Rizgarî Online/haber-yorum/
Milletvekillerinin Kürdçe konuşmasına dahi tahammül etmeyen bir meclis, bırakalım “kürd sorunu”nu uygar, demokratik yollarla çözmeyi, kendisi bizzat çözümsüzlüğe katkı da bulunmaz mı? Milletvekilinin Kürdçe konuşmasına idari ve siyasi yaptırım uygulamaya kalkışan TBMM’nin, Kürdlerin anadilde eğitim ve öğretim görmelerine hadi hadi karşı olması beklenir. Hani boşuna dememişler “Balık baştan kokar” diye. Türk ırkçılığı da meclisten, devletin bakanlıklarından başlayarak, her zemine pis kokular yaymaktadır...
DTP ve AKP Milletvekilleri Kürdçeyi savundu
Kürdçe konuştukları için dokunulmazlıklarının kaldırılması istenen DTP ve AK Partili milletvekilleri, "Kürtçe anadilimiz. Konuşmaya devam edeceğiz" savunması yaptı. Anayasa Adalet Karma Komisyonu tarafından oluşturulan 1 Nolu Hazırlık Komisyonu, yaptığı toplantıda milletvekillerinin yazılı ve sözlü savunmalarını aldı.
Hakkında 7 dokunulmazlık dosyası bulunan DTP'li Sırrı Sakık, dokunulmazlığının bir an önce kaldırılmasını istedi ve "Zaten dokunulmazlıklar konusunda hukuk işlemiyor, Şimdi arkadaşlarımız Anayasa'nın 14. maddesine göre suç işlediği savıyla, dokunulmazlığı kaldırılmamasına rağmen yargılanıyor. Ben de dokunulmazlığımın kaldırılmasını istiyorum" dedi.
DTP'li Osman Özçelik, Kürdçe konuştuğu için hakkında fezleke düzenlenmesini eleştirdi. Özçelik, "Anadilin yasaklanması ve bu nedenle yargılanmak, demokrasiyle bağdaşmıyor. Bedeli ne olursa olsun Kürdçe konuşmaya devam edeceğim," dedi.
AK Parti Ağrı milletvekili Fatma Salman Kotan ile ortak dosyası bulanan AK Parti Ağrı milletvekili Mehmet Hanifi Alır da sözlü savunma yaptı. Alır, dosyasının, seçimlerde Kürdçe konuşmasından ötürü düzenlendiğini belirterek, "Benim anadilim Kürdçe. Bugün olsa yine Kürdçe konuşurum" diye konuştu. Alır, dokunulmazlığının kaldırılmasının ertelenmesini istedi.
RO/Ömer Kaçar
Kürdçe konuşmaya TBMM’den ırkçı tepki! DTP ve AKP Milletvekilleri Kürdçeyi savundu...
Kurdians: Saturday, April 12, 2008SOYKIRIM PLANI- NAZI AMBLEMI -SAMANIZM...'Kürt artışı durdurulsun'da sürpriz!
Kurdians: Saturday, April 12, 2008Gönderen: rizgarionline Tarih: 10.04.2008 Saat: 10:38
Katkıda Bulundu rizgarionline
Rizgarî Online/"Halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçundan yargılanan (*) Türkçü Toplumcu Budun Derneği (TTBD) hakkında açılan davaya Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Çingene Hakları Merkezi’nin de müdahil olacağı bildirildi. TTBD, Izmir’de "Kürt nüfus artışı durdurulsun" standı açmıştı. İzmir 9. Asliye Mahkemesi, Türkçü Toplumcu Budun Derneği (TTBD) hakkında açılan davada Barış Meclisi üyeleri ile beraber Çingene Hakları Merkezi ve Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin de müdahil olarak davaya kabullerine karar verdi.
Böylece bir olan müdahil sayısı üçe çıkmış oldu.
TTBD, 2006'da İzmir'de "Kürt Nüfus Artışı Durdurulsun" standı açmış, Türkiye Barış Meclisi İzmir Girişimi üyeleri dernek hakkında, "ırkçılık ve soykırım kışkırtıcılığından" dava açılmasını talep etmişti. Ancak savcı "halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek" suçundan dava açmıştı.
İzmir 9. Asliye Mahkemesi"nde görülen davada, Avrupa Çingene Hakları Merkezi Vakfı adına Avukat Hilal Kühey davaya müdahillik talebi vermişti.
Mahkeme, bu müdahillik talebini kabul ettiğini, Avrupa Çingene Hakları Merkezi ile Helsinki Yurttaşlar Derneği"nin de Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (CMK) 237 ve 238 maddeleri gereğince davaya müdahil olarak kabul edildiklerini açıkladı.
Çağdaş Hukukçular Derneği'nden (ÇHD) avukatlar şikâyetçilerin avukatı olarak duruşmalara katılıyor. Dava eksik hususların giderilmesi istemiyle 2 Haziran'a ertelendi.
BARIŞ MECLİSİ KÜRT SORUNUNA ACİL ÇÖZÜM İSTEDİ
Davanın ardından Türkiye Barış Meclisi İzmir Girişimi yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
"TTBD gibi uç noktadaki ırkçı tutum ve davranışlara kararlı biçimde karşı çıkmak kadar, milliyetçiliği masumlaştırılma çabalarına karşı duyarlı olmak da çok önemlidir. Ama bunlardan da önemli ve öncelikli olan Kürt sorunun demokratik-barışçıl yollardan çözümü yönünde acilen gerekli adımların atılmasıdır." (Kaynak: bianet/hürhaber/ajanslar)
(*)TTBD, Kürt ve Roman nüfusunun artışının durdurulmasını isteyerek, Türk kadın ve erkeklere de “çocuk yapın” çağrısında bulunmuştu.
Dernek hakkında açılan davanın ilk duruşması 19.03.2008 tarihinde görüldü. İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başlayan duruşmaya, sanık Rıfat Cenk Tozkoparan ve Türkçü Toplumcu Buduncu Derneği'nden davacı olan İzmirli aydınlar katıldı. Davacı tarafın 50'ye yakın avukatla katıldığı duruşmada, sanık Cenk Tozkoparan'ı Av. Elçin Arık savundu.
6 Mayıs 2006 tarihinde Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde imza standı açarak, "Kürt nüfus artışı durdurulsun" adı altında bir kampanya başlatan dernek hakkında açılan davada savunmasını yapan dernek başkanı Cenk Tozkoparan, 'Türkiye Türklerindir' diye başladığı savunmasında, "Bu ülke ilk kurulduğu günden itibaren üniter bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bu ülkede yaşayan herkes kendini bireysel olarak tanımlamasının dışında Türk ulusunun bir parçasıdır. Ancak son yıllarda görüldüğü üzere Kürtler kendilerini farklı bir halk olarak tanımlamaya ve bu doğrultuda faaliyet yürütmeye başladılar. Bu nedenle bizler bunun önüne geçmek için dernek çatısı altında faaliyetlere başladık. Yani, Kürtler bu ülkeyi bölerek ayrı bir Kürdistan kurma hayali içindeler. Ben ve benim gibi düşünen arkadaşlarımla birlikte bu derneği kurduk ve böyle bir kampanya başlattık" dedi.
Kürtlerin çok çocuklu olduğunu belirten sanık Tozkoparan, "Kürtler doğu illerinden İzmir gibi birçok metropole göç ederek, hırsızlığı ve kapkaç gibi suçları yaygınlaştırdılar. Doğudaki ailelerin her biri 20-30 çocuklu aileler. Bu kadar çoğalarak, Türkiye'nin geleceği konusunda ciddi tehlikeler oluşturuyorlar. Bu nedenle bizde 'Ey Türk erkeği ve Türk kadını sizde çoğalın' içerikli bir metin hazırlayıp dağıttık" diye konuştu. Yaptıklarını şiddetle savunan Tozkoparan, 1994 yılından itibaren buduncu bir zihniyet taşıdığını söyledi.
Daha sonra sırayla söz alan davacı taraflar, Türkçü Toplumcu Buduncular Derneği'nin ırkçılığı körükleyerek, soykırım hesapları yaptığına dikkat çekti. Davacı Canan Uçar konuşmasında, "Bu derneğin, 'halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmak' suçundan yargılanmasını yetersiz buluyorum. Bunların yaptığı düpe düz soykırım planıdır. Suç unsurunun soy kırım olarak değerlendirilmesini talep ediyorum. Ben bir Kürt, bir kadın ve aynı zamanda bir sosyalist olarak tüm aidiyetlerime saygısızlık yapıldığını düşünüyorum" dedi.
Davacı Zeki Gül ise, "Ben bir hekim olarak bu derneğin yaptığı faaliyetlerden şikayetçiyim ve en ağar şekilde cezalandırılmasını istiyorum. Bu tür faaliyetler utanç vericidir. İnsanlık tarihinin utanç olarak hatırladığı bir takım olayları tekrar canlandırmak isteyen bu kişilerden davacıyım" diye konuştu.
Müşteki avukatlarından Murat Dinçer, Türkçü Toplumcu Buduncular Derneği'nin internet sitesinden derlediği belgeleri mahkeme heyetine sunarak, "Bu derneğin sitesinde yer alan işaretler Nazi Almanya'sında kullanılan Gamalı haç benzeridir. Ayrıca bu dernek kendini Türklerin asıl inanç sistemi olduğunu iddia ettikleri Şamanizme göre hareket etmektedirler. Bizim kimsenin dinsel inancıyla bir alıp veremediğimiz yok ancak bu şekilde insanları dinsel yöndende hedef seçmektedirler" dedi.
Dinçer'in konuşmasından sonra ısrarla söz isteyen sanık Cenk Tozkoparan, "Ben bir Şamanım, bunun davamızla hiçbir alakası yoktur. Öte yandan bizim kullandığımız amblem eski Türkçe'de 'Z' harfidir. Şunun da bilinmesi gerekiyor ki, Almanların kullandığı gamalı haç da bir Türk motifidir" diye konuştu.
RO/Zilan Dersim
Türkiye, İran ve Suriye'nin basına yönelik sansür ve ceza sicili giderek kabarıyor. Türkiye'de 24, İran'da ise en az 8 gazeteci tutuklu bulunurken Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin halen uygulamada olduğu Suriye internete en fazla baskı uygulayan ülkeler arasında yer alıyor.
Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan, İran'da Mahmud Ahmedinecad ve Suriye'de Başar Esad hükümeti basın ve düşünce özgürlüğü önüne karşı adeta terör estiriyor. Her üç ülkede de Kürtler haklarından yoksun ve baskı altındalar. İran ve Suriye Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF)'nin internet düşmanı ülkeler listesinde yer alıyor. Türkiye'de ise Erdoğan hükümeti dönemi düşünce ve basın özgürlüğü konusunda karanlık bir dönemi ifade ediyor. Daha önceki hiçbir iktidar döneminde özellikle Kürt medyası hiç bu kadar baskı ve tehdit altında bulunmadı.
Suriye internet düşmanı
Suriye'de Firaz Saad isimli bir yazar ve şair internette 'yanlış haber' yayınladığı iddiasıyla 4 yıl hapse mahkum edildi. Şam'ın kuzeyindeki Saydnaya cezaevinde bulunan Saad yaptığı bir haberle devletin toprak bütünlüğüne zarar vermekle suçlanıyor. Saat Kasım 2006'da gözaltına alınmıştı. 4 yıl hapse mahkum edilmesine nedeni ise El Hiwar El Mutamaden isimli internet sitesinde 'İsrail'in Lübnan'a karşı savaşında Suriye ordusu ne yaptı?' başlıklı haberi. RSF, bu mahkumiyetin haksız olduğunu belirterek Suriye'nin bu ceza ile muhalifleri baskı altına almaya çalıştığını kaydetti. Kararı şiddetle kınayan RSF, Saad'ın derhal serbest bırakılmasını istedi.
Suriye'de geçen yıl hiç olmadığı kadar internet sitesi yasaklarla karşılaştı. Suriye internet üzerine en fazla baskı uygulayan ülkeler arasında yer alıyor. 25 Temmuz 2007'den bu yana internet sitesi sahiplerinin haber yayımlayanlar ve yorum ekleyenlerin kişisel bilgilerini muhafaza etmeleri gerekiyor. Temmuz 2007'de 22 yaşındaki Tarık Ömer Biasi isimli bir genç de bir internet sitesine yorum bıraktığı için tutuklanmıştı. Biasi hiçbir açıklama yapılmaksızın halen de hapiste tutuluyor.
Düşünce özgürlüğüne karşı en sert önlemleri alan Suriye'de Şam Deklarasyonu'na imza attıkları için tutuklanan demokratların sayısı 11 Aralık 2007'den beri 12'ye yükseldi. Bunlardan 3'ü gazeteci. İmzacılar Suriye'de demokratik reformlar istiyordu. Ancak 'devletin prestijine zarar' verdikleri, 'yanlış haber yayınladıkları', 'devleti istikrarsızlaştırmak isteyen gizli bir organizasyona üye olmak' ve 'etnik gerilimi kışkırtmak' suçlamasıyla cezaevlerine konuldular.
Türkiye en büyük cezaevi
Türkiye ve İran'da durum farklı değil. Hatta daha kötü. Türkiye İran'ı da geri bırakarak bölgede gazeteciler açısından en büyük cezaevi durumunda. Erdoğan hükümeti Kürt medyasına karşı sansür iktidarına dönüştü. Bu iktidar döneminde Yaşamda Demokrasi, YedinciGün, Yaşamda Gündem, Güncel, Azadiya Welat, Gündem, Gerçek Demokrasi, Haftaya Bakış, Toplumsal Demokrasi ve Öteki Bakış gazeteleri art arda kapatma cezaları ile karşılaşıyor. Bu gazetelere sayısız dava açılırken, dağıtımcıları ve muhabirleri de gözaltı ve tutuklamalara maruz kalıyor. Halen Türkiye cezaevlerinde en az 24 gazeteci bulunuyor.
İnternet AKP'ye emanet
Türkiye'de 2008 yılının başından bu yana Kürt medyası 9 kapatma cezası ile karşılaştı. Yılın başından beri haftalık yayın yapan gazete YedinciGün 3 kez kapatılırken, Yaşamda Demokrasi 2, Haftaya Bakış 2, Toplumsal Demokrasi 1 ve Öteki Bakış 1 kez kapatıldı. Mart 2007'den bu yana ise 10 gazete toplam 26 kez kapatıldı.
Türkiye'de internete uygulanan sansür de hiç olmadığı kadar arttı. Ülkede hızlı internet ağı ve internet kullanıcıları giderek yayınlaşıyor. Ancak buna paralel olarak hükümetin Web üzerindeki yasakları da ciddi boyutlar kazandı. Roj TV, ANF, Yeni Özgür Politika, Gündem gazetesi ve Indymedia haber sitesi Türkiye'de mahkeme kararları ile yasaklandı. YouTube paylaşım sitesine bir yılda en az üç kez Atatürk'e ilişkin videolardan dolayı erişim yasağı konuldu. Son olarak yasak dünyanın en büyük internet arama motoru Google da yasaktan nasibini aldı. Google'ın en çok kullanılan servislerinden biri olan Google Grupları'na (http://groups.google.com) erişim yasağı getirildi. Siteye erişim Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 14.03.2008 tarih ve 2008/15 Nolu Kararı ile yasaklandı.
İran'da basına Ahmedinecad kıskacı
Bölgede yasakçı diğer bir ülke de İran. Mahmud Ahmedinecad'ın Cumhurbaşkanlığı seçilmesinden bu yana sokaklarda ve kapalı mekanlarda halka uygulanan baskılar internet ve medyaya da uygulanıyor. Yılın başından beri RSF kayıtlarına göre en az 17 gazetenin yayının İran molla rejimi tarafından durduruldu. RSF, bağımsız medyanın susturulmak amacıyla düzenli olarak adli olanakları ellinde bulunduran İran devleti despotluğuna maruz kaldığını kaydediyor. Ayrıca tutuklu gazeteci ailelerinin de sessiz kalmaları için güvenlik güçlerinin tehdidi altına olduğuna dikkat çeken RSF, 'yakınlarının gözaltına alınmasını kınamak amacıyla medya ile, özellikle de yabancı medya ile ilişkiye geçenler cezalarla karşılaşıyor' diye belirtiyor.
Halen en az 8 gazeteci İran cezaevlerinde tutuklu bulunuyor. İki Kürt gazeteci Adnan Hasanpur ve Abdulvahid Hiwa Botimar hakkında ise idam kararı bulunuyor. 2004 yılında yayını durdurulan Peyame Merdome Kurdistan haftalık gazetesi müdürü ve aynı zamanda Doğu Kürdistan İnsan Hakları Örgütü (RMMK) Başkanı Mihemed Sediq Kebudwend de 1 Temmuz 2007'den beri Tahran cezaevinde bulunuyor. İran son olarak 12 Mart'ta güncellenen RSF'nin internet düşmanı ülkeler listesinde bulunuyor. İran ayrıca RSF'ye göre gazeteciler açısından Ortadoğu'nun en büyük cezaevi durumunda.
ANF
CELİL DEMİRALP
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Kimse Türkiye'den belirli bir etnik gruba kültürel alanın dışında, ulus devlet ve üniter devlet yapısını tehlikeye sokacak, siyasal alanda, grupsal düzenlemeler yapmasını isteyemez ve bekleyemez'' dedi.
"Belirli bir etnik gruba düzenleme yapılamaz"
CNN TÜRK'ün haberini olduğu gibi yayınlıyoruz
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı (KTBK) birliklerinde denetlemelerde bulunmak ve yıllık Plan Semineri'ne katılmak üzere KKTC'de bulunan Orgeneral Başbuğ, KTBK Karargahı'nda, KTBK üst düzey personelinin de bulunduğu toplantında basın açıklaması yaptı. Başbuğ, Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel farklılıklara saygılı olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel alanda, bireysel kalmak ve ulus devlet yapısına zarar vermemek şartıyla kültürel zenginliklerin yaşanması ve yaşatılması için gerekli düzenlemeleri gerçekleştirdiğini belirtti. Bazı uygulamaların devam etiğini anlatan Orgeneral Başbuğ, "Bunun ötesinde, kimse Türkiye'den belirli bir etnik gruba kültürel alanın dışında, ulus devlet ve üniter devlet yapısını tehlikeye sokacak, siyasal alanda, grupsal düzenlemeler yapmasını isteyemez ve bekleyemez" dedi. Başbuğ, "Kültürel alandaki düzenlemeler herhangi bir şekilde siyasal alana doğru götürülmeye ve ikincil kimlikler birinci kimliğe dönüştürülmeye çalışılırsa ve bu konular ülke gündemine kasıtlı olarak devamlı sokulursa korkarız ki ülke kutuplaşmaya ve ayrışmaya sürüklenebilir. Bu Türk toplumuna karşı yapılabilecek en büyük kötülüktür" diye konuştu. "Sağduyulu olunmalı" Bölücü terör örgütünün 1984'ten beri bunu başaramadığını ve Türk toplumun mayasını bozmak isteyenler olduğunu, buna karşı sağduyulu ve dengeli olunması gerektiğini ifade eden Orgeneral Başbuğ, bazı marjinal grupların Türkiye'yi götürmek istedikleri noktanın bu olduğunu, tuzaklara düşmemek gerektiğini vurguladı. Orgeneral Başbuğ, "bölücü terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleden sorumlu bir komutan olarak, bu endişesini paylaşmayı bir görev bildiğini" belirtti. TSK'nın, yurtiçinde ve yurtdışında terör örgütü bulunduğu bütün bölgelerde etkisiz hale getirilinceye kadar, operasyonlara büyük birkararlılıkla devam edeceğini bildiren Orgeneral Başbuğ, "Sınır ötesi operasyon dışında, güvenlik kuvvetleri 2008 yılı içerisinde, yurtiçinde icra etmiş olduğu operasyonlar neticesinde 51 teröristi etkisiz hale getirmiştir" dedi. "Yine aynı dönemde 46 terörist sağolarak ele geçirilirken, 41 terörist de kendiliğinden teslim olmuştur" diyen Başbuğ, "Özellikle bu operasyonlarla örgütün Şırnak'ın Küpeli, Bestler, Dereler ve Tunceli, Bingöl bölgelerinde bulunan unsurlarına çok büyük darbeler vurulmuştur. Örgüte mensup teröristler ve destekleyicileri için tek çıkar yol vardır, o yol da Türkiye Cumhuriyeti devletine teslim olmak ve yüce Türk adaletinin karşısına çıkmaktır" şeklinde konuştu. "Operasyonlar kararlılıkla sürecek" Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), yurtiçinde ve yurtdışında terör örgütü bulunduğu bütün bölgelerde etkisiz hale getirilinceye kadar, operasyonlara büyük bir kararlılıkla devam edeceğini" bildirdi. Orgeneral Başbuğ, şubat ayına Irak'ın kuzeyine yapılan askeri operasyonun başarısının altında "hesaplı risk" yattığını vurguladı. "Operasyonun ne zaman, nereye, hangi birliklerle ve ne kadar süreli olarak icra edileceğinin aralık 2007'de belirlendiğine" işaret eden Orgeneral Başbuğ, operasyon birliklerinin, kışlalarından büyük bir gizlilik içerisinde 21 Şubat günü "ileriye yanaştığını ve aynı gece de operasyonun icrasına başlandığını" kaydetti. Orgeneral Başbuğ, "bunu, ne bölücü terör örgütünün ne de medyanın tespit edebildiğini" vurguladı. Operasyon hakkında detaylı bilgi veren Orgeneral Başbuğ, "Türk Silahlı Kuvvetleri, yurtiçinde ve yurtdışında örgütün bulunduğu bütün bölgelerde terör örgütü etkisiz hale getirilinceye kadar, operasyonlara büyük bir kararlılıkla devam edecektir" dedi. "Kıbrıs milli ve ortak bir sorun" İlker Başbuğ, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliklerini ilgilendiren milli ve ortak bir sorun olduğunu vurgulayarak, "Kıbrıs sorunun çözümünde, iki kesimlilik ile Garanti ve İttifak Antlaşmalarının delinmeden ve sulandırılmadan korunması şarttır. İki kesimliliğin delinmesi, Kıbrıs Türk halkının geleceğinin ipotek altına alınmasıdır" dedi. Orgeneral Başbuğ, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bakış açısından Kıbrıs'ın öneminin iki temel esasa dayandığına" vurgu yaparak, "Bunlardan birincisi, Türkiye Cumhuriyeti'ne Garanti Antlaşması ile yüklenen Kıbrıs Türk halkına sağlamak zorunda olduğumuz güvenlik sorumluluğudur. İkincisiyse ittifak antlaşmasında açıkça ifade edildiği gibi, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin güvenliği açısından taşıdığı stratejik rolün önemidir" diye konuştu. "Bu iki temel, süreklilik arz etmektedir. Çünkü Kıbrıs'ta ve Doğu Akdeniz'deki istikrar ve denge ancak bu sayede sağlanmaktadır" diyen Başbuğ, "Buradan açıkça görüleceği gibi, Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliklerini ilgilendiren milli ve ortak bir sorundur" şeklinde konuştu. "Çözüm güven ortamı yaratmayabilir" Kıbrıs sorununa, BM çerçevesinde, kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasının istenilen bir husus olduğunu kaydeden Orgeneral Başbuğ, "Gerçekten Kıbrıs sorununa kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunması isteniyorsa ilk önce, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin 1959-1960 antlaşmalarına dayalı '1960 Kıbrıs Cumhuriyeti' olmadığının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bir gerçek olduğunun ve ilgili tarafların eşit ve egemen şekilde ortaya konulacak 'ortak iradesi' olmaksızın soruna çözüm bulunamayacağının, herkes tarafından kabul edilmesi gerekir" dedi. Orgeneral Başbuğ, "Bunca yaşanılandan sonra, Kıbrıs Türk halkının, haklı nedenlerle Kıbrıs Rum tarafına karşı güven duyamaması, üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Kapsamlı bir çözümün bile hemen iki taraf arasında güven ortamı yaratabileceğini düşünmek zordur" diye konuştu. "KKTC iyi niyetine karşılık görmedi" KKTC'nin bugüne kadar iyi niyeti, barışçı ve uzlaşıcı yaklaşımlarının Güney Kıbrıs Rum yönetimi tarafından herhangi bir karşılık görmediğine işaret eden Orgeneral Başbuğ, "KKTC uzlaşmadan ve çözümden yana tavır almasına rağmen Avrupa Birliği izolasyonları ile karşı karşıya kalmıştır. Bu durum da güveni sarsmaktadır" dedi. Orgeneral Başbuğ, mutlu barış harekatının sadece Kıbrıs Türk halkı için değil, Kıbrıs Rum halkı için de barış ortamı sağladığını, binlerce yabancı uyruklu şahsın, Türk ordusunun varlığıyla kendisini güvende hissederek KKTC'de yaşadığını anlattı. Bu nedenle KTBK'nın adadaki varlığının, 1974 yılından bugüne kadar, Kıbrıs'ta yaşanan huzur ve güvenin sağlayıcısı ve teminatı olduğunun unutulmaması gerektiğinin altını çizen Orgeneral Başbuğ, "Kıbrıs sorununun çözümünde, iki kesimlilikle garanti ve ittifak antlaşmalarının delinmeden ve sulandırılmadan korunması şarttır. İki kesimliliğin delinmesi, Kıbrıs Türk halkının geleceğinin ipotek altına alınmasıdır" şeklinde konuştu. Başbuğ ayrıca, "Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ve birliklerinde yapmış olduğum denetlemeler sonucunda, birliklerimizin üstün bir moral, eğitim, özgüven ve disiplin içinde, kararlı ve her an göreve hazır bir şekilde; başta Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve savunulması olmak üzere, kendilerine verilebilecek bütün görevleri mükemmel şekilde yerine getirebileceklerini görmekten büyük bir mutluluk duydum" dedi. "Kimse yanlış hesap yapmasın" Orgeneral İlker Başbuğ, KKTC halkının, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı duyduğu değişmeyen güven ve sevgisinin, güçlerini perçinlediğini ifade ederek, KKTC halkının, Türk ordusunun terörle mücadele verdiği desteğe Türk Silahlı Kuvvetleri adına teşekkür etti. Kıbrıs Türkü'nün yeni nesillere geçmişi iyi öğretmesi gerektiğini, bu hususun geleceğin teminatı olduğunu vurgulayan Başbuğ, KKTC'nin, kim ne derse desin bir gerçek olduğunu dile getirerek, "Anavatanından güç alan mücahit Kıbrıs Türkü de, dünyada hiçbir topluma reva görülmeyen zulüm ve haksızlıklara, gelecek nesillere örnek teşkiletmesi ve ders alınması gereken müstesna bir fedakarlık ve azimle direnmiş ve var oluş mücadelesini bir devlet kurarak taçlandırmıştır. Bunun bazıları tarafından iyi okunması ve anlaşılmasında sonsuz yararlar vardır. Kimse yanlış hesap yapmasın" dedi. "Mücadelede karamsarlığa yer yoktur" Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ayrıca, "Terörle mücadelede hiçbir zaman karamsarlığa yer yoktur. Karamsar düşüncelerin ifadesi, örgüte yardımıyla eş anlamlıdır" dedi. Orgeneral Başbuğ, Kıbrıs'ın güneyinde bulunan bazı terör örgütü destekçileri tarafından, örgütün dağ kadrosuna eleman temin edildiği ve bölücü örgüte maddi destek sağlandığının bilindiğini de kaydetti. Başbuğ, "Türkiye, içinde bulunduğu zor coğrafyada, simetrikten, yani klasik, diğer bir deyişle konvansiyonel, asimetriğe doğru uzanan geniş bir risk ve tehdit yelpazesiyle karşı karşıyadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu geniş tehdit yelpazesi karşısında, klasik harekattan iç güvenlik harekatına kadar tüm harekat nevilerini başarıyla icra etmektedir" diye konuştu. "Hesaplı risk" Şubat ayı içerisinde Irak'ın kuzeyine yapılan askeri harekatla ilgili detaylı bilgi veren Orgeneral Başbuğ, operasyona ilişkin kendisineyöneltilen soruların başında, "harekatta elde edilen bu üstünbaşarının" nelere dayandığı sorusu geldiğine işaret ederek, "Operasyonun başarısının altında, alınan hesaplı risk yatmaktadır" dedi. "Operasyonun ne zaman, nereye, hangi birliklerle ve ne kadar süreli olarak icra edileceğinin, aralık 2007 ayında belirlendiğini" belirten Başbuğ, "Bu belirleme tamamen kendi istihbarat birimlerimizin elde ettiği bilgilere dayalı olarak yapılmıştır. Operasyonun icrası sürecinde kendi istihbarat vasıtalarımızın ve ABD istihbarat vasıtalarının elde ettikleri bilgiler kullanılmıştır" diye konuştu. Birliklerin 3000 metre yükseklikte, eksi 29 dereceye varan hava şartlarında sürekli eğitim yaptığını kaydeden Başbuğ, "Personelin fiziki dayanıklılığının artırılması eğitimine de özel önem verilmiştir. Verilen bu eğitim sayesinde, personel 40 kilograma varan yükleriyle üstün hareket yeteneği kazanmış, yine bu eğitim sayesinde bazı birliklerimiz, operasyon boyunca yani 8 gün ve gece süresince toplam sadece 16-17 saat uyuma ve dinlenme ile görevlerini aksaksız ve mükemmel şekilde yerine getirebilmişlerdir" diye konuştu. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, operasyonla ilgili olarak ayrıca, "Bu operasyon; bölücü terör örgütü üzerinde, bugüne kadar hiçbir operasyonda elde edilemeyen derecede bir baskın tesiri yaratarak; operasyon bölgesinde bulunan ve bölgeye takviye olarak gelen toplam 350'ye yakın teröristin 240'ını etkisiz hale getirerek ki bu netice yüzde olarak bölgedeki teröristlerin yüzde 70'inin etkisiz hale getirilmesidir, bu da bugüne kadar operasyonlarda elde edilen en büyük yüzdedir" dedi. "Mücadele topyekün yürütülmeli" Terörle mücadele faaliyetlerinin, devlet tarafından ve topyekün şekilde yürütülmesi gerekliliği üzerine duran Orgeneral Başbuğ, "Esas itibariyle güvenlik, ekonomi, sosyo-kültürel (eğitim ve sağlık dahil), psikolojik harekat ve uluslararası alanda, birbirleriyle paralel ve eşzamanlı olarak yürütülmelidir. Çünkü bu faaliyetler birbirini tamamlamaktadır" dedi. Başbuğ, "Bölücü terör örgütüyle mücadelede güvenlik kuvvetlerinin ana hedefi ise, terör olaylarını kabul edilebilir en düşük seviyeye indirerek, terör örgütünün marjinalize edilmesidir" diye konuştu. "Güvenlik kuvvetlerin örgütün silahlı kadrosunu etkisiz hale getirirken, örgüte katılım hala devam ediyorsa terörle mücadele beklenenden de uzun sürer" diyen Orgeneral Başbuğ, "Bu görev devlete düşmektedir. O halde yapılması gereken, örgüte çeşitli nedenlerle katılanların örgüte neden katıldıklarının tespiti ile buna karşı gerekli tedbirlerin alınmasıdır" ifadesini kullandı. "Terörle mücadelenin aslında psikolojik mücadele olduğunu, ifade eden Başbuğ, "Kamuoyu terörle mücadelenin süreci ve özelliklerine ilişkin doğru ve açık şekilde bilgilendirilmeli ve yetkililerce bilinçsiz yapılan açıklamalarla gerçek dışı beklentilerin içine de sokulmamalıdır" şeklinde konuştu.BIR BASARI ORNEGI: Omid Kordestani, Google İş Geliştirme ve Satış İkinci Başkanı
Kurdians: Friday, April 11, 2008
1999 yılında şirket kurucusu olarak Google şirketine geçen Kordestani, kısa sürede şirketin kazancının katlanmasında asıl rolü oynamış ve 2005 yılında Google şirketinin 6 milyar dolar kar yapmasını sağlamış.
Omid Kordestani, düzinelerce yıl, Internet öncüsü Netscape Communications'da önemli pozisyonlar da dahil olmak üzere, yüksek-teknoloji alıcı ve pazarlama tecrübelerinde bulunmuştur. Kordestani, iş geliştirme ve satış ikinci başkanı olarak, Netscape'in internet sitesinin yıllık cirosunu 18 ay içinde 88 miyon dolardan, 200 milyon dolardan fazlaya yükseltmiştir.
Kordestani Netscape'te OEM satışlar direktörü olarak bulunduğu dört yıllık dönemde, Citibank, AOL, Amazon, Intuit, Travelocity, Intel, @Home, eBay ve Excite gibi büyük tüketici firmaları ile ilişkileri geliştirmiştir. Netscape'ten önce Kordestani, 3DO Company, Go Corporation ve Hewlett-Packard'da, pazarlama ve ürün yönetimi ve iş geliştirme pozisyonlarında görev almıştır.
Kordestani, Stanford Üniversitesinden bir MBA ve San Jose State Üniversitesi'nden de elektrik mühendisliği dalında Bakalorya denkliği sahibidir.
PNA-Ünlü Kürt yönetmen Behmen Qubadi’nin, Dünya Ekonomik Forumu yoklamasında Dünya Genç Liderler Listesine girdiği belirtildi.
Dünya Ekonomik Forumunun her yıl çeşitli alanlarda 200-300 uzmanı oturumlara katılmak ve katılımcıların deneyimlerinin kamuoyuyla paylaşılması için seçtiği belirtildi.
Bu yıl Dünya Ekonomik Forumunun Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinden 12 aday arasından ünlü Kürt sinema yönetmeni Behmen Qubadi’yi oturumlara katılması için seçtiği bidirildi.
Dünya Ekonomik forumunun düzenlediği oturumlarda dünyada yaşanan gelişmeler ve dünya sorunlarının en iyi yollardan çözüme kavuşması gibi konular ele alınıyor.
Dünya Ekonomik Forumu 4. Oturumunun Mısır’ın Şermu’ş-Şeyh kentinde Mayıs ayında düzenlenmesi bekleniyor.
Dünya genelinde şuana kadar sinema alanında sadece 4 kişi seçilmiştir ve bunlardan biri Amerikalı aktör Leonardo Di Caprio.
'Bu davaya inanmak, öncüsüne sahip çıkmak suç değildir'
'Kürtlerin 3 lideri vardır' dediği gerekçesiyle 2 yıl hapis cezasına çarptırılan DEP eski Milletvekili Leyla Zana, karar duruşmasında Kürtlerin Öcalan'ı 'Kürt Halk Önderi' olarak kabul ettiğini defalarca sözlü ve yazılı olarak dile getirdiğinin altını çizerek, 'Halkımızın nezdinde nasıl ki Kürtçe konuşmak, 'Kürdistan' ya da 'Sayın Öcalan' demek suç değilse, bu davaya inanmak suç değildir. Öncüsüne sahip çıkmak da, insani, vicdani, ahlaki ve siyasi bir sorumluluktur' dedi. Zana, 'PKK halktır, halk burada' sloganıyla sokaklara dökülen milyonlarca vatandaşın çığlığından süzülen mesajın doğru okunması gerektiğini ifade etti. Mahkeme Zana'nın yaptığı savunma nedeniyle de Zana hakkında suç duyurusunda bulundu. DEP eski Milletvekili Leyla Zana, 2007 yılında Fuar Alanı'nda düzenlenen Newroz kutlamasında yaptığı konuşma nedeniyle TMK'nın 7/2 Maddesi uyarınca, 'Yasadışı örgüt propagandası yapmak' iddiasıyla hakkında 5 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın karar duruşması görüldü. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya, Zana ile avukatları Servet Özen, Cabbar Leygara ve Fethi Gümüş duruşmada hazır bulundu. Zana, karar duruşmasında 5 sayfalık yazılı savunma yaptı. Zana, ne zaman düşünce özgürlüğünden bahsedilse bu özgürlüğün sınırsız olmadığı yönünde bir söylem geliştirildiğine dikkat çekerek, 'Türkiye dışındaki ülkelerin hemen hepsinde, ifade özgürlüğüne getirilen sınırlama devletin güvenliğine değil sosyal barışa ve halkın güvenliğine dayandırılmaktadır. Dolayısıyla demokratik ülkelerde benzer yasal düzenlemeler bulunduğu iddiası olayın çarpıtılmasından başka bir amaç taşımamaktadır' dedi. 'Türkiye'de incinmeyen Kürt kalmadı' Kürt halkının yüzyıllar boyunca statü mücadelesi verdiğini belirten Zana, 'Bugün Türkiye'de incinmeyen Kürt kalmadı. Hemen hepsi, hayata tedirgin ve yasaklı başladı. Daha bebekken adı, çocukluğunda dili, gençliğinde kimliği ve hayattaki duruşu yasaklarla tanıştı. Tek dilde düşünmeye, tek kimlikle kendini ifade etmeye ve tek bir bakış açısıyla düşünmeye zorlandı' diye kaydetti. Kürt olmanın kamusal tüm alanlarda getirdiği zorlukların, her Kürt bireyini biraz daha siyasallaştırdığını belirten Zana, 'Demokratik hiçbir ülke, generallerin hazırladığı ve çağımıza yanıt olmak bir yana, sorunlarını daha da ağırlaştıran 12 Eylül Anayasası'nı taşıyamaz. Konu suç ve suçluyu övmekse, o halde suç nedir? Suçlu kimdir? Bir halkın itibar, eşitlik ve özgürlük taleplerinin savunucusu olmayı suç olarak görmediğimi ifade etmek istiyorum' diye konuştu. Lider kavramını açıkladı Gelişen toplumların liderlere ihtiyaç duyduğunun altını çizen Zana, konuşmasında dile getirdiği 'lider' kavramına ilişkin şunları belirtti: 'Liderlik bir roldür. İnsanlar o rolü üstlenen kişinin rehberliğine, yaratıcılığına, çözüm gücüne ikna olmak ister. Lider kişinin, öncelikle savunulan davanın gerekliliğine insanları inandırması gerekir. Dün, bugün ve yarın arasında denge sağlamak zordur. Lider, geride bırakmak istemediğimiz bugünle, hayalini kurduğumuz yarın arasında köprüler kurandır. Bizi de, bu köprüyü geçebileceğimize ikna ve teşvik eder. Çözüm ve uyum süreçlerini başlatan, yöneten ve kolaylaştıran insanlardır. Bu nedenledir ki, önderlikleri onaylanır.' '3 liderde Kürtler nezdinde önemli bir yere sahiptir' Newroz kutlamalarında, milyonların huzurunda Kürtlerin üç lideri olduğunu ve bu üç lidere de minnet borçlu olduğunu ifade ettiğini kaydeden Zana, savunmasında şunları dile getirdi: 'Savcılık makamı iddianamede Sayın Barzani ve Talabani'yi siyasal konumları dolayısıyla değerlendirme dışı tutmuşlar. İddia makamına hatırlatmak isterim ki, daha düne kadar Sayın Talabani ve Barzani de bugün Sayın Öcalan'ın maruz kaldığı ithamlarla anılıyordu. Her birinin etki alanı farklı olsa da, her 3 lider de, Kürt halkının duygu ve düşünce dünyasında önemli bir yere sahiptir. Hiçbiri diğerinin alternatifi değildir. Farklılıkları birlikteliğe dönüştürme becerisi gösterdikleri içinde halkımız kendilerini minnetle anmaktadır.' 'Halkım şahsında bir hakkı teslim ediyorum' 'Tarihin dahi unuttuğu ulusu yeniden uyandıran bu çabanın sahipleri elbette minnetle anılacaktır' diyen Zana, 3 liderin fikirlerinden büyük bir çoğunluğun etkilendiğini söyleyerek, 'Kürtlerin söz konusu 3 lideri değer olarak kabul etmesi kaçınılmaz ve doğaldır. Dile getirmek istediğim halkımızın şahsında bir hakkın teslimidir' dedi. Liderlerin tarih sahnesine toplumsal ihtiyaçların çağrısıyla geldiğine vurgu yapan Zana, 'Bilinmelidir ki, on yıllardır yaşanan çatışmaya rağmen Türk ve Kürt halkları karşı karşıya gelmemişse bunda Sayın Öcalan'ın üstlendiği rol büyüktür. Bu rol, aynı zamanda onurlu, adil ve kalıcı barışın da teminatıdır. Toplumun değişim denilen tarihsel yolculuğa hazırlanılması, doğru zamanda doğru kişilerin önderlik etmesiyle mümkün olur' şeklinde konuştu. 'Kürtler Öcalan'ı Halk Önderi olarak görüyor' Kürtlerin Öcalan'ı 'Kürt Halk Önderi' olarak kabul ettiğini defalarca hem sözlü, hem de yazılı olarak dile getirdiğini belirten Zana, 'Halkımızın nezdinde nasıl ki Kürtçe konuşmak, Kürdistan ya da Sayın Öcalan demek suç değilse, bu davaya inanmak suç değildir. Öncüsüne sahip çıkmak da, insani, vicdani, ahlaki ve siyasi bir sorumluluktur. Bu bağlamda 'PKK halktır, halk burada' sloganıyla sokaklara dökülen milyonlarca yurttaşımızın çığlığından süzülen mesajı doğru okumak gerekir. Kürt halkının barış, özgürlük ve eşitlik istemlerini 'terörizm'le tanımlamak halkımızı incitmektedir' dedi. Savaşın olduğu yerde barışın da olacağını belirten Zana, 'İsrail Başbakanı Sayın İshak Rabin'in yıllarca 'terörist' dediği Sayın Yaser Arafat'la barış bildirisini okuması, Güney Afrika Devlet Başkanı Sayın De Klerk ve Mandela'nın 300 yıllık beyaz egemenliğine son veren cesaretleri belleklerde olup, hala saygıyla anılmaktadır' diye ifade etti. 'Bundan sonra savunma yapmayabilirim' Zana, savunmasının sonunda önemli bir kararın eşiğinde olduğunu ifade ederek, 'Açıkça söylemek gerekir ki, bu yargılama sürecinden sonra 'suçlama' ne olursa olsun duruşmalarda savunma hakkımı kullanmama kararını değerlendiriyorum. Artık birbirimizi tekrar etmenin anlamsızlığına inanıyorum. İnsanlarımızın düşüncelerinden dolayı şüpheli, sanık ya da mahkum olmayacakları zihniyet evrimini tamamlamış bir ülke diliyorum' diyerek önümüzdeki yargılamalarında savunma yapmayacağının sinyalini verdi. Mahkeme hem ceza verdi hem de suç duyurusunda bulundu Savunmaların ardından kısa bir ara veren mahkeme heyeti, Zana'yı yaptığı konuşma nedeniyle TMK'nin 7/2 Maddesi uyarınca 'Yasadışı örgüt propagandası yapmaktan' üst sınırdan 2 yıl hapis cezasına çarptırdı. Zana'ın pişmanlık duymadığına kanaat getiren mahkeme, indirim uygulamadığı cezanın ertelenmesine yer olmadığına karar verdi. Mahkeme, Zana'nın yaptığı yazılı savunmayı da 'Savunma sınırını aşan ve suç teşkil eden açıklamalar' olduğu gerekçesiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. DEP eski Milletvekili Zana, 2007 yılında Fuar Alanı'nda düzenlenen Newroz mitinginde yaptığı konuşmada 'Kürtlerin 3 lideri vardır. Bunlardan ilki, beni çok iyi dinleyin. Bu üç Kürt lideri, barış kardeşlik için Kürtlere yaklaşıyorlar sizde biliyorsunuz. İlki Mam Celal; o bugün Irak Devlet Başkanıdır. Kürt lideri ve hepimizin kabul gördüğüdür. İkincisi de Kek Mesut; Kürdistan Bölge Başkanı. Üçüncüsü, sizin hepinizin sürekli dile getirdiği, Kürt Lideri Başkan Öcalan'dır. Ben her bu üç lidere de minnetlerimi dile getiriyorum, çünkü onlara, milletimizi bu güzel ve coşkulu güne getirdikleri için minnettarım' demişti. VELİ AY / DİYARBAKIR (DİHA)AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmaya “Komisyon adına ortak geleceğimize ait güvenimi dile getiriyorum” sözleriyle başladı. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ni geleceği olarak seçtiğini belirten Barroso özetle şunları söyledi:
“İlişkimiz AB’nin kurulduğu dönemden bu yana sürekli olarak derinleşiyor. AB mevzuatı çabalarından çok etkilendim. Türk ordusunun dış misyonlarda önemli rolü var. Türkiye soğuk savaş sonrası önemli bir aktör oldu. Laik demokratik cumhuriyet olarak Avrupa’ya entegre olmuş ve kökten dinci akımlara karşı örnek bir yapıdadır. Etkileyici reformlarla Türkiye kendisini yabancı yatırımcı için cazip hale getirmiştir.
AB DEVLETLERİN EGEMENLİK HAKLARINI AZALTMAZ
“AB ulus devletlerden oluşmuş topluluktur. Egemenlik haklarını bir havuzda toplamışlardır. AB bu sayede etkili biçimde beraber hareket edebilmektedir.
AB içinde olabilmek dünya içinde gücümüzü artırmaktır. Milliyetçi duygularla bu barış ve demokrasi sürecine ait olmak birbiriyle çelişmez. AB devletlerin egemenlik hakkını azaltmaz. Ortak politikalarımız içinde standartlar vardır. AB’ye katılacak tüm adayların tüm kriterleri yerine getirmesi lazım.
ADAYLIĞA GİDEN KISA YOL YOKTUR
“Adaylığa giden kısa yol yoktur. Komisyonun rolü detaylı ama adil biçimde kaydedilen gelişmeyi yakından takip etmek ve değerlendirmektir. Aday ülkelere yardımcı olmak ve destek vermektir. Bu takip ve değerlendirmeler aday ülkenin iç meselelerine karışmak değildir.
301’İN AB STANDARTINA GETİRİLMESİ ÖNEMLİ
“Yine de daha fazla gelişme lazım. İfade özgürlüğü, sendikalaşma, sivil-asker ilişkisi gibi... Bunlar katılım için anahtar önem taşıyor. İfade özgürlüğü demokrasi için temel haktır. Şiddet içermeyen görüşlerin yargı konusu yapılması sağlık neticeler doğurmayacaktır. 301. maddenin AB standartına getirilmesi önemlidir.
LAİKLİK VE TÜRBAN İÇİN STANDART BEKLEMEYİN
“Laikliğe dair tartışmaların Türkiye için öneminin farkındayız. Bu konularda tüm ülkeler kendine uygun iç çözümü buldu. AB Komisyonu’nun bu konuda herhangi bir standart empoze etmesini beklemeyin. Türban konusunda da AB’nin standartı yok. Ancak bu konu her kadının kendi inancıyla ilgili, kendi alması gereken bir karardır.
ENERJİNİZİ REFORMLARA HARCAYIN
“Komisyon olarak Türkiye’deki gelişmeleri izlemek görevimiz. Türkiye’nin kendi gelişmesi açısından da reformlar çok önemli. Türkiye enerjisini reformlara harcamalı. Reformları bekliyoruz. Bu yakalanan ivmenin devamı önemlidir. Reformların öncelikli olduğunu bugün Gül ve Erdoğan’la görüşmelerimde gördüm.
KÜRTLERE KÜLTÜREL VE SİYASİ HAKLAR VERİLMELİ
“Güneydoğu sorununda terörist tehdidin farkındayız. PKK şüphesiz terör örgütüdür. AB’nin terör örgütleri listesinde yer almaktadır.
Sorunların çözümü kapsamlı bir stratejiyle olabilir. Bu çözüm sosyo-ekonomik çabalarla desteklenmeli. Kürt kökenlilerin siyasi ve kültürel hakları temin edilmelidir. Hükümetin bu konuda kapsamlı bir plan üzerinde çalıştığını biliyorum.
LİMANLAR RUMLARA AÇMALI
“Kıbrıs’ta bölünmüşlük bizim için kabul edilebilir değil. Türkiye’nin çözüm çabalarını destekleyeceğine dair inancım tamdır. Lokmacı Kapısı’nın açılması çok önemli bir adımdır. Kıbrıs konusunun çözümü AB’ye üyeliğe katkı sağlayacak. Ek protokol yüzünden açılan fasıllarda zorun oluyor. Türkiye limanlarını Rum kesimine açmalıdır.
FARKLI SESLERE ŞAŞIRMAYIN
“İngiltere, İspanya ve Portekiz de engellerden sonra üye oldu. Türkiye istisna değildir. Katılım sürecine dair farklı seslere şaşırmayın. Tartışmalar sürecin sonuna kadar devam edecektir. Türkiye’nin bundan korkmaması gerekmemektedir. Bu projenin karşısındaki en büyük düşman olarak önyargılar ve ihmallerdir.”
Copyright © 2007 - www.kurdians.blogspot.com - is proudly powered by BloggerAB Komisyonu Başkanı, TBMM’de yaptığı konuşmada AK Parti’ye kapatma davasına değinmedi, laiklik ve türban sorununa ilişkin ise “Bizden standart empoze etmemizi beklemeyin” dedi. Komisyon Başkanı, Kürt kökenlilerin siyasi ve kültürel hakları temin edilmelidir, dedi.
Barroso: Bizden türban standartı beklemeyinANKARA - AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin iç işlerine, devletin egemenlik haklarına karışamayacaklarını söyledi; ancak “Türkiye’yi izlemek bizim görevimiz” dedi. Barroso, Türkiye için hassas olduğunu belirttiği laiklik ve türban konusunda standart öneremeyeceklerini, ama 301. madde ve Kürt sorunu gibi konularda AB standartlarına uyulması gerektiğini vurguladı.


Kürt düşmanlığı Facebook'ta : “En iyi Kürt ölü Kürt'tür, Kürtlere soykırım yapılsın”
Siz gercek kimliginizi nasil tanimliyorsunuz?
Türk Savaş Uçaklarının Kendekolê Katliamı
Kendekolê'de bir vahşet anı, 'Uçaklar vurdu, vurdu, vurdu', 30 kişi öldürüldü, İlk saldırı 1992'de gerçekleşti, Tanıklar katliamı anlatıyor, Manzara tam bir vahşetti, Çıplak ayaklarla yola düştük, 45 dakika bombaladılar, Çocuklarımla kayalıklara sığındık, Bombaların hedefi bizdik, 'Baba ölecekmiyiz?'
Kürt İşadamlarını Biz Öldürdük
Korkut Eken'in bulunduğu İzmir Urla'da bir askeri kışlada silah ve bomba eğitimi aldığını, Tarık Ümit tarafından kendisine sahte polis kimliği ile pasaport çıkarıldığını da itiraf eden Cavit, Kürt işadamları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım, Hacı Karay, Fevzi Aslan, yeğeni Salih Aslan, Behcet Cantürk ile şoförü Recep Kuzucu'nun infaz edilmesi olayına tanık olduğunu söylüyor.
Diyarbakır Valisi mi AKP ‘lilerle cemaatlerin Valisi mi?
Lice katliamından Başbuğ çıktı
Şengal katliamı unutulmuyor
Güney Kürdistan’ın Şengal kentinde yaşayan Êzidî Kürtlere yönelik katliamın üstünden bir yıl geçti. Federal Kürdistan Bölgesi dışında bırakılan Musul’un Şengal İlçesi’nde geride bıraktığımız 2007 yılının 14 Ağustos’unda, Türkiye ve Suriye’nin ortak düzenlediği saldırı sonucu gerçekleştirilen Êzidî katliamında yaklaşık 700 kişi yaşamını yitirmiş, binin üzerinde kişi ise yaralanmıştı.
Türk hükümeti, Federe Kürdistan’ın içişlerine karışacağını “tehditlerle” teyit etti!
Kadın tutuklular taciz ediliyor!
Diyarbakır’da muhbirlik eğitimi
Halkın İddianamesi (1-2-3-4-5-6)
Aygan'ın itirafları, Patlayıcı ABD'den, İlk hedef Mustafa Özer, Mumcu cinayetinde JİTEM parmağı, Yeni Ülke'yi Tilki bombaladı, Özgür Halk bombalandı, Musa Anter katledildi,JİTEM'de Veli Küçük dönemi, Cinayetler hız kesmedi, Aygan'ın anlattığı yargısız infazlar, Harbi Arman'ı Yeşil vurdu, Bitlis'i Ersever mi öldürdü? Ersever öldürüldü, Perinçek: Çiller Özel Örgütü, MİT: Talimatı Avcı verdi, Dosya Meclis'e gönderilmedi, Çiller ve Ağar'dan 'bin operasyon', Devletin tetikçi ordusu: JİTEM, Yeşil'e Yılmaz'a suikastten dava, JİTEM'ciler çek-senet işinde, Susurluk ifadeleri emniyette kayboldu
Kürdistan’da geliştirilen İslamcı Hareket
'Faili devlet' yargılansın
Aslan payı askere
Bölge alev alev yanıyor
'Sayın yargıç, Öcalan'ın rolü kalıcı barışın teminatıdır'
TÜRKİYE'DE İŞKENCE VE İŞKENCE TARAFTARLARI ARTIYOR...
WPO RAPORU :‘’TÜRKLERİN %51’İ İŞKENCEDEN YANA’’
Fethullah Gülen'den skandal Risale çarpıtmaları
iMZA KAMPANYASI
KurdTime RecentPosts
Kürtler asimile edilmelidir... Kürtlerin şehirlere yerleşmesi engellenmelidir...
Kürtler İçin Umum Müfettişliği Kuruldu [25 Haziran 1927]
Abdullah Alpdoğan’ın sunduğu raporda yer verdiği şu satırlar, cumhuriyetin Kürtlere yaklaşımını ortaya koymaktaydı: “… Soyadı Kanunu Kürt mıntıkasında Türk soyu adları soyadı olarak halka verilmekte ve bu adlarla kendileri çağrılarak tatbik edilmektedir. … Türkçe bilmeyen çocuklara bu mekteplerde Türkçe öğretiliyor. Türk duygusu aşılanıyor.
Türkiye'ye Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklar dendiği halde...
Kerkük üzerinden nüfuz savaşı
'Türküm, Türk doğdum, Türk olarak öleceğim' dedirtebilmek için...
Esat Oktay Yıldıray, 'Size öyle şeyler yapacağım ki değil örgüte ve ailenize, kendinize bile bir faydanız olmayacak. Hiçbiriniz elimden sağ kurtulmayacaksınız. Kıbrıs savaşında nasıl ki rakımı yudumlayarak Rum kadınlarının göğüslerini kasatura ile doğradıysam sizleri de aynı uygulamalardan geçireceğim'
1937-38 DERSİM JENOSİDİSİNİN KRONOLOJİSİ
Alınak 35 yıl sonra 2. kez cezaevinde : “Bu maskeli faşist düzeni teşhir ediyorum”
"Yıl 2008, yine suçlu sandalyesinde ve cezaevi yolundayım. On yıllar geçmiş ama hiçbir şey değişmemiş. Şu bilinsin ki, çocuklar öksüz kalmasın diye annelerin yürekleri dağlanmasın diye, insanlar özgür ve mutlu olsunlar diye sadece özgürlüğümüz değil, bin canım olsa binini de feda ederdim. Özgürlüğün istediği bedeli ödemek üzere cezaevine gidiyorum"
Kürt Şehri Musul Bölüşülemedi [23 Ocak 1923]
Şark Islahat Planı gereği...
Kürdistan Eyaleti
Sular altında kalacak olan Hasankeyf dışında Kürdistan
AKP medyasının yeni dönem görevi
Şok itiraf:
TBMM’de Kürtçe tahammülsüzlüğü
Bir zamanlar 'Erivan Radyosu'
1939 tarihinde ise, Irak'ta kurulan ve Kürtçe yayın yapan Bağdat Radyosu ile takriben aynı dönemde, İran'da da Kürtçe yayın yapan Urmiye Radyosu mevcuttu. Fakat bu iki radyonun yayın dilleri, Fars ve Arap dili etkisinde kaldığından Türkiye'deki Kürtlerce rağbet göremedi. Bunun tam tersi olarak Erivan Radyosu, anlaşılır Serhat şivesiyle yayın yaparak, müzikte de enstrüman olarak genelde Kürtlere has Bilur ve Fiq (Kaval ve Mey) kullandı.
Küllenmeyen yangın: Sivas Katliamı
Kardeş Türküler
Genelkurmay’dan sonra bu da AKP'nin "gizli" eylem planı!
Welat için mücadeleye
Rojin : Medya patronları aranıp korkutuluyor bence
Ödül, ölümlerin sorumlusuna!
İran’da Çatışmalar Şiddetleniyor
Tarihsel sıralamaya göre "bazı" Bağımsız Kürt Devletleri-Yönetimleri:
TÜGİK Raporu : Bölge her şeyden mahrum
Güney Kürdistan medyasında İsrail-Kürdistan ilişkileri
Tüm olumsuzluklara rağmen bir cazibe merkezi : Kürdistan
Dtp Kongresinde konuşan Türk : Fırat'ın doğusundaki Ergenekon'u temizleyin
En Son Haberler
Bağlantı Listesi
I - Design of D
- To blogger by Blog



