ANF/ Kurdistan-Post
BEHDİNAN (22.08.2007)-KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, İran’ın sınır hattındaki Kürt yerleşim yerlerine saldırılarına sert tepki göstererek, ‘’İran devleti eğer bu siyasetinden vazgeçmez ve saldırılarını durdurmaz ise, Kürdistan Özgürlük Hareketinin de İran’a karşı yeni bir karara gideceği bilinmelidir’’ diye uyardı.
KCK yaptığı açıklamada, bu saldırıların 15 Ağustos’un yıldönümüne denk geldiğine dikkat çekerek, ‘’Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinde önemli bir yeri olan 15 Ağustos’un yıldönümünde egemen güçler, Kürdistan özgürlük davasına karşı yeni bir saldırı dalgasını başlatmış bulunmaktadır. Kürdistan üzerinde egemen devletler kendi aralarındaki anti-Kürt ittifakını daha ileri düzeye vardırırken, bunu çeşitli ortak ekonomik çıkarlarla pekiştirmektedirler. Bu temelde Kürt halkının kazanımlarına ve onun özgürlük dinamiklerine karşı daha organizeli bir saldırı düzeyine ulaşmışlardır. Devletler gerekli olduğunda açık ordularıyla gerekli olduğunda gizli istihbarat teşkilatlarıyla, Kürt halkı üzerinde terör uygulamaktadırlar. Amaçları Kuzey’de ve Güney’de halkımızın kazanımlarını ortadan kaldırarak Kürdistan üzerindeki inkar-imha siyasetini kalıcılaştırmaktır. Bunun için öncelikli hedefleri hareketimizi darbelemek ve Kerkük, Şengal gibi alanların Kürdistan bölgesine bağlanmasını engellemektir. Bu güçler ittifak halinde hareketimize darbe vurarak Kürt Özgürlük Hareketinin gerilemesini planlarken, aynı zamanda Güney Kürdistan’daki kazanımları da daraltarak ortadan kaldırmayı hedeflemektedirler’’ dedi.
ŞENGAL, İRAN VE TÜRK SALDIRILARI TESADÜF DEĞİL
‘15 Ağustos’un yıldönümünde Şengal’de geliştirilen hunharca katliam, Kuzey Kürdistan’da yoğunlaşan imha operasyonları ve İran devletinin Kürt Özgürlük güçlerine karşı geliştirdiği top saldırısı birbiriyle bağlantılı, ortak bir konseptin birer parçaları’’ olduğunu kaydeden KCK, İran’ın saldırılarını şöyle değerlendirdi: ‘’Son üç aydan bu yana Doğu Kürdistan’da var olan sakin durum ve ciddi bir çatışma durumunun yaşanmamasına rağmen İran devletinin birden bire, ‘PJAK güçlerine saldırıyorum’ adı altında PJAK güçlerinin hiç bulunmadığı Güney Kürdistan’ın sınır hatlarını boydan boya bombalaması, bu bölgelerde sivil yaşamı ortadan kaldıran bir tehdit unsuru haline gelmesi ve giderek yoğunlaşan top atışlarıyla birlikte, kara ve hava operasyonları için güç yığınağının başka bir izahı yoktur. Herkes biliyorki, son dönemlerde Doğu Kürdistan’daki Özgürlük Hareketiyle İran güçleri arasında karşılıklı olarak bir çatışma dozajını düşürme söz konusuydu. Buna rağmen İran devletinin en üst düzeyde bir kararlaşmayla Kürdistan halkına karşı bir savaş sürecini başlatmış olması birçok açıdan değerlendirilmesi gereken yeni bir durumdur. Sadece hareketimiz değil, tüm Kürdistan güçleri ve kamuoyu bu yeni durumu görerek, tutum geliştirmek durumundadır. PJAK tamamen bir bahanedir. Onların esas amacı, hareketimizi darbelemek ve Güney Kürdistan’da karışıklık yaratarak Kürt halkının kazanımlarını ortadan kaldırmaktır. Bununla aynı zamanda bölgedeki statükoyu pekiştirmek istemektedirler. Bu sadece İran devletinin bir planı değil, Türk devletiyle ortak planlanmış ve ortak organize edilen Kürt halkına karşı yeni bir imha konseptinin başlangıcıdır.’’
İMHA SİYASETİ ARTIK YAŞAM BULMAYACAK
‘’Günümüzde dört parçada da Kürt halkının yaşadığı gelişme, elde ettiği kazanımlar ve özgürlük mücadelesinin ulaştığı düzey dikkate alındığında 1920’lerden beri Kürdistan üzerinde uygulanan inkar ve imha siyasetinin yaşam bulmasının artık mümkün olmayacağı görülecektir’’ diyen KCK, bu açıdan Kürdistan üzerinde egemenlik sürdüren güçlerin bu inkar zihniyetinden vazgeçerek Kürt halkının barışçıl ve dostane çözüm tutumunu karşılıksız bırakmamalarının herkesin çıkarına olduğunun altını çizdi.
DÜŞMANLIK SİYASETİNDEN VAZGEÇİLMELİ
Kürt halkının artık eskisi gibi yönetilemeyeceği bilinmesi gerektiğini vurgulayan KCK, ‘’bu devletlerin uyguladıkları yanlış politikadan vazgeçerek sorunun bir terör sorunu olmadığı, şiddetle ortadan kaldırılamayacağı görülerek siyasal çözüm formülleri için doğru bir yaklaşıma ulaşmaları gerekmektedir. Başta PJAK yöneticileri olmak üzere tüm Kürt özgürlük güçleri de yanlışlıklara düşmeden özgüce dayalı bölgesel barışçıl çözümü esas almaları gerekmektedir’’ mesajını verdi.
KCK, İran devletinin sivil savunmasız ve yoksul insanlarımıza karşı top atışlarıyla hiçbir sonuç alamayacağını kaydederek, yüzyıllardır bir arada ve çoğu zaman iyi komşuluk ilişkileri içinde beraber yaşamış Kürt halkına karşı düşmanlık siyasetinden vazgeçmesini istedi.
KCK, ‘’Doğu Kürdistan’daki halkımızın özgürlük mücadelesiyle yaşadığı sorunlara dayanarak tüm parçalardaki Kürtlere düşmanlık yapma siyasetinin İran devletine ve halklarına da bir şey kazandırmayacağı bilinmelidir. İran devleti eğer bu siyasetinden vazgeçmez ve saldırılarını durdurmaz ise, Kürdistan Özgürlük Hareketinin de İran’a karşı yeni bir karara gideceği bilinmelidir. Bunun da taraflar açısından iyi sonuçlar yaratmayacağı açık ortadadır’’ uyarısını yaptı.
ŞER İTTİFAKINA KARŞI KÜRT İTTİFAKI
Kürdistan’ın dört parçasında gelişen bu saldırıların bir kez daha Kürt halkının ne kadar birlik ve dayanışmaya muhtaç olduğunu ortaya koyduğuna işaret eden KCK, ‘’Kürt halkının karşıtları ellerindeki bütün olanaklara rağmen, bu kadar birlik ve bütünlük oluştururken, daha az imkanlara sahip halkımızın siyasi güçlerinin yeterli dayanışma ve ortak hareketi geliştirmemeleri kabul edilemez. Bu açıdan biz Kürdistan üzerinde sömürgeci emellerini kalıcılaştırmak isteyen devletlerin saldırılarına karşı tüm yurtsever, demokratik Kürdistani güçlerin birlik ve dayanışma içerisinde mücadeleyi geliştirmeleri ve bu süreçte Kürt özgürlük davasını kazançlı çıkarmaları gerekmektedir. Çok iyi biliyoruzki, bu devletlerin can havliyle birleşip Kürdistan halkına karşı saldırı geliştirmeleri onların güçlülüğünden değil, Kürdistan özgürlük mücadelesi karşısındaki zayıflıklarından kaynaklanmaktadır’’ dedi.
KCK açıklamasında ‘’Bir kez daha belirtiyoruz ki, hareketimiz Kürt halkının çıkarlarını savunmada ve özgürlük mücadelesinin başarısı için gerekenleri yapmada hiçbir tereddüt göstermeden rolünü en ileri düzeyde yüksek bir kararlıkla görevlerinin gereğini yerine getirecektir’’ diye uyardı.
Kürdistan - ABD'NİN BAĞDAT BÜYÜKELÇİĞİLİĞİNDEN CROCKER'İN KERKÜK İLE İLGİLİ AÇIKLAMALARINA DÜZELTME
Kurdians: Tuesday, August 21, 2007
21-Aug-07 [17:27]
PNA-ABD'nin Bağdat büyükelçiliği büyükelçi Ryan Crocker'in Reuters'ta yayınlanan açıklamalarının yanlış yorumlandığını ve ABD'nin Kerkük referandumunu anayasada belirtildiği gibi desteklediği belirtildi.
ABD büyükelçiliği sözcü Mario Crifo tarafından yayınlanan ve Kürdistantv'de geçen bildiride,
'' 17.08.2007'de ABD'nin Irak büyükeçisi Ryan Crocker Reuters ajansına 140. maddenin öngördüğü referandum süreci hakkında bir açıklama yaptı.
Büyükelçi Crocker Reuters ajansına verdği mülakatta 140.madde referandumu için hazırlıkların arttırılması gerektiğine dikkat çekti. Referandum konusu herkesin üzerinde anlaştığı bir meseledir. ABD, Irak anayasada belirtildiği çerçevede sürece destek vermeye devam edecektir.
Büyükelçi Crocker'in Reuters'ta söyledikleri ' Genel bir uyarı ev anlayış mevcut. Pratik bir mesele olarak bakacak olursak takvimin öngördüğü uygulama temelde zor bir iş olacak. En geç bu yılın sonu için hazırlanan Takvime göre hazrılıkların ilerletilmesi gerekiyordu ancak bu şekilde olmadı' idi '' denildi.
Crocker'in Kerkük ile ilgli açıklamaları sert tepkilere neden olmuştu.
Gönderen: rizgarionline Tarih: 21.08.2007 Saat: 09:02
Katkıda Bulundu rizgarionline
Rizgarî Online/ İran ordusunun bir haftadır süren bombardımanı sonrası, sınır ötesi operasyon ve hava saldırısında bulunacağı öğrenildi. PJAK üyelerini bahane ederek bir haftadır sınırın Kürdistan Bölgesini bombalayan İran dün de saldırılarına devam etti. Kürdistan Bölge Hükümeti, sınır bölgesine yönelik beşinci gününe giren İran ordusunun sivilleri hedef alan bombardımanını kınadığını bildiren bir nota göndermişti. Kürt hükümeti dün, İran'a gönderdiği bombardıman notası'nda bölgeye yönelik saldırılarına son vermesini istemişti.
İran: 'Köyleri Boşaltın Operasyon Düzenleyeceğiz'
İran ordusunun bir haftadır süren bombardımanı sonrası, sınır ötesi operasyon ve hava saldırısında bulunacağı öğrenildi. PJAK üyelerini bahane ederek bir haftadır sınırın Kürdistan Bölgesini bombalayan İran dün de saldırılarına devam etti. Kurdistantv'nin kaydettigine göre sınırdaki Petık, Berdunaz, Pireluk, Mirgesir, Berde Pane ve Haçi Omran bölgesindeki diğer köyleri bombalayan İran ordusu bölge halkını uyararak köylerini boşaltmalarını istedi.
Gerekçe olarak bir kaç gün içinde bölgeye yönelik hava saldırısı ve operasyon düzenleyeceklerini öne süren İran ordusu, biran önce köylerin boşaltılmasını aksi taktirde yaşanacak sivil kayıplardan sorumlu olmacaklarını bildirdi.
Bölgedeki köylülerin büyük bir panik içinde olduğu ve yetkilileri bu konuda bilgilendirmek için Haci Omran ilçe kaymakamlığına geldiği öğrenildi.
Dün, Kürdistan Bölge Hükümeti, sınır bölgesine yönelik beşinci gününe giren İran ordusunun sivilleri hedef alan bombardımanını kınadığını bildiren bir nota göndermişti. Kürt hükümeti, İran'a gönderdiği bombardıman notası'nda bölgeye yönelik saldırılarına son vermesini istemişti.
Öte yandan ajanslardan edinilen bilgiye göre; İran devlet başkanı Ahmedinejad'ın yakın bir gelecekte Bağdat'ı ziyaret edeceği bildiriliyor. İran'ın uydudan İngilizce yayın yapan televizyon kanalı Press TV'nin internet sitesinde yer alan habere göre, İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki, Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın yakın bir gelecekte Bağdat'a gideceğini söyledi.
F.Irak Başbakanı Nuri El-Maliki'nin iki hafta önce İran'ı ziyareti sırasında Ahmedinecad'ı resmi olarak ülkesine davet ettiğini, İran Cumhurbaşkanının da bunu kabul ettiğini belirten Mutteki, ziyaret için henüz bir tarih belirlenmediğini, tarih belirlenince Dışişleri Bakanlığı'nın açıklama yapacağını kaydetti.
RO/S.Welat
Rizgarî Online Kürdistan bölge Hükümeti, sınır bölgesine yönelik beşinci gününe giren İran ordusunun sivilleri hedef alan bombardımanını kınadı. Kürt hükümeti, İran'a gönderdiği bombardıman notası'nda bölgeye yönelik saldırılarına son vermesini istedi. Nota'ya yanıt veren İran ise, Kürdistan halkına karşı olmadıklarının yanıtını verdi ve İran İslam Cumhuriyeti düşmanlarının bulunduğu bölgeleri bombaladıklarını kabul etti. PUKmedia'ya açıklama yapan Kürdistan Bölge Hükümeti Sözcüsü Cemal Abdullah, İran ordusu'nun Kürdistan bölgesine yönelik devam eden bombardımanları sonucu sınırdaki sivil halkın büyük zarar gördüğünü belirterek, İran hükümetine protesto notası verdiklerini söyledi. İran Ordusu’nun Kürdistan Bölge sınırlarını bombalamasını şiddetle kınadıklarını ifade eden Kürt Hükmet Sözcüsü Abdullah; "Kürdistan Bölge Hükümeti olarak İran temsilcimiz Nazım Ömer Debbağ'ı bu konuda bilgilendirerek, İran İslam Cumhuriyeti’ni bölgeye yönelik bombardımanı konusunda uyarması için girişimde bulunmasını istedik." dedi. Cemal Abdullah, "Böylesi gelişi güzel bombardımanların komşuluk prensiplerine aykırı olduğunu düşünüyoruz ve İran'ın bu tutumu iki tarafın çıkarlarına da hizmet etmeyeceği aşikardır." diye konuştu. PUKmedia’ya konuşan Kürdistan Bölge Hükümeti Tahran temsilcisi Nazım Ömer Debbağ ise, Kürt hükümeti’nin uyarı notasını İran İslam Cumhuriyeti’ne resmi olarak ilettiklerini bildirdi. Debbağ; " İran’daki ilgili makamlara verdiğim protesto notasında, Kürdistan sınır bölgesindeki sivil halkın ve yerleşim alanlarının büyük zarar gördüğü bombardıman konusundaki endişe ve kaygılarımızı belirttik ve kendilerinden bu konuda açıklama talebinde bulunduk" dedi. "İranlı yetkililerin Kürdistan halkına karşı olmadıklarını ve sadece İran İslam Cumhuriyeti düşmanlarının bulunduğu bölgeleri bombaladıklarının yanıtını verdiğini" söyleyen Nazım Ömer Debbağ, sorunun Irak ve İran hükümetlerinin genel politikası çerçevesinde çözülmesi gerektiğini savunduklarını belirtti.
Kürdistan - ŞENGAL'DEKİ PATLAMADA TÜRK VE SURİYE İSTİHBARATI DESTEKLİ AŞİRETLERİN PARMAĞI...
Kurdians: Monday, August 20, 2007
PNA-Kürdistan Bölgesi ve çevresinde düzenlenen saldırılarda parmağı bulunduğuna inanılan Kürdistan Adalet ve Özgürlük Partisi ile Yezidi İlerme ve Kalkınma Hareketi Türkiye ve Suriye tarafından desteklendiği ve Türkiye'nin bölgedeki bu faaliyetlerini neredeyse hiç Türk vatandaşının yaşamadığı Musul’da açtığı konsolosluk üzeri gerçekleştirdiği iddia edildi.
İddiada Kürdistan’daki birçok saldırıda Kürdistan Adalet ve Özgürlük Partisi ile Yezidi İlerme ve Kalkınma Hareketinin parmağı bulunduğu bugün Kürdistan’ın en büyük aşiretler arasında yer alan Zebari ve Herki aşiretlerin, Musul’da kalan kesimlerinin birçok Sünni aşiretler ve gruplar ile ilişkilerinin açık olduğu ve bu aşiretlerin alttan alta sık sık Türk ve Suriye istihbaratlarıyla görüşmekte olduğu belirtildi.
Kürdistan Adalet ve Özgürlük Partisi’nin içinde yer alan bir Kürt kaynak, Kürt Yezidilere karşı düzenlenen son saldırıdan bu karanlık ilişkileri deşifre etmek istediğini belirterek bu parti hakkında önemli bilgiler vermek istediğini söyledi. Konuya ilişkin ANF'a açıklamada bulunan adının açıklanmasını istemeyen parti yetkilisi, ''Daha önceleri Barzani aşireti ve KDP ile kan davaları olan Herki, Sürcü, Zebari, Rekani v.b aşiretler KDP’ye karşı Saddam’a sığınarak Saddam’a koruculuk yapmışlardı. Bu aşiretlerden Zebari aşiret reisi olan Leto Ağanın kardeşi 2001’de eski bir BAAS’cı ve Saddam’ın fedaisi olan bir kimsenin eliyle Musul’da öldürürdü. Bu olaydan sonra Leto Ağa Musul düştüğünde de Suriye sınırındaki Rabia kasabasına geçerek, Suriye’ye sığınmak istemişti. Ne kadar YNK ve KDP kendi temsilcilerini göndererek Kürdistan’a geri dönmesini istediyseler de O gelmedi. Bir süreliğine burada kaldıktan sonra Leto Ağa Ürdün’e geçti. Burada Irak’ın gidişatını izliyordu. Bazen bize haber göndererek, Saddam’ın geri dönebileceğini bunun için Musul’dan başka yerlere gitmemeleri için aşiretine sürekli telkinlerde bulunarak, bizlerde yakında büyük şeyler yapacağız şeklinde umut veriyordu. Saddam idam edildikten sonra açıktan başka arayışlar içine girdi. Ürdün’de bazı eski BAAS’cılar ile Mıhıdın ile Cohan Sünni aşiretlerin (BAAS’ın sürekli beslendiği aşiretlerdir.) yanında bazı Ürdünlü şahsiyetler de bunlara katıldılar. Bu şahsiyetlerin çoğu asker kökenli ve bazı generallerinde içinde bulunduğu bir TECEMÜH(birlik) şeklinde örgütlenmeye çalıştılar. Ürdün bu oluşuma ses çıkarmadı ve engel olmadı. Fakat gerektiği biçimde de askeri, maddi ve manevi olarak destek vermeyeceğini farklı kanallarla bunlar iletti. Onun için bu grup dışardan destek almak için BAAS’cılar yoluyla Suriye ile ilişkilendiler ve destek istediler. Suriye kabul edince bu gruptan Leto ağa, Kardeşi Erşad Zebari ve bazı eski BAAS’cılar, Suriye’ye geçtiler. Burada İran, Suriye ve Türkiye üçlüsünün Kürt kazanımlarını geriletmek ve Kürtler üzerindeki inkâr ve imha politikasının devam ettirmek için kendi aralarında yapmış oldukları anlaşmalar sonucu bu şahsiyetleri, Ankara’ya götürerek burada yapmış oldukları tartışmalar sonucunda Partileşme kararı çıktı ve Ankara’da partileştiler. Bunların Ankara gidişleri oldukça gizli tutuldu ve hiç basına yansımadı. Daha sonrada İstanbul’da Sünni grupların katılmış olduğu toplantıda bazı Kürt şahsiyetlerin bu toplantıya katıldığı şeklinde basında yansıtmalar oldu ve o zaman partileştikleri söylentileri yayıldı. O doğru değildi, o toplantıya katılmışlardı fakat ondan önce Ankara’daki toplantıda partileşmişlerdi. Bu partinin başkanlığını Leto’nun kardeşi ve eski Irak Bakanlarında olan Erşad Zebari getirilmişti. Ankara toplantısında bu partiye her türlü desteği aktif biçimde Suriye ve Türkiye’nin vereceği kararı alındı.'' dedi.
Yetkili ''Irak’taki BAASçılar üzerinde Suriye’nin ciddi bir etkisi olduğu ve Irak’ta, Türkiye ile Suriye’nin birçok noktada birlikte hareket edeceği ve birbirlerine destek sunacakları noktasında yeni bir anlaşmanın da Ankara toplantısında alındığıydı. Bu noktada Suriye, Sünniler üzerindeki etkisini kullanarak Musul, Kerkük v.b yerlerde Türk istihbaratına kolaylıklar sağlayacaktı. Türk devleti bu gruplara gerekli yardımı Suriye üzerinden gönderdi.''dedi.
Adının gizli tutulmasını isteyen yetikili, ''Musul’daki radikal İslamcı örgütler ile eski BAAS’cılar bu örgüte açık destek sunmakta. Bunlar halk arasında bir siyasi parti oldukları, özgürlük yürüyüşü içinde yer almak istediklerini dile getiriyor. Fakat bu güne kadarda bir program ve tüzükleri çıkmış değil. Bu partinin kuruluş amacı tamamıyla Türkiye ve Suriye devletlerine ajanlık temelinde. Propagandalarında ne kadar adalet ve özgürlük deseler de esasta öyle bir şeyin olmadığı, KDP ve Barzani aşiretinin düşmanlığı üzerine kurulmuş bir parti olarak dile getirmek daha yerinde olur.''diye konuştu.
Yetkili, ''Bu partiye aktif destek veren diğer aşiret de Herki aşiretidir. Herki aşiretinin ağası Cevher Herki Irak düşmeden önce Ürdün, sonra da Suriye’ye gitti fakat Mesut Barzani Cevher ağayı Suriye’den getirterek Kürdistan’a yerleştirdi. Cevher Herki kaybettiği köylerini tekrardan geri alıp aşireti ile kendi toprakları üzerine dönmek için çok çaba gösterdi. Gerekli destek çıkmadı çünkü köyler onlara geri verilseydi Bervari ve kendi tarafındaki Zebariler ile karşı karşıya gelinirdi. Onun için Barzani bu sorun karşısında sesiz kaldı. Cevher Ağa bundan bir sonuç almayınca kendi aşiretini toplayarak bizim ile ‘KDP arasındaki düşmanlık hala devam ediyor. Bunlar bizim hiçbir sorunumuzu çözemezler’ şeklinde bir açıklama yaptı ve Leto Zebari’nin yanında yer aldı. Son dönemlerde bu ihanet cephesine Rekani aşiret reisi Memet Ağanın da destek verdiği bildiriliyor.'' dedi.
Yetkili devamla; ''Irak düştüğünden bu güne kadar Musul’da yaklaşık olarak Zebari aşiretinden 50’ye yakın insan öldürüldü. Leto Zebari ve Cevher Herki Musul’daki tüm aşiret üyelerini hem daha iyi korumak, hem saldırıların kimler tarafında yapıldığını tespit etme hem de kurdukları partinin faaliyetlerini daha rahat yürütebilmeleri için Musul’un kenar mahallesi olan KORÇELİ’de mülkiyeti Şebeklere (küçük bir azınlık) ait olan topraklara yerleştiler. Herki aşiretinin Musul’daki sayıları yaklaşık olarak kırk bin olduğu Zebarilerin de bunlardan daha fazla olduğu bilinmektedir. Buraya gelen her aile için yeniden ev yaptılar. Tüm masrafları bunlar tarafında karşılandı. Bu paranın Suriye ve Türkiye tarafında aşiret ağaları yolu ile verilmektedir.'' diye konuştu.
Diğer önemli bir ihanet çalışması ise Yzidiler içinde Yezidi İlerleme ve Kalkınma Hareketi olarak bilinen çalışmadır. Farklı bir kaynak; ''bu hareketin yürütücüleri ve önde gelen kadrolarının çoğunun Saddam döneminde BAAS partisinin kadroları oldukları bunlarında esas amacının; KDP’e düşmanlığı üzerinden Kürt düşmanlığını körüklemek, Yezidiler içinde geçmişten beri KDP’ye karşı olan kesimi bir araya getirtmek, Yezidilerin Kürt olmadığı, Yezidi olduklarına inandırtma, Kerkük referandumunu erteleme, Kerkük dışındaki yerlerde olası referandum çalışmalarını sabote etmek ya da Kürdistan’a katılmasını engelleme çalışmalarını yürütmektir.
Bunun için önceki seçimlerde bu hareketin kendi başına seçime girdiği, Musul ve çevre kasabalarında Sünni radikal İslam örgütlerinin seçimlerde bunlara aktif destek verdikleri. Hatta sandık başlarında durdukları birçok mahalle ve semtlerde denetimi ellerinde bulundurdukları için bu parti lehine yolsuzluk yaptıklarıdır. Sonuçta bu partiye bir Parlamenter çıkarabildiler. Böylelikle Yezidilerin genelini etkilemeye çalıştılar. Bu hareket, şu anda Yezidiler içindeki işsizlik ve yoksulluktan büyük oranda faydalanmakta. Birçok kesime maddi yardımda bulunarak kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır. Bunun yanında Suriye aracılığı ile Avrupa’da bulunan bir şirket yolu ile Yezidilerin çoğunu Avrupa’ya çıkarmaya çalıştığı bu biçimde Kürdistan’ı boşaltmaya çalışmaktadır. Bu şirket yolu ile yetmiş bine yakın davetiye hazırladıkları söylenmektedir. Yezidi İlerleme ve Kalkınma Hareketi, Suriye tarafında aktif desteklendiği ve her türlü desteği aldığı her yönü ile açık. Bu partinin eski genel başkanı Mehmet Ferhan Cico bu parti yolu ile neler yapılacağını anladığında istifa ederek ‘ben Kürdüm Ezidilik sadece bir inançtır’ şeklinde açıklama yaptı.
Suriye ve Türkiye, eskiden beri KDP ile kan davalı olan ve rahatsız olan kesimleri bir çatı altında toplayarak Kürt ve Kürdistan’a karşı bir korucu ordusu yaratmanın peşinde. Irak’ta, Türk istihbaratının aktif faaliyet yürütmesinde Suriye’nin büyük bir desteği söz konusu. Sünni örgütler ve eski BAAS’cılar ile ilişkileri olan ve bu kesime her türlü desteği sunan Suriye, bu örgütleri Türk istihbaratı ile ilişkilendirme, ortak çalışma ortamı yaratma noktasında Türkiye için birinci derecede referans kapısı durumunda.
Aynı kaynak bu iddiaları şöyle dile getiriyor: “Musul’da bırakın bir yabancının kalmasını, biz kendimiz bile Musul’u olmamıza rağmen her an öldürülebiliriz. Hiç kimsenin can güvenliği olmadığı, her gün ortalama 20 insanın kafasını kesilip sokaklara atıldığı bir kenti düşünün. Diğer taraftan hiçbir Türk vatandaşın olmadığı bir yerde, Türk konsolosluğu açmışlar. Dünyanın neresinde görülmüştür ki bir diplomat bu kadar riski üstlenebilsin. Bunların her yönü ile istihbaratçı oldukları bilinmektedir. Halbu ki bizler kendi gözlerimizle görmüşüz, yanlarında çalışan Kürtler vardır. Konsoloslukları Musul havaalanındadır. 70 kişilik Türk istihbaratçısı tarafından güvenliği alınmaktadır. Dışarıda gözlemlendiğinde çoğu subay giyimli her yönü ile asker oldukları belli. Bunlar akşam saat 5 sıralarında plakasız arabalarla çıkıyorlar. Ertesi gün o saatlere kadar bazen de gecenin geç saatlerinde ancak yerlerine dönebiliyorlar. Bunlar İslami örgütlerin en güçlü olduğu; Hey Tahril, Hey Teneke, Hey Arabi, Hey Saddam, Babıl Top mahalleri ile Zebari ve Herki aşiretlerin son dönemde yerleşmiş oldukları Korçeli mahallerine gitmektedirler. Dışarı çıktılarında Arap elbiseleri giyiyorlar. Bu mahaller ki, bugüne kadar ABD askerleri ve Musul asayiş güçlerinin havadan ve karadan ablukaya almadan giremediği yerlerdir. Bunlar nasıl rahatlıkla dört beş kişi şeklinde girebiliyorlar. Biz biliyoruz ki bundan iki sene önce Türk tırları ve kamyonları buralara giremiyorlardı. Birçok kişi Türk oldukları için kafaları kesildi arabaları yakıldı. Şimdi ne oldu da İslami örgütlerin, Türklere karşı tavrı değişti? Bir Türk işçisinin gezemediği bir yerde nasıl oluyor da, Türk diplomatları bu kadar rahat ve güvenlikli bir biçimde gezebiliyorlar. Hiçbir Türkün olmadığı bir yerde Türk konsolosluğu ne tür bir çalışma yapacaktır. Hewler, Süleymaniye’de on binlerce Türk vatandaşı olmasına rağmen neden burada bir konsolosluk açmıyorlar. Çünkü bunlar; burada esasta istihbarat faaliyetleri yürütüyor. Bu konsolosluk bir istihbarat merkezi ve Kürt karşıtı bir karargâhı gibi çalışmaktadır. Bunun aksini iddia edenler varsa, gelsin Musul’da 24 saat bu konsolosluğun faaliyetlerini gözlemlesinler. Ya da burada çalışan kişilerin kimliklerine baksınlar. Diplomat mı? Yoksa istihbaratçı mı oldukları ortaya çıkacaktır. Türklerin Musul’da bu kadar geniş ve açıktan faaliyet yürütmesinde aktif destek sunan Suriye’dir.''
Kerkük referandumunun yapılması için süreç hızlandı
Gönderen: rizgarionline Tarih: 18.08.2007 Saat: 11:50
Katkıda Bulundu rizgarionline
Rizgarî Online/(*) ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker, Kerkük kentinin geleceğini belirleyecek referandumun zamanında yapılmasının zor olduğunu savunurken, referandum öncesi yapılması öngörülen iki aşamalı anayasal sürecin hızlandırıldığı gözleniyor. Bağdat, Kerkük'ten gidecek Araplara verilecek para tazminatı dosyasını onayladı ve Kerkük dışındaki tartışmalı alanlarda da göçmen Kürd ailelerin dönüşü için çalışmalar yoğunlaştı.
Kerkük referandumuna ilişkin Reuters ajansına konuşan ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker, referandum için belirlenen takvime pratik olarak uymanın zor olduğuna dair genel bir kanı olduğunu öne sürdü.
Corcker, Bağdat'ta yaptığı açıklamada "Referandum takvimi, hazırlıkların şimdi olmadığı bir şekilde ilerlemesi beklentisiyle bu yılın sonu için hazırlanmıştı" dedi. Crocker, şimdiye kadar bir nüfus sayımının veya Irak Anayasası'nın 140. maddesi gereğince yapılması gereken normalleştirme süreci gibi önemli aşamaların gerçekleştirilmediğini söyledi.
Bu arda, Bağdat Hükümeti, Kerkük’teki anayasal sürecin ilk aşaması olan Arapların dönüşünü öngören para tazminatı ödenek dosyasını onaylanarak referandum sürecinin hızlandırıldığı belirtildi.
Bir süre önce Kerkük ve diğer tartışmalı kentlerde dağıtımı yapılan tazminat ödenek formlarına ilişkin PUKmedia’ya önceki gün açıklama yapan Irak Parlamentosu’ndaki Kürdistan İttifak Bloku üyesi parlamenter Halit Şuvan, Baas rejimi döneminde Kerkük’e yerleştirilen Arap ailelerinin büyük kısmının tazminat ödenek formunu imzalayarak geri dönmeyi kabul ettiklerini söylemişti.
Kürd parlamenter Halit Şuvan, Bağdat Hükümeti’nin Arapların eski yerlerine geri dönmelerini onayladığını belirtirken; “Tazminat ödenek formunu imzalayan 300 Arap ailesinin hükümet neznindeki yasal işlemleri tamamlandı. Bu ailelere para tazminatı verilerek eski yerine geri döneceklerdir. Diğer dosyalar üzerinde de çalışmalar devam ediyor” demişti.
Kerkük’teki Arapların eski yerlerine, Saddam döneminde göçertilen Kürd ve Türkmenlerin de kente dönüşlerinin gelişi güzel veya yasadışı olmadığını söyleyen Halit Şuvan şunları belirtmişti: “Dönüşler, doldurulan tazminat ödenek formlarına göre gerçekleşecek. Doldurulan bu forumlar, 140.madde komisyonu, ilgili nüfus dairleri ve Bağdat hükümeti tarafından inceleniyor. Önümüzdeki günler de Kürd ve Türkmen göçmenlerin tazminat formu dosyaları üzerinde durulacak"
Öte yandan geçtiğimiz Mayıs ayıda Musul'un Maxmur kasabasında düzenlenen bombalı saldırıda nasibini alan 140.Maddeyi Uygulama Yüksek Komisyonu'na bağlı kapatılan ofis yeniden açıldı.
140.Madde Komisyonu ofisine son 10 gündür Saddam rejimi döneminde göçe zorlanan binlerce Kürdün geri dönüş için başvuruda bulunduğu bildirildi.
Ağrılıklı Êzidi Kürdlerin yaşadığı Maxmur kasabasına geri dönmek için tazminat ödenek formu dolduran Kürd ailelerin sayısı 8 bini açtığı öğrenildi.
*PUKmedia-Haber Merkezi/18 Ağustos 2007
Şeriatla yönetilen İran’da iki Kürt gazetecisine idam cezasının verilmesinin uluslarası yankıları sürerken, Fransa'nın saygın gazetelerinden Le Monde, Kürtlere yönelik artan baskıların patlamaya dönüşebileceğini yazdı.
CELİL DEMİRALP-ANF
PARİS (17.08.2007)- Şeriatla yönetilen İran’da iki Kürt gazetecisine idam cezasının verilmesinin uluslarası yankıları sürerken, Fransa'nın saygın gazetelerinden Le Monde, Kürtlere yönelik artan baskıların patlamaya dönüşebileceğini yazdı.
İran molla rejimi Kürtlere ve etnik azınlıklara yönelik baskıyı her geçen gün arttırıyor. Artan idamlar, kapatılan gazeteler ve tutuklama furyası bunun en açık kanıtı. Gün yok ki, güvenlik güçlerinin saldırısı sonucu halkla çatışma yaşanmasın. Le Monde gazetesi yayınladığı haberde Doğu Kürdistan’ın patlamaya hazır olduğuna dikkat çekti.
İran’da başta Kürtler olmak üzere etnik azınlıklar üzerindeki baskıları özellikle Mahmud Ahmedinecad’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde arttı. Le Monde, etnik ve dini azınlıkların varlığının Tahran makamları nezdinde isyan korkusuna yol açtığını belirterek, nüfusunu 6 milyon olarak ifade ettiği Türkiye ve Irak sınır hattındaki Doğu Kürdistan’daki hareketlenmeye dikkat çekti.
‘’Kürt azınlığın’’ önce Şah rejimi ve daha sonra 1979’dan bu yana İslam Cumhuriyeti’ne karşı uzun bir ayaklanma tarihi olduğunu kaydeden gazete, bundan üç yıl önce kurulan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK)’ın pusu eylemlerini arttırdığına dikkat çekiyor.
BU KADAR AĞIR CEZA HİÇ GÖRÜLMEDİ
31 Temmuz günü İran Adalet Bakanlığı’nın iki Kürt gazeteci Adnan Hasanpur ve Abdulvahid Hiwa Botimar’a idam cezası verildiğini doğruladığını hatırlatan gazete İran Kürdistan Demokratik Partisi (PDK-İ)’nin merkez komite danışmanı Aso Hasan Zade’nin ‘’Mahmud Ahmedinecad’ın seçilmesinden bu yanan baskın arttı’’ sözlerine yer veriyor. ‘’Ancak Adnan olayı başka bir boyutu ortaya çıkarıyor’’ diyen Hasan Zade, ‘’Kürt bir gazetecidir, hiç bir kanıt olmaksızın çok ağır suçlamalarla idam cezası aldı. Gerillanın en güçlü olduğu dönemlerden bile ağır (1980’den 1990’lı yılların ortalarına kadar), toplu infazların, büyük baskıların olduğu o zaman bile böyle mahkumiyetler yoktu. Tahran tehlikeyi, isyan risklerini içerde hissediyor ve toplumu terörize etmek için bir örnek vermek istiyor’’ değerlendirmelerinde bulunuyor.
İran’da ilk kez gazeteciler bu şekilde idam cezasına çarptırıyor. 2005’te kapatılan haftalık Aso gazetesi çalışanları 27 yaşındaki Adnan Hasanpur ve 29 yaşındaki Abdulvahid Hiwa Botimar, 16 Temmuz 2007 tarihinde Doğu Kürdistan’da Meriwan Mahkemesi tarafından idam cezasına çarptırıldı. Temmuz ayında İran da iki gazetecinin ‘’Allahın düşmanları’’ (Muhareb) olarak idam cezasına mahkum edildiğini doğruladı. Ancak Hasanpur’un ifadelerini ağır işkence altında alındığı belirtiliyor. İran gazetecileri ‘’casusluk’’ yapmakla suçluyor. Muhareb, İran’da silah alarak rejimi devirmeye çalışanlar için kullanılıyor. Hasan Zade, ‘’kendi kuşağındaki birçok Kürt gibi Adnan da bir yurtsever, ama hiçbir zaman herhangi bir partiye ait olmadı’’ diyor.
İRAN ELEŞTİRENLERİ SUSTURMAK İÇİN MESAJ YOLLUYOR
Hakkında inceleme başlatılan Aso gazetesinin yazı işleri müdürü Celil Azadigah, İran’dan kaçmayı başardı. Azadigah, ‘’Kırılgan toplum yapısının bilincinde olan İslam Cumhuriyeti savunmasız gazetecilere yönelerek, rejimi eleştiren herkese susmaları veya ülkeyi terk etmeleri sinyalini göndermek istiyor’’ diye konuşuyor.
DOĞU KÜRDİSTAN PATLAMAYA HAZIR
Le Monde, bu mahkumiyetlerin de ötesinde Doğu Kürdistan’daki durumun karışık ve patlamaya hazır olduğunu kaydediyor. 9 Temmuz 2005’te İran güçleri tarafından Mahabad’da katledilen Şiwane Qadir cinayetini hatırlatan gazete, gencin resimlerinin yayımlanması ardından sokakların tutuştuğunu ifade ediyor. Hazan Zade, ‘’Şıwan’ın ölümü ardından benzersiz bir protesto yaşandı. O günden beri gerilim sürekli var. Halk ve güvenlik güçleri arasında ölüm ve yaralılara yol açan çatışmaların olmadığı gün yok gibi’’ sözleri ile Doğu Kürdistan’daki mevcut durumu anlatıyor.
Şİİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI DOĞU KÜRDİSTAN’A SIÇRAYABİLİR
Doğu Kürdistan’daki Ezidi ve Yarsani dini inancındaki Kürtler de Irak’taki Şii-Sünni çatışmasının Doğu Kürdistan’a sıçramasından endişe ediyor. Fransa’daki sürgün Yarsani temsilcisi Ferhad Haydari, ‘’Bu şimdiden algılanabilir. Bizim toplumumun Sünni Kürtler ve Şii toplum arasında bir ‘mavi bereliler’ (BM’nin çatışmalı alanlarda sivilleri korumak için gönderdiği barış gücü) rolü oynuyor. Ben iyimser değilim. Bir yandan Tahran kızışan ve hoşgörüsüz bir Şiilik dayatıyor, diğer yandan Körfez’in petrol zenginleri Kürdistan’da Sünni camilerini finanse ediyor’’ belirlemesinde bulunuyor.
KÖRFEZ ZENGİNLERİ SÜNNİ CAMİLERİ FİNANSE EDİYOR
Adını vermem istemeyen eski bir Kürt politikacı ise Tahran’ın artan baskını anlatırken Irak’a dikkat çekiyor: ‘’Her ne kadar İran Kürtlerinin çoğunluğu bir Amerikan müdahalesine karşı olsalar da, Amerika işgaline destek veren Irak Kürtleri örneği Tahran’ın gözünde hiç olmadığı kadar bir tehlike olarak görünüyor. Uygulanan baskı bir ‘önleyici tedbirdir’ zira Kürtler her zaman ulusal sorunların bayraktarlığını yaptı. Bugün de bunu görüyoruz: İran Azerileri, Belucileri ve Arapları da haklarını istemeye başladı.’’
Le Monde, etnik azınlıkların yaşadığı sınır bölgelerinde son iki yıldır şiddet olaylarını yaşandığını belirtiyor. Bunların en ses getirenlerinden birinin 14 Şubat günü Sistan-Belucistan eyaletindeki Zahedan kendinde 11 kişinin öldüğü, 31’inin yaralandığı Devrim Muhafızları’nı taşıyan araca yapılan saldırı olduğu hatırlatılıyor. Pakistan ve Afganistan sınırı boyularındaki bu eyalette gerçekleşen saldırı El Kaide bağlantılı olduğu öne sürülen Cundullah örgütü tarafından üstlenilmişti. Le Monde, sınırları ‘’güvenli’’ hale getirmek için İran Cumhurbaşkanı’nın 14 Ağustos’ta Afganistan’a ziyarette bulunduğunu belirtirken, hemen ertesinde bu kez diğer bir komşu ülke olan Türkmenistan ziyaretinde de ‘’terörizme karşı ortak mücadele’’ çağrısı yaptığını kaydediyor.
İRAN’DAKİ AZINLIKLAR
Azeri Türkleri (Şii): İran’da yüzde 25 ila 30 arasında nüfusları bulunuyor. Özellikle kuzey ve kuzey doğu eyaletlerinde yaşıyor. Kültürel ve anadil talepleri her geçen gün daha da artıyor.
Kürtler: Doğu Kürdistan’da yaşayan Kürtler İran’ın genel nüfusu ile kıyaslandığında resmi rakamlara göre yüzde 8’li bir bölümü temsil ediyor. En etkin olan muhalif parti şu anda PJAK durumuna ancak PDK-İ ve Komele gibi örgütler de eskiden beri varlığını sürdürüyor. Kürtlerin gerçek sayısının 10 milyona yakın olduğu tahmin ediliyor.
Araplar (Şii): Batında, Irak sınırındaki Kuzistan eyaleti nüfusunun yüzde 3 ila 8’ini oluşturuyorlar. 2005 seçimlerinden bu yana bu bölgede çok sayıda patlama yaşandı.
Beluciler (Sünni): Afganistan sınırındaki Sistan-Belucistan eyaleti nüfusunun yüzde 1 ila 3’ünü oluşturuyor. İran’dan ayrılmak için büyük tepkiler var. Bölgede özellikle silahlı Cundullah örgütü tarafından çok sayıda kaçırma ve bombalı eylemler gerçekleşiyor.
Gönderen: rizgarionline Tarih: 18.08.2007 Saat: 09:33 Katkıda Bulundu Rizgarionline Rizgarî Online/ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker, Kerkük’ün siyasal statüsünü belirlemek için planlanan referandumun, öngörülen zamanda yapılamayacağını belirtti. Federal Irak Anayasası’nda öngörülen Kerkük referandumunun yıl sonunda yapılması planlanıyordu. Büyükelçi Crocker, Reuters'a verdiği demeçte, "Pratik bir sonuç olarak, baştaki takvime bağlı kalmanın zor olduğu fark edildi" dedi. Büyükelçi Crocker, "Yıl sonunda referandum yapılmasına yönelik takvim, hazırlıkların belli bir şekilde ilerlemesini öngörüyordu, ama öyle olmadı. Ortada hazırlık yok" değerlendirmesinde bulundu. Anayasa’ya göre referandumunun, kasım ayında yapılmasını hükme bağlanmıştı. Referandum öncesinde ise-Temmuz ayında- nüfus sayımı yapılacaktı. Ancak Suni grupların ve hükümetin geciktirmesi yüzünden nüfus sayımı yapılamadı. Kerkük'ü referanduma hazırlayacak komisyon da, başkanı istifa ettiği için aylardır toplanamıyordu. Federe Kürdistan yönetiminin sert uyarısı sonucu, merkezi Bağdat hükümeti geçen hafta yeni bir başkan atamasına karşın, yapılan son toplantıda da nüfus sayımı ile ilgili kesin bir takvim kararlaştırılmadı. RO/Zilan Dersim


