Çocuğunu reddet kurtul!

Y.Özgür Politika Türk devleti çatışmalarda ölen asker ve polis ailelerine verdiği tazminatları gerilla ailelerinden zorla tahsil etmek istiyor. Devlet, gerilla ailelerine “ya çocuğunuzu reddedin ya da tazminatı ödeyin” dayatmasında bulunuyor. Gerillalar karşısında çaresizliği Türk devletini her türlü yolu denemeye itiyor. Devlet Bu seferde çatışmalarda ölen polis ve asker ailelerinin istediği tazminatları gerilla ailelerinden zorla almak istiyor. Türk devleti 10 bin YTL’yi aşan tazminat bedelinden kurtulmalarının tek yolunun evlatlarını reddetmek olduğunu söylüyor. Bu duruma tepki gösteren Hayri İmak, “biz değil evimizi, köyü ya da Dersim’i hepsini de vereceğiz ve dilenerek de olsa bu paraları ödeyeceğiz ama şehidimizi, şehitlerimizi reddetmeyeceğiz. Biz şehidimizin arkasındayız” dedi. Değişik tarihlerde Dersim bölgesinde çatışmalarda yaşamını yitiren yaklaşık 28 asker ve polis ailesi İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Ailelerin davayı kazanması üzerine, TC. İçişleri Bakanlığı bu güvenlik güçlerinin tazminat bedellerini çatışmaların bir diğer mağdur tarafı olan ve çatışmalarda yaşamını yitiren Kürt gerillalarının ailelerinden tazmin etmek için aileleri mahkemeye verdi. Sivas Kangal Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2000/61 ve 2003/262 esas sayılı kararı ile açılan davalarda İçişleri Bakanlığı Hazine Vekilliği tarafından gerilla ailelerinden istenen tazminat bedelleri 2.700 YTL’si asıl, 7.837,88 YTL’si faizi olmak üzere toplam 10.537.88 YTL. İnsan Hakları Elazığ Şube Başkanı Nazif Koç’un verdiği bilgilere göre tazminat istenen ailelerden bazıları şunlar: Arif Eroğlu, Fidan Bildik, Gülizar Ekici, Kazım İmak, Hatun İmak, Hüseyin Ekici, Cem Özdemir, Ali Gürlevik, Yılmaz Anlama. Devlet hem suçlu hem güçlü Kendi vatandaşına sahip çıkmayan Türk devletinin tazminat talebinde bulunduğu ailelerden birisi de 1996 yılında Sivas’ta meydana gelen bir çatışmada 10 arkadaşıyla birlikte yaşamını yitiren PKK gerillası Özgür İmak. Ailesinin ve halen hayatta olan mücadele arkadaşlarının verdikleri bilgiye göre Özgür İmak, üstelik Türk devletinin tazminat istediği tarihlerde yaşanan çatışmalarda da yer almamış. 12 Kasım 2002’de Özgür Politika gazetesinde haberi yer alan PKK gerillası Özgür İmak için yapılan anıt mezara saldıran askerler anıt mezarı tahrip ediyorlar. Yine 1999 yılında Özgür İmak’ın babası Kazım İmak bir kontrolde gözaltına alınarak işkencede iki kolu kırılıyor. Hem suçlu hem güçlü olan devlet tüm bunlarla yetinmeyerek şimdi de İmak ailesinden tazminat istiyor. Hukuksuz uygulamalar Özgür İmak’ın Almanya’nın Duisburg kentinde yaşayan ve Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) yönetiminde yer alan amcası Hayri İmak, konuya ilişkin gazetemize açıklamada bulundu. Hayri İmak, İçişleri Bakanlığı’nın İmak ailesine karşı açtığı davayı kendilerine tebliğ etmeden gıyabında mahkemeyi sonuçlandırıp İmak ailesini tazminata mahkum ettiğini söylüyor. Hayri İmak, bakanlığın bu kararına itiraz ettiklerini ve mahkemenin Erzincan’a intikal ettiğini belirtti. Erzincan mahkemesinde de davayı kaybettiklerini belirten Hayri İmak, daha sonra Yargıtay’a itiraz başvurusunda bulunduklarını aktardı. Kararın kendilerine tebliğ edilmediğini söyleyen İmak, şu bilgileri veriyor: “Biz Yargıtay’a başvurduğumuz süreçte yerel seçimler oldu. Bizim avukatımız olan Kenan Çetin de bu yerel seçimlerde Dersim’e bağlı Pertek kazasında belediye başkanı oldu. Bu sebeple avukatlığı bırakmış ve bürosunu kapatmış. Bürosunu kapatırken de elindeki dosyaları başka avukata devretmemiş. O süre içinde de -sanırsam 2006 yılı olacaktı- Yargıtay’dan itiraz başvurumuza red gelmiş fakat bu ret kararı bizim ailemize ulaşmamış.” Hayri İmak, “bu baskıları yaparken bizim adreslerimizi biliyorlar, evlerimizi basmayı biliyorlar, gelip kardeşimi götürmeyi biliyorlar, beni her gün soruşturup, asker kaçağı, vatan haini, PKK yöneticisi vb. gerekçelerle vatandaşlıktan atıyorlar. Bunların belgelerini adresimize göndermesini biliyorlar ama Yargıtay’ın resmi mektubunu bir türlü bizim adreslerimize tebliğ etmesini bilmiyorlar. Burada açıkça bir kasıt var” dedi. ‘Ret etmemizi istiyorlar’ İmak, 21 Mayıs 2008 tarihinde askerler nezaretinde haciz memurlarının Pertek kazasında oturan Özgür İmak’ın babası Kazım İmak’ın evine ve köydeki babalarının evine giderek varolan mallarına haciz koyarak ihtiyati tedbir aldırdıklarını aktarıyor. İmak, “Ama işin ilginç ve alçakça yanı da ağabeyim Kazım İmak ve babama akıl veriyorlar; ‘Siz Özgür’ü evlatlıktan ve verasetten men davası açın, böyle bir çocuğumuz yok deyin devlet borcunuzu silsin, mallarınızı kurtarın’ diyorlar. Devletin esas hedefi bu. Ailemiz de bunu yapmıyor, evlatlarımızdan vazgeçmemiz zaten mümkün değil” diye konuştu. Ailelerin bu şekilde teslim alınmaya çalışıldığını söyleyen Hayri İmak, devletin de bu yoksul ailelerin bu kadar parayı denkleştiremeyeceğini bildiğini onun için böyle çirkin, insan haklarına sığmayan bir uygulamaya giderek bütün o güvenlik güçlerinin ailelerinin istedikleri tazminatları birkaç gerilla ailesinden tazmin etmeye çalıştıklarını ekledi. İHD: Takipçisi olacağız Konuyla ilgili bilgilerine başvurduğumuz İnsan Hakları Derneği (İHD) Elazığ Şube Başkanı Nazif Koç, olayı İHD olarak takip edeceklerini de belirtti. Yine Adana’da Leyla Kaplan, Batman’da Güler Otaç hakkında da ailelerine yönelik bu şekilde davalar açılmış durumda. ‘Şehitlerimizi reddetmeyeceğiz’ Hayri İmak, “Ben bütün aileme söyledim. Biz değil evimizi, köyü ya da Dersim’i hepsini de vereceğiz ve oralarda otlakçılık, çobanlıkta yapacağız, dilenerek de olsa, kredi çekerek de olsa bu paraları ödeyeceğiz ama şehidimizi, şehitlerimizi reddetmeyeceğiz. Biz şehidimizin arkasındayız” dedi. Hukuksal olarak haklarını sonuna kadar arayacaklarını gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceklerini söyleyen İmak, Türk devletinin bu uygulamalarının basit bir politika olmadığını, bu uygulamaların bir kez kabul ettirilirse önü alınmayacak hale getirileceğini ifade etti. “Orada 28 tane güvenlik görevlisi ölmüşse karşılığında binlerce gerilla ölmüş. Peki onların tazminatı ne olacak” diye soran Hayri İmak, “O gerillaların aileleri, ailelerin hakları ne olacak? Vahşice kolları, bacakları kesilen, kafaları kopartılan, gözleri çıkarılan, hakaret edilen gerillaların ailelerinin hakları ne olacak? Bu gerçekten maneviyse onlar manevi olarak zaten suçlular, maddi olarak da çok daha suçlular’ dedi. ‘Bu uygulamalar tarihte ilk’ Özgür İmak’ın vahşice katledildiğini, cenazesini teslim aldıklarında tanıyamadıklarını söyleyen amcası Hayri İmak, şöyle devam etti: “Onların belirttiği 1993, 1994 tarihlerinde Özgür daha çok gençti ve bahsettikleri Dersim alanında değildi. Onunla birlikte olan arkadaşlarının açıklamaları var. Bunu devlet nasıl ispatlayacak? Bunun ispatı yok ki. Belki de devlet kendisi bu olayları yaptı. Türk devletinin bu uygulamaları tarihte belki de hukuksal açıdan bir ilktir. Yani bir savaş oluyor. Bir savaşın içinde bir kişi kendi isteğiyle savaşa katılıyor. Burada aileyi suçlamanın bir anlamı, mantığı var mı? Aileler hem kayıp veriyor hem de bu şekilde baskıyla zorla, maddi dayatlamalarla mağdur ediliyor.” Bu davada uluslararası bütün hukuk yollarına başvuracaklarını söyleyen Hayri İmak “Hem suçlu hem güçlü olan Türk devletinin bu baskıları karşısında başarısız olunursa bunun önü alınamaz. Yarın bütün gerillaların ailelerine, birçok davalar açarlar. Özgürlük gerillalarını teslim alamayan Türk devleti bu şekilde onların ailelerini teslim almak istiyor” diyerek sözlerini noktaladı. MURAT ALPAVUT

GULAN DEVRİMİ

GULAN DEVRİMİ'NİN 32. YILDÖNÜMÜNDE PDK SİYASİ BÜROSU: "GULAN DEVRİMİ ULUSLARARASI KOMPLO VE TALİHSİZ CEZAYİR ANLAŞMASINA BİR CEVAPTI" PNA-Kürdistan Ulusal Özgürlük Hareketi tarihinde önemli dönüm noktalarından biri olan "Gulan Devrim"nin 32.yıl dönümü münasebetiyle Kürdistan Demokratik Partisi (PDK) Siyasi Bürosu tarfından bir mesaj yayınlandı. Mesajda: "Gulan Devrimi'nin 32.yıldönümü münasebetiyle halkımızı içtenlikle kutluyoruz ve ulusun bu kutsal yıldönümünün daha çok kazanımlara vesile olması ve Kürdistan halkının Kürdistan Bölge Başkanlığı, Parlamento ve Hükümeti sayesinde hayatlarında huzurlu ve refah içinde olmaları temennisinde bulunuyoruz" denildi. Mesajda ayrıca, "Gulan Devrimi Ulusal Büyük Eylül Devrimi'nin devamı, uluslararası komplo, Kürdistan Ulusal Özgürlük Hareketi ve Kürdistan Liderliği'ne karşı yapılan talihsiz Cezayir Anlaşmasına bir cevaptı. Ancak fedekar ve saygı değer Peşmerge, örgütlenmeler ve geniş halk tabanı bu büyük komplodan daha güçlüydü. Bu yüzden kısa bir süre içinde bu başarıdan sonra yeni program ve strateji ile devrime devam etti. Peşmergelik, siyasi ve partisel faaliyetleri devam ettirdi. Bunun sayesinde Kürt halkının meşru davası daha ileri bir aşamaya ulaştırıldı. Bütün bu mücadeleler sonucunda 1991'deki kazanımlar elde edildi. Bunun ürünü Kürdistan Bölgesi halkının özgürlüğü, Parlamentonun kurulması ve Kürdistan Bölgesi Hükümetinin kurulmasıydı. Bugün halkımız bu kazanımlardan dolayı mutludur." denildi.

"AKP 'Kürt Sorunu Var' Dediği Yerden Devam Etmedikçe Paket İşe Yaramaz"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yarın (27 Mayıs) Diyarbakır'da biz dizi ekonomik projeyi kapsayan beş yıllık GAP Eylem Planını açıklayacak. bianet Diyarbakır'daki sivil toplum kuruluşları (STK) temsilcilerine Erdoğan'ın açıklayacağı paketin yerel seçimleri nasıl etkileyeceğini, Kürt sorununda demokratik bir açılım sağlayıp sağlamayacağını sordu. "Doğuda olağanüstü hal ile taşlar yerinden oynamıştı" Demokrasi Platformu'ndan avukat Sezgin Tanrıkulu, Erdoğan'ın 2005'te Diyarbakır'da yaptığı açıklamayı hatırlattı: "Daha sonra bahsini bile açmasa da 'Kürt sorunu vardır. Geçmişte yapılan hataları telafi edeceğiz, bu sorunla yüzleşmeliyiz' demişti. Fakat daha sonra Kürt sorununu siyasi ve sosyal anlamda ele almadı" dedi. Tanrıkulu'na göre Kürt sorununda demokratik bir çözüm için Başkakan'ın açıklayacağı paket bir fayda sağlamayacak. Çünkü hem halk hem de hükümet bu konuda umutsuz. Şiddetin önüne geçmek için siyasi iklimin değişmesi şart. Erdoğan'ın özellikle doğudan da sıkı destek aldığı 2007 Temmuz seçiminden sonra Kürt sorununda takındığı tavrın devletle, orduyla uzlaşan bir tavır olduğuna dikkat çeken Tanrıkulu değişmesini talep ettiği siyasi iklimin de Erdoğan'ın 2005'teki Diyarbakır ziyaretindeki açıklamasından hareketle olması gerektiğini düşünüyor. Türkiye'nin batısı için enerji doğusu içinse sulama odaklı bir ekonomik açılımın doğru olduğunu söyleyen Tanrıkulu "Ancak ekonomik bir formül eksiktir. Erdoğan Kürt sorununu askeri sorun olarak görmemeli, yok saymaktan vazgeçmeli" dedi. Diyarbakır Kadın Merkezi (KA-MER) Başkanı Nebahat Akkoç "Şu saaten yapılacak her çalışma ister istemez önümüzdeki seçimleri etkileyecektir" dedi. Akkoç'a göre henüz ne olduğu tam bilinmese de doğuda bundan önce de pek çok paket umutla açıklandı ancak halkı hayal kırıklığına uğrattı. Akkoç, paketin demokratikleşmeye katkıda bulunmasını umuyor. Sanayiici İşadamları Derneği'nden Raif Türk ise yerel seçimlere daha 10 ay olduğunu, böylesi değişken gündemi olan bir ülkede uzun vadede tahmin yapmanın zor olduğunu ancak Erdoğan'ın açıklayacağı planın doyurucu olması halinde seçimleri AKP lehine etkilemesinin de muhtemel olduğunu ifade etti. "GAP eylem planı Kürt sorununa açılım getirir mi" sorununa Türk, "Sanmıyorum. Erdoğan'ın son altı aydır yaptığı açıklamalara bakınca sadece anadilde yayın yapılabilen bir televizyondan bahsettiğini görüyoruz. Belki bu fikir hayata geçer ancak ötesi yok." Ekonomik kalkınmanın doğu için çok önemli bir ihtiyaç olduğunun da altını çizen Türk yine de Yozgat'taki yoksullukla Diyarbakır'daki yoksulluğun henüz kıyaslanamayacağını aktardı. "Doğuda yıllarca sıkı yönetim, olağanüstü hal idaresi vardı. Kenttekiler batıya göç etti, kentlere köyü boşaltılmış yoksul, kent adına vasıfsız çiftçi geldi. Taşlar yerinden oynadı. Yozgat'taki de yoksulluk da Diyarbakır'daki hepimizin sorunu ancak doğuda taşların yerine oturması, önce normalleşmemiz gerek" dedi.

27 Mayıs, Kürtler ve Şark Islahat Planı Kararnamesi

27 Mayıs, Kürtler ve Şark Islahat Planı KararnamesiŞark Islahat Planı'yla başlayan uygulamalar 1960'la yeniden gündeme geldi. Milli Birlik Komitesi, darbeden sonra 485 Kürt şahsiyeti gözaltına alıp sürgün kampında topladı. MEB, Kürtlerin inkarını amaçlayan bir "kitap" yayınladı... BİA Haber Merkezi - İstanbul-26 Mayıs 2008, Pazartesi
27 Mayıs darbesi olduğunda ortaokul üçüncü sınıftaydım ve henüz Türkiye'de olup biten şeyleri, nedenlerini vs. sorgulayıp değerlendirecek durumda değildim. Ama fazla zaman geçmeden ve günlük hayatımızdaki bazı değişikliklerle nedenlerini kavrayamasak da sonuçlarını görmeye başladık. Bu darbeyle Kürtler için bir hayli "yenilik" ve uygulamalar da getirildi. İsyan ve ayaklanmalar sonrası uygulanan etkili ve sert politikalara bir süre ara verilmiş; bir süredir biraz da olsa sakinleşmiş olan bölgede bazı kıpırdanmalar olabileceğine dair algılar gelişmişti. Ülkeyi bir uçurumun kenarından kurtaran kurtarıcılar böyle hissediyorlarmış. 1925 Şark Islahat Planı Kararnamesi İlk olarak 24 Eylül 1925 tarihli ve "Gayet mahremdir" ibaresi taşıyan Şark Islahat Planı Kararnamesi ile iki madde uygulamaya kondu:
  • "Aslen Türk olup Kürtlüğe mağlup olmaya başlayan bervech-i âtî Malatya, Elaziz, Diyarbekir, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ovacık, Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Behinsi (Besni), Arga (Akçadağ), Hekimhan, Birecik, Çermik, vilayet ve kaza merkezlerinde hükûmet ve belediye dairelerinde ve sair mücessesat ve teşkilâtta, mekteplerde, çarşı ve pazarlarda Türkçeden maada lisan kullananlar evâmir-i hükûmete ve belediyeye muhalif ve mukavemet cürmile tecziye edilirler." (Madde 13)
  • "Fırat garbındaki vilayetlerimizin bazı akvamında dağınık bir surette yerleşmiş olan Kürtlerin Kürtçe konuşmaları behemahal men edilmeli ve kız mekteplerine ehemmiyet verilerek kadınların Türkçe konuşmaları temin olunmalıdır." (Madde 16)
Nitekim bu takıntı 12 Eylül 1980 darbecilerinde de devam etmiş, bu kez de 19.10.1983 tarih ve 2932 sayılı "Türkçe'den Başka Dillerde Yapılacak Yayınlar Hakkında Kanun"un 2. maddesinde de "Türk Devleti tarafından tanınmış bulunan devletlerin birinci resmi dilleri dışındaki herhangi bir dilde düşüncelerin açıklanması, yayılması ve yayınlanması yasaktır" hükmü konulmuştu. "Vatandaş Türkçe Konuş"  Tekrar konumuza dönersek, bu hükümlerde de açıkça belirtilmesine rağmen başaramadıkları ve her nasılsa 1930'lu ve 40'lı yıllarda akıl edemedikleri bir şeyleri hemen uygulamaya koydular ve bu kez "Vatandaş Türkçe Konuş" kampanyası ile cadde, sokak, kapı, duvar v.s. ne bulurlarsa her tarafa afişler yapıştırdılar.

Köy ve mıntıka isimlerinin Türkçe olmayanları, "Milli kültürümüze, ahlak kurallarına, örf ve adetlerimize uygun düşmeyen, kamuoyunu inciten adların değiştirileceği" hakkında 1587 sayılı bir kanun çıkarıldı. Sonra da her nasılsa Türkçe olan belki birkaçı hariç olmak üzere, hemen hemen tümünün isimleri değiştirilerek uydurulan bir takım Türkçe adlarla değiştirildi.

Keza aynı kararname Madde 14'te de "Aslen Türk olan fakat Kürtlüğe temessül etmek (benzemek) üzere olan bulunan mevkide ve Siirt, Mardin, Savur, gibi ahalisi Arapça konuşan mahallerde Türk Ocakları ve mektep açılması ve bilhassa her türlü fedakârlık iktiham olunarak (gösterilerek) mükemmel kız mekteplere rağbetlerinin suveri adîde (fazla miktarda) ile temîni lazımdır. Hassaten Dersim, tercihan ve müstacalen (acil olarak) leyli iptidailer (yatılı ilkokullar) açılmak suretiyle Kürtlüğe karışmaktan bir an evvel kurtarılmalıdır." Bu hükümden de beklenen netice alınamamış olmalı ki bu kez bölgedeki Kürt çocukların daha hızlı ve sistemli bir asimilasyona sokulabilmesi için 5 Ocak 1961 tarihli ve 22 sayılı bir yasa çıkarılarak 60 civarında Yatılı Bölge İlkokulu açıldı.

27 Mayıs'ın ürünleri 

Yine 27 Mayıs askeri darbe döneminin ürünü olarak 1961 Anayasası ile Türk, Türk Milleti, Türk Devleti gibi kavramlar birçok maddede öne çıkarılmış; önceki Anayasada "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" hükmü Madde 4 ile "Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir" biçiminde değiştirilmiş; Madde 54'te ise vatandaşlık tanımında da "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" gibi tanımlamalar getirilmiştir. Darbe sonrasında "Doğu'daki vaziyetin çığırından çıktığı" iddia ediliyordu. Demokrat Parti (DP) içersinde bir Kürdistan Hükümeti tesis etmek üzere çalışmalar yapılıyormuş. 27 Mayıs sabahında Silvan'da ilk iş olarak bir evin çatısına Türk bayrağı çekilmiş ve bunu da "Biraz daha geç kalsaydık, Türk vatanı elden gidecekti" diye açıklamışlardı. Milli Birlik Komitesi, 1 Haziran 1960'ta yani darbeden sadece dört gün sonra birçoğu çevrelerinde saygınlık kazanmış ve aralarında Faik Bucak'ın da bulunduğu 485 Kürt şahsiyetini gözaltına alıp Sivas'ta bir sürgün kampında topladı. 19 Ekim 1960'ta da bir sürgün kanunu çıkararak bu 485 kişiden kendileri için daha tehlikeli görülen ve yasal olarak hiçbir suça karışmamış olan 55'ini Sivas'tan alarak, Antalya, Burdur, İzmir, Muğla, Afyon, Isparta, Manisa, Çorum, Denizli vilayetlerinde sürgüne tabi tuttu. Bakanlık Kürtleri inkar eden bir kitap yayımladı  Milli Eğitim Bakanlığı, M. Şerif Fırat'ın "Doğu İlleri ve Varto Tarihi" isimli, hiçbir bilimselliği olmayan ve sadece Kürtlerin inkarını amaçlayan "kitabı" Cemal Gürsel'in "Sunuş" yazısı ile yeniden yayınladı.

Cemal Gürsel yazdığı Sunuş'ta "…Bugün Milli Eğitim Bakanlığımızca ikinci baskısı yapılan bu eserin, bütün Türk aydınları tarafından okunması büyük faydalar sağlayacaktır. Çünkü bu eser, Doğu Anadolu'da oturan, Türkçe'ye benzemeyen bir dil konuştukları için kendilerini Türk'ten ayrı sayan, bilgisizliğimiz yüzünden bizim de öyle sandığımız vatandaşlarımızın, su katılmamış Türk olduklarını bir kere daha ispat etmektedir. Hem de inkarına imkan olmayan delillerle."

Muhafazakar çevreler darbeyi alenen kendilerine karşı olması nedeniyle onaylamazken, solcu ve Kemalist çevreler çevreyi desteklediler. Eski sol anlayış ve değerlendirmelerden uzaklaşan ve son yıllarda hiçbir askeri darbenin meşruiyet ve haklılığı olmadığını savunan insanların giderek artıyor olması Kürtler açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

"27 Mayıs'ı maaşını az bulan subaylar yaptı" 

Dolayısıyla, 27 Mayıs darbesini yapanların "Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgalarına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini eline almıştır" biçimindeki darbe gerekçelerini ciddiye alınacak hiçbir dayanağı yoktur. Darbeyi, silahlı kuvvetler içersinde değişik rütbeli subaylarca kurulmuş bir çetenin iktidar gaspı ve askeri vesayet rejiminin kurumlaşması olarak değerlendirmek gerekir. Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık'a göre ise, "27 Mayıs'ı, maaşını az bulan subaylar yaptı". (ÜF/GG) Ümit FIRAT

Başbakan Barzani, Bush ve Cheney ile görüştü

Rizgarî Online/Kürdistan Bölge Hükümeti (KRG) Başbakanı Neçirvan Barzani, ABD Başkanı George Bush tarafından Beyaz Saray’da kabul edildi. Dostluk çerçevesinde ve olumlu bir havada geçen görüşmede Irak ve Kürdistan’daki durum ile KRG’nin oynadığı yapıcı rol ve iki taraf arasındaki ikili ilişkilerin gündeme gelerek tartışıldığı açıklandı. Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley’nin de hazır bulunduğu görüşmede Başkan Bush, Amerikan yönetiminin, Kürdistan Bölgesine olan desteğini yineledi. KTV`nin bildirdiğine göre Başbakan Neçirvan Barzani yaptığı açıklamada, “Amerika’daki temaslarımız sırasında Washington yönetiminin, Kürdistan bölgesine ve Irak’ta oynadığımız yapıcı role çok büyük bir önem verdiğini hissettik. Bunun yanında ABD ile olan ikili ilişkilerimiz çok iyi bir durumda” dedi. Öte yandan Kürdistan Bölge Hükümeti (KRG) Dış İlişkiler Sorumlusu Felah Mustafa, Barzani-Bush görüşmesinin çok iyi bir havada ve yararlı geçtiğini belirterek, görüşme sırasında Başbakanın, Kürdistan halkı ve hükümetinin teşekkürlerini Başkan Bush’a ilettiğini bildirdi. Başbakan Barzani ve Başkan Yardımcısı Cheney ile de bir araya geldi Kürdistan Bölge Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani, Amerika’daki temasları çerçevesinde Beyaz Saray’da ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney tarafından da kabul edildi. Görüşmede Irak ve Kürdistan’daki genel durum ile yaşanan siyasal gelişmelerin ele alınarak tartışıldığı bildirildi. Görüşme sırasında Kürdistan bölgesinin sürekli olarak yapıcı olmayı arzuladığını dile getiren Başbakan, komşu ülkelerle ve diğer dünya devletleriyle iyi ilişkiler içerisinde olmayı istediklerini ve bu yönde ellerinden gelen her türlü gayreti sarf ettiklerini kaydetti. Başbakan Barzani son olarak, “Dünya devletleri ve halklarının birbirlerine ihtiyaçları vardır. Bizde karşılıklı çıkarların korunduğu ve saygı temelinde gelişen ilişkilerin içerisinde yer almaya çalışıyoruz” dedi. Kürdistan Bölge Hükümeti (KRG) Başbakanı Neçirvan Barzani’nin ABD’ye yaptığı ziyaretten memnunluk duyduklarını belirten Başkan Yardımcısı Cheney ise Kürdistan’a yaptığı ziyaret sırasında bölgedeki gelişmeleri yakından gördüğünü ve yaşanan hızlı gelişmeyi taktir ettiklerini söyledi. RO/Ömer Kaçar

Kürt kurumları ortak platform oluşturdu

Almanya’da faaliyet gösteren Kürt kurumları “Almanya Demokratik Kürt Kurumları Platformu” adı altında biraraya gelerek Almanya politikası, seçimler, entegrasyon, diplomasi vb. konularda ortak hareket etme kararı aldı. Dortmund Alevi Kültür Merkezi’nde önceki gün biraraya gelen Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM), Cenî, CİK, FEDA, FEK, Kürt Enstitüsü, Tev-Çand, YXK, Kürt Öğretmenler Birliği, Kürdistan’a Barış Öcalan’a Özgürlük Uluslararası İnisiyatifi ve Almanya’nın değişik şehirlerinden birçok Alevi ve Êzidî dernek temsilcileri, Kürt kurumlarının Almanya politikası, entegrasyon ve ortak çalışma imkanlarını tartıştı. Saat 14:00’de başlayan toplantıda kurum temsilcileri söz alarak görüşlerini aktardı. Böylesi bir çalışmanın geç kalmış ama ciddi bir çalışma olduğuna dönük ortak görüşe varılan toplantıda, Almanya’da faaliyet yürüten birçok Kürt kurumunun daha çok içe kapanık bir çalışma tarzı yürüttüğü, dış ilişkiler boyutuyla zayıf kaldığı belirtildi. Toplantıda, kurumların Almanya politikası, seçimler, entegrasyon, diplomasi vb. çalışmalarda ortak hareket ederek daha verimli olacağı ve Alman devleti nezdinde de etkili olabileceği vurgulandı. Almanya Demokratik Kürt Kurumları Platformu adı altında biraraya gelinerek pratik çalışma yürütme kararının alındığı toplantıda ayrıca yerel alanlarda yabancı parti, kurum ve örgütlerle ilişkilerde yerele daha çok inisiyatif verilmesi, yabancılar ve entegrasyon meclislerinde yer alınması, ortak seçim politikası belirlenmesi vb. kararlar da alındı. Amaç eşgüdümlü çalışma Toplantı sonucunda oluşturulan bu platformun ileriki bir tarihte daha geniş katılımlı bir konferans düzenlemesi kararlaştırıldı. Toplantıda Almanya Demokratik Kürt Kurumları Platformu’nun ilk dönem sözcüsü olarak YEK-KOM Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Demir seçildi. Demir, oluşturulan platformla temel amacın Almanya özgülünde, eşgüdümlü bir çalışmayı hayata geçirmek olduğunu dile getirdi. Platformun, Almanya’nın Kürtlere ve Türkiye siyasetine yönelik politikalarını sürekli analize tabi tutarak, atılması gereken adımları tespit edeceğini kaydeden Demir, şunları söyledi: “Bu çerçevede Kürt halkının demokrasi ve özgürlük istemlerini kriminalize ederek, etkisizleştirmeyi esas alan merkezi politikalara karşı Alman toplumunu, sivil ve siyasi kurumlarını, aydınlarını bilgilendirmek ve mevcut önyargıyı ortadan kaldırmak için, ciddi bir uğraş vereceğiz.” Demir, Almanya’da yaşayan Kürt gençleri ve aydınlarını Almanya siyaseti içinde yer almaya teşvik eden çalışmalarda bulunacaklarını, bu temelde Almanya siyaseti içinde Kürtlerin demokratik, siyasal katılımının artırılmasının hedeflendiğini de dile getirdi. Demir, ayrıca, işsizlik, mültecilik, ırkçılık, kültürel tüm sorunlara güçleri oranında çözüm ve eylemliliklere katılımı organize etmeyi de hedeflediklerini belirtti. MURAT ALPAVUT/DORTMUND YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

PNA-İsviçre Parlamentosu, 16 Mart 1988'de Saddam rejimi tarafından Kürdistan Bölgesi'nde Kürt halkına karşı düzenlenen Enfal Operasyonunun "soykırım" olarak tanınması için önümüzdeki Haziran ayında özel bir oturum gerçekleştiriyor. Chaknews haber sitesi, Kürdistan halkına karşı ypılan soykırım karşıtı Chak Merkezi tarafından dünyada "soykırım" olarak tanınması için başlatılan kampanyanın ardından kampanyaya İsviçre'den 2 milletvekili, 3 parti ve 3 parti liderinin destek verdiğini duyurdu. Chak Merkezi'nin 06/05/2007'de İsviçre Sol Partisi ve diğer 5 parti ve onlarca Kürt akademisyenlerle İsviçre Parlamentosu'nun salonunda bir konferans gerçekleştirdiği ve konferansta İsviçre Sol Partisi ve diğer partilerin bu konuyu parlamentoya taşıyacaklarına dair söz verdikleri de ifade edildi. İsviçre Parlamentosu'nun 11/06/2008'de Enfal Katliamını "soykırım" olarak tanınması için özel bir oturum gerçekleştireceği belirtildi. 1987-88 yıllarında Saddam rejimi tarafından Kürt halkına karşı başlatılan Enfal Operasyonunda 180 bini aşkın Kürt vatandaş şehit olmuştu.

FKB GÜVENLİK AJANSI BAŞKANI MESRUR BARZANİ, KOALİSYON GÜÇLERİNDEN ÜSTDÜZEY BİR HEYETİ KABUL ETTİ

PNA-Federal Kürdistan Bölgesi (FKB) Güvenlik Ajansı Başkanı Mesrur Barzani, Kolalisyon güçlerinin Irak'ın kuzeyindeki 7 eyaletten sorumlu General Hert Link, Koalisyon güçlerinin Musul komutanı ve ABD ordusundan üstüdzey bazı subayları Selahaddin kasabasında kabul etti. Görüşmede, Irak'taki son gelişmeler, Musul'da ABD ordusunun desteğiyle Irak ordusu tarafından başlatılan askeri operasyon, Kürdistan Bölgesi'nin istikrarı ve Kürdistan Bölgesi'nin ortak sınırı olan Irak'ın vilayetlerinde güvenlik ve istikrarın yerleşmesi konusundaki destek ve yardım, güvenlik konusunda ikili ilişkilerin güçlendirilmesi ve terörle mücadele konuları ele alındı. Kürdistan Bölgesi'nin güvenlik açısında elde edilen kazanımlarını ve bölgenin başarılı bir şekilde tehlikelerden korunduğunu ifade eden üstdüzey heyet, FKB Güvenlik Ajansı'nın kendileriyle Irak'taki güvenlik tehditleriyle mücadelede daha çok ilişki ve kordinasyonun olması isteğinde bulundu.