DTP'liler Talabani ile görüştü

Kürt sorununun çözümüne ilişkin görüşmelerde bulunmak üzere dün Federal Kürdistan Bölgesi'ne giden DTP heyeti Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile görüştü. Görüşme sonrası bir açıklama yapan Türk, Kürt sorununun çözüm yerinin Türkiye olduğunu ancak dünyanın herhangi bir ülkesinde yaşayan Kürt siyasetçilere de görev düştüğünü söyledi. DTP Grup Başkanı ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk, Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Sebahat Tuncel, DTP Eşbaşkan Yardımcısı Kamuran Yüksek, DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve DTP Muş Milletvekili Nuri Yaman'dan oluşan heyet, Süleymaniye kentinde Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin evinde bir araya geldi. Görüşmeye Celal Talabani, Federal Kürdistan Bölge Başkan Yardımcısı Kuster Resul, Irak Parlamentosu Üyesi Fuat Mahsum, YNK Polit Büro üyeleri Emerê Seyît Elî, Mustafayê Sekadîr, Osmanê Hecî Mehmut ve Ersalan Bahiz katıldı. Yaklaşık 2 saat görüşmenin ardından DTP'li heyet kaldığı Süleymaniye Palas Oteli'nde basına açıklama yaptı. 'Kürt sorununun çözülmesi için Kürt siyasetçilere büyük rol düşüyor' DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Türkiye'de çatışmasız bir ortama geçilmesi ve demokratik bir sürece evrilmesi için çalışma yürütmek üzere temaslarda bulunduklarını belirtti. Kürtlerin kendini özgürce ifade edebilmesi gerektiğini belirten Türk, 'Bu konuda bizden çabalar beklenmektedir. Yeni bir sürecin geliştirilmesi için temaslarda bulunduk. Kürt sorunu demokratik bir sürece evrilmesi gerekir' dedi. Sorunun çözüm yerinin Türkiye olduğunu vurgulayan Türk, 'Bunun için iç dinamiklerle çözülmeye çalışan bir düşünce içindeyiz. Yani çağdaş bir iletişim dünyasında da yaşıyoruz. Demokratik siyaset içerisinde mücadele yürüten Kürt siyasetçiler de nerede olursa olsun dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun barışa katkı sunacak rol oynayabilir. Bunun için ortak çabanın daha fazla geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz' dedi. Türkiye'nin Kürt ve diğer halkları kucaklayan bir yaklaşım içinde olması gerektiğini ifade eden Türk, bunun Ortadoğu barışına da önemli bir katkısı olacağını söyledi. Ortadoğu'nun hassas bir bölge olduğunu belirten Türk, bölge sorunlarının demokratik esaslar çerçevesinde çözülmesi gerektiğini dile getirdi. Ortadoğu'da en fazla acıyı Kürtlerin çektiğine dikkat çeken Türk, 'Bu sürecin devamı Türkiye'de daha farklı sorunların gündeme getirecektir. Sakarya'da örneği görüldü. Bu konularda bize ve devlet yetkililerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Demokratik refleksin gelişmesi için çaba göstermeliyiz. Sorunun çözümüne yönelik düşüncemizi Sayın Talabani'ye de aktardık. Bunun için Sayın Cumhurbaşkanı'ndan da destek istedik' dedi. 'Temaslarımız devam edecek' Celal Talabani ve Kürt yetkililerle temaslarının önümüzdeki süreçte de devam edeceğini ifade eden Türk, 'Demokratik güçlerin güç oluşturabileceği bir ortaklık hazırlamaya çalışacağız. Ortak temasları geliştirecek ortaklık oluşturmaya çalışıyoruz. Barışçıl sürece ihtiyaç var. Bunu tartışmak için ortaklaşma ve güç birliği için bir aradayız' diye konuştu. Talabani'nin PKK'ye karşı yaklaşımı yönündeki sorulara Türk, şu yanıtı verdi: 'Mesele iç dinamiklere çözülmesi gerekiyor. Önemli olan bu sorunun nasıl çözüleceğidir. Barışçıl sürecin nasıl geliştirebileceğimizdir. Sayın Talabani de barışçıl bir sürecin kalıcı hale gelmesi için hazır olduklarını söyledi. Silahlı çözüm döneminin artık bittiğini ve demokratik siyasetle demokratik politika ile gelişmesi konusunda bu arayışın içinde olanlara destek vereceğini söyledi.' Talabani'nin çatışmalı ortamın diğer ülke ve kesimlere de yansıdığını bildiğini söylediğini ifade eden Türk, 'Ateşsiz ve silahsız bir ortamın ihtiyaç olduğunu söyledi. Ama önemli olan bunun alt yapısı üzerinde bir tartışma zemini üzerinde bir tartışma yürüttük' dedi. Kürt sorunun demokratik çözümü için herkesin ortak aklı ortaya koyabileceği bir yaklaşım içinde olması gerektiğinin altını çizen Türk, barışın önündeki engel ve kurumların üzerinde durmak gerektiğini söyledi. Meselenin isminin doğru konulması gerektiğini ifade eden Türk, AK Parti Hükümeti'nin siyasi ve ekonomik bir kriz içinde olduğunu söyleyerek, 'Türkiye'de yapılması gereken değişim ve dönüşümün hedef alınacağı bir yol haritası önüne koymalı. Krizle çözülecek bir noktada olmadığı da ortada' dedi.AYŞE OYMAN / ADNAN MUSTAFA - SÜLEYMANİYE

Bombardıman altındaki Kandil'den izlenimler...

1 Mayıs gecesi saat 23.30'dan 03.00'e kadar süren hava saldırısıyla Kandil bir kez vuruldu. Baharın gelmesiyle köylerine dönen, yaylalara çıkan insanlara büyük bir korku yaşatan hava saldırısıyla Türk devleti yeniden savaş suçu işleyerek sivil yerleşim alanlarını hedef almıştır. Bu seferki saldırıda Amerika, İran, Irak ve Güney Kürdistan hükümetinin ortaklaşmasının izlerini görmek mümkün. Irak'ın yanısıra İran hava sahasının da kullanıldığı saldırıda istihbarat yine Amerika tarafından aktarıldı. Güney Kürdistan hükümetinin Türk yetkilileriyle Bağdat'ta gerçekleştirdiği görüşmelerin yanısıra hava saldırısının gerçekleştiği gece YNK denetimindeki asayişlerin Kandil'e girişleri engellediği gelen bilgiler arasında. Saldırıdan bir gün sonra Kandil köylerine giderek olay gecesini onlardan dinledik. Kandil halkı savaşa çok yabancı değil. Yıllarca Saddam'ın, İran devletinin ve son yıllarda da Türkiye'nin buraya dönük uçaklar ve havan toplarıyla gerçekleştirdikleri saldırıları yaşamış bir halk. 1 Mayıs gecesi insanlara o gece ne yaptıklarını sorduğumuzda bu tecrübelerine de dayanarak köprü altlarına ve evlerinin yakınlarındaki kaya altlarına saklandıklarını dile getiriyorlar. Yaşlılar ve çocuklar onların temel kaygısı olmuş. Çünkü yürümekte zorlanan yaşlı ve hasta insanları evde bırakmak zorunda kaldıklarını dile getiriyorlar. Gerçekleşen saldırının hemen ardından Türk genelkurmayı yine yüzlerce hedefin ve kampın ortadan kaldırıldığını, gerilladan yüzlerce kaybın olduğunu iddia etse de gerçekler hiç de böyle değil. Bunu burada yaşayan halk oldukça iyi biliyor. Genelkurmayın uydudan çektiği fotoğraflarda altında Bukruska, Astreokan kampları diye aktardıkları yerler kamp değil onlarca evin yer aldığı köyler. Yani Türk genelkurmayı içerisinde yüzlerce insanın bulunduğu, Kürdistan bölgesel hükümetinin sorumluluğu altındaki köyleri gerilla kampı olarak göstermekten çekinmiyor. Uçaklar bu köylerin yukarılarındaki tepeleri vurmuş, vurulan yerler köylülerin hayvanlarını otlattığı yerler. Saldırı gece gerçekleştiği için şans eseri herhangi bir kayıp yaşanmamış. Saldırı gecesi Bukruskalılar köylerinin hemen yukarısındaki tepelere değen kazan ve roketleri yakından izlemişler. Köydeki okulun öğretmenleri o gece çok büyük bir korku yaşadıklarını dile getirdiler. Öğretmenlerden Hiva ve İzeddin ilk kez uçak saldırısı gördüklerini, köylüler ve öğrencileri ile birlikte köprü altına sığındıklarını ve çocukların psikolojik olarak çok kötü etkilendiklerini söylediler. Bölgesel Kürt hükümetini de eleştiren öğretmenler insan yaşamını hiçe sayarak Kürdistan'ı işgal eden Türk devletine karşı daha ilkeli durulması gerektiğini, Halepçe ve enfalleri yaşamış Kürt halkının artık bunları tahammül edemeyeceğini belirttiler. Köylülerinden bazıları tepelere çıkarak uçakları izlediklerini, HRK güçlerinin uçaksavarları ile alanı savunduklarını eğer uçaksavarlar karşı koymasaydı çok daha kötü şeyler yaşanabilirdi diye o gece yaşananları ifade ettiler. Bizler Bukruska köyünde köylülerle görüştüğümüz sırada Kandil üzerinde yeninden F-16'lar uçtu. Köylülerden bazıları çocuklarıyla birlikte hızla köprü ve kayaların altına doğru koşarken bazıları ise artık kazandıkları tecrübeden de kaynaklı olacak oldukça sakin bir şekilde uçak sayısının az olduğunu bu nedenle vurmak değil, korkutmak yada keşif yapmak için geldiklerini dile getirdiler. Köylerini terk etmek istemediklerini, yaşayacak başka yerleri olmadığını söyleyen köylüler bu topraklarda her zaman savaş vardı, uçak saldırılarından korkuyor olsak da köylerimizi terk etmeceğiz dediler.Zozan SİMA - KANDİL

ANAP eski Milletvekili Haşim Haşimi iddiasi : Kürtler Türkiye ile birleşmek istiyor!..

İbrahim Karagül-Yeni Şafak Türkiye'nin PKK'ya yönelik operasyonlarının giderek sertleştiği, son operasyonda örgütün üst kademelerinin bile zayiat verdiği iddialarının ortada dolaştığı, Türkiye ile İran'ın PKK/PJAK'a karşı operasyonlarının adeta koordineli hal aldığı, Türk savaş uçaklarının İran hava sahasını bile kullandığının öne sürüldüğü, hem ABD hem de İran'la birlikte çalışma örneklerinin sergilendiği bir dönemde, söylemlerin de tavırların da aynı şekilde sertleşmesi beklenirdi. Çünkü daha önce, Kuzey Irak'a yönelik bir operasyon bile yokken, hem Ankara'nın hem de Mesut Barzani'nin sert açıklamaları unutulmuş değil. Ancak şimdi tam tersi oluyor. Türkiye PKK'yı vururken Barzani PKK'dan şiddete son vermesini istiyor. Türk heyeti bölgede işbirliği için önemli görüşmeler yapıyor. Bağdat merkezli bakış açısının yanında, Kuzey Irak yönetimi ile yakınlaşmanın yolları aranıyor. Bu görüşme sonrası için yakında Ankara'ya ziyaretlerin başlayacağı konuşuluyor. Güvenlik politikalarıyla ters orantılı bir siyasal süreç yaşanıyor. Türkiye, ABD, İran ve Bağdat yönetiminden sonra, K. Irak yönetimi de PKK konusunda aynı noktaya geliyor. En azından şu an böyle bir görüntü söz konusu. Burada çelişkili tavır sergileyen tek ülke ABD. PKK için Türkiye'ye destek verirken PJAK'la İran'ı vurmakta ısrar ediyor. Böyle bir konjonktürde, Haşim Haşimi'nin Devrim Sevimay'la yaptığı söyleşide sarfettiği cümleler son derece dikkat çekici. Mesud Barzani ile iyi bir diyaloğa sahip olduğunu bildiğimiz Haşimi; Türkiye ile Kuzey Irak arasında yeni bir sayfa açıldığını, Kürtler'in Türkiye ile birleşmeyi tartıştıklarını, Özal misyonuna dönüş gerektiğini, artık ilişkilere kırmızı çizgiler açısından bakılmadığını, MGK'nın 24 Nisan kararının bu yeni sürece zemin teşkil ettiğini, 5 Kasım görüşmelerinin de bu süreçle ilgili olduğunu, bölgesel gerçeklerin bunu dayattığını, Türkiye'nin Irak'ta İran'ı dengeleme durumunda olduğunu belirterek, sürecin daha ileride konfederasyon konusunu tekrar tartışmaya açacağını ima ediyor. İki gerekçesi var: Türkiye Irak'ta etkin oldukça uluslar arası düzeyde etkin olacak. Kürt bölgesinin zenginlikleri Türkiye'den Batı pazarlarına aktarılacak. Şiiler İran'la, Sünniler Suriye ile yakınlaşırken Kürtler içinse adres Türkiye. Haşimi, bu sürecin reelpolitik bir gerçeklik olduğuna işaret ediyor. Ama kendisinin de cümleleri arasında değindiği gibi, iki toplumun yakınlaşması, reelpolitik gerçeklikten çok kader gibi görünüyor. “Kürtler Türkiye ile birleşmek istiyor” sözünü, siyasi, ekonomik ilişkilerin gelişmesine göre aradaki sınırın anlamsızlaşması gibi bir vurguyla güçlendiriyor. Ona göre “şu an zaten bu gerçekleşmiş durumda ve pratikte sınır yok gibi.” Haşimi'nin sözleri elbette Kürtler içinde bazı kesimleri kızdıracak türden. Kürt milliyetçileri için son derece rahatsız edici olduğu gibi, Türkiye'deki direnç merkezlerinin de hazmetmeyeceği cümleler. Ayrıca, hem bölgesel şartlarla, hem de Türkiye ve Kuzey Irak'ın temel gerçekleriyle ne kadar örtüşüyor, emin değilim. Bu konuda şüphelerim var. Ancak bin yıllık bir geçmişe sahip iki toplumun ortak iyiliği için öneminin farkındayım. Haşimi; şimdiye kadar pek kimsenin dikkat çekmediği bir tehlikeye daha işaret ediyor. Eğer AK Parti ve DTP kapatılırsa; Güneydoğu “bütün tehlikelere gebe. Sadece Kürt-Türk meselesi değil, bölgede İslam'ı referans alan Kürtlerle daha seküler olanlar arasında saflar iyice belirginleşti. Bir kıvılcım çıktığı anda kimin kime ne yapacağı belli olmayabilir.” “Kürtler Türkiye ile birleşmeyi konuşuyor” cümlesi bir temenni değil de “çok ciddi yerlerden alınan bilgi” ise, önümüzdeki dönemi dikkatle izlemek gerekiyor. Sürecin ne yönde şekilleneceği Türkiye içindeki siyasi eğilim, Kürtlerin tercihleri ve bölgesel şartlara göre şekillenecek. Üstelik süreci yönetmek Türkiye'nin ve Kürtlerin inisiyatifiyle sınırlı değil. Çokuluslu bir satranç bu. Ancak hep inandığım ve defalarca not ettiğin bir gerçek var: Kürt meselesi Türkiye'nin siyasi yapısı üzerinden çok derin değişimlere yol açacak. İster savaşla olsun ister barışla…

Askeri mahkemeden Muğlalı Kışlası savunması:'Merhumun cezası süresiz değildir'

33 köylü yargı kararı olmaksızın, elleri ve gözleri bağlanarak kurşuna dizilir... ANKARA - Van'ın Özalp ilesinde 33 kişiyi kurşuna dizdirerek tarihe geçen Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın ismi Özalp'te yaşamaya devam ediyor. Olaydan 61 yıl sonra suçsuz yere kurşuna dizilenlerin yakınlarının yaşadığı Özalp'teki kışlaya Muğlalı'nın ismini veren Genelkurmay Başkanlığı, mağdur yakınlarının ısrarına rağmen geri adım atmadı. İsmin kaldırılması için açılan davada Milli Savunma Bakanlığı ilginç bir savunma yaptı: "Merhumun cezası süresiz değil..." Sivil mahkeme iki yıl sonra, 'Askeri yargının uzmanlık alanı' diyerek dosyayı askeri yargıya gönderdi. Özalp, 1943'te Cumhuriyet tarihinin en çok tartışılan olaylarından birine sahne olmuştu. Bölgede kaçakçılık ve hırsızlık suçlamalarıyla 35 köylü yakalanmış, ancak suçsuz oldukları anlaşılınca serbest bırakılmışlardı. Olayı soruşturmak üzere gelen Diyarbakır 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Mustafa Muğlalı, köylüleri yeniden yakalatmış ve kurşuna dizdirmişti. 16 Mart 2004'te, yani olaydan 61 yıl sonra Muğlalı ismi Özalplilerin yaşamlarına yeniden girdi. Genelkurmay Başkanlığı, bu tarihte Muğlalı'nın ismini Özalp'teki Tabur Sınır Komutanlığı kışlasına verdi. Kurşuna dizilen 33 kişinin Özalp'te yaşayan yakınları, 2006'da bu işlemin iptali istemiyle Ankara 6. İdare Mahkemesi'nde dava açtı. Milli Savunma Bakanlığı, davada yaptığı savunmada, kışlalara bölgede başarılı hizmet yapmış, garnizonun kurulmasına katkıda bulunmuş komutanlarla, Kurtuluş Savaşı'nda görev almış ve o bölgede anıları bilinen komutanların isimlerinin verildiğini kaydetti. Savunmada "İşlem hukuka uygundur. Merhum Muğlalı, işlediği suçtan dolayı cezasını çekmiş ve olayın üzerinden 60 yıldan fazla bir zaman geçmiştir. Merhumun cezasının veya kısıtlamalarının süresiz devam edeceğinin iddia edilmesi hiçbir hukuki ve demokratik değerle bağdaştırılamaz" denildi. Mağdur yakınları, Muğlalı ismiyle yaşadıkları sürede Ankara 6. İdare Mahkemesi'nin dosyayı karara bağlamasını bekledi. Ancak mahkeme dava açıldıktan iki yıl sonra sürpriz biçimde görevsiz olduğuna karar verdi. Kararda, kışlaya isim verme işlemi askeri eylem olarak nitelendirildi. Kararda, askeri eylemlerin askeri kural, gerek ve geleneklerin değerlendirildiği uzmanlık mahkemelerinde incelenmesi gerektiği anlatıldı. Kışlaya Muğlalı isminin verilmesi yönünde kullanılan takdir hakkının ve Muğlalı'nın askerlik mesleği ile ilgili niteliklerinin askeri idare mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Mağdur yakınlarının avukatı Zeki Yüksel, "Temyiz için önce Danıştay'a başvuracağız. Bir sonuç alamazsak AİHM'ye gideceğiz" dedi. * * * * * Kirvem hallarımı aynı böyle yaz/ Rivayet sanılır belki Vurulmuşum/ Düşüm, gecelerden kara/ Bir hayra yoranım çıkmaz/ Canım alırlar ecelsiz/Sığdıramam kitaplara/ Şifre buyurmuş bir paşa/ Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız./ Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz/Rivayet sanılır belki/ Gül memeler değil/ Domdom kurşunu/ Paramparça ağzımdaki... 33 köylünün yargısız infazı daha çok Ahmed Arif'in '33 Kurşun' şiiriyle kamuoyunun ve birçok araştırmacının ilgisini çekmiştir. Yıllarca gündeme gelemeyen olay özetle şöyledir: Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel'in kurduğu çete tarafından koyunları gasp edilen İranlı bir aşiret reisi, Türk tarafına geçerek 500 koyunu gasp eder. Aşiret reisine yardım ettikleri iddiasıyla 35 köylü yakalanır ancak suçsuz oldukları anlaşılır. Kaymakam Tuncel, olayı Ankara'ya "Ruslar sınıra yaklaştı" diye bildirir. Bölgeye soruşturma için gelen Orgeneral Muğlalı, 24 Temmuz 1943 günü yetkililerle bir toplantı yapar ve 33 köylünün diğer köylülere ibret olması için idam edilmesini ister. Tümgeneral Cevat Yalım ve İçişleri Müfettişi Avni Doğan'ın uyarılarına karşın, "Memleketin çıkarı için babamı bile asarım, bu işe karışanı kırbaçlarım" der. 30 Temmuz 1943 gecesi, Yukarı Koçkıran Köyü, 356 No'lu sınır taşında 33 köylü yargı kararı olmaksızın, elleri ve gözleri bağlanarak kurşuna dizilir. Daha sonra bir kişinin ölmediği, yaralı halde İran'a kaçtığı ortaya çıkar. Konu ilk kez 1948'de, Demokrat Parti tarafından CHP'ye karşı Meclis'te gündeme getirilir. 1949'da soruşturma açılır, yargılama sonucu Muğlalı idama mahkûm edilir ancak yaşı dolayısıyla ceza 20 yıla indirilir. Muğlalı 1951'de cezaevinde ölür. radikal

Barış ve Demokrasi Partisi kuruldu

Gündem/ANFAHMET YALÇINTürkiye'deki siyasal yaşama yeni bir parti katıldı. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) adıyla kurulan yeni parti, kuruluş dilekçesini dün İçişleri Bakanlığına sundu. Kurucu Genel Başkanlığını Avukat Mustafa Ayzit'in yaptığı BDP, amblem olarak 'sarı zemin üzerine yeşil meşe ağacı'nı seçti. 42 kişilik Kurucular Kurulu arasında DEHAP'lı eski belediye başkanları Cabbar Leygara ve Cezayir Serin ile Avukat Mahmut Tanzi de bulunuyor. BDP'nin ilk iş olarak Türkiye genelinde örgütlenme çalışmalarını başlatacağı, ağustos ayına kadar örgütlenme çalışmalarını tamamlayarak Büyük Kongresini gerçekleştirmeyi hedeflediği öğrenildi. BDP, böylece 2009 Mart ayında yapılacak yerel seçimlere girme hakkını da elde etmiş olacak. 'Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı' BDP, programında ülke sorunlarına ilişkin önemli tespitler yaparak çözüm önerileri sunuyor. Yeni ve demokratik bir anayasanın öngörüldüğü, Kürt sorununa demokratik çözümün istendiği, yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin savunulduğu BDP programından bazı bölümler şöyle: Yeni Anayasa: Tek ırk, tek dil, tek din, tek kültür, cinsiyetçi roller mantığının yerine toplumdaki etnik, kültürel ve inançsal farklılıklar kapsanacak şekilde, 'Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı' esas alınacak ve anayasal olarak bu şekilde tanımlanacaktır. Kürtler ve diğer kültürel aidiyetlerin, ülkenin birliği içinde kendilerini kimlikleriyle özgürce ifade edebilme, kültürlerini geliştirme, ana dillerini konuşma ve geliştirme, eğitim yapma, görsel, işitsel medya araçlarını kullanma hakları anayasal güvenceye alınacaktır. Yapılacak yeni anayasa, çağdaş, adil ve Hukukun üstünlüğünü hedefleyen bir Anayasa olacak, bireysel ve toplumsal tüm temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacaktır. Siyasi partiler kapatılamayacak Siyasi Partiler ve Seçim Yasası: Siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin anti-demokratik yasalarla özgürlük alanlarının kısıtlanmasına son verilecek, parlamenter, demokratik rejimin vazgeçilmez unsurları olduklarından hareketle, tam demokratik bir zeminde örgütlenme, çalışmalarını sürdürme ve geliştirme olanakları yaratılacaktır. Bu temelde, tabanın iradesinin parti organlarında etkinliğini sağlanarak güvence altına alınacaktır. Siyasi partiler kapatılan kurumlar olmaktan çıkarılacak, varlıklarını özgürce sürdürmeleri anayasal güvenceye bağlanacaktır. Seçim sistemi değiştirilerek, baraj uygulamaları kaldırılacak, propaganda eşitliği ve hazineden adilane yardım alma zemini oluşturulacaktır. Bütün siyasi eğilimlerin parlamento ve yerel yönetimlerde kendilerini ifade edecek demokratik düzenlemeler yapılacaktır. Laiklik: Tek mezhebi temel alan idari yapılanmalar değiştirilecek, Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılacak, zamanla dinsel işler tümüyle inanç gruplarına bırakılacaktır. Tüm inançların kendisini koruması, geliştirmesi, ibadetlerini serbestçe yapabilmeleri sağlanarak, eğitim programındaki din dersleri zorunluluktan çıkartılarak, tercihli hale getirilecektir. Yezidi, Alevi yurttaşların ve diğer inanç gruplarının kimliklerine saygı duyulacaktır. Gayri müslüm topluluk ve cemaatlerin örgütleneme ve kendini geliştirme konusundaki tüm engeller ortadan kaldırılacak, gelişimleri için her türlü devlet desteği sağlanacaktır. Kürt sorununa demokratik çözüm Kürt sorunu: Türkiye'de demokrasinin ve toplumsal barışın gerçekleşmesi öncelikle Kürt sorununun çözümüne bağlıdır. Şiddete dayalı politikaların ve şiddet eksenli kurumların (koruculuk vb.) sonlandırılması çözümün başlangıcı, 25 yıllık çatışmalı sürecin yarattığı çok yönlü tahribatın teşhis ve tedavisi ikinci aşaması, evrensel ve ulusalüstü hukuk ilkelerine uygun olarak siyasal ve idari alt yapının oluşturulması ve hukuksal güvenceye kavuşturulması da son aşmasını oluşturacaktır. Kürt sorunun çözümü benzer sorunların çözümü içinde yol gösterici olacak ve toplumsal barış, ülkenin kalkınması, toplumun refahı amacına ulaşılmış olacaktır. Partimiz, değişik etnik, kültür ve inançlara sahip tüm toplulukların barış içinde, özgür ve eşit olarak birlikte yaşamalarını amaç edinmiştir. Kadınlara pozitif ayrımcılık Kadın hakları: Kadınların siyasal ve toplumsal yaşama katılmaları önündeki engellerin aşılmasını zorunlu bir görev olarak görür. Kadınların karar alma ve uygulama süreçlerinde temsil edilmesini engelleyen koşullar ortadan kalkıncaya kadar pozitif ayrımcılık uygulanacaktır. Kadınlara karşı uygulanan her türlü şiddet, baskı ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına ilişkin yasal düzenlemeler yapılacak ve bu düzenlemeler uygulanabilir olacaktır. Kadını zayıf ve küçük gören geleneksel değer yargıları ile mücadele edilecek, eşitlikçi bir kültürün gelişmesi sağlanacaktır. Yerel yönetimlere özerklik Yerel Yönetimler: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı başta olmak üzere ulusal üstü sözleşeme hükümleri temel alınarak yerel yönetimler 'mahalli müşterek ihtiyaçları' bütün olarak karşılayan ve ihtiyaçlara göre kendi insiyatifi ile karar oluşturabilen kurumlar haline getirilecektir. Merkezi otoritenin yerel yönetimler üzerindeki baskıcı denetim kaldırılacak, idari karar ile seçilmişlerin görevden alınmasına son verilecektir. Genel güvenlik, ulaşım, gümrük ve dış ilişkiler dışındaki tüm hizmetler merkezi yapıdan, yetki devri ve paylaşımı yöntemiyle yerel yönetimlere devredilecek, bununla birlikte gerekli kaynak, yetki ve sorumluluk tanınacaktır. Sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, konut ve çevre gibi alanlarda merkezi hükümet makro hedefleri ve genel standartları belirleyecek, kamu hizmetlerinin sunulması ise yerel yönetimlere bırakılacaktır. İşsizlikle mücadele: Partimiz, üretim takvimini, toplumun ve ülkenin ihtiyaçlarına göre liyakat kriterini de baz alarak vatandaşlarımızın ihtiyaçları doğrultusunda sağlayacaktır. Bunu yaparken de çalışanlarımıza başta özlük hakları olmak üzere her türlü çalışma hakkı ve özgürlüğü ile ilgili uygun ortamı sağlayacaktır. Partimiz, üretime yönelik çalışmaların artırılması ve yatırımların bu alana kaydırılmasını sağlayacaktır. Zira ancak bu şekilde yeni istihdam alanı yaratılacaktır. Atıl durumda bulunan memur ve işçi çalışmaları gerçek anlamda bir istihdam politikasının yürütülmesi demek değildir. Önemli olan etkin, pragmatist ve ihtiyaçlara göre şekillenen bir istihdam politikası oluşturmaktır. Göç sorunu: Göç olgusu başta sosyal, ekonomik, politik ve kültürel sorunlar olmak üzere bir çok alanda sorun yaratmaktadır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşanan çatışmalar gerekçe gösterilmiş ve bir çok kırsal yerleşim yerinde yaşayan vatandaşlarımız göçe zorlanmıştır. Tamamen şiddet eksenli sebeplerden kaynaklanan ve dengesiz bir şekilde büyüyen göç dalgalarıyla beraber şehirler çarpık yapılaşmış, işsizlik ve sosyal sorunlar artmıştır. Yaşanan sosyal travmanın etkileri halen sürmektedir. Partimiz bu sorunu giderecek sosyal, ekonomik ve politik projeleri hayata geçirip göç sorunuyla oluşan sorunları çözmeyi hedeflemektedir.

Biji YEK GULAN!

Bölge'de 1 Mayıs coşkulu kutlandı
Tunceli, Elazığ, Şırnak ve Beytüşşebap ile Şanlıurfa'nın Ceylanpınar İlçesi'nde binlerce kişinin katılımıyla kitlesel ve coşkulu geçen 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarında AKP'nin sağlık ve ekonomi politikaları eleştirilirken, Taksim'de kutlama yapmak isteyen kitleye yönelik polis müdahalesi de protesto edildi. ELAZIĞ Elazığ'da DTP, EMEP, ÖDP, Yapı Yol-Sen, KESK, tarafından düzenlenen kutlama, sendika ve siyasi partiler ayrı ayrı yürüyerek Postane Meydanı'nda buluştu. Burada konuşma yapan Eğitim Sen Şube Başkanı Mehmet Halit Ateş, 1 Mayıs'ın tarihine dikkat çekti. Türkiye'de 1976 yılına kadar yasaklı kutlamaların mücadele sonucu yasal kabul edildiğini hatırlatan Ateş, 'Tarihe kanlı 1 Mayıs olarak kara bir leke gibi düşen 1977 1 Mayıs'ında birçok işçi ve emekçi daha iyi bir ülkede ve bağımsız bir Türkiye'de yaşamayı istediği için alanlarda öldürülmüştür. Bu anlamda 1 Mayıs birlik, mücadele ve dayanışma sonucu kazınılmış bir gündür. Bedeli ödenerek kazanıldığı için kutsaldır' dedi. Sık sık, 'Yaşasın 1 Mayıs', 'Yaşasın hakların kardeşliği', 'Mezarda emekli olmayacağız', 'Biji 1 Gulan', 'İş, ekmek, özgürlük, parasız sağlık, parasız eğitim' şeklinde sloganlar atılan kutlamada, 'Biji 1 Gulan, iş ekmek özgürlük,77 1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür' ve 'SSGSS yasasına hayır' yazılı pankartlar açıldı. Açıklamanın ardından kitle olaysız bir şekilde dağıldı. DERSİM Dersim'de Türk-İş, DİSK ve KESK'in ortak düzenlediği miting için, Tunceli Belediyesi önünde binlerce kişi bir araya geldi. Kitle, mitingin yapılacağı Kışla Meydanı'na kadar 'Biji 1 Gulan', 'Yaşasın 1 Mayıs', 'Toplu sözleşme hakkımız engellenemez' pankartı açarak, 'Yaşasın Mayıs', 'PKK halktır halk burada', 'Gerilla onurdur onuruna sahip çık', 'Taksim direnişini selamlıyoruz' sloganlarıyla yürüdü. Mitingin açılış konuşmasını Türk-İş Temsilcisi Kadir Çelik yaptı. Daha sonra konuşan DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, TCK'nin 301. maddesini eleştirdi. AKP'nin son günlerdeki politikası ile çözümsüzlüğü derinleştirdiğini belirten Halis, 'AKP eceli gelmiş keçi gibi çobanın ekmeğini yiyor. Asgari ücrete ve yoksulluğa terk ettiği vatandaşlardan fedakârlık bekliyor' dedi. Sivil toplum örgütleri, DTP, EMEP, ESP temsilcilerinin de konuşma yaptığı miting, müzik dinletileri ile son buldu. ŞIRNAK Şırnak ve Beytüşşebap İlçesi'nde 1 Mayıs renkli görüntülere sahne oldu. Şırnak belediye binası önünde bir araya gelen DİSK, KESK ve Türk-İş'e bağlı sendikalar, Şırnak Genç-Der, TTB Şırnak temsilciliği ve DTP kortej oluşturarak, kutlamanın yapılacağı Cumhuriyet Meydanı'na kadar yürüdü. Demokrasi ve emek mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına yapılan saygı duruşu ile başlayan kutlamada, konuşan KESK Platformu Şırnak Dönem Sözcüsü Abdurrezak Yıldız, 'Bugün dünyanın tüm emekçileri aynı düşünce ve duygularla 1 Mayıs'ı kutlayacaklardır. 1 Mayısları, Newrozları özgürce, kardeşçe ve barış içinde kutlamak, linç kültürünü yaratmaya çalışan şoven dalgaya dur demek için yürüyoruz. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümü, sınır içi ve sınır dışı operasyon, imha ve inkar politikalarıyla çözümün olmayacağını haykırmak, kan, gözyaşı ve acının sona erdirilmesi, kavganın, çatışmanın, savaşın karşısında olmak, F tipi cezaevleri, tecrit ve izolasyona hayır demek, Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkez, Anadolu'da yaşayan bütün halkların kardeşliğini haykırmak için yürüyoruz' dedi. 'Emekçiye uzanan eller kırılsın', 'Yaşasın 1 Mayıs', 'Direne direne kazanacağız', 'Biji yek Gulan', 'Bıji bratiya gelan' sloganları atıldığı kutlamada, davul zurna eşliğinde çekilen halaylarla son buldu. BEYTÜŞŞEBAP Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi'nde ise, DİSK'e bağlı Genel-İş Sendikası'na üye işçiler, Beytüşşebap belediye bahçesinde bir araya gelerek davul, zurna eşliğinde halaylar çekti. Belediye Başkanı Faik Dursun, işçilere tatlı ikram etti. Yapılan kutlamalara sivil toplum örgütü temsilcileri, DTP İlçe Başkanı Yusuf Temel ile çok sayıda DTP'li katıldı. Lokalde yapılan kutlamanın ardından işçiler adına açıklama yapan Fevzi Özkan, 1 Mayıs'ın işçiler bakımından önemine dikkat çekti. 3 saat süren etkinlik halaylarla sona erdi. URFA Karakoyunlu İş Merkezi önünde yapılan basın açıklamasına, KESK Urfa Şubeler Platformu, DİSK Genel-İş Sendikası, TMMOB, DTP ve İHD katıldı. Yüzlerce kişinin katıldığı basın açıklaması öncesi eylemciler davullar eşliğiyle halaylar çekti. Kitle adına açıklama yapan DİSK Genel-İş Sendikası Şanlıurfa Şube Başkanı Sadık Demir, AKP'nin gerçek yüzünün bu yılki 1 Mayıs kutlamalarında bir kez daha ortaya çıktığını belirtti. AKP'nin emek düşmanlığı yaptığına dikkat çeken Demir, 'Daha önce Kürt Sorunu'nun çözümü, demokratikleşme adımları, Anayasa'nın değiştirilmesi, 301. Madde'nin kaldırılması konularında kamuoyunda beklenti yaratıp sonradan yan çizen AKP, 1 Mayıs konusunda da yan çizmiştir' dedi. CEYLANPINAR Şanlıurfa'nın Ceylanpınar İlçesi'nde de Ceylanpınar Emek Platformu bileşenleri, Eğitim Sen temsilciliği binasında basın açıklaması yaptı. Eğitim Sen İlçe Temsilcisi Hüseyin Küçükoğlu, AKP'nin 'Taksim'e çıkmak Anayasaya karşı gelmektir' sözleriyle emekçileri terörize etmeye çalıştığını ve bu tavrı protesto ettiklerini söyledi. Küçükoğlu, 'Kamu emekçilerinin grev ve toplu sözleşme hakkını tanımayan, asgari ücretliye 400 YTL gibi vicdana ve insanlık onuruna sığmayan bir ücrete mahkum eden, işçilerin kıdem tazminatlarına göz diken, kadınların eşitlik taleplerini duymazdan gelen, gençleri baskı altında tutan, SSGSS yasasıyla sağlık ve güvenlik haklarımızı elimizden alan AKP hükümetinin emekçilere, demokrasiye özgürlüklere ve Kürt sorununa kalıcı çözümler bulmasını beklemek yanlış olur' dedi.

Amadekar: Nûhat Akdag ADIYAMAN / SEMSÛR Gerger / Alduş Çelikhan / Çîlikan Kahla / Kalik Gölbaşý / Serê Golan Besni / Bêhiştî Somsat / Şemîzînan MALATYA / MELETÎ Arapkir / Erebgir Ağın / Axên Hekimhan / Hekîmxan Arguvan / Erxevan Darende / Arende Akçadağ / Argan Yeşilyurt / Çirmik Pötürge / Şîro Doğanşehîr / Wêranşar MARAŞ / GUMGUM Pazarcık / Pazarcix Andirin / Andirîn Göksun / Goksun Afşin / Avşîn Elbistan / Elbîstan Turkoğlu / Kurdoxolî ANTEP / DÎLOK Kilis / Kîlîs Nizip / Belkîs Oğuzelî / Tîlbîşar Islahiye / Îslahiye Yavuzelî / Çînçîn Araban / Ereban URFA / RIHA Ceylanpınar / Serê Kanî Viranşehir / Wêranşar Akçokale / Kahniya Xezalan Suruç / Pirsus Birecik / Bêrecûk Halfetî / Xelfetî Bozova / Heweng Hilvan / Curnê Reş Siverek / Girê Sor ELAZIĞ / XARPÊT Ağın / Axin Alacakaya / Xulaman Arıcak / Mîyaran Baskil / Baskîl Karakoçan / Dep - Depe Keban / Keban Kovancılar / Qovancîyan Maden / Maden Palu / Pali Sivrice / Sîvrîce DİYARBAKIR / AMED (AMÎDA - DIYARBEKIR) Bismil / Bismil Çermik / Çermûg (Çêrmûge) Çınar / Çinar Çüngüş / Şankuş Dicle / Pîran Eğil / Gêl Ergani / Erxenî Hani / Hêne (Hêni) Hazro / Hezro Kocaköy / Karaz Kulp / Pasûr Lice / Licê Silvan / Farqîn (Silîvan) MARDİN / MÊRDÎN İdil / Hezex Nusaybin / Nisêbîn Midyat / Midyad Gerçüş / Gercews Ömerli / Mehsert Savur / Stewr Mazıdağı / Şemrex Derik / Dêrika Çiyayê Mazî Kızıltepe / Koser (Qoser) SİİRT / SÊRT Aydinlar / Tillo Baykan / Hawêl Eruh / Dih Garzan / Zok Kurtalan / Misirc Pervarî / Berwarî - Xezxêr Şirvan / Xizxêr - Kufra BATMAN / ÊLÎH Sason / Qabilcewz Kozluk / Hezo Baykan / Xana Hewêl Beşiri / Qûbîn BİTLİS / BEDLÎS Hizan / Xîzan Mutki / Matkî Tatvan / Tûx Ahlat / Xêlat Adilcevaz / Elcewaz MUŞ / MÛŞ Varto / Gimgim Malazgirt / Milazgir Bulanık / Kop BİNGÖL / ÇEWLÎG Adaklı / Azarpêrt Genç / Dara Hênê - Dara Hênî - Gînc Kığı / Gêxî Karlıova / Kanîreş Solhan / Bongilan - Bongilane Yayladere / Xorxol Yedisu / Çêrme TUNCELİ / DÊRSIM Çemişgezek/ Çemişgezek Hozat / Xozat Mazgirt / Mazgêrd Nazimiye / Qisle Ovacık / Pulur Pertek / Pêrtag - Pêrtage Pülümür / Pilemûrîye SÎVAS / SÊWAZ Koyulhisar / Koyûlhîsar Suşehri / Sûşehrî Zara / Koçgirî İmranlı / Kamîlava Hafik / Hafîk Yıldızeli / Yildizelî Şarkişla / Şarkişla Gemerek / Gemerek Kangal / Kangal Gürün / Gurun Divriği / Dîvrîxî ERZÎNCAN / ERZÎNGAN Tercan / Tercan Çayırlı / Mansî Refahiye / Gêrcanis Kemah / Kemah İliç / Îlîç Kemaliye / Egîn ERZURUM / ERZEROM Karayazı / Gogsî Hınıs / Xinûs Tekman / Tatos Çat / Çad Aşkale / Aşkeleh Pasinler / Hesenkeleh Horasan / Xoresan Narman / Îd Tortum / Tortûm İspir / Îspîr Oltu / Oltî Şenkaya / Olîlî Olur / Olûr KARS / QERS Aralık / Başan Iğdır / Îdir Tuzluca / Tozan Kağızman / Qaqizman Sarıkamış / Qamuşan Digor / Têkor (Dugor) Selim / Selîm Susuz / Cilawûz Göle / Golan Arpaçay / Zarûşad Ardahan / Erdexan Çıldır / Zûrzûnan Hanak / Xenêk Posof / Duxurr AĞRI / AGIRÎ (GRÎDAX) Patnos / Patnos Diyadin / Giyadîn Hamur / Xemûr Tutak / Tutax Eleşkirt / Zêdkan Taşlıçay / Avkevir Doğubeyazıt / Bazîd VAN / WAN Çatak / Şax Gevaş / Westan Gürpınar / Payîzava Başkale / Elbak Özalp / Qelqeliya Muradiye / Bêgir Erciş / Erdîş Edremit / Artemêtan HAKKARİ / COLEMERG Şemdinli / Şemzînan Çukurca / Çelê Uludere / Qilaban Yüksekova / Gever Esendere / Bajêrgan ŞIRNAK / ŞIRNEX Kumçatı / Dêrgûl Beytuşşebab / Bêşebab Idil/ Hezex Güçlükonak / Basan Silopi / Girgê Amo Cizre / Cîzra Botan

beybun.com

Orta Anadolu'da Kürt Yerleşim birimleri/azadiforum

İç Anadolu'da yaklaşık 1 Milyon Kürt ve 300'e yakın kürt köyü bulunmaktadır. Iro li Anatoliyan Navîn: Li Enqere-Ankara( Haymana, Polatlı, Bala, Koçhisar´a), Li Qonye-Konya (Kulu, Cihanbeyli, Yunak), Kirşehir (Kaman, Çiçekdaxi), Aksaray, Yozgat (Yerköy), Çorum, Sivas û li Tokat e nezîkî milyonek Kurd heye. Li Enqerê 102, li Konyê 75, li Kırşehirê 52, li Aksarayê 39, li dorbera sinorên Yozgat-Tokat-Amasyê 41, li Kayseriyê 23 û nezîkî 300 gundên Kurda hene Qonyê-Konya Cihanbeyli Beşkardeş Beyliova Bulduk(Gunde Bulduq) Çimen Çölköy Damlakuyu Beşkavak(Büyük) Beşkavak(Küçük) Gölyazı(Xalikan) Günyüzü(Cudkan) Kandil Kelhasan Kırıkışla(Molıka) Kutukkuşağı(Kutiga) Kuşca(Hacilaro) Sağlık Yapalı(Qemera) Yeniceoba(İncove) Zaferiye(Kayışoğlu) Kulu Acıkuyu(Birtalik) Altılar Arsinci(Germik) Beşkardeş(Torına) Burnagil Bozan Celep Çöpler(Copli) Dipdede Gökler Hisar Karacadağ(Xalikan) Karacadere Kirkpınar Şerefli Yazıcıçayır(Mehina) Yeşilyurt(Celikan) Tavşançalı(Omaro) Zincirlikuyu(Gordoğlu) Sarayönü Boyalı Kadıoğlu Sarıkaya Yunak Beşışıklı Çayırbaşı Hatırlı(Gunde xofe) Hacıfakılı(Kamaran) Hacıomeroğlu(Hacımaran) Imamoğlu(Bodan) Karayayla Kurtuşağı(Kurdan) Koçyazı(Civikan) Meselij Odabaşı(Halisinan) Ortakışla Özyayla Saray(Golan ga) Sinanlı Sülüklü(Galikan) Çeltik Kaşören(Rengan) Adakasim(Sorikan) Büyükhasan Isakuşağı(Sagan) Küçükhasan Enqerê -Ankara Haymana Balcıhisar Burumsuz Bostanyüklü Cihanşah Dikkulak Hacımusa Inler Kerpiç Kırpolu Sazbağları Sebilibağlar Sindiran Tepeköy Yenice Yenicik Yurtbeyli Bala Aşağıhacıbekir Aşağıören Aydogan Bektaşlı Büyükbıyık Büyükcamili Çiğdemli Derekışla Eğribasan Erginköy Kesikköprü Küçükbıyık Küçükcamili Tatarhöyük Tepeköy Sugüzel Yukarıhacıbekir Kırşehir Çiçekdağı Çiçekdağı(Çiçek) Acıköy(Sorik) Alahacıli(Galikan) Bahçepınar(Torin) Baraklı Çanakpınar(Ramiko) Dohankaş(Kungus) Konurkale(Konir) Mahmutlu(Qişle) Pohrek(Gedar) Şahinoğlu Yalnızağaç(Zekera) Boztepe Çamalak Çevirme Çiğdeli Çimenli Harmanaltı(Sayiplı) Hüseyinli Kulhüyük Öksüzkale(Haladin) Üçkuyu Uzunpınar Akçakent Avanoğlu Navend Gollu Körpınar(Kaniya kurik) Seyrekköy(Hurmik) Taburoğlu Taşınburnu (Mala bene) Yeşiloba (Guri) Kaman Ağapınar Çadırlıhacıbayram Çadırlıkörmehmet Hirfanlar KekilliAli MollaOsmanlar

Türk, saldırı ile Türk-Kürt savaşı başlatılmak isteniyor

"

DTP: Türkiye Balkanlara dönüşür
">Partisinin grup toplantısında Sakaryadaki saldırıları değerlendiren DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, saldırılardan yetkilileri sorumlulu tutarak, saldırının organizeli ve planlı olduğunu söyledi. Türk, kendi kitlelerinin sağduyusu sayesinde facianın eşiğinden dönüldüğünü belirterek, milliyetçiliğin önlenmemesi halinde Türkiye'nin Balkanlaşacağı uyarısında bulundu. DTP'nin siyaset dışına itilmek istendiğini belirten Türk, Kürt sorunun çözümü için meclisin sorumluluğunu yerine getirmesini istedi. DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, partisinin grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirerek, önemli mesajlar verdi. Toplantıya, ÖDP, SDP Genel Başkanları ve Barış Meclisi üyeleri de katıldı. Demirtaş'ın askere götürülmesini eleştiren Türk, bunun siyasi partilere bakışı ortaya koyduğunu belirterek, 'Bu durumu bize karşı yapılan saygısızlık olarak değerlendiriyoruz' dedi. Linç kampanyası ile karşı karşıyayız Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kritik gelişmelerin yaşandığını ve Türkiye'nin tarihi bir yol ayrımına geldiğini ifade eden Türk, 'Türkiye demokrasinin, barışın, özgürlüklerin adaletin bir ülkesi mi olacak yoksa, Ortaçağ karanlığına mı dönecek?' sorusunu yöneltti. Türk, DTP olarak meclise girdikleri günden beri kendilerine karşı geliştirilen onca linç kampanyasına karşın, sürekli demokrasi, barış, özgürlük, diyalog ve uzlaşıyı savunduklarının altını çizerek, 'Çünkü bunlar bizim rehberimizdir, rotamızdır. Biz asla demokrasi ve barış çizgisinden sapmadık, ne pahasına olursa olsun sapmayacağız' şeklinde konuştu. Anaların ağlamaması, gençlerin ölmemesi için barış istediklerini, ancak barışı isterken sürekli saldırılara uğradıklarını belirten Türk, Türkiye'nin çetelerden temizlenmesi için verdikleri mücadelenin bedelini, meydanlarda dayak yiyerek ödediklerini anımsatarak, şöyle konuştu: 'Operasyonlar dursun, savaş yaşanmasın dedik, üzerlerimize panzerler sürüldü. 8 Mart'larda, Newroz'larda 'Yaşasın halkların kardeşliği' dedik, en sert karşılığı gördük. Vurulduk, öldürüldük, dövüldük. Cezaevlerine atıldık. Susturulmaya çalışıldık. Susturulmak istenen, bazen yerlerde tekmelenen annelerimiz oldu, bazen sokak ortasında kolu kurulan 15 yaşındaki bir çocuk oldu.' 'Olayın sorumlusu yetkililerdir' Barış için bedel ödemeye devam ettiklerini belirten Türk, Sakarya'da önceki gün partisinin barış şölenine yönelik yapılan saldırıyı da hatırlatarak, olayı Sivas, Maraş ve Çorumu anımsatan büyük bir 'katliam' girişimi olarak nitelendirdi. Saldırganları 'gözünü kan bürümüş, milliyetçi ırkçı grup' olarak niteleyen Türk, kendi girişimlerine karşı Sakarya Valisi'nin 'olay münferittir' dediğini hatırlatarak, 'Dağıtırız dedi. Ama nedense binanın etrafını kuşatan katliamcı grup tam 5 saat boyunca en ırkçı sloganlar, küfürler ve hakaretlerle saldırısını sürdürdü' diye konuştu. Şölene katılan çocuk, kadın ve yaşlıların fenalaştığını hatırlatan Türk, kalp krizi geçiren Kalkan için ambulans istediklerini ancak 'kitle var ambulans getiremeyiz' şeklinde cevap verildiğini ve ambulansın geç gelmesi, hastanede zamanında müdahale edilmemesi nedeniyle Kalkan'ın hayatını kaybettiğini aktardı. Salondan çıkarılan kitlenin bir kez daha saldırıya uğradığını hatırlatan Türk, 'Tamamen kitlemizin sağduyulu hareket etmesi sonucu büyük bir facianın eşiğinden dönüldü. Halkımız gerçekten provokasyona gelmedi ve her zaman olduğu gibi sağduyusunu korudu' şeklinde konuştu. Sakarya'da yaşanan olayın Türkiye'nin geldiği noktayı göstermesi açısından ibret verici olduğunu anımsatan Türk, bu olayla 'Milliyetçiliğin, ırkçılığın, şovenizmin' hangi boyutlara vardığının görüldüğünü söyledi. Saldırının organize ve planlı olduğunu aktaran Türk, 'Bu saldırgan gruplar kendi başlarına hareket etmemiştir. Onları yönlendiren, onları oraya sürükleyen ve harekete geçiren güçler vardır. Nitekim olay öncesi kendi aralarında haberleştikleri, birbirlerine DTP'nin etkinliğiyle ilgili bilgi verdikleri basına yansıdı. Sivas'taki organizasyon neyse burada da aynısını görmek mümkün' dedi. 'Balkanlar ve Ortadoğu'ya döneriz' Bozhöyük'teki linç olayının aynı çevreler tarafından organize edildiğine dikkat çeken Türk, olaydan dolayı Sakarya valisini suçlayarak, valinin tedbir alınmayarak saldırıya zemin hazırlandığını sözlerine ekledi. Türk, saldırı ile 'Kürtlere bırakın siyaset hakkını yaşama hakkı bile tanınmayacağının' mesajı verildiğini belirten Türk, saldırı ile Türk-Kürt savaşının başlatılmak istendiğine dikkat çekti. Daha önceki saldırılar ile Türk-Kürt savaşının çıkarılamadığını dile getiren Türk, kriz ortamında böylesi bir senaryonun yeniden devreye sokulduğunu belirterek, 'Özellikle artan operasyonlarla birlikte bu tür tezgahların geliştirilmeye çalışılması dikkat çekicidir. Güç odakları, devletin yaşadığı krizi ve tıkanmayı örtbas edebilmek için çatışmalı dönem için düğmeye basmıştır' diye kaydetti. Türk, gelişen milliyetçiliğin tehlikelerine değinerek, milliyetçiliğin Balkanlar ve Ortadoğuda yol açtığı gelişmeleri örnek göstererek, şöyle konuştu: 'Türkiye, çevresindeki bu olup bitenlerden ders çıkarması gerekirken tam tersine bu ırkçı-saldırgan eğilimlerin esiri haline gelmektedir. Sokaktaki linç girişimleri ne yazık ki siyasetteki milliyetçiliğin, şovenizmin dışa vurumudur. Bu linç güruhlarının siyasette, bürokraside ve devlet katlarında uzantıları vardır. Bunun görülmesi gerekir.' 'Partimiz siyaset dışına itilmek isteniyor' Sakarya'da yaşanan olayın yaşandığı saatlerde Adana'da da parti yöneticilerinin gözaltına alındığına işaret eden Türk, 'Bütün bu saldırılar, partimizi siyaset dışına itmeye dönük genel bir konseptin parçasıdır. Partimiz hakkında açılan kapatma davası, yönetici ve üyelerimize yönelik gözaltı ve tutuklamalar, milletvekillerimiz hakkında ardı arkası kesilmeyen fezlekeler bu konseptin parçalarıdır. Biz Kürt sorunu savaşla, operasyonlarla çözülmez dedikçe, üzerimize daha bir şiddetli gelinmektedir' dedi. Başbakan'ın elini sıkmamasını, 'Biz barış elini uzattıkça birileri sırtını dönüyor, malum yerlere verdiği söz gereği elimizi sıkmaktan kaçıyor' sözleri ile eleştiren Türk, buna karşı diyalog dilinden vazgeçmeyeceklerini ve gerilimin tarafı olmayacaklarını söyledi. Olaylardan hükümeti sorumlu tutan Türk, hükümetin gelişmeler karşısında sesiz kaldığını vurgulayarak, Başbakan'ın gelişmeler karşısında yakınmasını eleştirdi ve 'Yüzde 47'yle iktidara gelen sen değil misin? Niye şikayet ediyorsun? Sızlanıp duracağına, mücadele et, adım at, demokratik reformlara yönel' dedi. AKP'nin kapatma davasından kurtulmak için şikayet ettiği yerlerle uzlaşmaya çalıştığını dile getiren Türk, yeni anayasanın rafa kaldırıldığını, AB reformlarının dondurulduğunu, Kürt sorunun siyaset dışı odaklara havale edildiğini bunun da 'geriye çekilme ve sinmenin' işareti olduğunu söyledi. 'Bölge halkının tercihi DTP'dir' Hükümetin Kürtler üzerinde devletle bürokrasi ile 'Eğer bizi kapatırsanız, Güneydoğu DTP'ye kalır' diyerek pazarlık yaptığını belirten Türk, 'Kürtler üzerinden statüko ile uzlaşma arayışlarına giriliyor. Bir kere şunun altını çizelim: Bölge halkının tercihi DTP'dir. Bu tercih sizin sahte politikalarınızla, sahte nutuklarınızla, içi boş paketlerinizle asla değişmez. Bu halk onurlu bir halktır. Partisine de geleceğine de canı pahasına da olsa sahip çıkmasını bilir. Bilmeyenler varsa Newroz'ları bir daha izlesin. AKP kapatılsa da kapatılmasa da halkın meclisteki tek temsilcisi zaten DTP'dir ve öyle kalmaya devam edecek. Halk hiçbir zaman adresini, pusulasını şaşırmaz' diye konuştu. Türk, kara harekatının yapılması için hazırlık yapıldığını, Türkiye'de çatışma ortamının yaratılmak istendiğini belirterek, 'Eğer bu çatışmalar durdurulamazsa korkarız ki yarın Türkiye çok daha karanlık bir döneme girecektir. 1990'lara yeniden dönme tehlikesi vardır. Değerli Apê Musa'nın dediği gibi bizler bu karanlık dönemlerin 'Hem tanığıyız, hem de sanığıyız'' şeklinde konuştu. Türkiye'de yaşanan krizin Kürt Sorunun çözümsüzlüğünden kaynaklandığını ve sorunun meclis çatısı altında çözülmesi gerektiğini dile getiren Türk, 'Gelin hep birlikte parlamentoyu Türkiye'nin temel sorunları karşısında iradesiz kalan, zayıf düşen bir konumdan çıkarıp, çözüm gücü olabilecek bir noktaya taşıyalım. Bu noktada yeni ve sivil bir anayasayı gündeme getirmenin tam da zamanıdır diyoruz' çağrısında bulundu.