Genelkurmay’dan sonra bu da AKP'nin eylem planı

Kürt sorununda açılım yaptığını ileri süren AKP hükümetinin, ekonomik, kültürel, idari ve siyasi tedbirler başlıklarıyla bir özel savaş planı hazırladığı ortaya çıktı. Genelkurmay'ın planıyla paralel olan planla AKP'nin orduyla ortak davrandığı ve Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayattığı bir kez daha ortaya çıktı
'Özel' asimilasyon planı Türkiye'de Türkçe'den başka resmi dil ve eğitim dilinin kabul edilemeyeceği uluslararası her platformda ifade edilecek.
Terör örgütlerine karşı öğrenciler için, tüm okullarda, yurt ve pansiyonlarda faaliyetler düzenlenecek.
Bölgede okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması hızlandırılarak, çocukların düzgün Türkçe öğrenmeleri sağlanacak.buyukanit_erdogan1
Bölgedeki Yatılı İlköğretim Bölge Okulları ve Pansiyonlu İlköğretim Okulları'nın etkin ve amaca uygun hale getirilmesi...

  • - Aile planlamasını etkili kılmak amacıyla, yörede özellikle geleneksel ağırlığı olan ailelerin kız çocukları kurslara alınarak gönüllü sağlık irtibat personeli yetiştirilecektir. Bu personele yöre insanı ile sağlık personeli arasında köprü görevi verilecek. (Tedbir No: 36)
  • - Türkçe bilmeyen kadınlar ile çocuklar için Türkçe okuma-yazma kursları düzenlenecek. Bu çalışma eğitim-öğretim seferberliği şeklinde uygulanacaktır. (Tedbir No: 26)
  • - Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılması konusunun “Bağımsız Kürdistan ve Kürt Ulusu Yaratma” gayretlerini bir parçası olduğu hususunun, bölücü terör örgütü ve yandaşı kuruluşlar ile bağlantısı ortaya konularak, ulaşılan sonuçlar yurt içi ve dışındaki çalışmalarda bir mesnet olarak kullanılacaktır. Bölücü terör örgütünün siyasal alanda çok önem verdiği ve üzerinde çalıştığı bu konunun, binlerce yıldır birlikte yaşamış milletimizi birbirine kenetleyen dil bağını koparma maksatlı olduğu, Türkiye’de Türkçeden başka resmi dil ve eğitim dilinin kabul edilemeyeceği uluslarası her platformda ifade edilecektir. Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenimi yapılırken, bunlardan herhangi birinin eğitim-öğretim dili olmasına izin verilmeyecektir. (Tedbir No: 30) 
    Kürt basını hedefte
    Örgütün örgütsel propagandasının yürütülmesinde etkin rol oynayan örgüte müzahir basın-yayın organları hakkında bölücü nitelikte yayın yapmaları gerekçesiyle gerekli işlemlerde bulunulacak...
    Devlet politikası paralelinde yayın yapacak özel radyo ve televizyonlar teşvik edilecek, tamamen veya kısmen Türkçe veya mahalli ağız ya da karma yayın yapan televizyon, gazete vb. özel sektör oluşumlarından devlete bağlı olanlar desteklenecek...
    Newroz paranoyası
    Newruz kutlamalarının bölücü terör örgütünce istismar edilmesi önlenecek; kutlamalar bahar şenlikleri kapsamında icra edilecek. Kutlamalarda yer, zaman ve izin konusunda farklı uygulamalar önlenecek...
    Köye dönüşe izin yok
    Yeniden yerleşime açılması güvenlik ve ekonomi açısından sakıncalı görülen yerleşim birimlerinin hukuki varlığına son verilmesi yanında; Merkez Köy, Köy-kent gibi kırsal yerleşme düzeninin yaratılması...
    Mezarlıklar kontrolde tutulacak
    Bölücü terör örgütü mensuplarının yurt içinde aynı mezarlıklarda yan yana defnedilerek sözde şehitlik oluşturulması engellenmesine ve mezarlıkların kontrol altında bulundurulmasına devam edilecek...
    Kürtlere yakın aydınlar hedefte
    Örgüte destek veren basın yayın kuruluşlarının programlarına katılan sanatçı, bilim adamı, devlet yönetiminde yer alan makam sahibi kişiler ile kurum ve kuruluşların temsilcileri ve benzeri şahıslara karşı gerekli yasal ve idari tedbirler geliştirilecektir.
    Propaganda birimleri oluşturulacak
    Örgütün halk üzerindeki propagandasının etkisini azaltmak ve vatandaşlarımızın devletin yanında yer almasını sağlamak maksadıyla, mevcut bilgi destek birimlerinin desteklenmesi ve etkinleştirilmesi...
    Rant itirafı ve kooperatifler
    Doğu ve Güneydoğu'da kooperatifçilik desteklenecek, tarımsal Üretici Birlikleri, Su Kullanımı Birlikleri gibi yapılanmaların tesisi sağlanacak... Geçmişte verilen teşvik ve krediler belli şahıs ve kesimlerde toplanmış ve teşvik kredileri amacına uygun olarak kullanılmamıştır...
    Özel personel atanacak
    Bölgeye liyakatlı idareciler atanacak. Kamu personeli, bölgenin sosyal, kültürel yapısıyla girişimcilik konularında eğitime tabi tutulacak.erdogan-buyukanit

 
AKP askerin izinde
AKP'nin eylem planı Kürtlere karşı bir devlet planı özelliği taşıyor. Plan Bölge'de bulunan tüm devlet kurumlarının ortak katılımını öngörüyor. Planda, asimilasyon ve Kürt medyası hedef alınırken, devlet medyasının desteklenmesi isteniyor
Genelkurmay Başkanlığı'nın Kürtlere yönelik eylem planının açığa çıkmasının ardından bu kez de AKP hükümeti tarafından Kürtlere yönelik bir 'eylem planı' açığa çıktı. Plan AKP'nin tüm bürokratik kurum ve kuruluş olanaklarıyla Bölge'de nasıl da 'devlet gibi' işlediğinin bir göstergesi iken, Kürtlere karşı hükümeti-devletiyle nasıl bir uzlaşı içerisinde olunduğunu gösteriyor. Kürt illerindeki tüm valiliklere gönderilen ve gizli ibareli eylem planında, Kürtçe eğitimin hiçbir şekilde kabul edilmeyeceği vurgulanırken, üniversitelerdeki öğretim elemanlarının 'milli birliği geliştirmesi' için bilimsel araştırmalar yapması ve projeler geliştirmesi isteniyor. PKK'ye karşı ekonomik tedbirlerin geliştirilmesi istenen eylem planında, Kürt basınının yakın takibe alınması, devlet yanlısı radyo, televizyonların ve gazetelerin ise desteklenmesi isteniyor. 2008 yılının Mart ayında gönderilen belgede, Newroz'un sahiplenilmesi istenirken, 'Etkinliklerde, devletin 'Nevruz' endişesi içinde olduğu ve alternatif etkinlikler düzenlediği izlenimine yol açılmayacaktır' ifadelerinin yer alması ise dikkat çekti. Genelkurmay Başkanlığı'nın toplumu yönlendirmek için hazırladığı 'Genelkurmay Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı'nın ortaya çıkmasının ardından bu kez de AKP hükümetinin Kürtlere karşı hazırladığı eylem planı ortaya çıktı. AKP hükümeti tarafından Bölge illerindeki valiliklere 'B054-VLK4636-001.870' sayı ile gönderilen ve 'GİZLİ' damgalı belge, 'Bölücü Faaliyetlere Yönelik Eylem Planı' başlığını taşıyor. ANF'nin deşifre ettiği belge, tüm dökümanın ancak 14 sayfalık kısmını oluşturuyor.siddetinsorumlusuakpito
Plan tüm kurumları bağlıyor
Uygulanması talimatı verilen belge valilikler tarafından Cumhuriyet Başsavcılıkları, Meslek Yüksekokul Müdürlükleri, İlçe Jandarma Komutanlıkları, Emniyet Müdürlükleri, Milli Eğitim Müdürlükleri, Sağlık Grup Başkanlığı, Tarım Müdürlükleri, Vergi Daireleri, Mal Müdürlükleri, Gençlik ve Spor Müdürlükleri, Müftülüklerden Kütüphane Müdürlüklerine kadar devletin tüm organlarına dağıtıldı. Üst yazıyla ilgili birimlere gönderilen Eylem Planı'nın amacının PKK'nin faaliyetlerine karşı alınacak tedbirler olduğu bildirilirken, aynı zamanda yapılacak faaliyetlerin 4 aylık peryotlarla valiliklere rapor edilmesi de isteniyor. Mart ayının başında gönderilen eylem planının Newroz öncesinde Bölge'deki tüm illerde uygulamaya konduğu anlaşılıyor. 'Eylem Planı Uygulanacak Tedbirler' başlığıyla yapılması istenenler ise AKP'nin ve devletin Kürtlere, Kürt sorununa nasıl yaklaştığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 62 maddelik tedbirler listesinde ise, eğitimden, Bölge'de görev yapacak kamu görevlilerinin durumları, Newroz'dan anadilde eğitime, Kürtçe yayıncılığa kadar neler yapılması gerektiği ayrıntılı olarak anlatılıyor.denge_welat
Personel etkin kontrol edilecek
Kamu yönetimi bünyesinde alınacak tedbirlerin ilk kısmında Avrupa Birliği üyelik sürecinde atılacak adımlar konusunda PKK ve sempatizanları tarafından 'istismar edilmemesi' için yurttaşların ve personelin bilgilendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu çerçevede yapılacaklar şu şekilde sıralanıyor: 'İçişleri Bakanlığı'nca kolluk kuvvetleri eğitilecek ve kanunlar çerçevesinde hareket etmeleri sağlanacaktır. Milli Eğitim Bakanlığınca, bölgede görev yapan/yapacak öğretmenler eğitilecek, ayrıca ders programları milli birliği sağlayacak ve pekiştirecek şekilde geliştirilecektir. Harran Üniversitesi Rektörlüğünce öğretim elemanları, bilimsel araştırmalar yapması, toplumsal dayanışmayı sağlamaya yönelik tedbirler geliştirmesi, bölgeye ve amaca uygun projeler üretmesi konusunda yönlendirilecektir.' Bölge'ye atanacak üst düzey bürokratların etkin bir kontrol sistemiyle denetleneceği vurgulanan eylem planında, alınacak bütün tedbirler için ilgili bakanlıkların isimleri de sıralanıyor. Örneğin personelin kontrolü için İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı işlem makamı olarak sıralanmış. Eylem planında Bölge'de görev yapan ve savaşta ağır psikolojik travma yaşayan asker ve polisler içinse şu tedbir düşünülmüş: 'Terörle Mücadelenin etkin ve verimli gerçekleştirilmesi maksadıyla, bölgede terör örgütü ile mücadele eden güvenlik güçlerinin moral ve motivasyonularını arttırmaya yönelik çalışmalar yapılacaktır. Bölgede görev yapan güvenlik güçlerinin moral ve motivasyonları açısından eğitilmeleri sağlanacak, lojman ve sosyal faaliyet alanları ile ilgili eksikliklerin giderilmesine çalışılacaktır.'
PKK'ye karşı kooperatifler
Eylem Planı'nın 'Ekonomik Tedbirler' başlıklı bölümü ise PKK'ye karşı ekonominin nasıl kullanılmak istendiğini ortaya koyuyor. Bölge'deki tarım üreticilerinin 'kooperatifçilik' adı altında örgütlenmesinin desteklenmesi istenen eylem planında, bu çerçevede Tarımsal Üretici Birlikleri, Su Kullanımı Birliklerinin yapılandırılması da isteniyor. Bölge'nin koşullarına uygun modern hayvancılığın geliştirilmesi için gerekli projelerin uygulanması gerektiği belirtilen eylem planında, Bölge ürünlerinin komşu ülkelere ihracının desteklenmesi, bu maksatla da Bölge'deki ihracatcılara gerekli kolaylıkların tanınması isteniyor. Bölge'ye tanınacak teşvik uygulamalarının Türkiye'nin diğer bölgelerinin aleyhine olmayacak şekilde geliştirilmesine dikkat çekilen eylem planında, özellikle AKP'nin elinde rant kapısına dönen teşviklerin belli kesimlere gitmemesi konusunda da uyarılarda bulunularak devletin Bölge'de bazı kişileri nasıl zengin ettiği de itiraf ediliyor. Bu konu, 'Geçmişte verilen teşvik ve krediler belli şahıs ve kesimlerde toplanmış ve teşvik kredileri amacına uygun olarak kullanılmamıştır. Asıl krediye ihtiyacı olan veya aldığı teşvik kredisini bölgedeki vatandaşlarımızın, bölgenin gelişmesi amacıyla kullanacak şahıslar, oluşturulacak Sivil Toplum Kuruluşları'nın görüşleri doğrultusunda tespit edilerek, teşvik kredilerinden faydalanmaları sağlanacaktır. Bu teşvik uygulamalarının suistimalinin önlenmesine yönelik denetim yapılmasına önem verilecektir' şeklinde ifade edildi.turkce goonuuus
Düzgün Türkçe öğretilecek!
Eylem Planı'nın üçüncü kısmını ise 'Sosyo-Kültürel Tedbirler' başlığı oluşturuyor. Bölge'nin 'eğitim standartlarının' nicelik ve nitelik yönünden geliştirilmesi amacıyla bir dizi tedbir alınması istenirken, bunun da Kürt çocuklarının asimile edilmesi ve 'düzgün Türkçe' konuşması için yapılması isteniyor. Tedbir No:24 başlığında şunlar kaydediliyor: 'Okul önce eğitimi yaygınlaştırılması hızlandırılarak, çocukların düzgün Türkçe öğrenmeleri ve erken yaşta eğitim sistemine dahil edilmeleri sağlanacaktır. Orta öğretimde bölge ihtiyaçlarına uygun mesleki ve teknik eğitime ağırlık ve öncelik verilecektir. Bölge çocuklarının Anayasamızda, Milli Eğitim temel kanunun genel ve özel amaçlarında belirtilen hususlar ile diğer yasal nitelikleri kazanmalarını sağlayacak eğitim-öğretim programları düzenlenerek uygulanacaktır. Bölge çocuklarına her eğitim düzeyinde burs/parasız barınma/yatılı okuma imkanları sağlanacak, özellikle kız çocukları bu konuda desteklenecektir. Tüm yurtta özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde okula gitmeye ve örgüt tarafından istismar edilen, okul çağındaki çocukların, sokağa terk edilmiş ve/veya sokağa itilmiş çocukların eğitim görmesini sağlayacak ve barınma ile beslenme sorunlarının çözümüne yardımcı olacak düzenlemeler yapılacaktır.'
AJAN çocuklar öngörüyor
Bu kısımda yer alan geçen dönemde çok sık gündeme gelen emniyetin ilkokul ve lise öğrencilerine yönelik 'bilgilendirme ve ajanlaştırma' amaçlı toplantılarının ise AKP tarafından örgütlendiğini ortaya koyuyor. İlgili bölüm eylem planında şu cümlelerle yer alıyor: 'Öğrencileri terör örgütlerine karşı bilgilendirmek/bilinçlendirmek için, tüm okullarda, yurt ve pansiyonlarda periyodik olarak seminer, konferans, panel vb. faaliyetler düzenlenecektir.' Planda Bölge'de asimilasyon yuvalarına dönen ve öğrencilerinin ağır psikolojik tahribatlar yaşadığı yatılı Bölge okullarında 'örgütlerin' psikolojik otoritesini yok edecek gerekli tedbirlerin alınması istenirken, 'Yatılı İlköğretim Bölge Okulları ve Pansiyonlu İlköğretim Okulları sürekli denetlenerek Milli Eğitimin genel amaç ve hedeflerini gerçekleştirmede yetersiz görülen yöneticilerin görevden alınmaları hususunda gerekli işlem yapılacaktır' deniyor.
Newroz olayları planın parçası
Eylem Planı'nda Kürtlerin ulusal bayramı Newroz da unutulmadı. Tedbir No: 44 başlıklı bölümde 'Nevruz kutlamalarının bölücü terör örgütü ve örgüte müzahir kişi ve kuruluşlar tarafından istismar edilmesi önlenecek; bu kutlamaların yurt sathında ve Türklerin yoğun olduğu ülkelerde diğer Türk devletlerinin de katılımıyla bahar şenlikleri kapsamında icra edilmesi sağlanacaktır. Etkinliklerde, devletin Nevruz endişesi içinde olduğu ve alternatif etkinlikler düzenlediği izlenimine yol açılmayacaktır. Nevruz kutlamalarında mahalli idareler tarafından yer, zaman ve izin konusunda farklı uygulamaların önlenmesi ve ülke genelinde uygulama birliği sağlanması maksadıyla konunun eşgüdümü İçişleri Bakanlığı'nca yapılacaktır' ifadeleri yer aldı.
Sakıncalı köyler var!
Eylem Planı'nın başka bir bölümünü ise köye geri dönüşler oluşturuyor. Yeniden yerleşime açılması güvenlik ve ekonomi açısından sakıncalı görülen yerleşim birimlerinin hukuki varlığına son verilmesi istenen Eylem Planı'nda, köye geri dönüşlerin 'Merkez Köy, Cazibe Merkezi, Örnek Köy, Köy-Kent' gibi projelerle birlikte ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Eylem Planı'nda ayrıca uluslararası alanda Türkiye'nin zor durumda kalmaması için Bölge'deki savaştan mağdur olan yurttaşların zararlarının giderilmesi amacıyla 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadaleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun'un uygulanmasının takibi istendi.
Devlet basını desteklenecek
Tedbir No: 40'da ise Kürt basın-yayın kuruluşlarının nasıl hedef alındığı ortaya çıkıyor. İlgili maddede şunlar kaydediliyor: 'Söz konusu kuruluşların yayınlarının içerikleri titizlikle takip edilerek, bölücü nitelikte olanlar somut delillerle tespit edilecek, iç kamuoyuna bu yayın organlarının bölücü terör örgütü ile bağlantısı anlatılacak, bu kuruluşların terör örgütünün sesi olduğu, ülkemizin birlik ve beraberliğine yönelik bölücü nitelikte yayın yapmaları gerekçesi ile ilgili makamlar nezdinde gerekli girişimlerde bulunulacak, Türkiye'de ki radyo ve televizyon yayınlarının en ücra köşede de sağlıklı bir şekilde izlenebilmesi/dinlenebilmesi için gerekli tedbirler alınacak ve bölgeye yönelik yayınların içerikleri bölgedeki vatandaşlarımızın ilgisini çekecek şekilde düzenlenecek, devlet politikası paralelinde yayın yapacak özel radyo ve televizyonlar teşvik edilecek, tehdidin yoğun olduğu bölgelerde, tamamen veya kısmen Türkçe veya mahalli ağız ya da karma yayın yapan televizyon, gazete vb. özel sektör oluşumlarından devlete bağlı olanlar desteklenecektir.'
RTÜK'ün ve Emniyet Müdürlüklerinin bünyesinde kurulan ve basını takip edecek olan izleme birimlerinin fonksiyonel hale getirileceği ifade edilen eylem planında, 'Bölücü terör örgütüne destek veren radyo ve televizyon yayınlarının takibi yapılarak, yıkıcı/bölücü nitelikteki yayınlara verilecek olan cezaların etkili olması RTÜK tarafından planın maksadına hizmet edecek nitelikte programlar yaptırılarak yayınlanması sağlanacaktır' denildi.Bununla yetinmeyen AKP hükümeti, Kürt basın kuruluşlarında yayınlanan programlara katılanları da hedef seçti. Bu bölüm 'Örgüte destek veren basın-yayın kuruluşlarının programlarına katılan sanatçı, bilim adamı, devlet yönetiminde yer alan makam sahibi kişiler ile kurum ve kuruluşların temsilcileri ve benzeri şahıslara karşı gerekli yasal ve idari tedbirler Avrupa ülkelerindeki uygulamalar da dikkate alınarak geliştirilecektir' şeklinde yer aldı.KURDISTAN
Kürtçe özgür olmayacak
Kürtçe TRT tartışmasının yaşandığı ve AKP'nin 'Kürtçe'ye özgürlük' süsü verdiği yasa değişikliğinin aksine, Kürtçe eğitime Eylem Planı'nda karşı çıkılıyor. Tedbir No: 30 başlıklı bölümde, şunlar kaydediliyor: 'Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılması konusunun 'Bağımsız Kürdistan ve Kürt Ulusu Yaratma' gayretlerinin bir parçası olduğu hususunun, bölücü terör örgütü ve yandaşı kuruluşlar ile bağlantısı ortaya konularak, ulaşılan sonuçlar yurt içi ve dışındaki çalışmalarda bir mesnet olarak kullanılacaktır... Türkiye'de Türkçeden başka resmi dil ve eğitim dilinin kabul edilemeyeceği uluslararası her platformda ifade edilecektir. Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenimi yapılırken, bunlardan herhangi birinin eğitim-öğretim dili olmasına izin verilmeyecektir.'
Öğrenciler için kontenjan
Kürt çocuklarının batıda eğitilmesini de öngören Eylem Planı'nda, bu çerçevede batı illerinde ki özel okullarda, yatılılık imkanı olan devlet ve özel eğitim kurumlarında kontenjanlar ayrılacağı, başarılı çocukların buralara nakledileceği ifade ediliyor. Kürt çocuklarının tatil dönemlerinde gezi planlaması çerçevesinde batı illerine getirilmesi istenen eylem planında, 'ortak tarih bilincini geliştirmek' amacıyla Çanakkale ve İstiklal Savaşı'nın yaşandığı bölgelerin tercih edilmesi isteniyor. Batıyla 'kaynaşma' için kardeş okul kampanyası düzenlenmesi istenirken, aynı şekilde Kürt çocukları için bakanlık, kurum ve kuruluşların kamplarında kontenjanlar ayrılacağı belirtiliyor. Kürt gençlerinin spora teşvik edilmesi istenen Eylem Planı'nda bu konuda gerekli tedbirlerin alınması isteniyor. Halk Eğitimi faaliyetlerinin ana-çocuk sağlığı, aile planlaması, üreme sağlığı konusunda etkinliğin arttırılması için faaliyetlerini arttırması istenirken, bu konuda başarılı hizmet veren personele terfilerde ve tayinlerde avantaj sağlanması da isteniyor.hitler-erdogan-tr12
Belediyelere karşı işlem yapın
Köy korucularının çocuklarına, YİBO'larda öncelik tanınacağı bildirilen Eylem Planı'nda, gerilla cenazelerinin ise yan yana gömülmelerinin engellenmesi isteniyor. Tedbir No:52 başlıklı bölümde, 'Bölücü terör örgütü mensuplarının yurt içinde aynı mezarlıklarda yan yana defnedilerek sözde şehitlik oluşturulması engellenmesine ve konuyla ilgili olarak öncelikle bölgedeki yerel yönetimlere ait olanlar olmak üzere mezarlıkların kontrol altında bulundurulmasına devam edilecek, belediyeler tarafından kamu imkanlarının bu amaca uygun kullanılmasının engellenmesine yönelik yasal ve idari tedbirler geliştirilecektir' denerek de hem HPG'lilerin cenazelerinden duyulan korku ifade ediliyor, hem de DTP'li belediyelere karşı da işlem yapılması isteniyor. Eylem Planı'nın son bölümünde ise patlayıcı maddelere ilişkin olarak yer alıyor. Tedbir No:62 başlıklı bölümde azot (nitrat) içerek kimyasal gübrelerin örgütler tarafından el yapımı patlayıcı imalinde kullanılmasının engellenmesi isteniyor. Bu amaçla; gübrelerin satışına yönelik mali denetimlerin arttırılacağı, son kullanıcısının takibini sağlayacak tedbirler geliştirleceği, Azot (nitrat) içermeyen gübrelerin üretiminin olabilirliğinin araştırılacağı' belirtiliyor. DİYARBAKIR - ANF
Deniz Fırat

KÜRDİSTAN MİLLİ TAKIMI DÜNYA KUPASI İÇİN İSVEÇ'E GİDİYOR

kurdistan footbaall association PNA-Yeni Federasyonlar Kurulu (New Federations Board) tarafından düzenlenen VİVA Dünya Kupası futbol maçlarına katılmak üzere Kürdistan Milli futbol takımı İsveç’e gidiyor.Kürdistan Spor Takımı , 7 Temmuz tarihinde saat 23’te rakibi Samiland ile İsveç’in kuzeyindeki Gallivare kentinde karşılaşacak.

VIVA Dünya Kupası, FIFA bünyesinde  ve bağımsız devlete sahip olmayan  uluslar için her iki senede bir  organize ediliyor. 7-13 Temmuz tarihleri arasında İsveç’in Gallivare şehrinde düzenlenecek olan turnuvaya Samiland, Padania, Provence, Federal Kürdistan Bölgesi ve Beth Narin futbol takımları katılacak.  Turnuvanın açılış maçı 7 Temmuz günü saat 23’te Gallivare Stadyumunda son şampiyon Samiland takımı ile Kürdistan takımı arasında oynanacak. Tek grupta yapılacak maçlar sonucunda ilk iki takım şampiyonluk için final maçı oynayacak.

kurdistansport kurdistanspor

Kürdistan futbol takımı  bu ayın 30’unda  İsveç’in başkenti Stockholm’a gidiyor. Kürdistan takımı burada bir hafta boyunca antremanlarda bulunacak.Ayrıca Kürdistan Bölge yönetimi Kuzey Avrupa temsilciliği yazılı bir açıklamada bulunarak başta İsveç olmak üzere Avrupa'daki bütün Kürtleri  bu tarihi gününde ulusal  bayraklarıyla  milli takımlarına destek vermeye  çağırdı.

HAYDİ KÜRDİSTAN MİLLİ MAÇINA! Dünya Kupasının hiç duymadığınız yönü -The Guardian (24 haziran 2008) TİM DOWLİNG -Bir milli takıma sahip olmak istediğinizde, öncelikle onu temsil edecek bir ulusa sahip olmanız gerektiği bilinegelmekteydi. Fakat FIFA tarafından tanınmamış ülkelerce organize edilen uluslararası bir yarışma gelecek ay Sapmi (İsveç)’de gerçekleştirilecek. Viva Dünya Kupası 2008 (Viva World Cup 2008)’in ilk maçı Sapmi ile Irak Kurdistan’ı arasında 7 Temmuz’da saat 23.00’da (ingiliz saati ile) başlayacak. kurdistanspor2

Viva Dunya Kupası ilk defa 2006 yılında gerçekleştirildi, fakat hem politik, hem lojistik (maçların yapılacağı yer Kuzey Kıbrıs’tan Oksitanya’ya kaydırıldı) hem de vize problemlerinden dolayı ancak dört takım katılabildi. Bu kez beş erkek takımı (Sapmi ve Kurdistan takımlarının yanısıra Suryani takımı, Padania (Italya) ve Provence (Fransa) takımları) ile iki bayan takımı (Sapmi ve Kurdistan) katılacak.

Turnuva, bağımsız devlet olarak tanınmayan halkları temsil eden Yeni Federasyonlar Kurulu (New Federations Board) tarafından düzenlenmektedir. Üyeleri arasında Monako (Monako kulubu ile karıştırmayın), Tibet, Zanzibar, Somaliland, Romanlar (dünya yüzeyindeki Roman halkını temsilen), Güney Moluccas, Rijeka (Hırvatistan’ın üçüncü büyük şehri olup, 1920’lerde özgür bir devletti) ve Chagos Adaları da yer almaktadır.New_splash_01

Bu halklardan bazıları ölümüne bağmsızlık talebinde bulunurken (örneğin geçici üyelerden Çeçenya gibi), diğerleri daha çok hayallerle yetinmektedir. Hatta, Suffolk’a (İngiltere) 10 km uzaklıkta Kuzey Denizi’nde terkedilmiş bir çelik platformu üzerinde 1967 yılında bir mikro-ulus olarak kurulan Sealand milli takım olarak, kendileri adına oynamak üzere Danimarka’nın Vestberg Futbol Kulübünü görevlendirmiştir. Futbolun kalitesi ne olursa olsun ( zira 2006 finalinde Sapmi ve Monako arasındaki maçın skoru 21-1 idi), sergilenen bu kollektif iyimserlige hayran kalacaksınız. İngilizceden çeviri: RO/ İrfan Güler

ARŞiV- Fethullah Gülen'den skandal Risale çarpıtmaları

HABER MERKEZİ (12.09.2007) Saidi Nursi öğretisi ile dünya çapında güç ve otorite kazanan Fetullah Gülen’in, cemaatin temel kaynağı olan Risale-i Nur metinlerinde çarpıtma ve değişiklikler yaptığı ortaya çıktı. Said-i Nursi El Kurdi’nin ölümünden sonra cemaat içinde patlak veren tartışma ve görüş ayrılıklarının geri planındaki temel metinlerde tahrifatlar belgelendi. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Cumhuriyet Savcılığının Risale-i Nur yapıtlarındaki tahrifat iddialarına ilişkin bilirkişi raporlarına yansıyan çarpıtmalara yenileri eklendi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Kayıhan İçel, Prof. Dr. Erol Cihan ve Doç.Dr. Köksal Bayraktar gibi isimlerin raporlarında, Sözler, Lemalar, Mektubat, Tarihçe, Mesnev-İ Nuriye, İşarat-Ül İ’caz başta olmak üzere temel Risale-i Nur eserlerinde çok sayıda tahrifat saptanmıştı. Ancak yeni ortaya çıkan tahrifatlar ise özellikle Risale-i Nur’larda “Atatürk”, “Kürt”, “Rejim” ile ilgili çoğu kelimelerin değiştirildiğini su yüzüne çıkardı.protokol_Fethullah gulen

  • Sözkonusu metinlerde Fetullah Gülen cemaatinin yaptığı çarpıtmalar Said-i Nursi El Kurdi’nin kendini Kürt ve Kürdistanlı olarak tanımladığı parçalar tamamen çıkartılmış. Nursi’nin Kürtlere ilişkin metinlerinde yer alan sosyal ve politik ifadeler ise çarpıtılarak Kürt ve Kürdistan kavramları başka kavramlarla yer değiştirilmiş.Bu konudaki skandal tahrifatlar, Risale-i Nurların Osmanlıcadan tekrar Türkçe’ye çevrilmesine karar veren Kürt yayıncılar tarafından açığa çıkartıldı. Bu çevirilerde, Fetullahçıların özellikle Kürt kelimelerini, “vatandaş” ya da “Azeri” kavramlarıyla ikame ettikleri belirlendi. Örneğin Said-i Nursi El Kurdi’nin kitabında yer alan “Ey Asuriler ve Keyaniler’in cihangirlik zamanında pişdar kahraman askerleri olan Arslan Kürtler” ifadesi, “Ey eski çağların cihangir Asya Ordularının kahraman askerlerinin ahfâdı olan vatandaşlarım ve kardeşlerim!” şeklinde tahrif edildi. Bununla da sınırlı olmayan tahrifatlar, özellikle rejimin ve sağ siyasi partilerin terminolojisine uygun olarak tashih edildi. Söz konusu çarpıtmanın olduğu kitabın ilgili bölümünde şu farklar yer alıyor:
KİTABIN ASLINDAKİ İFADE: “Ebna-yı cincime (Aynı ırktan olanlar) de burada birkaç söz söylemezsem bence bahis natamam kalır.” TAHRİF EDİLMİŞ HALİ: “Vatandaşlarıma ve kardeşlerime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis nâtamam kalır”
KİTABIN ASLINDAKİ İFADE:
“Ey Asuriler ve Keyaniler’in cihangirlik zamanında pişdar kahraman askerleri olan Arslan Kürtler beş yüz senedir yattığınız yeter. Artık uyanınız, sabahtır. Yoksa sahra-yı vahşette, vahşet ve gaflet sizi garet edecektir.”
TAHRİF EDİLMİŞ HALİ:
“Ey eski çağların cihangir Asya Ordularının
kahraman askerlerinin ahfâdı olan vatandaşlarım ve kardeşlerim! Beşyüz senedir yattığınız yeter. Artık uyanınız, sabahtır. Yoksa sahra-yı vahşette yatmakla, gaflet sizi yağma edecektir.”
KİTABIN ASLINDAKİ İFADE:
“Hikmet-i İlahi” denilen makine-i alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum aleme mümted ve müteşaib kanun-u nurani-i ilahinin müessisi olan “hikmet-i İlahi” ufk-u ezelden enguşt-u kaderi kaldırmış size emrediyor ki. Tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi “fikri milliyet” ile tevhid ve meczederek zerratın cazibe-i cüz’iyeleri gibi bir “cazibe-i umumi-i milli” teşkili ile Kürt gibi bir kitle-i azimeyi küre gibi tedvir ederek, şems-i şevket-i İslamiye ve osmaniyenin mevkebinde bir kevkeb-i münevver gibi cazibesine ittiba ile muvazene ve ahenk-i umumiyeyi muhafaza ediniz.
Hem “Milliyet” denilen mazi derelerinde ve hal sahralarında ve istikbal dağlarında hayme-nişin olan Rüstem-i zal ve Selahaddin –i Eyyubi gibi Kürt dahi kahramanlarıyla bir çadırda
oturan bir aile gibi herkesi başkasının haysiyet ve şerefi ile şereflendiren ve hissiyat-ı ulviyenin enmuzeci olan “fikr-i milliyetiniz” size emr-i kat-i ile emrediyor ki. Ta her biriniz umum bir milletin makes-i hayatı ve hami-i saadeti ve umum milletin bir misal-i müşahhası olunuz.
Şimdiki gibi bir şahıs değil, bir millet kadar büyüyeceksiniz. Zira maksadın büyümesi ile himmet de büyür. Ve “Hamiyet-i Milliyenin” galeyanıyla ahlak da tekemmül
ve teali eder.
TAHRİF EDİLMİŞ HALİ: “Hikmet denilen makine-i âlemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme uzanan ve dalbudak salan kanun-u nûrânî-yi İlâhiyenin müessisi olan hikmet-i İlâhiye, ufk-u ezelden kaderin parmağını kaldırmış, size emrediyor ki: Tefrika ile müteferrik su gibi, katre katre zâyi olan hamiyyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle yani: İslâmiyet milliyeti ile tevhid ve mezc ederek zerratın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi bir cazibe-i umumî-i vatanî teşkil ile bu kütle-i azîmi, küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i İslâmiyenin cemahir-i müttefika-i İslâmiyenin mevkebinde bir kevkeb-i münevver gibi cazibesine ittiba' ile müvazene ve aheng-i umumiyeyi muhafaza ediniz. Hem de İslâmiyet milliyeti denilen mazi derelerinde ve hal sahrâlarında ve istikbal dağlarında hayme-nişin olan ve Salâhaddin-i Eyyubî ve Celaleddin-i Harzemşah ve Sultan Selim ve Barbaros Hayreddin ve Rüstem-i Zâl gibi ecdadlarınızdan emsalleri gibi dâhî kahramanlar ile bir çadırda oturan bir âile gibi herkesi başkasının haysiyet ve şerefiyle şereflendiren ve hayat-ı ulviyenin enmuzeci olan İslâmiyet milliyeti size emr-i kat'î ile emrediyor ki: Tâ her biriniz umum İslâmın ma'kes-i hayatı ve hâmi-i saadeti ve umum millet-i İslâmın ferdî bir misâl-i müşahhası olunuz. Zira maksadın büyümesiyle himmet de büyür. Ve hamiyet-i İslâmiyenin galeyanı ile ahlâk da tekemmül ve teâlî eder.”
Bu kısımda Said-i Kurdi’nin “Kürt ve Fikr-i Milliyet” ifadeleri, tamamen “Vatandaş ve İslam milliyeti” tabirleri ile değiştirildi.
Kitabın bu kısmında Kürt dili ile ilgili bölüm ise tamamen çıkarıldı. Burada tahrifat yapılması mümkün olmadığı için komple çıkartılması tercih edilmiş.DİVAN-I HARBİ ÖRFİ’DEKİ TÜRKLEŞTİRMELER
Said-i Kurdi’nin Şeyh Said ve Dersim katliamı ile ilgi yazıları ise söz ve yorum farklarıyla değiştirilerek başka anlamlar yüklenmiş.
Said-i Kurdi’nin kendisini Kürt ve Kürdistanlı olarak tanımladığı bölümler de ise tamamen “Bedevi” ve “şarklı”, “vilayet-i şarkıye” gibi terimler ile değiştirilmiş.Bunun yanı sıra Osmanlı Arşiv belgelerinde tıpkı basım diye basılan kitaplarda da Tıpkı basım değiştiriliyor ve Kubbe Altı Yayınları tarafından Osmanlı tarihi olarak basılan kitapta da özellikle İdrisi Bitlisi ile ilgili kısımlar çıkartıldı.
KİTAPTAKİ ORİJİNAL İFADELER: “Aryailer İran da üç büyük kavme bölünüyorlar. Bir kısmı doğuda Horasan’da yerleşmeyi seçerek “Partileri” oluşturdular. Diğer bir kısmı kuzey batıda “AZERBEYCAN’DAN KÜRDİSTANA kadar yerleşmeye karar verip meşhur “Medler”i oluşturdular. Üçüncü kısımda Fars eyaleti etrafında merkez ve güneyde kaldılar. Bunlarda “parsiler”(farslar) olarak isimlendirildiler.” TAHRİF EDİLMİŞ HALİ:
“Aryailer İran’da üç büyük kavme bölünüyorlar. Bir kısmı doğuda Horasan’da yerleşmeyi seçerek “partileri” oluşturdular. Diğer bir kısmı kuzey batıda yerleşmeye karar verip meşhur “madlar” ı oluşturdular. Üçüncü kısımda Fars eyaleti etrafında merkez ve güneyde kaldılar. Bunlar da “parsiler” olarak isimlendirildiler.”

ALİ ŞERİATİ ,
“Medeniyet ve Modernizm adlı orijinal eserinde şu ifadeleri kullanıyor:
“Yunan medeniyetini de hicret eden KÜRTLER’in kurduğu bir medeniyettir. Kürtlerin Yunana gitmeleri ile başlamıştır. Hepsinden önemlisi ve açıkcası “Çağdaş Amerikan Medeniyetidir. Çok ilginçtir hiçbir zaman Dicle ve Fırat arasındaki yörede beynen nehrey. Batı söz etmiyor. Çünkü bundan söz ederse geliştirdiği bütün nazariye bir anda boşa çıkacaktır. Oysa bütüncü bir gelişme seyri vardır. Daha önce dediğimiz gibi, “Yunan medeniyetinin kaynağı KÜRTLERE dayanır.
Kürtler iki nehir arasında yaşamaktadır. Mezopotamya, dünyanın kültür, medeniyet ve felsefenin merkezidir. Riyazi bilimlerin ilk gelişme gösterdiği yer bu iki nehir arası bölgedir.”
KÜRT İNKARI, ALİ ŞERİATİ ÇEVİRİLERİNE DE YANSIDI
Ancak Fethullah Gülen’nin Kürtlerin inkarı için yaptığı tahrifatların Said-i Nursi’nin eserleri ile sınırlı kalmadığı ortaya çıktı. Gülen’in, Ali Şeriati’nin kitaplarına dayandırarak yazdığı metinlerde de Kürt yerine başka kavramlar yerleştirildiği ve Türklere ilişkin tenkit ifadelerinin metinlerden atıldığı saptandı.
Fethullah Gülen, bu çarpıtmaları “Prizma 2” adlı yapıtında gerçekleştiriyor. Burada Gülen, “Bir kısım sosyologlara göre Yunan medeniyetinin arkasında da yine Mezopotamya medeniyetinin banileri sayılan “Türkler ve Kürtler vardır.” Bu açıdan bu mevzuda kesin bir kısım deliller ortaya koymamız çok zor olmasına ragmen, “ Türk Milleti” buralardaki temel unsurlardan birisi sayılabilinir” diyor. Burada sosyolog derken kastettiği Ali Şeriati’dir.
  • fethullah_gulenRİSALE-İ NUR HAKKINDAKİ MAHKEME KARARLARI
    Risale-i Nur Külliyatına ait kitaplar ve okuyucuları, uzun yıllar amansız takip ve tarassutlara maruz kaldı. Türk Ceza Yasası’nın yürürlükte olduğu 1991 yılına kadar olan uzun devrede bu eserler ve okuyucuları hakkında iki bin adedi aşkın davalar açılmıştır.
    İçişleri Bakanlığı tarafından Emniyet Müdürlükleri’ne gönderilen 8.5.1985 tarih 91193–179-1 sayılı Risale-i Nur külliyatına ait kitaplar hakkında verilmiş mahkeme kararlarını da belirten ve bu kitapların bulundurulması ve okunmasının suç teşkil etmediğini açıkça ifade eden tamimi son derece dikkat çekicidir. Daha sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı tarafından Risale-i Nur eserlerinin yasak kitaplardan olmadığı, bu eserleri toplu okumanın suç teşkil etmediği hakkında verilen 23.9.1999 tarih ve 1999–1960 hazırlık 1999-385 karar nolu takipsizlik kararı mevcuttur. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı 1984–173 no’lu takipsizlik kararı şu şekilde veriliyor; “Bu kitapların telif hakkını elinde bulunduran ve İstanbul Cağaloğlu Babıali Cad. No: 29-2’de faaliyet gösteren Sözler Yayınevi tarafından eskiden suç teşkil eden kısımları çıkarmak ve bazı değişiklikler yapmak suretiyle Mart 1984 tarihinde yayınladığı 35 Adet kitaptan ibaret Risale-i Nur Külliyatı’nın gazetelerde reklam yapılması üzerine Genel Kurmay Başkanlığı’nın 21.3.1984 tarih ve 3598-1384 snr (148) sayılı yazılarına Atfen Adalet Bakanlığı 26.3.1984 gün ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 1-133-47-1984-19507 sayılı yazıları muvacehesinde bu kitapların her biri hakkında eski tarihlerde ayrı- ayrı verilen takipsizlik ve beraat kararları ile bunların dayandığı bilirkişi raporları da gözünde tutularak….kanun yönünden yeniden incelenme yapılması cihetine gidilmiş ve bunun için İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Kayıhan İçel, Prof. Dr. Erol Cihan ve Doç.Dr. Köksal Bayraktar bilirkişi olarak görevlendirilmiştir. Mahkeme bilirkişisi “Risale-i Nurlar değiştirilmiştir” Sözler, Lemalar, Mektubat, Tarihçe, Mesne-i Nuriye, İşarat-Üli’Caz, Asa-Yı Musa, Muhakemat, İman ve Küfür Muvazeneleri, Ayet-ül Kübra, Beyanat ve Tenvirler, Divan-ı Harbi Örfi, El Hüccetüz Zehra, Gençlik Rehberi, Hakikat Nurları, Hanımlar Rehberi, Hastalar Risalesi, Haşir Risalesi, Hizmet Rehberi, İhlas Rsaleleri, İman Hakikatleri, Küçük Sözler, Meyve Risalesi, Miftahül İman, Münazarat, Nur Aleminin Bir Anahtarı, Nurun İlk Kapısı, Otuzüç Pencere, Ramazan-İktisat-Şükür Risaleleri, Sünnet-i Seniye Risalesi, Sünuhat, Tabiat Risalesi, Uhuvvet Risalesi, Yirmüçüncü söz, Zühretünnur Kısaca özetleri ve nitelikleri nakledilen kitaplar hakkında bilirkişi raporlarına göre suç teşkil etmemektedirler. Örneğin Sözler için “ Kitabın eski baskılarının genellikle 8 bin sahife civarında olduğu hatırlanırsa, eskiden suç unsuru ihtiva eden bazı sahifelerin 1961 yılından sonraki baskılarda kitaplardan çıkarılmış olduğu pek muhtemel olarak ortaya çıkmaktadır. Ve bu kitap baskısı ayrı bir fiil olduğu için mahkeme kararının konumuz yönünden geçerli olmadığı sonucuna varılmıştır” deniyor. 

Bediuzzaman saidi_kurdiİLK SANSÜR SAİD-İ NURSİ’NİN ÖLÜMÜNDEN HEMEN SONRA
Ancak Fetullah Gülen’in Risale-i Nur ve diğer yapıtlarda açığa çıkan tahrifatları, Said-i Nursi’nin ölümünden sonra Nur cemaati içerisindeki iktidar kavgaları çerçevesinde uzun bir tarihsel geçmişe sahip. Bu tarihsel geri plan, cemaat içerisinde farklı siyasi konjontürlerde farklı liderler çevresinde yaşansa da, sonunda Fethullah Gülen’in stratejik başarısıyla Gülen Cemaatinin lehine dönüyor. Bu başarı, hem temel Risale-i Nur metinlerindeki tahrifatlar, hem Gülen’in devlet ilişkilerindeki iktidara oynayan üslubu hem de askeri cuntanın Gülen üzerindeki baskısı ile sağlanıyor. Yapılan araştırmalar, Said-i Nursi’nin ölümü ile birlikte yaşanan kavganın özellikle dershane, gazete ve siyasi partiler arasında gerçekleştiğini su yüzüne çıkartıyor. Buna göre ilk sansür, bizzat Risale-i Nur’un ilk öğrencileri tarafından Said-i Nursi El Kürdinin vefatından sonra yapılmıştı.galeri2_6355
“URFA’YA ÖLMEYE GELDİM”
Said-i Nursi El Kürdi 23 Mart 1960 yılında Urfa’da vefat eder. Vefatını duyan sevenleri yurdun dört bir yanından şehre akın ettiler. Zübeyir Gündüzalp, Bayram yüksel, Mustafa Sungur, Tahiri Mutlu, Hüsrev Altınbaşak, Ceylan Çalışkan gibi Nurcuların “Ağabeyler” kesimi, bir yandan cenazeyle, diğer yandan ise şehre gelen Nurcularla ilgilenmekteydiler. Cenazenin nereye gömüleceğiyle ilgili olarak çeşitli görüşler ileri sürülüyordu. Bir kısım Nurcular, Üstadın Isparta ve Barla’da çok sürgün kaldığı için buralara defin edilmesini istiyorlardı. Hatta bu yönde başbakan Menderes’e kararlarını ileten Demokrat Partili vekillere Menderes, “Kararı Nurcular versin” diyordu. Ama Nurcuların “Ağabeyler” kanadı Hüsrev Altınbaşak dışında “Evliyaullah öldüğü yere defnedilir” diyerek Urfa’ya gömülmesinden yana tavır aldılar. Zaten Said-i Nursi “Ben Urfa’ya ölmeye geldim” diyerek gömüleceği yeri göstermişti. Yapılan iştişarelerden sonra Urfa’da balıklı Göl’ün yanındaki kabre defnedildi.galeri2_1579
AĞABEYLER HAREKETİ KONTROL ALTINA ALIYOR
Said-i Nursi’nin ölümünden sonra Nurcular, cemaatin nasıl yönetileceği konusunu görüştüler. Geniş bir tabana oturan cemaatin dağılmaması için tedbir almak gerekiyordu. Cemaatin başına bir kişinin seçilmesi, en yakınındaki kişilerden bir istişare heyetinin kurulması, “Ağabeylerin” hareketi yönlendirmesi, siyasi bir teşkilat kurması gibi görüşler dile getiriliyordu. Bu tip fikirler ortaya çıkınca Zübeyir Gündüzalp, “Ağabeyleri”, yakınları ve iddia sahiplerini bir araya topladı. Tahiri Mutlu, Mustafa Sungur, Ceylan Çalışkan, Hüsnü Yeğin, Bayram Yüksel, Mehmet Fırıncı gibi Nur Cemaati’nin ileri gelenleri Zübeyir Gündüzalp’i hareketin başına getirdiler ve kendileri de onun altında bir iştişare heyeti oluşturdular. Bu dönemde sayıları 750 bini bulan Nurcular onca soruşturmaya rağmen büyük ölçüde bütünlük içinde hareket ettiler. Ölümden sonra toparlanan Nurcular, 27 Mayıs ihtilalinin gerçekleşmesinden sonra bazı sarsıntılar geçirdiler ve Yazıcılar’ın muhalefetiyle karşılaştılar.galeri2_1095
İLK MUHALEFET “YAZICILAR”
Daha, Said-i Nursi yaşarken ayrı bir anlayışı tercih eden “Yazıcılar”, Hüsrev Altınbaşak önderliğinde daha farklı bir grup haline dönüştü. Altınbaşak, Said-i Nursi’den sonra “Üstad” olduğunu iddia ediyordu. Eserleri Osmanlıca el yazısıyla yazarak çoğaltma yoluna gitmişlerdi. Altınbaşak, dışındaki “Ağabeyler” ise Latin harfleriyle Risale-i Nur’ları basıp çoğaltma yoluna gidiyorlardı. Bu uygulamayı ise Sadi-i Nursi daha hayattayken ondan izin alarak yapmışlardı. Altınbaşak, daha kıdemli olduğunu iddia ediyor ve diğerlerinin kendisine tabii olmasını istiyordu. Cemaatin yara almaması için “Ağabeyler” görüşmek istiyorlar, ama Altınbaşak, “Hainlerle görüşmem” diyordu. Çeşitli görüşmelerden sonra Hüsrev Efendi Mehmet Kırkıncı Hoca ile görüşebileceğini belirtti. 40 senedir dışarı çıkmayarak Kuran Tefsiri ve Cevşen’i yazan Hüsrev Efendi Mehmet Kırkıncı Hoca ile görüşmesinde “Ben onların hepsini reddettim” diyerek Kırkıncı Hocayı’da yüz geri etti. Yazıcılar, sayıları az da olsa Denizli, Kütahya, Eskişehir, İzmir gibi yerlerde ağırlıklarını hissettiriyorlardı. Ege bölgesi onların kaleleri gibiydi. Ege bölgesindeki dershaneleri ziyarete giden Zübeyir Gündüzalp, Bekir Berk ve Mehmet Fırıncı ise çoğu yerde dershanelere alınmadılar.  
KİRAZLI MESCİT CEMAATİ VE ÇIKARILAN GAZETE
Zübeyir Gündüzalp daha planlı ve merkezi bir yönetimin ihtilafları çözebileceğine inanıyordu. İstanbul’a dönünce Süleymaniye’de bulunan 46 numaralı evi, Nurcuların merkezi olarak tahsil etti. Cemaatle ilgili kararlar, açılacak dershaneler, Risale-i Nurların basım işi hep bu evde düzenlendi. Cemaat daha sonraları “Kirazlı Mescit Cemaati” olarak anılmaya başlandı. Bu dönemde basın yayın organlarında Nurculara karşı saldırıların yoğunlaşması ve devletin de bunlardan hareketle Nurcuları tekrardan sıkıştırması bir yayının zorunlu olduğu görüşünü kuvvetlendirdi. İlk görüşme Bugün ve Sabah Gazetelerinin sahibi Mehmet şevket Eygi ile yapıldı ama istenilen netice alınamadı. Daha sonraları ise Hilal Dergisi’ni çıkaran Salih Özcan’ın Zübeyir Gündüzalp’le görüşmesi neticesinde “İttihad” adlı gazete kuruldu. 34 Ekim 1967 yılında yayın hayatına başlayan İttihad’da Salih Özcan gazetenin imtiyaz sahibi, Mustafa Polat gazete müdürü, Mehmet Kutlular ise gazetenin sorumlu yetkilisi görevine getirildi. Tirajı kırkbinlere çıkan gazetenin yazar kadrosu; Hekimoğlu İsmail, Ahmet şahin, Altan Deliorman, Necmettin Şahiner, Tevfik Paksu, Ali Ulvi Kurucu, Abdürrahim Karakoç, Vehip Sinan, Gürbüz Azak gibi isimler vardı.demirel_Fethullah gulen
DEMİREL’İN İKTİDARI-ERBAKAN VE BAŞÖRTÜSÜ SORUNU
Adalet Partisi’nin 1965 seçimlerinde tek başına iktidara gelmesiyle rahatlayan Nurcuları, Necmettin Erbakan’ın polis zoruyla Odalar Birliği’nden uzaklaştırılmasıyla rahatsız oldular. O dönemde tıp fakültesinde başörtüsüyle okuyan Hatice Babacan’ın derslere alınmaması ise “AP Döneminde Müslümalara zulüm yapılıyor” söylemini Nurcular arasında geliştirdi ve yeni parti kurulması fikri dillendirilmeye başlandı. Tevfik Paksu ve Hüsamettin Akmumcu gibileri muhakkak yeni partinin kurulmasını ve başına Erbakan’ın geçirilmesini isterken “Ağabeylerden” Mehmet Fırıncı “Beddiüzzaman böyle bir hadiseye izin vermiyor” diyerek AP varken başka bir partinin kurulmasına olan karşıtlığını dile getirdiler. Nurcular, “Parti kurmak isteyenler”, “Karşı çıkanlar” ve “Tarafsız kalanlar” şeklinde bölünmüşlerdi. Erbakan’ın Adalet Partisi’ne müracaatı ve geri çevrilmesi parti kurma çalışmalarını hızlandırdı. Bu sıralarda Alparslan Türkeş’in bir hamlesi ise gözlerin ona dönmesine yol açtıgulen turkes
“BAŞBUŞ TÜRKEŞ RİSALE-İ NUR OKUYOR”
Nurcular Erbakan’dan endişelenirken, MHP ciddi bir faaliyetle karşısına çıktı. MHP, İslamcıların desteğini almak için onları partisine davet ediyor oy vermeyenleri ise mason uşaklığı ile suçluyordu. MHP’liler yazıcıların lideri Hüsrev Altınbaşak’la görüşüp onun desteğini almışlardı. Bunun dışında Türkeş’in Nur dershanelerindeki adamları ise “Başbuğun Risale-i Nur okuduğunu, ileride tam bir Nurcu lider olacağını” konuşuyorlardı. Bütün bu gelişmeler karşısında Kirazlı Mescit’te toplanan “Ağabeyler” Türkeş ve MHP’nin gerçek yüzünü ortaya çıkaracak bir broşürün hazırlanması talimatını verdiler. Bekir Berk’in araştırıp, Mustafa Polat’ın yazdığı “Tarihi vesikalar ışığı altında İslami Hareket ve Türkeş” adlı bir kitap ortaya çıktı. Bu aynı zamanda Nurcuların ilk siyasi kitabıydı. Kitap, Zübeyir Gündüzalp’in talimatıyla Türkiye’nin dört bir yanındaki dershanelere gönderildi. Kimi yerde MHP ile uğraşmak cemaate zarar verir denilerek karşı çıkıldı. Karşı çıkanlar arasında Fethullah Gülen de vardı. MHP bu konuda sessiz kalmadı ve Sakin Öner önderliğindeki komandolar, İstanbul’da MHP aleyhtarı broşürün basıldığı matbaaya silahlı baskın düzenlediler ve broşürleri alıp götürdüler. Bununla da kalmadılar Nurcuların Adalet Partisi’nden büyük paralar aldığını ilan ettiler. Nurcuların özellikle Ankara kanadının Erbakan’ın yanında yer alması neticesinde ittihat gazetesinde eleştirildi ve AP yanlısı yayına ağırlık verildi.gulen_erdogan
NURCULAR FETHULLAH GÜLENE KIZIYOR
İttihat Gazetesi’nde yazılar yazan Şule Yüksel Şenler’in Bugün Gazetsi’ne transfer edilmesi ve Mehmet Şevket Eygi ve Necip Fazıl Kısakürek’in Nurcuların gazete politikasını eleştirmesi neticesinde Mustafa Polat’ın Eygi’ye sert bir cevap vermesi üzerine Fethullah Gülen Mustafa Polat’a telefon açarak “Sağa sola yapılan sataşmaları” eleştirdi. Gülen, böyle devam edildiği taktirde İttihat Gazetesi’ni okumayacaklarını beyan etti. Bu konuşma üzerine Gülen’i Erzurum’dan çocukluk yıllarından tanıyan Polat, Gülen’e çok sert bir cevap verdi. “Bu gazete benim değil Nurcuların gazetesidir. Nurcuların faaliyetlerini senin ağa baban olan İnönü bile durduramadı. Sen hiç bir şey yapamazsın” dedi. Bu konuşmadan sonra Nurcular, Fethullah Gülen’e kızarak, karşı bir tavır geliştirdiler. Nurculuğun dışında bir akım oluşturduğu söylendi ve hakkında çeşitli söylentiler yayıldı. Bu söylentiler bütün Nurcuları kapsayınca Fethullah Gülen etrafında kopmalar yaşandı ama o kendi görüşlerinden taviz vermedi.ecevit gulen
TABANIN KAYMASI
“Hak geldi batıl zail oldu” ayetini slogan haline getiren Milli Nizam Partisi’nin kurulması ve bu partiye Nurcuların katılması ve Adalet Partisi’nden 41 kişinin ayrılması ve MHP’lilerin de Nurcu gençlere çengel atması “Nurcu Ağabeyleri” derinden düşündürüyordu. Milli Nizam Partisi’nin kuruluşunu engelleyemeyen Nurcular, tabanlarının partiye kaymasını önlemek amacıyla günlük bir gazete çıkarmaya karar verdiler. Bekir Berk’in Yeni Asya adını koyduğu gazete, Demirel’in Boğaz Köprüsü’nün temelini attığı 21 Şubat 1970 tarihinde yayın hayatına başladı. Zübeyir Gündüzalp’in liderliğindeki cemaat bu tarihten itibaren Yeni Asya Cemaati olarak anılmaya başlandı. Gazetede Nurculara MHP’ye kapılmamaları ve AP’den kopmamaları tavsiye ediliyordu.
12 MART MUHTIRASI VE ZÜBEYİR GÜNDÜZALP’İN ÖLÜMÜgulen
“Sağ-sol çatışması” ülkenin gündemine girmiş ve her gün sağ ve sol kesimden insanlar öldürülmeye başlanmıştı. Bu gelişmeler 12 Mart 1971 muhtırasını getirdi. Türkiye İşçi Partisi ve Milli Nizam Partisi kapatıldı. Bugün ve Sabah Gazeteleri kapatıldı. Yeni Asya Gazetesi ise uyarıldı. Bu dönemde Nurcular çok sıkıntı yaşadılar. Karakollara çekilip dövüldüler ama en acı olay 2 Nisan 1971 tarihinde hareketin lideri Zübeyir Gündüzalp’in vefatıydı. Fatih Camiini mahşeri bir kalabalık doldurmuştu. Fethullah Gülen’den, Osman Demirci’ye ve “Ağabeylere” kadar geniş bir katılım vardı. Zübeyir Gündüzalp’ten sonra kimin lider olacağı tartışmaları yaşandıysa da bu “Meşveretle” aşıldı. Bu toplantılarda Mehmet Kutlular ön plana geçti. Bütün ülke çapında dershane açma, kamp kurma çalışmaları ve yayın evi, kitap çıkarma işine ağırlık verildi. Fakat farklı anlayışlar, Zübeyir Gündüzalp’in ölümünden sonra daha da yaygınlaştı. Mehmet Şevket Eygi’nin gazetelerinin kapatılmasından sonra sağ kesim içerisinde Tercüman Gazetesi, dini çevreler içerisinde ise Yeni Asya Gazetesi, çevrelerini etkileyecek güçteydiler. Daha önce siyasi konulara açıkça girmeme tavrına sahip olan Yeni Asya Cemaati, bu dönemde tamamıyla CHP ve MSP karşıtı, AP yanlısı bir yayın organı haline geldi. Bu dönemde dört Nur gurubuna bağlı elli üç kişi tutuklandı.Bekir Berk açıkça Nurcu olduğunu mahkemede beyan etti. Fethullah Gülen ise Nurcu olduğunu söylemedi. Sonuçta Bekir Berk bir yıl ceza alırken içinde Gülen’inde olduğu diğer kişiler beraat etti.
gulen-papa-02 AP YANLISI GAZETE ÇİZGİSİ YENİ KOPMA GETİRİYOR
Bazı ağabeyler yayın anlayışını eleştirerek, gazetenin okunmamasını tavsiye etmeye başladılar. Abdullah Yeğin, Said Özdemir, Hüsnü Bayram ve onlarla birlikte hareket eden bazı yeni kuşaklar ve vakıflar gazeteyi almamaya başladılar. Bununla da yetinilmedi Risale-i Nur Külliyatı dışında diğer kitaplarda dershanelere sokulmadı. Hekimoğlu İsmail gazeteden ayrıldıktan sonra Türdav Yayınlarını kurdu ve Sur Dergisi’ni çıkarmaya başladı. Minyelli Abdullah Romanı ile İslami kesim içerisinde hayli popüler olan Hekimoğlu’nun ayrılmasından sonra da gazete yayın politikasını değiştirmedi. Dini çevrenin en çok kitap üreten, ilk ciddi kitap yayını yapan ve Türkiye’nin her tarafında dağıtım ağı bulunan Yeni Asya, yayıncılıkta tekel oluşturmuştu. Kitap yayınında başarılı olunmasına karşın gazetenin AP bülteni gibi çalışması cemaatte yeni arayışlara ve sıkıntılara neden oluyordu. Cemaatin gazete ve yayınevinden başka “Köprü” Dergisi vardı. Fakat bu dergiye rağmen Adapazarı’nda bir grup Zafer Dergisi’ni yayınlamaya başladı. Kutlular başta olmak üzere “Ağabeyler” derginin kapatılmasını istedi, ama Adapazarı Grubu bunu kabul etmeyerek gruptan ayrıldı ve yeni bir grup kurdu.demirel_Fethullah gulen
FETHULLAH GÜLEN VE İTİRAZLARI
Fethullah Gülen, Yeni Asya’dan farklı olduğunu gazetenin kendisi için yaptığı habere itiraz ederek açıkça gösterdi. Edremit’teki bir kampa yapılan baskını Yeni Asya Gazetesi, “Bir nurcu kampa baskın” şeklinde verince Fethullah Gülen bu olaya karşı çıktı. Mehmet Kutlular ve Mehmet Kırkıncı, Fethullah Hocanın yanına gittiler. Fethullah Gülen kendisinin Nurcu diye nitelenmesinin uygun olmadığını belirtince, Mehmet Kutlular “Biz sizi Nurcu biliyoruz” diye sitem etti. Fethullah Gülen ise “Bilmeniz ilan etmenizi gerektirmez. Ben geniş kitlelere ulaşmak için Nurcu kimliğimi kullanmayacağım” dedi. Bu tartışmadan sonra ipler tamamen koptu. Fethulalh Gülen vaazlarına devam etti, yeni yurt binaları inşa etti ve 1978 yılında meşhur ağlayan çocuk resmiyle Sızıntı Dergisi yayın hayatına başladı. Özellikle Fethullah Gülen’in konuşmalarının kasetler yoluyla çoğaltılması, tanınmasına yol açtı. Yeni Asya’nın önde gelenleri Fethullah Gülen’i açıkça eleştirmeye başladılar ve yayınlarının dershanelere girişini yasakladılar. Bununla da yetinilmedi sohbetine giden cemaat üyeleri dışlandı. Başka cemaatlerden taraftar kazanan, maddi ve manevi durumu gittikçe güçlenen Fethullah Gülen, Yeni Asya Cemaati’nin siyasi çizgisinin hizmetin önüne geçtiğini belirtip cemaatini ayırdı. Bu ayrılmayla birlikte bazı dershanelerin de Gülen tarafına geçmesi cemaati derinden sarstı. Fethullah Gülen’in en büyük özelliği devletin yanında yer alması idi. Yeni Asya’da devletin yanında görünüyorsa da esas olarak Demirel’in yanındaydı.DEMIREL GULEN
Fethullah Gülen Şubat 1980 tarihinde yaptığı bir konuşmada anarşist ve teröristleri devletin asker ve polisine bildirmeyenlerin Allah katında sorumlu olduklarını belirtti. Fethullah Gülen Yeni Asya Gazetesi’ne yaptığı itirazların aynısını Milli Selamet Partisi’nin yayın organı Milli Gazete’ye de yapınca hiç beklemediği büyük bir tepkiyle karşılandı. Erbakancılar Gülen’in bu konuşmayı 24 Haziran 1980 tarihinde açık alanda dinletince insanlar Gülen’in de AP’li olduğunu düşünüp ayrılmalarına yol açtı.
12 EYLÜL, GÜLEN’İN ZİRVEYİ ZORLAMASI VE YENİ PARÇALANMA
12 Eylül askeri darbesinde Yeni Asyacılar askerin “bizi destekleyin” çağrısını reddedince iyice küçüldüler ve Gülen Hareketi güçlendi. Özal döneminde Yeni Asyacılar daha da küçülürken Fethullahçılar daha da büyüdü. Kenan Evren’in “hakiki din temiz dindir, irtica değildir” anlayışı cemaatleri büyük değişimlere yöneltti. Bunların başını bütün Nurcuların saygı duyduğu Mehmet Kırkıncı Hoca çekiyordu. Kırkıncı Hoca’nın 12 Eylül’ün generallerinden Tahsin Şahinkaya ile görüştüğü ve ona tavsiyelerde bulunduğu hatta Evren’e bu nasihatleri içeren mektup yazdığı haberleri Yeni Asya Cemaati’ni büyük bir şoka uğrattı. Anayasa oylamasına “evet” oyu verilmesi gerektiği Osman Demirci ve Mehmet Kırkıncı tarafından dile getiriyordu. Çünkü okullarda zorunlu din derslerinin konulması büyük başarı idi. Bunu ne Demirel ne de Erbakan yapabilmişti. Fethullah Gülen, Mustafa Sungur, Zafer Dergisi ve gruplarda bu şekilde düşünüyordu. Bu durum Yeni Asya Gazetesi’nin kapatılmasından sonra çıkarılan Yeni Nesil Gazetesi’nde sert şekilde eleştirildi. Kırkıncı Hoca Cengizhan’ın hocası ilan edildi ve bununla ilgili bir yazı dizisi yayınlandı.gulen dialog
Yeni Asya grubundan kopan ve başını Mehmet Kırkıncı Hoca’nın çektiği kimselere “Konseyciler” denilmeye başlandı. Konseyciler, Yeni Asya grubunun en nefret ettiği gruptu. Birbirlerini Demirelci-Konseyci olarak suçluyorlardı. Fethullah Gülen askerce aranmasına rağmen askere methiyeler diziyor ve “Asker tam zamanında yetişmeseydi, bütün millet olarak inkisar içinde ağlamadan başka çaremiz kalmayacaktı” diyordu. Özal’ın darbeden üç sene sonra iktidara gelmesi ve cemaat kitaplarının Milli Eğitim Bakanlığı talim terbiye kurulunca okullara tavsiye edilmesi Yeni Asya dışında hepsine yaradı. Yeni Asyacılar Özal ve partisini darbenin yan ürünü olmakla suçlayıp Demirel’i savunmaktan taviz vermiyorlardı. Fethullah Gülen fırsatı iyi kullandı, önce Ankara’da yayın yapan Zaman Gazetesi satın alındı. Yazar kadrosu farklı isimlerle takviye edildi. Ama siyasi yasakların kalkması ve Refah Partisi’nin güçlenmesi karşısında Gülen onlara karşı soğuk tavrını devam ettirdi. Demirel’in sert muhalefeti ve sonrasında Özal’ın cumhurbaşkanı olması ve partinin başına Yıldırım Akbulut’tan sonra Mesut Yılmaz’ın geçmesi dengeleri tekrardan değiştirdi. Yılmaz “ANAP’ın cemaate ve tarikata ihtiyacı yok” diyordu. 26 Kasım 1989 günü İzmir Hisar Camii’nde ve otuz beş camide birden yayınlanan mesajında Gülen, başörtüsü eylemini eleştiriyor, bunun arkasında dinsizlerin ve komünistlerin olduğunu ileri sürerek devlete itaat istiyordu. Gülen’in bu konuşması İslami camiada şok etkisi yaratıyordu.
BİR AYRILMA DAHA
Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci, Bekir Berk, Yavuz Bahadıroğlu gibi isimler Mehmet Kutlular’ın cemaati yanlış yönlendirmesinden, neredeyse partinin derneğine dönüştürmesinden ve “Yakın tarih Ansiklopedisi” adı altında Kemalizme, Atatürk’e ve İnönü’ye çok sert eleştiriler yapılmasından şikayetçi idiler. Cemaat artık “Kutlular Grubu” veya Demirelci Nurcular” diye anılır olmuştu. Yeni Asya’da kılıçlar çekilir olmuştu. Bu bölünmede ABD’nin parmağı olduğu bile iddia edildi. Bir sabah Yeni Nesil Gazetesi’ne gelen Mehmet Kutlular’ın karşısında polisleri bulması ve içeri alınmaması ipleri tamamen kopardı. Çünkü gazetenin hukuki sahipleri Bekir Berk, Mehmet Fırıncı ve M. Emin Birici idi. Mehmet Kutlular hemen cemaatten para toplayarak on gün içerisinde Yeni Asya Gazetesi’ni tekrar kurdu ve yanına bir de yayınevi ekledi. Mehmet Kutlular tabana hakim olmuştu. Kısa bir süre sonra Yeni Nesil Gazetesi kapandı ve Yeni Nesilciler şirketleşmeye ağırlık verdiler. 
  gulen_cillerDYP-SHP KOALİSYONU VE BİR AYRILIK DAHA
Yıllardır solu iktidar yapmamak için hep Demirel’i destekleyen Yeni Asya grubu oluşturulan koalisyonla tam bir hayal kırıklığı yaşadı. Sonrasında Refah Partisi’nin İstanbul’da kazandığı seçimler ve ardından cemaatte yeni bir parçalanma daha yaşandı. Burhan Bozgeyik, Mustafa Kaplan, Bünyamin ateş ve Hüseyin Demirel gibi isimler cemaatle yollarını ayırdılar. Fethullah Gülen Grubu ise yurt dışında açtığı okullar ve yurt içindeki dershane ve kolejlerle büyümesine devam etti. Turgut Özal’ın vefat etmesi ve sonrasında Demirel’in cumhurbaşkanı seçilmesi dengeleri tekrardan alt üst etti. Tansu Çiller’in DYP’nin başına geçmesi ve özellikle Fethullah Gülen’le kurduğu yakın ilişki yeni bir dönemin de habercisiydi. Tansu Çiller terörle mücadele yasa tasarısı için Fethullah Gülen’den destek istedi ve bu görüşme iki tarafın oluruyla basına yansıdı. Gülen art arda televizyonlara çıkmaya başladı. İlk röportajı TRT’de yayınlandı.Fırat Haber Ajansı (ANF)

TÜRKİYE'DE İŞKENCE GÜNLERİ

  • iskenceye sessiz kalma İşkenceye sıfır tolerans sözü veren AKP iktidarı döneminde işkence vakaları tavan yaptı. 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü'nde bile işkencenin ardı arkası kesilmedi
    ÖNCE HAKARET, SONRA DARP
    Mersin'de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a 'Sayın Öcalan' diyerek kendini ihbar ettikten sonra gözaltına alınan DTP yöneticisi Orhan Hazar, polisler tarafından darp edildi.
    DUDAĞINI PATLATTILAR
    Mersin'de HPG'li Mehmet Ozan Gökhan'ın ailesine taziye ziyaretinde bulundukları gerekçesiyle sivil polislerce gözaltına alınan A.K'nin dudağı patlatıldı, hastaneye götürülmedi.26haziran_iskence
    YARALIYA DA İŞKENCE
    Hatay'ın Hassa ilçesi kırsalında yaralı olarak yakalanan HPG'li İlhami Çınar'ın (Hebun) 4 gün boyunca gözaltında işkence gördüğü ve tedavisinin yapılmadığı belirtildi.

    Türkiye işkence ülkesi
    İşkence Görenlerle Dayanışma Günü'nde de Türkiye işkence vakalarıyla gündeme geldi. İşkencenin hiç eksik olmadığı Türkiye'de 26 Haziran'da kamuoyuna yansıyan işkence olayları, durumun vahametini gözler önüne serdi.devletteror06

Yapanlar korunuyor, görenler yargılanıyor!
26 Haziran BM İşkence Görenlerle Dayanışma Günü nedeniyle Türkiye'nin birçok ilinde yapılan açıklamalarda, işkence yapanların korunduğu, işkence mağdurlarının ise yargılandığına dikkat çekilerek, işkencenin sokaklarda, gözaltında ve cezaevinde devam ettiğine vurgu yapıldı. Açıklamalarda, 'işkenceye sıfır tolerans' anlayışından 'işkenceye tolerans' noktasına gelindiği belirtildi. 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü dolayısıyla Diyarbakır, Siirt, Ankara, İzmir ve İstanbul İHD şubeleri ile Helsinki Yurttaşlar Derneği, İstanbul Tabip Odası, MAZLUMDER, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı etkinlikler düzenledi. Taksim Gezi Parkı önünde biraraya gelen İstanbul'daki insan hakları savunucuları, 'İstismarsız tek suç işkencedir' dövizlerini açarak, 'İnsanlık onuru işkenceyi yenecek' sloganı attı.
Yaralı HPG'liye işkence
Hatay'ın Hatsay ilçesi kırsalında yaralı olarak yakalanan HPG'li İlhami Çınar'ın (Hebun) gözaltında işkence gördüğü belirtildi. Çınar'ın annesi Hulkiye Çınar, oğlunun yakalandıktan sonra 4 gün boyunca karakolda işkence gördüğünü ve hala bacağındaki yaranın tedavi edilmediğini söyledi. Oğlunun yakalanmasından 4 gün sonra Hatsay Jandarma Karakol Komutanı'nın kendilerini telefonla arayarak, 'Gelin oğlunuzu ikna edin, pişmanlık yasasından faydalansın, bize yardım etsin, biz de ona yardım ederiz' dediğini belirten anne Çınar, eşi ve küçük oğluyla Hatsay'a gittiklerini ve İlhami Çınar'ın kanlar içinde olduğunu gördüklerini söyledi. Anne Çınar, 'Oğlumun bir kulağı duymuyordu. Ne yaptınız oğluma dedim komutana, bu yaralı halde önce bir tedavi etseydiniz cezası neyse çeker, o da bana '7 aydır yaralı dayanan adam, biraz daha dayanır. Ben yaptım hatta kafasına silah bile dayadım' dedi. Ben Kürtçe konuştuğum için ifademi almadılar' diye konuştu. Oğlunun 35 gündür cezaevinde tedavi edilmeyi beklediğini söyleyen Anne Çınar, 'Diyarbakır ve İskenderun İHD'ye başvurarak Adalet Bakanlığı'na dilekçe gönderdik ama bir faydası olmadı. Oğlumun bir an önce tedavi edilmesini istiyorum' dedi.turkish-army-page8
'İşkence devam ediyor'
İHD ve MAZLUMDER Urfa şubeleri 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü'nde de Türkiye'de işkencenin tüm yoğunluğuyla devam ettiğini belirtti. İşkencenin Bölge'de olmak üzere tüm Türkiye'de bütün yoğunluğuyla devam ettiğine dikkat çeken İHD Urfa Şube Başkanı Sedat Gözükıran, uzun yıllardır Türkiye'de işkence vakalarının görüldüğünü ve görülmeye devam ettiğini dile getirerek, 'işkence gördük' diyenlere devletin duyarsız kaldığını söyledi. İşkence mağdurlarının yaptığı başvuruların her zaman sonuçsuz kaldığına dikkat çeken Gözükıran, 'Devlet hiçbir zaman işkencenin varlığını kabul etmedi. Onlarca dava ya zamanaşımına uğradı ya da sanıklar beraat ettirildi. Yasal düzenlemelerle işkencenin önüne geçilmesi muhtemeldir, ama bu hiçbir zaman yapılmadı. İşkence de halen devam etmektedir' dedi. MAZLUMDER Urfa Şube Başkanı Mustafa Arısüt, işkenceye ilişkin bazı düzenlemelerin yapıldığını ancak düzenlemenin hiçbir olumlu sonuç getirmediğini söyledi. AKP döneminde çıkan bazı yasalarla polise resmen öldürme hakkının verildiğine dikkat çeken Arısüt, 'Newroz olaylarında pek çok kişi işkenceye tabi tutuldu. Özellikle Bölge başta olmak üzere Türkiye'de işkence hiçbir zaman bitmedi. İşkencenin en fazla etkisi altında kalan kesim ise Kürtler oldu' diye konuştu.ceset2
Taziyeye katılanlara işkence
Mayın patlaması sonucu yaşamını yitiren Hakkı Losano kod isimli HPG'li Mehmet Ozan Gökhan'ın ailesine taziye ziyaretinde bulundukları gerekçesiyle gözaltına alınan A.K., emniyette darp edildi. 3 gün önce HPG'li Gökhan'ın ailesine taziye ziyaretinde bulunan A. K., İ.K. ve H.K, isimli gençler, önceki akşam saat 21.30 civarında Tarsus'ta gözaltına alındı. Savcılığa çıkartılan gençler serbest bırakılırken, gençlerden A.K., taziye ziyaretinin ardından sivil giyimli polislerin yanlarına gelip kimlik sorduğunu belirterek, 'Biz de onlardan polis olup olmadıklarını öğrenebilmek için kimliklerini göstermelerini istedik. Bunun üzerine polisler bize saldırarak darp ettiler ve gözaltına aldılar. Gözaltında da sabaha kadar bize hakaret ettiler. Benim dudağımı patlattılar ve bizi doktora bile götürmediler' dedi. A.K. maruz kaldıkları hukuk dışı muameleler konusunda İHD'ye başvuracak.ihd-karakoldaiskencevar
Sayın diyen DTP'li darp edildi
Mersin'de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a 'Sayın Öcalan' diyerek kendini ihbar ettikten sonra gözaltına alınan DTP yöneticilerinden Orhan Hazar, polisler tarafından küfür ve hakaretlere maruz kaldıktan sonra, darp edildi. DTP Mersin İl Yöneticisi Orhan Hazar, gözaltında beş arkadaşıyla birlikte polisler tarafından darp edildi. Verdiği dilekçeden kaynaklı polislerin kendilerini hazmedemediğini ve darp ettiğini belirten Hazar, 'Gözaltı sırasında araçta dövüldük ve kötü muameleye maruz kaldık. Bu konuda ihlal edilen haklarımı sonuna kadar arayacağım ve orada beni ve arkadaşlarımı darp eden emniyet yetkilileri hakkında davacı olacağım' dedi. Adli raporunda, savcılık ve hakimlikteki ifadelerinde de yaşadığı darp olayının kayda geçtiğini ve yetkili mercileri polislerin hukuk dışı tutumu konusunda bilgilendirdiğini söyleyen Hazar, suç duyurusunda bulunacağını söyledi.istHOC19Aralik_2 iskence katliam
1 milyon kişi işkence gördü
Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, ellerinde resmi bir kayıt olmamasına karşın Türkiye'de 1980 yılından bu yana 1 milyon kişinin işkence gördüğünü söyledi. İşkence yapanların kamu görevlileri olduğuna dikkat çeken Bakkalcı, 'İşkence mağdurlarına karşı toplum olarak sorumluyuz' diye konuştu. Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu ile Adalet Bakanlığı'nın ortaklaşa Sincan Cezaevi'nde düzenlediği işkencenin önlenmesine ilişkin panelde konuşan Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, 'İşkenceyi yapan kamu görevlileri olduğuna göre biz işkence görenlere karşı toplumca sorumlu oluyoruz' dedi. Türkiye'de resmi bir kayıt olmamasına karşın 1980 yılından bu yana 1 milyon insanın işkenceye maruz kaldığını öngördüklerini söyleyen Bakkalcı, TİHV'e yapılan işkence başvurularını örnek göstererek, yanıt verdi.ulucanlar06-ankara1
Türkiye işkenceyi onaylıyor
Birleşmiş Milletler tarafından yapılan 'World Public Opinion-Dünya Kamuoyu-WPO' anketine göre, Türkiye'de kamuoyunun yüzde 51'i, 'masum insanların hayatlarının risk altında olduğu olağanüstü durumlarda 'teröristlere' belli oranda işkence yapılabileceğini' düşünüyor. BM, 2006 yılında bu oranın yüzde 24 olduğuna ve son iki yıl içinde yüzde 27'lik bir artış gösterdiğine dikkat çekti. Anketin yapıldığı 19 ülkenin 14'ünde ankete katılan kişilerin çoğunluğunun 'işkencenin hiçbir durumda kesinlikle uygulanmaması gerektiğini' belirtti. Ancak ankete göre Hindistan, Nijerya ve Tayland ile birlikte Türkiye'de büyük çoğunluk işkenceye onay veriyor. Türkiye'de bu oran yüzde 51. Türkiye'de işkence yapılmaması gerektiğini düşünenlerin oranı ise yüzde 36. Bu oran 2006'da yüzde 62'ydi. Türkiye'de 'genel olarak işkence uygulanabileceğini düşünenlerin' oranı yüzde 18. Bu oranın Çin ile birlikte en yüksek oran olduğu da belirtildi.

Polis, 12 yaşındaki çocuğun yüzüne sıcak su döktü..“Oğluma bunu yapanlar insan olamaz”

  • c_isik_van_iskence1 BİRİNCİ DERECE VAHŞET Polis çocuklara yönelik şiddette sınır tanımıyor. Kameralar önünde kolu kırılan 16 yaşındaki çocuğun görüntüleri hafızalardaki canlılığını korurken, polis bu kez Van'da 12 yaşındaki C.I'nın yüzüne kaynar su döktü
  • 'TERMOSTA BOMBA VAR' BAHANESİc_isik_van_iskence 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde 1 kişinin, 21 Mart Newroz kutlamaları sırasında da 2 kişinin polis kurşunuyla öldüğü Van'da, tüyler ürperten bir olay yaşandı. Mitingte çay sattığı sırada termosunda bomba olduğu öne sürülerek alıkonulan 12 yaşındaki C.I'nın yüzüne termostaki sıcak suyun döküldüğü ortaya çıktı.
  • İKİNCİ DERECE YANIK RAPORU VERİLDİ 15 gün boyunca yanıklarıyla evde kalan C.I'ya yönelik vahşet, ailesinin eve gelmesiyle belgeleniyor. Polisten korktuğu için olayı babasına anlatmayan C.I., götürüldüğü Devlet Hastanesi'nden gözünün yanma etkisiyle küçüldüğü, yüzü ile sırt kısımlarında yanmaların oluştuğu tespit edilerek, '2. derece yanık raporu' alıyor.
  •  Van’da eğitimcilerin yaptığı mitingte çay satan çocuğun yüzüne polis sıcak su döktü. Korkusundan 15 gün boyunca evden çıkmayan çocuğun babası, “Oğluma bunu yapanlar insan olamaz” diyerk polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve Newroz Bayramı kutlamaları sırasında terörle sıkça gündeme gelen Van’daki polisler, yine korkunç bir olay ile gündeme geldi. 12 yaşındaki C.Işık’ın yüzünün sıcak su ile yakıldığı bildirildi. Van Kalesi yanında bulunan Atatürk Kültür Parkı’nda 7 Haziran’da gerçekleştirilen ‘Özgür ve demokratik bir Türkiye için emekçiler Van’a yürüyor’ mitinginde seyyar olarak çay satan C. Işık (12), arama noktasında durduruluyor. Polisler, bomba ihbarı olduğunu söylüyor. C. Işık, sonraki gelişmeleri şöyle anlattı: ”Bunun üzerine bir polis benim termosumu açmamı istedi. Ben açmaya çalıştım ama açamadım. Daha sonra kendileri açmaya çalıştılar. Biraz zorlayınca sıcak su polisin elinin üzerine döküldü. Sıcak su polisin elinin üzerine dökülünce sinirlendi ve birden termostaki sıcak suyu yüzüme döktü.” cemalisiki skenceyüzüne polis sıcak su döktü

Hastaneye götürmediler Eli yanan polisin hastaneye götürüldüğünü; ancak kendisinin götürülmediğini dile getiren C.Işık, “Saatlerce alanda bu halde dolaştım. Daha sonra eve gittim. Her yanım ağrıyordu, çok acı çekiyordum. Annem ve babam köydeydi, haberleri yoktu. Evde benden büyük bir kardeşim vardı. Beni hastaneye götürmek istedi ama korktuğum için kabul etmedim. 15 gün boyunca bu acıyla yaşadım ve hiç evden çıkamadım. 15 günün sonunda babam buraya gelip olayı öğrenince beni hastaneye götürdü” dedi.c_isik_van_iskence2

Suç duyurusunda bulundu Baba Bahri Işık ise şunları söyled: “Olaydan 15 gün sonra eve geldiğimde oğlumun bu halini görünce şok geçirdim. Oğluma, ‘Yüzün neden yandı’ diye sordum. Polislerden korktuğu için bir şey söylemedi. Ancak diğer oğlum olayın nasıl olduğunu anlattı. Hemen Van Devlet Hastanesi’ne götürdüm. Hastanede, oğlumun gözünün yanma etkisiyle küçüldüğü, yüzü ile sırt kısımlarında yanmaların oluştuğu tespit edildi. Doktor 2. derece yanık raporu verdi.” İHD Van Şubesi’ne başvurarak hukuki yardım talebinde bulunan baba Işık, oğluna bu davranışta bulunanların insan olamayacağını belirterek, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. DİHA/VAN YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Adaletin bu mu Adalet?

Necmettin Erbakan'a 'ev hapsi' ve Fethullah Gülen'e 'Türkiye vizesi' veren yargı, 'Vücudunun yüzde 79'unu kullanamıyor' raporuna rağmen 85 yaşındaki Yusuf Kaplan'ı cezaevinde tutuyor. Tunceli Devlet Hastanesi'nin Mart 2008 tarihinde verdiği 'Vücudunun yüzde 79'u sağlığını kaybetmiştir' raporuna rağmen 'örgüte yardım ve yataklık yapmak' iddiasıyla tutuklanan 85 yaşındaki Yusuf Kaplan, yaklaşık 3 aydır cezaevinde tutuluyor. Yaşının tespiti için Adlı Tıp Raporu'nu bekleyen Kaplan'ın avukatı müvekkilinin sağlık durumunun kötü olması nedeniyle cezaevinde yaşamını yitirmesinden korktuklarını belirtti.yusufkaplan

Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 'örgüte yiyecek temin ettiği' iddiasıyla hakkında tutuklama verdiği ve yaklaşık 3 aydır Elazığ E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan ve vücudunun yüzde 79'unu kullanamayan 85 yaşındaki Yusuf Kaplan, 'adalet' bekliyor. Tunceli Devlet Hastanesi'nde kendisine verilen raporda kalp yetmezliğinden koroner arter hastalığına, görme sorunundan solunum sistemi rahatsızlığına kadar birçok hastalığı bulunan Kaplan'ın avukatı Hüseyin Aygün, müvekkilinin durumunun ağır olduğunu ve cezaevinde yaşamını yitirmesinden korktuklarını söyledi. Müvekkilinin sağlık durumu ve yaşının tespiti için İstanbul Adlı Tıp Kurumu'na yazı yazıldığını ve sonuçlarını beklediğini belirten Aygün, 'Psikolojisi kötü. Biz orada yaşamını yitirmesinden korkuyoruz. 'Terör suçu' olduğu için Erbakan'da uygulanan özel durumun yani cezasını evde çekme durumu olmuyor yasalara göre. Ama bir insanın cezaevinde yatamayacak derecede hasta ve yaşlı olmasına hukuk muhakkak anlayış göstermeli. Onun cezaevinde ölmesi adalet düzeninin sağlamıyor. Erbakan için nasıl özel bir düzenleme isteniyorsa bunda da öyle olmalı. Çifte standart sözkonusu' şeklinde konuştu. Babasının birkaç ay daha cezaevinde kalmasının mümkün olamayacağını söyleyen Kaplan'ın kızı Hacer Kaplan da konuyu Cezaevleri Genel Müdürlüğü'ne ve yine savcılığa başvurarak sağlık durumunun gözönünde bulundurulmasını istediklerini söyledi. Babasının durumunun çok ağır ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda olduğunu söyleyen Kaplan, 'Durumu çok kötü; yürüyemiyor, ayakları şişmiş, nefes darlığı çekiyor. Cezaevi koşulları çok kötü. Yaşamını orda geçirmesi mümkün değil. Üstünü başını yıkayamıyor, yemek yiyemiyor bu durumda nasıl kalacak orada. Her hafta gidip görüyoruz. Durumum iyi değil diyor. Gün geçtikçe psikolojisi daha kötü oluyor' dedi. Adalet Bakanlığı'na, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'ne başvurduklarını söyleyen Kaplan, konuyu milletvekilleri aracılığıyla Meclis'e taşımayı düşünüyor.

Hakim görmeden yargıladı Yargılama süresi boyunca hiç hakim karşısına çıkmayan Kaplan'ın yalnızca bir kez ifadesi talimatla alındı ve yasalarda avukatsız hiçbir yargılamanın yapılamayacağı belirtilse de Kaplan, avukatsız olarak yargılandı. Yargılama sonucunda mahkeme, 20 Aralık 2005 tarihinde 'Yasadışı örgüte yardım ve yataklık ettiği' iddiasıyla Kaplan'a 3 yıl dokuz ay hapis cezası verdi. Kaplan, karar üzerine dosyayı temyiz etmek amacıyla Yargıtay'a götürdü. Fakat Yargıtay 9. Ceza Dairesi geçen nisan ayının sonunda mahkemenin 'cezalandırma' kararını onayladı. DERSİM - DİHA Rüştü Demirkayafethullah_gulen

  • Diyarbakır'da TSK-Gülen kol kola
  • Kürt illerinde AKP iktidarı ile birlikte kent, ilçe ve beldelerde örgütlenmeye hız veren Fethullah Gülen Cemaati'ne bağlı dernekler, valilik bünyesinde devletin resmi kurumlarının katıldığı toplantılara davet edilmeye başlandı. Diyarbakır'da haziran ayında valilik bünyesinde, kaymakamlıklar, askeri birimler, emniyet ve müftülükle birlikte yapılan toplantılara Gülen Cemaati'ne yakınlığıyla bilinen EHI-DER de davet edildi. Diyarbakır, Batman, Van, Mardin, Urfa, Bingöl başta olmak üzere Kürt illerinde hızla dernek, okuma salonu, dershane şeklinde örgütlenmeye hız veren Gülen Cemaati, AKP iktidarı ile birlikte devlet katında yapılan toplantılara da davet edilmeye başlandı. Haziran ayında Diyarbakır'da valilik tarafından yapılan bir dizi toplantıya, 7. Kolordu, Alay Komutanlığı, Emniyet Müdürlüğü, İl Müftülüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü gibi kurumların da temsilcilerinin yanısıra, EHI-Der ve Eğitimciler Derneği'de katıldı.

Almanya, Kürt televizyonu Roj TV’yi yasakladı.

rojtv01 Kürt kurumlarını da Roj TV ile ilişkileri konusunda uyaran Almanya’ya göre, televizyonun amblemi de yasak. Alman Hükümeti, Danimarka’dan yayın yapan Kürt televizyonu Roj TV’yi PKK propagandası yaptığı ve halklar arası uyumu bozduğu iddiasıyla ülke genelinde yasakladı.

Kürtlere yönelik anti demokratik uygulamalarla neredeyse Türkiye ile yarışacak olan Almanya İçişleri Bakanlığı, yeni bir karara daha imza attı. İçişleri Bakanlığı, Türkiye’nin yıllardır kapattırmaya çalıştığı; ancak her defasında Danimarka adaletinin duvarına çarptığı Roj TV’nin Almanya faaliyetlerini yasakladı. İçişleri Bakanlığı bununla da yetinmeyerek, bazı Kürt kurumlarını da Roj TV ile ilişkiler konusunda uyardı. Karar, Roj TV tarafından kepkiyle karşılanırken; İçişleri Bakanlığı’nı protesto eden Kürt kurumları, Roj TV’ye desteklerini açıkladı. Federal İçişleri Bakanlığı, Roj TV’nin Almanya’daki faaliyetlerini yasaklarken, geçtiğimiz haftalarda basılan VİKO Televizyonsami yusu roj tvde Prodüksiyonu’nu da kapattırdı. 13 Haziran’da kapatma ve yasaklama kararını alan Almanya İçişleri Bakanlığı, 44 sayfalık karar metninde Roj TV’nin PKK propagandası yaptığını iddia ediyor. Kürtçenin bütün lehçelerinde yayın yapan tek televizyon olan ve Ortadoğu’nun çeşitli dillerinde yaptığı yayınla milyonlarca seyirciye ulaşan Roj TV’nin “halklar arası uyuma aykırı yayın yaptığı” iddia ediliyor.

  • Kararın gerekçe bölümünde, Roj TV’nin yayınlarıyla Almanya’da 1993 yılında yasaklanan PKK için faaliyet yürüttüğünü ileri süren İçişleri Bakanlığı, “PKK Roj TV’yi megafon olarak kullanıyor” dedi. Alman devleti ayrıca Roj TV’nin bağlı olduğu Mesopotamia Broadcast A/S şirketinin de “PKK’nin örgüt yapısına dahil olduğunu” iddia etti. Karar gerekçesinin önemli bir kısmını “halklar arası uyumu bozma” suçlamasına dayandıran İçişleri Bakanlığı, Roj TV’nin yayınlarıyla ülkede yaşayan Almanlarla yabancıları ve değişik yabancı gruplar arasındaki barışçıl yaşamı tehdit ettiğini savundu. Ayrıca “kamu güvenliğinin ile düzeninin ve Almanya Cumhuriyeti’nin farklı mühim çıkarlarının sınırlandırıldığı ve tehdit edildiği” iddia edildi.merkel erdogan
  • İçişleri Bakanlığı, Roj TV yayınlarının yanısıra, Mesopotamia Broadcast A/S şirketinin ticari faaliyeti ile VİKO GmbH şirketinin program üretiminin 19 Haziran 2008 tarihi itibariyle Almanya’da yasaklanndığını ekledi. Bakanlık, VİKO GmbH stüdyosunun kapatılmasını emrederken, Roj TV ile Mesopotamia Broadcast A/S şirketine ait Almanya’daki mal varlıklarına el konulması talimatını verdi. Ayrıca söz konusu şirketlere ve Roj TV’ye ait amblemlerin kullanımı da yasaklandı.
  • Roj TV: Karar siyasi Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Roj TV Yönetimroj tv Kurulu, Alman İçişleri Bakanlığı’nın yasak kararını hukuki dayanağı olmayan siyasi bir karar olarak nitelendirdi. Yasak kararının ispatlanmamış iddialara dayalı olarak alındığını vurgulayan Roj TV yönetimi, “Geçmişte Türk devleti de bu ve benzeri iddialarla Danimarka Medya Sekreterliği’ne başvurmuştu. Ancak Danimarka Medya Sekreterliği, yaptığı incelemeler ardından iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtimiştir” dedi. Roj TV’nin her zaman Danimarka’nın kanunlarına karşı sorumluluğunu yerine getirdiğini ifade eden Yönetim Kurulu, “Bu gerçekler ortadayken, Almanya Federal İçişleri Bakanlığı’nın yasak kararı koyması ve beklemeksizin uygulamaya geçirmesi, kararın hukuki değil siyasi olduğunu göstermektedir” belirlemesini yaptı.

    Danimarkalı yetkililerin, yayınlarında halklararası uyumu bozduğuna dair bir bulguya rastlamadığını hatırlatan Roj TV yönetimi, “Bu kararın hukuka aykırılığını, hem Almanya mahkemelerinde ve hem de uluslararası mahkemelerde ispatlama mücadelesi yürüteceğimizi belirtiyoruz” dedi. Hatırlanacağı gibi Alman polisi, 7 Mayıs’ta Almanya’nın Wuppertal kentinde bulunan VİKO GmbH stüdyolarına baskın düzenleyerek, arama yapmıştı. Bu baskının Roj TV’ye yönelik Eylül 2007’de başlatılan soruşturma kapsamında gerçekleştiğini, yasaklama kararının da soruşturma ardından alındığını belirtti.

    jelpke

  • Jelpke: Sorunu körüklüyor Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Alman Sol Parti (Die Linke) Milletvekili Ulla Jelpke, bu kararla Türk-Kürt çatışmasının alevlendirildiğini söyledi. Jelpke, Türk medyasının ağırlıklı olarak milliyetçi yayın yaptığını vurgulayarak, Roj TV’nin Kürtçe haber programlarının Almanya’da yaşayan yüzbinlerce Kürt için de önemli bir haber alma kaynağı olduğunu belirtti. Roj TV’de sürgünde yaşayan Kürt siyasetçilere söz hakkının tanındığını ve Kürt sorununun siyasi çözümü için önerilerin kamuoyuna tanıtıldığını anımsatan Jelpke, Türk devletin özellike bu nedenden dolayı kanalın kapatılmasını istediğine dikkat çekti. Jelpke, Alman Hükümeti’nin bir kez daha, Kürt tarafının ortaya koyduğu her tür barış inisiyatifini reddeden Türk Hükümeti’nin yanında yer almasını eleştirdi. Ulla Jelpke, çıklamasını şöyle sürdürdü: “Alman Hükümeti Türkler ve Kürtler arasındaki çatışmayı daha da körükleyeceğine çözüm için arabuluculuk yapmayı denemeli. Türk medyası çok normal bir şekilde haberlerini yayabilirken, Kürt televizyonunu yasaklamak adil bir yaklaşım ile örtüşmez.”
  • images Azadi: Silah satışına katkı Almanya’da yaşayan Kürtlere hukuki yardım sunan Azadi de yayınladığı basın açıklaması ile Roj TV’ye karşı yasak kararını kınadı. Yasağın kanıtlanmamış iddialarla gerekçelendirildiğini belirten Azadi, Alman İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin bu yasak ile Türk Hükümeti’nin “gönüllü icracısı” olarak kendini ortaya koyduğunu savundu. Türk devletinin yıllardan beri Kürt medyasından rahatsızlık duyduğunu vurgulayan Azadi “Danimarka boyun eğmeyi reddederken, Almanya bir kez daha Kürrt-Türk çatışmasında bastıranın yanında olduğunu gözler önüne seriyor” belirlemesini yaptı. Almanya’nın dünya çapında askeri malzeme için en fazla harcama yapan 6’ıncı ülke olduğunun ve en fazla Alman silahın satıldığı ülkelerin başında Türkiye olduğunun altını çizen Azadi, devamla şu açıklamayı yaptı: “Türkiye bu savaşta silah kullanırken, Almanya da polis ve ceza hukukunu kullanıyor.”800px-KONGRA-GEL.svg
  • KONGRA GEL: Taşeronluk yapıyor KONGRA GEL, Almanya’nın bazı kirli çıkarlar karşılığında kendi hukukunu da çiğneyerek, Türk devletine taşeronluk yaptığını söyledi. KONGRA GEL Başkanlığı, Almanya İçişleri Bakanlığı’nın Roj TV hakkında aldığı yasaklama kararını sert bir dille kınadı. Başkanlık açıklamasında, “Almanya İçişleri Bakanlığı, anti-Kürt siyasetini, bir adım daha ileriye taşırmış bulunmaktadır. Açık ki böylesi bir yasak, Türk devletinin elini güçlendirme girişimidir; hukuki ve haklı bir gerekçesi yoktur. Almanya burada, bazı kirli çıkarlar karşılığında kendi hukukunu da çiğneyerek, Türk devletine taşeronluk yapmaktadır” denildi. Almanya’nın Türkiye ile savaş, yıkım ve soykırımlara hizmet eden tarihsel ilişkilerini hatırlatan KONGRA GEL, Almanya’yı Türk devletinin suç ortağı olmakla itham etti: “Almanya Kürt katliamını tek çözüm olarak gören Türk devletine silah sevkiyatı, diplomatik, siyasal ve ekonomik destek sunarak, savaşın suç ortağı olmuştur.” “Kürt sorununun demokratik çözümü açısından dönemin en güçlü çıkışı olan Êdî Bes e hamlemizin yükseldiği bu dönemde de, Almanya 90’lı yıllardaki gibi yine Türk devletinin yardımına koşmuştur” diyen KONGRA GEL, Almanya’nın hamlenin başlatıldığı süreçte ardı ardına Kürt siyasetçileri tutukladığını, Kürtlerin ev ve kurumlarına baskınlar düzenleyerek tehdit ve baskı politikalarını daha da ilerlettiğine dikkat çekti. En son halkanın ise Kürtlerin sesi olarak tanımladığı Roj TV’nin yasaklanması olduğunu savunan KONGRA GEL, şöyle dedi: “Roj TV’yi yasaklayarak halkımızın yüksek moral ve kararlılığına gölge düşüremeyecektir. Aksine bu saldırgan tutumuyla, sadece ve sadece Kürt halkında büyük bir öfke ve tepki yaratmaktadır.” muzafferayata
  • CDK’den sahiplenme çağrısı Avrupa Kürt Demokratik Toplum Koordinasyonu (CDK), Kürt halkını Roj TV’yi sahiplenmeye çağırdı. CDK yazılı bir açıklama yaparak Almanya’nın aldığı kararı kınadı. CDK, açıklamasında, “Bu yasağın da diğer saldırılar gibi hiçbir hukuki dayanağı ve meşruiyeti yoktur” diyerek şöyle devam etti:”Sadece ve sadece Alman devletinin Kürt halkına karşı kurumsallaştırdığı düşmanca siyasetin bir sonucudur. Ancak nasıl ki Türk devletinin 30 yıldır Kürt halkının irade gücünü kırmak için tüm imha ve inkar girişimleri sonuçsuz kalmışsa, Kürt halkı da Êdî Bes e hamlesiyle Alman devletinin bu şiddetini boşa çıkaracaktır.” Açıklama, şu çağrıyla bitirildi: ”CDK Koordinasyonu olarak, başta Almanya olmak üzere Avrupa’daki tüm yurtsever halkımızı, aydınları ve dostlarımızı, Türk devletinin imhacı zihniyetini Roj TV yasaklayarak körükleyen Alman devletini her yerde protesto etmeye çağırıyoruz. Halkımız Roj TV’yi de e Êdî Bes e hamlesinin direniş ruhu ve kararlığıyla sahiplenecek ve bu konuda asla taviz vermeyecektir.”kon-kurd
  • KON-KURD: İran’a da cesaret Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu, Roj TV’nin yasaklanmasıyla hukuk ve demokrasinin katledildiğini söyledi. KON-KURD Yürütme Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada, benzeri bir uygulamanın Kürt gazetesi Özgür Politika’ya karşı geliştirildiği hatırlatıldı. Açıklamada, ancak bunun tamamen siyasi ve hukukdışı olduğunun, daha sonra bizzat Alman mahkemeleri tarafından kabul edildiği belirtildi. Açıklamada, bu karar ve uygulamanın, Türk devletinin çanak antenleri toplama ve korsan sinyaller gönderme gibi çağdışı girişimlerinden hiçbir farkı olmadığı kaydedildi. KON-KURD Yürütme Kurulu, Alman hükümetini, Kürt halkına yönelik haksız uygulamalardan, bir an önce vazgeçmeye çağırdı. Tüm bu karar ve uygulamaların Türk ve İran devletlerinin Kürt halkına yönelik terörüne güç ve cesaret verdiğine dikkat çeken KON-KURD, Kürdistanlılarla dostlarına da kapsamlı girişimlerde bulunma çağrısında bulundu. YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Başkan Talabani Beyaz saray’da

PNA-Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Irak Hükümetinin, bazı bölge ülkeleriyle ilişkileri geliştirmekte olduğu açıklamasında bulundu.talabani

ABD Başkanı George W. Bush’la Beyaz Saray’da bir araya gelen Talabani, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Irak Hükümetinin, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Kuveyt’le ilişkileri geliştirdiğini, İran ve Suriye ile de normalleştirmekte olduğunu belirtti.

Irak Hükümetinin bu yıl petrol ve seçim yasalarını geçireceğine inandığını da söyleyen Talabani, görüşmede Bush’u, Irak’ın terörizm ve iç savaş tehdidi oluşturan milislerle mücadelesi konusunda bilgilendirdiğini de kaydetti.

Talabani’yi Beyaz Saray’da ağırlayan Bush görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Irak Devlet Başkanı ile birçok konuyu ele aldıklarını, bunlar arasında Amerikan askeri varlığının 2008’den sonraki çerçevesini belirleyecek güvenlik anlaşmasının da yer aldığını ifade etmişti.talabani bush

Talabani de bu konuda Iraklıların, Amerikan Hükümetiyle bu konuda işbirliği yapmak yönünde irade gösterdiğini belirterek, "Bir an önce bu anlaşmayı imzalamak için çabalarımızı sürdürüyoruz" demişti. (ajanslar)