Kürt sorununda ortak aklın peşinde

SorarLogoGri160

Sosyal Sorunları Araştırma Ve Çözüm Derneği’nin (SORAR) Kürt sorunu üzerine üçüncü toplantısı 12 Ocak 2008 günü Diyarbakır’da yapıldı. Toplantı PKK’nın 3 Ocak günü şehirde gerçekleştirdiği ve 5 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırının öncesinde planlanmıştı. Nitekim İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’dan siyasetçi, akademisyen, yazar ve gazetecilerden oluşan 26 katılımcı, Kürt sorununa ek olarak söz konusu saldırının ardından yaşanan gelişmeleri de tartıştılar. Yaklaşık beş saat süren toplantıda “Kürt sorununda yeni bir dönem mi başlıyor?” sorusu soruldu ve yanıtı aranmaya çalışıldı. van25102008yuruyus
DİLE GETİRİLEN BAZI GÖRÜŞLER
Kürt sorununda yeni bir dönem mi başlıyor
Katılımcıların büyük bir bölümü Diyarbakır’daki son saldırının Kürt sorununda yeni bir döneme girildiğinin işareti ve PKK içinde bir kırılma noktası oluşturduğu üzerinde uzlaştı. Patlamanın, Kürt çevreleri ve DTP içinde ciddi sarsıntılara yol açtığı, PKK’nın dış dünyadaki desteğinin büyük ölçüde azaldığı vurgulandı. Toplum bombalama olayını kınama konusunda aydınlardan ve sivil toplum kuruluşu yöneticilerinden daha ileride. Halk örgüte karşı hiç bu kadar net bir tavır almamıştı. 10 yıldır halk PKK’ya karşı ilk kez bu kadar tepkili ve cesur. Bu saatten sonra halk Diyarbakır’da örgütün yapacağı her türlü şiddet eylemine karşı duracaktır. Yıllardır kimlik mücadelesi verile verile kişiliklerde aşınma oldu. Ama halkın kafasında bu saldırı bir dönüm noktası oldu.
* Dağlıca altın vuruştur!
Dağlıca bir altın vuruştur. PKK askerin üzerinden AKP’yi vurmayı amaçladı. Ancak beklenen olmadı. AKP soğukkanlı davrandı. Sonuçta PKK’nın beklentisinin aksine Dağlıca askerle AKP arasındaki sorunların rafa kalkmasına yol açtı. Tüm bunlara kızgınlıkla Diyarbakır saldırısı yapıldı.
* Yeni dönem yok
Bazı katılımcılar Kürt sorununda yeni bir dönemin başladığı yönündeki saptamaya karşı çıktı. Bu kişiler umutlanmaya vesile olabilecek yeni bir dönemin başlamadığını, hatta seçimden sonra yaşanan sürecin kendilerini daha kötümser kıldığını vurguladılar. Güneydoğu’daki AKP ile Batı’daki AKP’nin farklı olduğunu, iktidar partisinin bir Kürt politikası üretemediğini savundular. AKP’nin sorunu sosyal yardımlar ve ekonomik perspektifle çözebileceğini sandığını, askerin sertlik yanlısı tutumunu savunur duruma geldiğini belirtip “AKP en azından bu sorunla ilgili olarak gündelik hayatı rahatlatıcı ve yasakları gevşetici adımlar atarsa iyi olur” diye konuştular.
Kimilerine göreyse “yeni bir dönem” değil, “yeni bir durum” söz konusu. DTP’de şiddeti ilkesel olarak reddeden bir tavır gözlenmiyor. TSK’da da militarizm dışında sorunu çözme arayışı yok. PKK’da da ciddi bir tutum değişikliği görülmüyor. Bununla birlikte DTP’de farklı kanatların var olduğu yolunda bazı işaretler ve beklentiler var. Emekli paşaların bazı özeleştiri sözleri de TSK’da bir tavır değişikliği olarak algılanıyor.
* Türkiye yol ayrımında
Kuzey Irak’taki Kürt federe devletini ya kabul edeceksin ya da düşman göreceksin. Türkiye artık bu eşiği geçti. AKP bu süreci iyi yönetti. Eğer AKP bir şeyler yapıyormuş gibi davranıp geri adım atarsa sorun birkaç misli olarak geri döner. AKP rehavete kapılmış gibi. Sorun geçiştiriliyor. Yeni dönemde DTP’nin de, Kürtlerin geçirdiği evrime uygun olarak kendini yeniden tanımlaması gerekiyor. Ancak büyük görev AKP’nin. İktidar partisinin “sivil anayasa” hazırlıkları çok önemli. Ancak bir makyaj anayasası değil, sorunları çözecek bir anayasa olması lazım.
* AKP-TSK ittifakı
Kürt sorununda akut sorun devletin katı tutumudur. Devletin hemen hemen her konuda vatandaşına karşı takındığı şüpheci tavırdır ki AKP de aynı şeyi yapıyor. “Tek vatan, tek millet ve tek bayrak” lafını dünya litaratürüne çevirdiğinizde karşınıza faşizm çıkar. Bu sözleri söyleyen Recep Tayyip Erdoğan’dır. İkinci akut sorun ise bugün bir “muhafazakâr-otoriter ittifakı”nın söz konusu olmasıdır. Yani AKP-TSK ittifakı tehlikelidir. Ne var ki bu ittifak uzun süreceğe benziyor.
AKP dini cemaatleri de arkasına alarak TSK ile ittifak kuruyor. Bunun karşısında ise PKK ile derin devletin ittifakı var. Yani tehlikeli bir süreç söz konusu. Bunun yerine AKP ile DTP’nin konuşması ve birbirlerini anlaması gerekiyor.
* PKK zayıfladı ama...
PKK totaliter eğilimleri çok güçlü, Stalinist, şartlanmış insanlardan oluşan bir örgüttür. PKK’nın amacı Kürt sorununu çözmek değil, hakim güç olmaktır. AKP’nin amacı da iktidarda kalmaktır. PKK’nın sıkıştığı ve zayıfladığı, önümüzdeki dönemde daha da zayıflayacağı düşünülüyor. Zayıfladığı oranda şiddet eylemleri de artacak. Burada AKP’nin sorumluluğu var. “Terör bitsin adım atalım” söylemiyle terör bitmeyecektir. Şiddet kültüründen çıkmak uzun bir süreçtir. Paniklememek gerekiyor.
* Türklerle de konuşulsun
Kürt meselesi hep Kürtlerle konuşuluyor. Halbuki bu sorunun daha çok Türklerle konuşulması gerekiyor. Esas rehabilite edilmesi gerekenler Türklerdir. PKK 1980’li yıllarda bir alternatifti, haklı denilebilecek bazı noktalardan hareket ediyordu. Ama bugün değil. Artık çözümün önünde engel oluşturuyor. Eskiden bir Kürt sorunu vardı, buna şimdi de PKK sorunu eklendi. 22 Temmuz’da halk şiddetsiz de çözüm olabileceğine dair bir ışık gördü ve buna pirim verdi. PKK şiddeti yöntem olarak kullanan bir örgüttür. Birilerinin, dönüşmesi için ona yardım etmesi lazım. O birileri de toplumdur.
* DTP hırpalanmamalı
Ortada bir taraf ve ve diyalog sorunu var. Kürtler adına kim “tamam biz bunu kabul ettik” diyecek? PKK’nın muhatap alınmasını istemek Kürtler açısından gerçekçi olmayabilir. Ama DTP’yi hırpalamak da çözüm değil. Hırpalanırsa siyaset üretemez.
Çözüm için bazı öneriler
ToplantIda farklı katılımcılar farklı çözüm önerileri dile getirdi. Bunlardan bazıları şöyle:
* Ana dil öğrenimi sağlanmalı. Kürt dili ve edebiyatı öğretilmeli.
* Ana dil sadece öğretilmemeli, eğitim de yapılmalı.
* Medyada yayın özgürlüğü sağlanmalı.
* GAP tamamlanmalı.
* Güneydoğu’ya mahsus pozitif ayrımcılık gözeten ekonomik tedbirler alınmalı.
* Kuzey Irak tanınmalı, ilişkiler geliştirilmeli. Önce Talabani sonra da Barzani davet edilmeli.
* Kapsamlı bir af yasası çıkarılmalı.
* Kürt meselesini çözmeden önce yaşanabilir bir ortam sağlanmalı. Kürtlere güven verilmeli.
* Dağdan iniş bir şekilde karşı tarafla konuşarak mümkün olabilir. Ancak böylelikle iyi bir yasa hazırlanabilir. Aksi halde yüzlerce genç yine dağa çıkacaktır.
* AKP ve DTP birbirini anlamalı ve ortak çözüm üretmeli.
YARIN: 21 Şubat 2008’de Ankara’da yapılan “Kürt sorununda siyasetin sınırları” toplantısının notları...

Kürt sorununda ortak aklın peşinde

Sosyal Sorunları Araştırma Ve Çözüm Derneği’nin (SORAR) Kürt sorunu üzerine düzenlediği toplantıların dördüncüsü 21 Şubat 2008 günü Ankara’da yapıldı. Hemen hemen her siyasi görüşte siyasetçi, akademisyen, yazar ve gazetecilerden oluşan 24 kişi katıldığı toplantıdan birkaç saat sonra Kuzey Irak’a yönelik kara harekatı başladı. Nitekim toplantıda muhtemel bir kara harekatının çapı ve doğurabileceği sonuçlar da geniş olarak ele alınmıştı. “Kürt sorununda siyasetin sınırları” başlıklı beş saat süren bu kapalı toplantıdan bazı notlar aktarmak istiyoruz:
AKP’ye verilen süre tükeniyor
* Türk ordusu PKK’yı Kuzey Irak’ta tasfiye edemez
Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesi teknik açıdan mümkün ancak siyasi ve ekonomik açıdan zor. Günde 20 milyon dolarlık bir maliyet var. Türkiye kısa süreli giriş çıkışlar yapacak ve ABD ile birlikte hareket edecek. Ancak böylesi bir harekatın psikolojik etkisi dışında bir etkisi olmaz. Türkiye’nin Irak’ın rızası dışında oraya asker göndermesi bir işgaldir. ABD bunu yapar ama bedelini öder. Türkiye’nin bedel ödeyecek lüksü yok. Bir kara harekatında Peşmerge güçlerinin zarar verebileceği hesapları yapılıyor. Ama Barzani’nin saldırma olasılığı yok. Böyle bir risk almaz. Türkiye de eninde sonunda Barzani’yi bir unsur olarak tanımak zorunda.
* PKK cephe savaşına girmez
PKK bu konuda deneyimli. Bir kara harekatına PKK hazırlıklıdır, cephe savaşına girmez. Türkiye’nin Kandil’e kadar gitmesi olağanüstü bir durum olur. Bu tüm Ortadoğu’yu etkiler. PKK’nın tümden ön plana çıkmasına ve Iraklı Kürtleri arkasına almasına neden olur. PKK’ya zarar verir ama psikolojik açıdan çökertmez. PKK sıkıştırma üzerine şekillenen bir hareket. Bu duruma da hızla adapte olur. PKK tasfiye olmaz, teslim olmaz. Böyle bir opsiyon mümkün değil. Kara harekatı İran ve Suriye Kürtlerini de etkiler ve PKK’ya destekleri artar.
* Kara harekatında Türkiye Kürtleri kaybeder
Bir kara harekatında Türkiye bütün Kürtleri kaybeder. Bu çok riskli ve göze alınacak bir operasyon değil. Kuzey Irak’taki kara harekatını PKK’ya karşı değil, Kürtlere karşı olarak algılar.
* Kara harekatı sorun olmaz
Kara harekatı ABD’nin kontrolü altında olursa geniş sorunlara neden olmaz. Operasyon son derece sınırlı olur. Ancak bu operasyon PKK’yı bitirmez.
* AKP’ye verilen kredi tükeniyor
Kuzey Irak’a yönelik bombalamalar Kürtler üzerinde olumsuz etki yapıyor. AKP’ye verilen kredi 22 Temmuz’dan sonra hızla tükeniyor. Batman’da yaşananlar bunun sonucu. Batman’da olanlar PKK kadrolarının tepkisi değil, halkın tepkisi... AKP’ye yönelik tepki artıyor. AKP Kürt sorununda son sözü söyledi mi, söylemedi mi bir beklenti var.
* Kosova modeli Kuzey Irak’a uygulanmaz
Kosova’nın bağımsızlığı Sırbistan’ın cezalandırılmasıdır. Türkiye bir Miloseviç çıkarmadıkça Amerika Kürtlere devlet vermeyecektir. Kosova Kuzey Irak’a uygulanabilecek bir model değildir.
* Türkiye eski yıllara nazaran daha güçlü
Türkiye’nin önceki yıllara göre PKK konusunda eli daha güçlü.Türkiye-Moskova ilişkileri de tarihte olmadığı kadar sıcak, hatta son 500 yılın en iyi ilişkileri yaşanıyor. Avrupa’daki elitin PKK’ya baskısı daha da fazlalaşmış durumda.
* Devletin geleneksel Kürt politikası iflas etti
Kürt meselesi hükümetleri aşan bir mesele. Hangi hükümet gelirse gelsin Kürt politikası uygulama şansına sahip değil. Hiçbir siyasi partinin programında Kürt sorunuyla ilgili bir madde yok. Cumhuriyet yapılanırken Kürt meselesini güvenlik meselesi olarak görüp güvenlik güçlerine havale etti. Bu hâlâ devam ediyor. AKP’nin Kürt sorunuyla ilgili bir çözüm formülü yok. Kürtlere yaklaşım konusunda AKP belki daha fazla insaflı ama eli kolu bağlı. Hükümet bu konuları devletin üst düzeyiyle tartışmalı ve devlet politikası oluşturmalı. Devletin geleneksel Kürt politikası iflas etmiştir.
* Devletin hiçbir zaman Kürt politikası olmadı
Devletin Kürt politikası hiçbir zaman olmadı. Zaman zaman raporlar hazırlandı. Sonra bunlar rafa kaldırıldı. Türkiye’de Kürt sorunu nasıl algılanıyor? Herkesin algıladığı Kürt sorunu farklı. Siyasetçilerle halkın bu soruna bakış açısı farklı. Bölgedeki ağalarla insanların bakış açısı farklı. 1996 yılında yapılan bir araştırmada Batı’da yaşayan Kürtlerin ayrı devlet isteği doğudakilerden fazla çıktı. Devlet hangi Kürtlerin taleplerini ciddiye alacak? Yine de önemli olan Türklerle Kürtlerin arasına kan girmemesi. Bu bir fırsat. Kürt sorunu demokratikleşme esasında halklar barıştırılmalı.
* Türkiyelilik kavramı tutmaz
Türkiyelilik kavramı, Osmanlılık kavramıyla aynı. Nasıl Osmanlılık tutmadıysa Türkiyelilik de tutmaz. Ancak geçici bir pansuman görevi görür. Hep Kürtlerin endişeleri üzerinde duruluyor ama Türklerin endişeleri konuşulmuyor. Kürtlerin kafasında ayrı devlet isteği var. Söz konusu taleplerle ortak yaşam olmaz.
* Etnik çözümler gerçekçi değil
Bugünkü çözümler ulusalcı ve etnik çözümlerdir. Ortadoğu’nun tarihinde bu tip çözümler yoktur. Kürtlerin yüzde 60’ı Batı’da yaşıyor ve üstelik bölgede başka etnik unsurlar da var. Birlikte yaşama projesi öne çıkmalı. Sonuç olarak Irak’a Kürdistan, Türkiye’ye demokrasi. Ayrımcılığı Kürtlerin büyük bir çoğunluğu istemiyor. Anadilde eğitim hakkı dahil tüm haklar verilmeli. Ancak anayasada din, dil ırak ve mezhebe vurgu yapılmamalı. Sivil ve demokratik anayasa olmalı. Kürt meselesinin çözümü etnik bir federasyonla olmaz.
* Tıkanıklık noktasına gelindi
2002 yılında daha elverişli bir ortam vardı. Ama adım atılmadı. Milliyetçi dalga çözüm şartlarını zorlaştırıyor. 2007 seçim sonuçları o bölgede kimlik siyasetinin anlamlı olmadığını gösteriyor. Batı bölgelerinde ırkçı söylemler yükseliyor. Doğuda ise DTP düşüşte. Bir çıkmaz var. Tıkanıklık noktasına gelindi. AKP’nin devletle ilişkisi problemli. Bu yüzden umut vaat ediyor. Ama Kürt meselesinde çok zigzag çizdi. AKP ve DTP’nin ortak hareket etmesi gerek. Ama parlamentodaki aritmetik buna izin vermiyor. AKP’nin korkaklığı DTP’nin saldırganlığı sorunu çözümsüz kılıyor.
* CHP ve MHP’den açılımlar gelebilir
AKP sosyal politikalarla Güneydoğu’dan oy almaya çalışıyor. Gelecekte CHP ve MHP’den Kürt sorununa ilişkin açılımlar gelebilir. Asker-AKP ilişkilerinde normalleşme olur ancak AKP-Kürtler ilişkisinde durum tam tersi olur.
* Türkiye kırılma noktasına doğru ilerliyor
1984 ile 2008 kıyaslaması yaparsak Türkiye, ciddi bir kırılma noktasına doğru gidiyor. 1984 yılında şehit cenazeleri nasıl kaldırılıyordu? Şimdi nasıl kaldırılıyor? Şehit cenazelerinde neler yaşanıyor? Önceleri terörist cenazeleri nasıl toprağa veriliyordu? Şimdi neler yaşanıyor? Bütün bunları karşılaştırmak gerekiyor. Önce mevcut durumu saptamak lazım. Cumhuriyeti nasıl kurtarabiliriz ona bakmak lazım.
DİLE GETİRİLEN BAZI GÖRÜŞLER
* Af tek başına sorunu çözmez
AffIn amacının iyi belirlenmesi lazım.Amaç var olan silahlı çatışmaya son vermek ise bu son derece yararlı olur.. Ancak af kendi başına sorunu çözmez. PKK’lılar bir cezadan kurtulmak için dağa çıkmadılar. Belli idealler için dağa çıktılar. Bir proje ortaya çıkmadıkça PKK’lılar teslim olmaz. Devlet yeniden politika oluşturmalı ve gereklerini yerine getirmeli. En azından işaretlerini vermeli. Bunları oluşturduktan sonra af ilan edilmeli. Ayrıca affın kapsamı geniş olmalı ve sivil hayata adaptasyonları için de projeler geliştirilmeli.
* Af için toplumsal mutabakat olmalı
Af konusunda koşullar uygun değil. Toplumsal mutabakatın olmadığı durumda af çözüm olamaz.
* Af sorunu daha da çözümsüz kılar
Af işe yaramaz. İşi daha da çözümsüz kılar. Devletin bir Kürt politikası var. İnkarcı ve asimilasyoncu bir politika. Bunun yanlışlığı üzerinde tartışmak gerekiyor. Batıdaki Kürtlerde ayrılıkçılık oranı daha fazla. DTP’nin dışlanması AKP’nin politikaları değildi. Devletin Kürt politikasındaki politikasızlığıydı.. Türkiye’nin bir Irak politikası da var. Sadece mevcut durumu kabul etmek istemiyorlar.
* Af olumlu bir sinyal olabilir
Af ilan edilse bile herkes dönmeyecek. Bir devlet projesi lazım. PKK’yı hesaba katmak lazım. Devlet güven vermeli. Önce proje olacak. Sonra af ilan edilecek... Afta göz ardı edilen bir şey var: Dağdakiler, cezaevindekiler ve yurtdışındakiler. Topyekun olarak düşünmeli ve önce siyasi proje, rehabilitasyon ve ekonomik reformlar yapılmalı. Sonra af ilan edilmeli. AK Parti ikna edilmeli. Ak Parti de devleti ikna etmeli...
* Af için iklim uygun değil
DTP’nin talebi Apo’nun tecritten çıkması. Ama tecrite karşı çıkarken kendilerini tecrit ediyorlar. DTP’ye çok da fazla rol yüklememek gerekiyor. Ankara’daki siyasal ilişkilerinde hayal kırıklığı yaşıyorlar. Şu anda af konusunda toplumsal iklim uygun değil. DTP’nin cesaretlendirilmeye ihtiyacı var. Diğer siyasi aktörlerden de destek gerekiyor. AKP’nin de teşvik edici olması lazım.
YARIN: l 10 Mart 2008’de İstanbul’da düzenlenen “Kara harekatı sonrası PKK ve Kürt sorunu” toplantısından notlar

Kürt sorununda ortak aklın peşinde...
Sosyal Sorunları Araştırma Ve Çözüm Derneği’nin (SORAR) Kürt sorunu üzerine beşinci ve son toplantısı 10 Mart 2008 günü İstanbul’da yapıldı. Hemen hemen her görüşten siyasetçi, akademisyen, yazar ve gazetecilerden oluşan 25 kişi, on gün önce biten Kuzey Irak’a kara
harekatını da tüm boyutlarıyla tartıştı.
* Harekatın getirdikleri ve götürdükleri
Halk şiddetin durmasını ve Kürt meselesini güvenlik sorunu olarak gören anlayışın artık sona ermesini isterken harekatın başlaması bölgede havayı değiştirdi. Zaten genelde hareketli geçen Mart ayına, insanlar daha da politize olmuş şekilde girdi ve harekatın 8 gün içerisinde sona ermesinin de etkisiyle DTP bu hareketlilikten moral kazandı.
Harekat sonucunda PKK iki şeyi ispatlamış oldu: TSK’nın askeri müdahaleyle kendisini tasfiye edemeyeceğini ve uluslararası konjonktür ve genel hava devletin lehine olsa da askeri yaklaşım ve şiddetin sonuca götürmeyeceğini. PKK, “Harekat, biz iyi direndiğimiz için bu kadar erken bitti ABD baskısından değil” diye düşünüyor. Doğru olmayabilir ama algı bu. Bölge halkı, biriken sosyal ve ekonomik sorunlarla boğuşurken PKK’nın Dağlıca baskını gibi eylemler yapmasını, dolayısıyla her iki tarafın da “şahinlerini” güçlendirmesini anlamlı bulmuyor. Söz konusu sosyal ve ekonomik sorunlara çözümün gündeme gelmesinin ancak tekrar silahların susmasıyla olacağı düşüncesi hakim.
Harekat sonucunda AKP’de bir özeleştiri veya değerlendirme sürecinin yaşanmaması ve harekat boyunca AKP ve TSK’nın aynı çizgiye gelmesi de AKP’nin Kürt sorununa yaklaşımı bağlamında önemli bir gösterge. Bununla beraber CHP ve MHP’nin orduyla ters düşmesi tarihi bir kırılma.
* Askeri çözüm değilse ne?
PKK, daha önce beş defa ateşkes yapmasına rağmen, hiçbirinin kapsamlı bir çözümü getirmediğini, her ateşkesten sonra devletin Kürtlerin daha fazla üstüne geldiğini düşünüyor ve bunun hayal kırıklığını yaşıyor. Bununla beraber Türkiye’nin Kürt sorununu başka hiçbir aktöre (örneğin ABD) havale etmeksizin çözebileceğini düşünüyor. Bunun için AKP hükümetinin iktidarının geri kalan 3-4 yılında nasıl bir politika uygulayacağına, çözüm geliştirip geliştiremeyeceğine bakacak. Ancak benzer şekilde hükümet ve devlet de PKK’dan ilk adımı atmasını, yani silah bırakmasını bekleyecek. Bu düğümü çözmenin tek yolu, daha güçlü olan tarafın, yani devletin, ilk adımı atması. Peki, nedir bu adım(lar)?
Öncelikle Kürtlerin dil ve kültürlerinin önündeki bütün yasal ve pratik engellerin kaldırılması, Kürtçenin tamamen serbestçe kullanılması sağlanmalı. Bununla eş zamanlı olarak genel affın gündeme gelmesi de düşünülebilir. DTP’nin Meclis’te olması iyi bir şey ama onlarla diyalog kurulmadıkça anlamlı değil - dünyada hiçbir toplumsal sorun, taraflarından birini yok sayarak çözülmemiştir, dolayısıyla tüm Kürt hareketiyle, aydınlarla siyasi ilişki ve diyalog kurulması gerekir. Bu bağlamda PKK ve Öcalan da dolaylı veya dolaysız muhatap alınmak istiyor ancak Kürt halkının önder olarak gördüğü Öcalan ile “bebek katili” söylemi arasındaki uçurum meseleyi daha da çözümsüz kılıyor.
Kürt sorununa çözümün çerçevesinin nasıl olacağını da tartışmak lazım. Türkiye, katı üniter yapısıyla daha fazla devam edemeyeceğini anlayıp, federatif yapı, özerklik, merkez-yerel ilişkisi, vs gibi yönetim modellerini konuşmalı. Bu tip yeni bir yapılanma, siyasi yapıyı zayıflatmaz, güçlendirir. Fakat bunları tartışabilecek bir ifade özgürlüğü ortamı yok. TCK’nın 301 ve 318. maddeleri varken ne Kürt sorunu ne de başka sorunlar konuşulabilir. Bu meselelerin çözümü de anayasa reformudur. Anayasa’da yurttaşlık tanımının etnik temelli olmaktan çıkarılması, Anayasa’nın toplumsal mutabakata dayalı bir ilkeler manzumesi olması, yerel hakları da koruyacak prensipler içermesi gerekir. Ancak tüm bu açılımlar, PKK silah bırakmaz, ayrılmakta ısrar eder, PKK bayrağı altında yaşamak istiyoruz derse anlamını kaybeder.
* PKK’nın Türkiye ve diğer uluslararası aktörlerle ilişkileri
PKK’yı anlamak çok zor. Uluslararası platformlarda barış dili kullanan bir PKK varken, diğer yandan son dönemlerdeki eylemleriyle Türk kamuoyu nezdinde devletin elini güçlendiren bir PKK görüyoruz. 2004 yazında, AB yolunda reform paketlerinin hızla Meclis’ten geçtiği dönemde ve 2007’de, AKP seçimlerde Güneydoğu’daki oyların önemli bir kısmını aldıktan sonra PKK’nın silahlı eylemlerinin tırmandı, ki bu da çok manidar. Oysa 2002 seçimlerinde DEHAP’ın yüzde 6,2 oy alması, MHP’nin meclis dışında kalması, AB sürecinde yapılan reformlar, silahların sustuğu dönemin getirdiği umutlardı. Şiddetin çözüm olmadığını söyleyen herkesin behemehal şiddetten uzak durması gerekirken 2004’te silahlı eylemlerin tekrar başlaması, “şahinlerin ittifakı” tezini güçlendiriyor.
PKK’nın Irak ve İran’ı kullanması gitgide zorlaşırken Kürt hareketinde Barzani cephesi daha da güçleneceğe benziyor. Bununla beraber, kara harekatı sürecinde ABD Barzani’ye “ayağını denk al” demiş oldu. Kerkük’teki referandumun ertelenmesi ve bu konuda Kürt Yönetimi’nin geri adım atması da aynı şekilde değerlendirilebilir.
* AKP ne yapacak, ne yapabilir?
AKP’de, başta Başbakan olmak üzere, Kürt meselesinde yeni bir açılım hevesinde olan kişiler var, ama parti içinde bu konudaki gerilimler çok yoğun. Erdoğan, yakın çevresinde Kürtlerin olmasından dolayı dahi parti içinde bir bedel ödüyor. Bundan da önemlisi, AKP’nin oy tabanı (Güneydoğu’dan aldığı oylar hariç) son derece milliyetçi bir kesim. Söz gelimi seçim esnasında adaylar milliyetçiliğin daha yoğun olduğu kentlerde, Öcalan’ın asılması gerektiğini söylerken, başka yerlerde barış, demokrasi mesajı verebiliyorlar.
Çatışmayı durdurmada sivil aktörlerin (aydınlar, STK’lar, vb) rolü de tekrar tartışılmalı, zira bir görüşe göre aydınlar artık halk nezdinde inanılırlıklarını yitirdiler. Esas olan kamuoylarını rehabilite etmek ve yatıştırmak, çünkü ne Kürt milliyetçiliğine koşullanmış Kürtleri demokratik açılımlara ikna edebilirsiniz, ne de milletin bölünmez bütünlüğü takıntısı içerisindeki Türk halkını.
AKP’nin ortaya bir çözüm paketi önerisi sunup tepkileri beklemesi ve ona göre pozisyon alması söz konusu olabilir. Ancak bir görüşe göre de (olursa) bu ve bundan önceki tüm açılımlar AKP’nin Kürt sorununu samimiyetle çözmek istediğinden değil, yerel seçimlerde almak istediği oylara yatırım ve AKP seçimlerde Diyarbakır gibi kilit noktaları alırsa kendini başarılı sayacak, ki bu da çözümsüzlüğün sürmesi anlamına gelebilir.
GELECEK İÇİN ÖNERİLER
1. Askeri müdahale sonuç vermeyecektir. Kuşkusuz harekatın başarılı ya da başarısız olduğuna dair argümanlar üretmek mümkün, ancak nihai çözümün askeri yolla/şiddet kullanarak gelmeyeceği çok açık.
2. Kürt sorununu çözmenin ilk ve en önemli adımı, sorunun tüm taraflarıyla diyalog kurmak. Bunun için AKP’nin DTP ile arasındaki iletişimsizlik duvarını kaldırması, DTP’lilerin de bu konuda gayret göstermeleri gerekir.
3. İfade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmadıkça toplumsal sorunları tartışma zemini olmaz. Bu engellerin başında TCK’nın 301 ve 318. maddeleri geliyor. Bu maddeler değiştirilmeli, değişiklikler kozmetik değil ilkesel değişiklikler olmalı.
4. Anayasa, yurttaşlığı etnik temelli tanımlamayan bir ilkeler bütünü şeklinde yeniden yazılmalı, dillerin serbest kullanımı önündeki yasal ve anayasal engeller tamamen kalkmalıdır.
5. AKP, iktidarının geri kalan döneminde Kürt sorununa nasıl yaklaşacağını ve çözüm önerilerini ortaya koyan bir plan sunmalıdır.
6. Demokratik açılımların ve yasal iyileştirmelerin anlam kazanması için toplumsal bir rehabilitasyon sürecinden geçilmeli. Bunun için de her iki tarafta da sözü dinlenen kişiler sürece dahil edilmeli.
* Dizi boyunca yayınladığımız 5 toplantının raporlarını
www.sorar.org.tr adresinden edinebilirsiniz.

Ruşen Çakır/vatan

Diyarbakır'da ilkokul öğrencileri tutuklandı

cezaevi1_300 Diyarbakır'da yaşanan gösteriler sonrasında gözaltına alınan 5'i ilköğretim okulu öğrencisi olmak üzere 6 çocuk, 'örgüt üyesi olmak' ve 'örgüt adına suç işlemek' iddiasıyla tutuklandı.
Diyarbakır'da 20 Ekim'de yaşanan gösterilerde gözaltına alınanlardan 5'i ilköğretim öğrencisi olmak üzere 6 çocuk tutuklandı.
Bugün adliyeye çıkartılan Ş.B (13), E.B (13), V.D (13), M.A (14) ve Ş.A (14) savcılık ifadelerinin ardından tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edildi.
1. Sulh Ceza Mahkemesi'ne sevk edilen 5 çocuk, 'örgüt üyesi olmak' ve 'örgüt adına suç işlemek iddiasıyla tutuklandı.
Adliyeye çıkarılan 17'si çocuk 51 kişinin savcılığa ifade verme işlemleri ise devam ediyor.ANF


Malazgirt Newroz Tertip Komitesi üyelerine hapis cezası
Muş'un Malazgirt ilçesinde 2007 yılında yapılan Newroz Bayramı kutlamalarında 'suç ve suçluyu övmek' suçlamasıyla yargılanan Tertip Komitesi üyelerine 1 yıl 6'şar ay hapis cezası verildi.
DTP Malazgirt İlçe Örgütü öncülüğünde 2007'de yapılan Newroz Bayramı kutlamasından dolayı tertip komitesi hakkında 'Suç ve suçluyu övmek' suçlamasıyla Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Tertip Komitesi'nde yer alan DTP İlçe Başkanı Nedim Alkan, Belediye Başkan Yardımcısı İhsan Yalçın, Ahmet Yağcı, Kemal Çetin, Celal Öztürk ve Erhan Eren hakkında açılan dava sonuçlandı. 6 kişiye 1 yıl 6'şar ay hapis cezası verildi. Cezaya tepki gösteren DTP'liler, karara itiraz edeceklerini söyledi.
MUŞ (DİHA)


İHD Gebze Cezaevi'nde kadın tutuklulara yönelik saldırıyı kınadı
İHD İstanbul Cezaevi Komisyonu, Gebze Cezaevi'nde kadın tutuklulara yönelik yapılan saldırıyı kınayarak, sorumluların cezalandırılmasını talep etti.
Gebze Cezaevi'nde PKK'li kadın tutuklulara erkek adli tutukluların bıçak ve sopalarla saldırmasına tepki gösteren İHD İstanbul Cezaevi Komisyonu, Galatasaray Meydanı'nda açıklama yaptı. 'Hapishanelerde işkencelere, baskılara, saldırılara son' pankartını açan grup 'Hapishanelerde tecrit kaldırılsın', 'Hapishanelerde yeni ölümler istemiyoruz', '45/1 maddesi uygulansın' dövizlerini taşıyarak 'İnsanlık onuru işkenceyi yenecek', 'Baskılar bizi yıldıramaz' sloganlarını attı. Konuya ilişkin açıklama yapan İHD Cezaevi Komisyon Üyesi Sevim Kalman, 'Hapishanelerde, karakollarda ve sokakta kolluk güçleri tarafından yapılan işkenceler, bu işkenceler sonucu meydana gelen ölümler, yaralanmalar yakın süreçte büyük artış göstermiştir' dedi. Gebze Cezaevi'nde kadın tutuklulara yapılan saldırıyı endişe içerisinde takip ettiklerini belirten Kalman, 'Yaşamın her alanına yayılan işkence ve şiddet olaylarını ve bu olayların sorumlularını kınıyor, etkili olarak soruşturulması ve sorumluların ortaya çıkartılarak cezalandırılması ve bu tür olayların tekrarının engellenmesi için acil önemleler alınmalı' diye belirtti. Cezaevlerinde ve özellikle F Tipi cezaevlerinde tutuklulara yıllardır ağır tecrit uygulandığını kaydeden ve Öcalan'ın durumuna dikkat çeken Kalman, 'İmralı'da 9 yıla yakın bir zamandan beri tek başına tutulan Abdullah Öcalan'a uygulanan ağır tecrit koşullarına ek olarak son günlerde fiziki saldırılar yapıldığı kamuoyuna avukatlar tarafından bildirilmiştir. Bakan'ın bunları da görüp müdahale etmesi gerekmektedir' dedi. Kalman, işkence ve şiddet olaylarını ve bu olayların sorumlularını kınadıklarını belirterek sorumluların cezalandırılmasını istedi.
Kalman ayrıca İHD Cezaevi Komisyonu Gebze Cezaevi'ne gidip inceleme yaptıklarını ve hazırlayacakları raporu kamuoyuna sunacaklarını söyledi.
İSTANBUL (DİHA)


Kadın tutuklulara bu kez de asker hakareti
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik saldırıyı protesto etmek için 10 günlük dönüşümsüz açlık grevine giren Bergama M Tipi Cezaevi'ndeki kadın tutuklular, askerler tarafından sözlü tacize uğradıklarını bildirerek, bu durumun fiziki saldırıya dönüşmesinden endişe ettiklerini belirtti.
Gebze Cezaevi'ndeki kadın tutuklulara yönelik, adli tutuklular tarafından yapılan saldırının ardından kadın tutuklulara yönelik bir saldırı iddiası da Bergama M Tipi Cezaevi'nden geldi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik fiziki saldırıyı protesto etmek için 10 günlük açlık grevi başlatan Afyon Korkmaz, Sema Kurt, Mürüvvet Akyol ve Remziye Yardımcı adlı PKK'li kadın tutuklu ve hükümlüler, aileleri aracılığı ile açıklama yaptı. Cezaevi idaresi tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarını bildiren tutuklu ve hükümlüler, son bir haftadır cezaevi görevlileri tarafından arama bahanesiyle tüm eşyalarının tahrip edildiğini ve iletişim haklarının engellendiğini belirtti. Yetkililerin tavrını sürdürmesi halinde açlık grevini süresize çevirecekleri uyarısında bulunan tutuklu ve hükümlüler, cezaevi koşullarının her geçen gün ağırlaştığını ve kadın tutukluların çeşitli tacizlere maruz kaldığını ifade etti. Özellikle jandarma görevlileri tarafından ağza alınmayacak, hakaret ve küfürlere maruz kaldıklarını bildiren tutuklu ve hükümlüler, 'Bu durumun fiziki saldırıya dönüşmesinden endişe ediyoruz' diye belirtti. İZMİR (DİHA)
Gebze'de P K K'li kadın tutuklulara saldırı

Erdoğan’a Dersim’de protestolu karşılama

erdogan dersim akp protesto Kurdistan-Post.Org ANF DERSİM 

Dersim'de binlerce kişi yürüyüş düzenleyerek ve AKP Dersim İl binası önüne siyah çelenk bırakarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dersim'e gelişini protesto etti. Kitle adına açıklama yapan DTP Dersim İl Başkanı Murat Polat, Erdoğan'a seslenerek, hiçbir tehdidin Dersim'in onurunu satın almaya, diz çöktürmeye gücünün yetmeyeceğini belirterek, "Diyarbakır'da halktan aldığın tokat gibi cevap yetmedi mi? Hangi yüzle ilimize geliyorsun sormak istiyoruz" dedi.

Dersim'de Yer Altı Çarşısı'nda bir araya gelen binlerce kişi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dersim'ye gelişini protesto etmek amacıyla yürüyüşe geçti. AKP İl binasına doğru yapılan yürüyüşe DTP Dersim Milletvekili Şerafettin Halis, Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, DTP, EMEP, Eğitim Sen, SES, Genel-İş, Halk Kültür Merkezleri, Halk Cephesi, ESP, Demokratik Haklar Platformu ve Partizan'ın da aralarında bulunduğu sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcilerinin de aralarında bulunduğu binlerce kişi katıldı. "Bê serok jiyan nabe", "Ateşle oynamayın", "Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız ", "Öcalan'a uzanan elleri kırarız", "Munzur'da baraja hayır" dövizlerinin taşındığı yürüyüşte, sık sık "Bê serok jiyan nabe", "Ateşle oynamayın", "Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız", "Öcalan'a uzanan elleri kırarız" sloganları atıldı. Yürüyüş nedeniyle yoğun güvenlik önlemi alındı.

‘DERSİM HALKI SATILIK DEĞİL’

AKP İl binası önünde sona eren yürüyüşün ardından kitle adına açıklama yapan DTP Dersim İl Başkanı Murat Polat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı karşılamak için davul zurnayla, memur ve öğrencileri zorla katmaya çalışarak bir gösteri hazırlandığını belirterek, "Tayyip Erdoğan yerel seçimlerde Diyarbakır'la birlikte Dersimi de istediğini her fırsatta söylüyor. Sözde Dersim'i kazanmak için seferberlik ilan etmişler. Para aktarıyorlar, sadaka dağıtarak yandaş bulmaya çalışıyorlar. Dersim halkı satılık değildir" dedi.

‘HANGİ YÜZLE GELDİN’

Hiçbir tehdidin Dersim'nin onurunu satın almaya, diz çöktürmeye gücünün yetmeyeceğine vurgu yapan Polat, şunları kaydetti: "Kendisine buradan açıkça soruyoruz ve sesleniyoruz. Halk burada. Peki sen neredesin? Durduğun yer neresidir? Biliyoruz ki şu an bir tiyatro içerisindesin. Demagojiye karnımız tok, ilimize yaptığın hizmetler nedir, bilmek istiyoruz. Yanındaki tarikat hocaları ve karşısında hazır ola geçtiğin kışlanın paşaları dışında ve bir avuç çıkarcı dışında kim var yanında? Bu halkın karşısına çıkacak yüz kaldı mı acaba sende? Diyarbakır'da halktan aldığın tokat gibi cevap yetmedi mi? Hangi yüzle ilimize geliyorsun sormak istiyoruz" diye konuştu.

Polat, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanması formülleriyle yasalar çıkarıldığını, işkence ve hak ihlallerinin gözaltından başlayarak cezaevlerine kadar sistemli olarak tırmandırıldığını, karakolda, Metris Cezaevi'nde yapılan işkence ile katledilen Engin Çeber'le birlikte bu yıl içerisinde 35 yurttaşın tutukluyken öldürüldüğünü hatırlattı. Emekçilere yönelik sürgün ve hak gasplarının alabildiğine pervasızlaştığını belirten Polat, "Sadece AKP iktidarı döneminde 27 demokrat, emekçi insanımız sürgün edilmiştir" diye kaydetti.

ÖCALAN BİRİNCİ DERECE MUHATTAP
Kürtlerin özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış taleplerinin sınır özesi operasyon tezkeresi, OHAL'e dönüş hazırlıkları, işkence ve ölümlerin artırılmasıyla cevaplandığını söyleyen Polat, Ergenekon generallerini ödüllendirilerek bırakıldığını söyledi. Akan kanın durması, demokrasi, barış ve Kürt sorununun çözülmesi için birinci derecede muhatap alınması gereken Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a karşı yapılan fiziki saldırı ile sorunu çözmek yerine yangına benzin ile gidildiğini vurgulayan Polat, "Yapılan bu saldırı Kürt hassasiyetini tetikleyerek halkın yoğun tepkisi ve öfkesine yol açmıştır. Ve gerçekleşen demokratik eylemliliklerde bir yurttaşımız güvenlik güçlerince katledilmiş, yüzlercesi yaralanmıştır" diye konuştu.

‘ERDOĞAN ÇEVRE DÜŞMANI’

Sit alanı ilan edilerek turizme açılması gereken vadilerin barajlar ve su ile doldurarak yok edilmesinde ısrar etmenin doğa ve çevre düşmanı olmak olduğunu belirten Polat, "Başbakan unutmamalıdır ki, Dersimliler yaşadıkça Munzur, özgür akmaya devam edecektir. Ve sana da Munzur'dan bir tas su, bir çakıl taşı düşmeyecek, iktidar şansın da olmayacaktır" dedi. Erdoğan'a Dersim'ye neden geldiğini soran Polat, "İnancımıza, dilimize, kültürümüze ve doğamıza saygı duyuyor musunuz? Asimilasyon bir insanlık suçudur diyordunuz. Asimilasyon ve inkar politikalarından ne zaman vazgeçeceksiniz? OHAL uygulamalarından, operasyonlardan, dağlarımızın bombalanmasından ne zaman vazgeçeceksiniz?" diye sordu.

‘DERSİM’E SEFER OLUR ZAFER OLMAZ’

Kürt sorunun çözümünün sınır ötesi operasyonlarda ve emperyalist merkezlerde değil içerde olduğunu belirten Polat, şunları dile getirdi: "İlimizin sorunlarını muhataplarından dinleyip yanıt bulmak için mi, yoksa göz boyamak, basına bir kare poz vermek için mi geldiniz? Geçmişimize ve geleceğimize saygı duyacak mısınız, yoksa Kasımpaşalı kabadayı üslubunuzla bizlere gözdağı mı vermeye devam edeceksiniz? Sizden bu sorulara cevap vermenizi bekliyorduk. Ama anlaşılıyor ki, sizin halkın karşısına çıkmaya yüzünüz yok. Sorunları çözmeye cesaretiniz, iradeniz ve niyetiniz yoktur. Ve halkımızın sofrasında, Dersim coğrafyasında sana ve senin gibilere yer yoktur. Dersim, hak edene dostluğunu gösterdiği gibi, hak etmeyene öfke ve tepkisini tarihi boyunca göstermiştir ve göstermeye devam edecektir. Dersim'e sefer olur ama zafer asla."Konuşmanın ardından AKP İl binasına siyah çelenk bırakıldı. Kitle daha sonra "Bijî serok Apo" sloganlarını atarak dağıldı.DERSIM PROTESTO AKP

BAŞKAN BARZANİ YURDA DÖNDÜ...

BARZANI IRAN PNA-İran yönetiminin resmi daveti üzerine üç gündür Tahran’da bulunan federal Kürdistan başkanı Mesut Barzani ,beraberindeki üstdüzey heyet ile bugün öğle saatlerinden sonra yurda döndü.Başkan Barzani Uluslararası Mıhırabadi Havaalanında ülkenin üstdüzey yetkilileri tarafından resmi bir törenle yolcu edildi.

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere üç gündür Tahran’da bulunan Başkan Barzani , başta İran cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad olmak üzere bu ülkenin enüst düzey yetkileriyle ayrı ayrı görüştü.

Bölgenin yanısıra dünya medyasında büyük bir ses getiren başkan Barzani’nin  bu son Tahran ziyaretinde  İran, Irak ve Kürdistan Bölge yönetimi  arasındaki  üçlü ilişkilerin özellikle siyasi ve güvenlik alanında geliştirilmesi noktasında çok önemli konuların gündeme getirildiği belirtiliyor.

Kürdistan Siyasi Partiler Yüksek Konseyinden üst düzey bir heyetin de Başkan Barzani’yi  eşlik ettiği bu son Tahran ziyaretinin, çeşitli siyasi kesimlerce Kürdistan Bölge Yönetiminin geleceği açısından büyük bir önem taşıdığı dikkat çekiliyor.


Dr.FUAD HÜSEYİN: ‘’KÜRDİSTAN BAŞKANI BARZANİ’NİN İRAN ZİYARETİ İKİ TARAF ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN İYİLEŞTİRİLMESİ İÇİN ÇOK İYİ BİR ADIMDIR’’Kurdistan Iran 200825-Oct-08 [12:6]PNA-

Federal Kürdistan Bölge Başkanlığı Divanı Başkanı Dr.Fuad Hüseyin, Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin İran ziyaretinin bu ülke ile genelde Irak ve özelde de Kürdistan arasındaki ilişkilerin daha da sağlamlaştırılması ve iyileştirilmesi için bir adım olduğunu söyledi.

PNA’ya yaptığı açıklamda Hüseyin, Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin İran ziyaretnin Kürdistan Bölge Başkanı sıfatıyla bu ülkeye yaptığı ilk ziyaret olduğunu ve bu ülkede başta İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad olmak üzere üst düzey İranlı yetkililerle biraraya geldiğini bildirdi.

Hüseyin, görüşmelerin genel olarak Kürdistan Bölgesi ile İran arasındaki ilişkilerlerle  ilgili olduğunu söyledi.

Görüşmelerde genel olarak Irak’ın durmunun da ele alındığını ifade eden Hüseyin, bu çerçevede Irak ile ABD arasında imzalanması beklenen stratejik anlaşmdan bahsedildiğini söyledi.

Hüseyin, görüşmede, ayrıca, Kürdistan Bölgesi ile İran arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerden bahsedildiğini söyleyerek Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin  İran ziyaretinin İranın genelde Irak ve özelde de Kürdistan ile ilişkilerinin daha da sağlamlaştırılması ve daha da iyileştirilmesi için bir adım olduğunu sözlerine ekledi.

Ne yapmalı?

Orhan Miroglu-Taraf

Mahmut Baksi yetmişli yıllarda sürgünlüğe zorlanmış ve yakalandığı hastalıktan ölünceye kadar da yurt dışında, İsveç’te yaşamış bir Kürt aydınıydı.

Ölünce, vasiyeti üzerine, cenazesi İsveç’ten getirildi ve Diyarbakır’da toprağa verildi.

“Atatürk mezarından kalkmış ve şu anda, Diyarbakır Ulucami önünde, oturmuş karpuz satıyor deseler inanırım, ama devletin çözüm için adım atacağına inanmam,” diyordu Baksi.

Bu inanç aslında Kürt aydınlarının yıllardır paylaştığı bir inançtır ve hâlâ çok güçlü.

Çünkü itiraf etmek gerekir ki bu inancı sarsacak veya boşa çıkaracak bir şey olmadı bugüne kadar.

Öte yandan, insanın aklına hep umutsuzluğu düşüren bu inanca rağmen; Kürt aydınlarının ve siyasetçilerinin önemli bir bölümü, her iki halkın, eşit ve demokratik haklar kullanarak birlikte yaşayabileceklerini dün olduğu gibi bugün de savunuyorlar.

Ama bunu savunmak artık kolay değil ve gittikçe zorlaşıyor.

Kürt sorununda çözümsüzlüğün merkezi haline gelmiş ordu, bütün bir cumhuriyet dönemi boyunca denenmiş ama sonuç vermediği gibi, sorunu içinden çıkılmaz bir hale getirmiş politikalarla, toplumun yüzleşmesini istemiyor.

Generaller, bu yüzleşme gerçekleşirse bu savaşın sürdürülemeyeceğini çok iyi biliyor çünkü.

Genelkurmay Başkanı Aktütün’de askerî ihmal olabileceğine ilişkin eleştirilerin bile telaffuz edilmesine bu yüzden tahammül gösteremedi.

Oysa bu savaşın tarihi içinde, toplumdan gizlenen ne Aktütünler var, saymakla bitmez.

Gerçek şu ki başta Başbakan olmak üzere kimse çözüme yakın ve çözümü düşünüyor değildir.

Erdoğan, partisinin yüzde 50’nin üstünde oy aldığı bölgeyi ziyaret ediyor, onu dinleyecek insan bulamıyor.

Ama o bildiğinde ısrarlı hâlâ.

Kürt sorununda Başbuğ’a en ufak bir itirazı yok.

Geçmişte bu meselede askere kayıtsız şartsız destek sunan partilerin ve siyasetçilerin bugün esâmisinin bile okunmadığının farkında değil.

Bu tercih nedeniyle, partisinin bir yılda nasıl hızlı bir düşüş yaşadığını görmek ve anlamak istemiyor Başbakan, ama bir yandan da kamuoyunu boş ve anlamsız beklentilerle oyalamaya çalışıyor.

Mir Dengir Fırat’ı Ahmet Türk’e gönderiyor.

Eğer bu meselenin genel başkan düzeyinde, restoranlarda konuşulacak yanı kaldıysa eyvallah, ama yine de bu mekânlarda DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve İbrahim Bilici’yle oturması gereken Mir Dengir Fırat değil, Cemil Çiçek’tir bence.

AKP’nin Kürt sorunundaki resmî politikasını kim belirliyorsa ve bu konuda kimin fikirlerinin değişmesi çözüme katkı sunacaksa DTP’lilerle buluşması gereken odur.

Öyle Kürdü Kürtle buluşturarak çözemezsiniz Kürt sorununu.

Kaldı ki, Ahmet Türk ve Mir Dengir’e kalsa, Kürt sorunu çoktan çözülmüştü zaten.

AKP içindeki 70 Kürt milletvekiline susmayı tavsiye edecek, kamuoyu bu milletvekillerinin ne düşündüğünü bile bilmeyecek, sonra da Mir Dengir Fırat’ı DTP’lilere göndereceksiniz.

Sayın Fırat da Aktütün’de olup bitenlerin bile gizlenemediği bir dönemde, Ahmet Türk’le Kürt sorununu konuştuk demeyecek, diyemeyecek, Ahmet okuldan arkadaşımdır filan diyerek restoranın garaj kapısından sıvışıp gidecek.

Medyaya da birlikte yenilen istavritin lezzetini yazmak kalacak.

Farkında mıyız bilmiyorum, 1984’te başlayan birinci aşaması bitti bu savaşın, ikinci aşamasını yaşıyoruz.

Artık kabul edilebilir sınırlarda tutulamayacağı açık olan bir savaş söz konusudur.

Ve bu savaş bu muameleyi hak etmiyor.

Asker ve gerilla analarının siyasetçilerden beklediği bu değildir.

Eğer gerçekten diyalog yolları denenecekse, kamuoyuna açık müzakere süreci benimsenmelidir.

Atılacak adımların mahiyetini kamuoyu bilmek zorunda.

Gizlenecek, hakkında yorum yapılamayacak neyi kaldı bu savaşın?

Devletin ta Beka’dan başlayarak Öcalan’la her zaman görüştüğünü mü bilmiyoruz?

Öcalan’ın avukatları aracılığıyla dile getirdiği görüşleri ve çözüm için yaptığı önerileri mi?

Yoksa bu kirli savaşın Ergenekon adında bir canavarı nasıl yaratmış ve büyütmüş olduğunu mu?

Kabul edelim ki, gerçeklerle yüzleşemediğimiz ve gerçeği sorgulayamadığımız için bu trajedinin yaşanmasına engel olamadık.

Şimdi Türkiye’de iki farklı ulusal zemin iki farklı ulusal psikoloji var. Bu ulusal psikolojiler, gerilimler etnik hınç ve öfkeyi besliyor ve toplumsal ayrışma derinleşiyor.

Gerçek zeminlerde, gerçek ve samimi buluşmalar görmek istiyor toplum.

Bunun da yeri TBMM’dir.

TBMM en önemli ulusal sorununu, Kürt sorununu görüşmek üzere tek gündemle toplanmalı ve burada alınacak kararları kamuoyu yüz sene sonra değil şimdiden bilmelidir.

Bu savaşla ilgili olmayan, bu savaşı acı duyarak, içinde hissetmeyen tek yurttaşı kalmadı Türkiye’nin.

1984’ten bu yana askerliğini çatışma bölgesinde yapan 15 milyon civarında insan bu savaşın gerçekliğine ya tanık oldu, ya da bizzat çatışmalara katıldı.

Neyi kimden gizleyeceksiniz?

Bu kirli savaşın ayıbı da, günahı da ortada.

Sayın Başbakan Diyarbakır belediyesiyle uğraşmaktan vazgeçin, Türkiye Diyarbakır’dan daha büyük ve daha önemli, yönettiğiniz bu ülke bir iç savaşın, Türkler ve Kürtler arasında yaşanacak bir iç savaşın eşiğinde bulunuyor.

Bu gidişatı durdurmak sizin elinizde.

Özal’ın kadersizliği sizi korkutmasın, tarih tekerrür etmez hiçbir zaman.

Kaldı ki sizin elinizdeki imkânların hiçbiri rahmetli Özal’da yoktu.

Bu imkânları kullanmaz ve harekete geçmezseniz çok sürmez, Kürt sorununu, BM Güvenlik Konseyi’nde konuşmak zorunda kalabilirsiniz.

Bizden söylemesi.

Sözün bittiği an: 12 yaşındaki çocuğun kol ve kafasını kırdılar

feyzullahene Siirt'in dün gece Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik gerçekleştirilen fiziki saldırıyı protesto etmek amacıyla ateş yakan gruba müdahale eden polis 12 yaşındaki Feyzullah Ene adlı çocuğu darp etti. Darp sonucunda kolu ve kafasın kırılan Ene'nin ayrıca sağ ayak bileğinin üstünde çatlak oluştu.
Siirt'in Seyrantepe Mahallesi'nde dün gece Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik gerçekleştirilen fiziki saldırıyı protesto etmek amacıyla ateş yakan gruba müdahale eden polis olayla ilgisi olmadığı belirtilen 12 yaşındaki Feyzullah Ene isimli çocuğu darp etti. Darp nedeniyle Siirt Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Ene'nin sağ kolu kırılırken, kafasının sağ kısmında kırıklar ve sağ ayak bileğinde çatlak olduğu tespit edildi.feyzullahene2
Aile İHD'ye başvurdu
Yaşanan olayın ardından Ene ailesi polisler hakkında dava için İHD Siirt Şubesi'ne başvurarak hukuki yardım talebinde bulundu. Konuya ilişkin bilgi veren Ene'nin babası Mehmet Ene, oğlunun akşam saat 19.00'da dersini yapmak için mahalledeki arkadaşının evine gittiğini ve o sırada eylem yapan kişilere müdahale etmek için gelen polisler tarafından darp edildiğini söyledi. Aldığı darplar sonucunda oğlunun çevredekiler tarafından hastaneye kaldırıldığını anlatan baba Ene şunları belirtti: 'Bize bilgi verilmesi üzerine hastaneye gittik. Oğlum işkenceye maruz kalmıştı. Kafasında ve sağ kolunda kırık mevcuttur. Ayrıca sağ ayağında çatlak tespit edildi. Vücudunun hemen hemen tüm bölgesinde morluklar var. Kolunu ve bacağı alçıya alınan oğlumu bugün taburcu edecekler. Hastanede ben, annesi ve oğlum, polisler hakkında davacı olduğumuzu söyledik. Adli vaka olarak kayıtlara geçti. Oğluma yönelik saldırı bire bir yaşam hakkının sona erdirilmesi amaçlıdır. Bu yaştaki çocuğa yapılanlar kabul edilemez.'
ÖMER AYDINLI - SİİRT (DİHA)

İdil'de karakollar işkencehaneye dönüştü

Şırnak'ın İdil İlçesi'nde 20 Ekim'de meydana gelen olaylarda yaralananlar, polisler hiçbir uyarı yapmadan yaşlı, çocuk ve hasta demeden sert müdahalede bulunduğunu belirterek, karakolların işkencehaneye dönüştüğüne dikkat çekti. İdil'de incelemelerde bulunan DTP Eşbaşkan Yardımcısı Selma Irmak, halkın demokratik tepkisine karşı bu şekildeki bir tahammülsüzlüğü kabul edilemeyeceğini ve halkın en demokratik taleplerini her koşulda dile getirmeye devam edeceğini söyledi.
polisrsaldiriyasliadam Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın fiziki saldırıya uğramasını protesto etmek için İdil'de 20 Ekim'de DTP İlçe Örgütü tarafından yapılmak istenen yürüyüşe polisin sert müdahalesinin ardından aralarında DİHA muhabiri Vedat Yıldız, İdil Gazetesi muhabiri Mahmut Nas, İdil Güney Ekspres çalışanı Lokman Dayan ile Baran Menteş ile çok sayıda kişi, özel harekat timlerinin sert müdahalesinde yaralanmış ve gözaltına alınmıştı. İdil'de yaşananların OHAL dönemindeki müdahaleleri aştığı belirtilirken, olay günü korucuların da kente getirilerek kitleye müdahale ettiği ifade edildi. Yine Elazığ takviye olarak getirtilen özel harekat timleri ve polislerin de müdahaleye katılarak, kadın, çocuk ve hasta dinlemeden gaz bombası, cop, tazyikli su ve silah dipçikleri ile müdahalede bulunulduğu bilgisi verildi.
'Düşmanmış gibi saldırdılar'
Şırnak ve Cizre'den sonra İdil'de incelemelerini sürdüren ve aralarında DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır, DTP Eşbaşkan Yardımcısı Selma Irmak, görevden uzaklaştırılan Cizre Belediye Başkanı Aydın Budak ve DTP PM Üyesi Alican Önlü'nün bulunduğu heyet ise bilgi almak için öncelikle DTP İdil İlçe binasına ziyarette bulundu. DTP'li heyete bilgi veren İdil Belediye Başkanı Resul Sadak ile DTP İlçe Başkanı Sait Çatak, yaşananların tam bir 'vahşet' olarak tanımlayarak, özel harekat timlerinin adeta halka ölümcül darbeleri ile müdahale ettiğini anlattı. Halkın buna rağmen tepkisini dile getirdiğini ifade eden Resul Sadak, 'Halkın en demokratik tepkisine adeta düşmanları karşılarında imiş gibi rast gele ellerindeki tüm araçları kullanarak saldırdılar. Çok sayıda kişi yaralandı. Kiminin kolu, kimin omuzu kırıldı kiminin gözü yarıldı. Bu şekilde bir de gözaltına aldılar. Gazetecilerin bunları belgelemesine izin vermediler. Görüntülerine el koydular' dedi.idil20102008
'Geri adım atmayacağız'
DTP Eşbaşkan Yardımcısı Selma Irmak ise halkın demokratik tepkisine karşı bu şekildeki bir tahammülsüzlüğün kabul edilemeyeceğini ve halkın en demokratik taleplerini her koşulda dile getirmeye devam edeceğini vurguladı. Irmak, Şırnak'ta devletin bir kez daha gerektiği zaman hala OHAL zihniyeti ve uygulamalarını devreye koyabileceğini gösterdiğini aktararak, 'Ancak Kürt halkı halkımız hiç bir zaman özgürlük mücadelesinden geri adım atmayacaktır. Bizler halkımızın yanında olacağız halkımızla birlikte onların talepleri doğrultusunda mücadelemizi yükselteceğiz' diye konuştu. DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır'da halkın demokratik tepkisini dile getirdiğini ve orantısız güç kullananlar hakkında gerekli yasal işlemlerin başlatılması gerektiğini ve bunun için girişimlerde bulunacaklarını kaydetti.
'Önceden hazırlıklı idiler'
DTP'liler daha sonra esnaf ziyarette bulundu. DTP'liler daha sonra gözaltındakilerin durumu hakkında bilgi almak için avukatları ziyaret etti. Avukatlar Veysel Vesek ile Cihan Vesek yaşananlar hakkında bilgi verirken, kolluk kuvvetlerinin daha önceden müdahaleye hazırlandığını söyledi. Avukatlar, 'Yani karakolda her şey hazırlanmış. Sanki müdahale olacak ve onlarca kişi gözaltına alınacakmış gibi, daktilolar kurulmuş, gözaltı yerleri hazırlanmış. Kimlerin ifade alınacağı bile belliydi. Bu da gösteriyor ki, önceden müdahalenin kararı alınmış' diye belirtti.
'Üzerimize çullandılar'
Gözaltında iki gün kaldıktan sonra serbest bırakılan İdil Güney Ekspres çalışanı Baran Menteş yaşananları şöyle anlattı: 'DTP İdil ilçe binası önünde PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik yapılan fiziki saldırıya ilişkin yapılması düşünülen yürüyüşü diğer basın çalışanı arkadaşlarla takip ediyorduk. DİHA, AA, Güney Ekspress çalışanlarının aralarında bulunduğu 5-6 basın çalışanı vardı. Müdahalenin hemen sonrasında robokop giyimli çevik kuvvet giyimli polisler adeta üzerimize çullandılar. Müdahale 5 saniye içinde oldu biber gazları, robocop ve özel hareket timleri çok sert bir şekilde müdahale etti. Çok kaba bir şekilde müdahale ettiler.'
'Karakolda işkence var'
Özel harekat timlerinin müdahalesinde sol kulak memesi yırtılan ve vücudunun çeşitli yerlerinde darp izi bulunan İdil Güney Ekspres çalışanı Lokman Dayan, 'Kolluk kuvvetleri basın falan dinlemedi. Beni özel harekatçılar döve döve gözaltına aldılar. Elimi arkadan bağlayıp vurmaya başladılar. Tekmelerle beni yere yatırıp vuruyorlardı. Karakolda da bu devam etti. Herkes şunu bilsin ki, karakollar artık işkencehaneye dönüşmüştür. Halen gözaltında işkence var ve karakollarda bu sürüyor' dedi. Dayan, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduğunu da belirtti.
'Protez olan ayağıma vurdular'
Kitlenin polise herhangi bir tepkisi gelişmeden müdahalenin başladığın anlatan Menteş, 'Üstelik orda bulunan kitle tek bir taş dahi atmamıştı. Doğal bir şekilde tepkilerini ve sloganlarını dile getiriyorlardı. Gazeteci olduğumuz söylememize rağmen sanki düşmanmışız gibi üzerimize saldırdılar. Ne kadar bağırdık çağırdık fayda etmedi. DİHA muhabiri Vedat Yıldız sol elmacık kemiği ve sol gözünde darbeler sonucu yaralar oluştu. İdil Gazetesi muhabiri Mahmut Nas darp edildi. İdil Güney Exsppres çalışanı Lokman Dayan müdahale sonucu sol kulak memesi yırtıldı. Ben de müdahale esnasında darp edildim. Bir ayağımın protez olduğunu söylememe rağmen dinlemediler ve vurmaya devam ettiler. Yaklaşık 10 özel hareket ve robokop üzerime çullandı. Ellerimi arkadan büktüler nerdeyse kırılıyordu' diye konuştu.
'Kalaslarla saldırdılar'
Gözaltına alınan ve her iki gözü polisin kaba dayağı sonucunda moraran Salih Gümüş adlı yurttaş ise şu bilgileri verdi: 'Yolda yürüyordum hiçbir şeyden haberim yoktu. Kalasla başıma vurduktan sonra beni yere yatırdılar ve yere vurmaya başladılar. Yapalar özel hareket timleri idi. Hiçbir soru sormadan saldırdılar.Yüzüme ve gözüme postallarla vurdular.Yüzümü savunmaya çalışıyordum ama nafile.Yaklaşık10 özel hareket timi başımda toplanmıştı.Daha önce geçirdiğim bir trafik kazasında kafatasım açılarak ameliyat edilmiştim Ama o esnada kalaslarla saldırdılar bana. Bunu emniyet amirine söyledi. Hastaydım yeşil kartımla ilaç alacaktım ben niye böyle yaptınız diye biz değil dışardan gelen özel harekatçılar yaptı.'
HİKMET ERDEN / VEDAT YILDIZ - ŞIRNAK (DİHA)

Babası ile aynı kaderi paylaştı

ahmetozhan Babası işkenceyle katledilirken Ahmet 10 yaşındaydı. 25 yaşındaki Ahmet, polis kurşunuyla yaşamını yitirirken; arkasında bir yaşındaki Mehmet Ali'yi bıraktı. Anne Özkan, 'Devlet benim kocamı öldürdüğü gibi oğlumu da öldürdü. Oğlumun hesabının sorulmasını istiyorum' diye feryat etti.
Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde Öcalan'a yapılan saldırıyı protesto etmek için yapılan gösterilerde Ahmet Özkan (25) yaşamını yitirdi. Henüz 10 yaşında iken babasını da işkence sonucu kaybeden Özkan'ın bir yaşındaki bebeği de yetim kaldı. İsyanları ile tarihte yer edinen Ağrı, son günlerde yaşanan gösterilerle bir kez daha tarihteki yerini aldı. 1926, 1927 ve 1930 yıllarında isyanların bastırılmasından sonra Ağrı Dağı, 'Hayali Kürdistan burada meftundur' sözüyle hatırlanır oldu. Ancak Ağrı'da isyan hiç bitmedi. 78 yıldır sürekli ayaklanmaların yaşandığı Ağrı'da en son 21 Ekim'de KCK Önderi Abdullah Öcalan için gösteri düzenlendi. Doğubeyazıt'ta düzenlenen gösteride 25 yaşındaki Ahmet Özkan polisin açtığı ateş sonucu sırtından vuruldu. Özkan'ın ölümü Ağrı'da büyük bir tepkiye yol açtı.
Babası işkenceden öldü
Ahmet Özkan, 1984 yılında Doğubeyazıt'ın Hallaç Köyü'nde doğdu. PKK'nin silahlı mücadeleyi başlattığı yıllarda doğan Özkan'ın köyü de gelişen çatışmalardan sürekli nasibini aldı. Çatışmaların doruğa çıktığı 1993 yıllında Hallaç Köyü yakılarak, boşaltıldı. Henüz 9 yaşındayken ailesiyle Doğubeyazıt'a göç etmek zorunda kalan Ahmet, 10 yaşına geldiğini de babası Polat Özkan tutuklandı. Gözaltında gördüğü işkencelerin izlerini taşıyan babası Polat Özkan, cezaevinde kısa bir süre kaldıktan sonra tahliye oldu. Gördüğü işkencelerden dolayı felç olan babası tahliyesinin ardından hayata gözlerini yumdu.ahmetozkancenaze
Küçük yaşta büyük sorumluluk
Evin 6. çocuğu olan Ahmet, babasının ölümünün ardından 11 kardeşiyle yetim kaldı. Annesi aynı zamanda çocuklarına babalık yaptı. Diğer kardeşleri gibi Ahmet'in de küçük omuzlarına ağır bir yük binmişti. Çobanlık yapmaya başlayan Ahmet, koyunlarını Ağrı (Ararat) Dağı'nın eteklerine götürüp otlatıyordu. Ararat ile dost olan Ahmet, Ararat'tan başı dik ve onurlu olmayı öğrenmişti. Taşıdığı kimliğin bilincindeydi. Kürt sorununun çözümünde katkısı olacağına inandığı her eyleme katılıyor, panzere ve kurşunlara aldırış etmeden en önde yer alıyordu. Bir yandan da babasına verdiği sözü unutmayarak, ailesini geçindirmeye çalışıyordu.
Oğlu da kendi gibi yetim kaldı
Ahmet 20 yaşına geldiğinde askere gitmek zorunda kaldı. 2003 yılında askere giden Ahmet, askerliğini bitirdikten sonra Zeynep'le evlendi. 2007 yılında genç yaşında baba olan Ahmet'in Mehmet Ali adındaki çocuğunun kendisi gibi yetim büyümesini istemiyordu. Oğlu ve ailesi için gece gündüz çalışıyordu. Ancak oğlunun kaderi de kendisininkinden çok farklı olmadı. Öcalan'a İmralı Cezaevi'nde yapılan saldırıyı protesto eden kitleye katılan Ahmet, sırtından aldığı ve kalbinden geçen kurşunla yaşamını yitirdi. Babası ölürken 10 yaşında yetim kalan Ahmet, yaşama gözlerini yumarken, bir yaşındaki oğlu Mehmet Ali de yetim kaldı. 22 yaşındaki eşi Zeynep'i, babasının emaneti olan 10 kardeşini geride bıraktı. Ahmet geride bir yetim, genç bir dul kadın, yaşlı bir anne ve şu an askerde olan bir kardeş bıraktı.ahmetozkan
Annenin ağıtları Ararat'a yükseldi
Anne Şükran Özkan'ın oğlu için yaktığı ağıtlar, Ağrı Dağı'nda yankılandı. Anne Özkan Kürtçe söylediği ağıtlarında, 'Devlet benim evladımı öldürdü. Devlet benim kocamı da işkencelerde katletti' dedi. Oğlunun babasız büyüdüğünü ve çobanlık yaparak geçimlerini sağladığını belirten Anne Özkan, 'Devlet benim kocamı öldürdüğü gibi oğlumu da öldürdü. Oğlumun hesabının sorulmasını istiyorum. Devletten davacıyım” diye konuştu.
'Kanı yerde kalmasın'
Gözleri ağlamaktan kuruyan eşi Zeynep Özkan ise konuşmakta güçlük çekti. Konuşacak ve ağlayacak hali kalmayan Zeynep Özkan, sadece şunları haykırabildi: “Benim kocam çobandı. O gün yine çobanlığa gidecekti. Yapılan haksızlığı duyunca evden çıkarak eyleme gitti. Benim kocamın kanı yerde kalmasın. Kanı alınsın.'
'Devletten hesap soracağız'
1993 yılında kardeşini öldürenlerin şimdi de yeğenini öldürdüğünü ifade eden amca Mehmet Özkan ise devletten çok çektiklerini söyledi. Ahmet'in çobanlık yaparak ailesini bu güne getirebildiğini belirten Amca Özkan, “Bütün aileye o bakıyordu. Ama babası gibi devlet onu da öldürdü. Devletten bu hesabı soracağız ve bu hesabı sorarken bütün Kürt halkının desteğini istiyoruz' dedi. Ahmet'in yurtsever ve iyi bir insan olduğunu belirten arkadaşı Ahmet Çağlı, Ahmet'i şu cümlelerle anlattı: 'Hiçbir zaman haksızlığı kabul etmiyordu. Mert ve delikanlı bir kişiliği vardı. Hayatı boyunca hiç kimse ondan şikâyetçi olmadı. Herkes onun çok iyi bir insan olduğunu biliyordu.'
ERCAN ÖKSÜZ/ REMZİ COŞKUN - VAN / DİHA