www.ozgurgundem.net
Başbakan Tayyip Erdoğan, Kürt sorununa yönelik inkarcı tutumunu sürdürüyor. 60'ıncı hükümetin programının ele alındığı Meclis Genel Kurulu'nda dün konuşan Erdoğan, DTP Grup Başkanı Ahmet Türk'ün farklı kimliklerin kendini demokratik tarzda ifade etmesi ve bunun hükümet programında yer alması gerektiği yönündeki eleştirilerine, 'Tek bayrak, tek millet, tek vatan ve tek devlet' şeklindeki faşizan tutumuyla karşılık verdi. DTP'yi etkisizleştirmek amacıyla, 'PKK'yi 'terör örgütü' ilan et' polemiğini yaratan Erdoğan, Kürtlerin iradesini kabul etmediğini bir kez daha ortaya koydu. DTP'yi 'terör örgütü' ilan eden Erdoğan, 'Bu ülkede bölücü teröre destek veren terör örgütünü de terör örgütü olarak ilan ediyorum. Bunu AB üyesi ülkeler, Amerika yapıyor, şurası, burası yapıyor da benim ülkemde bu kutlu çatı altında olanlar niye yapmıyor? Onlar da yapsın' diye konuştu. Erdoğan'a yanıt veren DTP Grup Başkanı Ahmet Türk ise, etnisiteye karşı olduğunu söyleyen Başbakan'ın, kendi yurttaşının farklı kimliğini, farklı kültürünü adete saklayan, inkar eden bir mantıkla konuştuğunu vurguladı. Erdoğan'ın PKK'ye 'terör örgütü deyin' şeklindeki açıklamasına tepki gösteren Türk, 'Her gün, herkes, buna benzer kınamaları ortaya koyuyor. Demekle bitiyor mu? Bitmiyor. Oysa biz pozitif bir katkı sunmak istiyoruz' diye konuştu.
İran’dan, Doğu ve Güney Kürdistan sınırına tampon bölge :4000 metre duvar!
Kurdians: Tuesday, September 04, 2007
Gönderen: rizgarionline Tarih: 04.09.2007 Saat: 08:28
Katkıda Bulundu Rizgarionline
Rizgarî Online/Iran İslam yönetimi PJAK' ın baskınlarını ve geçişlerini gerekçe göstererek güney ve doğu Kürdistan sınırına 4 kilometre uzunluğunda beton bir duvar örerek tampon bölge oluşturuyor. DHA’nın kaydettiğine göre duvarın yapımına başlandı bile. Haci ümran Sınır Kapısı'ndan başlayacak olan Federe Kürdistan sınırı üzerindeki beton duvar 4 kilometre uzunluğunda ve 5 metre yüksekliğinde olacak. Federe Kürdistan bölgesindeki Kürdler, duvarın yapımına tepki gösterdi. İran'ın sınırı insansızlaştırdıktan sonra tampon bölge oluşturacağı ve bu bölgeye sivillerin girmesini engellemeyi hedeflediği belirtildi.
Federe Kürdistan sınır kesimindeki Çoman'ın Kaymakamı Abdulvehid Gavani, bir süre önce İran'ın Piranşehir kentinde yaptıkları sınır güvenliği toplantısında, güvenlik duvarının gündeme geldiğini ifade ederek şunları söyledi:
Durdurma başvurusu
"Sınırlarımızda bu duvarın örülmesini istemediğimizi belirttik. Bu duvar kabul edilemez. Duvarı, kaçakçılara ve diğer yasadışı geçişlere karşı yaptıklarını söylüyorlar. Bu duvarın 200 metrelik bölümü, bizim sınırlarımız içinde inşa edilecek. Güvenlik duvarı inşaatının diplomatik yollardan durdurulması için Erbil Valiliği aracılığıyla Kürdistan Bölge Başkanlığı'na başvurduk."
Yüksekliği 5 metre
İran, Hacıümran sınır kapısından itibaren 4 kilometre uzunluğunda, 5 metre yüksekliğinde, 2.5 metre eninde olacak beton duvarın yapımı için iş makineleriyle kazıya başladı.
İran karakollarının etrafında da, sürekli yeni mevziler kazılıyor.
“Güvenlik duvarının” inşaatına, Federe Kürdistan’ın Hacı ümran sınır kapısında bulunan ve İran'a bakan Kürdistan bayraklı Mesud Barzani'nin büyük portresinin tam arkasındaki tepede bulunan İran karakollarının hemen altından başlanacak. İran'ın, güvenlik duvarı ile tampon bölge oluşturmak için insansızlaştırma politikasına yöneldiği ve bu nedenle köyleri bombaladığı belirtildi.
Baydemir'den Erdogan'a :10 bin yıllık Diyarbakır için ’şehir değil’ demek kara cehalet örneğidir.
Kurdians: Tuesday, September 04, 2007
Rizgarî Online/Yerel yönetimlerin çalışmalarını ölçüsüz eleştiren Tarım Bakanı’nın iddialarını yanıtlayan Amed Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde Diyarbakır’a yapılanların tamamından fazlasını sekiz yıl içerisinde gerçekleştirdiklerini söyledi. Baydemir, “Siyasetin de bir ahlakı vardır, herkes sözünü söylemeden önce oturup bir düşünsün” dedi. Diyarbakır’ın bir kale olduğunu da vurgulayan Baydemir, kimsenin düşüremeyeceğini belirterek hevesli olanlara “Hodri meydan” dedi. ofis semtinde yol ve kaldırım çalışmalarını Yenişehir Belediye Başkanı Fırat Anlı, Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin ve Eski Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ile birlikte denetleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, bir gazetecinin; Tarım Bakanı Mehdi Eker’in yerel yönetimleri eleştirmesine ilişkin sözlerini hatırlatması üzerine sert konuştu.
Baydemir şöyle konuştu: "80 yıllık Cumhuriyet hükümetlerinin biriktirdiği sorunlarla karşı karşıya kaldık. 4.5 yıllık hükümet döneminde hiçbir projemiz destek görmedi. Kent, DTP’li belediye kimliği dolayısıyla negatif ayrımcılığa tabi tutuldu. Hükümet 4.5 yıl içerisinde istihdam yaratan proje üretmedi. Hem negatif ayrımcılık yapacaksınız, hem ileri- geri konuşacaksınız.
Başbakan ve bakanlar açıkça Diyarbakır’a savaş ilan ediyor. Diyarbakır, savaş ve kavgayı sevmiyor. Birlik ve diyalog için buradayız. Ama ilan edilen bir savaş için ’hodri meydan’ diyoruz. Biz buradayız, kavgadan korkmuyoruz. Kavgadan kaçacak halimiz yoktur. 10 bin yıllık tarihi olan Diyarbakır için ’şehir değil’ demek kara cehalet örneğidir. Amaçları; siyasetten müdahale ise hiç bir zaman kavgacı olmadık. Ama kavgadan da kaçmayız.
Amaç; Diyarbakır halkını cezalandırmak ise biz burdayız, bekliyoruz. Başbakan en sevdiği en güvendiği kişiyi getirsin, aday koysun. Hatta yerel seçimlerin tarihini de erkene alsın. Ama amaç karalamak ise bu maskeyi düşüreceğiz. Diyarbakır bir kaledir. Düşürmek istiyorlarsa buyrun gelsinler. Bu kale düşmeyecektir. Niceleri gelip düşürmek istedi. Ancak, bu kale dimdik ayaktadır."
DTP’nin TBMM’de grup kurmasının Diyarbakır ve hem de Türkiye için önemli olduğunu söyleyen Başkan Osman Baydemir, "Sayın Başbakan önce şu Ankara’nın su sorununa çare bulsun. Ankara hepimizin kentidir. İstiyorlarsa onlara gerekli uzman eleman takviyesi yapmaya hazırız" diye konuştu.
RO/Cemil Süphan
Amerika’daki Kürt lobisinin en etkili ismi Kani Gulam’ın ailesinden ikisi çocuk altı kişi, California’da meydana gelen bir uçak kazasında öldü
Kurdians: Tuesday, September 04, 2007
Amerika’daki Kürt lobisinin en etkili ismi Kani Gulam’ın ailesinden ikisi çocuk altı kişi, California’da meydana gelen bir uçak kazasında öldü
ABD’deki kazadan ünlü Kürt aile çıktı
Vatan
ABD’de Kürt hareketinin en önemli isimlerinden olan Kani Gulam’ın 3 kardeşi bir uçak kazasında yaşamını kaybetti. California eyaletinin Santa Monica kentinde yaşayan aileden Adam ve David Pasori kardeşler, geçen cuma haftasonu tatili için Bakersfield Gölü’ne gitmeye karar verdi. Aralarında iki çocuğun da bulunduğu aile, Adam Pasori’nin pilotluğunda yola çıktı. Tek motorlu uçağını sık sık kullanan ve uçuş deneyimi de olan Adam Pasori, göl kıyısındaki Kern Valley Havaalanı’na inemeyince tekrar denemek için U dönüşü yaptı. Ama bu sırada kontrolü kaybedince, havaalanına 800 metre kala, 100 metre yükseklikten yere çakıldı.
Yarım hektar arazide çıkan yangın söndürülüp enkaza ulaşıldığında uçaktaki herkes çoktan ölmüştü. Uçakta Adam Pasori (51) ve eşi Sibel Pasori (32) ile Adam’ın kardeşleri David Pasori (37) ve Mila Kaygusuz’un (44) olduğu belirtildi. Mila’nın 5 aylık kızı Nesrin ve 2 yaşındaki kızı Meryem de uçakta hayatını kaybetti. Tek motorlu Lancair Columbia 400 model uçağın kontrolünün çok zor olduğu ve usta pilotluk gerektirdiği belirtildi.
Türkiye terörist ilan etmiş
Ailenin ölümünden sonra internette çıkan “California’daki Kürt topluluğu yasta” şeklinde ifadeler ise ailenin ABD’deki Kürt hareketiyle yakından ilgili olduğunu gösterdi. Kürtler tarafından “düşünür ve aktivist” olarak tanımlanan Kani Gulam’ın Türkiye tarafından terörist ilan edildiği, ABD’de yargılandıktan sonra ise serbest bırakıldığı öğrenildi. Kani Gulam ve uçakta ölen kardeşi David hakkında, ABD’ye sahte pasaportlarla girdikleri ve Amerikan üniversitelerinden yanlış beyanat vererek finansal yardım aldıkları için de soruşturma açılmıştı.
Diğer kardeş Adam Pasori’nin ise Diyarbakır’da Azimettin Gündüz ismiyle doğduğu, ABD’ye ilk kez 1972 yılında lise eğitimi için gittiği ortaya çıktı. Boğaziçi’nden sonra ABD’deki prestijli Penn State Üniversitesi’nde mühendislik okuyan Gündüz’ün ismini de bu sırada değiştirdiği bildirildi. ABD’de David ve Adam Pasori olarak tanınan iki kardeş Los Angelas ve Santa Monica kentlerinde emlakçılık yapıyordu. n DIŞ HABERLER
PNA-Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, ABD Başkanı George W. Bush’un Irak ziyareti sırasında Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi'ni bombaladığını söyledi.
New York Times gazetesi, İran’ın, PKK’nın bir "yan kuruluşu" olarak nitelendirilen PJAK örgütünün mevzillerini iki hafta aralıksız olarak bombaladığına dikkat çekerek Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin, Türkiye’ye ilişkin ifadelerine de yer verdi.
Gazete, El-Maliki’nin, ABD Başkanı George W. Bush’un Irak ziyareti sırasında düzenlenen bir basın bilgilendirme toplantısında Kürdistan Bölgesi'nin durumunun da ele aldığını ve Türkiye’nin, sınırının öteki tarafından Irak’ı bombaladığını öne sürdüğünü yazdı.
Gazete "Geçen ay Türkiye’de yapılan seçimler öncesi Türk askerleri, sınırda muazzam bir yığınak yaptı ve bazı anlatımlara göre silahlı Kürt gruplarının Irak’tan Türkiye’ye sızmalarını dile getirerek büyük bir saldırı arifesinde idi. Bu grupların bazılarının, Kürtlerin çoğunlukta olduğu Güney Türkiye’nin bazı bölgelerini de kapsayacak bağımsız bir Kürt devleti kurmaktan yana oldukları söyleniyor". şeklinde yazdı.
Etiketler: iran, iraq, kurdistan, turkey terror
BUSH, KUZEYİN BAŞARISINI GİZLİYOR, KÜRDİSTAN BÜTÜN IRAK'A MODEL OLMALI..
Kurdians: Tuesday, September 04, 2007
. 4-Sep-07 [16:30]PNAIrak pek çok açıdan felaket durumdayken, Kürdistan bölgesinin refah düzeyi giderek artıyor. Fakat, Kürtlerin ayrılmasından çekinen Bush yönetimi, bu başarıya pek değinmiyor. Oysa, Kuzey Irak tüm ülkeye model olmalı...
Irak bugün bir tezatlar ülkesi -çoğunlukla beter ile daha beter arasında. Birkaç gündür Bağdat'ın merkez bölgesini dolaşıyorum ve farklı mezheplerin bir arada yaşamak yönünde uzlaşmaya varacakları umudu verecek pek az işaret gördüm. Biraz umut bulabildiğim tek bölge, Iraklıların bir arada yaşamadığı Kürdistan. Bir an için işgalin sonuçlarından birinin, bir Irak Amerikan Üniversitesi kurulması olduğunu tahayyül edin. Irak'a sel gibi yeni yatırımlara vesile olduğumuzu, bu yatırımların otellere, büyük bir konferans merkezi, iş merkezlerine ve iki yeni uluslararası havaalanına dönüştüğünü hayal edin. Gazete sayısı patlamış, İnsan Hakları İzleme Örgütü yerel bir yayın çıkarmaya başlamış. Kadınların başörtüsüz gezebildiği ve tek bir Amerikan askerinin öldürülmediği, ibadetin en hoşgörülü yapıldığı park ve camiler açılmış. Hayal edin... Şimdi hayal etmeyi bırakın. Bunların hepsi Kuzey Irak'ta yaşanıyor. Hepsini Hewler ve Süleymaniye'de gördüm. Bush ekibi bunları sır gibi saklıyor.
Hayır, Kürdistan bir demokrasi değil. Seçimler düzenliyor, fakat yönetsel yapısı İsviçre'den ziyade Singapur'u andırıyor; yönetime iki hasım aşiret olan Talabaniler ve Barzaniler hâkim. Canlı bir özgür basın var, tabii liderliğe hakaret etmediğiniz veya yolsuzlukları fazla kurcalamadığınız sürece. Fakat bölge demokratikleşiyor, gerçek demokrasi için gereken sivil toplumu ve orta sınıfı adım adım geliştiriyor.
17 Ekim'de Irak Amerikan Üniversitesi Süleymaniye'de sınıflarını açacak. "Yönetim kurulu üç kampüs istiyordu. Kürdistan, Bağdat ve Basra'da. Fakat burası ülkede bir Amerikan üniversitesinin açılabileceği ve güvenli şekilde çalışabileceği tek bölge" diyor rektör Owen Cargol.
Irak birçok bakımdan tam bir felaket, fakat işgal en azından Kürdistan'da etkileyici bir şeylere yol açmış. Ve en iyi şekilde: Biz açılışı yaptık, gerisini Kürtler halletti. Fakat Kürtler bölgelerini Saddam'dan 1990'larda kurtarmış olsalar da mevcut rönesansın ancak Saddam'ın devrilmesi sayesinde mümkün olabildiğini söylüyorlar. Bölgesel yönetimin Başbakanı Neçirvan Barzani şunları anlatıyor: "Saddam'ın devrilmesi bize umut verdi. Sınırlı miktarda parası olanlar bile yatırım yapıyor, artık geleceği görebildiklerini düşünüyorlar. ABD'ye teşekkür etmeliyiz. Fakat tek taraflı bir sevgi bu. ABD'yi seviyoruz, ama karşılığında bir şey görmüyoruz. Bize yardım ediyormuş gibi görünmek istemiyorlar."
Kürdistan niye Amerika'nın en iyi sakladığı gizli başarısı? Çünkü Bush ekibi Kürtlerin ayrılmasından korkuyor. Fakat Kürtlerin ayrılmakta hiçbir çıkarı yok. Irak'ın sınırları onları Türkiye, İran ve Suriye'den koruyor. Kürt özerk bölgesi Irak için model olmalı. Bush veya Rice'ın daha iyi bir fikri var mı? Daha doğrusu herhangi bir fikirleri var mı? Irak'ın tek umudu radikal federalizm -Sünnilerin, Şiilerin ve Kürtlerin içişlerini yürütmesi ve Bağdat'ın üçüne para veren bir bankamatik görevi görmesi. Masaya bunu getirelim -hemen şimdi.
Yakalanmasından sonra Saddam'a şu sorunun sorulduğu söylenir: "Özgür kalsanız tekrar istikrar sağlayabilir misiniz?" Rivayete göre, Irak'ı birleştirmek için bir saat on dakikaya ihtiyacı olduğunu söylemiş -bir saat eve gidip duş almak, on dakika da birleştirmek için. Bir diktatör bunu yapabilir. ABD yapamaz. Kürdistan'ın başkan yardımcısı şunu söylüyor: "Burada kimse bir daha hükmedilmeyi kabul etmez. Bütün Amerikan güçleriyle bütün kentleri işgal ederseniz, ülkeyi tekrar merkezileştirebilirsiniz belki. Bunu yapamıyorsanız bilin ki Irak'ta merkezi yönetim sona ermiştir." (New York Times, Thomas L. Friedman, 2 Eylül 2007, Ç:Radikal)
Kürdistan - FKB BAŞKANI: ''TÜRKİYE VE İRAN'IN KÜRTLERİN KİMSESİZ VE DESTEKSİZ OLMADIĞINI DÜŞÜNMELERİ GEREKİYOR'' 4-Sep-07 [17:43]
Kurdians: Tuesday, September 04, 2007
Başkan Barzani,''Kürtlerin sayısı o kadar çok ki bu sayı Kürtler için zaten bir destektir. Bu sayı ile başka milletleri incitebilir ancak biz bunu yapmayız'' dedi.
Türk ve İran ordusunun Kürdistan topraklarını bombardıman etmesi konusunda başkan Barzani, '' Kürdistan üzerinden başka ülkelerin güvenliğini bozacak kişilere yol vermeyiz. Bütün Kürt kadeşelere şu çağrıda bulunuyorum ki bazı ülkelere Kürdistan'ın güvenliğini bozma bahanesi verecek hareketlerde bulunmayın. Kürdistan'ın durumunun bozulması bütün Kürt halkının zararınadır. Kürt meselesi şiddet yolu ile çözüme kavuşturulamaz. Kürtler şiddetle bir şey elde edeceklerini zannetmesin bu ülkeler de şunu bilsin ki Kürtler de haklarından vazgeçmez. Bundan dolayı mesele diyalog ve görüşmeler yoluyla çözüme kavuşturulmalı'' dedi.
Başkan Barzani, '' İran İslam Cumhuriyetine şikayetimiz çoktur. Çünkü bu ülkenin Kürdistan topraklarını bu şekilde bombardıman edeceğini tahmin etmiyorduk'' dedi.
Başkan Barzani, ''PJAK'ı biz yaratmadık ve bu örgütün hiç bir faaliyetinden de sorumlu değiliz. Bu örgütün muamele tarzından da razı değiliz. bundan dolayı gizliden sınıra geliyorlarsa bu Türk ve İran ordusunun masum halkı bombardıman etmesi için bahane olmamalı. Bundan dolayı biz bu çeşit muameleyi anlamak istiyoruz. Türkiye, İran veya herhangi bir ülkenin Kürtlerin kimsesiz ve desteksiz olmadığını düşünmeleri gerekiyor. Kürtlerin sayısı o kadar çok ki bu sayı Kürtler için zaten bir destektir. Bu sayı ile başka milletleri incitebilir ancak biz bunu yapmayız. Bu yanlış bir yoldur. Biz sorunların diyalog yoluyla çözümünden yanayız'' dedi.
Başkan Barzani, konuşmasının sonunda, Türk ve İran hükümetlerinin Kürtlere yaptıkları iyiliklerinin de unutulmayacağını söyledi
“Bitlis, Hakkari, Artvin, Çankırı, Muş, Van gibi onlarca ilde kişi başına gelirin 300-400 dolar civarında olduğu saklanmaktadır”
Kurdians: Monday, September 03, 2007
Demokratik Toplum Partisi (DTP) Grup Başkanı Mardin Milletvekili Ahmet Türk, 60'ıncı hükümetin de, diğerleri gibi Kürt sorununu görmezden geldiğine dikkat çekti.
TBMM Genel Kurulu'nun oturumunda söz alan Ahmet Türk, 60 hükümetin programına ilişkin görüşlerini açıkladı. Türk, hükümet programını sivilleşmeden demokratikleşmeye, ekonomiden yargıya kadar baştan sona geri, renksiz ve heyecansız bir program olarak niteledi. Hükümetin Kürt sorunu konusundaki tutumunu da eleştiren Türk, 'Soruna sadece güvenlik penceresinden bakılmış olması partimizin bir grupla Meclis'te temsil ediliyor olmasının da yarattığı fırsatın görmezden gelinmesi büyük bir talihsizliktir' dedi.
'Yaşam koşulları değişmedi'
Programda, AB üyelik süreci ile ivme kazanan demokratikleşme yolundaki reformların askıya alındığını ifade eden Türk, Türkiye’nin en temel sorunu olan gelir dağılımında adaletin sağlanması konusunda bir arpa boyu bile yol alınamadığını dile getirerek, “Ekonomik büyüme iddialarına rağmen; vatandaşın yaşam koşullarında hiçbir şey değişmediği gibi; işsizlik ve yoksulluk daha da artmıştır. Dış borç yükü azalmamış, ülke İMF’ye bağımlılıktan kurtarılmamıştır” dedi.
'Geri dönüş görülüyor
Yine sivil bir anayasa yapma sözünün tutulmadığını, demokratik hak ve özgürlüklerin sınırının da genişletilmediğini vurgulayan Türk, '60. Hükümet programında ise, AKP'nin 58 ve 59. Hükümet programlarına kıyasla, özellikle demokratikleşme ve sosyal politikalar alanındaki tespit, öngörü ve taahhütlerinden geri dönüş yaptığı görülmektedir' diye konuştu.
Oy pusulası eleştirisi
59. hükümet programında Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın, ‘Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler, demokratik çoğulculuğun üreteceği tolerans ve hoşgörü zemininde siyasete bir renklilik olarak katılmalıdır” sözünü hatırlatan Türk, Siyasi Partiler Kanunu’nda herhangi bir değişiklik yapmayan AK Parti hükümetinin, hiçbir konuda uzlaşma sağlayamadığı CHP ile uzlaşarak Seçim Kanunu’nda yaptığı değişiklikle DTP’ye karşı oy pusulalarını birleştirdiğine işaret etti.
Yerel yönetimler
Hükümetin yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağını ifade ettiğini de hatırlatan Türk, “ Yerel Yönetim Yasasında herhangi bir iyileşme sağlanmadığı gibi, yeni hükümet programında yerel yönetim reformunun rafa kaldırıldığı görülmektedir. Bütün bunlar göstermektedir ki; AKP hükümeti, 60. hükümet programında iddia ettiği gibi; ülkeyi kalkışa geçirmek yerine; yerinde saydırmaya adaydır” dedi.
'AKP'liler de bile hayal kırıklığı yarattı'
Açıklanan hükümet programının AK Parti’ye oy veren seçmenlerde bile hayal kırıklığı yarattığını belirten Türk, “Renksiz, heyecansız iddiasız,Ülkenin temel sorunlarını görmezden gelen bu program ile ülkenin yönetilmesi kabul edilemez” dedi.
'Reformlar askıya alındı'
Son iki yıldır demokratikleşme alanındaki reformların askıya alındığına işaret eden Türk, hatta Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu ile Terörle Mücadele Kanunu’ndaki değişikliler nedeniyle geriye doğru gidildiğinin altını çizdi.
'Sıfır tolerans çelişkisi'
Hükümetin sıkça dillendirdiği ‘işkenceye sıfır tolerans’ söylemine de işaret eden Türk, şöyle devam etti:
“Bu anlayış bir türlü yaşama geçirilmemiş, 59. hükümet döneminde de işkence olayları, işkence ile ölüm olayları maalesef ki devam etmiştir. Son 4 yıl içerisinde gerçekleşen işkence şikayetleri ile bunlara karşı yürütülen ve sonuçlandırılan soruşturma sayıları incelendiğinde rakamsal oranın yüzde 1 bile olmadığı görülecektir.”
90’lı yıllara oranla işkence vakalarında düşüşlerin yaşandığını ancak kötünün iyisini vatandaşlara kabul ettirmenin 'sıfır toleransla' çelişkili olduğuna dikkat çeken Türk, 'İşkence ile mücadele konusunda daha kararlı ve daha samimi olunmalıdır. Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması konusunda Hükümet tarihi sorumluluğunu yerine getirmelidir' dedi.
'İfade özgürlüğünde somut öneri yok'
59. hükümetin düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda son derece başarısız bir pratik sergilediğini ve yeni programda da başta TCK’nin 301. maddesi olmak üzere, TCK’de ve diğer yasalardaki düşünce ve ifade özgürlüğünü engelleyen maddelerin değiştirilmesine yönelik somut hiçbir önerinin olmadığına işaret etti.
Cezaevleri ve faili meçhuller
İnançları gereği başörtüsü takan vatandaşların karşılaştığı insan hakları ihlallerinden, Alevi yurttaşların ya da gayri Müslim yurttaşların inanç özgürlüklerinin nasıl garanti altına alınacağına değinilme gereğinin bile duyulmadığını ifade eden Türk, şöyle konuştu:
“F tipi cezaevleri başta olmak üzere cezaevlerinde tecrit ve izolasyon uygulamaları halen devam etmektedir. Cezaevlerinde isyanların yaşanmıyor olması, sorunların bittiği anlamana gelmez. Düşüncelerinden dolayı aydınların, yazarların öldürüldüğü, yargılandığı ve cezalandırıldığı ülkemizde Avrupalılar istedi diye değil, insanlarımız buna fazlasıyla layık olduğu için harekete geçilmesi gerekir.”
Türk, “Sivil toplumu güçlendirmek istiyorsak, Meclis çalışmalarına katılıp, rapor sunmalarını sağlamak, en etkin katılımcılık örneğidir” dedi.
Yargının bağımsızlığı
Bağımsız yargı için bağımsız yargının vazgeçilmez koşulu olan yargıç teminatının ve bağımsızlığının sağlanması gerektiğini vurgulayan Türk, bunun için Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun demokratik bir yapıya kavuşturulması ile yargıç ve savcı alımlarında partizanca tutumlardan vazgeçilmesi gerektiğini kaydetti. Türk, askeri ve sivil bürokrasinin yargıya karşı dokunulmazlıklarının da kaldırılmadan, bağımsız yargının etkili olmasının mümkün olmayacağına dikkat çekti.
‘Rakamlarla oynanmış’
Hükümet programında rakamlarla oynanarak, yanıltıcı bilgiler verildiğini dile getiren Türk, “Bitlis, Hakkari, Artvin, Çankırı, Muş, Van gibi onlarca ilde kişi başına gelirin 300-400 dolar civarında olduğu saklanmaktadır” dedi.
Çalışanların durumu
Bir ülkede ekonomik durumun iyi olup olmadığının en güzel ölçüsünün sokaklar olduğunu ifade eden Türk, hırsızlık, gasp, kap-kaç olaylarının metropol kentlerde huzur bırakmadığını, çetelerin cirit attığını, çek senet mafyasının kol gezdiği bir ortamda ekonominin iyi olduğunu söylemenin mümkün olmadığını söyleyerek, şöyle konuştu:
“İşçi ve memurların çalışma koşullarının ve sendikal haklarının uluslararası standartların çok gerisinde olması, memurlara grev haklarının tanınmaması, üretici gücün belini kırarken sus payları ile idare edilmeye çalışılması ekonomide halkçı politikaların kıyısından bile geçilmediğini göstermektedir. Üretimde eşit pay sahibi olmayı sağlama ve eşitsizlikleri giderme yerine ölümü gösterip sıtmaya razı etme politikaları ile göz boyamanın devam edeceği görülmektedir.”
Hükümete çevre politikalarından dolayı da eleştiren Türk, Türkiye’nin su, hava kalitesinin düştüğünü dile getirerek, Hasankeyf’’in bir proje değişikliği ile tarihi mirasının korunabileceğini söyledi.
‘Özel kırsal kalkınma planı hazırlanmalı’
Doğu ve Güneydoğuda yayla yasağı uygulamasının, hayvancılığın bitme noktasına gelmesine neden olduğunu belirten Türk, “Bu nedenle Hükümet programında, Doğu ve Güneydoğu bölgesi için “özel kırsal kalkınma planı” hazırlanmalı,”bölgesel dengesizlik” bu yönüyle de giderilmelidir” dedi.
'Diyarbakır geriledi
Hükümet programında, özgürlük ve adalet sağlanmadan, huzur ve güvenliğin sağlanmaya çalışılacağının anlatılmaya çalışıldığını belirten Türk, sanayi istihdam bakımından İstanbul ve Bursa’nın ardından üçüncü sırada yer alan Diyarbakır’ın, 2000 yılı itibariyle Türkiye’nin 81 ili içerisinde 54. sıraya kadar gerilediğini, bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farkı açısından Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun, hep son iki sırayı aldığını söyledi.
İnsani yaşam endeksinin en temel göstergelerinden olan eğitim, sağlık, istihdam ve yoksulluk göstergelerinin sunduğu rakamların, bölge illerinin Türkiye ortalamasının çok altında olduğunu gösterdiğini belirten Türk, şöyle devam etti:
“Anne ve bebek ölüm oranının düşürülmesi konusunda Türkiye’nin batısında önemli ilerlemeler kaydedilirken; Dicle üniversitesinin bu sene yaptığı açıklamaya göre bölgedeki anne ve bebek ölümleri Afrika ülkelerinin düzeyindedir. Kişi başına düşen hekim sayısı, çocukların aşılanma oranları, okur yazarlık oranı, yüksek öğrenime katılma oranı, işsizlik oranı; kısacası tüm insanca yaşam göstergeleri, bölge illerinde batıya nazaran en az birkaç kat daha kötüdür. Hane gelirinde bölgeler arası farklara bakıldığında, en düşük gelir diliminin yüzde 45'ini Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin oluşturduğu görülüyor. Bu nedenle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, sosyal ve ekonomik kalkınma ancak çok kapsamlı bölgesel kalkınma programları ile mümkün olabilir. “
Ancak hükümet programında buna dair hiçbir hedefin belirlenmediğini ifade eden Türk, “Bu demektir ki AKP hükümeti döneminde de bölgeler arası gelişmişlik farkı giderek artacaktır” dedi.
Kürt sorunu geri kalmışlık sorunu değildir'
‘Kürt sorunu bir geri kalmışlık sorunudur’ demenin doğru olmadığının altını çizen Türk, programda GAP’tan hiç bahsedilmediğini söyledi. Oysa GAP’ın kuruluş amacı çok kapsamlı olduğunu anımsatan Türk, “Fakat projenin enerji ayağı büyük oranda tamamlanmış olmasına karşın sulama, istihdam, ulaştırma, turizm gibi ayakları savsaklanmıştır” diye konuştu.
Cinsiyet eşitliği
Cinsiyet eşitliği konusuna da değinen Türk, bu konuda hükümet programında bir tek cümlenin bile yer almamasının düşündürücü olduğunu söyledi. Kadınlara ilişkin politikaların, sadece aile kapsamında ele alındığını, bir tek cümleyle de kadına yönelik şiddetten bahsedildiğini belirten Türk, “Ne yazık ki AKP hükümeti bu görevi yerine getirecek yaklaşım ve programa sahip olmadığını ortaya koymuştur” dedi. Türk, hükümete, “Gelin cinsiyet eşitliği mücadelesinde yol almak için; pozitif ayrımcılık ilkesini uygulayalım ve yüzde 40 kota uygulaması getirelim. Mecliste Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu kuralım. Bütçe hazırlanırken, cinsiyet eşitliğini gözeten bir bütçe hazırlayalım” çağrısında bulundu.
Türkiye’de eğitim ve sağlık hizmetlerinin, tüm yurttaşların eşit düzeyde yararlanması gereken bir hak değil, herkesin parası kadar satın alabildiği bir hizmet durumunda olduğuna işaret eden Türk, “Sağlığın kamusal niteliği ortadan kaldırılmak istenerek, vatandaşlarımızın nitelikli ve ucuz sağlık hizmetlerinden faydalanma imkanına zarar verilmiş ve sağlık hakkı gasp edilmiştir” dedi.
Türk, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ise hem sağlık yatırımlarının, hem de sağlık hizmetlerinin son derece yetersizliği nedeniyle sorunun daha da katmerli olarak yaşandığını söyledi ve “Sağlık personelinin Kürtçe konuşamaması durumunda, koruyucu sağlık hizmetleri alanında ve genel olarak, sağlık hizmetlerinin her aşamasında, hastaların sağlık personeli ile iletişim kurması zorlaşmaktadır” dedi.
Eğitim konusunda da eleştirilerini dile getiren Türk, şöyle konuştu:
“Madem çok önemli uygulamalar yaptınız da neden. Okullaşma oranlarında, OKS ve ÖSS’yi kazanma oranlarında; okul öncesi eğitim oranında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri hala Türkiye ortalamasının çok çok gerisindedir. Madem çok önemli uygulamalar yaptınız da neden; Bölgedeki okullarda hala 80–90 hatta bazı yerlerde 100 kişilik sınıflarda eğitim yapılıyor. Neden hala eğitimde “şartlı nakit yardımı”, sağlıkta ise “yeşil kart” uygulaması bir siyasi istismar konusu yapılıyor.”
AK Parti Hükümeti’nin yerel yönetim reformunu yeni programında unuttuğunu söyleyen Türk, “Belli oluyor ki, bu Hükümet önümüzdeki yerel seçimlere, belediyeler üzerinde merkezi idarenin baskısına dayanarak hazırlanmayı umuyor” dedi.
Etnisiteye dayalı siyasetin halklar için getirdiği felaketi çok iyi anladıklarını ve gördüklerini belirten Türk, Kafkaslarda ve Ortadoğu’da yaşananlardan ders çıkarılması gerektiğini söyledi. Irak’ta etnik kökeni aynı olan Sunni ve Şii Araplar arasında yüzyıla yayılan kan davasının, bugün Türkler ve Kürtler arasında, etnik milliyetçiliği tahrik ederek, ayrımcılık uygulayarak, provakasyonlar yaratarak, bir çatışmaya dönüştürmek isteyen tehlikeli yaklaşımlar karşısında Meclis’in tek vücut olmasını istedi. Bu nedenle Irak’a yönelik dış politikada barış dilinin geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Türk, “Ötekileştirici, düşmanlaştırıcı, yabancılaştırıcı tüm söylemler terk edilmeli, siyasetin dili şiddete yol açan ayrımcılıktan ve ırka dayalı milliyetçilikten arındırılmalıdır” dedi.
DTP’nin rolü
TBMM çatısı altında herkesin bir rolünün ve gereğinin olduğuna işaret eden Türk, “Bizim rolümüz ve varlık nedenimiz de Kürt sorununu çözmüş, insan haklarından yana, demokrasisini geliştirmiş, ekonomisi güçlü, bölgede barışın ve özgürlüğün modelini oluşturmuş aydınlık bir Türkiye yaratma hedefine katkı sunmaktır” diye konuştu.
Çağdaş dünyada olduğu gibi çok kültürlü ve çok dilli bir toplumu bir arada tutabilecek yegane güvencenin anayasal demokratik vatandaşlık olduğunu vurgulayan Türk, şunları söyledi: 'Egemenliği yeniden üreten alt-üst kimlik yaklaşımlarıyla, etnik, dilsel ve dinsel vurgularla değil, özgür-eşit vatandaşlıkla tarif edilmiş, kurucu ve düzenleyici rolünün ortak etnik kimliğe değil farklılıklara verildiği bir anayasanın oluşturulması önemli bir adım olacaktır. Adını ne koyarsak koyalım, hepimizi ilgilendiren önemli bir sorunumuz var. Sayın Baykal’ın da Sayın Erdoğan’ın da geçmişte adını koydukları Kürt sorunundan söz ediyorum. Genelkurmay aslında askeri olarak yapılacak her şeyin zaten yapıldığını, asıl görevin siyasilerde olduğunu defalarca tekrarladı. Ancak siyaseten gösterilen yetmezlikler ve cesaretten uzak yaklaşımlar nedeniyle maalesef ki bu sorundan kaynaklı acı sonuçlar yüzünden halen yüreklerimiz yanmaya, içimiz acımaya devam ediyor.”
Her şeye rağmen bizler umudumuzu korumaya, demokrasi ve kardeşlik adına katkı sunmaya devam edeceğiz” diye kaydetti.
ANKARA (DİHA)


