaması istemiyle soru önergesi hazırladı. DTP Batman milletvekili Bengi Yıldız Said-i (Kurdi) Nursi’nin devlet nazarında hala suçlu bulunup bulunmadığını ve mezarının nerede gömülü olduğunu sordu. Said-i Kurdi’nin, ölümünün 48 yılında DTP tarafından Meclis gündemine getirildi. DTP'li Bengi Yıldız, soru önergesinde Nursi'nin mezarının gizli tutulma gerekçesini ve 'düşünce suçu' nedeniyle yıllarca hapis yattığına dikkat çekerek, devlet nazarında hala suçlu görülüp görülmediğini sordu. İADE-İ İTİBAR VERİLMELİ Said-i Nursi’nin büyük bir din alimi olduğunu söyleyen Yıldız, "Said-i Nursi'nin 'düşünce suçu' dışında hiçbir suçu bulunmamış. Eserlerinin tümü yargıda aklanmış. Ancak buna rağmen yıllarca hapis yatmış. Devletin bu kişiye artık iade-i itibar vermesi gerekir" dedi. Said-i Nursi’yi Meclis gündemine getirme gerekçesini "Yüzyılın din alimi olan Nursi'nin mezarının gizlenmesini antidemokratik buluyorum" diye açıklayan Bengi Yıldız, şunları söyledi: "Parlamentoda ezber bozmayı bizim yapmamız gerektiğine inanıyorum. Nazım Hikmet'e nasıl sahip çıkıyorsak, Said-i Nursi'ye de sahip çıkmalıyız. Düşünceleri bizimle yüzde yüz örtüşmese de, düşüncenin suç olmasına karşı çıktığımız için düşünce suçlularını savunacağız" dedi. MEZARI NEREDE? Said-i Nursi'nin 1960 yılında Urfa'da vefat ettiğini ve oraya defnedildiğini hatırlatan Yıldız, 27 Mayıs darbesinin ardından mezarının buradan alınıp bilinmeyen bir yere götürüldüğünü kaydetti. Nursi'nin Urfa'ya gömülmek istediğini vurgulayan Yıldız, "Kendisi peygamberler şehri olarak gördüğü için Urfa'ya özel bir anlam yüklüyordu. Sevenleri de onu Urfa'da görmek istiyor. Aradan bunca yıl geçmiş. Mezar yeri bile bilinmiyor. Mezarının nerede olduğunu bilmek herkesin hakkı" diye konuştu. Yıldız, mezar yerinin neden gizlendiğinin açıklanması gerektiğini belirtirken "Hala suçlu olarak mı görülüyor, bu konunun açıklığa kavuşması lazım" dedi.

'Türkiye'de herkesin güveneceği yargı yok'

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Hollandalı Hristiyan Demokrat Ria Oomen-Ruijten, ''Türkiye'de herkesin güvenebileceği bir yargı maalesef yok'' dedi. Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye raporu taslağı, AP Dış İlişkiler Komisyonunda tartışıldı. Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye raporu taslağı, AP Dış İlişkiler Komisyonunda tartışıldı. Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye raporu taslağı, AP Dış İlişkiler Komisyonunda tartışıldı. Komisyon üyelerine ve siyasi grupların temsilcilerine hazırladığı raporla ilgili bilgi veren ve eleştirileri yanıtlayan Raportör Oomen-Ruijten, ''dengeli bir rapor hazırladığını ve eleştirilerin yanında olumlu yönlere de vurgu yapmaya çalıştığını'' söyledi. 'BAŞÖRTÜSÜ KARARI ALINIYOR AMA UYGULANMIYOR' Türk hükümetinin reformlar konusunda kararlılık mesajları verdiğini, ancak artık geçirilecek zaman olmadığını belirten Oomen-Ruijten, ''TCK 301'de Türkiye artık ürününü ortaya koymalı'' dedi. Türkiye'deki son gelişmelere değinen Hollandalı AP Üyesi Oomen-Ruijten, ''Ordu ve yargıdan oluşan elit tabakası var. TBMM 3'te 2 çoğunlukla (üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına) karar veriyor fakat uygulanmıyor. Ben dünyada böyle başka bir ülke bilmiyorum. Bunun örneği yok. Yargı bağımsızlığından yanayım. Ama Türkiye'de herkesin güvenebileceği bir yargı maalesef yok. Bu Türkiye'nin eksiği. Bu konuda çalışma yapılması gerekiyor'' şeklinde konuştu. ELEŞTİRİLER SERTLEŞECEK AKP ve DTP'ye kapatma davaları açılmasının bütünüyle karşısında olduğunu vurgulayan Oomen-Ruijten, ''sadece yargıyla ilgili hızlı reformlar yapılarak bu sorunun üstesinden gelinebileceğini'' vurguladı. Oomen-Ruijten, son gelişmeler nedeniyle taslak raporda yargıya yönelik eleştirilerini sertleştirmeyi düşündüğünü dile getirdi. Raportör Oomen-Ruijten, ''Orduya da güçlü mesaj vermek gerekiyor. İyi işleyen modern demokrasi istiyorlarsa kendilerini sınırlamalılar'' diye konuştu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın KKTC'yi ziyaret ederek ''çözümde ilk söz hakkı bizim'' mesajı verdiğini savunan Oomen-Ruijten, Kıbrıs sorununun çözümünde ordunun yapıcı davranmasını istedi. 'SİYASİ SÜRECE YARGI DARBESİ' Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk ise ''doğru bir üslupla'' raporu hazırlayan Oomen-Ruijten'e teşekkür ederek, Türkiye'deki son gelişmelerle ilgili şunları kaydetti: ''AKP ve DTP'ye açılan davalar hala beklemede. Bu konuda çok açık olmalıyız. Türkiye'de siyasi sürece yargı darbesi yapılıyor. Yargı, halkın çoğunluğunun seçimine 'yanlış' diyor. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Yargının verdiği imaj çok kötü. Türkiye'de yargı reformu talebi konusunda tutumumuz sert olmalı.'' Lagendijk, Oomen-Ruijten'in raporunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya'da yaptığı ''asimilasyona hayır'' konuşmasıyla Türkiye'deki Kürt kökenlilerin kültürel hakları arasında bağlantı kurmasını kabullenemeyeceğini ifade etti. Taslak raporla ilgili söz alan diğer milletvekilleri ve siyasi grup temsilcileri de yargının ve ordunun siyasete müdahalelerini eleştirirken, AP'nin her iki kesime çağrı yapmaması ve demokratik yollarla seçilmiş Türk hükümetini muhatap alması gereğini vurguladı. Değişiklik önergelerinin 3 nisana kadar verilebileceği Türkiye taslak raporunun, mayıs ayında AP Genel Kurulunda oylanması bekleniyor. 'ERGENEKON SORUŞTURMASI KARARLILIKLA SÜRDÜRÜLSÜN' Taslak raporda, Ergenekon soruşturmasının kararlılıkla sürdürülerek örgütün ''devlet organlarındaki tüm bağlantılarının ortaya çıkarılarak örgütle ilişkisi olanların yargıya teslim edilmesi'' isteniyor. Yeni sivil Anayasa hazırlığının ''insan hakları ve özgürlüklerin korunmasını anayasanın merkezine yerleştirme'' açısından çok önemli bir fırsat sunduğu anlatılan raporda, yeni anayasa çalışmasında sivil toplumun geniş katılımının sağlanması tavsiye ediliyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''2008'in refom yılı olacağı'' taahhüdünün memnuniyetle karşılandığı belirtilen raporda, hükümetin parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak reformlarda kararlı davranmasının Türkiye'nin modern demokratik refah toplumuna dönüşümünde hayati önem taşıdığı vurgulanıyor. ''2007 yılında ordunun siyasete müdahale çabalarının demokrasinin üstünlüğüyle sonuçlanmasından'' övgüyle bahsedilen taslakta, ''demokratik yollarla seçilmiş siyasi liderliğin iç ve dış politikayla güvenlik konularının şekillenmesinde tam sorumluluk üstlenmesinin ve ordunun demokratik sorumluluğa saygı göstermesinin garanti altına alınmasında'' ve TBMM'nin askeri ve savunma politikasında bu kapsamdaki tüm harcamalarda tam denetim yetkisinin tesis edilmesinde ''hükümetin yeni sistematik çabalar göstermesi'' talep ediliyor. TCK 301'E ÖNCELİK Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinin ''tekrar tekrar verilen taahhütlere'' bağlı kalınarak öncelikle değiştirilmesi istenen belgede, ifade özgürlüğü kapsamında yeni reformların yapılmamış olması eleştiriliyor. Taslak raporda, ''Vakıflar Kanunu'nun onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. AB Komisyonunun metni tetkik ederek gayrimüslim azınlıklarca mülklerin idaresi, satın alınması ve 3. kişilere satılmış olanlar dahil geri alınmasının mümkün olup olmayacağını araştırması gerekir'' deniliyor. Vakıflar Kanunu'nun kabulünün ardından Türk hükümetinin bu olumlu adımı değerlendirerek dini özgürlüklerle ilgili tüm taahhütlerini yerine getirmesi istenen taslak belgede bu kapsamda tüm dini toplumluluklara faaliyetleri için gerekli yasal statü, ruhani görevlilerin eğitimi, hiyerarşik seçim ve ibadet yerlerinin inşası konusunda yasal çerçeve sunulması, Heybeliada ruhban okulunun yeniden açılması ve ''ekümenik partik'' unvanının kullanımına izin verilmesi taleplerine yer veriliyor. 'KÜRT MESELESİ İÇİN SİYASİ İNİSİYATİF BAŞLATILSIN' Belgede, ''Türk hükümetine, Kürt meselesinin kalıcı çözümü amaçlayan siyasi inisiyatifin öncelikli olarak başlatılması çağrısı yapılır'' ifadesine yer verilerek, DTP'li milletvekilleri ve belediye başkanlarından ''demokratik Türk devleti içinde Kürt meselesine siyasi çözüm arayışına yapıcı şekilde dahil olmaları'' isteniyor. Taslak raporda, Başbakan Erdoğan'ın Almanya'da yaptığı ''asimilasyona hayır, entegrasyona evet'' konuşmasının not edildiği belirtilerek, bu kapsamda ''Türkçe dışındaki dillerde televizyon yayınına ve eğitime erişimde ve kamu hizmetlerinin verilmesine'' değiniliyor. Kadına yönelik şiddetle mücadelede Türkiye'nin sağladığı ilerlemeden övgüyle bahsedilen belgede, ''eşit muameleyle kadınların eğitime erişimleri ve ekonomik açıdan güçlendirilmeleri Türkiye'nin daha fazla ekonomik kalkınması ve refahı açısından kritik önemdedir'' deniliyor. ''Türkiye ekonomisindeki olumlu gelişmeleri övgüye değer bulan'' raporda, kayıt dışıyla mücadele ve sosyal güvenlik sisteminde reform yapılması talep ediliyor. Terör örgütü PKK'nın eylemleri şiddetle kınanarak ve terörle mücadelede Türkiye'yle dayanışmaya vurgu yapılan raporda, terör örgütünün ön koşulsuz olarak derhal silah bırakması isteniyor. Raporda, ''Türkiye'ye karşı terörist eylemlerde topraklarının üs olarak kullanılmasına izin vermemeleri konusunda'' Irak hükümetine ve bölgesel Kürt yönetimine çağrı yapılarak, bu kapsamda Türkiye ve Irak arasındaki diyalogdan memnuniyet duyulduğu belirtiliyor. 'ERMENİSTAN'LA SINIR KAPILARI AÇILSIN' Kıbrıs sorununa, BM gözetiminde kapsamlı çözüm bulunması gereğine vurgu yapılan taslak belgede, Ada'dan ''Türk askerlerinin çekilmesinin çözüm müzakerelerini kolaylaştıracağı'' savunuluyor. AP'nin önceki Türkiye raporlarında yer bulan 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarına değinilmeyen rapor taslağında, ''Türkiye'nin ekonomik ambargoyu sona erdirerek Ermenistan'la sınır kapısını yeniden açması, Türk ve Ermenistan hükümetlerinin geçmişteki olaylarla ilgili açık ve samimi tartışmaya izin vererek uzlaşma sürecini başlatması ve AB Komisyonunun bu süreci kolaylaştırması'' çağrıları yapılıyor. ''Karadeniz havzasında, Orta Asya'da ve daha geniş Orta Doğu'da AB dış politika hedeflerinin gerçekleştirilmesinde önemli bir ortak olarak Türkiye'nin rolü tasdik edilir'' denilen raporda, AB Komisyonuna ve üye devletlere çağrı yapılarak bu bölgelerde Türkiye ile işbirliği potansiyelinden daha iyi yararlanılması isteniyor. Raporda, Türkiye'nin Bosna Hersek ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) misyonları yanında Kosova ve Afganistan gibi NATO operasyonlarına katılımı övülürken, ''Türkiye'nin AB-NATO stratejik işbirliği anlaşmasının uygulanması engellemesinden üzüntü duyulur'' deniliyor. Türkiye'nin ''Avrasya'nın enerji terminali olma hedefini ve Avrupa'nın enerji güvenliğine katkıda oynayacağı rolü tanınan'' taslakta enerji faslının müzakerelere açılmasına destek veriliyor. Oomen-Ruijten'in hazırladığı rapor taslağında, ''vize kolaylığı anlaşması müzakerelerine başlamaları'' için AB Komisyonu ve Türkiye'ye çağrı yapılıyor. (AA)