ABD'den PKK'yı çökertme formülü: Türkler Basra'ya!?

 Gönderen: Rizgarionline Tarih: 18.08.2007 Saat: 09:18 Rizgarî Online/(*)Yeni teori-formül şu; ABD, hem PKK hem de İran sorununu çözmek için ‘tek’ formüllü bir solüsyon düşünüyor. Kendi akılları da henüz tam yatmış değil ama.. Türkiye ve ikna edeceği Suriye, Musul ve Basra’ya asker gönderirse hem Ankara’nın PKK sorunu sona erer hem de Washington’un İran sorunu. Akıl almaz bir iş gibi duruyor ama bakın ilginç ve ‘yok artık’ dedirten detaylar nasıl? Musul ve Basra, hem ABD hem İngiltere çok önemli iki bölge. Ancak uzun süren savaş ve iki ülkedeki muhalif hareketler bölgede yeterince güçlü davranmasını önlüyor bu ülkelerin. Çok bilindiği üzere asker azaltımları dahi gündemde. Bu bir gerçek ama her iki bölgenin hassasiyeti düşünüldüğünde “imkansız” gibi görünüyor. Bu sıkışıklığı aşmanın bir çözüm formülü olarak şimdi, “Türkiye’nin Suriye ve Arap devletlerinden Irak’taki barış gücüne katkıda bulunmalarını istemesi” akla geliyor. Amerika’da bu formülü geliştirenlere göre, Türkiye terörist PKK’yı Musul dışında kalması, İran’ı da Basra dışında kalması için uyarmış olacak! Ankara bu öneriyi kâale alır mı bilinmez ama yine böylece, başından beri Türkiye’nin önem verdiği Irak’ın toprak bütünlüğünü güvenceye alınabilecek. Bu cin fikrin yaratıcıları PKK’nın Kuzey Irak’tan bir Kürdistan yaratma, İran’ın da Irak’ın güneyinde bir Şiistan yaratma planlarından vazgeçeceğini düşünüyor. O kadar kolay mı? Yine bu formüle göre Türkiye, Basra’ya asker gönderirse; İran’ı, ABD askerlerinin, Irak’ın tek büyük limanı Basra üzerinden çekilmesine karışmak gibi bir niyetinden-tabi varsa-caydıracak. Teori sahipleri bu halde Türk hükümetinin elde edeceği avantajları da sıralıyorlar; Türkiye güçlerini Basra ve Musul’a konuşlandırırsa, Başbakan Erdoğan, PKK ve İran’ı birer tehdit olmaktan çıkarıp Türkiye Kürtlerine daha fazla esneklik göstermek konusunda pazarlık konumunu güçlendirecek, Türk ordusu ve milliyetçilerinden gelen desteği muhafaza edecek ve Basra’yı ABD askerlerinin çekilmesi için güvenli hale getirecek! Burada artık not düşmek gerekiyor ki, bu planın asıl amaç ve hedefi yukarıdaki paragrafın son satırı. Yani ABD için can damarı olan Basra’nın güvenliğinin Türkiye’ye yıkılması ve ABD’nin aradan sıyrılıp gitmesi. Tabii Basra gibi bir bölgenin askeri sorumluluğunun başta Türkiye olmak kaydıyla bazı Arap ülkelerine bırakılması son derece heves uyandırıcı bir “havuç” ama kimsenin bu numarayı yutması da mükün değil. Hele 1 Mart tezkeresine bile onay vermemiş Ankara’nın! Velev ki Türkiye böylesi bir plana sıcak baktı. O halde ne yapması gerekiyor? Bunun yanıtı da Washington’un derin mahfillerini Beyaz Saray’a bağlayan dehlizlerde düşünülmüş. Prosedür şöyle; Türkiye ABD’ye, Türkiye’nin ABD güçlerini desteklemek için Musul’a, İngiliz güçlerini desteklemek için de Basra’ya barış gücü birliği göndereceğini bildirecek! Yine Türkiye Suriye ve Arap devletlerinden Musul ve Basra’daki Türk barış gücüne katkıda bulunmalarını isteyecek. Bu adımla PKK’ya Musul’dan, İran’a da Basra’dan uzak durması için sert bir uyarıda bulunulmuş olacak. Böylece yine Türkiye başından beri savunduğu Irak’ın toprak bütünlüğünü korumuş olacak. Son olarak da Musul’da Türklerle Arapların varlığı Kürt devlet başkanı Barzani’yi PKK’yı kovmaya ikna edecek. Hatta böylece ABD’nin Kuzey Irak’taki PKK’ya operasyon yapması gibi pek sıcak bulunmayan bir olasılık da ortadan kalkacak! Görüldüğü gibi herşey düşünülmüş. Bu formül bölge ülkelerinin veya Türkiye’nin önüne “resmen” sunulmuş değil. Biz kalırsa hiç sunulmasa da olur. Çünkü Türk Dışişleri ve Silahlı Kuvvetler bu öneriye, diplomatik teamülleri unutarak kahkahalarla karşılık verebilir. Kahkahalara donduracak tek şey ise, bu denli tehlikeli, Ankara’yı bölgedeki birçok ülke ve başta İran’la karşı karşıya getirecek, ABD ve İngiltere’nin yerine bölgeye askerlerini sürebilecek böylesi bir formülün zikredimesi! * iyibilgi /Ankara/ 17 Ağustos 2007

AHMET ALİM SEÇİM ANALİZLERİNE İLİŞKİN AÇIKLAMALAR

TC tarafından yok varsayılan, statüsü tanınmayan ve varlığı inkar edilen Kürdistan üzerine ekonomik, sosyal, siyasal vb. ampirik araştırmılar yapmak durumunda, TC’nin verilerini bazı kriterlere göre kullanılmak durumundadır. Bu durumda, Kürdistan’ın sınırlarının belirlenmesi başlı başına bir çalışma konusdur. Fakat bu konuda sağlıklı istatistikler olmadığından, daha önce yapılan Kürdistan haritalarına başvurmak gerekmektedir. Biz Kuzey Kürdistan!a ilşkin analizlerimizde Hoybun Kürt Ligi tarafından 1945’te San Fransisko konferansına sunulan haritayı esas alıyoruz. Bu haritaya göre Kürdistan Batıda İskenderun körfezi ve Ceyhan’ı içine alarak Kayseri’nin Sarız ilçesinin batısından Kuzey doğuda Zara’nın Kuzey’inden geçerek Ardahan’ın Kuzey’in Gürcistan’a ulaşmaktadır. Bu durumda, Sivas ve Sivas’ın batısı doğal olarak Kürdistan’ın dışında kalmaktadır. Buna karşın, bizim analizlerimize katmadığımız İskenderun, Sarız vb. yerler coğrafik olarak bu farka karşılık gelmektedir. TC tarafından yok varsayılan, statüsü tanınmayan ve varlığı inkar edilen Kürdistan üzerine ekonomik, sosyal, siyasal vb. ampirik araştırmılar yapmak durumunda, TC’nin verilerini bazı kriterlere göre kullanılmak durumundadır. Bu durumda, Kürdistan’ın sınırlarının belirlenmesi başlı başına bir çalışma konusdur. Fakat bu konuda sağlıklı istatistikler olmadığından, daha önce yapılan Kürdistan haritalarına başvurmak gerekmektedir. Biz Kuzey Kürdistan!a ilşkin analizlerimizde Hoybun Kürt Ligi tarafından 1945’te San Fransisko konferansına sunulan haritayı esas alıyoruz. Bu haritaya göre Kürdistan Batıda İskenderun körfezi ve Ceyhan’ı içine alarak Kayseri’nin Sarız ilçesinin batısından Kuzey doğuda Zara’nın Kuzey’inden geçerek Ardahan’ın Kuzey’in Gürcistan’a ulaşmaktadır. Bu durumda, Sivas ve Sivas’ın batısı doğal olarak Kürdistan’ın dışında kalmaktadır. Buna karşın, bizim analizlerimize katmadığımız İskenderun, Sarız vb. yerler coğrafik olarak bu farka karşılık gelmektedir. Eğer Kürdistan klasik sömürgeler gibi tanınıyor olsa idi bu sorunlar daha rahat aşılacaktı. Yada TC girmek istediği AB ülkelerinin demokrasi düzeyinde olsaydı bu sorunlar daha rahat çözülürdü. Örnek vermek gerekirse 1830’da Flaman, Fransız ve Almanların yaşadıkları bölgeler oluşan Belçika krallığı, bu halklar arsında sorunlar çıkınca sessiz sedasız bir şekilde Federal bir sisteme geçmiş ve Brüksel’e özel bir statü tanınmıştır. Bölgelerin sınırları çatışmalar olmadan belirlenlemiştir. Aynı şekilde Çekoslovakya’a çatışma olmadan Çek ve Slovak Cumhuriyetleri olarak ayrılmışlardır. Ama Yuguslavya’da kanlı bir süreç ve dış müdahalelereden sonra ayrı devletlere ayrılmıştır. Bu süreçte belirleyici olan merkezi idarenin tavrıdır. Bu anlamda, TC ulus devlet olarak diğer halkların inkarı üzerine ve zorla asimlasyon politikaları üzerine kurulduğundan, Kürtlerin varlığı 80 yıllık bir mücadeleden sonra kabul edilmiştir. Bu durumda, yapacağımız araştırmalar için TC kurumlarında veri teminin nasıl yapılacağı ciddi bir sorun olarak karşımıza gelmektedir. Ayrıca şunun unutulmaması da gerekir; biz analizlerimizde Kürt görüşünü dile getirmeye çalışıyoruz. Bunu da yaparken, hiç bir kurumdan maddi ve manevi destek görmemekte ve kendi kısıtlı olanaklarımızla fedakarlık yaparak bu çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Bütün bu zorluklar içinde objektif bir şekilde bilimsel kriterlere uymak için kavramları dikkatle kullanmaktayız. Örneğin, Kürdistan’ı oluşturan 25 ilde Bağımsızlar için 1 069 469 oy hesaplamamıza rağmen biz 1 milyon dolaylarında oy kavramını kullandık. Çünkü Sivas’ta Yazıcıoğlu 35 000, Tunceli’de ise Genç 12 000 dolaylarında oy almıştır. Bundan dolayı, mutlak rakamlar yerine oranlardan hareketle Kürdistan’ın özgüllüğünü analiz etmeye çalıştık. Neticede, eldeki olanaklar ölçüsünde saklanan ve yok sayılan Kürdistan gerçeğini seçimler özelinde inceleyerek tez ve analizlerimizi kamuoyuna sunduk. Bu tür çalışmaları zorluklarına rağmen yapmaya devam ederek Kürdistan’a ilişkin tespit ettiğimiz olguları kamuoyuna sunmaya devam edeceğiz. Ahmet Alim Fransa, 16/08/2007

Şengal Katliamı: 500 ölü, 400 yaralı

Şengal Katliamı: 500 ölü, 400 yaralı Gönderen: rizgarionline Tarih: 15.08.2007 Saat: 15:51 Katkıda Bulundu rizgarionline Rizgarî Online/ Musul’un Şengal ilçesine bağlı El Cezire, Kahtaniye ve Telecir nahiyelerinde dün gece bomba yüklü araçlarla düzenlenen intihar saldırılarında hayatını kaybeden Ezidi Kürtlerin sayısının 500'e ulaştığı ve enkaz altında hala çok sayıda kişinin bulunduğu bildiriliyor. Pukmedya'nın verdiği haber de, Musul Güvenlik yetkilileri ve yaralıların tedavi gördüğü Şengal Devlet Hastanesi doktarlarından edinilen bilgilere göre, Şengal’taki terörist saldırılarda hayatını kaybeden vatandaşların sayısının 500’e ulaştığı, yaralı sayısının ise 400 civarında olduğu açıklandı. Bombalı saldırı sonucu yerle bir olan bir çok evin enkazı altında ölü veya yaralı hala çok sayıda kişinin bulunduğunu söyleyen yetkililer, arama-kurtarma çalışmalarının devam ettiğini belirtti. RO/ S.Welat

Barzanî: Saldırılar, Kürt vatandaşların yaşadıkları bölgeleri terk etmelerini amaçlıyor

Rizgarî Online/ Federe Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzanî, Musul’un Şengal ilçesine bağlı El Cezire, Kahtaniye ve Telecir nahiyelerinde dün gece bomba yüklü araçlarla düzenlenen Terörist saldırıları kınadı. Bu konuda yazılı açıklama yapan Barzanî, Musul, Kerkûk ve Diyala gibi Kürt kentlerindeki terörist saldırıları organize eden yabancı ülkelerin istihbarat servisleri olduğunu belirterek, bu tür saldırılarla amaçlananın, bu kentlerde yaşayan Kürt vatandaşların, yaşadıkları bölgeleri terk etmeleri olduğunu ifade etti. Barzanî, Terörist saldırı karşısında üzüntüsünü dile getirdiği yazılı açıklamada, Şengal Bölgesinde Êzidi Kürt vatandaşlara karşı düzenlenen terörist saldırının, ülkedeki sorunların çözümü için Bağdat'ta sürdürdükleri çalışmalarla eş zamanlı yapılmasına dikkat çekti. Terörist saldırı sonucu yüzlerce masum vatandaşın şehit olduğunu, yüzlerce kişinin de yaralandığını dile getirerek saldırıyı şiddetle kınadıklarını söyledi. Barzanî, ''Bir süredir çok sayıda ülke istihbaratının Kerkûk, Musul ve Diyala gibi Kürt bölgeleri üzerinde hesaplarının olduğunu'' dile getirerek, ''bu bölgelerde yaşayan Kürt vatandaşların yerlerini terketmelerini sağlamak için bu şekilde saldırıların düzenlendiğini ve bölgede bazı hainlerin bunlara yardım ettiğinin açık olduğunu'' dile getirdi. Yaptığı yazılı açıklamada, çok uluslu güçlerden Kürt halkına karşı işlenen terör saldırılarına bir sınır koymaları çağrısında bulunan Barzanî, ''Kürdistan halkı sabırlı olmalı ve düşmanlara karşı kendilerini hazırlamalılar. Bu bölgelerde bu tür saldırılara izin verilmemeli ve buradaki halk yerlerini terketmemeli'' dedi. Barzanî yazılı açıklamasının bir bölümünde ise, ''Kürdistan güvenlik güçlerinin saldırıya hedef olan bölgelere gitmesini, Kürt düşmanlarına ve onlara yardım edenlere vurmalarını, çünkü bu duruma daha fazla tahamül edilemeyeceğini'' söyledi. Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzanî açıklamasının sonunda, saldırıda şehit olanlara rahmet ve yaralananlara acil şifalar dileyerek, Kürdistan Bölgelerindeki sağlık kuruluşlarının olayda mağdur olanlara her türlü yardım yapmalarını istedi. Kaynak: Peyamner RO/ S.Welat

Barzani'den saldırılara öfke

Barzani, ''Kürdistan güvenlik güçlerinin saldırıya hedef olan bölgelere gitmesini, Kürt düşmanlarına ve onlara yardım edenlere vurmalarını, çünkü bu duruma daha fazla tahamül edilemeyeceğini'' söyledi. BAŞKAN BARZANİ'DEN ŞENGAL'DEKİ SALDIRILARA SERT KINAMA : BAZI ÜLKELERİN İSTİHBARTLARI KÜRT VATANDAŞLARIN KERKÜK, MUSUL VE DİYALA GİBİ KÜRT KENTLERİNİ BOŞALTMALARI İÇİN ÇALIŞIYOR'' PNA-Federal Kürdistan Bölge (FKB) Başkanı Mesut Barzani, Şengal Bölgesinde bulunan Gıruzer ve Siba Şeyh Hıdır yerleşim alanlarını hedef alan ve yüzlerce Yezidi Kürt vatandaşın hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına neden olan intihar saldırılarını şiddetle kınayarak çeşitli ülkelerin istihbaratlarının Kürt kentleri olan Musul, Kerkük ve Diyala gibi yerlerde yaşayan Kürt vatandaşların bu kentleri terketmeleri için saldırılarda bulunduğunu söyledi. Terörist saldırı karşısında üzüntüsünü dile getirdiği yazılı bir beyannamede bulunan Başkan Barzani, ülkedeki sorunların çözümü için Bağdat'ta sürdürdükleri çalışmalara denk gelen bir zamanda Şıngar Bölgesinde Yezidi Kürt vatandaşlara karşı terörist saldırı düzenlendiğini ve saldırıda yüzlerce masum vatandaşın şehit olduğunu, yüzlerce kişinin de yaralandığını dile getirerek saldırıyı şiddetle kınadıklarını söyledi. Başkan Barzani beyannamede, ''Bir süredir çok sayıda ülke istihbaratının Kerkük, Musul ve Diyala gibi Kürt bölgeleri üzerinde hesaplarının olduğunu'' dile getirerek, ''bu bölgelerde yaşayan Kürt vatandaşların yerlerini terketmelerini sağlamak için bu şekilde saldırıların düzenlendiğini ve bölgede kendilerini satan bazı hainlerin bunlara yardım ettiğinin açık olduğunu'' dile getirdi. Beyannamede, Başkan Barzani, ''Kürdistan halkı sabırlı olmalı ve düşmanlara karşı kendilerini hazırlamalılar. Bu bölgelerde bu tür saldırılara izin verilmemeli ve buradaki halk yerlerini terketmemeli'' dedi. Başkan Barzani, ''Çok uluslu güçlerden Kürt halkına karşı işlenen terör saldırılarına bir sınır koymaları çağrısında bulunuyorum'' dedi. Başkan Barzani, beyannamenin bir diğer bölümünde, ''Kürdistan güvenlik güçlerinin saldırıya hedef olan bölgelere gitmesini, Kürt düşmanlarına ve onlara yardım edenlere vurmalarını, çünkü bu duruma daha fazla tahamül edilemeyeceğini'' söyledi. Başkan Barzani beyannamesinin sonunda, Saldırıda şehit olanlara rahmet ve yaralananlara acil şifalar dileyerek, Kürdistan Bölgelerindeki sağlık kuruluşlarının olayda mağdur olanlara her türlü yardım yapmalarını istedi.

Kardeşlik ilkelliktir

Mehmet Ali Küçük Tarih: 14 Ağustos 2007 Salı İlkelliğin ne olduğu üzerine hiç düşündünüz mü? Gelin hep beraber sesli olarak düşünelim ama öncesinde kelimenin politikada mecazen kullanıldığını, teşbih amaçlı kullanıldığını not edelim. Böyle not edelim ki gerçek manayı bulabilelim. Kelime aslolarak biyolojiye ait, zoolojinin konusu. Canlıların gelişmişlik düzeyini anlamada kullanılıyor. İlkel kelimesi, zoolojide tek hücreli canlıların arkaik geçmişi olanı için, prokaryotlar için kullanılıyor. Ökaryot tek hücreliler gelişmiş tek hücreli sayılıyorlar (Daha fazla bilgi isteyenler internette bu konuda arama yapabilirler). İlkelliğin kıstası sanırsam primitif, ilksel olmak. Dolayısıyla, Türklerin ve Türkçe’nin hiyerarşi saplantılı özelliğinden dolayı anlamı değişmiş bir kelimedir ‘ilkel’. Öztürkçeciler bu manaya bugün yeni bir kelime uyduracak olsalar ister istemez ilkel değil de ilksel demek zorunda kalırlardı çünkü kastedilen bugün taşıdığı manasıyla ilkel değil, taşıdığı manasıyla ilkseldir. Öztürkçeciler –sel, -sal yapım ekini önce uydurup, bir süre kullanıp, sonra da tedavülden kaldırdıkları için, bu kelimeyi, ilksel kelimesini yaratma şansları yoktur. Türkler için kötü bir haberdir çünkü ilksel yani primitif kelimesinin gerçek anlamını asla öğrenemeyecekler ve her ilkel dediklerinde kötü birşeyden bahsettiklerini; birine ilkel dediklerinde o kişinin utanması gerektiğini, çünkü o kişinin kötü bir kişi olduğunu düşünecekler. Bu Türklerin sorunudur. Biz Kürdüz. Kelimenin türemesi biyolojide, zoolojidedir demiştik. İkinci türetilmesi ise sosyal bilimlerdedir. ‘İlk’ insan topluluklarının ‘ilk’ oluşlarına vurgu yapmak için, bugün kullanılacak olsa ilksel denilecek kelimeyi karşılamak üzere ilkel denmiş. Yani aslında ortada kötü bir mana yoktur. Olamaz da çünkü öyle bir yaklaşım, yani ilkel olanın kötü olduğu bir yaklaşım kabul edilirse, ilk insanların bayağı kötü şeyler olduklarını söylüyor olurduk, ki bu doğru değildir. Değiller ve o ilk dönemde sergilemiş oldukları başarıyı iyi ki sergilemişler de bizler de onların mirasçıları olarak bugünkü hakim kültürü yaratabilmişiz. Doğrusu budur. Kelimeyi okurken geliriz politikadaki kullanımına, yani üçüncü türetilmeye. Politikadaki kullanımı, Türkçe’de, kendini ileri olarak tanımlamak isteyenlerin rakipleri için yersiz kullanımıdır. Bu yaklaşım palavradır. Politika ne geleceğe ve ne de geçmişe dair olduğundan, politikada ileriler veya geriler yoktur. Politika kazananlar ve geriye kalanlar dünyasıdır. Aslında sadece kazananlar dünyasıdır. Politika yapan herkes kendini bir şekilde kazanan göstermek zorunda olduğundan herkes kendine göre bir retorik geliştirir. İlkel kelimesi Kürd siyasetinde böyle bir retoriğin gereğidir. “Sen ilkelsin”, “sen ilkelsen, ben sonalım”. ‘Sonal’ kelimesini duymadığınızı biliyorum. Bundan sonra her, bir diğerine ‘ilk-el’ diyeni duyduğunuzda, diyen kişiyi hafızanızda ‘son-al’ olarak kodlayın. Öyle yapın diyorum çünkü bu haliyle olayları görmeye başladığınızda aslında ortada ilkel-milkel olmadığını görmeye başlarsınız. Bunun nedeni kimsenin ‘son’, ‘son-al’ olmamasıdır. O iddia peygamberlere aittir. Siyasette ilkellik – sonallık yoktur, kazanmak vardır. Kürd toplumunu bugün bir araya getirmenin tek yolu onu millet olarak tanımak ve buna uygun olarak örgütlemektir. Kürdler ve diğer dünya milletleri karşılaştırmalı ele alındığında Kürdler açısından modern toplumu yakalamanın tek geçerli yolunun milleti millet olarak örgütlemek olduğunu görmek zorunda kalırız. Milliyetçilik modern toplumun bir düşüncesidir. İlk(s)el topluluklar böyle kavramlardan uzaklardır. Milliyetçilik modernliktir. Siyasette, kelimenin aktüel manasını vererek kullanacak olursak, ilkellik, kardeşlik edebiyatıdır. Hiçbir modern içeriği olmayan ve ilk(s)el kan bağından öte beş kuruş manası olmayan bir kelime. Modern toplumun anlamı olan sosyal örgütlenmeler yerine kan bağını esas alan kardeşlik politikası, lütfen iyi düşünün, ilkel bir politikadır. Modern toplumun en ileri aşaması bugünkü halinde Birleşmiş Milletlerdir. Kürdler milletleşemedikleri, yani devletleşemedikleri sürece milletlerin birleştiği Birleşmiş Milletler’de kendilerine yer bulamayacaklardır. Dünyayla birleşmenin adı milletleşmektir, milletleşirken devletleşmektir; tek çatı altında biraraya gelmektir. Modernliğin karşısına ilkelliği (kardeşlik) koyup sonra da modernleri (milliyetçileri) ilkellikle suçlamak iş değildir.

Iraklı Kürtler (Guney Kurdistan) uçak üretecek!!!

www.kurdistan-post.com Kürt Bölgesel Yönetimi, Erbil’de uçak tesisi kurma ruhsatını bir Kürt işadamına verdi. Tesiste yılda 24 adet sivil uçak üretiminin hedeflendiği bildirildi. KYB’nin resmi internet sitesine göre, Kürt Bölgesel Yönetimi, Erbil’de uçak fabrikası kurma ruhsatını bir Kürt işadamına verdi. 2 bin metre kare alan üzerinde yapılması planlanan tesiste yılda 24 adet tarım, seyahat gibi küçük uçakların üretileceği belirtildi. Bu arada, söz konusu işadamının, gerekli uzman eleman ve uçak teknisyene ilişkin hazırlıkları yaptığını, önümüzdeki günlerde yurtdışına giderek tesis için teknik malzemeler getireceği kaydedildi. Hürriyet

Televizyon Haberlerindeki Irkçı Anlayış

  Ali Haydar Koç http://www.kurdistan.nu/index.htm Türkiye’de 1990’dan sonra yaygın bir şekilde gelişen resmi ve özel televizyon yayıncılığı, çok farklı bir habercilik ve genel yayın anlayışıyla, Türk toplumunu bilgilendirmekte ve istenilenin üstünde ilgi de görmektedir. Bu durum Türkiye’de, televizyon sahiplerinden ve onlara yakın çalışanlardan oluşan seçkin bir grup ortaya çıkarmış ve bu seçkin grup aynı zamanda resmi ideolojiyi temsil eden kadrolarla ortak hareket ederek, televizyondan yaydıkları bilgi gücüyle toplumun büyük çoğunluğunu, kendi düşünsel sınırları içinde yönlendirmektedirler. Bu bilinçli siyasal yönlendirme zaman zaman ileşitim bilimi üzerinde araştırma yapanlar tarafından „etik“ kavramı adı altında çok azda olsa eleştirildiği de olmuştur. Örneğin; Televizyonların habercilik anlayışında sözde toplum bilgilendiriliyor, fakat ekranlara yansıyan haberlerin veriliş biçimi dikkatle incelendiğinde, sadece bilgi amacı taşımadığı, toplumda panik, dehşet, korku ve moral bozma gibi gayeler taşıdığı da açıkça görülmektedir. Ayrıca hemen hemen bütün televizyon haberlerinde Türk milliyetçiliğinin/ırkçılığının üstün vasıfları değişik (sözlü/görsel) biçimlerde öne çıkarılarak, açlık sınırında olan fakir Türkler arasında yaygınlık kazanması hedeflenmektedir. 1960-1990’a kadar açlık sınırında olan fakir anadolu Türkleri, uydurma bilgilerle sözde ezilen/soykırıma uğrayan Balkan Türkleri, Kıbrıs Türkleri,Trakya Türkleri, Kafkasya Türkleri ve Ortaasya Türkleri propagandasıyla yönlendirilerek, milliyetçiliğe/ırkçılığa kanalize edilmeye çalışılıyordu. Ordu ve seçkinlerin bu propaganda faaliyetleri,1990’dan sonra yön değiştirerek, Kürt toplumunun Anadolu Türkleri için büyük bir tehlike/tehdit olduğu düşüncesine önem verilmiş ve buna bağlı olarak da Irak’taki Türkmenlerin Güney Kürdistan- Kürtleri tarafında soykırıma tabi tutulduğunu çok sıkça televizyon haberlerine konu ederek, işleyerek, propaganda etmektedirler. Resmi ve özel kanallardaki Televizyon haberlerinde yapılan propaganda faaliyetleriyle, açlığın sınırında olan fakir Türk toplumu, Kürtlere karşı düşman edilmeye çalışılmaktadır. Televizyon sahipleri ve onlara yakın olan zengin seçkinler, aydınlar ve ordu temsilcileri televizyon haberleri/yayınlarıyla, Kürt toplumunu emperyalistlerle işbirliği ve sömürgecilikle suçlayarak, Türkmenlere soykırım yapmakla suçlamaktadırlar. Aslında Türk televizyon habercileri bunun böyle olmadığını çok iyi bilmektedirler. Ayrıca Türkiye’nin, Kürdistan’daki siyasi/askeri konumunun sömürgeci olduğunu da iyi biliyorlar. Fakat ırkçılık düşünceleri içinde kaybolduklarından, bir çok kavramı bilinçli bir şekilde birbirine karıştırarak, yerinde kullanmıyarak, Türk toplumuna bilgi olarak sunmaktadırlar. Örneğin:Türkiye’de sözde en liberal/demokrat gazeteci olarak bilinen ATV’den Ali Kırca ve Kanal-D’den M.Ali Brand, Kürdistan’da her türlü ağır silahla donanmış olarak yerleşen ve Kürtlere karşı topyekun savaş/seferlik ilan eden işgalci Türk ordu birliklerini anavatanı yaz/kış demeden korudukları için övmekte ve ne kadar güçlü bir orduya sahip olduklarını, gurulanarak haber konusu yapmaktadırlar. Ayrıca ırkçı Türk ordusunun bir an önce Güney Kürdistan’a saldırmasını istemektedirler. Bunuda „o aşiret liderleri nasıl oluyor da, şanlı ırkçı ordumuza karşı çıkıyorlar“ düşüncesine bağlamaktadırlar. Örneğin Mersin Bağımsız Milletvekili Ersoy Bulut Türkiye Meclisinde yaptığı basın toplantısında „Kahraman ordumuzun önünü kesmeyin. Kuzey Irak’a girsin“ açıklamasını yaparak, Güney Kürdistan’a operasyon yapılmasını isteyerek, “Kahraman ordumuzun önünü kesmeyin. Kuzey Irak’a girerek oradaki soydaşlarımızı kurtaralım...,..terörle mücadelede bugüne kadar 40 bin şehit verildiğini, her gün en az bir güvenlik görevlisinin şehit olduğunu belirterek, yaşanan terörün arkasına Avrupa ülkeleri ile ABD olduğunu ileri süren Bulut, “ABD uçaklarını Türkiye sınırında tehdit uçuşu yaptırırken, düne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği pasaportla, dünyayı dolaşmasını sağladığımız, Habur sınır kapısından günde 400 bin dolar kazanmasına neden olduğumuz, kendi sanayicimize 9.2 sente sattığımız elektriği, 4.2-6 sente satarak Türk halkının cebinden destek verdiğiniz nankör ve küstah Barzani’nin her gün Türkiye’yi tehdit etmesine neden ve niçin seyirci kalınıyor...,Bravo İran’a. Bizim yapamadığımızı, o yapıyor. Bari onu örnek alalım..“(Tempo ve Hürriyet gazetesi, 30.05.2007). Bu örnekte de görüldüğü gibi hem televizyon haberleri, gazeteler ve hemde sözde halkın siyasi iradesini temsil eden mebuslar, bir bütün olarak ırkçı düşünceleri en ileri safhada temsil etmektedirler. Bu Mebus biraz daha ileri giderek, İran örneğinde görüldüğü gibi, Kürtleri katledenlere hayranlık duyarak, taktir ederek, Kuzey Kürdistan’ın her tarafını işgal eden Türk ordusunun sömürgeci ve katliamcı yönünü görmek istememektedir. Türkiye’deki Televizyon habercileri, dünyanın bütün bölgelerindeki işgal ve zulümleri anında görürler, tepkilerini gösterirler, bunun bir haksızlık olduğunu dile getirerek kamuoyuna önemli bir haber olarak sunarlar. Ama yanı başlarındaki sömürge Kürdistan olgusunu ve oradaki zulümleri hiç bir zaman olmamış olarak değerlendirerek, tam aksine Kürtlerin Türkiye’ye haksızlık yaptıklarını, Türkiye’yi ezdiklerini, Türkiye’nin ilerlemesini engellediklerini ve Türkiye’ye karşı terör estirdiklerinden sıkça bahsederek, haber konusu yaparak, propaganda etmektedirler. Ayrıca televizyon habercileri ırkçılıkta bazen bir asker veya bir politikacıdan daha ileri giderek, Güney Kürdistan’da kurulabilcek bir Kürt devletine kesinlikle müsaade etmeyeceklerini dile getirerek, bunun kendileri için dünyanın en korkunç bir olayı oldugunu değerlendirmesisini yapmaktadırlar. Bu ırkçı habercilik anlayışıyla, açlık sınırında olan fakir Türkleri, bu yönlü propaganda faaliyetleriyle etkilemeye çalışmaktadırlar. Sonuç olarak, Türkiye’deki televizyon haberciliği/habercileri sömürge Kürdisdan olgusunu gündeme getirmemek için, her türlü propagandaya başvurmaktan çekinmemektedirler. Ayrıca bu ırkçı propaganda faaliyetlerinde, Türk toplumunun büyük bir kesiminde Kürtlere düşmanlık yaratacak derecede basarılı olduklarını da söylemek mümkündür. *Bu yazı Dema Nu Gazetesinin 07.06.2007 sayısında yayınlanmıştır.