Can Dündar ; “Atatürk’ün Kürtlere federasyon önerisi vardır.”

London School of Economics'te (LSE) düzenlenen, “Türkiye'de artan milliyetçilik” konulu panel konuşan gazeteci Can Dündar, “Bu gün “Ne mutlu Türküm diyene” yazısının ülkenin dört bir dağına yazılması beni de rahatsız ediyor, çünkü “Ne mutlu Türküm” demeyen insanlar var bu ülkede. Ve bunun baskıyla söyletildiği yerlerde bunun bir zulüm aracına dönüştüğünü de biliyoruz.” Dedi. İngiltere'de, 6 Şubat Çarşamba günü saat 18’de LSE'de düzenlenen panele, Can Dündar, Birkbeck Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Prof. Sami Zubaida ve Anglia Ruskin Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Welat Zeydanlıoğlu da katıldı. Paneli LSE öğretim üyelerinden Türk Araştırmaları Bölüm Başkanı Prof. Şevket Pamuk yönetti. Dr. Zeydanlıoğlu milliyetçiliğin tarihsel kökenlerini değerlendirdi ve bunun “Kurtleri” nasil etkilediğini anlattı. Prof. Sami Zubaida ise." Türkiye'deki en önemli sorunun `Kürt sorunu', din farklılıklarının reddedilmesi' olduğunu öne sürerken, Osmanlı'nın çöküşünden sonra kurulan yeni Türkiye'nin Kürtler'i `kardeş' gördüğü ortamdan birden onları `Dağ Türkleri' olarak tanımlamaya başladığını sorunun kaynağının “Kürt kimliğinin tanınmaması" olduğunu belirtti. Zubaida son olarak “Kürt sorunu çözülmezse açıkçası ne olur bilemeyiz." dedi. Ağırlıklı olarak Kürt meselesinin ve güncel gelişmelerin değerlendirildiği panelde Can Dündar’ın Mustafa Kemal’e yönelik belirlemeleri dikkat çekti. Dündar şöyle dedi;“Mustafa Kemal Atatürk’ün Kürtlere federasyon önerisi vardır. Kürtlere federasyon isteyen de M.Kemal’di. Lenin’e “yoldaşım” diye mektup yazan da. Meclis açılırken ellerini açıp dua ederken fotoğraf çektirip bu fotoğrafı Anadolu’ya dağıttıran da. Buradan çok sayıda Mustafa Kemal portresi çıkarabiliriz ve her birinden farklı sonuçlara gidebiliriz yani Mustafa Kemal’in çok inançlı bir Müslüman olduğunu, Mustafa Kemal’in Kürtlerin federasyonundan yana olduğunu, Mustafa Kemal’in bir komünist olduğunu söyleyebiliriz. Ama sunu biliyoruz ki M.Kemal bunların hiçbiri değildi. Mustafa Kemal bir pragmatistti. Bu gün “Ne mutlu Türküm diyene” yazısının ülkenin dört bir dağına yazılması beni de rahatsız ediyor, çünkü “Ne mutlu Türküm” demeyen insanlar var bu ülkede. Ve bunun baskıyla söyletildiği yerlerde bunun bir zulüm aracına dönüştüğünü de biliyoruz.” Panelin Soru-cevap bölümüne gelindiğinde özellikle Can Dündar `soru yağmuruna' tutuldu. Bir PKK sempatizanının ayağa kalkıp "Aydınlarımız Türkiye'de yapıcı çözüm önerileri sunmuyor. Sayın Abdullah Öcalan ise bir öneri sunuyor" demesi üzerine ülkücü gençler “Sayın diyemezsin” deyince, PKK’liler kafanıza vura vura size de söyleteceğiz diye bağırıp “Biji Apo” diye slogan atmaya başladılar. Konuşmacıya müdahale etmek isteyen dinleyiciler, salonun her bir köşesinden ayağa kalkan PKK yandaşlarının sloganları ve zafer işaretleri ile karşılaştı. Karşılıklı bağırmaların duyulduğu sırada Can Dündar ve diğer panelistler, yerlerinde kalarak sakinliklerini korudu. Türkiye'de artan milliyetçilik ile ilgili panelde yaşanan gerginlik, konuşmanın yarıda kesilmesi ve salonun boşaltılması ile son buldu.

Ülkesizlik acısı-Ali ERDOĞAN

Ali ERDOĞAN Dost! elbistanliali@fsmail.net Yüreğimden damıtarak yazıyorum bu satırları... Bu sabah seni düşledim. Nice uygarlıkların çiçek-çiçek, ilmik-ilmik dokunduğu, nice acıların sabır-sabır çekildiği, nice sevdaların yürek-yürek yaşandığı kutsal coğrafyamızda seninle yola çıktık. Koyu çınar gölgelerinde posteki üzerine uzanıp, buz gibi ayran içenlerle birlikte olduk. Sıp sıcak sobalarının başında oturan, geçim sıkıntısından, işkencelerden dert yanan hewallarla-yoldaşlarla bütünleştik.Çıplak ayaklarla karın içinde selpak satan ilk okul çağındaki çocuklarla görüştük... “Şimdi derviş dergahlarında şiirler vardı/ Seydi balım ilinden/ Şeker tamar dilinden/Dost bahçesi yolundan/ Evlere derviş geldi...” diyen Yunus diyarında gezdik. Yağmur toprak kokusunda, günleri kara bulutlara gebe çalan güneş aydınlığında, geceleri hülasa ay berraklığında olan Anadolu’yu ve canım Kürdüstan’ı gezdik. O güzelim kıyılara, dallarını ana kucağı içtenliğiyle uzatmış asırlık zeytin ağaçlarının dostluğunda seyreyledik alemi. İnsan için, dostluk için dizeler ilmikledik... “Yarin yanağından gayri her şey ortaktır” diyen Şeyh Bedtettin’i anımsadık. Çocuklarına yaşamsal azığı temin etmek için kendisini meta diye satan anaları gördük. Düşünceleri uğruna yaşamlarını yitiren, cenazelerı aylar sonra birer çukurda bulunan ana kuzularını gördük. Onurlu bir yaşam tarzını istedikleri için, işkencehanelerde onurluca direnen yarının yöneticilerini gördük. Salt karınlarını doyurmak için bir somun çalan, yakalanıp kelepçelenen Ali’leri, Memoları gördük.... Diğer yanda belgelere dayalı adam öldüren, uyuşturucu pazarlayan, devlet içinde yuvalanmış çete mensuplarının serbest gezdiklerini gördük. Ve henüz yaşları 25 olmadan Üniversite bitirip, triyonları aşan servet sahibi gençleri gördük. Vurguncuları, talancıları, banka boşaltanları göre göre alıştık. Dost! Dostluklardan, sıcak dayanışmalardan uzak, egonun (benliğin) hükmettiği anlamsız, zaaf batakhanelerinden nasibini bolca almış bu diyarlar, hep sistemin, yakınmanın ezgisini mırıldatır dudaklarda. Buralarda ince bilekli serçe kuşları da çırpınmıyor, yol kenarındaki su birikintilerinde. Saç üzerinde pişen yufka ekmeklerin nefis kokusunu duyamıyor insan. Hiçbir şeyi doğallıkla yaşamanın olanağı yok. Herşey sunni. Dostluklar yapmacıklı. Domates bile hormon kokar. Bazen akşam sofralarında bir kadeh rakı durur. Hafif çakır keyifliler, insanı bazen güzel duygulara, güzel yerlere götürür. Kadehte duran su karışmış rakıya bakarım da; mat-beyazlığı ayran kadar pak değil, onun kadar ak değil. Siz gençler, bugünkü attığınız her adımınız, yarınki yaşamınız olacaktır. Sevgi üstüne kurun bu dünyayı. İçinizden gelen sesi “tatlı-tatlı okşayan sesi” dinleyin... Bizler anadan doğma göçmeniz. Bu dünyaya bir raslantı sonucu gelmişiz ve geldiğimiz gibi gideceğiz de... “Saraylar saltanatlar çöker./Kan durur birgün. /Zülüm biter! /Menekşeler açılır üstümüzde, /Leylaklar da güler! /Bugünlerden geriye, /Bir yarına gidenler kalır. /Bir de yarınlar adına direnenler..” der ozan. Dost! Kürt Halkı neden bir açmaz içerisinde? Yanyana gelişinin ikinci günü neden birbiriyle didişir? Çünkü içi boşaltılmış, kendi gerçeğinden uzaklaştırılmış. Kardeş kardeşiyle savaşır hale gelmiş. İnsan kardeşini esir alır mı? Bizler neden başkasıyla barışık kendimizle düşmanız? Başkaları adına konuşur, düşünür, emek sarfedersen beğeniliyorsun. Ama kendi adına konuştuğunda, birşeyler yapmak istediğinde buna “terörizm” diyorlar. Yargısız infazlara, faili meçhul cinayetlere karşı tepki gösterenlere “bölücü-tetörist” gözüyle bakılıyor. Vatan haini damgasını yiyorsun. Katliniz ‘vacip’oluyor. Gereği yapılmak üzere cinayet şebekelrine havale ediliyorsunuz. Kürtlerin yaşadığı coğrafya toz duman içinde. Yaşanan acıyı, göçü, sürgünlüğü ve katledilen insanlığı hangi saz yeterince çalabilir? Hangi kalem yazabilir ve hangi duygular anlatmaya yetebilir? Yine de ozanın deyişiyle: “Döğüşenler de var bu havalarda”. Dost! Vatan aşkına toprağa düşen her canlının bir diriliş filizine dönüştüğünü iyi bilenler, ülkeyi yakıp yıkarak, boşaltarak, insansızlaştırarak “vatansızlaşitırma” hakımızı köklerinden koparmak ve böylece diriliş filizlerinin zemininde kurutmak istiyorlar. Bir fide düşünün, toprağından koparılınca solar. Ancak sulanırsa yaşar. Ama yaşlı bir ağaç toprağından koparılınca kurumaya mahkümdür. Bunun için dünyanın dört bir yanına darı misali serpilip atılmadık mı? DOST! “Benim de bir ülkem var” diyememenin acısını yüreğinde hissettin mi hiç? 20 yıldır bu acıyla yaşıyorum. Çektiğim ıstırabı ifade edecek kelime bulamıyorum... Sizler bulabiliyor musunuz? Sevdalarımız, iki damla gözyaşına dönüşerek gizlice içimize akıyor. Her birey vatan aşkını, umudu ve direnci besleyip büyütmeli narin yüreğinde, mutlu yarınlar için. Gelecek, geçmişten alır özünü. Geçmişimizi unutursak, geleceğimiz olur mu? Halkın tarihine ve iradesine karşı sorumluluğun yerine getirilmesi için ‘nasıl yapmalı-neler yapılmalı’ sorulariyle aklımızı ve yüreğimizi sorgulamalıyız. Yeniden yaratmanın, direnmenin oluşumuna katkı sunmalıyız. Mütevazi, sade, sevecen, kararlı, inançlı, direngen... ve özgürce bir yaşamın hayata geçmesi için ne gibi bir çaba inerisindeyiz? Ahmede Xani bir dizesinde der ki: “Bazıları canlar için ister canı/ Bazıları da cananlar için verir canı”. Canların onurlu bir yaşama erişmesi için, hangi uğraş içindeyiz? Dost! Karanlığa karşı aydınlığı, savaşa karşı barışı, çirkinliğe karşı güzelliği, kötülüğe karşı iyiliği, sevecenliği ve kardeşliği kendimize rehber almalıyız! Askari müştereklerde birleşmeliyiz! Türk’ü, Kürd’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Arab’ı... ve Gürcü’sü. Hep birlikte, bir çatı altında kardeşçe yaşamak için... Çok düş kurduğumdan olsa gerek, yazılarımın ve mektuplarımın son cümlesinde, düşleriniz yaşamınız olsun derim. Ve sorarım: Ne zaman hakikat düşlere misafir olacak? Tüm dostlara gurbet selamı...

BAŞBAKAN BARZANİ GÜNEY KORE’YE GİTTİ...

  11-Feb-08 [17:22]PNA-Federal Kürdistan Bölge başbakanlığından yapılan açıklamada, başbakan Neçirvan Barzani’nin çeşitli temaslarda bulunmak üzere Uluslararası Hewler Havalanı yoluyla Güney Kore’ye hareket ettiği bildirildi. Açıklamada başbakan Barzani’nin bu ülkeye yapacağı ziyaret ile Kürdistan Bölgesi ile Güney Kore arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilerek ilişkilerin iki tarafa da hizmet edecek şekilde geleceğe dayalı stratejik bir çerçeveye sokulması şansının doğurduğu dikkat çekildi. Federal Kürdistan Bölgesinde 2004’ten bu yana askeri güç bulunduran Güney Kore, Kürdistan bölgesinin yeniden yapılandırılması sürecinde büyük rol görüyor...

İngiltere: Kürdistan halkının yanındayız

BAŞKAN BARZANİ, İNGİLTERE ‘NİN ORTADOĞU İŞLERİNDEN SORUMLU BAKAN HOWELLS’ I KABUL ETTİ… PNA-Federal Kürdistan başkanı Mesut Barzani , bugün Selahaddin kasabasındaki makamında İngiltere Dışişleri bakanlığında Ortadoğu İşlerinden sorumlu bakan Kim Howells ve beraberindeki üstdüzey heyeti kabul etti. Irak ve Kürdistan bölgesindeki son siyasi gelişmelerin ele alındığı görüşmenin ardından bir basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan başkan Barzani, Irak hükümeti ile Kürdistan bölge hükümeti arasında askıda kalan sorunlara dikkat çekti. Kürdistan bölgesine ayrılması gereken %17 yıllık bütçe payının Irak’ta siyasi taraflar arasında siyasi bir mutabaka sonucunda kabul edildiğini hatırlatan başkan Barzani , sözkonusu bütçe payının olduğu gibi onaylanması gerektiğinin altını çizdi. Siyasi bir mutabakatın sonucunda kabul edilen %17 lik bütçe payın Kürdistan Bölge nüfus oranına paralel olarak çok gerisinde olduğunu belirten başkan Barzani , Buna rağmen Irak’ta genel bir nufüs sayımının yapılmasına kadar sözkonusu siyasi anlaşmaya mutabık kalacaklarını vurguladı. Hiç kimsenin Irak hükümetinde Kürtlerin ve onların siyasi süreçteki katılım payını azaltamayacağını belirten başkan Barzani , önümüzdeki kısa bir zaman içinde Irak hükümeti ile Kürdistan hükümeti arasında askıda kalan sorunların çözüme kavuşması noktasında Kürdistan yönetiminden üstdüzey bir heyetin Bağdat’a gideceğini söyledi. Başkan Barzani ayrıca, gazetecilerin soruları üzerine Irak’ta değişikliğe uğratılan geçici yeni Irak bayrağının önümüzdeki iki gün içinde Kürdistan bölgesinde de dalgalanacağını söyledi. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan İngiltere’nin Ortadoğu İşlerinden sorumlu bakan Howells de Irak’ta bütün dini ve etnik tarafların kendi haklarına kavuşması gerektiğinin altını çizerek ‘’ bu konuda Kürdistan halkının yanındayız .Bu halka (Kürtler) yapılan haksızlıkların bilincindeyiz bunların tekrarlanmaması için şuan askeri olarak Irak’tayız’’ şeklinde konuştu.

Algemeen Dagblad: Türkiye tabular cumhuriyeti!

  Hollanda Algemeen Dagblad gazetesi, 'Türkiye'nin bir tabular cumhuriyeti' olduğunu ve Avrupa Birliği'ne hazır olmadığını yazdı. Hollanda Algemeen Dagblad gazetesi İstanbul muhabiri Marc Guillet'in kaleme aldığı 'Türkiye AB'ye hiç de hazır değil' başlıklı makalesinde, düşünce ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlama ve tabulara dikkat çekerek, AKP hükümetinin özgürlükler üzerindeki engelleyici yasaları ortadan kaldırmak istemediğini belirtti. Siyaset bilimi profesörü Atilla Yayla, Atatürk'e hakaret ettiği iddiasıyla 15 ay hapis cezasına çarptırıldığını hatırlatan Guillet makalesinde, Yayla'nın bazı gazeteler tarafından 'vatan haini' olarak damgalandığını belirtti. 'Bu cesur liberale karşı açık linçe yargı da 1951 yılına ait Atatürk ve Kemalizm'e hakareti yasaklayan bir maddeye dayalı olarak yargılamakla katıldı' diyen Guillet, 'Yayla, vatanın babasına karşı bir daha eleştiride bulunması durumunda cezaevine atılma riskini taşıyor' dedi. Kim Atatürk'ü eleştirebilir? Bu tür cezalarla Türkiye'nin yakın geçmişine yönelik eleştiri yapmanın imkansız hale getirildiğini söyleyen Guillet 'şimdi hangi entelektüel Atatürk düşünce tarzını eleştirme cesaretini gösterebilir?' diye sordu. 'Türkiye, Kemalistlerin iştahla sundukları gibi aydınlığın cumhuriyeti değil, tabular cumhuriyetidir' diyen Guillet, 'geçtiğimiz yıl yüzlerce gazeteci, yayıncı, yazar, akademisyen, Kürt politikacı ve aktivistler, totaliter devlet ideolojisi tabularını hiçe saydıkları için davalık oldular. Gazeteci Hrant Dink, Büyük Tabu Ermeni soykırımını ismen ifade etme cesaretini gösterdiği için öldürüldü' dedi. Hukukçu Orhan Kemal Cengiz'in Türkiye'deki düşünce ifade özgürlüğü yetersizliğini 'Türkiye özgür ruhlar için cehenneme dönüşmüştür' sözleri ile değerlendirdiğini belirten Guillet, 12 yaşındaki Ugur Kaymaz ile babasının öldürülmesi davasına bakan mahkeme yargıçlarından birini tarafsız olmamakla eleştiren avukat Tahir Elçi'nin yargılanmasını örnek olarak gösterdi. Makalesinde Guillet şöyle dedi: 'Yüksek mahkeme 12 yaşındaki bir Kürt çocuğu ile babasını evlerinin önünde öldüren komandoları serbest bırakma kararı verdi. Polise göre 'teröristler' bir çatışmada yaşamlarını yitirmişti. Adli tıp raporu ikisinin arkadan vurulduğunu belirtiyordu. Avukat Elçi şimdi 'yüce yargıyı!' eleştirmekten cezaevine girme riskini yaşıyor.' Türkiye parlamentosunun geçtiğimiz yıllarda Avrupa Birliği kriterleri çerçevesinde çok sayıda kanunda değişiklik yaptığını hatırlatan yazar, ancak bu kanunların uygulamasında sorun olduğunu belirtti. Yargıçların halen devlet kurumlarında çalışanları korumayı, devlet mağduru olan vatandaşların haklarını savunmaktan daha önemli bulduklarını belirten Guillet 'Bu derine işlenmiş bir zihniyettir. Ve korkarım bu zihniyette gerçek anlamda bir değişimi bir nesil daha alacaktır' dedi. Türkiye'nin dostları için hayal kırıklığının önümüzdeki süreçte daha da artacağını, AKP hükümetinin düşünce ifade özgürlüğü karşıtı yasaları ortadan kaldırma niyetinde olmadığını aktaran Guillet, 'benim gibi değişmez iyimserleri bile Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne henüz hiç de hazır olmadığını kabul etmek durumundadır' diye yazdı. AMSTERDAM - ANF OSMAN KILIÇ

Kürtler Erdoğan’ı Almanya’da protesto edecek

KÖLN: Almanya’nın Köln kentine 10 Şubat’ta gelecek olan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Köln Arena’da gövde gösterisi yapmaya hazırlanırken, Kürtler de Erdoğan’ı protesto için gösteri düzenleyecek. Almanya’nın Köln kentine gelecek olan Erdoğan için organizeyi Köln Türkiye Başkonsolosluğu ile Avrupa Türk Demokratları Birliği (EUTD) ortak düzenliyor. Arena’da yapılacak toplantının maliyetinin en az 100 bin Euro’yu geçeceği tahmin ediliyor. Erdoğan 7-10 Şubat tarihleri arasında başta Münih'teki 44. Münih Güvenlik Konferansı olmak üzere çeşitli temaslarda bulunmak üzere Almanya'ya geliyor. Ziyaret çerçevesinde Erdoğan'ın Köln'de partisinin propagandasını yapmak için düzenleyeceği toplantının tüm masrafları Başkonsolosluk tarafından karşılanıyor. Toplantıya ilişkin Milli Görüş Genel Sekreteri Oğuz Üçüncü Özgürpolitika gazetesine yaptığı açıklamada, toplantıyı başkonsolosluğun organize ettiğini, kendilerinin de katılacağını söyledi. Toplantıya Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen sivil toplum örgütleri de davet edildi. Toplantıya, DİTİB, Milli Görüş, EUTD gibi kurumlar başta olmak üzere Almanya ve Avrupa’nın değişik ülkelerinden de katılım olacak. Köln Türkiye Başkonsolosluğu toplantının tanıtım ve örgütlenmesi için "Aydın&Erdi Reklam Ajansı"nı görevlendirdi. ERDOĞAN MERKEL İLE GÖRÜŞECEK 10 Şubat'ta Köln'de gerçekleştirilecek toplantıda, sanatçı Kubat da bir konser verecek. Konserden sonra 65 kişilik dans grubu Zümrüt-ü Anka sahne alacak. Ardından AKP'nin propagandası için Türkiye'deki ekonomik ve siyasi gelişmeleri anlatan bir sinevizyon gösterimi yapılacak. AKP'nin Avrupa'da gövde gösterisine dönüşmesi beklenen etkinliğe, çok sayıda bakan da katılacak. Erdoğan, Köln ziyareti sırasında ayrıca çok sayıda dernek temsilcisiyle biraraya gelecek. Erdoğan'ın ziyareti kapsamında Berlin ve Münih'te de benzer toplantıların yapılması daha önce gündeme gelmişti. EUTD yetkilileri her iki kentte de halk buluşmalarının planlandığını doğrularken, ancak Erdoğan'ın yoğun programı nedeniyle bu kentlerdeki toplantıların iptal edildiği ifade edildi. Bazı kaynaklar ise Erdoğan'ın Berlin'deki Tempodrom'da yapmayı planladığı büyük toplantıya güvenlik gerekçesiyle izin verilmediğini söyledi. Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Erdoğan'a Türk öğrencilerinin okuduğu bir okulu birlikte ziyaret teklifi götürdüğü, Erdoğan'ın da buna sıcak baktığı ifade ediliyor. Erdoğan ile Merkel ayrıca Türkiye-AB ilişkilerini ele almak üzere Başbakanlık Binası'nda 7 Şubat'ta bir görüşme yapacak. Erdoğan, 8 Şubat'ta ise Münih'de 44. Nato Güvenlik Konferansı'nın açılış konuşmasını yapacak. KÜRTLER PROTESTO EDECEK Nato Güvenlik Konferansı’nda PKK’ye karşı destek arayışında bulunacak olan Erdoğan, Kürtler tarafından protesto edilecek. 10 Şubat’ta taraftarlarına seslenecek olan Erdoğan’ın Kürt Özgürlük Mücadelesi ve Kürt halkına yönelik imha ve inkar politikalarını protesto edecek olan Kürtler, Köln’de gerçekleştirecekleri protesto gösterisi için bugün izin başvurusunda bulundu. Köln Mala Kurda Derneği tarafından yapılan başvuruya olumlu yanıt verilmesi durumunda Kürtler ve demokratik kesimler Pazar günü saat 10:00 ile 14:00 arası Arena’nın önünde protesto gösterisi yapacak.

İşte suç örgütü değil denilen TSK'nin vukuatları

Binlerce faili meçhul cinayetin sorumlusu olan JİTEM'in kurucusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu kontr-gerillanın Ergenekon adlı birimine karşı yapılan operasyon, gözleri bir kez Türkiye ve Bölge'de karanlık cinayetlere çevirdi. Türkiye'de ve Bölge'de işlenen siyasi cinayetler, derin devlet olarak adlandırılan kontr-gerilla tarafından Kürt sorununun çözümünün engellenmesi ve Türkiye'nin demokratikleşmesinin önüne geçilmesi için gerçekleştirildi. 1990 yılında Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın katledilmesiyle başlayan siyasi cinayetler aydınlatılmadıkça ne devlet, ne herhangi bir yurttaşı asla temiz sayılmayacak. Temiz devlet, temiz siyaset, temiz toplum siyasetçi, işveren ve gazeteci cinayetleri aydınlatılmadıkça mümkün olmayacak. Kontr-gerillanın 1960'lardan günümüze kadar karıştığı suikast ve katliamların açığa çıkarılması ve kanayan bir yara olan Kürt sorununun demokratik çözümünün sağlanması ise Hakikatleri Araştırma Komisyonu gibi bir oluşumla mümkün. 1960 ve 1980'li yıllarda ülkedeki devrimci ve demokratlara karşı faaliyet göstermek için ordu içinde yapılanan kontr-gerilla 1984'ten sonra Kürtlere karşı kullanıldı. Kontr-gerilla birimleri, Kürtlerin sorunun demokratik ve barışcıl yöntemlerle çözülmesi için güçlü hamlelere giriştiği dönemlerde ortamı terörize etmek için harekete geçerek, suikast, bombalama, kundakçılık gibi birçok kirli eyleme imza attı. Kontrgerillanın Kürtlere karşı işlediği katliam ve cinayetleri PKK'ye maletmeye çalıştığı ise 1996 yılında meydana gelen Susurluk kazasıyla ortaya çıkmıştı. JİTEM için uzun yıllar çalışan Abdülkadir Aygan gibi tetikçilerin itirafları, Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu raporları, kimi savcılık tutanakları ve merhum başbakanlardan Bülent Ecevit'in arşivinden çıkan gizli belgeler, kontr-gerillanın Kürt sorununun çözümünü engellemek, demokratikleşmenin önüne geçmek için siyasi cinayetlere ve katliamlara yöneldiğini ortaya koyuyor. Ancak kontr-gerilla birimlerinin zaman zaman uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı işlerinden elde ettikleri rantı paylaşma konusunda kendi aralarında giriştikleri rant paylaşma kavgası son Ergenekon operasyonu örneğinde olduğu gibi hiyaza getirme müdahalesiyle sonuçlanıyor. Ergenekon operasyonunun AKP hükümetinin kendi iradesiyle yapılmadığı, operasyona kontrol dışına çıkıldığı için derin devlet olarak bilinen kontr-gerillanın karar verdiği kaydediliyor. 1990'lardan beri kullanılan Veli Küçük ve elemanlarının artık derin devletin sırtında kambur haline geldikleri için ipleri çekilirken, devletin kendisini kontr-gerilla çetelerinden temizleyebilmesi için, öncelikle binlerce faili meçhul cinayetin aydınlatılması gerekiyor. Susurluk kazasıyla birlikte pisliği her tarafa saçılan kontr-gerilla çetelerinden arınmak için devletin ve toplumun Türkiye'nin kirli ve karanlık tarihiyle yüzleşmesi şart. Türkiye, temiz devlet, temiz toplum olmak istiyorsa başta 1977 1 Mayıs'ındaki Taksim katliamı, 1978'deki Maraş katliamı, 1994'teki Madımak katliam gibi katliamlarla Şemdinli'de halk tarafından suç üstü yakalanan Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın 'iyi çocuklarının' bütün kirli ve kokuşmuş bağlantı ve ilişkilerinin açığa çıkarılması gerekiyor. Ancak Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın Makedonya Savunma Bakanı Lazar Elenovski ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklama, ne yazık ki, devletin temizleneceği beklentilerinin beyhude olduğunu ortaya koyuyor. Büyükanıt, Ergenekon operasyonuyla ilgili olarak, 'Her toplumda yasa dışına çıkan insanlar olabilir. Bunlar yargı önünde görüşülür ve yargı kararını verir. Her fırsatta ortaya çıkan şeyleri TSK ile ilişkilendirmek çabası var. TSK bir suç örgütü değildir. Onun için bu tür şeyleri TSK ile ilişkilendirmeye çalışmak beyhude bir çabadır. Bunun cezasını yargı verecektir' diyordu. Ancak Şemdinli'de Umut Kitabevi'ni bombalayan astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz'in Askeri Mahkeme tarafından tahliye edilmeleri 'yasa dışına çıkan devlet görevlilerine' adaletin tavrının ne olduğunu da ortaya koyuyor. Suç üstü yakalanan Şemdinli bombacısı astsubayları bizzat Büyüanıt 'iyi çocuklar' diye savunmuştu. Askeri Mahkeme tarafından bombacı astsubatların serbest bırakılması Türk ve Kürt halkının boğazına sarılmış kontr-gerilla çetelerinin her ne pahasına olursa olsun korunduğunu ortaya koyuyor. Türk devleti kirli ve karanlık tarihinden arınmak ve adeta bir uyuşturucu kaçakçılığı ve cinayet şebekesi gibi çalışan suç örgütü kontr-gerilla çetelerinden kurtularak onurlu devletler safında yer almak istiyorsa 1970'lerden günümüze bütün katliamları aydınlatmalı ve sorumlularından adalet önünde hesap sormalıdır. Bu ise Ergenekon operasyonunda görültüğü gibi denetim dışına çıkmış birimleri hizaya getirmek için yapılan operasyonlarla değil, tamamen devletten bağımsız çevrelerce oluşturulacak Hakikatleri Araştırma Komisyonu ile mümkündür. Orgeneral Büyükanıt'ın 'TSK bir suç örgütü değildir' şeklindeki açıklamalarının aksine ordu içinde yapılanan suç örgütü kontr-gerillanın gerçekleştirdiği ve halen sorumlularının açığa çıkarılmadığı siyasi cinayetlerden bazılarını hatırlatmakla yetinelim. VEDAT AYDIN HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın 5 Temmuz 1991'de evinden JİTEM elemanları tarafından gözaltına alındıktan sonra katledilmesi Kürtlere karşı suikastlerin miladıydı. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve binbaşı Cem Ersever tarafından kurulan suç örgütü Jandarma İstihbarat Teşkilatı JİTEM, hak ve özgürlük taleplerinde bulunan Kürtleri yasa dışı yöntemlerle 'susturma'ya çalıştı. JİTEM'in bilinen ilk büyük eylemi 5 Temmuz'da evinden gözaltına alınan HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın infaz edilmesiydi. JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan bu cinayeti yıllar sonra itiraf etti. MUSA ANTER 1992 yılında suç örgütü JİTEM ve Hizbullah tetikçileri Bölge'de Kürt yurtseverlere karşı adeta sürek avı başlattı. Bu süreçte Haziran 1992'de yayın hayatına başlamış olan Özgür Gündem Gazetesi hedef haline getirildi ve başta gazetenin yazarı Musa Anter olmak üzere Cengiz Altun, Mecit Akgün, Hafız Akdemir, Çetin Ababay, Yahya Orhan, Hüseyin Deniz, Burhan Karadeniz, Kemal Kılıç, Ferhat Tepe, Nazım Babaoğlu, Seyfettin Tepe gibi Kürt gazeteciler ve onlarca gazete dağıtımcısı JİTEM ve Hizbullah tetikçeleri tarafından katledildi. Kürt bilgesi Musa Anter, 20 Eylül 1992'de katledildi. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın Susurluk Araştırma Raporu'nda, Apê Musa'nın devlet tarafından katledildiği kabul edildi. Gazeteci cinayetlerinin devlet tarafından işletildiği ise Musa Anter cinayetinde olduğu gibi bizzat Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda itiraf edildi. 3 MEHMET SİNCAR Faili meçhul cinayetleri araştırmak için 4 Eylül 1993'de Batman'a giden HEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar, JİTEM tetikçileri tarafından katledildi. Devlet bakanları Necmettin Cevheri ile Mehmet Gölhan, 24 saat geçmeden tetikçinin yakalandığını duyurdular. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ise öfkeliydi: 'İşi batırdılar. Çıkacak işi batırdılar. Biraz susalım...' Sonra yalanlamalar geldi. Tetikçiler firarda dendi. Yıllar sonra Susurluk raporunu hazırlayan Kutlu Savaş ise cinayeti JİTEM tetikçileri Alaattin Kanat, İsmail Yeşilmen ve Mesut Mehmetoğlu'nun planladığını bir raporla dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'a iletti. Ancak, cinayetin sorumluları açığa çıkarılmadı, kimse yargılanıp mahkum olmadı. 3 İŞVERENLER İNFAZ EDİLDİ 4 Kasım 1993'te dönemin Başbakanı Tansu Çiller İstanbul'da Holiday Inn Oteli'nde 'PKK'nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, onlardan hesap soracağız' dedi ve ardından Kürt işverenlerine yönelik suikastler başladı. Çiller'in tehditlerinden iki ay sonra Kürt işveren Behçet Cantürk şoförüyle birlikte evine giderken kaçırıldı. Ertesi gün Sapanca yolunda şoförüyle birlikte cesedi bulundu. İki ay sonra ise Cantürk'ün avukatı Yusuf Ekinci, Ankara'da kaçırıldı. Ekinci'nin cesedi de iki gün sonra Konya yolunda bulundu. Yusuf Ekinci de iki ay sonra aynı yöntemle katledildi. Fevzi Aslan ve yeğeni Şahin Aslan ise, İstanbul Şehremini'nde bir kahvede otururken polis olduklarını söyleyen dört kişi tarafından gözaltına alındı. Fevzi ve yeğeninin cesetleri ertesi gün Hendek'te bulundu. Bu cinayetten iki ay sonra da Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Hakkarili Namık Erdoğan kaçırıldı. Erdoğan'ın cesedi Ankara-Kırıkkale yolunda üç gün sonra bulundu. DTP Milletvekili Pervin Buldan'ın eşi Savaş Buldan da 2 Haziran 1994 günü İstanbul'daki Yeşilyurt Çınar Oteli'nde arkadaşları Adnan Yıldırım ve Hacı Karay ile kaçırıldı. Cesetleri iki gün sonra ölüm üçgeni olarak anılan kontr-gerillanın karargahının da olduğu Bolu'nun Yığılca ilçesi yakınlarında bulundu. Ancak, cinayetlerin sorumluları açığa çıkarılmadı, kimse yargılanıp mahkum olmadı. SİLOPİ KAYIPLARI Türkiye'nin gündemini uzun süre meşgul eden binlerce 'faili meçhul' olaydan biri de HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve İlçe Yöneticisi Ebubekir Deniz'in, 25 Ocak 2001 günü Silopi İlçe Jandarma Komutanlığı'na çağrıldıktan sonra gözaltında kaybedilmeleriydi. AİHM'in verdiği mahkumiyet kararına rağmen TSK bünyesindeki askerlere dokunulamadı. Savcılar ve hakimler bu suçlu askerleri korudu. Adalet Bakanlığı da, savcı ve hakimlerin bu süç örgütlerine soruşturma açmamasına göz yumdu. Kemalistleri de katlettiler Ordu içindeki suç örgütü kontr-gerilla birimleri sadece Kürt gazetecileri, yurtseverleri ve işverenleri katletmekle kalmadı, Kemalist aydın ve yazarları da katletti. Kontr-gerilla tarafından öldürülen gazeteci Uğur Mumcu, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç ve Prof. Dr. Bahriye Üçok suikastleri de hiçbir zaman açığa çıkarılmadı ve sorumlularından yargı önünde hesap sorulmadı. Ancak PKK'ye maledilmek istenen Uğur Mumcu cinayetinin MİT içindeki suç örgütü kontr-gerilla birimi tarafından öldürüldüğü Ergenekon operasyonu sırasında ele geçirilen tutanaklarla ortaya çıktı. Söz konusu cinayetlerin kontr-gerilla birimlerince işlendiği ortaya çıkan tüm bu cinayetlerin sorumlularının adalet önünde hesap vermeleri için ise tamamen cesur ve namuslu kişilerce oluşturulacak Hakikatleri Araştırma Komisyonu ile mümkün. Veli 'küçük' abi 'büyük' Suç örgütü Ergenekon'a yönelik operasyonun üzerinden yaklaşık 2 hafta geçti. Planladıkları cinayetler ve bombalı saldırılarla 2009'da askeri darbeye ortam hazırlamayı amaçlayan Ergenekon'un emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu 14 elemanı tutuklandı. Operasyonda, kontr-gerillanın bir birimi olan bu yapılanmanın kimlerle bağlantılı olduğu, finans kaynakları, gerçekleştirdikleri eylemler ve içinde yer aldığı kirli ilişki ağı kısmen ortaya çıkarıldı. Ancak, kontr-gerillanın '1 Numarası' halen meçhul. Ergenekon'a yönelik operasyon talimatının da birim denetimden çıktığı için '1 Numara' tarafından verildiği kaydediliyor. '1 Numara' olduğu iddia edilen kişilerden bazılarının adları şöyle: *Korgeneral Hasan Kundakçı: 1986-1988 yılları arasında Özel Harp Dairesi Başkanlığı, 1993-95 yılları arasında Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı yaptı. 1997'de emekliye ayrılan Kundakçı'nın adı birçok kez kontrgerilla bağlantılarıyla gündeme geldi. Kundakç, Veli Küçük'ün Kara Harp Okulu'ndan devre arkadaşı. Operasyonda tutuklanan Kuvayı Milliye Derneği Başkan Yardımcısı Hüseyin Görüm de, 1 Numara'nın Kundakçı olduğunu belirtmişti. *Orgeneral Doğan Güreş: Genelkurmay Başkanlığı yaptı. Güreş'in görevi sırasında Bölge'de çok sayıda köy yakma, faili meçhul cinayet, bombalama, suikast gibi olaylar yaşandı. Güreş Susurluk sanığı MİT'çi Korkut Eken'in cezaevine girmesine tepki göstermişti. *Orgeneral Necati Özgen: 1991-1995 yılları arasında Jandarma Bölge Asayiş Kolordu Komutanı olarak Bölge'de görev yaptı. Hakkında JİTEM'le ilgili iddiaların gündeme geldiği dönemde JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan'la çekilen fotoğrafları h�l� hafızalarda silinmeyen Özgen de Korkut Eken'i savunmuştu. *Orgeneral Teoman Koman: MİT eski Müsteşarı ve Jandarma Genel Komutanlığı gibi önemli görevlerde bulundu. Koman, özellikle Susurluk olayıyla öne çıktı. Meclis Susurlurluk Olayını Araştırma Komisyonu'nda JİTEM ve çete bağlantıları nedeniyle dinlenilmesi istenen Koman, bu isteği reddettiği gibi, Veli Küçük'ün dinlenmesini de engelledi. Yeşil kod adlı JİTEM tetikçisi Mahmut Yıldırım ve Abdullah Çatlı'yla ilişkileri belgelenen Koman da Korkut Eken'in savunuculuğunu yapmıştı. *Orgeneral Şener Eruygur: 2002-2004 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı görevini üstlendi. Eruygur'un, görevde olduğu dönemde 'Sarıkız' ve 'Ayışığı' adıyla iki darbe planı hazırladığı ortaya çıktı. *Orgeneral Yaşar Büyükanıt: Genelkurmay Başkanlığı görevini yürütüyor. Şemdinli'de suçüstü yakalanan JİTEM elemanı astsubayları 'iyi çocuklar' diye savundu ve 39 yıl ceza alan astsubayların serbest kalmalarını sağladı. *Orgeneral İ. Hakkı Karadayı: 1994-1998 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yaptı. Türkiye'nin gündemine oturan 28 Şubat sürecinin baş aktörlerinden olan Karadayı, JİTEM tarafından gerçekleştirilen birçok faili meçhul cinayetin de sorumlusu. Hasan Kundakçı'dan sonra '1 Numara' olarak adı sıkça gündeme gelen ikinci kişi. BAYRAM BALCI

Economist: AKP Kürtleri kazanmak için İslamı kullanıyor

ANKA-İngiltere’de yayınlanan The Economist dergisi, son sayısında “Türkiye, Kürtler, İslam” başlıklı bir haberinde AKP’nin Kürt oylarını artırmak için Güneydoğu’da yaptığı çabalar üzerinde durdu. “AKP hükümeti, Kürtlerin desteğini sağlamak için İslam’ı kullanıyor” savını dile getiren dergi, Diyarbakır’da Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm diyene” sözlerinin asılmış olduğunu, halbuki AKP’nin “Ne mutlu Müslümanım diyeni” tercih edebileceğini yazdı. İsmi verilmeyen bir “AKP lideri”nin “Kürt sorununu çözmenin tek yolu, ortak İslam kimliğimizin etrafında birleşmektir” sözlerini aktaran The Economist, “Din, Diyarbakır’ın kontrolünü elde etmeye çalışan ılımlı İslami AK’nin en güçlü silah haline geldi” yorumunu yaptı. AKP’YE SEMPATİ BÜYÜYOR The Economist, “Diyarbakır’daki varoşlarında AKP’ye sempati büyüyor” derken AKP’nin oralarda bedava kömür ve okul kitaplarını dağıttığına dikkat çekti. Dergi, “cömert” harcamalar ve Kürtlerin daha da özgürlük taleplerini tatmin etmeye yönelik “mütevazı” reformlar sayesinde AKP’nin son seçimlerde bölgede oyların yüzde 50’sinden fazlasını aldığına işaret etti. FETULLAH GÜLEN’DEN “DESTEK” “Türkiye’nin en zengin İslami” cemaat olarak adlandırdığı Fetullah Gülen cemaatinin, AKP’ye daha fazla Kürt oyunu kazanmaya yardım ettiğini öne süren dergi, cemaat üyelerinin Kurban bayramı sırasında 60 bin aileye et dağıttığına dikkat çekti. Aynı cemaatten çok sayıda doktorun Kürt bölgelerinde hastalara “bedava çek-up ve tedavi” teklif ettiğini yazan dergi, “Mesajları, Türkler ile Kürtlerin İslam’da kardeş, Türk veya Kürt olsun milliyetçiliğin kötü olduğudur. Bu tür İslami cemaatlerin (tarikatlar) bölgede çok güçlü kökleri var” görüşünü dile getirdi. Türban yasağını kaldırma önerisinin de dindar Kürtlerce olumlu karşılandığını kaydeden dergi, Ergenekon operasyonunun da her türlü eğilimdeki Kürtlerce alkışlandığını da belirtti. Dergi “Hükümetin popülaritesinin, Aralık ayında Kuzey Irak’ta PKK hedeflerine karşı düzenlenen operasyonlarının üstesinden geldiği gibi görünüyor” yorumunu yaptı. The Economist, DTP belediye başkanlarının “zamanlarının önemli bir kısmında mahkemelerde geçirdikleri”ni belirterek, “Çok az DTP’li belediye başkanı, etkin bir biçimde görev yapabiliyor” diye yazdı. Gazete şöyle devam etti: “Ilımlı Kürt politikacısı Haşim Haşimi, DTP’ye bu tür baskıların seçmenlerin ona dönmesine yol açabileceğini söylüyor. İş dünyası liderleri de, hükümetin Kürt milliyetçiliğini sulandırma çabalarından huzursuz.”