Ben özgür bir Kürdistan’da sadece Kürd olarak değil, özgür bir Kürd olarak yaşamak istiyorum.
Eleştiri ve hakaret-Edip Bedirhan/KURDISTAN-POST.COM
Kürd değerlerine saygı başlıklı yazımdan sonra aldığım bazı tepkilerden ötürü eleştiri ve hakaret üzerine bazı değerlendirmeler yapma ihtiyacı duydum. Belki bazılarınız, “ya okurlar böyledir işte, her söylediklerine cevap yetiştirirsen başka bir iş yapmaman lazım” diyebilir, ancak şunu unutmayalım ki biz, aydını – köylüsü, işçisi – burjuvası ile aydınlanmış bir toplumun basamaklarının daha başındaysak eğer, o zaman herkesin tepkisini işlemek zorundayız. Birilerinin söylediklerine tek tek cevap vermek benim tarzım değil, en gerçekçi yöntem gelen tepkileri bir potada toplayıp genel yorumlamaktır. Burda da bunu yapacağım.
Alternatif kavramının en büyük özelliği, eskisine benzememektir. Lakin özellikle 20. yüzyılda başlayan Kürd ulusal kurtuluş hareketlerine baktığımız zaman düşman sistemlerine alternatif olarak ortaya çıkmalarına rağmen bazı noktalarda ona benzeşmekten kendilerini kurtaramamışlardır. Bu durum hemen hemen bütün örgütlerimiz için geçerlidir.
Bunun örneklerini fazlasıyla verebiliriz. Ancak ben daha çok demokratik kültür ve dolayısıyla da düşünce özgürlüğü üzerinde durmak istiyorum.
Herkesin kendisine göre doğruları vardır. Bilime inanan insanların doğru kavramına yaklaşımını süreçler belirler. Doğruların ebediyeti mümkün olamaz. Bugün ulaşılan bir doğru kendisi ile beraber bir kalıcılık değil, olsa olsa yeni bir doğruya ulaşmak için basamak olmayı beraberinde getirir. O yüzdendir ki dünya balık veya öküz boynuzlarından inip binlerce yıl sonra evrenin boşluğuna yerleşti.
Doğrulara bilimsel yaklaşım batılı toplumlarda daha yaygın iken, doğulu toplumlarda bu durum içler acısıdır. Varılan her doğru tıpkı tanrı gibi mutlak ve ebedi olarak kabul gördüğü için, ulaşılan her doğru ancak ve ancak yeni doğrular için ebelik rolü göreceğine tam bir cellad işlevi görmektedir. Hal böyle olunca, kangren olmuş doğrulara karşı mücadele hem çok cüzzi oranda hem de kanlı geçer. Örneğin Emeviler ve Abbasiler döneminde İslama yeni yorumlar getiren ilim ve din adamlarının hemen hemen hepsi ibreti alem olsun diye hunharca katledilmişlerdi. Günümüzde bile ortadoğu ülkelerinin istisnasız hepsi bu utanç örnekleri ile doludur.
O yüzden bugünün hangi doğulu rejimine bakarsanız bakın, her ne kadar modern görünse de genetik olarak binlerce yıl öncesinin zihniyetine yapışıktır. Türklerin Kemalist cumhuriyeti adeta puta tapınma merkezi haline getirmesini başka hangi biçimde izah edebiliriz ki!
Temel sorun doğrulara yaklaşımdır. Doğrulara yaklaşım insanın bakış açısını şekillendirir. Ya tanrı gibi kabul eder ve taparsınız, ya da sorgular ve yeni bulgulara ulaşırsınız. Bizdeki durum daha çok tapınmadır. En sosyalist ve demokrat geçinen hareketlere baktığınızda bile durum aynıdır.
Doğrular kalıcı gerçekler olarak görüldüğü için ifade özgürlüğü de daima katliama uğramaktadır. Bu coğrafyada her şey kafa üstü yürüyen bir insandır aslında. Doğrunun karşıtı yalan, eleştirinin anlamı da hakaret olarak algılanıyor. Oysa ki doğrunun karşıtı yalan değil, yanlıştır. Gerçeğin karşıtı yalandır. Eleştirinin anlamı ise yeniye ulaşmak için sorgulamaktır. Bu nedenle, özgürce düşünmek isteyen herkes yalancı ve iftiracı olarak algılanır.
Doğulu bir toplum olduğumuz için bu vahim durum biz Kürdler’de de aynıdır. Ancak 20. yüzyılda dünyadaki aydınlanma hareketlerinin Kürd örgütleri üzerinde pozitif etki yapması gerekirken, zihniyetteki tutuculuk buna müsade etmemiştir. Çağdaş düşünce tarzının Kürdler’de gelişmesinin diğer halklara göre zemini daha güçlüydü oysa ki. Çünkü Kürdler binlerce yıldır ezilen bir halktı ve yeni olan her şeye daha yatkındı. Örgütler kendilerini yeniye kaptıramadıkları için, halkı da kaptıramadılar.
Demokratik düşünce kültürünün, dolayısıyla da özgür ifade hakkının cendere altında olması Kürdler’e çok şey kaybettirmiştir. “Benim doğruma inananlar benden, inanmayanlar işbirlikçi” türünden yaklaşımlar, Kürdistan’ın her parçasında düşmanın parçaladığı Kürd toplumunu biraz da kendi ellerimizle parçalamaya yol açmıştır. Bunu sadece bir örgüt için değil, istisnasız bütün örgütlerimiz için söylemek mümkün. Bu anlayış karşısında kim düşüncesini özgürce ifade edebilir ki? Kim tanrıları reddedebilir ki?
Etiketçilik bizde çok yaygın kullanılan bir yöntem. Sizin doğrunuzu sorguladığım andan itibaren etiket yemem kaçınılmaz bir durum. Ya ihanetçi, ya ajan, ya da yaranmacı etkiti yerim. Durum böyle olunca, yanlış olan doğrular halkasına bir kanser noktası daha eklenir. Eleştiri her zaman karalama, karalama da her zaman eleştiri olarak algılanır. Tam bir kördüğüm. Bir ülkeyi kan dökerek ele geçirebilirsiniz ama böyle bir kördüğümü kan bile açamaz. ABD’nin Irak’ta içine düştüğü vaziyet bunun en iyi örneğidir.
Kürd aydınlanması bir an önce gerçekleşmesi gereken bir zaruriyettir. Bu aydınlanma gerçekleşmediği sürece kafa üstü yürüyen bu insanı ayaklarının üstüne koymak mümkün değil. Zaten bu aydınlanmanın önündeki temel ve en büyük engel, doğrulara yaklaşım ve eleştiriyi algılayış biçimidir. Kürdler birleşebilir, kırk milyon Kürd topyekün silahlanıp büyük Kürdistanı da kurabilir fakat Kürd aydınlanması gerçekleşmediği sürece değişen sadece ve sadece iktidarın milliyeti olacaktır. Düşüncenizi ifade edemediğiniz bir Kürdistan’ın İran veya Türkiye’den milliyet dışında herhangi bir farkı olur mu?
Aydınlanma cesaret ister. Buna yeltenenlerin neleri kaybedeceklerini iyi hesaplaması gerekir. Kaybeden bir halk mı veya aydınlanma peşinde koşarken kaybeden canlar mı? Temel sorun işte budur.
KDP, YNK, İKDP, PKK, KOMELE ve benzeri diğer tüm örgütlerimizin demokrasi isterken, demokratik özgür düşünceye ne kadar tahammül gösterdikleri meçhuldür. Hangisini eleştirirseniz bir diğerine yaranmakla suçlanırsınız. Demokrasi isteyenlerin önce kendi içlerinde demokrat olmaları şarttır. Kürd aydınlanması en çok da örgütlerimizin işine yarar oysa ki. Siyaseten önleri açılır. İnsan ve beyin gücü artar. Diplomasi mevzileri artar. Bu durumun tek bir kaybedeni vardır, o da düşmanın ta kendisi olacaktır.
Bir diğer önemli konu demokratik muhalafettir. Kürd aydınlanmasının en önemli ayağı demokratik muhalefettir. Aslında bu aydınlanmanın önünü demokratik muhalefet açar dersek daha doğru olur. Parti ve örgütlerimizin zaman aşımına uğramış doğrularını ortaya koymak için bu muhalefet şarttır. Bunu siyasetçiler değil, aydınlar yapacak. Ancak ters yüz olan herşeyde olduğu gibi bu konuda da son derece büyük çarpıklıklar var. Demokratik muhalefet adı altında karşı cephedekilerin birbirine karalama kampanyaları ile yürümeleri bu yöntemi kitlelerin gözünde çirkin kılmaktadır.
Aydınlanma için esas tehlike de budur aslında. Birileri ya bilerek ya da bilmeyerek çarpık bir muhalefet ile Kürd aydınlanmasının önüne geçmektedir. Bu durum daha çok internet üzerinden yürümekte. En basitinden örneklendirirsek, PKK’ye demokratik muhalefet yapmak isteyenler, kırıp-dökmeyi esas alarak doğması gereken bu muhalefeti ta en başından düşük olarak doğmaya zorluyorlar. PKK’yi Ergenekon gibi örgütlenmelerle birebir aynı kalıbın içinde gösterenler, ihbar niteliğinde haber yapanlar, sadece demokratik muhalefete zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda düşmanın ekmeğine de yağ sürmüş oluyorlar. Abdullah Öcalan’ı en çok karalayanlar, ona en çok benzemek isteyenlerdir! Güneyli güçleri en çok karalayanlar, onların kazandığı mevzileri içine sindiremeyenlerdir.
Yazı yazarken olumsuz tepkiler almak mümkündür. Ancak bazı şeyleri hazmetmenin de zamanı gelmiştir artık. Bu konuda örgütlerimiz kadar halkımızın da üzerine düşenler vardır. Örneğin, Kürd değerlerine saygı başlıklı yazımdan dolayı güneyli Kürdler’e yaranmakla suçlanmamın ne anlamı var? Benim kimsenin gözüne girme gibi bir derdim olamaz. Demokratlık konusunda halen de yeterince eksik olan KDP veya YNK’ye yaranmaya hiç ihtiyacım yok. Zorlu bir sınavda oldukları için yeri geldiğinde onları desteklerim ancak yanlışlarına kalemimle ortak olmam.
Her aydınımızı bir yerlere yaranmakla suçlarsak, ne kadar karanlık bir Kürdistan yaratacağımızın farkında mıyız acaba? Karanlık bir Kürdistan yerine, aydınlık bir Kürdistan ancak ve ancak sorgulama yöntemi ile yaratılır.
Düşünüyorum da eğer Kürdistan şimdi özgür olsaydı ve orda yaşıyor olsaydım, dünkü yazımdan dolayı büyük ihtimalle cezaevine girerdim. Nitekim güney parçasındaki özgür Kürdistan’da bunun örnekleri bir hayli fazla. Daha şimdiden gazeteler kapatılıyor, aydınlar cezaevlerine atılıyor. Ben özgür bir Kürdistan’da sadece Kürd olarak değil, özgür bir Kürd olarak yaşamak istiyorum.
| Halk Savunma Güçleri (HPG) Türk ordusunun gerilla alanlarına yönelik hava saldırısını doğrulayarak, herhangi bir kayıplarının olmadığını açıkladı. HPG, 'Gece saat 1.30-2.30 arası faşist Türk ordu savaş uçakları tarafından Zagros Eyaletine yönelik bir hava saldırısı gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen hava saldırısında, gerillalarımızın hiçbir kaybı yaşanmamıştır' dedi. HPG ayrıca uzun bir süredir sınır kesimlerine yığınak yapan 'faşist ordu birliklerinin', Oramar (Dağlıca) Karakoluna 110 araçlık bir askeri sevkiyat gerçekleştirdiğini bildirdi. ANF |
|
Türk uçakları Güney Kürdistan'ı bombaladı Türk savaş uçaklarının sınırı geçerek Avaşin-Basyan bölgelerini bombaladığı bildirildi.
Alınan bilgilere göre Türk savaş uçakları Duhok'un Amediye kazasına bağlı Avaşin ve Basyan bölgelerine yönelik saldırı gerçekleştirdi. Saldırı sonucu bölgedeki sivil halka zarar gelip gelmediği konusunda bilgi alınamadı.
Genelkurmay Başkanlığı da kendi internet sitesinde hava saldırısı yapıldığını doğruladı. HPG kaynakları hava saldırısında ilişkin henüz bir açıklamada bulunmadı.
DUHOK-ANF
|
Türkiye'de Soykırım kışkırtıcılığı; Türkler dışındaki etnik yapıların nüfus artışının durdurulması talebi!
Kurdians: Wednesday, April 16, 2008
Bedenimiz kimindir?">Toplumcu Buduncu Düşünce Derneği Başkanı Rıfat Cenk Tozkoparan, Kürt nüfusunun gerilemesi için Kürtlere zorunlu doğum kontrolü uygulanmasını ve tersine zorunlu göç politikasının oluşturulmasını istiyor.
Türkiye'de son yıllarda kadın bedeni üzerinden 'soy sürme veya soy kırma' politikalarına açıktan prim veren konuşmaların varlığı, toplumsal barış ve kadın özgürlük kazanımlarına dönük kaygıları da gündeme taşıyor. Refah-Yol hükümeti zamanında hükümete sunulan, 'artışın bu biçimde sürmesi halinde Kürt nüfusunun 2025'te Türklere eşit olacağı, 2050'de ise Türk nüfusunu geçeceği' yönüdeki MGK raporundan sonra artan bu tür demeç ve bildiriler, Türkiye'nin tehlikeli bir toplumsal eşikte olduğu yorumlarınıda güçlendirdi. Son günlerde kamuoyunda tartışmalara yol açan Başbakan Erdoğan'ın 'en az üç çocuk doğurun' çağrısının da dinsel faktörler dışında benzer bir iç kaygıdan beslenme ihtimaline vurgu yapılırken, geçen ay İzmir'de görülen bir dava soy-doğum-kadın arasındaki ataerkil tasarrufu yeniden gündeme getirdi. Kadın bedenini çocuk doğurma mekanizmasına indirgeyen ataerkil zihniyetin bu çıplak yansımaları kadın özgürlük kazanımlarının da ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğunu gösterdi.
Buduncular davası
İlki İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 19 Mart'ta görülen, ikinci duruşması 2 Haziran 2008 tarihine ertelenen davanın konusunu 'Toplumcu, Buduncu Düşünce Derneği'nin 2006 Mayısı'nda 'Kürt Nüfus Artışı Durdurulsun!'çağrısıyla imzaya açtığı ve dağıttığı metin oluşturuyor. 'Ey Türk kadını ve erkeği uyuma! Sen azalıyorsun Kürtler çoğalıyor. Türkçülük için bir çocuk daha yap. Çünkü sen azalıyorsun, hainler, kapkaççılar, uyuşturucu satıcıları çoğalıyor, biz Arap ve Batı kültürü arasında sıkışan Türk insanına kendisini yeniden sevmeyi öğrenecek tek yolun ta kendisiyiz. Biz Kürt ve Çingene çetelerine ve yobazlara hak ettiği cevabı verecek Türkçü, toplumcu buduncularıyız' biçiminde ifadelerin yer aldığı metinle Kürt ve Roman nüfusunun kontrol altına alınmasını isteyen Buduncular Derneği, soykırım tartışmalarını yeniden gündeme taşırken, kadın bedeninin kontrol altına alınması talebiyle ırkçılık ilişkisini de apaçık ortaya koydu. İlgili bildiriden kaygı duyan barış, insan hakları ve demokrasi savunucusu farklı etnik kökenlerden bir grup İzmirli kadın ve erkeğin başvurusu sonucu açılan davanın ilk duruşması ise, ırkçılığın meşrulaşmasını sağlayan düşünüş biçimindeki absürdlüğü gözler önüne serdi. 'Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama' suçundan ve Dernekler Kanunu'na muhalefetten dernek ve yöneticileri hakkında açılan dava, 'teklik' anlayışının kabul gördüğü Türkiye'de özel bir yere sahip olduğunu daha ilk günden gösterdi. Nazi iktidarının ilk yıllarında Yahudi nüfusunun azaltılması ve Alman nüfusunun arttırılmasına dönük politika ve hedeflerinden feyz alan Türkçü Buduncu Derneği'nin soykırım ya da soy kontrol düşüncesi için esas nesne olarak kadını ele aldığı da ilgili bildiride ilk dikkat çeken husus oldu. Öteden beri 'Bedenimiz bizimdir' sloganıyla önemli mücadeleler yürüten ve kimi başarılar elde eden feminist kazanımların tersyüz edilme girişimi olarak değerlendirilen bildiriyle ilgili davaya Nezahat Paşa Bayraktar, Semra Uzunok, Abdulhadi Çetin, Şenay Tavuz, Canan Uçar, Zeki Gül, Nursel Aslan, Orhan Ayhan, Ayşe Şen, Günseli Kaya, Hacay Yılmaz, Mizgin Irgat, Nursel Aslan, Gülçiçek Güner, Naif Bektaş, Avrupa Çingene Hakları Merkezi Vakfı ve Helsinki Yurttaşlar Derneği müdahil olurken, henüz hiçbir feminist örgüt müdahil olma talebinde bulunmadı.
Soykırımın ön adımları
Toplumcu Buduncu Düşünce Derneği Başkanı Rıfat Cenk Tozkoparan'ın, bildiride geçen görüşleri tekrarladığı ilk duruşma milliyetçilik ve cinsiyetçilik değerlerinin eleştirildiği bir platform görevi gördü. Duruşmada evli ve iki çocuk babası Cenk Tozkoparan söylemlerinin dernek tüzüğüne uyumlu olduğunu belirtirken, derneklerini 7 Temmuz 2007'de feshettiklerini de belirtti. Duruşmada Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan herkesi Türk olarak tanımlayan, Türkiye'nin üniter ve laik yapısının saldırı altında olduğunu savunan Tozkoparan, ifadeleriyle mahkemede de ırkçılık yapmayı sürdürdü. Kürtlerin amacının Türkiye'yi Kürtleştirmek olduğunu iddia eden Tozkoparan, 'Tabii Kürtlerin sayısı artınca mafyalaşma da başlıyor. Göç ettikleri yerlerde mafyalaşmış haldeler. Bütün işler nerdeyse onların tekelinde. Bana kalırsa tek amaçları Kürt sayısını arttırıp Türklerden intikam almak olan bir Kürt'ten devlet bu vergiyi alamaz' dedi. Cinsiyetçi-ırkçı söylem ve taleplerini düşünce özgürlüğü sınırlarında değerlendiren Tozkoparan, 'Geçtiğimiz yıllarda belki hatırlarsınız devletin doğum kontrol uygulamasında olanları. Doğum kontrol hapları çiçeklere gübre, prezervatifler çocuklara oyuncak olmuştu. Bana kalırsa sonuç alınamayacak nafile bir uygulama olur. Devlet başka çözüm yolları aramalı' sözleriyle de devleti Kürt nüfusunun azaltılmasında daha etkin formüller aramaya davet etti. Atatürk döneminde Bölge'deki isyanların sert bir biçimde bastırılmasının ardından üniter yapıyı rahatsız etmeyecek şekilde Kürtlerin Anadolu'ya ve Batı'ya doğru serpiştirilip, göç ettirildiğini de sözlerine ekleyen Tozkoparan, 'Bu çoğunluğun (Türkleri kastederek) azınlık durumuna düşmemesi için... Kürt nüfusun artışının durdurulmasını devlete bir öneri olarak sunduk. Bunu Anayasa'daki ifade özgürlüğümüzü kullanarak sivil toplum örgütü olarak sunduk' dedi. Tozkoparan'ın ifadesinde en çok absürd olan diğer söylem ise Türkler dışındaki etnik yapıların nüfus artışının durdurulması talebini selfdeterminasyon (Kendi kaderini tayin hakkı) prensibine bağlaması oldu.
Tozkoparan'ın mahkemede verdiği ilginç ifadeler, Türk Nazi grubunun düşünceleriyle paralellik arzediyor. Türk nasyonal sosyalistlerinin 'Bugün Türk ulusunu bekleyen en büyük tehlike hızla artan Kürt nüfusudur. Kürtler 5-6 olan çocuk ortalamalarıyla refah seviyemizi düşürdükleri gibi ulusal varlığımızı da tehlikeye atıyorlar. Batı illerine gelen 5-6 hatta 7 çocuk ortalamasına sahip Kürtler hızla kolonileşiyor. Kapkaç, hırsızlık, kadınlara sarkıntılık, cinsel taciz, tecavüz suçları yaygınlaşıyor. Kavga çıkartıp kavgalara gruplar halinde giriyorlar. En ufak bir tartışmada Türklere karşı birbirlerini tutuyorlar. İşlerimizi elimizden alıyorlar. Adana' dan Antalya' ya kadar olan şehirlerimiz şimdiden elden çıktı ve Güneydoğu şehirlerini andırıyor. Bu duruma son vermek için bir şeyler yapmak şart' sözleri ise geçen hafta Akdeniz Üniversitesi'ndeki provokasyonda açığa çıkan yaklaşımların nereden beslendiğini de gösteriyor.
Türkçü Buduncu dernek başkanı ve Türk Nazileri, Kürtlerle ilgili çözüm için devlete şimdilik iki yol öneriyorlar. 'Devlet Kürtlere zorunlu doğum kontrolü uygulasın ve tersine zorunlu göç politikası oluştursun.'
Müdahiller şok oldu
İzmir'de görülen ilginç davada ırkçılık ve cinsiyetçilik yaklaşımlarının mahkemede açıkça savunulmasına en çok şaşıran ise başvurucular oldu. Davaya ırkçılığa duydukları ortak tepkiyle müdahil olan davacılar, özellikle Tozkoparan'ın büyük rahatlıkla yaptıkları işi savunmasına tepki gösterdiler. Mahkemede, durumun Nazi'lerin iktidarı ele alışıyla birlikte Almanya'da bir arada yaşayan Yahudilerin, Romanların ve Almanların birbirlerine kırdırılması sürecini çağrıştırdığını kaydeden davacı Günseli Kaya, 'Kadının doğuracağı çocuk sayısı kadının kendi bedeni üzerindeki denetiminden başka bir güce bağlı olamaz. Bu etnik kökeni ve ulusal aidiyeti ne olursa olsun bütün kadınlar için böyledir. Buduncularsa yaptığı eylemlerde 'Kürt nüfusu durdurulsun' talebiyle devletten Kürt kökenli kadınların doğurganlığı üzerinde denetim istemektedirler. Bu Türk milletinin başka ulusal aidiyetler üzerindeki kadın haklarının feda edilmesi ve hiçe sayılmasıdır ve ayrımcılığın ta kendisidir' dedi.
Türkiye'nin yüzleşilememiş tarihinin de gündeme geldiği mahkemede Semra Uzunok'un ifadesi, ırkçılık kurbanı acı hikyeleri gün yüzüne çıkardı. Sosyalist bir Boşnak olduğunu ve bildiriyi okuyunca dehşete düştüğünü anlatan Uzunok, 'Ben Boşnak olarak soykırıma uğramış bir ulusun ferdiyim. Tarihsel olarak da Sivas olayında sağ kurtulanlardan birisiyim. Bu bildiriler Sivas olayında dağıtılan bildirilerle benzerlik gösteriyor' dedi.
Müdahillerden Şenay Tavuz ise söz konusu bildirinin ve çağrılarda yer alan ifadelerin Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne de aykırı olduğunu bildirirken, 'Ne yazık ki her dönemde Başbakanlık düzeyinde dahi kadınların doğurganlığı tartışmaya açılıp erkek egemen sistemin denetimi altına sokulmaya çalışılmıştır' dedi.
Canan Uçar, 'Kürtlerden kitle veya kütle gibi bahsederken, benim aklıma bu serpiştirme sırasında kaybettiğimiz büyükanne, büyük babalarımız geldi. Bu zihniyetin yaptığı Ermeni tehcirinde yitirdiğim anneannem aklıma geldi' diyen Avukat Canan Uçar ise, 'Kendini ait hissetmekte zorlanan bir Kürt nüfusun olduğu açıktır, ayrıca bundan önce 28 kere de itiraz etmiştir. Son itirazında kendi halkıyla 25 yıldır devam eden mücadelede devlet 5 milyon Kürt halkını 'Terörle mücadele' adı altında yerinden söküp atıp metropollere sunarken hiçbir sosyal projede üretmemiştir. Bunların açtığı yaraları da bu ırkçı-kafataşçı zihniyetle çözümleyemeyiz. Benim Kürt, kadın, Alevi kimliklerim incinmiştir' dedi.
Davada müdahillerin avukatı Murat Dinçer ise, ırkçı bir anlayışla karşı karşıya olunduğunu belirterek, 'Derneği kurma sebepleri Türk olmayan unsurların ve grupların Türkiye'de çoğalmalarını engellemek ve belki de uzun vadede onları yok etmektir, bu nedenle yaptıkları iş soykırım değilse de soykırım kışkırtıcılığıdır' dedi.
Kürtçe su istemek, Kürtçe merhaba demek, Kürtçe 'Çok yaşayın' demek ve 'Ben Kürdüm, Aleviyim, emekçiyim' demek suç gerekçeleri sayıldı.
Kurdians: Tuesday, April 15, 2008Erdoğan'ın 'üç çocuk yapın' çağrısının altında gizlenen Kürt nüfusu korkusu
Kurdians: Tuesday, April 15, 2008
İSTANBUL (25.04.2008)- Sınırötesi kara harekatında gerilla direnişi karşısında verilen asker kaybı, TSK'nın psikolojik savaş açıklamaları ile gizlendi. Kirli savaş yalanları, oğlu Zap'ta yaşamını yitiren bir asker annesinin gizli cenaze törenini anlatması ile deşifre oldu.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), Zap'a yönelik saldırısı esnasında verilen asker kayıplarını az göstermek için yaptığı açıklamalar, asker annesinin sözleri ile yalanlandı. Asker annesi oğlunun cenazesini nasıl gizlice toprağa vermek zorunda kaldıklarını anlattı. Annesine haber verildi; ancak bir şartları vardı: “Tören yapılmayacak, gizli gömülecek; PKK’lileri sevindirmeyelim” denildi.
Asker annesi G.Ç., Yeni Özgür Politika gazetesine konuştu. Acılı anne, röportajda çatışmada yaşamını yitiren oğlunun gizlice defnedildiğini söyledi. Asker annesi G.Ç, yaşadıklarını açık isim ve mekanların yazılmaması koşuluyla anlattı. röportajın tam metni şöyle;
Psikolojik harp kurbanı
Güney Kürdistan ve Zap’a yönelik saldırı sırasında kapısını çalan üst düzey iki askeri yetkili ve yaşadığı şehrin ‘Şehit Aileleriyle Dayanışma Derneği’ Başkanı N.Y, onbeş ay önce oğlunu askere gönderen 63 yaşındaki G.Ç’ye oğullarının ‘sınır ötesi operasyonda öldüğünü’ açıklar. Haberi alan asker annesi G.Ç, baygınlık geçirerek hastaneye kaldırılır. Uyandığında acısının yüreğine gömülmesi istenilir. Çünkü...
G.Ç.’nin oğlu Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı’na bağlı birliklerde onbeş aylık asker iken son yapılan kara harekatına gönderilir. Operasyonun altıncı gününde gece yarısı bulundukları vadide saldırıya uğrayan ve sabahın ilk ışıklarına kadar devam eden çatışmada yaşamını yitirir. Askerin cesedi önce Amed daha sonra ise yaşadığı şehrin askeri kışla morguna getirilir. Ve yaşamını yitiren erin annesinin kapısı çalınır...
Oğlunuzun yaşamını yitirdiği gün mü haber size ulaştırıldı?
Hayır, öldürüldükten beş gün sonra haberini verdiler.
Yani oğlunuzun naaşı bulunduğunuz şehre ulaşmıştı?
Evet. Önce Diyarbakır’a getiriliyor. Bir iki gün orada bekletildikten sonra yaşadığım şehrin asker kışlasına getiriliyor. Zannedersem iki, üç gün de burada bekletiliyor. Bana öyle anlattılar.
Oğlunuzun öldüğü haberi size nasıl ulaştı?
Geceydi. Alt kattaki komşumla televizyon haberlerine bakıyorduk. Hep merak ediyordum. Bugün yarın haber gelir diyordum. Gerçi son telefon konuşmamızda oğlum ‘bizim birlik operasyona katılmayacak’ diyordu ama yine de merak ediyordum. Geç oldu eve gideyim dedim. Yukarı çıktığımda iki üniformalı ve bir sivilin kapı zilini çaldıklarını gördüm. Dizlerim çözüldü ve merdiven basamaklarını çıkamayıp olduğum yere oturdum. Beni farkettiler. Hiç konuşmadan kollarıma girip içeri aldılar. ‘Vatan sağolsun, oğlunuz şehitlik mertebesine ulaştı’ dediler. Evde bağrışmalar oldu. Sonra ben bayılmışım. Gözlerimi hastanede açtım. Bir odada tek kalıyordum. Yanımda iki yakınım ve o üç kişi vardı. Bana sakinleştirici iğne yaptıkları için konuşmakta zorlanıyordum. Sadece ‘nerdedir’ diye sordum. ‘Burda morgta’ dediler. Sonra beni bir sedye ile aşağı indirdiler. Sarılıp ağladım, ağladım, ağladım...
O gün mü naaşı toprağa verdiniz?
Gece. Saat 22:30 sıralarında toprağa verdik.
Neden gece? Cenaze töreni olmadı mı?
Hayır, olmadı. Bize ‘PKKlileri sevindirmeyelim’ dediler. Özellikle Şehit Aileleriyle Dayanışma Derneği’nden gelen kişi ‘devletin bekaası için gece gömmeliyiz. Oğlunuz da aynısını isterdi’ dedi. Rütbeli kişiler ise törenin olması durumunda olaylar çıkabileceğini belirterek ‘Türk askerine güvenin’ dedi.
15/04/2008 Haşim Bak Newroz kutlaması sırasında kolu polisler tarafından kırılırcasına bükülen 15 yaşındaki C.E.,’Gördüğüm işkenceleri hiçbir zaman untumayacağım’dedi C.E, Hakkari’de Newroz kutlamasına yapılan müdahalenin ardından çıkan olaylarda polisler tarafından kameralar önünde kolu bükülen 15 yaşındaki çocuk... C.E’nin kolunun polisler tarafından büküldüğü anın görüntüleri, büyük tepkilere neden olmuştu. Önceki gün serbest bırakılan C.E, gördüğü işkenceleri hiçbir zaman unutmayacağını söyledi. C.E, olaydan sonra Hakkari Emniyet Müdürlüğü’nde 2 gün gözaltına alınmış, ardından çıkarıldığı Hakkari Sulh Ceza Mahkemesi tarafından, “devlet memuruna mukavemet etmek” iddiasıyla tutuklanarak Bitlis Cezaevi’ne konulmuştu. 21 gün tutuklu kalan C.E, avukatlarının itirazı üzerine dün tahliye edildi. Görüştüğümüz C.E, hâlâ sağ kolunu kullanamıyordu. ‘Kolum yerinden çıktı’ C.E, gözaltında ve tutuklu bulunduğu süre boyunca şiddete ve hakaretlere maruz kaldığını söyleyerek yaşadıklarını şöyle anlattı: “22 Mart’ta çarşıya indim. Kendimi direk olayların içinde buldum. Newroz’da olay yaşandığını bilmiyordum. Kalabalığın içine girmişim. Polisler bana doğru gelerek beni yakaladı. 3 polisti. Daha sonra beni itelediler. Önce kolumu büktüler. Kolum yerinden çıktı. Sonra polis otosuyla beni emniyete götürdüler. Arabada da dövmeye devam ettiler. Yaklaşık 3-4 kişi beraber gidiyorduk. Arabanın içinde bile bize küfür ediyorlardı ve devamlı dövüyorlardı. Emniyete götürüldüğümüz zaman zaten acı çekiyordum, ona rağmen belimin üzerine oturuyorlardı. Bazen de karnımıza ve belimize coplarla, tekmelerle vuruyorlardı.” Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında bulunduğu sırada da şiddete ve hakaretlere maruz kaldığını söyleyen C.E, “Emniyette bulunduğumuz saatler boyunca hep dövüldük. Dövdükleri zaman bizlere hep ‘O inandığınız kişiler gelip sizi kurtarsın’, ‘Apo’nun piçleri’ ve daha ağza alınamayacak çok kötü küfürler ettiler” dedi. Gözaltına alındığı gün serbest bırakılıp ertesi gün tekrar gözaltına alınan C.E, “Serbest bırakıldıktan sonra eve gittim. Kolumun ağrısından uyuyamadım. Ertesi gün çarşı merkezinde tekrar gözaltına alındım ve tutuklandım. Emniyette tekrar dayaktan geçirildim. Bize silah gösteriyorlardı. Gözümüzün önünde şarjörden çıkardıkları kurşunları parmağımızın arasına koyup, elimizi sıkıştırıyorlardı. O da çok acı veriyordu” dedi. C.E, gözaltının ardından tutuklanarak götürüldüğü Bitlis Cezaevi’nde de dayaktan kurtulamadığını aktardı. ‘Unutmayacağım’ “Benim kolum çok kötü ağrıyordu. Çok acı çekiyordum. Bana yardımcı olacak kimse yoktu. Beni görmeye gelen ailemle de sebebini bilmiyorum ama beni görüştürmüyorlardı. Ne kadar acı çektiğimi benimle beraber kalan arkadaşlar da gördü. Bana yardımcı olmaya çalışıyorlardı ama acımı dindiremiyorlardı” diyen C.E, “Cezaevinde bazen açık havaya çıkarıyorlardı. Gidip gelirken de dövüyorlardı. Adeta hayvan muamelesi yapıyorlardı” dedi. C.E, yaşadıklarını unutamadığını, unutmayacağını söyledi. Rapor alacaklar Oğluna kavuştuğu için çok mutlu olduğunu belirten baba Hüseyin E, oğlunun haksız yere tutuklanarak şiddete maruz kaldığını söyledi. Oğlunun hiçbir suçu olmadığını dile getiren Hüseyin E, “Benim oğlum daha çok küçüktü ve hiçbir suçu yoktu. Ama herkesin gözü önünde kolunu çevirerek kırdılar. Bu bir insanlık ayıbıdır. Eğer bir suçu varsa zaten yakalamışsınız niye dövüyorsunuz? Dövmeye ne gerek var?” dedi. Hüseyin E, oğlunu hastaneye götürerek rapor alacağını ve tedavisini yaptıracağını ifade etti. Çocuk yaştaki birine bu kadar acı çektirmenin haksızlık olduğunu, bunları yapanların cezasını hemen çekmesi gerektiğini ifade eden Hüseyin E, “Ben bu işin hukuksal boyutundan kesinlikle vazgeçmeyeceğim. İnsanım diyen hiç kimsenin bu kadar acı çektirmemesi gerek. Benim oğlum veya bu her kimse, bu yaştaki bir çocuğa bunları yaşatanların derhal cezasını çekmesi gerek. Yaşadığım olayların şokunu yaşıyorum” dedi. (Hakkari/DİHA)
Kürt düşmanlığı Facebook'ta : “En iyi Kürt ölü Kürt'tür, Kürtlere soykırım yapılsın”
Siz gercek kimliginizi nasil tanimliyorsunuz?
Türk Savaş Uçaklarının Kendekolê Katliamı
Kendekolê'de bir vahşet anı, 'Uçaklar vurdu, vurdu, vurdu', 30 kişi öldürüldü, İlk saldırı 1992'de gerçekleşti, Tanıklar katliamı anlatıyor, Manzara tam bir vahşetti, Çıplak ayaklarla yola düştük, 45 dakika bombaladılar, Çocuklarımla kayalıklara sığındık, Bombaların hedefi bizdik, 'Baba ölecekmiyiz?'
Kürt İşadamlarını Biz Öldürdük
Korkut Eken'in bulunduğu İzmir Urla'da bir askeri kışlada silah ve bomba eğitimi aldığını, Tarık Ümit tarafından kendisine sahte polis kimliği ile pasaport çıkarıldığını da itiraf eden Cavit, Kürt işadamları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım, Hacı Karay, Fevzi Aslan, yeğeni Salih Aslan, Behcet Cantürk ile şoförü Recep Kuzucu'nun infaz edilmesi olayına tanık olduğunu söylüyor.
Diyarbakır Valisi mi AKP ‘lilerle cemaatlerin Valisi mi?
Lice katliamından Başbuğ çıktı
Şengal katliamı unutulmuyor
Güney Kürdistan’ın Şengal kentinde yaşayan Êzidî Kürtlere yönelik katliamın üstünden bir yıl geçti. Federal Kürdistan Bölgesi dışında bırakılan Musul’un Şengal İlçesi’nde geride bıraktığımız 2007 yılının 14 Ağustos’unda, Türkiye ve Suriye’nin ortak düzenlediği saldırı sonucu gerçekleştirilen Êzidî katliamında yaklaşık 700 kişi yaşamını yitirmiş, binin üzerinde kişi ise yaralanmıştı.
Türk hükümeti, Federe Kürdistan’ın içişlerine karışacağını “tehditlerle” teyit etti!
Kadın tutuklular taciz ediliyor!
Diyarbakır’da muhbirlik eğitimi
Halkın İddianamesi (1-2-3-4-5-6)
Aygan'ın itirafları, Patlayıcı ABD'den, İlk hedef Mustafa Özer, Mumcu cinayetinde JİTEM parmağı, Yeni Ülke'yi Tilki bombaladı, Özgür Halk bombalandı, Musa Anter katledildi,JİTEM'de Veli Küçük dönemi, Cinayetler hız kesmedi, Aygan'ın anlattığı yargısız infazlar, Harbi Arman'ı Yeşil vurdu, Bitlis'i Ersever mi öldürdü? Ersever öldürüldü, Perinçek: Çiller Özel Örgütü, MİT: Talimatı Avcı verdi, Dosya Meclis'e gönderilmedi, Çiller ve Ağar'dan 'bin operasyon', Devletin tetikçi ordusu: JİTEM, Yeşil'e Yılmaz'a suikastten dava, JİTEM'ciler çek-senet işinde, Susurluk ifadeleri emniyette kayboldu
Kürdistan’da geliştirilen İslamcı Hareket
'Faili devlet' yargılansın
Aslan payı askere
Bölge alev alev yanıyor
'Sayın yargıç, Öcalan'ın rolü kalıcı barışın teminatıdır'
TÜRKİYE'DE İŞKENCE VE İŞKENCE TARAFTARLARI ARTIYOR...
WPO RAPORU :‘’TÜRKLERİN %51’İ İŞKENCEDEN YANA’’
Fethullah Gülen'den skandal Risale çarpıtmaları
iMZA KAMPANYASI
KurdTime RecentPosts
Kürtler asimile edilmelidir... Kürtlerin şehirlere yerleşmesi engellenmelidir...
Kürtler İçin Umum Müfettişliği Kuruldu [25 Haziran 1927]
Abdullah Alpdoğan’ın sunduğu raporda yer verdiği şu satırlar, cumhuriyetin Kürtlere yaklaşımını ortaya koymaktaydı: “… Soyadı Kanunu Kürt mıntıkasında Türk soyu adları soyadı olarak halka verilmekte ve bu adlarla kendileri çağrılarak tatbik edilmektedir. … Türkçe bilmeyen çocuklara bu mekteplerde Türkçe öğretiliyor. Türk duygusu aşılanıyor.
Türkiye'ye Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklar dendiği halde...
Kerkük üzerinden nüfuz savaşı
'Türküm, Türk doğdum, Türk olarak öleceğim' dedirtebilmek için...
Esat Oktay Yıldıray, 'Size öyle şeyler yapacağım ki değil örgüte ve ailenize, kendinize bile bir faydanız olmayacak. Hiçbiriniz elimden sağ kurtulmayacaksınız. Kıbrıs savaşında nasıl ki rakımı yudumlayarak Rum kadınlarının göğüslerini kasatura ile doğradıysam sizleri de aynı uygulamalardan geçireceğim'
1937-38 DERSİM JENOSİDİSİNİN KRONOLOJİSİ
Alınak 35 yıl sonra 2. kez cezaevinde : “Bu maskeli faşist düzeni teşhir ediyorum”
"Yıl 2008, yine suçlu sandalyesinde ve cezaevi yolundayım. On yıllar geçmiş ama hiçbir şey değişmemiş. Şu bilinsin ki, çocuklar öksüz kalmasın diye annelerin yürekleri dağlanmasın diye, insanlar özgür ve mutlu olsunlar diye sadece özgürlüğümüz değil, bin canım olsa binini de feda ederdim. Özgürlüğün istediği bedeli ödemek üzere cezaevine gidiyorum"
Kürt Şehri Musul Bölüşülemedi [23 Ocak 1923]
Şark Islahat Planı gereği...
Kürdistan Eyaleti
Sular altında kalacak olan Hasankeyf dışında Kürdistan
AKP medyasının yeni dönem görevi
Şok itiraf:
TBMM’de Kürtçe tahammülsüzlüğü
Bir zamanlar 'Erivan Radyosu'
1939 tarihinde ise, Irak'ta kurulan ve Kürtçe yayın yapan Bağdat Radyosu ile takriben aynı dönemde, İran'da da Kürtçe yayın yapan Urmiye Radyosu mevcuttu. Fakat bu iki radyonun yayın dilleri, Fars ve Arap dili etkisinde kaldığından Türkiye'deki Kürtlerce rağbet göremedi. Bunun tam tersi olarak Erivan Radyosu, anlaşılır Serhat şivesiyle yayın yaparak, müzikte de enstrüman olarak genelde Kürtlere has Bilur ve Fiq (Kaval ve Mey) kullandı.
Küllenmeyen yangın: Sivas Katliamı
Kardeş Türküler
Genelkurmay’dan sonra bu da AKP'nin "gizli" eylem planı!
Welat için mücadeleye
Rojin : Medya patronları aranıp korkutuluyor bence
Ödül, ölümlerin sorumlusuna!
İran’da Çatışmalar Şiddetleniyor
Tarihsel sıralamaya göre "bazı" Bağımsız Kürt Devletleri-Yönetimleri:
TÜGİK Raporu : Bölge her şeyden mahrum
Güney Kürdistan medyasında İsrail-Kürdistan ilişkileri
Tüm olumsuzluklara rağmen bir cazibe merkezi : Kürdistan
Dtp Kongresinde konuşan Türk : Fırat'ın doğusundaki Ergenekon'u temizleyin
En Son Haberler
-
▼
2008
(1219)
- ▼ November 2008 (58)
- ► October 2008 (57)
- ► September 2008 (96)
- ► August 2008 (261)
- ► April 2008 (88)
- ► March 2008 (80)
- ► February 2008 (48)
- ► January 2008 (49)
-
►
2007
(601)
- ► December 2007 (110)
- ► November 2007 (225)
- ► October 2007 (78)
- ► September 2007 (124)
- ► August 2007 (64)
Bağlantı Listesi
- Amude -Deutsch
- Awene -Kurdi
- Awestakurd -Kurdish
- Azadiya Welat -Kurdish
- Azady -Nl
- Ciwanenazadiye Rojaciwan -Kurdish Tr
- Diyarname -Kurdish
- Gelawej Org -Tr Kr
- GUNDEMIMIZ -Tr
- Hemdem -Kurdish
- Hewler Post -Kurdi
- Kurdinfo Platform -Kurdish - Tr
- Kurdish Inst.Burssel
- Kurdistan Online -Kurdi
- Kurdistan Region Presidency En Kr-Ku Ar
- Kurdistan Regional Gov. Kr En Ku Ar
- Kurdistan Regional Gov. Kr En Ku Ar
- Kurdistan's Photostream English
- KURDISTAN-POST -Tr
- Kurdistan.Ru -Ru
- Kurdistan.Ru -Ru
- Nasname -Kurdish Tr
- Nefel -Kurdi
- Netkurd -Kurdish
- PICASA -Int
- PNA -English
- PNA -Tr
- PNA PEYAMNER -Int
- PUKMEDIA -Int
- RIZGARI ONLINE -Int
- Sbeiy -Kurdi
- Türkiye'de Kürt sorununa Barışçıl çözüm Çağrısı İMZALAMAK İÇİN KR-FR-EN-DE-TR
- Yeniozgurpolitika -Tr
- Yndk -Kurdi
- YOUTUBE -Int
- Zaxowoice -Kurdish Kurdi
- ▪Amerika'nın Sesi ▪ Dengê Amerîka ▪Kurdish
- ▪Amerika'nın Sesi ▪ Turkish
Copyright © 2007 - www.kurdians.blogspot.com - is proudly powered by Blogger
I - Design of D
- To blogger by Blog






