Erdogan'dan çarpıcı açıklama 13 Kasım 2007 Başbakan Erdoğan partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmaya terör sorunuyla başladı. İşte Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları: - Yurtdışına yaptığım ziyaretlerde bazı ifadelerle karşılaşıyorum. Bize ülkemizdeki azınlıkların durumunu soruyorlar. Ben de hangi azınlıklardan bahsediyorsunuz diye sorduğumda 'Kürt kökenli vatandaşlar' diyorlar. Onlara Kürt kökenli vatandaşlarımızın azınlık unsuru değil aslı unsurun parçası olduğunu söyledim. Hatta dedim ki eğer bu sözlerinizi duyarlarsa en önce onlar isyan eder. Kürt kökenli Türk vatandaşlarına azınlık demek onlara en büyük hakarettir. Türkiye, terör sorununu bölgede adalet tesis ederek çözecek. ABD ziyaretimizde Türkiye'nin geldiği noktayı yani nefsi müdafa aşamasında olduğumuzu anlattık. ABD'den artık fiili adım beklediğimizi vurguladık. Üçlü mekanizmadan sonuç alınamadığı için bu noktaya geldik. ABD Başkanı Bush ile ortak basın toplantısında kendisi, PKK'nın; Irak'ın, ABD'nin ve Türkiye'nin ortak düşmanı olduğunu bizzat açıkladı. Ortak düşmana karşı mücadele edileceğini açıkladı. Düşman nedir? Ortardan kaldırılması gereken unsurdur.

Kürt sorunundan kaynaklanan çözümsüzlük ciddi hak ihlallerini de beraberinde getiriyor

SANSÜRE HAYIR! Türkiye'de son dönemde Kürt sorunundan kaynaklanan çözümsüzlük ciddi hak ihlallerini de beraberinde getiriyor. Hükümet ve Türk Silahlı Kuvvetleri Irak'ın kuzeyine yönelik büyük bir askeri operasyon hazırlıklarını sürdürürken, Kürt sorununun şiddet ve askeri yöntemler dışında diyalog ve siyasi yöntemlerle çözülmesi gerektiği yönünde düşünce bildiren kişi ve kuruluşlara yönelik baskılarda artıyor. Neredeyse hükümet ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ileri sürdüğü yöntemler dışında herhangi bir farklı düşünce beyan edenler suçlu sayılıyor ve açık saldırı hedefi haline getiriliyorlar. Bu kapsamda muhalif basın yayın kuruluşlarına yönelik açık sansür uygulamaları da arttı. Sansür hiçbir hukuki kuralla örtüşmeyecek bir şekilde uygulanıyor. Peş peşe gazetelerin yayınları durduruluyor, gazeteler kapatılıyor, insanlar haber alma özgürlüğünden yoksun bırakılıyor. Basın ve düşünce özgürlüğü demokrasilerin olmazsa olmaz koşullarının başında geliyor. 19 Ocak 2007'de Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in katledildiği Türkiye'de basın yayın kuruluşlarına yönelik geliştirilen saldırılar ve devreye konulan uygulamalar ise, demokrasinin büyük yaralar aldığını gösteriyor. Ağustos 2006'dan Ekim 2007'ye kadarki dönemde 6 gazetenin yayını toplam 13 kez durduruldu. Sadece Ekim 2007'de 3 gazete kapatıldı. 17 Ocak 2007'de yayın hayatına başlayan Gündem Gazetesi şimdiye kadar 5 kez; 19 Mart 2007'de yayın hayatına başlayan Güncel Gazetesi 3 kez; 1 Mart 2004'te yayın yapan Ülkede Özgür Gündem Gazetesi 2 kez; Gerçek Demokrasi Gazetesi 1 kez; 15 Ağustos 2006'da yayın hayatına başlayan Türkiye'nin tek Kürtçe günlük gazetesi Azadiya Welat 1 kez kapatıldı. 9 Mart 2007'de yayın hayatına başlayan Yaşamda Gündem Gazetesi ise ancak bir gün yayın yapabildi. Türkiye'de sansür uygulamaları sadece muhalif basın yayın organlarıyla sınırlı kalmadı. Ekim 2007'de artan çatışmalar ve askerlerin yaşamını yitirmesinden sonra Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 'askerlerin güçsüz gösterildiği' gerekçesiyle Tv ve radyoların yayınlarına sansür getirdi. Bütün bu gelişmeler, sansürün ve anti-demokratik uygulamaların ulaştığı düzeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Biz aşağıda imzası bulunanlar, demokratik bir ülke için basın ve düşünce özgürlüğünün olmazsa olmaz bir şart olduğuna inanıyoruz. Farklıyı kabul etmenin ön koşulunun, katılmasakta düşüncesine saygı olduğuna inanıyoruz. Tek yanlı yayıncılıkla birlikte ortaya çıkan dezenformasyonda gelişen milliyetçilikten ülkemiz adına kaygı duyuyoruz. Gündem ve benzeri muhalif gazeteler başta olmak üzere Türkiye'de basın yayın organlarına yönelik uygulanan açık SANSÜRE HAYIR diyoruz. * İmzalarınız onaylandıktan sonra listeye eklenecektir. Lütfen adınızı ve soyadınızı yazınız. Sadece isim verenler listeye eklenmeyecektir.

KUDURMUS TURK MEDYASI BUNDANDA ANLAMAZ!

Yalancı medyanın mumu erkenden söndü 19:12/PKK tarafından 8 askerin serbest bırakılmasından sonra, hedef haline getirilen DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan hakkında Kandil Dağında çekilmiş bir fotoğrafın kendisine ait olduğu yönündeki iddianın yalan olduğu ortaya çıktı. Fotoğraftaki kişinin Rotinda Amed kod adlı bir HPG'li olduğu ortaya çıkarken, fotoğraftaki kişiye ait bulunan farklı karelerde bu kişinin Kurtulan olmadığı bariz bir şekilde anlaşılıyor. Akşam Gazetesi, bir kadın HPG'linin fotoğrafını yayınlayarak, bu kişinin Fatma Kurtulan oldugunu ileri sürdü. Bu haberden sonra Türkiye basını Kurtulan'a karşı adeta linç kampanyası başlattı. Ancak, DİHA'nın yaptığı araştırma sonucunda Akşam Gazetesi'nin yayınladığı haberin yalan olduğu ortaya çıktı. Kurtulan'a ait olduğu belirtilen fotoğraftaki kişinin HPG üyesi Rotinda Amed kod adlı Diyarbakır doğumlu soyadı öğrenilemeyen Müzeyyen adlı kişiye ait olduğu belirlendi. DTP Genel Merkezi de dün yaptığı açıklamada, fotoğraftaki kişinin Kurtulan olmaddığını belirtmiş, bu konuda yayınlanan haberleri tekzip edeceklerini açıklamıştı. Sözkonusu fotoğraf basında yayınlandıktan sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, fotoğrafı Kurtulan hakkında başlatılan soruşturma dosyasına eklemişti. Fotoğraf, Kurtulan'ın dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle hazırlanacak fezlekede delil olarak gösterileceği belirtiliyor. HÊWLER - DİHA

Kürdler 80 yillik Turkiye'ye bir sey demezken Turklerin 5000 yillik Kürdistan tahammulsuzlugu!

CHP 'Güney Kürdistan'a cildiriyor! AB Komisyonu'nun resmi bir raporunda Kuzey Irak'tan "Güney Kürdistan" olarak bahsetmesine CHP'den sert tepki geldi. Milliyet'i gösterdiği gazetecilik başarısından dolayı kutlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, "Böyle bir raporun kabul edilebilir bir tarafı yoktur" dedi. "Eğer Kuzey Irak 'Güney Kürdistan' sayılıyorsa bunun 'kuzeyi' neresidir? Hükümetin derhal bir girişimde bulunarak AB'yi uyarması gerekir" diyen Öymen şunları söyledi: "Genelde 'hata olmuş' deyip geçiştirmek isterler ama AB gibi ciddi kuruluşlar hata yapmaz. Bu hata diye geçiştirilemez. Çok ciddi bir biçimde takip edilmesi gereken bir olaydır bu. Biz CHP olarak bu işin takipçisi olacağız. Rapor üzerindeki incelememizin tamamlanmasının ardından önümüzdeki hafta konuyu TBMM gündemine getirerek soru önergesi vereceğiz. Konunun takipçisi de bizzat ben olacağım." Dışişleri Bakanlığı kaynakları rapor hakkında şu anda kendilerine ulaşan bilgi bulunmadığını belirtmekle yetindi. Raporda ne var? AB Komisyonu Ekonomik ve Mali İşler Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan "Sonbahar 2007-2009 Ekonomik Öngörüler" başlıklı raporun petrol fiyatlarındaki yükselişin nedenlerine ilişkin bölümünde Irak'ın kuzey bölgesi için ilk kez "Güney Kürdistan" tanımı kullanılarak, "Türkiye'nin Güney Kürdistan'daki askeri müdahaleleri nedeniyle jeopolitik gerilim yüksek" ifadesi kullanılmıştı.

Holbrooke, Türk ordusu bir hafta içinde harekete geçebilir Rizgarî Online/Amerika eski Dışişleri Bakan Yardımcılarından Richard Holbrooke, Türk ordusunun, Federe Kürdistan bölgesindeki PKK varlığına karşı, bir hafta içinde harekete geçeceğini tahmin ettiğini belirtti. CNN'de yayınlanan 'Late Edition' programına katılan Holbrooke, Türk ve Amerikalı yetkililerle geçen hafta içinde yaptığı telefon görüşmeleri sonrası, böyle bir izlenim edindiğini belirtti. Holbrooke, bunun sadece bir tahmin olduğunu da vurguladı. Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Amerikan yönetiminin PKK ile mücadelede Türkiye'ye verdiği sözleri tutmadığını iddia ederek, “operasyon düzenlemenin Türkiye'nin hakkı olduğunu” belirtti. Holbrooke "Eğer teröristler, Meksika sınırından bize saldırsalardı onların peşinden giderdik" dedi.

AB’ NİN IRAK BÜYÜKELÇİSİ OSİTALO , BAŞKAN BARZANİ İLE GÖRÜŞTÜ:  ’’TÜRKİYE İLE IRAK SINIRINDAKİ KRİZ BARIŞÇIL YOLLARDAN ÇÖZÜLMELİ...’’ PNA-Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Federal Kürdistan Bölgesini ziyaret eden Avrupa Birliği (AB) ‘nin Irak Büyükelçisi İlka Ositalo , Federal Kürdistan başkanı Mesut Barzani tarafından kabul edildi.Federal Irak ve Kürdistan Bölgesindeki son siyasi gelişmelerin ele alındığı görüşmede taraflar , özellikle son zamanlarda Türkiye-Irak sınırında meydana gelen krizin barışçıl yollardan çözülmesine vurgu yaptı. Selahaddin kasabasında gerçekleşen görüşmede AB büyükelçisi Ositalo, AB’ nin BM vasıtasıyla Federal Kürdistan bölgesine gerçekleştirdiği yardımlarına dikkat çekerek AB ‘nin Federal Kürdistan bölgesinde hayata geçirmesi düşündüğü önemli bazı projelerinin olduğu mesajını başkan Barzani’ye iletti. Başkan Barzani’nin Avrupa’ya gerçekleştirdiği son ziyareti hatırlatan Ositalo, Başkan Barzani’nin üstdüzey Avrupa yetkilileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerin önemli ve çok olumlu bir etkinin yarattığını söyledi. Federal Kürdistan liderliğinin Irak’taki siyasi süreçte aldığı rolü büyük bir başarı olarak nitelendiren AB büyükelçisi Ositalo, FKB’deki deneyim ve kapsamlı gelişmelere dikkat çekti. Görüşmede ayrıca Türkiye ile Irak sınırında meydana gelen krize değinerek taraflar , sorunun barışçıl yollardan çözüme kavuşturulması gerektiğinin altını çizdi.Konu ile ilgili Ositalo , AB’ nin sözkonusu sorunla ilgili tavrının net olduğunu dikkat çekerek ‘’AB , Türkiye’de Kürt sorunun barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulması için büyük bir gayret sarfediyor ‘’ şeklinde konuştu. Başkan Barzani de ,FKB olarak kendilerinin komşu ülkelerle karşılıklı genel çıkarlar doğrultusunda dostane ilişkilerin kurulmasından yana olduklarını söyledi.

BARBAR GENETIK:  Kazakistan’da Kürtlere saldırılar sürüyor ANF/ÇİMKENT (12.11.2007)- Kazakistan’da Çimkent’e bağlı Tolebi ve Tuyetas bölgelerinde Kürtlere yönelik saldırıların yayılması üzerine onlarca Kürt ailesi göç etmeye başladı. Öte yandan Kazakların Kürtlere ait eve ve işyerlerine yönelik saldırıları da devam ediyor. POLİS KÜRTLERİN EŞYALARINI GASP ETTİ Alınan bilgilere göre Çimkent’in Tolebi bölgesinde ev ve ot yakmalar sürerken polisler Kürtlere ait evlere baskı yaparak para ve değerli eşyaları gasp etti. Tuyetas ve tolebi mıntıkalarındaki Kızıl asker, Lengır ve Leninşol köylerinde Kürtlere ait çok sayıda ev, ot ve ahırları ateşe verildiği bildirildi. Bu saldırılarda bazı evler yakılırken özellikle Kürtlere ait ahır ve otların yakıldığı bildiriliyor. Bununla birlikte akşam saatlerinde Kürtlere ait evlerin taşlandığı belirtildi. Diğer yandan evleri yakılan ve saldırıya uğrayan Kürtlerin Çimkent’e göç etmeye başladığı öğrenildi. Kazakistan’ın güneyine düşen bozkırlarda hayvancılıkla geçinen Kürtlerin otlarının yakılması kış boyunca hayvanlarının ve kendilerinin açlık ve soğukla baş başa bırakılması anlamına geliyor. POLİSLER SILDIRILARIN İÇİNDE Başta Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı 400 hanelik Kızıl asker köyü olmak üzere bölgede karanlık çöktükten sonra sokağa çıkma yasağı ilan edilirken bölgeye sözde güvenliği sağlayamaya gelen polislerin de saldırıları kışkırttığını ve köylülere ait zimmet eşyalarına el koyduğu belirtiliyor. Önceki gün de Lengır köyü yakınlarını ziyaret etmeye giden Kızılasker köyünden 3 Kürt gencin polisler tarafından yakalanarak belge ve paralarına el konulduktan sonra darp edildikleri bildirildi. Saldırıları sonucu gençlerin çeşitli yerlerinden yaralandıkları belirtildi. Diğer yandan evleri ve otlarının söndürülmesi için çağrılan itfaiyecilerin de engellenerek geri gönderildiği belirtildi SAVCI EVİ YAKILAN AİLEYİ DİNLEMEDİ Evi yakılan ailenin Çimken bölge savcılığına suç duyurusunda bulunmaya gittiğini ancak savcının bu konudaki şikayetleri dinlemek istemediğini belirterek aileyi geri gönderdi. Olayların Kürt kazak ve Rus basınına Kazak basınına yansıması üzerine Nazer Bayevin Kürtlerin ileri gelenlerini arayarak olayların üzerine gideceklerini ancak bundan önce olayları dış basına bildirmemeleri konusunda ısrar ettiği bildirildi. Çimkent’teki Kürt Kültür evinde bir araya gelen yüzlerce Kürt bir toplantı düzenledi. Toplantıda saldırılarda devlet görevlilerinin de yer aldığını belirten Kürtler yargıya başvurduklarını ancak sonuç alamamaları halde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceklerini belirtti. Toplantıya bölgede bulunan Nadir Nadirov da katıldı. Nadirov halka haklarını kanunlar çerçevesinde kalarak korumayı sürdürmeleri çağrısında bulundu. Dolebi bölgesindeki köylerde yaşayan Kürtlerin önemli bir kısmının Çimkent’e göç etmeye başladığı öğrenildi. Çimkent genelinde yaşayan Kürtlerin son üç gündür çocukların okula göndermediği de edinilen bilgiler arasında. Diğer yandan Kazaklara ait Vlasti sitesinin yayınladığı bir yazı da ise Kürtlere yapılanın zulüm olduğunu ve bunun uluslararası yasalara aykırı olduğu vurgusu yapıldı. Site ayrıca Kazak devletinin Kürtlere yönelik saldırıda sesiz kalmasının sebebinin Çimkent’te topluca yaşayan 3000 Kürdün iklim koşullarının daha kötü olduğu ve seyrek nüfuslu kuzey bozkırlarına dağıtılma isteğinden kaynaklandığına işaret etti NADİROV: YEREL YÖNETİCİLER HAKLAR ARASI HUZURSUZLUK YARATIYOR Kazak Kürtlerinin ileri gelenlerinden Nadir Nadirov Kazaxstan Segodnya ( Kazakistan Bugün ) gazetesine verdiği demeçte bölgede halklar arasında kurulu dengenin duyarsız yerel yöneticiler tarafından bozulduğunu ve sorunun çözümü için gerekli çabanın harcanmadığı söyledi. Nadirov, “suç kişiseldir eğer ortada bir suç varsa bunun için hukuk işler tıp işler ve gerekli sonuçlar çıkarıldıktan sonra kişiler cezalandırılır ancak yerel yönetimler bunun yerine sorumsuz yaklaşımlarla suçu toplumsallaştırarak halklar arası huzursuzluğa yol açtı. Olayların çözülmesi için daha fazla çaba harcanmalıdır” dedi. OLAYLARIN SORUMLUSU KAZAKİSTAN DEVLETİ Ferghana internet sitesi yayınlanan bir yazıda ise olayların sorumlusunun Kazakistan devleti olduğunu belirtilerek son yıllarda aynı asılsız gerekçelerle Çeçenlere ve Uygurlara yönelik saldırıların gerçekleştirildiği kaydedildi. Şimdi ise Kürtlere saldırı yapıldığı belirten site bölgede yaşanan yoksulluğun yol açtığı toplumsal sorunların bu tür çatışmalara uygun zemin hazırladığına dikkat çekti. Site ayrıca Kazakistan devletinin köylerini terk eden Kürtleri daha iyi bir yere yerleştirmeleri gerektiğini belirtirken Kürtlere ait evlerin yakılmasını görüntüleyen bir fotoğraf da yayınladı. 10 GÜVENLİK GÖREVLİSİ GÖREVDEN ALINDI Saldırıların yoğunlaşması üzerine ilk olarak dün iki Kazak’ın yakalandığı ve sorgulanmaya başlandığı, bugün ise bölgede görev yapan 10 güvenlik görevlisinin yetkilerini kötüye kullandığı gerekçesiyle görevden alındığı bildirildi. Ancak bu olay henüz resmi kaynaklarca doğrulanmadı.

Türkiye’ye ikinci çuval! CELİL DEMİRALP-ANF/HABER MERKEZİ (12.11.2007)-HPG’nin serbest bıraktığı ve Türk devletinin tutukladığı 8 askerin teslimi sırasında ikinci bir ‘çuval’ olayının yaşandığı ortaya çıktı. Askerleri teslim alan ABD’nin Irak komutanı David Petraeus'un Türk yetkililere, “alın askerlerinizi çekip gidin ve bir daha da buralara gelmeyin” dediği öğrenildi. 21 Ekim’de Türk ordusu Dağlıca sınır noktasından Güney Kürdistan’a girmek isterken gerilla tarafından sert karşılık gördü. Çıkan şiddetli çatışmalar sonucunda 8 asker esir alındı. PKK kaynaklarına göre bölgesel ve uluslararası çevrelerin girişimleri sonucu, askerlerin teslim edilmesine karar verildi. Askerler 4 Ekim sabahı, Federal Kürdistan Bölge Hükümeti İçişleri Bakanı Hacı Mahmut Osman, Uluslararası Tolerans’ın Başkanı Kerim Sincari, DTP Milletvekili Osman Özçelik, Aysel Tuğluk ve Fatma Kurtulan'dan oluşan heyet teslim edildi. PKK kaynaklarına göre bu askerler ABD güçlerine verilmek üzere heyete teslim edildi. Bu nedenle heyet gerilladan imzalı protokolle aldığı askerleri ABD’nin Irak’taki güçlerinin komutanı David Petraeus'a teslim etti. Esir alınan askerler Amerikan askeri uçağıyla Hewler’den Musul’a oradan da ABD askeri helikopteri ile Türkiye sınırı yakınlarındaki Bamerni askeri üssüne getirildi. Daha önce bir Türk timinin başına çuval geçirildiği için adı Çuvalcı Generale çıkan Petraeus’un, askerlerin teslimi sırasında Türk askeri yetkililerine ikinci bir çuval olayı yaşattığı öğrenildi. Adını vermek istemeyen Kürt hükümetinden üst düzey bir yetkili ABD güçlerinin askerleri Türklere teslim ederken yaşananları ANF’ye anlattı. Kürt yetkiliye göre Petraeus, “Alın askerlerinizi çekip gidin ve bir daha da buralara gelmeyin. Görmeyeyim sizi” diyerek Türk ordusunu uyardı. Petraeus, Irak'ın 2003 yılı işgali sırasında 101'inci hava indirme tümeninin komutanlığını yapmıştı. Bu görevi özellikle Musul'da yürütmüştü. Bu sırada Petraeus'a bağlı Albay Mayville komutasındaki bir grup ABD askeri, Süleymaniye'de görev yapan Türk timine baskın yaparak kafalarına çuval geçirmişti. GENELKURMAY GİZLİYOR Gerillada iyi muamele gören ve hatta gerillalarla aynı masada yemek yiyen, sohbet eden askerler Türkiye’ye girer girmez ise hemen gözaltına alındı ve Pazar günü de asker mahkeme tarafından tutuklandı. Türk ordusu askerlerin esir alınmasını “irtibat kopukluğu” olarak ifade ederek esir alındıklarını gizlemeye çalışmıştı. Aynı tavır teslim edildikten sonra da sürdürüldü. Türk Genelkurmay Başkanlığı’na göre gerillanın teslim ettiği askerler sadece “geri dönmüştü.” Türk Meclisi Eski Başkanı Bülent Arınç da dün basına yansıyan açılamasında, Genelkurmay Başkanlığı'nın Dağlıca baskını karşısındaki tavrını eleştirerek, olayın gizlendiğini belirtti. Arınç Genelkurmay’ın açıklaması için şu ifadeleri kullandı: "Şu açıklamaya bakın. 'İrtibat kesilen askerlerimizin silahlı kuvvetlerle irtibatı sağlandı'. Çok diplomatik bir açıklama, ben bundan bir şey anlamadım. Anladım da... Bakkal Hasan, Hüseyin anlamadı. Bir taraf, 'teslim alındı' diyor, bir taraf 'kaçırıldı', bir taraf da 'zorla götürüldü' diyor.” Türkiye’de olayın üstünün örtülmesi için bütün oklar DTP’ye yönlendirildi. Askerleri teslim alan DTP heyeti adeta siyasi linçe maruz kaldı. Siyasi yetkililerin açıklamalarının yanısıra medya da ağız birliği yapmışçasına DTP’yi suçlayan haberler yapmaya başladı.