OSMAN: ‘’ KÜRTLER MALİKİ’NİN HÜKÜMETİNDE FAZLA KALAMAZ...’’

131108063350 13-Nov-08 [18:33]PNA-Federal Irak başbakanı Nuri El Malki’nin ülkenin siyasi gündemine ilişkin son açıklamalarına Kürt siyasi liderliğinden sert tepkiler sürüyor. Son olarak İttifak listesinden federal Irak meclisine üye Dr. Mahmut Osman Kürdistan İttifak Listesinin Maliki’ye karşı tavrını artık tek taraflı hale getirmesi gerektiğini belirterek ‘’Kürtler artık Maliki’nin hükümetinde fazla kalamaz’’ şeklinde tepkisini dile getirdi.

PNA’ya özel açıklamalarda bulunan Osman ,Kürtlerin Malkinin sözlerine karşılık fazla aceleye gelmemesi gerektiğini de    belirterek ‘’ İttifak Listesi,  Kürdistan Bölge Hükümeti ile federal Bağdat hükümeti arasında askıda kalan sorunların çözümü için oluşturulan 5 komisyonun sonuçlarını beklemeli’’ dedi.

Maliki ve yanındaki kesimlerin , durumu daha da karmaşık hale getirmesini sürdürdüklerini dikkat çeken Osman ‘’ Şuana kadar  sadece 5 konuda sorunlarımız vardı şimdi Maliki’nin dile getirdiği milis güçleri de altıncı sorun  oldu’’ ifadesini kullandı.

Askıda kalan sorunların çözümüne yönelik oluşturulan 5 komisyonun herhangi bir sonuca varmadığı taktirde Kürtlerin tavrını tek taraflı hale getirmeleri  gerektiğini vurgulayan Osman ‘’ Çünkü bu durum itiribariyle  Kürtler,  Maliki’nin hükümetinde ne ortak olabilir  ne de fazla kalabilir’’ açıklamasında bulundu.

 

Maliki,  geçen hafta Irak’ta merkezi hükümetin güçlendirilmesi isteyerek ve buna paralel olarak anayasada bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini belirtmesinin yanında Kerkük ve diğer koparılmış bölgelerde Milis güçlerinin oluşturulması talimatı vermişti. Bu da özellikle Kürdistan siyasi liderliği tarafından sert bir şekilde tepki gördü.

Değişen bir şey yok Gözüm

ahmet_kaya_olumyildonumu7 Milyonların sevdiği bir sanatçı olan Ahmet Kaya, bundan tam sekiz yıl önce 'ya sev ya terk' zihniyetindeki ırkçıların kışkırtmaları sonucu çok sevdiği yurdundan, dostlarından ayrılmak zorunda kalmış ve Yılmaz Güney, Nazım Hikmet gibi ülke ve dost hasretiyle aramızdan ayrılmıştı. Ahmet Kaya'nın sürgünde yaşamını yitirmesine neden olan 'ya sev ya terk et' zihniyeti, bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın temsilciliğinde sürdürülüyor. Türkiye'de aradan geçen 8 yıla rağmen değişen bir şey yok. Kürtlere hala, sürgün, ölüm ve işkence  dayatılıyor, hala sanatçılar ve aydınlar yargılanıyor, gazeteler kapatılıyor, gazeteciler tutuklanıyor, şarkılar yasaklanıyor.ahmet_kaya-duvarlar_ona_cok_sey_anlatirdi
Yaptığı besteler ve söylediği şarkılarla milyonların kalbinde taht kuran Ahmet Kaya, ölümünün 8. yılında sevenleri ve dostları tarafından anılıyor. Ahmet Kaya'yı Paris'e sürgüne gönderen 'ya sev ya terk' zihniyeti ise bugün Türkiye'de Başbakan Erdoğan tarafından devam ettiriliyor. Ahmet Kaya'nın sürgüne gitmesine neden olan zihniyetin bugün Başbakan Erdoğan tarafından sürdürülmesini 'çok hazin bir durum' olarak nitelendiren eşi Gülten Kaya, 8 yıldır Türkiye'de Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda pek bir değişiklik olmadığını söyledi. Başbakan Erdoğan'ın kendisinin de şiir okuduğu için tutuklandığını ve inancından dolayı ötekileştirildiğini hatırlatan Gülten Kaya, 'Türkiye Türklerindir mantığı bizi çağ dışına itiyor. Bugün görünen o ki, iktidardaki parti yöneticilerinin bilinçaltındaki gerçekler ortaya çıkıyor. Oysa Başbakan'ın kendisi de şiir okuduğu için tutuklanmış, inancından dolayı ötekileştirilmişti. Bu söylemin Türkiye'ye ve bizlere hiç yakışmadığını düşünüyorum. Bu mantık kaybetmeye mahkumdur' dedi. 'Eğer bugün Ahmet Kaya yaşasaydı, ezilenler için, Kürtler için, kadınlar için, inancından dolayı baskı gören insanlar için besteler yapıp, şarkılarını söyleyecekti' diyen Gülten Kaya, Ahmet Kaya'nın kocaman bedeninde bir çocuk kalbi taşıdığını söyledi. Türkiye'de sorunların çözülmemesinin nedeninin, çağdaş, demokratik, reformcu olduğu iddia edilen Cumhuriyet'in bir halkın varlığını inkar etmesi, kana bulaşması ve bu kadar cana kıyması olduğunu ifade eden Gülten Kaya, bunun hastalıklı bir durum olduğuna dikkat çekerek, Ahmet Kaya'nın yaşadığı toplumsal durumu şarkılarına taşıdığını ifade etti.ahmet_kaya_08
Ödül verip saldırmışlardı
Milyonların sevgilisi Ahmet Kaya, bundan 9 yıl önce 10 Şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü almıştı. Kaya ödül konuşmasında, 'Ben bu ödül için İHD'ye, Cumartesi Anneleri'ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayımlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayımlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum' dedi. Kaya'nın bu sözleri üzerine salonda bulunan Şenay Düdek, Ercan Saatçi gibi ırkçı zihniyete sahip kişiler ona hakaret etmeye, çatal kaşık fırlatmaya başladı. Bu olayın ardından Hürriyet Gazetesi'nin düzmece fotoğraflarla yayınladığı yalan haber üzerine Kaya hakkında 'PKK'ye yardım ettiği, halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği' iddiasıyla İstanbul DGM'since iki ayrı dava açıldı. Ahmet Kaya, gelişmeler üzerine Haziran 1999'da Türkiye'den ayrıldı. Kaya, 2001 yılında 'Hoşçakalın Gözüm' adlı albümünün kayıtlarını yaparken, Paris'in Porte de Versailles Semti'ndeki evinde geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Kaya bu albümünde ilk kez Karwan adında Kürtçe bir şarkıyı seslendirdi. Kaya'nın ölümünden sonra eşi Gülten Kaya ve sanatçı dostları, 2002 yılında Ahmet Kaya'nın şarkılarını 'Dinle Sevgili Ülkem' adlı bir albümde seslendirdiler. Magazin Gazetecileri Derneği'nin gecesinde duyurduğu Kürtçe Karwan şarkısı ve klibinin de bulunduğu 'Hoşçakalın Gözüm', 'Biraz da Sen Ağla'dan daha sonra Kaya'nın 'Kalsın Benim Davam' ve 'Gözlerim Bin Yaşında' adlı albümleri de yayınlandı. Ahmet Kaya şarkıları bugün de her yerde söylenmeye devam ediyor. Son olarak sanatçı Simge Bağdatlı'nın 'Ahmet Kaya şarkıları' adlı albümü Gam Müzik tarafından geçtiğimiz aylarda yayınlandı. İSTANBUL BAYRAM BALCI

'Türkiye'nin adını değiştirecekti'

ozal1_byk231d5d8623144589 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal'dan çok çarpıcı bir iddia

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kardeşi eski bakan Korkut Özal, ağabeyinin Türkiye’nin adını ‘Anadolu’ yapma hayalini açıkladı.

Ali Kırca’nın Show TV’deki Siyaset Meydanı programında, Erdoğan’ın Hakkari’de yaptığı konuşmayla başlayan “Ya sev, ya terk et” tartışması ele alındı.

ÖZAL TÜRKİYE'NİN ADINI 'ANADOLU' YAPACAKTI

8. Cumhurbaşkanı Turgut özal’ın kardeşi eski bakan Korkut Özal, Turgut Özal’ın Türkiye’nin isminin değiştirilebileceğini söylediğini açıkladı: “Rahmetli ağabeyim sorunun çözülmesi için Türkiye’nin isminin değiştirilebileceğini, Anadolu yapılabileceğini söylemişti”

KORKUT ÖZAL'A UYARI: SÖYLEDİKLERİNİZ KAYDA GEÇİYOR

Programın diğer bir konuğu MHP eski İstanbul Milletvekili Nazif Okumuş, "Sayın Özal, söyledikleriniz önemli, kayıtlara geçiyor" uyarısında bulundu. Bunun üzerine Korkut Özal da söylediklerini tekrar etti ve ağabeyinin bunu ikili bir görüşmede dile getirdiğini ve “Keşke Anadolu olsaydı” ifadelerini kullandığını söyledi.

Ankara'da Kürt karşıtı Diyarbakır'da Kürtsever

belgeakpyerelsecim1 Kürt sorununda orduyla anlaşan AKP'nin 2009 yerel seçimleri için strateji belgesi hazırladığı ortaya çıktı. Yerel seçimlere hazırlık yapan AKP, başta Diyarbakır olmak üzere Bölge'de belediyeleri almak için nasıl bir strateji izleyeceğini belirledi. AKP'nin Diyarbakır stratejisi (Fırsatlar, tehditler, üstünlükler ve zayıflıklar) 4 ana başlıktan oluşurken, kamuoyuna açıklanmayan strateji belgesinde, AKP'nin politikaları 'tüccar' zihniyetini andırıyor. Keza, Kürt sorunu konusunda tüm yetkiyi orduya havale eden AKP, yerel seçimlerde hem ordudan, hem de Kürtlerden oy alabilmek için farklı politikalar izleyecek. Belgede öne çıkan bir başka başlık ise, 'Dini siyasete alet etmiyoruz' diyen AKP'nin, DTP'de Alevilerin yer alması ve bazı vekillerin Alevi olmasını bir seçim malzemesi olarak kullanacağını beyan ederek, DTP'de Alevi olmasının kendileri açısından oy kazanmak olduğuna yer veriliyor. Başbakan Erdoğan'ın Bölge'ye yönelik mesajlarını, AKP'nin dindar-muhafazakar kimliğini Kürt sorununa hakim bir siyasi dille güçlendirilmek isteyen AKP, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı için 'dindar-muhafazakar, Kürt sorununa hakim ve temsil gücüne sahip' olan birisini arıyor. Adayın erken açıklanıp belediye hizmetlerinde başarı vaat etmesi ve hükümet eliyle sosyo-ekonomik kalkınmanın seçim öncesinde hızlandırılması isteniyor.
'Kürt sorununu sahiplenmek'
Kürtlere 'Beğenmeyen çekip gider' diyen AKP, Diyarbakır'daki faaliyetlerinde en çok Kürt sorununu dillendirecek. AKP, Kürt sorununun çözümünde Bölge halkının kendilerine 'hakem' rolü yüklediği iddia edilen stratejide, AKP'li yöneticilerin Kürt sorunu ve benzeri konularda DTP'lilerle herhangi bir tartışmaya girmemeleri öneriliyor. Faaliyetler sırasındaki söylemlerin nasıl olacağı şöyle açıklanıyor: 'AKP'nin Kürt sorununu 'tabii Kürtlük' temelinde sahiplenen bir dil kullanması. Bu dil DTP'nin Bölge halkının değerlerine karşı duyarsızlığı merkeze alınarak kurgulanabilir. Böylesi bir siyasal dil kurgusu içerisinde AKP'nin Kürtlere karşı samimi tutumunu destekleyecek söylemsel üstünlüğün inşaa edilmesi. Milletvekillerini iletişim konusunda yönlendirmek, gerekirse geri planda durmalarını istemek. AKP'nin DTP'li isimlerle veya Kürt sorunuyla alakalı meselelerle muhatap olmadan önce parti içinde siyasi iletişime yönelik hazırlık yapılmasını sağlamak. Belirlenen siyasi söylem ve stratejinin dışına fazlaca çıkmamaya gayret göstermek. AKP'nin 'kimsesizlerin kimsesi' olduğu algısını güçlendirecek siyasi iletişim dilini 'Kürt sorununa' uyarlamaya gayret göstermek. Kuzey Irak'la kurulan ilişkilerin halka anlatılması.'
Barzani husumeti yaratmak
'Diyarbakır kaledir' söylemini yumuşatacak kişilerle Kürt sorununa sahip çıkmayı hedefleyen AKP, DTP'nin Meclis'te olduğu, belediyelerin siyaset yeri değil hizmet yeri olduğunu dillendirecek. Güney Kürdistan'daki liderleri daha önce 'Aşiret reisi' olarak gördüğünü açıklayan AKP, seçimlerde oy alabilmek için tersini yapıyor. DTP'nin Güney'deki oluşumlardan rahatsızlık duyduğu ve bu rahatsızlığın halka anlatılması istenen stratejide, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve DTP'lilerin Barzani ve Talabani'ye karşı husumet duydukları da örnek olarak veriliyor ve bu sözlerin seçimlerde kullanılması isteniyor.
Bayramda propaganda yapılacak
AKP'nin Ankara'da DTP'ye ısrarla söylediği 'PKK ile aranıza mesafe koyun', 'PKK'ye terörist deyin' yaklaşımından Diyarbakır'da vazgeçiyor. AKP, yöneticilerin bu yaklaşımdan uzak kalması için de uyarıyor. AKP, DTP'nin kadın-erkek eşitliğine de karşı çıkıyor. AKP, DTP'nin 'laik kadın söylemini, sosyalist kadın söylemini, irtica ve gericilik söylemini, muhafazakarlaşmayı hedef alan konuşmalarını, Kemalizm söylemlerini' propaganda sırasında kullanacak. DTP'nin öne çıkan isimlerinin 'Kürtlüğünü' sorgulayacak olan AKP, ne kadar 'Kürtçü' bir parti olduğunu halka anlatacak. DTP'lilerin İslam ve gelenek karşıtı sert açıklamaları olduğu iddia edilen stratejide, bu açıklamaların üzerinde de propaganda yapılması isteniyor. AKP stratejisinde, 'Kurban Bayramı'nda 'hayvan hakları' ve Nevruz'da Kürtlerin Ramazan ve Kurban bayramlarından vazgeçebileceği, bir tek Nevruz'un Kürt bayramı olduğu' tarzı açıklamalar'la DTP'nin eleştirileceği kaydediliyor.
AKP kadın özgürlüğüne karşı
Kadın özgürlüğüne karşı çıkan AKP, DTP'nin kadın açıklamalarının birçok Avrupa ülkesinde bile kabul edilmeyecek kadar ideolojik olduğunu ileri sürüyor. Stratejide, şu açıklamalara yer veriliyor: 'Mesela 'karı-kocanın olmadığı bir dünya yaratacağız' tarzında yaklaşımlar DTP'li yöneticiler için sıradan açıklamalardır. Ayrıca cinsellik, kadın özgürlüğü tarzı yaklaşımları Kürt sosyolojisiyle taban tabana zıttır. DTP'nin CHP'den bile daha radikal din karşıtı bir söylemi bulunmaktadır. Aysel Tuğluk'un Meclis konuşmaları bile tek başına yeterince malzeme sunmaktadır. DTP'li isimlerce 'gericilik, ılımlı İslam tehdidi, mahalle baskısı, türban baskısı, dincilik, muhafazakarlaşma tehdidi vs.' oldukça rahat bir biçimde kullanılmaktadır.'
AKP Alevilere de karşı
AKP, Diyarbakır'daki stratejisinde, Alevilere ne kadar karşı olduğunu da açık açık beyan ediyor. Alevilerin hak taleplerini reddeden AKP, DTP'nin içinde bulunan isimler üzerinden antipropaganda yapacak. DTP'lilerin öne çıkan bazı milletvekillerinin (Alevi vekiller) Kürtçe bile konuşmadıklarını dillendirecek olan AKP, DTP'deki Aleviler için şunu söylüyor: 'Alevi Kürtlerin genel Kürt nüfusuna oranı yüzde 5 bile değilken, DTP yönetiminin yarısının Alevi olması sorgulanmalıdır.'
AKP'nin en büyük destekçisi asker
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ni almak için her türlü yöntemi deneyecek olan AKP'nin en büyük destekçisi Bölge'deki şiddet dozajının artırılmasında ortaklaştığı Türk Silahlı Kuvvetleri. İnsan hakları ve demokrasi konusunda sınıfta kalan AKP, bunun dışa yansımaması için ise yoğun bir çaba harcayacak. Bölge'de alınan sıkı güvenlik önlemlerinin halka az yansıtılması da istenen stratejide, şunlara dikkat çekiliyor: 'AKP'nin Türkiye'nin milli güvenliğinin teminatı olduğu gerçeği ile TSK'dan gerekli desteği sağlamak. Kuzey Irak operasyonuna yol açmayacak terör tedbirlerini sınır içinde almak. Kamu idarecilerinde gerekli görülen yer değişikliklerini ivedilikle yapmak. Güvenlik sorunu halka olabildiğince az yansıtarak çözmek.'
'Eylem Planı' da deşifre olmuştu
AKP'nin Kürtlere karşı hazırlamış olduğu ilk plan bu değil. AKP'nin Mart 2008'e ait 'Gizli' ibareli 'Bölücü Faaliyetlere Yönelik Eylem Planı' da deşifre olmuştu. Genelkurmay'ın planıyla paralel olan planla AKP'nin orduyla ortak davrandığı ve Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayattığı bir kez daha ortaya çıkmıştı. Valilikler üzerinden Cumhuriyet Başsavcılıkları, Meslek Yüksekokul Müdürlükleri, İlçe Jandarma Komutanlıkları, Emniyet Müdürlükleri, Milli Eğitim Müdürlükleri, Sağlık Grup Başkanlığı, Tarım Müdürlükleri, Vergi Daireleri, Mal Müdürlükleri, Gençlik ve Spor Müdürlükleri, Müftülüklerden Kütüphane Müdürlüklerine kadar devletin tüm organlarına dağıtılan planda, asimilasyon ve Kürt medyası hedef alınırken, devlet medyasının desteklenmesi istenmişti.
HİKMET ERDEN / REŞAT AYAZ

AKP'nin Türkiye'si

amed-yildirim-cagdas-gemik 'Ya sev ya terk et' talimatının gereği yapılmaya başlandı. Saldırıya uğrayan iki Kürt yaşamını yitirdi, polis 'durmak yok vurmaya devam' etti, HPG'li oğlunun resmini taşıyan 76 yaşındaki nine tutuklandı.
SEVMİYORSAN ÖLDÜR
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sık sık tekrarladığı 'Beğenmeyen çekip gitsin', pompalı saldırgan için 'Vatandaş kendini savunacak' şeklindeki sözleri yerine ulaştı! Ankara, Manisa, Antalya, İstanbul, İzmir, Adana ve Balıkesir'deki saldırılarda 2 Kürt yaşamını yitirdi.
HOŞLANMIYORSAN VUR
AKP'liler, 'Devlete karşı gelenleri vurmaktan hoşlanacağım' diyor, polis ise durmadan yurttaşları öldürüyor. Polis bu kez Adana'da 14 yaşındaki Amed Yıldırım'ı sırtından vurdu. Yıldırım felç oldu. Polisin gerekçesi yine aynı: 'Kurşun sekip değdi.' TİHV'e göre, 2008'de polis 18 kişiyi öldürdü.
VİCDANLARI YOK
Türkiye'de söz konusu Kürtler olunca ne vicdan kalıyor, ne de hukuk. Lice'de 70 yaşındaki Hidayet Kaymaz'a verilen kömür yardımı oğlu HPG'lidir gerekçesiyle kaymakamlık tarafından geri alındı. Gebze'de ise 76 yaşındaki Nazife Babayiğit, HPG'li oğlunun resmini taşıdığı gerekçesiyle tutuklandı.
Duranı da durmayanı da vuruyorlar
Geçen yıl haziran ayında yetkisi artırılan polis, durmadan yurttaşları öldürüyor. Bir buçuk yılda 13 kişiyi 'dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldüren polisin son kurbanı ise Adana'dan. Hem de 14 yaşındaki bir çocuk. Geçtiğimiz günlerde Antalya'da Çağdaş Gemik adlı genci 'dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle kafasından vurarak öldüren polis, bu sefer Adana'da 14 yaşındaki Amed Yıldırım sırtından vurdu. Amed Yıldırım felç oldu. Daha önce Baran Tursun ile Çağdaş Gemik'i kafalarından vurarak öldüren polis, Ferhat Gerçek'i de tıpkı Amed Yıldırım gibi sırtından vurarak felç etmişti.
1 Haziran 2007'de Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nda (PVSK) yapılan değişikliklerin yürürlüğe girmesinin ardından yaşanan polis 'terörü' her geçen gün artıyor. Sadece 2008 yılında 9 kişiyi vuran polis son olarak Adana'da işbaşındaydı. Adana'da Şakirpaşa Oba Mahallesi Ova Sokak üzerinde Mardin Nusaybin doğumlu 14 yaşındaki Amed Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu 3 genç, motosikletli 2 polis tarafından kovalandı. Polisin dur ihtarı üzerine 3 gencin bindiği motosiklet yavaşladı, tam duracağı sırada arkada polislerin bulunduğu motor onlara yaklaştı. Olaya kahvede oturan birçok kişi de tanık oldu. Polislerden gözlüklü 45 yaşlarında olanı motosiklette arka arkaya oturan 3 kişiden en arkadaki yani Amed Yıldırım'ın beline silahı yaklaştırdı. Silahı beline dayadı ve ateşledi. Ardından iki elde havaya ateş etti. Sırtından aldığı kurşunla yaralanan Amed Yıldırım Adana Numune Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Amed Yıldırım'ı yaralayan kurşun sırtının üst bölgesinden girip omuriliği zedeleyip, bağırsakları parçalayıp, bir böbreği tahrip edip kalça kemiğine çarpıp durdu. Amed Yıldırım polisin bu 'terörü' sonucu ölmedi, ama o da tıpkı İstanbul Yenibosna'da polis tarafından vurulan Ferhat Gerçek gibi felç oldu. Belden aşağısını kullanmayan Yıldırım en az 5 ameliyat daha geçirecek.
Ne hikmetse hep sekip değiyor
Amed Yıldırım'ı vuran polisler yine daha önceki kurbanlar için öne sürdükleri gerekçeleri sıraladı. Görgü tanıklarına rağmen emniyet yetkilileri polisin yere ateş açtığını, kurşunun sekerek Amed Yıldırım'ın sırtına isabet ettiğini savundu. Oysa görgü tanıklarının yanısıra İnsan Hakları Derneği (İHD) de hazırladığı raporda polisin çok yakın mesafede Yıldırım'ın sırtına nişan alarak ateş ettiğini açıkladı. İHD Adana Şubesi'nin hazırladığı raporda, 9 Kasım 2008 tarihinde saat 14.30 sularında Adana Ova Mahallesi'nde polislerin 14 yaşındaki Amed Yıldırım'ı belinden vurarak ağır yaraladığı hatırlatıldı. Yıldırım, 'Omzuna sıkılan kurşun belinden aşağıya doğru dalağını ve böbreğini parçalayıp omurilik iliğini zedeleyip kalça kemiğinde durmaktadır. Kurşun omzundan aşağıya doğru sıkılmıştır' denildi. Raporda, Adana Valisi İlhan Atış'ın olaya ilişkin yaptığı açıklamada polisin 'Dur' ihtarına rağmen motosikletli gençlerin kaçtığını ve polisin motosikleti durdurmak amacıyla lastiğe ateş ettiğinin söylediğini belirtilerek, şunlar ifade edildi: 'Bu açıklamada seken kurşunun çocuğa isabet ettiği iddia edildi.
Kafasına tabancayla vurarak öldürdüler
'Polisin eline düşen sağ kurtulmuyor' görüşünü gerçek kılan olaylar zincirine yeni bir halka daha eklendi. Antalya'da Çağdaş Gemik vurularak öldüren, Adana'da 14 yaşındaki Amed Yıldırım'ı sırtından vurarak felç eden polisin son icraatı ise Bursa'da. Bursa Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi ekipleri, 10 Kasım'da Merkez Anadolu Mahallesi'ne, baskın yaptı. Polisin açıklamasına göre Çedik, bu operasyon sırasında polisi görünce müstakil evlerin balkonundan atlayıp kaçmak isterken düştü. Yaralanan Çedik Adli Tıp Kurumu'na götürüldü. Polis yetkililerine göre sadece 'yüzünde çizikler' görünüyordu. Polisin açıklamasına göre Adli Tıp Kurumu'ndan Gedik 'düşmeden dolayı yüzünde ekimoz (morartı) oluştuğuna' ilişkin rapor verildi. Polis Gedik'i Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi'nde nezarete koydu. 2.5 saat sonra nezarethaneye giren bir polisin Çedik'in başının sol tarafında morarma oluştuğunu ve fenalaştığını bildirmesi üzerine zanlı Çekirge Devlet Hastanesi'ne götürüldü. Kafatasında çökme ve sağ gözünde ödem ve ekimoz olduğu belirlenen Çedik, 11 Kasım'da yaşamını yitirdi. Serkan Çedik'in kardeşi Levent Çedik, 'Tanıklar var. Ağabeyimin ağaca tırmanmak isterken düşmüş, yakalayan polis kafasına tabanca kabzasıyla vurduğunu anlatıyorlar' diyerek kardeşinin ölüm sebebini açıkladı.
Polisler yine serbest
Daha önceki olaylarda olduğu gibi Amed Yıldırım'ı vuran polisler de serbest. Gözaltına alınan iki polis memuru 10 Kasım 2008 tarihinde savcılığa çıkarıldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldi. Valiliğin açıklamalarının gerçeği yansıtmadığının belirtildiği İHD raporunda, 'Görgü tanıklarının anlatımlarını değerlendirdiğimizde polislerin bilerek ve isteyerek adam öldürmeye teşebbüs ettiği çok net anlaşılmaktadır. Bilerek ve isteyerek adam öldürmeye teşebbüste etmekten polislerin hakkında dava açılması gerekirken, polisler hakkında adam yaralamaktan dava açılması bir kez daha polislerin korunduğunu görülmektedir' denildi.
Polis 19 kişiyi ya sokakta ya da karakolda öldürdü
Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın verilerine göre bu yılın başından beri polis sorumluluğunda 18 kişi öldü. İşte polis kurbanları:
26 Ocak: Hüseyin Turgut, Yalova'da park etme meselesi yüzünden tartıştığı polis G.E.'nin açtığı ateş sonucunda öldü.
15 Şubat: Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin yıldönümünde Şırnak'ta yapılan protestoya katılan 16 yaşındaki Yahya Menekşe, polis panzeri tarafından ezilerek öldürüldü.
5 Mart: Van Erciş'te, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde yapılan şölende polis tarafından dövülen 51 yaşındaki Mehmet Deniz öldü.
22 Mart: Van'daki Newroz olaylarında polisin açtığı ateş sonucu Zeki Erik öldü.
23 Mart: Yüksekova'daki Newroz kutlamasında İkbal Yaşar polis tarafından vurularak öldürüldü.
1 Nisan: Van'daki Newroz'a polis müdahale etti; 30 yaşındaki Ramazan Dal'ı öldürdü.
10 Nisan: İkbal Yaşar'ın cenazesinde bu sefer Fahrettin Şedat, polis tarafından öldürüldü.
16 Haziran: Ankara Mamak'ta polisten kaçan Ercan Ceylan vurularak öldürüldü.
20 Haziran: Iğdır'da karakola götürülmek üzere polis aracına bindirilen 22 yaşındaki Vusale Süleymanova ölü olarak indirildi.
2 Temmuz: Zonguldak'ta gözaltına alınan 38 yaşındaki Metin Yüksel, gözaltında fenalaştı. Hastaneye kaldırılan Yüksel öldü.
15 Temmuz: Ankara'da polisin 'Dur' ihtarına uymayarak otomobiliyle kaçtığı iddia edilen Gürsel Varol, açılan ateşle öldürüldü.
6 Ağustos: İstanbul'un Bahçelievler'de polis Mustafa Atasoy, kendi kendine söylenen 23 yaşındaki Cem İnci'yi kendisine küfür ettiği gerekçesiyle vurarak öldürdü.
25 Ağustos: Sivas'ta, 'Dur' ihtarına uymayarak kaçtığı iddia edilen Turan Özdemir öldürüldü.
26 Ağustos: Bursa'nın Nilüfer ilçesinde polis, 'Dur' ihtarına uymadığı gerekçesiyle 24 yaşındaki Cengiz Koç'u vurarak öldürdü.
13 Ekim: İstanbul Bağcılar'da 30 yaşındaki Ahmet Laçin Bağcılar Polis Merkezi'nde dövüldü ve kaldırıldığı hastanede öldü.
20 Ekim: Ağrı Doğubeyazıt'taki protesto gösterisine polis müdahalesinde Ahmet Özhan öldürüldü.
27 Ekim: Antalya'da polis M.E., 'Dur' ihtarına uymadığı iddiasıyla, motosikletiyle gezen 18 yaşındaki Çağdaş Gemik'i vurarak öldürdü.
8 Kasım: Adana'da 14 yaşındaki Amed Yıldırım, polisin açtığı ateş sonucu felç oldu. HABER MERKEZİ GUNDEM-ONLINE

Kürtlerle Maliki arasında “milis” gerginliği

korucular ANF BAĞDAT / Irak’ın Şii Başbakanı Nuri El Maliki’nin Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde milis güçlerinin oluşturulması planı, Kürtlerle Maliki arasında gerginliğe yol açtı. Bölge Başkanı Mesut Barzani, “Bu ateşle oynamaktır” dedi.

Nuri El Maliki, hükümet yanlısı yerel aşiretlerin silahlandırılarak milis güçlerinin oluşturulmasına karşı Kürtlerin tepkilerinin “üzüntü verici” olduğunu söyledi. Kürtler, milis güçlerinin Kürt çoğunluklu bölgelerde oluşturulmasını reddederek Başbakan’ın bu “korucular”dan yararlanarak Kürdistan Bölgesi’nin Dohuk, Süleymaniye ve Hewler dışına çıkmasını engellemek istediğini kaydediyor.

Maliki yaptığı yazılı açıklamada “Silahlı kuvvetlerin güvenliği sağlamak için gelmelerinden önce güvenliksizlik ortamı yaşayan bölgelerde düzen ve yasayı korumak için bu grupları kurmaya ihtiyaç” olduğunu savundu. Genellikle “Sahwa” (Arapçada “Uyanış”) olarak bilinen bu milisler çoğunlukla aşiret savaşçılarından oluşuyor.

Amerikan ordusunun teşvik ettiği bu milis güçleri ilk olarak Sünnilerin çoğunlukta olduğu El Anbar eyaletinde 2006 yılı sonunda, ABD’nin finanse ettiği yerel aşiretler isyancılara bölgeden çıkardığında oluşturulmuştu. 

Bu milis güçlerine “Irak’ın Çocukları” veya “Dayanışma Konseyleri” adı da veriliyor. Maliki’ye göre Kürtlerin iki partisi YNK ve KDP de dahil tüm taraflar bu grupları olumlu karşılamıştı. Maliki, “Ancak bu destek, bazı egoistler bu yerel konseylerin ulusal çıkarlara aykırı olan kendi projeleri için bir tehdit oluşturabilmesinden dolayı karşıtlığa dönüştü” dedi.

Hafta başında YNK ve KDP yayınladıkları ortak bir bildiri ile konsey olarak adlandırılan bu milis güçlerinin “anayasaya aykırı” silahlı gruplar olduğu tepkisinde bulunmuştu.

Her iki parti hangi nedenle olursa olsun Irak ve ’da, özellikle de tartışmalı bölgelerde silahlı grupların oluşturulmasına karşı olduklarını açıklamışlardı. YNK ve KDP hükümet yanlısı bu milis güçlerini Saddam Hüseyin rejiminin kurduğu Kürt milislere benzetti. Kürtler milis güçlerinin Musul ve Kerkük gibi tartışmalı bölgelerde oluşturulmasını istemiyor.

Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Kürtler çoğunlukla oldukları yerlerde bu ‘konseylerin’ oluşturulmasını reddediyor. Bazı bölgeler de kendilerini kanıtlasa da diğer yerlerde gerekmiyor. ve tartışmalı bölgelerde olmalarının hiçbir nedeni yok. Bu ateşle oynamaktır” dedi.

Temel Şii partisi Irak Yüksek İslami Konseyi de hükümet yanlısı silahlı grupların ülkenin Şii çoğunluklu güneyinde kurulmasına karşı çıkarak bunu federal iktidarın yasadışı yayılımı olarak değerlendirdi. Bu milislere 31 Ocak’ta 14 eyalette yapılacak eyalet seçimleri sırasında rol verilmesi öngörülüyor.

'70 yıl sonra Dersim 1938'

'En kapsamlı jenosit Dersim'de uygulandı'
Avrupa Parlamentosu'nda gerçekleşen '70 yıl sonra Dersim 1938' konferansı sonuç bildirgesinde Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı jenosidinin 1937-38'de Dersim'de uygulandığı kaydedildi.
Dersim Katliamı 70. yılında Avrupa Parlamentosu'nda düzenlenen bir konferansla anıldı. Konferansa DTP Dersim Milletvekili Şerafettin Halis, Dersim Belediye Başkanı Songül Abdil Erol, Dersim Yeniden İnşa Derneği Başkanı Süleyman Ateş ve Die Linke (Sol Parti) Avrupa Parlamentosu Milletvekili Feleknas Uca katıldı.
Türkiye tarihiyle yüzleşmeli
Türkiye'nin engellemelerine rağmen gerçekleşen konferansta Türkiye'nin tarihine ışık tutuldu ve günümüzde Kürt sorunu tartışıldı. Konferans sonuç bildirgesinde Türkiye'nin, çağdaş, demokratik kriterlere ulaşması için öncelikle geçmiş tarihiyle yüzleşmesi gerektiğinin altı çizilerek, 'Avrupa Birliğine üye olmak isteyen, dünya barışına hizmet etme iddiasında olan Türkiye'nin öncelikle kendi iç barışını sağlaması, demokratik, çoğulcu ve insan haklarına saygıyı esas alan bir politika izlemesi, kendisinden beklenen en asgari tutumdur' denildi.
Dersim'de soykırım yaşandığının kaydedildiği sonuç bildirgesinde, 'Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı jenosidi 1937-38'de Dersim'de uygulandı. 1935'te çıkarılan 37 maddelik 'Tunceli Kanunu”, on yıllar sonra kimsen açılan Genelkurmay belgeleri, Meclis konuşma tutanakları, 4 Mayıs 1937'de Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar ve döneme ait çeşitli resmi belgeler, tanık ve mağdurların anlatımları bu jenosidi kanıtlamaktadır' ifadeleri kullanıldı.'70 yıl sonra Dersim 1938'
Seyit Rıza ve diğerleri nerede?
Sonuç bildirgesine göre 70 yıl sonra Dersim Konferansı katılımcıları şu taleplerde bulundu:

  •  
    Terkiye Cumhuriyeti Devleti kendi tarihiyle yüzleşmeli, jenosit mağdurlarına karşı uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarını yerine getirmelidir.

  • 17 Kasım 1937'de Elazığ'da idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve diğer Derimliler basta olmak üzere, mezar yerleri bilinmeyen kimsilerin cesetlerine ne yapıldığı açıklığa kavuşturulmalı, ailecelerine bilgi verilmelidir.

  • Jenosit sırasında askerler tarafından kaçırılan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan çocukların akıbetleri açıklığa kavuşturulmalıdır.

  • Türkiye, AB ülkeleri, ABD ve Rusya Federasyonu'nun elinde bulunan Dersim Jenosidine ilişkin tüm arşivler kamuoyuna açılmalıdır.

  • Dil, kültür, inanç ve kimlik alanında yapılmış tahribatın etkisini azaltabilmek amacıyla özel bir rehabilitasyon programı uygulanmalıdır.

  • Bölgeyi insansızlaştırma ve yasanmaz bir hale getirmeyi amaçlayan barajların yapımı derhal durdurulmalı, doğaya zehir saçan siyanürlü altın isletmesi kapatılmalı, doğanın korunmasına donuk önlemler alınmalıdır.

  • Dersim Jenosidinin unutulmaması, gerçeklerin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkması için basta AB olmak üzere ilgili tüm kurumlar Türkiye nezdinde girişimlerde bulunmalıdır.ANF

Ayrım yapmıyormuş yalanı

tayyiperdogan2627 Erdoğan DTP’li belediyelerin hiçbir ayrımcılığa tabi tutulmadığını iddia etmesine rağmen, AKP Hükümeti tarafından bugüne kadar Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin 8 projesi ya engellendi ya reddedildi ya da 2009 sonrasına ertelendi.

Türkiye Başbakanı Erdoğan, Amed, Dersim, Van, Yüksekova ve Hakkari illerine yaptığı ziyaretlerde kitlesel olarak protesto edilmişti. Buna tepki olarak “Beğenmeyen çeker gider” açıklamalarıyla büyük tepki toplayan Erdoğan, “Paraysa paranı alıyorsun hemen. Bir tanesi çıkıp diyemez ‘AKP iktidarı ayrım yapıyor bize’ diye” şeklinde DTP’li belediyeleri suçladı.
Ayırım yapılıyor
AKP Hükümeti, kendi belediyelerinin bütün krediyle desteklenen projelerini anında onaylıyor. Kaynak kesintilerinde minumum payı esas alıyor. Borçlanma limitleri yükseltip, merkezi yatırımlarla destekliyor. Ancak DTP’li belediyeler için bütün negatif faktörler devrede: Kesintiler en yüksek seviyede tutuluyor. Borçlanma limiti sıfır. Merkezi destek yok. Uluslararası kredi desteği engelleniyor. Büyük projeler erteleniyor.
Amed örneği
Sadece DTP’li Amed Büyükşehir Belediyesi’nin 8 büyük projesi ya engellendi ya reddedildi ya da 2009 yılı sonrasına ertelendi. DTP’li Amed Büyükşehir Belediyesi’nin engellenen projeleri şöyle; Türkiye’nin 16 büyük şehir belediyesinden biri olan Büyükşehir Belediyesi, Katı Atık Entegre Tesisi olmayan tek belediye. Amed halen vahşi depolama yöntemi ile çöplerini bertaraf ediyor. Büyükşehir Belediyesi 2006 yılında Katı Atık Entegre Tesisi Projesi hazırladı ve finansmanı için Çevre ve Orman Bakanlığı’na sundu ve Avrupa Birliği’nin altyapının uyumlulaştırılması için Çevre Bakanlığı emrine verdiği 400 milyon Euro’luk fondan yararlanmak istedi. AB kriterlerine uygun proje getirenlere bu kaynaktan yüzde 75’i hibe olmak üzere verileceği belirtildi. Büyükşehir Belediyesi proje dosyasını detaylı olarak hazırladı ve Bakanlığa gönderilen 44 proje içinde ilk üçe girdi. Proje değerlendirme toplantılarında övüldü. Ancak 3’üncü sırada gösterilen ve resmiyet kazanacak olan DTP’li Büyükşehir Belediyesi’nin 22 milyon Euro’luk Katı Atık Projesi bir anda Bakanlık kararı ile listeden çıkarıldı. Amed’e haksızlık yapıldığı yönünde itirazlar ve bakan, milletvekilleri nezdinde girişimler sonucu proje 8’inci sıraya yerleştirildi. Başbakan, “Ayrımcılık yok” dese de övgüyle söz edilen proje, 3’üncü sıradan 8’inci sıraya alınarak 2009-2013 yatırım programına alındı.
‘Almanya ‘tamam’ dedi Hükümet reddetti’

-Engellenen bir diğer proje ise Katı Atık Yönetimi Etüt Projesi oldu. Alman Kalkınma Ajansı (KFW) ile 500 bin Euro’luk hibe anlaşması yapılmış, ancak bu hibe DPT’nin 14 Şubat 2005 tarihli yazısı ile projenin İller Bankası’ndan alınabilecek krediyle yapılabileceği görüşüne dayanılarak reddedildi.
- Dicle Vadisi Rehabilitasyonu Etüt Projesi için Türk-İspanyol Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü kapsamında 350 bin Euro hibe sağlanmasına karar verilmesine rağmen, bu proje Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından 3 Nisan 2005 tarihli yazı ile projenin 2005 yatırım programında olmaması gerekçe gösterilerek reddedildi.
-Diş İmplant Projesi için Güney Kore Büyükelçiliği ve EAID (Avrupa-Asya Diş Hekimliği Akademisi) ile hibe anlaşması yapılmasına rağmen Sağlık Bakanlığı’nın 20 Haziran 2005 tarihli yazısında yabancı hekimlere çalışma izni verilemeyeceği gerekçesiyle bu proje de reddedildi.
- Suriçi Tramvay projesi için Deutsche Bank ile 5 milyon Avro (15 yıl vadeli 5 yıl ödemesiz) kredi anlaşması yapılmasına rağmen İller Bankası Genel Müdürlüğü 16 Mart 2005 tarihli yazısı ile teminat veremeyeceğini bildirdi ve proje rafa kaldırıldı.
-Kentsel Gelişim Projesi, 2005 Türkiye-AB Malî İşbirliği Programı’na sunulmuş ve Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği’nce 9 milyon 926 bin Euro hibe sağlanmasına karar verilmesine rağmen, 18 Nisan 2005 tarihli DPT yazısında hibenin 6 milyon Euro’ya indirilmesi ve kalan miktarın diğer illere dağıtılması kararlaştırılmıştır. Ancak diğer illerden proje sunulamadığı için geriye kalan yaklaşık 4 milyon Euro hiçbir bölge belediyesine kullandırılmadı, sağlanan hibe heba oldu.
-Aziziye Kentsel Dönüşüm Projesi için Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası ile 30 milyon Euro kredi anlaşması konusunda görüş birliğine varılmış, ancak yine DPT yatırım programında yer almadığı için resmi anlaşmalar yapılamadı.
Diyar A.Ş Genelgesi
Amed dışında neredeyse tüm Büyükşehir belediyelerinin kamu şirketleri bulunuyor. Büyükşehir Belediyesi’ne hibe yoluyla devredilen ve kentin kalkınmasında önemli bir işlev yüklenen Diyar A.Ş. ise hakkında dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu imzalı bir genelgeyle lağvetme kararı alındı.kazim-kurt
HİKMET ERDEN/ DİHA/AMED



Hakkari’ye yatırım yapmış!
Tugay ve Alay’ın bulunduğu kentte, 2005 yılında bir de Tümen eklendi. Her yıl Bolu, Kayseri, Denizli ve Edirne’den askeri birlikler sevk ediliyor. 85 yıllık T.C, geçici güvenlik bölgeleri ile kuşattığı kente, eğitim, sağlık ve ulaşım hizmetini bile normal seviyeye çıkaramadı. Erdoğan’ın gereken bütün yatırımların yapıldığını savunuğu Hakkari, 30 yıldır silahların gölgesinde. OHAL’in fiili olarak devam ettiği, adeta askeri bir cezaevini andıran kente tek bir yatırım yapıldı: Askeri taburlar! Tarihi ve turistik mekânlarıyla tanınan Hakkari, 1978 yılında ilan edilen sıkıyönetim, 1980 askeri darbesi ve 1987 yılında ilan edilen OHAL uygulamasından bu yana askeri yöntemlerle idare ediliyor. Daha önceleri turistlerin çadır açtıkları dağlarda ve yaylalarda şimdi asker kulübeleri bulunuyor. 1999 yılında OHAL’in resmi olarak kaldırılmasına rağmen, OHAL fiili olarak geçici güvenlik bölgesi uygulamasıyla devam ediyor. Binlerce askerin konumlandığı Hakkari’ye yapılan tek yatırım ise askeri yığınak!
Tarihi askerler işgal etti
Hakkari ve Bay kalelerine, Merzan Mahallesi sırtlarındaki tepe ile Gopsı ve Berçelan yaylasına giden yol üzerinde kurulan asker ve özel tim kulübeleriyle cezaevi görüntüsünün verildiği kentte, 1999 yılından sonra sürekli asker yığınağı yapılmaya devam edildi. Tugay ve Alay’ın bulunduğu kentte, 2005 yılında bir de Tümen eklendi. Aralıksız süren operasyonlar nedeniyle her yıl Bolu, Kayseri, Denizli ve Edirne’den askeri birliklerin sevk edildiği kentte, özel harekat timleri, korucular ve polislerin de sayıları bir hayli kabarık.
Hastalar Van’a sevk ediliyor
Hakkari ve ilçelerinde sağlık alanında yaşanan ciddi sorunlar da devam ediyor. Kentteki hiçbir hastanede yoğun bakım ünitesi bulunmuyor. Uzman doktor yetersizliği nedeniyle hastalar daha çok Van’a sevk ediliyor. Çukurca İlçesi ile Derecik Beldesi’nde hastane olmaması nedeniyle de vatandaşlar büyük sıkıntı yaşıyor. SES Hakkari Şube Başkanı Musa Bor, sağlık alanında ciddi adımların atılması gerektiğini belirtti. Bor, kente gelen doktorların askerlik yapar gibi gitmek için gün saydığını dile getirerek, “Burada yeni iki hastane yapıldı. Ama hem araç gereç hem de personel alanında ciddi sıkıntılar yaşanmakta. Hastaların büyük bölümü Van’a sevk ediliyor. Bu da vatandaşlara ekonomik olarak büyük bir yük oluyor. Kalıcı çözümler bulunmalı” dedi.
Olmayan üniversiteye rektör atandı
Hakkari eğitim alanında da Türkiye’de başarısız iller arasında son sıralarda yer alıyor. Üniversite yapılması kararına rağmen inşaatı bile yapılmaya başlanmayan üniversiteye sık sık rektör ataması yapılıyor. Son olarak Rektör Prof. Dr. İbrahim Belenli için sadece küçük bir oda tahsis edilerek, üniversitesinin alt yapı çalışmasını yürütmesi istendi. Bin 500 öğretmen açığının bulunduğu kentte, açık vekil öğretmenlerle giderilmeye çalışılıyor. Eğitim Sen Hakkari Şube Başkanı İsmail Ata, eğitim alanında Hakkari’de bir çöküşün olduğuna dikkat çekerek, şunları kaydetti: “Buraya gelen öğretmenler zorunlu eğitimi bitirdikten sonra kaçıyor. Bunun için şuan köylerin büyük bölümünde eğitimle alakası olmayan insanlar atanmış ve bunlar öğrencilere ders veriyor. Yine Hakkari’nin hiçbir okulunda bilgisayar sisteminden öğrenciler yararlanmamakta. Binaların büyük bölümünde sorunlar yaşanıyor. Barınma sorunu en büyük sorun olarak insanların karşısına çıkıyor. Bu kadar sıkıntılar içinde öğretmenler sürgün edilirken, sorunun çözümüne yönelik hiçbir adım ise atılmıyor.”
Kurt: Bol bol dağlar bombalanıyor
Hakkari Belediye Başkanı Kazım Kurt ise Erdoğan’ın dünyanın parasını aktarsa bile Hakkari’yi almaya gücünün yetmeyeceğini söyledi. Kurt, Başbakan’ın halkın iradesini teslim almak istediğini; ancak bunu asla başaramayacağını dile getirerek, Erdoğan’a halkın 2 Kasım’da gereken dersi verdiğini söyledi. Başbakan’ın Hakkari’de aldığı tepkiye karşı ne yapacağını bilemediğini ifade eden Kurt, şunları kaydetti: “Ancak bunu iyi bilmelidir. Önümüzdeki seçimde de halk gereken cevabı en sert şekilde verecektir. Bizim yaptığımız hizmetler ortadadır. Eğer Başbakan bir sorunu dile getirecekse bunun en önemli örneği Van Belediyesi’dir. Oradaki yolsuzluklar ortada olmasına rağmen kimse ses çıkarmıyor. Başbakan’ın Hakkari’ye yaptığı tek yatırım bol bol dağları bombalamasıdır. Başbakan saygısızlıktan bahsediyor. Eğer bir saygısızlık varsa nüfusu 40 milyon olan bir halka ‘Çek git’ diyenin yaptığıdır.”
SIDDIK GÜLER/ DİHA/HAKKARİ YENİ ÖZGÜR POLİTİKA