Bölgede kepenkler açılmadı

diyarbakir201020084 

Kürt Halk Önderi Abdulah Öcalan'a yönelik fiziki saldırı Şırnak, Mardin, Siirt ve Batman'da da kepenk açılmayarak protesto edildi. Öğrencilerin okulları boykot ettiği illerde, araçlar kontak kapattı.
ŞIRNAK

Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde, Cizre Halk İnisiyatifi'nin çağrısı üzerine esnaflar kepenk açmadı. Eczanelerin dışında hiçbir kepenk açılmadı. Kepenklerin açılmaması üzerine polislerin, kepenk kapatan esnafların adresini aldığı ve kepenk açmaları yönünde uyardığı bildirildi. Ayrıca Dörtyol Kavşağı'nda kapalı kepenklerin polisler tarafından cop ve tekmelerle vurulduğu belirtildi. Silopi'de de esnafın yüzde 90'ı kepenk açmadı. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ilçede gergin bekleyiş var.diyarbakir201020083
MARDİN
Mardin'in Kızıltepe ilçesinde kepenkler açılmadı. Öğrenciler okula gitmezken, araçlar kontak kapattı. Kepenklerin kapatılması üzerine yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ilçe merkezinde gergin bekleyiş sürüyor. 10-15 kişilik gruplar halinde ilçe merkezinde çevik kuvvet polislerinin dolaşması dikkat çekerken, vatandaş durumdan tedirgin olduğunu belirtti. Nusaybin'de başta çarşı merkezi ve Kaçakçılar Çarşısı olmak üzere bütün mahallelerde esnaf kepenk açmadı. Şehirde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, panzer, akrep, sivil polisler şehir merkezinde devriye geziyor. Derik'te de esnaf kepenklerini açmadı. İlçede resmi kurumlar dışında bütün esnafın kepenkleri kapalı olduğu gözlenirken, yoğun güvenlik önlemlerinin alınması dikkat çekti.diyarbakir201020085
BATMAN
Batman'da da esnafın yüzde 90'ı kepenk açmadı. Öğrenciler okula gitmedi, araçlar kontak kapattı.
URFA
Urfa'nın Süleymaniye mahallesi başta olmak üzere birçok mahallesinde esnaf kepenk açmadı. Çok sayıda öğrenci okulları boykot etti. Viranşehir, Suruç ve Ceylanpınar ilçelerinde de esnaf kepenk açmadı.
DİYARBAKIR (DİHA)

Doğubeyazıt'ta polis kitleye ateş açtı: Bir kişi katledildi

Bölgede kepenkler açılmadı

Yüksekova'da 30 bin kişinin katıldığı yürüyüşe müdahale

Nusaybin ve Kızıltepe'de gösteriler devam ed...

AKP İlçe binasına molotoflu saldırı

Erdoğan Diyarbakır hareket etti

 

Diyarbakır savaş alanı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik fiziki saldırıyı ve Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır'a ziyaretini protesto etmek amacıyla yapılan gösteriler kentin dört bir yanında sürüyor. Eylemler kentin en işlek caddesi olan Ofis'e sıçrarken, Şanlıurfa, Malatya, Elazığ ve Adıyaman'dan takviye polis ekipleri getirildi.
Öcalan'a yönelik fiziki saldırıyı ve Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır'a ziyaretini protesto etmek amacıyla Diyarbakır'da tüm kepenkler indirilirken, kontaklar kapatılıp öğrenciler okula gitmezken, protesto gösterilerin ardından başlayan çatışmalar kentin dört bir yanında sürüyor. Bağlar, Yenişehir, Suriçi ve Kayapınar İlçeleri'nde protesto eylemleri sürerken, özellikle Bağlar Emek Caddesi ve 5 Nisan Mahallesi'nde şiddetli çatışmalar yaşandı. Yüzlerini puşilerle bağlayana yüzlerce genç çöp konteynırları ve refüj taşlarından barikatlar oluştururken, caddeler tamamen trafiğe kapatıldı. Polis, panzerlerle, kırmızı boyalı tazyikli su ve gaz bombaları ile kitleye müdahale ederken gençler ise polise taşlarla karşılık verdi. Polis başta Emek Caddesi olmak üzere bir çok bölgede kitlenin üzerine ateş açtı. Zaman zaman polisin müdahalesi sonucu sokaklara dağılan limonlarla gaz bombalarına karşı tedbir geliştirdi.sirnakkepenkler
Eylemler Ofis'e sıçradı
Yine olaylar Bağlar bölgesinden Diyarbakır'ın en işlek caddesi olan ve bazı işyerlerinin açık olduğu Ofis Semti'ne sıçradı. Ofis'e doğru yürüyüşe geçen grup MHP İl binasını taşlamak istedi. Polisin gruba müdahale etmesi sonucu çatışma çıktı. Polis havaya ateş açarken, olayları izleyen vatandaşlar polisi yuhaladı. Bunun üzerine polisler yuhalama yapan vatandaşlara müdahalede bulundu. Vatandaşlarda bunun üzerine taşlarla karşılık vererek, eylemcilere katıldı. Bu sırada çok sayıda kişi polis tarafından apar topar gözaltına alındı. Yaşanan çatışma sürerken, Ofis'te açık bir kaç işyeri de kepenklerini kapattı. Mahallelerde bulunan eylemciler zaman zaman araçları durdurarak polis olup olmadıklarını öğrenmek için kimlik sorgulaması dikkat çekerken, Türk medyasına tepkiden dolayı bir çok muhabir eylem alanlarına giriş yapamadı.
Bağlar'ın tüm mahallelerinde çatışma
Çatışmalar Bağlar İlçesi'nde Emek, Sakarya, Göçmenler, Gürsel, Körhat, Sağlık Ocağı, Öğretmenler, Oryıl, Barış, Cengizler, Yusuf İslam Caddeleri ve Cezaevi Üst Köşesi bölgesinde yoğunlaştı. Gürsel Caddesi'nde bulunan Mustazaf-Der eylemcilerin hedefi oldu. 'Hizbullahçı' olarak nitelenen dernek üyeleri eylemcilere sopa ile saldırdı. Bunun üzerine eylemciler dernek binasını taşladı. Dernek üyelerin çocuklara sopalarla dayak attıkları bildirildi.van20102008
Suriçi'nde eylemler sürdü
Şehitlik Semti'nde ise eylemler DSİ Caddesi ve Alipınar Köprüsü civarında yoğunlaştı. Kayapınar İlçesi'nde ise Huzurevleri, Şılbe, Aziziye ve Cumhuriyet Mahalleleri'nde ateşler yakılarak barikatlar kuruldu. Suriçi Bölgesi'nde ise özellikle Melikahmet Caddesi'nde zaman zaman gruplar bir araya gelerek, polisle çatıştı. Polis grupları dağıtmak için biber gazı ile gaz bombası kullandı. Burada gruplar ellerinde sancaklarla Demokratik Konfederalizm bayrakları ile Öcalan posterleri taşıdı. Suriçi'nde bulunan Büyük Postane'de eylemcilerin hedefi oldu ve atılan taşlar sonucu maddi hasar oluştu. Suriçi Bölgesi'ne DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ile DTP Diyarbakır İl Başkanı Nejdet Atalay incelemede bulundu.silopi191020083
Takviye polis ekipleri Diyarbakır'da
Yenişehir İlçesi'nde bulunan Ofis bölgesine olaylar sıçrarken, Şanlıurfa, Malatya, Elazığ ve Adıyaman'dan takviye polis ekipleri getirildi. Koşuyolu Bölgesi'ndeki olaylara ise Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polisler müdahalede bulundu. Diyarbakır, kurulan barikatlar, sökülen refüjler ve çatışmalardan dolayı savaş alanına dönerken, bir çok bölgede yaşanan çatışmalarda çok sayıda kişi yaralandı. Bağlar Körhat Mahallesi'nde polis çocukları tartakladı. Gözaltına alınanların polisler tarafından tartaklanarak, hakaretlere uğradığı bildirildi. Yaralılar Diyarbakır Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Eylemcilerin kurdukları barikatları yıkabilmek için panzerler kitlenin arasına dalıyor. Ancak dağılan barikat tekrar eylemciler tarafından kurularak eylemler devam ediyor. İHD Diyarbakır Şubesi'ne yapılan başvurulara göre 7 kişi gözaltında olduğu bildirilirken, sayının çok sayıda olduğu ifade ediliyor.
DİYARBAKIR (DİHA) Kaynak Gundemonline.org

AKP'nin gerçek amacı

gazete_medya_basin Hükümetin kod ismiyle yazan medyadaki sözcüsü Yeni Şafak'taki köşesinde muazzam önemde sözler etti. Yasin Doğan ismiyle yazan yazar, ağzından değil, kaleminden de değil, lakin klavyesinden öyle bir söz kaçırıyor ki, hükümetin de, askeriyenin de, cümle Kürt Özgürlük Hareketi karşıtlarının da hep birlikte içten içe bildikleri bir gerçek böylece hükümetin yarı-resmi organı Yeni Şafak'ta tarihe not olarak düşüyor.
Yasin Doğan'ın yazısında yer alan altın değerindeki itiraf, şu cümleyle dile gelmiş: 'PKK'nın klasik bir terör örgütüne dönüştürülerek etkisizleştirilmesinin yolu uluslararası desteğinin kesilmesinden geçmektedir.'
Neymiş?
Demek ki, PKK 'klasik bir terör örgütü' değilmiş... Ama onu 'klasik bir terör örgütüne dönüştürmek' gerekirmiş. Böylece onu etkisizleştirmek mümkün olurmuş. Bunu başarmak için de PKK'nin 'uluslararası desteğini' kesmek gerekirmiş. Uluslararası desteği kesilince PKK 'klasik bir terör örgütüne dönüşecekmiş'...
Şimdi konuyu ele alalım:
Hükümetin medyadaki sözcüsü, PKK'nin 'klasik bir terör örgütü' olmadığını itiraf etmiştir.
'Klasik terör örgütü' nasıl bir şeydir?
19. yüzyıl sonu ve 20 yüzyıl başındaki haliyle 'klasik terör örgütü', örneğin Narodnaya Volya ya da İttihat ve Terakki gibi, politik amaçlarına 'suikastler ve sabotajlar' yoluyla ulaşmak isteyen gizli örgüt tipidir.
Geçtiğimiz yüzyılın, yani 20. yüzyıl boyunca türlüsüne tanık olduğumuz 'klasik terör örgütleri'ne örnek vermek gerekirse, 'Kızıl Ordu Fraksiyonu'nu (RAF) hatırlayabiliriz. Bunlar, çok farklı sivil, resmi, askeri hedeflere karşı suikast ve sabotaj yöntemlerini kullanmışlardır.
Hükümetin medyadaki sözcüsü, PKK'nin yukarda sayılan türde 'klasik terör örgütü' olmadığını itiraf etmiştir.
Haklıdır. PKK 'klasik terör örgütü' değildir.
İyi de, nasıl bir 'terör örgütü'dür? Hükümet sözcüsü bunu açıklayamıyor. Bu konuda herhangi bir tanım veremiyor. Veremez. Çünkü Türkiye'nin karşısında bir 'terör örgütü' yok, politik ve askeri bir Kürt ayaklanma örgütü var...
Konumuz bu değil. Konumuz şu: Belli ki, hükümet, şu anda yürüttüğü diplomatik faaliyetinin amacını belirlemiş: PKK'yi 'klasik terör örgütüne dönüştürmek'...
Yani PKK'yi, herhangi bir politik kitle hareketine ihtiyaç duymayan, her türlü yasal ve parlamenter çalışmayı reddeden, sayıca az, tamamen gizli, silahlı bir 'suikastçılar ve bombacılar' örgütüne dönüştürmek, hükümetin amacıdır. Hükümet böyle bir 'terör örgütünden' korkmuyor, PKK'yi böyle bir 'terör örgütü'ne dönüştürmek istiyor...
AKP'ye şunu sormalı: Siz PKK'yi gerçekten, 'klasik bir terör örgütü'ne dönüştürmek mi istiyorsunuz? Yani siz PKK'nin askeri-politik, kitlesel bir ayaklanma örgütü olmaktan çıkmasını, sivillerin bulunduğu yerlere 'canlı bombaları' göndermesini, siyasilere, ünlü kişilere suikastler düzenlemesini, 11 Eylülcüler gibi, binlerce insanın ölümüne yol açacak kanlı sabotajlar tertiplemesini, böylece PKK saflarında örgütlü insanların birer 'bebek katili', 'eli kanlı terörist' haline gelmesini, Türkiye'nin her bir köşesinde hiçbir amaç taşımayan kör şiddetin egemen olmasını, şimdi yalnız askeri hedeflere karşı kullanılan patlayıcıların metropolleri ateşe vermek için insafsızca patlatılmasını mı istiyorsunuz?
İşte her şey ortada: AKP imha ve inkar yolundan yürüyor ve bu yolla PKK'yi 'klasik terör örgütüne dönüştürmek' istiyor.
Barıştan yana olanlar ise, isyanın nedenlerinin ortadan kaldırılması yoluyla, PKK'nin silahsız, kitlesel, demokratik bir örgüte dönüşmesini istiyor.
Bildiğimiz kadarıyla PKK ve onun önderi Öcalan da, başından beri PKK'yi 'klasik terör örgütüne dönüştürmek' isteyen çetecilerle savaşıyor ve isyanın nedenleri ortadan kalktığı gün, silahsız kitlesel, demokratik bir parti olarak Türkiye siyasetine kendi katkısını yapmak istiyor...
Yasin Doğan, PKK'yi kanlı, kör şiddete tapınan, sivil hedeflere şiddet uygulayarak toplumu terörize etmek isteyen, her türlü gizli servisin elinde oyuncak haline gelen 'klasik bir terör örgütüne dönüştürme' amacına belli ki ulaşamaz...
Sonuç: Kürt sorununda çözümsüzlük yanlısı şovenist güçler, 'terörist örgütten' değil, kitlelere dayanan örgütlerden korkuyor. Onların 'terörle mücadele' lafları yalandır. Onlar, 'kitlelerle' mücadele ediyorlar ve bu halk karşıtı siyaseti 'terörle mücadele' diye gizliyorlar...
Yasin Doğan'ın yazısı, bu yalanın üstündeki utanç perdesini yırtmıştır.
AKP, Kürtlere karşı provokasyon partisidir. Kürtleri 'klasik terörizme' sürüklemek istiyor. İşte, elimizdeki kanıtı bir kere daha büyük harflerle yazalım:
'PKK'NİN KLASİK BİR TERÖR ÖRGÜTÜNE DÖNÜŞTÜRÜLEREK ETKİSİZLEŞTİRİLMESİNİN YOLU ULUSLARARASI DESTEĞİNİN KESİLMESİNDEN GEÇMEKTEDİR...'
Gazeteci değil, görevli
'Medya, terör örgütünün oksijeni'dir. Terör örgütü bunu bildiğinden, eyleminin medyada mümkün olduğu kadar yer alması için çaba gösterir. Mümkün olduğu kadar, 'medyatik' eylem yapmaya çalışır. Medya desteği arar. Doğrudan kendine bağlı medya yaratmaya çalışır. Ayrıca kontrolünde olmayan medyayı da uzaktan medyatik eylemlerle etkilemeyi hedefler. PKK bu yöntemlerin hepsini kullanmaktadır. Org. Başbuğ'un medyayı bu kadar önemsemesinin nedeni de budur.'
Yukardaki paragraf Milliyet yazarı F. Bila'ya ait. Bu paragraf çok şey anlatıyor: Ordunun medyadaki bu sözcüsü gazeteci olduğunu unutmuş. Medyaya karşı İlker Başbuğ'un verdiği muhtırayı savunurken, düşünce özgürlüğüne karşı düşmanca bir tutum alıyor.
Güya 'medya, terör örgütünün oksijeniymiş...' Eski bir İngiliz Başbakanı'ndan alınma bu lafla anlatılan nedir? Güya 'terrorist', 'medyatik eylem' yapmaya çalışırmış... Amacı da medyada yer almakmış. Demek istiyor ki, 'yer verilmezse oksijensiz kalır boğulurmuş...'
Bu klişe laflar, 'klasik terör örgütü' için doğru sayılabilir. Toplum içinde izole olan, dar bir suikastçılar ve sabotajcılar örgütü, ancak 'medyatik eylemlerle' medyada yer bulursa yaşayabilir. Çünkü onun yaptığı eylem, eylem yapılan yerle sınırlı kalır. Ekranlar ve gazeteler görmezden gelirse, etkisi de zayıf kalır. Türkiye gerçeğiyle uyuşmaz bunlar. Türkiye'de terör sorunu yok. Kürt sorunu var. Taş kafalara bu gerçek bir türlü girmiyor. Milyonlarca Kürt insanının kendi politik örgütlerine, kendi medyalarına sahip çıktığı açıktır. Hürriyet ya da Milliyet savaş haberlerine bir satır yer vermese de, Bölge'de Kürt kamuoyu canlıdır. Çünkü bu kamuoyu örgütlüdür. Sivil toplum örgütleri ağıyla işlenmiş, modernleşmiş. Hassas duyargalara sahiptir. Dağda hiçbir eylem medyatik değildir.
Savaşın kendisi yeterince medyatik sayılmalıdır. Savaşın içindeki mevzi çatışmalar, rutin çatışmalardır. 25 yıldır sürmektedir. PKK medyatik eylem yapmamaktadır. Medyatik eylemler ordu tarafından yapılmakta, tüm medyaya verilen brifinglerde, hava saldırılarının nasıl başarılı olduğu anlatılmaktadır. Medyayı ordu kullanmaktadır.
Fikret Bila ise PKK'nin hem kendi medyasını yarattığını, hem de kontrol etmediği medyayı kullandığını yazmaktadır. Yani demek istemektedir ki, Kürt özgür medyası ve Türk demokrat, liberal medyası yok edilsin...
'Medya ve oksijen' laflarının Türkçe anlamı budur, ve Fikret Bila kesinlikle gazeteci değil. Sıradan bir görevlidir... Öyle olmasa, Başbuğ'un tehditlerini 'medyayı önemsemek' diye yorumlar mıydı?
Taraf da yol ayrımında
'Özgürlükçü' eski bir arkadaşımızla söyleşiyorduk. Söz Başbuğ'dan açıldı.
Biz, 'Askeri vesayet rejiminden askeri rejime doğru bir adım atıldı, ekrandaki manzara, bir darbe durumunu andırıyordu' dedik.
Özgürlükçü arkadaşımız, buna tamamen katıldığını söyledi.
Biz, 'Ancak Taraf Gazetesi'nin askerle giriştiği cesur tartışmanın içeriğinde büyük bir zayıflık var' dedik.
Adeta kulaklarını dikti, dikkat kesildi.
'Neymiş o zayıflık?' diye sordu.
Biz, derdimizi şöyle anlattık: Taraf askeri eleştiriyor. Ama eleştiri 'neden barışçı çözüme razı olmuyorsunuz?' sorusuyla yapılmıyor. Örneğin Aktütün'le ilgili tartışmada Taraf, 'neden teröristlerle ilgili enformasyona rağmen onları bastırmadınız?' sorusuyla yer alıyor... Yani, Taraf, çok ağır eleştirilerde bulunmasına, hatta ordunun dokunulmazlığını sarsmasına rağmen 'ara' bir yerde 'duruyor.'
Eski arkadaşımız şöyle yanıtladı:
'PKK terörüne karşı çıkmadan askeri eleştirmek mümkün mü? İşte siz böyle yapıyorsunuz ve haliniz ortada... Gazeteleriniz teker teker kapanıyor, her birinizin yığınla davası var...'
Biz ise, Kürt sorununda çözümsüzlüğü besleyen en büyük argüman 'PKK başka, Kürt sorunu başka' argümanıdır diyoruz. DTP de haklı olarak böyle söylüyor. Bunlar birbiriyle organik olarak iç içe geçiyor. Eğer Taraf Gazetesi bu bağı görmezden gelirse, çözümsüzlüğe karşı duramaz. Çözümsüzlüğe karşı durulmayınca da askeri vesayete karşı durulamaz. Hatta, adım adım, 'biz sizden daha fazla PKK'yi imha etmek istiyoruz' yarışına bile mecbur kalınır... Ve silahın susmadığı durumda, savaşı 'liberal' yöntemlerle yürütmek ve Türkiye'de demokrasiyi korumak mümkün değildir.
Ya Kürt Özgürlük Hareketi ile birlikte askeri vesayete karşı...
Ya da askeri vesayetle birlikte Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı...
Bir başka türlü söylersek: Ya paşanın dediği yerde durulacak... Ya da vicdanların emrettiği yerde... Gundem

Öcalan: Abdullah Gül'e yazdığım mektup açıklansın

soru 17.10.2008 | Cevdet Aşkın | Referans

KUZEY IRAK GÜNCESİ
ANKARA
Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, 14 Ekim'de Taraf gazetesinde yer alan görüntülerin Aktütün Karakolu'yla ilgili olmadığını, yapılan saldırıyla ilgili 2. Ordu Komutanı tarafından yürütülen incelemenin paylaşılacak hususlarının kamuoyuna aktarılacağını söyledi.
DTP tarafından cuma günü yapılan açıklamada, "İmralı'da Öcalan'a yönelik 'kötü muamele'nin provokasyon olduğu, gelişmelerin karmaşık ve tehlikeli bir yöne evrildiği" belirtildi.
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, "Bu uygulamalar ile amaçlanan nedir? Bunda ABD'nin, İsrail'in, Türkiye'nin çıkarları nedir? Türkiye'yi teslim alma, iç karışıklık yaratarak Kürt-Türk çatışmasıyla güçsüz düşürme ve bölgesel savaşta etkin bir müttefik haline getirme uluslararası stratejisiyle bağı nedir?" derken, DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, "Siyasi açıdan ciddi gelişmelere yol açabilecek bir yaklaşım sergilenmiş durumda. Bu, yeni bir durumdur. Kişisel öfkeden kaynaklanan bir durum değildir. Hükümetin ve ordunun konsepti çerçevesinde verilmek istenen bir mesajdır. 'Taleplerinizde ısrarlı olmaya devam ederseniz bizim yaklaşımımız bu ve bundan daha ötesi olabilir' deniliyor" diye konuştu.
PKK
Öcalan, İmralı'da kendisiyle yapılan görüşmelere ilişkin olarak "Basında yoğunca bizim bazı görüşmelerimiz tartışılıyor, bu görüşmeler niçin kesildi, kimler tarafından kesildi çok önemlidir. Bu soruların cevabı bulunursa Türkiye sorunları aşar" dedi. Cuma günü Fırat Haber Ajansı tarafından verilen haberde Öcalan, "Benimle soruşturma sürecinde gelip görüştüler. Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu adına bir albay gelip benimle görüştü. Görüşmede hükümetin, Ecevit'in temsilcisi olduğunu söyleyen biri vardı. Onların temsilcileri olduklarını söylüyorlardı. Gerçekten öyle olup olmadığını bilmiyorum ama burada Genelkurmay'ın, devletin izni olmadan gelip görüşme yapamazlar, nefes bile alamazlar" diye konuştu. Öcalan, "Burada bilinmesi gereken buradaki görüşme devlet adına yapıldı. Benimle her şeyi açık açık konuştular. 'Demokratik çözüm konusunda adım atabiliriz' dediler. Üzerime düşeni yapacağımı belirttim. 2002'ye kadar gelip gittiler. Sonra kesildi. Abdullah Gül'e 2003'te bir mektup yazdım. O mektubu halka açıklasınlar" dedi. "1999'dan 2003'e kadar bir tek asker öldü mü, bir tek polis öldü mü? Daha ne istiyorlar? Kanı durdurmadım mı? Bu görüşmeler neden kesildi? Herkes bunun cevabını öğrenmelidir" diye konuşan Öcalan, görüşmelerin yeniden başlamasını istediğini söyledi. Öcalan şöyle konuştu: "Şimdi bir yetkili gelebilir. Ben makam, rütbe peşinde de değilim. Alt düzeyden bir yetkili olabilir. Oturalım, konuşalım, plan yapalım. Ben demiyorum ille de benim dediğim olsun. Kamuoyuna açık tarzda tartışalım. Halk belirlesin."
Barzani ve Talabani'nin PKK olmadan yaşayamayacağını ileri süren Öcalan, "Talabani kurt bir politikacıdır. PKK olmadan 24 saat ayakta kalamayacaklarını biliyorlar. Barzani de bunu biliyor. PKK'yı teslim edemezler" dedi.
Öcalan'ın avukatları perşembe günü akşam yaptıkları açıklamada müvekkillerine kötü muamele yapıldığını ve ölümle tehdit edildiğini ileri sürdüler.
Fırat Haber Ajansı'na göre, PKK'nın cuma günkü açıklamasında "Bu, iki halkın bir arada yaşama imkanlarının dinamitlenmesi anlamına gelmektedir" denildi.
KUZEY IRAK
Bölgesel Kürt Yönetimi Dış İlişkiler Sorumlusu Felah Mustafa, Türkiye ile ilişkileri sadece küçük bir alanda değil tüm alanlarda geliştirmek istediklerini söyledi. Peyamner Ajansı'nda cuma günü yayımlanan habere göre Mustafa, Türkiye ile sınırdaki duruma ilişkin sorunların çözümü için Türkiye'nin barış ve diyalog yolunu tercih etmesi gerektiğini belirtti.
PUKmedia'nın cuma günkü haberine göre Türk savaş uçakları saat 13.00'ten itibaren Pişder'e bağlı Dola Koke, Aliye Reş ve Kurtek'i bombaladı.
GELİŞMELER NEYE İŞARET EDİYOR
Tuğgeneral Gürak'ın açıklamaları, Taraf gazetesinde çatışmanın seyrine ilişkin yayımlanan Asayiş Kolordu Komutanlığı "durum raporu"yla çatışma öncesine ait olduğu ileri sürülen ancak kendisi tarafından başka yerlere ait olduğu söylenilen görüntülerin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ'un 15 Ekim'deki konuşmasına paralel şekilde, Genelkurmay kaynaklı olduğunu teyit ediyor.
Felah Mustafa'nın sözleri, Öcalan'ın Barzani ve Talabani'nin PKK'ya yönelik tavrına ilişkin olarak söylediklerini teyit eder şekilde Erbil'in örgüte karşı tetik çekmeyeceğini, sorunun müzakereler yoluyla halledilmesinden yana olduğunu gösteriyor.
Pişder'e yönelik hava harekâtı, perşembe günü aynı bölgeye İran topçusunun yoğun bombardımanıyla birlikte düşünüldüğünde PKK'ya karşı Ankara ile Tahran arasındaki eşgüdümün devam ettiğine işaret ediyor.
Öcalan, kendisiyle yapılan görüşmelere ilişkin sözleriyle çatışmaların durması yönünde benzer bir sürecin yeniden başlatılabilmesi için Ankara'ya mesaj yolluyor ve sergilediği "düşük" profille de çözüm yönünde "tavizkâr" olacağını hissettiriyor.
Öcalan'ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e Başbakan olduğu sırada yazdığı anlaşılan mektubun içeriğinin açıklanmasına yönelik sözleri, AKP hükümetini, çatışmaların bu noktaya varmasından sorumlu tutmayı hedefliyor.
Metris'te tutuklulara ölümle sonuçlanacak muamelelerin yapıldığı göz önüne alındığında, Öcalan'ın İmralı'da odasının aranması sırasında iddia edilen tarzda zorlamaya maruz kalması kimilerince "önemsiz" gibi görülebilse de yurtiçi ve yurtdışındaki taraftarlarının bu "hassas" konuda gösterdikleri/gösterecekleri tepkilerin Ahmet Türk'ün sözlerine paralel şekilde, Türkiye'yi çok tehlikeli bir sürece sokacağı anlaşılıyor.
Diğer bir ifadeyle Öcalan'ın PKK'ya "Bana idam, size imha dayatılırsa topyekün direniş gerekir" talimatı hatırlandığında, toplumun kimyasının geri dönüşsüz şekilde bozulmasının fantezi değil, eşikteki tehlike olduğu hissediliyor.

Türkiye'de "akıl" tatile çıkmış görünüyor.

Amed'de onbinler Öcalan'a yönelik saldırıyı protesto etti

diyarbakir18102008 Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın fiziki saldırıya uğraması nedeniyle Diyarbakır'da onbinlerin katılımıyla yapılan yürüyüş Koşuyolu Parkı'nda sona erdi. Açıklamada, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Öcalan'ın durumuna ilişkin derhal açıklama yapması istendi. Açıklamanın ardından polis gaz bombaları ile kitleye müdahale etmesinde DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, DTP'li vekiller ve belediye başkanları da nasibini aldı. Açıklamanın ardından kentin birçok yerinde başlatılan eylemler sürüyor.
İmralı Cezaevi'nde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın fiziki saldırıya uğraması nedeniyle Diyarbakır'da yapılmak istenen yürüyüşte yaşanan gerginliğin ardından yüzlerce polis yolu kapatarak, yürüyüşe izin vermeyeceğini söyledi. Bunu üzerine kitle, 'Biji Serok Apo', 'Öcalan' ve 'Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız' sloganları atarak, protesto etti. Yürüyüş korteji engellendiği sırada Diyarbakır'ın birçok mahallesinden yürüyüşe katılmak için yürüyüş güzergahında bekleyen kitle ise bulundukları noktadan, alkış ve sloganlarla engellemeyi kınadı. Bunun üzerine yer yer küçük çaplı çatışmalar meydana geldi. Gerginlik üst boyuta ulaşınca, DTP'liler ile polisler bir kez daha görüştü. Polis bir kez daha yürüyüşe izin vermeyeceğini açıkladı. Bunun üzerine DTP'liler bunun gerginliğe yol açacağını ifade ederek, yürüyüşe izin verilmesini istedi. Yapılan ikinci görüşmenin ardından polis yolu açacağını ifade etti. Polisin yolu açmasının ardından kitle yürüyüşe devam etti.
Öcalan lehine yazılı pankartlar eşliğinde yürüyüş
Yürüyüş sırasında DTP Eşbaşkanı ve Mardin Milletvekili Emine Ayna, DTP'li Diyarbakır Milletvekilleri, DTP Batman Milletvekili Ayla Akat, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DTP'li belediye başkanları kortejin en önünde yürüdü. Yürüyüş esnasında yüzlerce Öcalan posteri ve Demokratik Konfederalizm diyarbakir181020082 bayrakları taşındı. Yürüyüş sırasında yüzleri kapalı yüzlerce genç, 'Önder Apo'nun özgürlüğü kadının özgürlüğüdür', 'Gençlik Apo'nun fedaisidir' ve 'Be serok jiyan na be' pankartları eşliğinde yürüdü. Yürüyüşte kadınlar 'Edi bes e', 'Öcalanı'n özgürlüğü özgürlüğümüzdür' yazılı sarı kırmız yeşil motiflerle işlenmiş pankartlar taşınması dikkat çekti. Güzergah boyunca anons aracında 'PKK', 'Oremar', 'Gerilla', 'Ey Raqip', 'Ey Şoreşgere Kurdistan', ve 'Serok Apo' şarkıları çalındı. Kitle çalınan şarkılara alkış ve zılgıtlarla tempo tuttu. Kortej kilometreleri bulurken, onbinlerin yürüyüşü Koşuyolu Parkı'nda sona erdi. Yürüyüşün ardından kitle demokrasi mücadelesinde yaşamlarını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.
'Bu olay onur kırıcıdır'
Saygı duruşunun ardından DTP İl Başkanı Nejdet Atalay kısa bir açıklama yaptı. diyarbakir181020083 Öcalan üzerindeki saldırıya dikkat çeken Atalay, 'Son bir kaç yıldır toplum üzerindeki hassasiyeti bilindiği halde Sayın Öcalan'ın sistematik bir şekilde hukuk dışı uygulamalara maruz kalması Kürt ve Türk çatışması yürütmenin konseptinin parçasıdır. Öcalan'ın saçları kazıtıldı. İdari cezalar verildi. Son olarak yaşanan fiziksel saldırı ve tehdit bu konseptin parçasıdır ' dedi. Daha önceki uygulamaların toplumda yarattığı infial bilinmesi halinde bunun sistematik uygulamanın devam ettiğini bildiren Atalay, 'Yaşanan bu olay onur kırıcıdır. Kabul edilemez. Bu saldırı ile Kürtlerin orunu kırılmak isteniyor. Kürt ve Türk halkı arasında çatışma yaratılmak isteniyor. Başbakanlık Kriz Masası tarafından yönetilen cezaevinde bunların olması uygulamaların tesadüf değildir. Bu yaşanan olay Başbakanlık tarafından yapıldığını göstergesidir. Bu uygulamaların yaratacağı infialden AKP sorumludur' şeklinde konuştu.
Başbakan'a çağrı
Atalay, Başbakanlığın derhal olaya müdahale edip toplumu rahatlatması gerektiğine dikkat çekti. Atalay'ın açıklaması sırasında kitle sık sık sloganlar attı. Yapılan açıklamanın ardından gençler Ofis Semti'ne yürümek istedi. Polis kitleye gaz bombaları ile müdahale etti. Polisin attığı gaz bombasından DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, DTP'li milletvekilleri, belediye başkanları etkilendi. gençler polislere taşlarla karşılık verdi. Çatışmalar kentin birçok alanına yayılırken, gençlerin yer yer barikat kurduğu öğrenildi. Müdahalelerde gözaltılar yaşanırken, çatışmalar devam ediyor.
DİHA

Batman'da Öcalan'a saldırı ve ölüm tehdidi protesto edildi

DTP Batman İl Örgütü'nün açılışı için binlerce kişi yeni DTP binası önünde toplandı. Açılışta, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın onlarca posteri ve Demokratik Konfederalizm bayrağı, yeşil, sarı, kırmızı flamalar taşınırken, 'Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız' pankartı açıldı.
Kitle, 'Katil Erdoğan', 'Selam selam İmralı'ya bin selam', 'Biji Serok Apo', 'İntikam intikam', 'Dağlarda arama Apocular her yerde', 'Münafık Erdoğan', 'Vur gerilla vur batman18102008 Kürdistan'ı kur', 'Sayın Öcalan', 'Gençlik Apo'nun fedaisidir', 'PKK halktır halk burada' sloganları atıldı. Farabi Hastanesi'ne doğru sloganlarla yürüyüşe geçen kitle, DTP'li heyetin gelmesiyle birlikte DTP Batman İl binasına tekrar geri döndü. Açılışta yoğun güvenlik önlemlerinin alınması dikkat çekti. DTP otobüsü ile DTP Batman İl Örgütü'nün açılışına gelen DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, DTP'li Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, DTP'li Batman ilçe belediye başkanları, DTP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Hüseyin Yılmaz, DTP PM Üyesi Mazlum Tekdağ, 'Bijî Serok Apo' sloganları ile karşılandı.
Açılışta demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. DTP Batman İl Başkanı Özcan Erdem, kısa bir konuşma yaptı. Erdem'in ardından konuşan DTP Eşbaşkanı Ayna, Asrın Hukuk Bürosu'nun 2 gün önce PKK Lideri Öcalan'a dönük yapılan saldırılara ilişkin açıklama yaptığını söyledi. Öcalan'ın koğuş araması bahanesiyle tartaklandığını kaydeden Ayna, bu gelişmelerin kaygı verici olduğunu söyleyerek, 'Bu ateşle oynamayın. Bu ateş herkesi yakar. 25 yıldır bedellerle yaratılan bir değer vardır bu bedellerden vazgeçmemizi istiyorlar. Şu anda ellerde taşınan resimler bizim değil Sayın Abdullah Öcalan'ındır. Biz bu mesajı alıyoruz. Saçları kazıtılarak aşağılanmaya çalışılan Öcalan şahsında Kürt halkıdır. Basitleştirilmeye çalışılan Kürt halkının iradesidir' diye konuştu. Kürt halkının duygu ve düşünceleriyle oynanmaması gerektiğini ifade eden Ayna, diyolog yöntemleriyle çözümün getirilmesi gerektiğini söyledi.
'Aklınızı başınıza toplayın'
batman181020082 Her gün yapılan operasyonlarda onlarca gencin yaşamını yitirdiğine dikkat çeken Ayna, 'Aktütün saldırısına ilişkin PKK açıklama yaptı ve 62 askerin yaşamını yitirdiğini söyledi. Devlet ise 15 asker diye basına yansıttı. Devlet bunu açıklamak zorundadır' dedi. Kürtlerin kimliğinin anayasal güvenceye alınması gerektiğini söyleyen Ayna, Türkiye'nin tarihinin ve coğrafyasının çok kimlikli olduğunu belirtti. Bu nedenle anayasanın da çok kimlikli olması gerektiğini kaydeden Ayna, 'Barış olmak zorundadır. Barışı getirmek zorundasınız. Savaşın olduğu bir ortamda siyasi adımlar nasıl atılır? Siyasi adımlar ancak barış ortamlarında atılır. Bu günden sonra biz bu halkı baskılayamayız. Bu halkı çığırından çıkarmayın. Zehirlemenin ardından saç kazıtmak fiziki bir saldırıdır. Yeter artık bunu yapmayın. Aklınızı başınıza toplayın. Fiziksel saldırı yüreğimizi acıttıysa buna vereceğimiz en büyük cevap 24 saatimizi özgürlük mücadelesi ile yükseltmek olmalıdır' diye kaydetti.
'Savaşın bitmesi için üzerimize düşeni yapacağız'
Bir yandan askerlerin bir yandan da HPG'lilerin yaşamını yitirdiğini ifade eden Ayna, çatışmaların bitmesi için üzerlerine düşeni yapacaklarını söyledi. Seçimlerin yaklaştığını hatırlatan Ayna, bütün güçleriyle seçime hazırlandıklarını kaydetti. Mevcut belediyeleri iki katına çıkaracaklarını ifade eden Ayna, AKP'yi kastederek, 'Siz Batman'ı, Diyarbakır'ı, Dersim'i alacağız derken biz gidip İstanbul'da, İzmir'de ilçe alacağız. Başbakan Erdoğan Diyarbakır'ı alacağız diyor. 3 kez Diyarbakır'a geleceğim deyip de iptal eden Erdoğan, nasıl Diyarbakır'ı alacak? CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bir sözünde 'Başbakan Erdoğan Diyarbakır'a gidemiyor ve Diyarbakır'ı alacam diyor' Erdoğan domates ve yumurtadan korktuğu için Diyarbakır'a gelemiyor. Geldiğinde de gidip bir spor salonunda dört duvar arasında kalıyor' dedi.
Ayna'nın konuşmasının ardından DTP Batman İl Örgütü'nün yeni binasının açılışı yapıldı. Açılışın ardından kitle sessizce dağıldı.
BATMAN (DİHA)


yuksekovasavasalani18102008 Yüksekova savaş alanına döndü

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde yaklaşık 40 bini aşkın kişinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik saldırıyı kınamak amacıyla düzenlediği yürüyüşten sonra başlayan ve mahallerde devam eden eylemler sürüyor. Olayların büyümesi üzerine müdahalede bulunmak üzere asker mahallere girdi.
Yüksekova'da bir araya gelen 40 bini aşkın kişinin düzenlediği yürüyüşe güvenlik yuksekovasavasalani181020082 güçleri sert müdahalede bulunmasından sonra çarşı merkezinde başlayan ve başta Esentepe, Güngür, Yeşiltepe Cumhuriyet ve Mezarlık mahallerinde devam eden eylemler sürüyor.
Güvenlik güçleri ile eylemciler arasında çatışmalar devam ederken, olaylara müdahale etmek için askerler de panzerler eşliğinde mahallere girdi. Olaylara asker ve polisler havaya ateş ederek, gaz bombaları atarak, ve tazikli su sıkarak müdahale ediyor.
Güvenlik güçlerin müdahalesine kitle kurduğu barikatlar arkasında taş ve molotofkokteyli ile karşılık veriyor. Silah seslerin yükseldiği ilçede olaylar sürüyor. Yeni Mahalle'de Kaymakamlık Sosyal Tesisleri'nde bulunan Yüksekova Korucu Derneği'ne saldırı düzenlendi. Dernek binasının camları kırıldı. Gerginlik devam ediyor.
HAKKARİ (DİHA)
Yüksekova'da patlama

KÜRTLER NE İSTİYOR?

kurtler_hedefte_paris Kürt sorununa ilişkin tartışmalar sürerken, Kürtlerin ne istediği gayet açık: Öcalan muhataptır, İmralı kapatılmalı, Kürtlerin kimlikleri kabul edilmeli, dil ve kültürel haklar anayasal güvenceye alınmalı, Demokratik Özerklik tanınmalı
Kongra Gel Başkanı Zübeyir Aydar

İmralı'da görüşmeler yaparak halledebilirler. Bize gelebilirler veya seçilmişler ile oturup konuşabilirler. Karşılıklı silahların susturulması ancak diyalogdan geçer. Başka formül yoktur. Başka ülkelerde de böyle olmuştur. Türkiye, Filistin, İsrail, Suriye ve ABD arasında arabulucu olmaya çalışıyor, ama kendi içinde savaşıyor.
DTP Eşbaşkanı Emine Ayna
Çözüm için öncelikli adım operasyonlardan vazgeçmek. İkinci adım Anayasa'yı bir bütün değiştirmektir. Anayasal vatandaşlık hakkı tanınmalı, bir Türk hangi haklara sahipse, bir Kürt de Kürt kimliğiyle aynı haklara sahip olmalı. Anadilde eğitim hayata geçirilmelidir. Demokratik Özerklik kabul edilmelidir.

 
İşte Acil Çözüm Eylem Planı
Bir: Operasyonlar durdurulmalı.
►İki:
PKK ile devlet arasında diyalog başlamalı.
►Üç: Yeni bir anayasa hazırlanmalı, demokratik özerklik hayata geçirilmeli.

Dört: Siyasi genel af ilan edilmeli
HPG'nin Bezelê eylemi iki açıdan stratejik sonuçlar doğurdu. Kürt sorununda başat rol üstlenen ordu, tarihte ilk kez özgür eleştirinin odağı haline geldi. Toplumda, 'ordunun HPG'ye karşı yürüttüğü askeri strateji' masaya yatırılarak başarısız görüldü. Halk, 'Ordunun güçlü ve etkili olduğu' propagandasının gerçekleri yansıtmadığı algısına kapıldı. Bu durum halkın orduya beslediği sadakatin sorgulanması sonucunu doğurdu. Sorunun sadece askeri strateji ile çözülemeyeceği kanaati tüm toplum kesimlerine hakim olmaya başladı. Buna bağlı olarak Kürt sorununa çözüm tartışmaları yeniden güçlü bir şekilde alevleniverdi. Ancak kamuoyunda sürdürülen çözüm tartışmalarının katılımcı bir tartışma platformlarında gerçekleştiğini söylemek olası değil. Çünkü sorunun tartışıldığı platformlarda ne Kürt siyasal aktörlerini görebildik, ne de o siyasal aktörlerin hangi çözüm argümanlarını seslendirdiğini duyabildik. Kürt siyaseti denilince akla gelen önemli isimlerden biri Zübeyir Aydar. Çünkü Aydar KCK sistemi içinde yer alan Kongra Gel'in başkanı. Dolayısıyla Kürt siyasetindeki ağırlığı ve etkinliği önemli bir yere sahip. Zübeyir Aydar, Bezelê sonrası çözüm tartışmalarının daha fazla gündemleştiği tezine katılıyor. Bu yüzden ortaya çıkan sonucu olumlu görüyor. Aydar'ın ortaya çıkan sonuca getirdiği yorum şöyle: 'Bazı çevreler artık yeter diyorlar. Türk kamuoyu da artık belli bir bıkkınlık içinde. Çözüm tartışılıyor, değer veriyoruz.' Aydar'a göre, ilk defa bu düzeyde ordunun yanlışları görülüyor. Çözüm tartışmaları basında bu denli yer alıyor. 'Ancak' diyor Aydar, 'Bu durum orduyu çileden çıkarıyor. Başbuğ'un muhtıra niteliğindeki konuşması, bu tartışmalardan duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Bu kadar sinirli basın önüne çıkması, bazı çevreleri tehdit etmesi olayın ordu cenahındaki rahatsızlığı ve çözümsüzlüğü dile getiriyor.'
'Biz çözüme hazırız'
Ancak ortaya çıkan tartışmalı ortam, akan kanın durdurulmasına yetmiyor. Bu yüzden çatışmalı ortamı acil durduracak mekanizmalara ihtiyaç var. Aydar da bu kanaatte. Peki akan kanı durdurmak için acil hangi parametrelere ihtiyaç var? Aydar, o parametrelerin diyalogla sağlanabileceğini söylüyor ve şöyle devam ediyor: Türkiyeli muhataplar kendilerine güveniyorlarsa, varız diyorlarsa, çözmek istiyoruz, sizi Kürt olarak kabul ediyoruz derlerse bu işin çok kolayı var. Oturulur mesele konuşulur ve halledilir. Ama önce kendilerinin karar vermeleri lazım. Kürt yoktur politikasından vazgeçecekler mi? Tek millet, tek kültürden vazgeçecekler mi? Kürtleri dili, kimliği ile kabul edecekler mi? Böyle bir irade varsa Kürt tarafı hazırdır. İkna etmeye, ikna olmaya hazırız. Sınırlar dahilinde hak eşitliği temelinde çözüme hazırız.'
'Acil diyaloğa ihtiyaç var'
Peki Zübeyir Aydar, diyalog ile neyi kastediyor? Veya diyalog için hangi somut mekanizmaları öneriyor? Aydar, soruları yanıtlıyor: 'Başkan Apo ordadır. Ta nerelere elçi göndereceklerine İmralı'ya gidip görüşmeler yaparak halledebilirler. Bize gelebilirler veya seçilmişler ile oturup konuşabilirler. Karşılıklı silahların susturulması ancak diyalogdan geçer. Başka formül yoktur. Başka ülkelerde de böyle olmuştur. Türkiye, Filistin-İsrail sorununda arabulucu, Suriye-İsrail sorununda arabulucu, Suriye-ABD arasında arabulucu, İran-ABD arasında arabulucu, Kafkaslarda arabulucu olmaya çalışıyor. Doğu-Batı arasında medeniyetler ittifakı ile zaten arabulucu. Dışarda barış arıyor ama kendi içinde savaşıyor. Böyle şey olamaz.'
'Silah bırakın tezi çözümsüzlüktür'
Kamuoyunda bazı kanaat önderleri, 'PKK kayıtsız şartsız silah bıraksın. Bu jest çözümün önünü açar. PKK bu jestle aynı zamanda çözüm için psikolojik ortamı da hazırlar' şeklinde düşünce belirtiyorlar. Acaba PKK bu tezi nasıl değerlendiriyor. Aydar anlatıyor: 'Bu tez çözümsüzlükte ısrardır. Önce silahlar sussun diyorlar. Tek taraflı susturulduğu zaman da operasyonlar sürüyor. İşte çözüm için psikolojik ortam oluşturulsun deniliyor. Bizde de psikolojik ortam var. Her gün cenaze kaldırıyoruz. Biz geçmişte beş kez tek taraflı ateşkes ilan ettik. Ama tek taraflı ateşkesin sorunu çözmediği ortada. Mantıklı düşünürsek, herkesin kendi kamuoyunu hazırlaması gerekir. Hainler edebiyatı yaparsan, ortamı kendin bozmuş olursun. TC yöneticileri için psikolojik ortamı hazırlamak çok zor değil. Önce samimi olacaklar. Samimiyet olursa ortam çabuk oluşur. Bu da tek taraflı olmaz. karşılıklı diyalogla olur.' Aydar, bu tezleri dile getirirken bir hususun altını özellikle çiziyor: 'Meseleyi böyle sürekli silahla, çatışmayla, insan öldürmeyle götürmek isteyen bir hareket değiliz. Silah bir savunma aracıdır, saldırı değil. Biz saldırı altındayız, her gün yok edilmek isteniyoruz. Bunun karşısında bir savunma mekanizması işliyor.'
'Önce zihniyet değişmeli'
DTP Eşbaşkanı Emine Ayna ise, çatışmalı ortamın acil sona ermesi, akan kanın bir an önce durabilmesi için önce zihniyet değişliğine ihtiyaç olduğunu söylüyor. Ayna, 'değişmelidir' dediği zihniyeti tanımlıyor: 'Yargı, yasalar, her şey tek ulusa göre şekillendi. Bu değişmedikçe özgürlük, eşitlik Türkiye geneline yayılmaz. Zihniyet değişimi Kürtlerin kabulü, diğer kimliklerin kabulü anlamına gelecek. Böylece tek ulus zihniyeti ile yanlış yapıldığı kabul edilecektir. Zihniyet değişikliği operasyonlarla çözüm olmayacağı bakışını geliştirecektir. Çünkü kanın dökülmesinin nedeni şiddet yanlısı politikalardır. Bunun da varlık nedeni resmi ideolojidir. Bu değişirse çözüm yaklaşımı da değişir.' Peki ortada zihniyet değişikliği için umutlu olmamızı gerektirecek elle tutulur bir atmosfer var mı? Ayna soruyu yanıtlıyor: 'Mevcut durum 'çözüm vardır' diyen demokratik güçler için çözüme en yakın durumdur. Bugüne kadar askeri zihniyet bu kadar sorgulanmadı. H‰l‰ kaygılı bakışlar, çekingen duruşlar olsa da bu kadar sorgulama olmadı. Bugün bu sorgulama halk tarafından yapılıyor. Bu çok önemli bir fırsattır ve değerlendirilmesi gerekir.'
Somut iki adım önerisi
Ayna, fırsatın değerlendirilmesi için hangi somut önerileri seslendiriyor? Emine Ayna, önerileri iki maddede dile getiriyor. Birinci madde operasyonların durdurulması, ikinci madde yeni bir anayasa değişikliği. Ayna'ya kulak verelim: 'Çözüm için öncelikli adım operasyonlardan vazgeçmek, öldürmek kavramını siyasi literatürden çıkarmak olmalı. Hala siyasi literatürde öldürmek kavramı var. Bu yüzden çözme iradesi açığa çıkmıyor. O yüzden Meclis iradesizleşmiştir, çünkü TC'yi yöneten Genelkurmay'dır. İkinci adım anayasayı bir bütün değiştirmektir. Kürtçe televizyondan bahsediliyor. Diğer taraftan da hala bir spiker bulunamıyor. AB'ye karşı bunu yapmak zorunda Türkiye. Ama yapamıyor. Bu hala sindirmeme, hazmetmeme durumunun çok açık göstergesi.'
Somut çözüm parametreleri
Kuşkusuz diyalog ortamının geliştirilmesi veya operasyonların durdurulması çok önemli tarihsel bir adım anlamına gelecek. Ancak bu adımın çözüm konsensusu oluşturabilmesi için tarafların çözüm parametrelerini kamuoyu ile paylaşması gerekir. Emine Ayna, Kürt siyasetinin çözüm parametrelerini üç başlık altında sıralıyor. Birinci başlık anayasal vatandaşlık hakkının tanınması, ikinci başlık demokratik özerklik, üçüncü başlık dağdakileri toplumsal yaşamla buluşturacak katılım yasalarının hayata geçirilmesi. Ayna, teorik çerçeveyi daha da somut bir hale getiriyor: 'Bir Türk, Türk kimliğiyle hangi haklara sahipse, bir Kürt de TC vatandaşı olarak Kürt kimliğiyle aynı haklara sahip olmalıdır. Anadilde eğitim hayata geçirilmelidir. İşte üniversitesi var, maliyeti var deniliyor, iş yokuşa sürülüyor. Savaş kadar mı maaliyeti var? İnsan maliyeti kadar mı var? Kürtçe'ye Türkçe'ye yaklaştığımız gibi yaklaşmak zorundayız. Eşitliğin şu kadarı, bu kadarı olmaz. Anadile seçmeli ders olarak bakamayız. Üniversiteye kadar böyle olmalı. Türkçe müfredata bir dil dersi olarak korunmalı. Kişi Kürt'tür ama eğitim dili Kürtçe olan bir okulu tercih etmez. Bu tercihine olanak sağlanır. Bir diğer çözüm talebi demokratik özerkliktir. Kürtlere ağırlıklı olarak yaşadıkları yerlerde kendi kimlikleriyle yönetme ve yönetilme hakkı verilmelidir. Her özerk bölgede özerk meclisler veya bölge meclisleri kurularak bu yönetim sağlanır. Mali, askeri, üniter yapıyı ilgilendiren konular merkeze bağlı kalır, merkez de kaynakları her bölgeye eşit dağıtır. Bunlar üniter yapı içinde gerçekleşir. TC vatandaşlığı tanımlaması kimliğe dayalı olmalıdır.'
'Eşit ve genel katılım olmalı'
Emine Ayna'nın çözüm parametreleri Kongre Gel Başkanı Zübeyir Aydar ile paralellik arz ediyor. Aydar, Ayna'nın dile getirdiği üç temel teze katılıyor. Aydar, 'Çözüm demokratik özerklik projesidir. Çünkü bu sağlandığı zaman Kürt sorunu çözülmüştür diyeceğiz' diyor. Kürtçe eğitim konusunda da Aydar ile Ayna'nın görüşleri paralel. Aydar, 'Kürtçe eğitim seçmeli değil ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili olur. Devlet dairelerinde, kamuda iki dillilik olacak. Kürtçe seçmeli dersle, enstitüyle geçiştirilecek bir konu değil çünkü' diyor. Peki 2003 tarihinde seslendirilen ama son iki yıldır rafa kaldırılmış görünen 'yönetimi' hariçte tutacak bir af yasası yeniden gündemleşirse PKK bu durumu nasıl okur? Aydar, soruya çok net yanıt veriyor: 'Demokratik siyasal yaşama katılım yasası gerekli. Yasaya istisnaları koymak, yöneticiler kapsam dışı demek iyi niyeti sorgulatır. Bu tür formüller geçmişte tartışıldı. Formülü iyi bir çözüm değil, bir hareketi çözme yaklaşımı olarak değerlendirdik. Bu tür formülleri örgütü tasfiye, çözme olarak görüyoruz.'
Öcalan'dan çözüm önerileri
Kürt Halk Önderi
Abdullah Öcalan, İmralı'ya getirildikten sonra pek çok kez Kürt sorununun çözümüne ilişkin somut çözüm önerilerinde bulundu. Öcalan, çözüm önerilerini İmralı duruşmalarında Demokratik Cumhuriyet, Temmuz 2003 yılında Uzlaşma ve Çözüm Deklarasyonu, 21 Mart 2005 tarihinde ise Demokratik Konfederalizm olarak kavramsallaştırdı. Öcalan'ın çözüm önerileri şu parametreleri içerdi:
►Kürtler demokratik toplum inşa edebilmek için Demokratik Konfederal sistem inşa etmelidirler. Bu sistem Ortadoğu ve tüm dünya halkları için geçerlidir. Dolayısıyla evrenseldir. Milliyetçilik ve devletçilikten uzak durur, demokratik ulusçuluğa önem verir. AB sürecini bir sentez olarak algılar. ►Devleti içermeyen demokratik ulus örgütlenmesidir. Azınlık, kültür, dil, din, cins vb. örgütlenmeyi esas alır. Üç yasal duruşu esas alır. Bu yasalar AB, üniter devlet ve Demokratik
Konfederalizm yasalarıdır. Toplumsal temelde etnik, dini, sınıfsal farklılıkları gözeten, ancak bir arada yaşatan sistemdir. Ekonomik, kültürel, sosyal, çevresel, mesleki vb. unsurların söylem tarzı, ifade biçimidir. Yüzlerce birimin bir aradalığına ve örgütlülüğüne dayanır.
►AB sürecine karşı değiliz. Bu süreci önemli buluyoruz. Ancak Kürt olgusu demokratikleşmenin temel bir olgusu olarak kabul edilmeli.
Kürtlerin demokratik, siyasal hakları yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmalı. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı, serbest siyaset yapmanın tüm koşulları yaratılmalı. Siyasal ►Partiler ve Seçim Yasası demokratik ölçülere göre yeniden düzenlenmeli. Özgür ve bağımsız bir seçimin tüm koşulları yaratılmalı
►Cumhuriyetin temel niteliklerin aykırılık teşkil etmenin dışında, Kürtlerin kültürel hakları tanınmalı, Kürtler kendi kültürlerini özgürce ifade edebilmeli. Buna TV, radyo, kitap, eğitim hakkı da dahildir. Bu konuda sınırlamaya gidilmemeli, halk ne kadar istiyorsa o kadar kültürel hakları, TV, radyo, basın-yayın, eğitim hakkı verilmelidir.
►Demokratik bir Yerel Yönetim Yasası çıkarılarak, yerel yönetimlerin yetkileri artırılarak demokrasi geliştirilmeli
►Köye dönüşlerin güvenli bir şekilde sağlanması için gerekli girişimler yapılmalı, gerekli idari, hukuki, ekonomik ve sosyal tedbirler alınmalı
►Koruculuk, ekonomik ve sosyal tedbirler alınarak kaldırılmalı. Devlet içinde yuvalanmış ve hiçbir kanuni dayanağı bulunmayan gayri meşru güçler, çeteler lağvedilmeli. Meşru güçler dışında güvenlik gücü kalmamalı
►GAP Projesi çerçevesinde etkin bir planlama ve destekleme ile Bölge ekonomisi için yeni projeler geliştirilmeli
►Toplumsal barış ve demokratik katılım yasası çıkarılarak dağdakilerin, sürgündekilerin ve cezaevindekilerin yasal ve demokratik sürece katılmaları sağlanmalı
►Uzlaşma ve diyalog gelişmediği takdirde meşru savunma hakkı kullanılacak, bu çözümün bir parçası olarak ele alınacak
►Şu ana kadar yürütülen yanlış politikalardan dolayı devlet, Kürtlerden özür dilemeli
CENGİZ KORKMAZ/ www.gundemonline.org

Ceber’i böyle öldürdüler

İşkence sonucu yaşamını yitiren Engin Ceber’in arkadaşlarından şok ifadeler: Bizi hastanede bile dövdüler. İki gardiyan, Engin’in kafasını önce duvara, sonra da koğuşun demir kapısına defalarca vurdu. Engin bir süre sonra kendinden geçti

 

Engin Ceber ile birlikte işkence gören arkadaşları hastanede bile dayak yediklerini, Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde ise kelepçe ve kemerle birbirlerine bağlandıktan sonra polislerin kendileriyle hatıra fotoğrafı çektiklerini ifade etti.

PARMAKLIKLARA VURDULAR • Sabah sayımında koğuşa yaklaşık 10-15 gardiyanın geldiğini söyleyen Ceber’in arkadaşları gardiyanların sayımda ayağa kalkmayan Engin’i dövmeye başladığını söylediler. İki gardiyan’ın Engin’in kafasını tuttuğunu söyleyen Cihan Gün,”Gardiyanlardan biri Engin’in suratına vuruyordu. Diğeri ise kafasından tutup koğuş duvarına vurdu. Bununla yetinmeyip, Engin’i sürükleyip kafasını koğuşun havalandırma demir kapısına vurdular. Demir kapı kapalıydı ve bu olay yaklaşık beş dakika sürdü. Bizi daha sonra yukarı çıkardılar. Aşağıya indiğimizde Engin baygın bir halde sırt üstü koğuşun ortasında yatıyordu. Elini kolunu vücudunu sıkıyor, kasıyordu. Horultu şeklinde sesler çıkarıyordu” dedi.
Salı günü tahliye edilen Cihan Gün ve Aysu Baykal, Ceber’in babası Ali Tekin ve avukatlarıyla birlikte basın toplantısı düzenledi.
Gözaltına alındığı andan itibaren işkenceye maruz kaldıklarını belirten Baykal, Sarıyer Emniyet Müdürlüğü’nde polislerin kendileriyle hatıra fotoğrafı çektiklerini söyledi. Baykal, “Ceber’le birlikte dördümüzü kelepçeleyip sonra ikişer ikişer kemerle birbirimize bağlayarak arka arkaya sıraladılar. Bir polis bizi yere çöktürüp aramıza girdi. Kollarını omuzlarımıza atarak poz verdi, başka biri de cep telefonuyla fotoğraf çekti” dedi. 16trfs13ceber

HASTANEDE DE DAYAK YEDİK • Gün ve Baykal, gözaltı sırasında rapor almak için gittikleri İstinye Devlet Hastanesi’nde de polisler tarafından dövüldüklerini anlattı. Gün ise Metris Cezaevi’nde müdürün koğuşa gelerek hastalığı olup olmayanları sorduğunu ifade ederek, “Biz de işkenceye maruz kaldığımızı durumumuzun kötü olduğunu söyleyince, bize ‘Onu kasdetmedim. Kalp hastalığı vs olanları sordum’ dedi” diye konuştu. Gün, ayrı koğuşta olan Ceber ile duvar üzerinden kağıda yazarak konuştuklarını belirterek, “Bana sürekli dayatmalara ve işkenceye maruz kaldığını söyledi. Öleceğimi bilsem bile onların dayatmalarına uymayacağım dedi. Sözünde durdu dayak yiye yiye öldü” dedi.
Ceber’in babası Ali Tekin ise “Bu polisi nasıl, hangi okullarda yetiştiriyorlar. Ben onların akli dengesinin yerinde olduğunu düşünmüyorum. Bakan Şahin aradı üzgün olduğunu ve davanın takipçisi olduğunu söyledi. Ama gizlilik kararı var. Açığa alınanların tekrar göreve gelmeyeceğini nereden bileceğim” dedi.
Avukat Taylan Tanay ise teşhis edilenler arasında ikisi astsubay üç askerin bulunduğunu ancak açığa alınanların tamamının başgardiyan ve gardiyan olduğunun altını çizdi. Polis ve jandarma görevlileri hakkında da soruşturma açılmasını beklediklerini kaydeden Tanay, açığa alınanların bugüne kadar savcılık tarafından ifadelerinin alınarak tutuklanmış olmaları gerektiğini söyledi.

İŞKENCE İÇİN EĞİTİLMİŞLER • İstanbul Tabip Odası Başkanı Gençay Gürsoy, “İşlem gösteriyor ki kafaya iz bırakmayan ‘künt’ darbeler vurulmuş. Yani deride iz bırakmaması nedeniyle etrafına kubaş vb şeyler sarılı sert cisimler kullanılmış. Sanki işkence için eğitilmişler” diye konuştu.

MECLİS, CEZAEVLERİ VE KARAKOLLARA GİDECEK • Engin Ceber’in cezaevinde işkence sonucu ölmesi üzerine Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu harekete geçerek, İstanbul, Diyarbakır, Bandırma ve Sincan cezaevlerinde inceleme yapılması için bir alt komisyon kurdu. Komisyon Zafer Üskül başkanlığında toplanarak, karakollarda ve cezaevlerinde yaşanan olaylar ile işkence ve kötü muamele iddialarını görüştü. Komisyon, Adalet Bakanı Şahin, Engin Ceber’in cezaevinde işkence sonucu öldürüldüğünü kabul etmesi ve bu konuda soruşturma başlatılması nedeniyle, Ceber konusunda bir işlem yapmayacak. Toplantıda, CHP Milletvekili Ahmet Ersin, “Komisyon Engin Ceber ile ilgili yeterli çalışmayı yapmadı, komisyonu hadım ettiniz.” dedi. Ersin, Üskül’ü, “Başbakanlık İnsan Hakları Üst Kurulu bile komisyondan fazla çalıştı. Bir bürokrat bile senden fazla iş yapıyor. O hiç yoktan hem Adalet Bakanlığına, hem İçişleri Bakanlığına dilekçe gönderdi. Senin görevin dilekçe mi yazmak?” diye eleştirdi.
Görüşmelerin ardından, komisyonda dört yeni alt komisyon kurulması kararlaştırıldı. Buna göre, ceza ve tutukevleriyle ilgili kurulan alt komisyon, İstanbul, Diyarbakır, Bandırma ve Sincan ceza ve tutukevlerinde incelemeler yapacak. Altkomisyon Murat Yıldırım (AKP), Mithat Ekici (AKP), Gürcan Dağdaş (MHP), Fatih Arıkan (AKP) ve Melik Ejder Özdemir (CHP)’den oluşacak. Altkomisyon, cezaevlerinde güvenlik güçleri ve gardiyanların işkence ve kötü muamele uygulamaları yanı sıra, mahkumların birbirlerine yönelik baskıları da araştırıp, gündeme getirecek. İkinci alt komisyon ise İstanbul’da belirlenecek karakollarda inceleme yapacak.

“İŞKENCEYİ ASGARİYE İNDİRMEDE SAMİMİYİZ” • Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, işkenceyi asgariye indirme konusunda samimi bir çalışma içinde olduklarını anlatarak, Türkiye’nin bu konuda uluslararası iş birliğine açık olduğuna dikkati çekti. Şahin, BM’nin işkenceyle mücadeleyle ilgili sözleşmesinin bir an önce Türkiye tarafından kabul edilmesi için girişimde bulunmayı düşündüğünü ifade etti.
Akdeniz Ülkeleri Noterlik 2. Kolokyumu için Antalya’da bulunan Bakan Şahin, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Şahin, bir gazetecinin, Engin Ceber’in cezaevinde ölümünün ardından yurt dışındaki basın kuruluşlarında Hükümetin işkenceye yönelik politikalarının zafiyete uğradığı şeklinde yorumlarda bulunduğunu hatırlatması üzerine şunları söyledi: “Birçok ülkede, AB ülkelerinde de zaman zaman bu tür işkence olaylarına rastlıyoruz. Hiçbir ülke, (Benim ülkemde hiçbir işkence olayı olmamıştır) diyemez. Bunu sıfıra indirmek bir hedeftir. Ama istatistikler gösteriyor ki rakamlar geçmişe nispetle önemli ölçüde azaldı. Şimdi çok daha ciddi bir  mücadele yapmak durumundayız. Belki yasal denetim mekanizmaları dışında, sivil toplumda oluşacak bir denetim mekanizması kurabiliriz.’’
Şahin, işkenceyi önlemek için izleme kurullarının da olduğunu, bu kurulların çalışmasını düzenleyen yasanın daha fonksiyonel hale gelmesi için bir yıl önce değiştirildiğini hatırlattı. Şahin, ‘’BM’nin işkenceyle mücadeleyle ilgili bir sözleşmesi var. Onun da bir an önce Türkiye tarafından kabulü noktasında en azından Adalet Bakanı olarak girişimde bulunmayı düşündüğümü ifade etmek isterim’’ diye konuştu.

GERÇEKER: CEBER’İN ÖLÜMÜ ÜZÜCÜ • Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Metris Cezaevi’nde tutuklu bulanan Engin Ceber’in ölümüyle ilgili, ‘’Bunlar üzücü, olmaması gereken şeyler. Hiçbir zaman tasvip edilecek, tasvip edilmesi de söz  konusu olacak şeyler değil. Ama oluyor. Her toplumda yanlış yapan, doğru yapanların yanında mutlaka çıkıyor’’ dedi. Antalya Belek’te düzenlenen Akdeniz Ülkeleri Noterlikleri 2. Kolokyumu toplantısına katılan Yargıtay Başkanı Gerçeker, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gerçeker, “ Yargının işlevi, idarecilerin işlevi yanlış yapanların önüne geçmek, yanlış yapan da varsa gereken yaptırımını uygulamaktır.’’ dedi.

İŞKENCEYE TAZMİNAT YASADA VAR AMA UYGULANMIYOR • İşkence, Engin Ceber’in öldürülmesiyle yeniden gündeme gelirken, işkence nedeniyle devletin ödemek zorunda kaldığı tazminatların işkenceciye ödetilmesinin anayasaya konulmasına karşın altı yıldır uygulanmadığı gerçeğini de ortaya çıkardı.
Memurlar ve kamu görevlilerinin işkence ve kötü muameleden dolayı oluşan tazminat cezalarını ödemeleri ilk kez 26 Mart 2002 yılında kabul edilen uyum paketiyle anayasaya girdi. Anayasanın 129. maddesinde tazminatın işkence ve kötü muameleyi yapan personele rücu ettirilmesi, “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir” şeklinde düzenlendi. Aynı uyum paketiyle Devlet Memurları Kanununun 13. maddesine, “İşkence ya da zalimane, gayri insani veya haysiyet kırıcı muamele suçları nedeni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce verilen kararlar sonucunda Devletçe ödenen tazminatlardan dolayı sorumlu personele rücu edilmesi” fıkrası eklendi. Ancak geçen altı yıllık sürede ceza işkencecilere ödettirilmedi.

BAKAN ŞAHİN’DEN İSTEDİ • Engin Ceber’in işkence sonucu öldürülmesi üzerine TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül tazminat cezaların işkenceciye ödettirilmesi konusunu yeniden gündeme getirdi. Üskül, Adalet Bakanı Şahin’le görüşerek uygulamanın hayata geçirilmesini istedi. Üskül’e göre, Anayasanın hükmü olarak amir bir hüküm, hemen uygulanabilir.
Adalet Bakanı Şahin ise “Rücu anayasamızda var ama doğrudan uygulanabilir mi, yoksa uygulama yönetmeliği gerekiyor mu onu inceletiyorum.”dedi.Taraf

İmralı Cezaevi'nde Öcalan'a saldırı

imrali-ocalan_300 Asrın Hukuk bürosu avukatları, İmralı Tek Kişilik Kapalı Cezaevi'nde bulunan müvekkilleri Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a cezaevi personeli tarafından fiziki saldırı düzenlendiğini açıkladı.
Asrın Hukuk Bürosu avukatları tarafından yapılan açıklamada, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın cezaevi personelinin fiziki saldırısına maruz kaldığı belirtildi. Saldırıdan AKP hükümeti ve Genelkurmay Başkanlığı'nın sorumlu tutulduğu açıklamada, şunlara yer verildi: 'Müvekkilimiz Sayın Abdullah Öcalan, İmralı Tek Kişilik Kapalı Cezaevi'nde dokuz yıldır ağır tecrit koşullarında tutulmaktadır. Son beş yıldır da, defalarca hücre içinde hücre cezasına maruz bırakılmıştır. Müvekkilimize dönük tüm bu hukuk dışı uygulamalara, geçtiğimiz hafta, insanlık dışı, kötü muamele niteliğinde uygulamalar eklenmiştir.
Bu olay müvekkilimizin anlattığı şekliyle şöyle gelişmiştir: İmralı Cezaevi'nde bulunan müvekkilimizin odası, 'arama yapacağız' bahanesiyle görevlilerce dağıtılmıştır. Müvekkilimizin bu duruma itirazı üzerine kendisine, 'Sus, sen konuşamazsın, bir kelime bile konuşma hakkın yok' denilmiş, akabinde iki görevli kollarına girerek, müvekkilimiz yan odaya götürülmüş, bir görevli de arkadan sırtına bastırmak suretiyle yere çökmesine yol açmışlardır. Müvekkilimiz bu durum karşısında, 'Bu uygulamadansa beni öldürün daha iyi' demesi üzerine bir görevli 'Ona da sıra gelecek' şeklinde açık tehditte bulunmuştur.
İmralı'da 9 yıldır ilk kez uygulanan bu fiziki yönelim kuşkusuz işkence ve kötü muameledir. Müvekkilimize karşı uygulanan bu fiziki yönelimin, son dönemde artan çatışmalı ortam ile paralellik göstermesinin tesadüfi olmadığını düşünmekteyiz. Bu olayın gelişiminden hemen önce İmralı Cezaevi personelinin değiştirilmiş olması da dikkat çekicidir.
Bununla birlikte gerçekleşen uygulamanın kesinlikle cezaevi görevlilerinin bireysel tutumları olmadığını düşünüyoruz. İmralı Cezaevi'nin idari yapısı da göz önüne alındığında, İmralı'da, Başbakanlık Kriz Merkezi'nin talimatı dışında bir uygulamanın gerçekleşmeyeceği aşikardır. Dolayısıyla müvekkilimize dayatılan bu uygulamalar, 1982 Diyarbakır Cezaevi uygulamalarına benzemektedir.
Böylesi tahrik içerikli yaklaşımlar karşısında müvekkilimiz, halkına karşı sorumluluğu gereği sağduyulu hareket etmeyi esas alacağını ve buradaki tüm olumsuzluklardan devletin sorumlu olduğunu belirtmektedir. İmralı Cezaevi'nde, en yüksek 'güvenlik' koşullarında tutulan müvekkilimize yönelik gelişen ve gelişecek uygulamaların Genelkurmay ve Hükümetin bilgisi dışında gerçekleşmeyeceğini, dolayısıyla sorumluların derhal açığa çıkarılması için gereken devlet sorumluluğunun gösterilmesi gerekliliğini kamuoyuna bir kez daha hatırlatmak isteriz.'ocalanhalkserok


İSTANBUL (DİHA)

DTP MYK Öcalan için olağanüstü toplantı gerçekleştirdi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik İmralı Cezaevi'nde fiziki saldırının ardından DTP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) olağan üstü toplandı. İmralı'da yaşananlardan AKP Hükümeti'nin sorumlu olduğunu belirten DTP MYK, hükümet nezdinde girişimlerde bulunacak. Görüşmelerde bu tür saldırıların çatışmalı ortamı daha da derinleştireceği uyarısı yapılacak.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a İmralı Cezaevi'nde fiziki saldırının duyulması üzerine DTP MYK olağanüstü toplantı. Saldırıyı değerlendiren DTP MYK, öncellikli olarak hükümet nezdinde girişimlerde bulunma kararı aldı. İmralı Cezaevi'nin Başbakanlık Kriz Merkezi'ne bağlı olduğunu belirten MYK, dolaysıyla yaşananlardan hükümetin sorumlu olduğunu kaydetti. MYK, yapılacak görüşmelerde bu tür saldırıların Türkiye'deki çatışmalı ortamı daha da derinleştireceği uyarısında bulundu.
DTP önünde yoğun güvenlik önlemi
DTP Genel Merkezi önünde yoğun güvenlik önlemi alınması ise dikkat çekti. Güvenlik önleminin, çatışmada yaşamını yitiren askerlerin çelenk bırakacak olması gösterildi. ANKARA - DİHA