Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP), tutuklu gazeteci sayısının 24'e yükseldiğini bildirdi.
TGDP tarafından yapılan yazılı açıklamada, Mersin'de 30 Mart 2008 tarihinde gözaltına alınan Dicle Haber Ajansı(DİHA) Mersin muhabiri Mehmet Ali Ertaş, Malatya muhabiri Ersin Çelik ve Van muhabiri Sıdık Güler'in tutuklanmasıyla
Türkiye'de tutuklu bulunan gazeteci sayısının 24'e yükseldiğini açıkladı. Açıklamada, 'TGDP olarak halkın haber alma hakkına yönelik saldırının bir biçimi olan muhalifi basın emekçileri üzerindeki baskıları protesto ediyoruz' denilerek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 'cezaevlerinde tutuklu gazeteci yoktur' şeklindeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığı bildirildi.
4 Nisan 2008 tarihi itibariyle tutuklu bulunan gazeteciler şunlar:
İbrahim Çiçek, Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteci-Yazar, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi
Sedat Şenoğlu, Atılım Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü ve Gazeteci- Yazar, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
Füsun Erdoğan, Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü, Gebze Özel Tip Cezaevi * Hasan Coşar, Atılım Gazetesi Yazarı, Ankara Sincan F Tipi Cezaevi * Ziya Ulusoy, Atılım Gazetesi yazarı, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi * Bayram Namaz, Atılım Gazetesi yazarı, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
Hatice Duman, Atılım Gazetesi Sahibi ve Müdürü, Gebze Özel Tip Cezaevi * Behdin Tunç, DİHA Şırnak muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi * Faysal Tunç, DİHA Şırnak muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi * Haydar Haykır, DİHA Şırnak muhabiri, Batman M Tipi Cezaevi * Murat Kolca, DİHA Urfa muhabiri, Urfa E Tipi Cezaevi * Mehmet Ali Ertaş, DİHA Mersin muhabiri, Mersin E Tipi Cezaevi * Ersin Çelik, DİHA Malatya muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi * Ali Buluş, DİHA Mersin muhabiri, Mersin E Tipi Cezaevi
Sıddık Güler, DİHA Van muhabiri, Van F Tipi Kapalı Cezaevi
Mehmet Karaaslan, Gündem Gazetesi, Mersin Temsilciliği çalışanı, Mersin E Tipi Cezaevi
Mahmut Tutal, Gündem Gazetesi Urfa çalışanı, Urfa E Tipi Cezaevi
Vedat Kurşun, Azadiya Welat Gazetesi Yazı İşleri Müdürü ve İmtiyaz sahibi, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
Erol Zavar, Odak Dergisi Sahibi ve Müdürü, Şair, Sincan F Tipi Cezaevi
Mustafa Gök, Ekmek ve Adalet Dergisi Ankara Temsilcisi, Sincan F Tipi Cezaevi
Barış Açıkel, İşçi Köylü Gazetesi Sahibi ve Yazıişleri Müdürü, Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi
Hüseyin Habip Taşkın, Güney Dergisi, Sosyalist Mezopotamya Dergisi ve Çoban Ateşi Gazetesi yazarı, Manisa Cezaevi
Mehmet Bakır, Güney Dergisi Eski Genel Yayın Yönetmeni, Bolu F Tipi Cezaevi
Erdal Güler, Devrimci Demokrasi Gazetesi Eski Yazıişleri Müdürü, Amasya E Tipi Cezaevi
Ergenekon'un TSK içindeki faaliyetinden söz ediliyor, JİTEM deneyimi övülüyor, 'Siyasilere suikastler' de mubah sayılıyor
İSTANBUL - Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol, en uzun ve detaylı şekilde sorgulanan zanlılarındandı. İlk kez Tuncay Güney'in evinde ele geçirilen 'Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi 29 Ekim 1999 İstanbul' başlıklı metin hakkında en detaylı sorular ona soruldu. Bu belgeyle ilgili Veli Küçük bu kadar detaylı sorgulanmamıştı. Sevgi Erenerol'a polisin soruları Ergenekon belgesinin ne kadar detaylı ve çok yönlü planlar içerdiğini gözler önüne serdi. Sevgi Erenerol, Ergenekon metniyle ilgili soruların hepsine aynı yanıtı verdi: "Herhangi bir bilgim yoktur."
Ergenekon belgesi, örgütün illegal kolları, suikast düzenleme koşulları, tetikçi ajanlarının eğitimi, örgüt içi infaz koşulları gibi bütün detaylar düşünülerek yazılmıştı. Ergenekon metnine göre örgüt finansal kaynaklar yaratmak içinde illegal yollara başvurmayı göze almıştı. Farklı ülke bankalarının içine ajanlar sızdırarak hesaplardan para aktarımı yapılması planlanmıştı. Banka, holding, medya sahibi olmak amaçları arasında.
İlk kez Güney'de çıktı Tuncay Güney, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk'ün evinden çıkan 'Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi 1999 İstanbul' belgesinin içeriğinde polisin Erenerol'a sorduğu sorulara göre şunlar bulunuyor: Gizlilik önkoşul: Ülkenin ekonomik ve sosyal kararlılığını sağlar. Bunun başarılabilmesi için ise; gizlilik önkoşuldur. Enformasyon gizliliğinin çok kritik olduğunun bilincine varılabilmesi çok büyük önem taşır. Seçkinlerden oluşur: "... Ergenekon, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerinde içinde yer alacağı 'sivil' personelden yararlanmakla karşılaştığı ve bundan sonra karşılaşacağı en önemli sorunların üstesinden gelmekte güçlük çekmeyecektir. " Yurtdışı eğitim yasak: Ergenekon bünyesinde yurtdışında eğitim görmüş personel bulundurulmaması zorunludur. Terörle ilişki: Terör grupları mutlaka kontrol altında tutulmalı, gerektiğinde 'naylon terör grupları' oluşturularak terör dünyasına yön verilmeli ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyun içerisinde mutlaka yer alınmalıdır. Örgütlerle işbirliği: Benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası legal ve illegal örgütlerle işbirliğine yönelmek zorunluluktur.
Suikast koşulları Tek yol suikast: Dünyada var olabilmiş tüm sistemler, ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasileri engellemiştir. Bunun ise; iki yolu vardır: 1- Suikast 2- Dez-enformasyondur... Kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mubah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için; geriye kalan tek yol suikasttır. Üniversiteli kadrolar: Türkiye Cumhuriyeti'nin temel varlık nedeniKemalizm'e özümseyerek inanmış, Atatürk ilke ve prensiplerine sahip çıkmanın önemini kavrayabilmiş, personel kazanımı ise; çok daha büyük bir sorun olarak karşımıza çıkar. Ancak, ordu birliklerinde yer alan askerler ile üniversitenin birinci ve ikinci sınıflarında öğrenim gören gençler, yararlanılabilecek pozitif bir kaynaktır.
İstihbarat sanatı JİTEM deneyimi: Ergenekon benzer bir örneği kendi içinde JİTEM gerçeği ile yaşayarak yeterli deneyim elde etmiştir. Ergenekon içinde sivil personelden yararlanılması düşüncesinin doğuracağı önyargılı endişeler karşısında sağlıklı bir analiz yapılacak olduğunda: JİTEM deneyimi ve bugün Ergenekon içinde mevcut sorunlar dikkate alındığında endişeler kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
Hücre tipi örgütlenmeler Güven yok: Ergenekon merkez yönetiminde yer alacak eleman sayısı olabildiğince az olmalıdır. Yine örgüte kazandırılacak elemanlara hiçbir zaman sonsuz bir güven duyulmaması, istihbarat sanatının bir gereğidir. İllegal çevrelerden seçilecek elemanlar, etnik ve siyasal ideoloji açısından, örgüt ideolojisi ve amaçlarına en yakın uygunluk gösterenlerden tercih edilmelidir. Profesyoneller: Genç, yetenekli, eğitimli ve donanımlı personel arasından seçilecek üç kişi Ergenekon içinde (üniteler arası) ve örgüt dışında örgütü temsilen hareket edebilmeli ve teması sağlamalıdır. Bu kişiler örgüt içinde görev almamalı, örgüt dışında legal bir işte istihdam edilmelidir. Profesyonellerden yararlanılması pozitif bir yoldur. 'Sivil' örgütlenme: Ergenekon'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı vardır. Sivil toplum örgütleri aracılığı ile dünya kamuoyu kolayca etki altına alınarak yönlendirilebilir. Ergenekon, Türkiye' de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına almalıdır. Çekirdek kadrolar: Ergenekon, örgütün başkanına doğrudan bağlı olan dört daire komutanlığı ile iki sivil başkanlıktan oluşmalıdır. Toplam altı ünitenin komutan ve başkanlarının bir asistanı ile bir de bölüm uzmanından oluşan iki yardımcısı olmalıdır. Ünitelerin iki komutan ve başkanlarının yanında görev alacak bölüm uzmanı, illegal faaliyetlerin yurtiçi ve yurtdışı hukuk platformunda legal gibi gösterilebilmesi düzenlemelerinden sorumlu olacaklardır... Bu ünitelerin komutan ve başkanları, birbirlerinin görev ve sorumluluk alanlarını bilmemeleri esası, Ergenekon'a istihbarat örgütleri içinde ayrıcalıklı bir özellik ve güvenlik kazandıracaktır. Bu altı ünitede görev alacak ajanlar, kendi bölümlerinin komutan ve başkan asistanları dışında diğer üniteler ve personel ile hiçbir şekilde irtibat kuramamalıdır.
Acımasız örgüt Silahlı birimler: Üniteler arasında enformasyon değerlendirmesinde ayrıcalık tanınabilecek tek bölüm 'Operasyon Dairesi Komutanlığı'dır... Bu dairenin varlığından Ergenekon Örgütü Başkanı Komutanı'ndan başka hiç kimsenin bilgisi olmaması kesin bir gerçekliliktir. İç infaz meşru: Operasyon alanı içinde bulunmak, operasyon esnasında temizleme ve ortadan kaldırma gibi işlemlerde doğabilecek sorunları çözümlemektir. İkinci bir görevleri, karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi bir ajanı öldürmektir. Merhametsiz ajanlar: ... Kontrol Dairesinde görevlendirilecek ajanlar, mutlaka TSK bünyesinden ve özel operasyon ünitelerinden çok dürüst, güvenilir kişilerden seçilmelidir. Bu ajanlar merhametsiz olmalı ve bağımsız görev yapabilmelidir. Emirleri doğrudan Ergenekon Komutanı 'ndan almalıdırlar, üst düzey yöneticiler ve örgüt personeli ile ajanları tarafından bilinmemelidirler....Kullanılacak her ajan eğitimden geçirilmelidir. TSK'da faaliyet: TSK bünyesinde faaliyet göstermekte olan Ergenekon'un yeni bir yapılanmaya yönelme zorunluluğu ve gereksinimi vardır.
Erenerol: Örgüt üyesi değilim Polisin 25 Ocak 2008 günü saat 04.00'da Türk Ortodoks Kilisesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol'u Terörle Mücadele şubesinde sorguya aldığında ilk sorusu Ergenekon belgesiyle ilgiliydi. Polis, Ergenekon belgesini şu şekilde özetledi: "Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim Ve Geliştirme Projesi 29 Ekim 1999 İstanbul TSK bünyesinde faaliyet gösterdiği iddia edilen ve Ergenekon ismi verilen gizli bir örgütlenmenin olduğu, örgütünün, Ergenekon Başkanlığı'na bağlı beş daire komutanlığı, iki daire başkanlığından oluştuğu, beş daire komutanlığının TSK mensupları, iki daire başkanlığının sivillerden oluştuğu, Ergenekon Başkanı tarafından bilinen Operasyon Dairesi Komutanlığı altında bir yapılanmanın olduğu, örgütünün yazılı ve belirli amaca giden kurallar çerçevesinde faaliyet yürüttüğü, örgütün yazılı ve belirli amaca giden kurallar çerçevesinde yürütülen faaliyetlerinin gerçekleştirilebilir olduğu, örgütün amacının: TSK mensubu ve sivil şahısları kullanarak, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün adını, ilke ve inkılâplarını maskeleme yaparak, illegal kazanç, gizli istihbarat, legal ve illegal faaliyetler, naylon terör örgütü kurmak, naylon şirketler oluşturma, suikast ve propaganda gibi yöntemler vasıtası ile bir örgütlenme oluşturup, gizlilik prensipleri altında Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm devlet kademelerini ele geçirip, örgütün amaçları doğrultusunda bir devlet yapısı kurmak olduğu, tespit edilmiştir." Bu sorunun ardından polis Erenerol'a Ergenekon üyesi olup olmadığı sordu. Erenerol, "Ben Ergenekon örgütü üyesi değilim. Herhangi bir bilgim yoktur. Faaliyetim de olmamıştır" dedi.
Bankaya 'hacker' sokup para aktarma planı Ergenekon belgesinin önemli bir kısmını finansal kaynaklar için yapılacak illegal seçenekler oluşturuyor. Örgüt banka kurmayı bile düşünecek kadar cüretkâr. Finansal faaliyetlerin bazıları şöyle: Banka kurmak: Ergenekon, doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomi-politik denge sağlayabilmelidir. İlaç sanayi: Çok yüksek kar sağlayan legal ticari faaliyet alanları arasında ilaç ve kimya sanayii en baş sıralarda yer elen sektörlerdir. Aynı şekilde hava kargo taşımacılığı çok önemli bir yer işgal eder. Bu alandaki ticari faaliyetler, para aklanması için de çok uygun alanlardır. Bankalardan para aktarma: Finansal kaynaklar yaratılabilmesi için, orta ve büyük ölçekli A.Ş: yapılanmasındaki şirketlerden yararlanılması, onların içine sızılması, elde edilecek banka işlemleri hesap ve şifre kodları ile yine uluslararası bankalar ile yurtdışındaki çeşitli ülke bankalarına sızdırılmış ajanlar aracılığı ile hesaplardan para aktarımı yapılmalıdır. Bu operasyonlar 2/3 gün içinde tamamlanmalıdır. Böylece hesaplarla kimin oynadığı anlaşılamaz. Bu işlemleri başarıyla ve çok basitçe çözümlemek mümkündür ve bu işlemler için 'Hacker' tanımlamasıyla anılan pek çok bilgisayar hırsızı vardır. Bunlardan yararlanılmalıdır Şirketler: Ergenekon'un kuracağı legal ticari şirketler, deşifre olmadıkları sürece yaşatılmalı, geliştirilerek, güçlenmesi sağlanmalıdır." Arazi mafyası: Ergenekon, hazine arazilerinden bu anlamda değil ama, spekülatif kazanç anlamında yararlanarak kaynak yaratmalıdır... Ergenekon, hazine arazileri üzerinde yeni organize sanayi alanları ile yeni toplu konut alanlarının oluşturulmasından spekülatif kaynaklar yaratmalıdır. Medya oluşturma: ...Ergenekon, medya kuruluşlarını kontrol etme yönündeki faaliyetlerini kendi medya kuruluşlarını oluşturmak zorunludur. Özetle: Ergenekon'un üretim tesislerine, ticari holdinglere ve bankalara ihtiyacı vardır. Hem de doğrudan ve mutlak sahibi olarak. Medya, uluslararası ticaret, Bankacılık alanlarında deneyimli, Kemalist ideolojiye uygun sivil personele ihtiyaç vardır.
Kerinçsiz'e adliyeden belge desteği sağlamış Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan İstanbul Adliyesi'nde çalışan Atilla Aksu'nun Kemal Kerinçsiz'e sürekli belge temin ettiği polise verdiği ifadelerden anlaşılıyor. Kemal Kerinçsiz ile yaptığı telefon konuşmaları mahkeme kararıyla dinlenen Aksu ifadesinde Ergenekon örgütüne üye olmadığını söylüyor. Telefon konuşmalarında sürekli olarak evrak bulduğunu söyleyerek Kerinçsiz'i arıyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın damadının genel müdürü olduğu şirketin evrakını Kemal Kerinçsiz'e gönderdiğini ifadesinde kabul ediyor. Ayrıca Aksu bir telefon konuşmasında Kemal Kerinçsiz'e, "30-40 kişilik bir şey gönderdim. Bir liste vardı. O. S. (Hrant Dink katil zanlısı) onların adresleri var. Ama yine devamında O. S. falan onların adresleri var ama..." diyor. Bu telefon görüşmesi sorulan Aksu, "Ermeni ve Kürt konferansını düzenleyen 30-40 kadar öğretim üyesinin adliye kayıtlarıyla ilgili evrakları zarf içinde gönderdim. İçinde O. S.'nin de adı geçiyordu" dedi. Aksu ayrıca ifadesinde çeşitli gazeteci ve yazarların dava dosyalarını Kemal Kerinçsiz'e ulaştırdığını söyledi.
Türkiye'den AİHM'e skandal bilgilendirme
13:06-Türkiye'nin 'Öcalan 1999-2007 tarihleri arasında avukatları ile toplam 666 kez görüştü' şeklinde AİHM'e yaptığı bilgilendirmenin gerçekleri yansıtmadığı ortaya çıktı. Öcalan'ın avukatları AİHM'e 'Tuttuğumuz kayıtlara göre 15 Şubat 1999-Ekim 2007 arası gerçekleşen avukat görüşü sayısı 253'tür. Hükümetin verdiği sayı doğru değildir' bilgilendirmesi yaptı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatları İrfan Dündar, Ömer Güneş, İbrahim Bilmez, Mahmut Şakar, Şinasi Tur ve Emran Emekçi, Öcalan'ın AİHM'de devam eden tecrit, sağlık, yeniden yargılama ve zehirlenme davalarına ilişkin hükümetin yaptığı 160 sayfalık savunmaya yanıt gönderdi. Eklerle birlikte toplam 160 sayfayı bulan avukatların savunmasında, hükümetin AİHM'e gönderdiği gönderdiği yanıtta CPT raporlarında geçen tavsiyeleri yerine getirmediğinin anlaşıldığı belirtilerek, 'Hükümet bu tavsiyelerin gereğini yerine getirmediği gibi aksine başvurucunun cezaevi koşullarını ve tecrit durumunu olumsuz yönde daha da ağırlaştırmıştır' denildi.
Görüş sayısı 666 değil 253'tür
Hükümetin 6 Haziran 2007 tarihine kadar Öcalan'ın avukatları ile toplam 666 kez, ailesi ile de toplam 112 kez görüştüğü iddiasına yer verdiği hatırlatılan savunmada, bu bilgilerin gerçeği yansıtmadığı vurgulandı. Savunmada, şu görüşlere yer verildi:
'Matematiksel bir hesapla, başvurucunun İmralı Cezaevi'ne konulduğu 15 Şubat 1999 ile 6 Haziran 2007 tarihleri arasındaki hafta sayısı 436 olmaktadır. Her hafta düzenli görüştürüldüğü varsayılsa dahi toplam 436 görüş olması gerekmektedir. Dolayısıyla hükümetin verdiği sayı doğru değildir. Başvurucunun temsilcileri olarak tuttuğumuz kayıtlara göre 15 Şubat 1999-Ekim 2007 arası gerçekleşen avukat görüşü sayısı 253'tür. Bu çizelgemizdeki bilgilerden çıkan sonuç, 1999 hariç tüm avukat görüşmeleri haftada bir gün olarak belirlenmiş, o görüşmelerin yarıdan fazlası da gerçekleştirilmemiştir. Yani genel bir hesaplamadan yola çıkıldığında avukat görüşmeleri fiilen 14 günde 1 gün 1 saat olmaktadır. Ancak çizelgeye bakıldığında 'hava muhalefeti' 'koster bozuk' gibi gerekçelerle bazen üç haftada bir, ayda bir; bazen üç veya altı aya varan görüşememe durumları olmuştur.'
Tüm hakları elinden alındı
Öcalan'ın ailesi ile Kürtçe konuşmasının yasaklandığı kaydedilen savunmada, Öcalan'ın avukatlarıyla haftalık yaptığı bir günlük görüşün iki saatten bir saate düşürüldüğü, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren de her görüşmenin 3. kişi tarafından dinlenerek kayıt altına alındığı, 12 aktif avukatın ise hukuki temsilden men edildiği vurgulandı.
Öcalan'ın 9 yıl içinde toplam 6 kez hücre cezasına çarptırıldığı anlatılan savunmada, Öcalan'ın dışarıya beş yıldır mektup yazamadığı, cezaevlerinden gönderilen az sayıda mektup dışında, hiç mektup ve yazı alamadığı belirtildi. Öcalan'a tanınan havalandırma süresinin 2 saatten bir saate indirilidiği belirtilen savunmada, yasal olmadığı halde Öcalan'a hakaret ve ölüm tehdidi içeren mektupların cezaevi idaresince bilinçli olarak verildiği, bu uygulamanın başlı başına keyfi, insanlık dışı, aşağılayıcı bir muamele olduğu vurgulandı.
Öcalan'a her hafta her güne 1 adet olmak üzere toplam 7 adet gazete gönderildiği dile getirilen savunmada, Öcalan'ın günlük gazeteleri zamanında okuyamadığı kaydedildi. Öcalan'ın tek kanallı radyosunun tamir gerekçesiyle zaman zaman elinden alındığı, kimi zaman da pillerinin verilmemesi veya geç verilmesinin söz konusu olduğu kaydedilen savunmada, Öcalan'ın 23 saat aralıksız kaldığı daracık bir odada sayıları değişen ve her seferinde 20'den aşağı düşmeyen özel güvenlik kuvvetleri tarafından yirmi dört saat sürekli hem kameradan hem de çıplak gözle gözetlendiği, bu uygulamanın psikolojik olarak ağır sonuçlar doğurduğu ifade edildi.
Rahatsızlıkları ile baş başa bırakıldı
Öcalan'ın sağlığının her geçen gün kötüleştiğine dair işaretlerin yoğunlaştığı kaydedilen savunmada, 'Başvurucunun son dönem daha da yoğunlaşan sağlık sorunları kronik bir hal almıştır' denildi.
Hükümetin AİHM'e Öcalan'ın iki cezaevi doktoru tarafından günlük olarak düzenli bir şekilde tıbbi inceleme ve check up'larının yapıldığı yönünde bilgilendirme yaptığı ifade edilen savunmada, 'Yapılan rutin muayeneler; tansiyon ve vücut ısısı ölçümü, kalp ritminin basit yöntemlerle dinlenmesi gibi yüzeysel ve dış görünüme dayalı gözlemler olarak yapılan muayenelerdir. Röntgen, MR, kan ve idrar testleri gibi ileri klinik tetkiklerin hiç birine başvurulmamıştır. Hükümetin başvurucunun sağlığına ilişkin gelişmeleri izlediği açıktır. Buna karşın hükümetin başvurucunun hangi sağlık sorununun giderildiğine dair mahkemeye herhangi bir bildirimde bulunmadığını Yüksek Mahkeme'nin dikkatine sunarız. Sağlık ve tedavi şartları doğrudan yaşam hakkını ilgilendiren konular olduğundan salt teorik kontrol ve izlemeyi değil, pratik ve etkin tedavi olanaklarını da içermelidir. Başvurucunun koşullarında ise bulunmayan budur. Başvurucu rahatsızlıkları ile baş başa bırakılmıştır' ifadelerine yer verildi.
Öcalan'ın çeşitli tarihlerde avukatlara İmralı Adası idari ve askeri personelinin psikolojik kötü muamele kapsamında değerlendirilebilecek tavır ve davranışlarına ilişkin bilgi verdiği anlatılan savunmada, bu tutum ve tavırların AİHS ihlali olduğu vurgulandı.
AİHM'in ihlal hallerini tespit etmek için İmralı'yı ziyaret ederek yerinde araştırma yapması istenen savunmada, Öcalan'ın hücre cezasına karşı yazdığı 124 sayfalık savunmanın hükümetten alınarak avukatlara verilmesi, görüşme yapılan ve yapılmayan günleri gösteren tutanakların Hükümetten talep edilmesi istendi.
İSMET KAYHAN - STRASBOURG (ANF)
XEBAT GAZETESİNİN 49.KURULUŞ YILDÖNÜMÜ MESAJINDA BAŞKAN BARZANİ: ‘’ÖZELLİKLE BU YIL ÖNÜMÜZDE BAZI ULUSAL GÖREVLER VAR’’
Kurdians: Saturday, April 05, 2008
4-Apr-08 [12:37]PNA-Federal Kürdistan Bölge (FKB) Başkanı Mesut Barzani, Xebat Gazetesinin 49.kuruluş yıl dönümü münasebetiyle gazetenin baş yazarı, kadro ve çalışanlarını kutlayan bir mesaj yayınladı.
- Mesajın metni:
Cizre'de Yahya Menekşe'yi polis panzeri ezdi, Van'da Zeki Erinç polis kurşunuyla öldü. Yüksekova'da 29'undaki, İkbal Yaşar, yine polisin kurşunuyla...
Kurdians: Saturday, April 05, 2008
Yüksekova'da Neler, Neden Oluyor? / Hamza AKTAN
2008 Newroz'u, devlet şiddetinin en yoğun yaşandığı Newroz'lardan biri oldu. Van ve Hakkari'de, katılımların önüne geçmek için Newroz'un pazar kutlanmasına izin verilmedi. Gerekçe haklı olsaydı, kutlamanın pazar yapıldığı İstanbul'da savaş çıkardı.
Cizre'de Yahya Menekşe'yi polis panzeri ezdi, Van'da Zeki Erinç polis kurşunuyla öldü. Yüksekova'da 29'undaki, İkbal Yaşar, yine polisin kurşunuyla öldü.
Çoğunun durumunun ağır olduğu onlarca yaralı oldu, Siirt'te, Van'da, ve Yüksekova'da. Üç yerde de polis ve jandarma, yakın tarihimizde görülmeyecek bir hırçınlık ve saldırganlıkla kadınlara, çocuklara, gençlere vurdu.
Polise taş atan gençler ölesiye dövüldü, kadınlar ayaklar altına alındı. Havaya değil, insanlara ateş açıldı, onlarca yaralanma, üç ölüm bundan yaşandı. Haber kanallarının, gazetelerin yazdığı gibi kimse havaya açılan ateşten vurulup ölmedi. Havaya sıkılan kurşun yüz metrelerce yukarıya yükselip, yere düşeceği sırada kimseyi göğsünden vurup öldürmez, yine aynı kurşunlar yerdeki insanları yaralamaz...
Bölgede görev yapan gazetecilere olmadık hakaretler edildi, gazeteciler feci şekilde dayaktan geçirildi, tehdit edildi. Yüksekova'da iki gazeteci, çalıştıkları ulusal ajanslardan haberlerini çarpıttıkları gerekçesiyle istifa etmek zorunda kaldı.
Kaymakam "Uyuşturucu taciriydi" dedi
Yüksekovalı genç İkbal Yaşar... Üniversiteye hazırlanıyordu. İki çocuğu vardı, birkaç yıldır evliydi. Newroz'u kutlamak isteyen gruptaydı. İki yaşındaki oğlu Ömer'in doğum gününde, 23 Mart'ta göğsünden vurulup öldürüldü.
Öldürülen İkbal'in anısına herhangi bir saygı gösterilmedi. Hakkari valiliği, tüm Hakkarililerin gözlerinin içine baka baka bir "gerekçe" uydurdu ölüme:
"İkbal Yaşar uyuşturucu tacirleri tarafından öldürüldü."
Oysa aynı valiliğe bağlı Yüksekova kaymakamı Mehmet Ünal, nedense bir uyuşturucu tacirini gece yarısı saat 02:30'da gizlice Yüksekova'nın Akalın mezarlığına, ilçe müftüsü Mehmet Şahin'i de yanına alarak defnediyordu. Siz bu toplumda, bir savaş hali yoksa eğer, insanların gece yarısı defnedildiğine tanık oldunuz mu hiç? Veya, bir uyuşturucu tacirinin devletin temsilcisi konumundaki kaymakamca defnedildiğine?
Yüksekova'da yaşananlar akıl sınırlarını bu denli zorlayan olaylardı işte. Sonradan yaşananları muhtemelen okumadınız ya da kaçırdınız, onları da aktaralım; Başta Yaşar ailesi olmak üzere, binlerce Yüksekovalı, İkbal'in gece yarısı defnedildiğini öğrenince yeniden sokaklara döküldü, barikatlar kurdu. Nihayet, Yüksekova Cumhuriyet Savcılığı, cenazenin kaymakam beyin defnettiği mezarlıktan çıkarılmasına izin verdi de, İkbal, ailesinin istediği mezarlığa defnedildi.
Sloganların saçmalığı
Bunların yanı sıra, kışlasında durması gereken, varsa dağlarda kendisine yönelik bir "terörist" tehdit, gidip onunla uğraşması gereken asker de heyecanına yenik düşüp Yüksekova sokaklarında marşlar söyledi. Coplarını ellerine vura vura rap rap yapan askerler, olağanüstü halin de olmadığı bir kentte "Her Türk asker doğar" gibi günün anlam ve önemiyle de bağdaşmayacak saçmalıkta sloganlar attı.
Yüksekova, Siirt ve Van'da yaşananlar Kürt sorununa demokratik çözüm yöntemlerini tartıştığımız, böylesi bir zemin araladığımız bu dönemde hem hayra alamet değildi, hem de aslında ilerisi için bir fikir de içeriyordu. "Newroz olayları" klişe ifadesiyle, "terör örgütünün provokasyonundan" uzaktı. Şayet bir "provokasyon" bile olsa, polis ve jandarmanın bile isteye bu provokasyona dahil olduğunu görüyoruz.
Bu Newroz şiddetin en yoğun yaşandığıydı...
Konuştuğumuz Yüksekovalıların hemen hepsi, iki türlü bir şaşkınlık ve şok içindeler. Birincisi, devletin, 1990'lara geri dönüşü işaret eden harekatlarını hiç mi hiç beklemediklerini, bu nedenle de yaşananlara anlam veremediklerini söylüyorlar. İkincisi ve belki de en önemlisi, yerel halkın da (buna isterseniz Demokratik Toplum Partisi'nin [DTP] tabanı da diyebilirsiniz) haklarından kesinlikle taviz vermeyeceğini, bunun için gerekirse sokaklarda çatışacağını gördüklerini anlatıyorlar.
2008 Newroz'u, devlet şiddetinin en yoğun yaşandığı Newroz'lardan biri oldu. Yüksekova'da yaşananlar, 1992'de Cizre'de yaşananlardan farksızdı. Tek fark, can kayıplarındaydı. Ancak, Yüksekova'da günlere yayılan gerilim ve çatışmalar 92'de Cizre'de yaşananların bir tekrarını yaratabilecek kuvvetteydi de.
Peki bütün bunlara yol açan ve bu şiddeti gerektiren neydi? Yıllardır bölgedeki Newroz kutlamaları haftaiçi günlere denk geliyorsa, DTP kutlamaları hafta sonuna almak istiyordu. Nihayet, yıllardır da kimi yerlerde 21 Mart'ın denk geldiği gün neyse o günde kutlanıyor, kimi yerlerde de hafta sonları.
Polisin yarattığı "dehşet"
Nitekim bu yıl da örneğin Diyarbakır'da Cuma günü, İstanbul'da Pazar günü kutlandı. Ve bu iki günde de herhangi bir sıkıntı yaşanmadı. Ancak Van ve Hakkari valilikleri, başka kentlerden de katılımların önüne geçmek gerekçesiyle bu illerde Newroz'un Pazar günü kutlanmasına izin vermedi. Bu gerekçe haklı olsaydı, kutlamanın Pazar günü yapıldığı İstanbul'da savaş çıkması gerekiyordu.
Çünkü Diyarbakır'dan sonra en kalabalık kutlamanın olduğu yer İstanbul'du ve İstanbul'da da tek ciddi olay-taşkınlık yaşanmadı. Bir hatırlatma daha, bu olayların yaşandığı Yüksekova'da geçen yılki Newroz kutlaması da ayın 21'inde değil, 23'ünde gerçekleştirilmişti.
Yalnızca ateş açarak, insanları coplayarak değil, son Newroz olaylarında Yüksekova'da DTP milletvekili Sevahir Bayındır'la bağımsız vekil Hamit Geylani de dahil olmak üzere, polis ağza alınmayacak küfürler ve hakaretlerle kentin içinde bir "dehşet" atmosferi yarattı.
İzin verilse veya müdahale edilmese bir günde insanların bayramlarını kutlayıp evlerine dönecekleri bir rutin mesele, anlaşılan bazı güçlerin kararlarıyla sürece yayılmak, meseleyi içinden çıkılmaz hale getirmek istendi. Nihayet gayet başarılı da oldular. Yüksekovalılar, 21 Mart'tan bu yana diken üstündeler. Liseli gençler o günden bu yana her gün okul çıkışı yürüyüşler yapıyorlar.
İnsanlar, bu şiddeti kendilerine reva gören yerel yetkililerin bir an önce görevlerinden alınmalarını bekliyorlar. Ancak, bu yönde merkezi bir "çıkış"a dair de herhangi bir emare yok. Kürt meselesinin çözümünü düşünen hükümetin önündeki en büyük engelin yine yerel bazı güçler olduğunu görmesi gerek. Fakat şayet, bu yerel güçler bizzat hükümet koordinasyonunda hareket ediyorsa, o zaman söylenecek daha çok laf var tabii ki...
bianet
ABD Üniversitelerinden Güney Kürdistan Üniversitelerine Kontenjan...
Kurdians: Saturday, April 05, 2008
ROJHELAT/04.04.2008 - ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği Kültür Ateşesi, Amerikan üniversitelerinin Güney Kürdistan Bölgesi'ndeki üniversitelere bazı kontenjanlar vermeye hazır olduğunu açıkladı.
Dohuk Üniversitesi’nin ‘Khani Salonu’nda düzenlenen bir seminerde konuşan ABD’nin Bağdat Kültür Ateşesi Johnson Sybra,
“Federal Kürdistan Bölge hükümeti ABD hükümetiyle olan ilişkileri yoluyla özellikle Kürdistan Bölgesi’ndeki üniversitelerde İngiliz dili bölümü için bir çok kontenjan sağlayabilir ve ABD hükümetinin de bu açıdan herhangi bir engeli olmayacak” dedi
ABD’nin bölgede okuma ve ulaştırma alanında gelişmiş bir programa başladığını belirten Johnson Sybra, Dohuk Üniversitesi Rektörlüğü’nden bazı kontenjanlar için hazırlıklara başlamalarını istedi.
ABD’nin Bağdat Kültür Ateşesi Sybra, ayrıca, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nin de bu program için hazır olduğunu belirtti. PNA
ANF-MERİVAN (04.04.2008)- İran’ın 20 günden bu yana Güney Kürdistan’a yönelik havan ve topcu saldırıları sürerken, PJAK gerillaları misilleme amacıyla gerçekleştirdikleri eylemde 6 İran Devrim Muhafızı öldürüldü.
Alınan bilgilere göre PJAK gerillaları tarafından Merivan ve Dizlê arasında bulunan İran ordusuna ait Ordugah Karargahına yönelik baskın yapıldı. Ordugah Karargahında bulunan nizamiyenin hedef alındığı eylemde, 6 İran Devrim Muhafızı ölürken, bir askeri araç da imha edildi.
Öte yandan HRK Basın Merkezi İran güçleriyle çatışmaların 2 Nisan bu yana devam ettiğini bildirdi.
ANKARA ( (04.04.2008)- Türk Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, legal oluşumları hedef alarak laiklik karşıtı faaliyet yürttüklerini savundu. Kürtlerin kimlik talebi karşısındaki korkusunu gizlemeyen Büyükanıt, “Etnik kimliklerinin anayasal güvenceye kavuşturulması talebi, doğrudan ulus devlet yapısını hedef almaktadır. Sonraki hedefin üniter devlet olacağına hiç şüphe yoktur” dedi.
Savunma ve Havacılık Dergisi’ne iç ve dış güvenlik konularıyla ilgili konuşan Büyükanıt, Kürt kimlik talepleri karşısındaki korkusunu anlattı. “Bugün karşı karşıya kaldığımız bölücü terör hareketinin hedefi, öncelikle ulus devlet ve bilahare üniter devlet yapısının ortadan kaldırılmasıdır” iddiasında bulunan Büyükanıt, “etnik kimliklerinin anayasal güvenceye kavuşturulması talebi, doğrudan ulus devlet yapısını hedef almaktadır. Sonraki hedefin üniter devlet olacağına hiç şüphe yoktur” ifadelerini kullandı.
PKK konusunda Irak ile de ile işbirliğine hazır olduklarını da söyleyen Büyükanıt, “Irak’la aramızdaki terörle mücadele anlaşmasının tamamlanmasını bekliyoruz. Türkiye olarak, Irak ile askeri alanda iş birliğinin geliştirilmesinden büyük memnuniyet duyarız. Bu kapsamda her türlü çalışmaya hazırız” dedi.
Büyükanıt, Güney Kürdistan’ı hedef aldığı açıklamalarında, Kürtlerin bölgedeki gelişimini tehdit olarak gördü. Büyükanıt “Irak’ın kuzeyinde ortaya çıkabilecek oluşumlar Türkiye’nin güvenliğine doğrudan etkileri gibi risk ve tehditleri de içermektedir” dedi.
Türkiye’de “irtica tehdidinin” devam ettiğini ileri süren Büyükanıt, din konusunun, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar bazı çevreler ve oluşumlar tarafından istismar edildiğini” söyledi.