Askeri yöntemler sorunu çözmüyor
Gönderen: rizgarionline Tarih: 10.10.2007 Saat: 08:38
Katkıda Bulundu rizgarionline
Rizgarî Online/DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, ''Bu sancılı, sıkıntılı dönemde hepimiz rahatsızız. Ama gerçekten bir diyaloğun, bir sürecin başlatılması zamanıdır'' dedi. Türk, TBMM'de gazetecilerin, öldürülen askerlere ilişkin sorusu üzerine, çatışmanın olduğu yerde, sosyal, toplumsal ve psikolojik bütün tedbirlerin alınması gerektiğini vurgulayarak, "Meseleyi sadece askeri yöntemlerle çözmeyi hedefleyen mantığın hiçbir zaman başarılı olmadığını gördük" dedi.
Ahmet Türk, "Şimdi biz herşeyi bir tarafa doğrultuyoruz; sadece inkar ve askeri mantıkla sorunları çözmeye çalışıyoruz. Tabii bunun da istenilen sonuçları olmuyor. Şimdi diyaloğun geliştirildiği bir dönemde tabii ki insanlar daha fazla birbirini anlıyor ve ortak çözüm koşullarını yaratıyor" dedi.
Türk, "Şimdi ortaklaşma yok; siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, bölge insanları ne düşünüyor? Yani bu konuda hiçbir çalışma yapılmıyor. Tabii ki bu sancılı, sıkıntılı dönemde hepimiz rahatsızız. Ama gerçekten bir diyaloğun, bir sürecin başlatılması zamanıdır. Ben inanıyorum ki insanlarımız, bir diyalog ortamı oluşturulduğu zaman birbirini anlar. O diyaloğun getirdiği olumlu, pozitif hava, farklı bir sürecin başlamasına da neden olabilir" diye konuştu.
Rizgarî Online/Şırnak kırsalında operasyon yapan 13 askerin öldürülmesi üzerine “sözün bittiği yer” açıklaması yapan Türk hükümeti, “sınır ötesi” operasyonu acil gündemine aldı. Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında toplanan AK Parti Merkez Yürütme Kurulu, “terörle mücadele” kapsamında, sınır ötesi operasyon için tezkerenin hazırlanarak Meclis’e gönderilmesine karar verdi.“Terörle Mücadele” Yüksek Kurulu'ndan sonra konuşan Başbakan Erdoğan "Meşru müdafaa hakkımızı kullanacağız" dedi.
Partisinin Merkez Yürütme Kurulu'na bilgi veren Türk Başbakan, sınır ötesi operasyon için bütün gerekçelerin oluştuğunu vurguladı.
Türk haber ajanslarının kaydettiğine göre, Erdoğan parti kurmaylarına “Girilmesi gerekiyorsa girilecek, yetki ise yetki, para ise para her türlü imkan sağlanıyor, sağlanacak” dedi.
Ajansların kaydettiğine göre Türk Genelkurmayı, Kurul’dan çıkan kararı tatmin edici buldu. Sınır ötesi operasyonun hangi noktalara düzenleneceğine dair harekat planlarının yaz başından beri hazır olduğunu belirten yetkililer, operasyona başlamak için tezkere ve direktif beklediklerini ifade ettiler.
Öte yandan parlamento meclis grubunda konuşan Faşist MHP lideri Devlet Bahçeli; “Ben bu kürsüden, sık sık referandum yapacağını müjdeleyen sayın Başbakan’a, bu uygulamasına sınır ötesi operasyon için bir referandum yaparak başlamasını öneriyorum. Böylece kendileri ve hükümeti, okyanus ötesinden talimat almaktan kurtulacak, sürekli telafuz ettiği ‘cumhurun iradesi’ne de başvurmuş olacaktır. Hükümetin aymazlığına rağmen inancım odur ki hainler ve işbirlikçilerine gereken ders eninde sonunda verilecektir"açıklaması yaptı.
RO/Zilan Dersim
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Türk Dışişleri bakanı, Kerkük ve Kürd kazanımlarına göz diktiklerini yineledi
Kurdians: Wednesday, October 10, 2007Gönderen: rizgarionline Tarih: 10.10.2007 Saat: 08:35 Katkıda Bulundu rizgarionline Rizgarî Online/PKK/KCK yöneticilerinin Federe Kürdistan bölgesinde bulunmasını bahane ederek, özgür Kürdistandaki ulusal yapılanmayı dağıtmak ve Kerkük referandumunu engellemek için kaç yıldır fırsat kollayan Türk devleti, 15 askerin öldürülmesini fırsat bilerek, “sınır ötesi operasyon” adı altında Federe Kürdistani işgal etmek için yeni hazırlıklara başladı. Türk Dışişleri Bakanı Ali Babacan, “sınır ötesi operasyon” olasılığına yönelik Meclis’ten tezkere çıkarılmasına ilişkin “Ne tür hazırlık yapılacaksa tüm kurumlar çalışmaya başlamıştır” dedi. Ortadoğu turu kapsamında Ürdün’de bulunan Dışişleri Bakanı Ali Babacan, CNN TÜRK Ankara Diplomasi Muhabiri Osman Sert’in sorularını cevaplandırdı. CNNTürk muhabirinin aktardığına göre, “Terörle mücadele” konusunda açıklamalarda bulunan Babacan, “İlgili kurumlar bu dakika itibarıyla çalışmalara başladı. Gerekli tedbirleri, gerekli hazırlıkları yapmakla görevlendirildi” ifadelerini kullandı. Terör konusunda sorunların azalmadığını, giderek çoğaldığını belirten Babacan, “Bugüne kadar denenenler, yapılanlar var, bundan sonra yapılacaklar var” dedi, ancak ayrıntıya girmedi. “Güneydoğu'da verilen son kayıpların terörle mücadele noktasında hükümetin kararlılığını daha da arttırdığını” kaydeden Babacan, ABD ve Irak hükümetlerinden de “ellerinden geleni azami şekilde yapmalarının beklendiğini” belirtti. "ABD ile yakın ilişki bekliyoruz" Ali Babacan “ABD hükümetinin bizlerle yakın bir ilişki içinde olmasını bekliyoruz” diye konuştu. “Kuzey Irak’taki PKK varlığı konusunda Türkiye’nin şikayetlerinin tüm dünyaca bilindiğini” ifade eden Babacan, bölgesel Kürd yönetimiyle de iletişim kanallarının varolduğunu söyledi. “Bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak muhatabımız Irak’taki merkezi yönetim” diyen Ali Babacan, İstanbul'da yapılacak Irak'a Komşu Ülkeler Toplantısı’ına da değindi. Irak ile ilgili Türkiye’nin “olmazsa olmazlarını” sıralayan Babacan bunları “Irak’ın birliği, toprak bütünlüğü” ve “Irak’ın doğal zenginliğinin tüm ülke tarafından paylaşılması” olarak özetledi. RO/Ömer Kaçar
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu en büyük tehdit olarak gören Türkiye, böylece 80 yıldır nasıl ilişki kuracağını bilemediği Kürt vatandaşlarını yine dışlıyor. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'ni düşman saymak, içerideki 'Kürt gerçeği'nden kaçmaktır MUHAMMED NUREDDİN Türkiye'ye Kürt kâbusu yaklaşıyor. 80 yıldır kendi Kürtleriyle nasıl ilişki kuracağını bilemeyen Türkiye şaşkın; hatta tabiri caizse, dışarıdaki Kürtlerle yakınlaşmaktan da aciz. 'Dışarıdaki Kürtler', bölgesel denklem içinde 'içerideki Kürtler'e dönüşebiliyor. Hal böyleyken, içerideki Kürtler de dışarıda kalıyor. Kuzey Irak'taki Kürt gerçeği bu ve bu gerçek, MHP'li vekillerinden birinin de ifade ettiği gibi, şu an federatif bir şekil alan, sadece bağımsızlığını ilan etmemiş bir 'yarı devlet'e dönüşüyor. Gerek Türkiye ve Irak'ta, gerekse başka ülkelerde uygulandığı üzere insanlık dışı anlamıyla milliyetçi ideolojilerin, kendi vatandaşlarını 'yabancılaştırma' noktasında en belirgin rolü oynadığı veya buna katkıda bulunduğu şüphesiz. Ortadoğu'da hep askeri operasyonlar ve işgallerle gerçekleşen değişimler daha fazla bölünmeye yol açtı. Peki küreselleşme çağında bir devletin kapılarını değişim rüzgârına kapatması mümkün mü? Saddam Hüseyin Kürt kimliğini epey erken bir zamanda, 1970'te tanıdı. Hatta Irak Kürtlerine eşsiz bir özerk yönetim verdi. Gerçi Kürtler bu yönetimin sadece kâğıt üzerinde kaldığını düşündü. Saddam'dan önce de 1958 devrimi, anayasa ve yasalarda bu kimliği tanımıştı. Bugün Türkiye, Kürt isyanlarının 1925'ten bu yana kesilmemesine rağmen kendisini sıfır noktasında buluyor. İslamcıları ve laikleriyle Türk yetkililer 'Kürt gerçeğini' ve 'Kürt sorununu' tanımakta adeta yarışsa da, bu kof klişenin ötesine geçebilen yok. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bile bu hafta bir söyleşide, 'Kürt gerçeğinin' varlığını itiraf etti. Fakat iş bunun anayasa ve yasalarda somutlaştırılmasına geldiğinde, devlet yapısının ve toprak bütünlüğünün maruz kalacağı tehdide dair uyarılar yapılıyor ve sorun sıfır noktasında kalıyor. Bu bakış açısını Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt somutlaştırıyor. Büyükanıt, Türkiye için öncelikli tehlikenin Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması ihtimali olduğu görüşünde. Ona göre bu durum sadece güvenlik açısından değil, siyasi ve psikolojik açılardan da tehlikeli. Zira Büyükant'ın da belirttiği gibi, Irak'taki Kürt oluşumu Türkiye Kürtleri için 'cazibe ve çekim merkezi' oluşturacak ve bu durum özellikle de Türkiye'nin Kürt bölgelerinde ayrılıkçılığı teşvik edecek. Ayrıca Türkiye'deki Kürtlerin sayısı 13-14 milyondan az değil. Yani Irak Kürtlerinin üç katı. ABD'nin bölgeyi bölme planına yarıyor Türkiye'de Kürt kâbusu yaklaşıyor. Bu kâbusu yaklaştıranlar da, Türkiye'nin NATO 'müttefikleri'nden ve özellikle de ABD'den başkası değil. Zira herkes ABD'nin Irak'taki savaşının hedeflerinden birinin de, bölgeyi Irak'tan başlayarak etnik ve mezhepçi temellerde parçalamak olduğunu düşünüyor. Fakat geçmişte Rusya'daki Bolşevik devriminin yol açtığı Sykes-Picot anlaşmasında Fransızların ve İngilizlerin yaptığı gizli komplolarının aksine, ABD bu bölme planını açıkça ifade ediyor. Batı güce sahip ve bu gücü 'petrolü kontrol altına almak ve bölgeyi bölmek' şeklinde hayata geçiriyor. Fakat şartlar uygun olmasa bunda başarı elde edemezdi. Ülke içinde kendi rejimleri tarafından işgal edilmiş olan insanlar dışarıyla mücadele edemez. Saddam Hüseyin döneminde yaşanan buydu. Türkiye gibi başka yerlerde de aynı durum yaşanabilir. Zira hangi Türkiyeli Kürt, yıllarca Türkiye'deki Kürt kimliğini eritmeye çalışmış bir rejimi savunmaya hazır olabilir ki? Kuzey Irak'taki Kürt devletinin tehlike olarak görülmesi, içerideki 'Kürt gerçeğiyle' mücadeleden kaçmak değil mi? Türk liderler, Kürt kâbusunu son derece yakın kılan yanlış politikalarını tekrarlıyor. (Katar gazetesi Şark, Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, 7 Ekim 2007)
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Federal Irak, Operasyona karşı çıktı
Gönderen: rizgarionline Tarih: 09.10.2007 Saat: 17:52
Katkıda Bulundu rizgarionline
Rizgarî Online/F.Irak Büyükelçisi Sabah J. Omran, sınır ötesi operasyonun Irak’ın egemenliğinin ihlali olacağını kaydederek, ‘’operasyonun yasal zemini yok’’ dedi. F.Irak Büyükelçisi Sabah J. Omran, Uluslar arası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nda düzenlenen ‘Irak ve Türkiye’ konulu toplantıda sınır ötesi operasyonun Irak’ın egemenliğinin ihlali olacağını ve bu konuda yasal bir zeminin bulunmadığını belirtti. Omran, ‘’terör anlaşmasının’’F. Irak meclisinde onaylanarak yürürlüğe girmesinin gerektiğini söyleyerek, “Meclisin onayı zor olacak, nihayetinde bir koalisyon var. Çok fazla grup var” dedi.
PNA’nın kaydettiğine göre Omran, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonu tek taraflı yapması halinde buna F.Irak tarafının yanitinin nasıl olacağı konusunda ise “Böylesine farazi bir soruya tam cevap verebilmek kolay değildir. Elbette bir devlet egemenliğinin ihlali halinde bu durum kınanır. Ama bunun dışındaki önlemler konusunda şu aşamada bir şey söyleyemeyiz” şeklinde konuştu.
RO/Cemil süphan
Etiketler: iraq, kurdistan, turkey terror
Ajanslar/Bugün saat 10:05'da başlayan, terör zirvesi bitti. Başbakanlıktaki zirveye kalabalık bir grup katıldı.
Erdoğan'ın başkanlığında toplanan Terörle Mücadele Yüksek Kurulu'na üst düzey komutanlar da katıldı.
GEREKTİĞİNDE SINIR ÖTESİ OPERASYON
Terörle Mücadele Yüksek Kurulu toplantısının ardından yapılan yazılı
açıklamada, "Terör örgütünün komşu bir ülkedeki mevcudiyetini sona
erdirmeye yönelik olarak önümüzdeki süreçte, gerektiğinde sınır ötesi
operasyon dahil olmak üzere hukuki, ekonomik ve siyasi her türlü
tedbirin alınması, terör ve teröristlerle etkili yöntemlerle kararlı bir
şekilde mücadeleye devam edilmesi konusunda görevli kurum ve kuruluşlara gerekli emir ve talimatlar verilmiştir" denildi.
Mustafa Kemal, kendi emriyle kurulan Umum Müfettişliği’ne atadığı İbrahim Talî Öngöre ile birlikte (1927).
1925′te Şeyh Said Efendi liderliğinde başlatılan ve 46 kişinin idam edilmesiyle son bulan Kürt isyanı sırasında Türkiye Cumhuriyeti, Kürt illerine karşı sert yaptırımlara başladı. Kürt illerine müdahale etmek istemeyen Fethi Okyar başkanlığındaki hükümetin feshedilmesi ve yerine İsmet İnönü başkanlığındaki kabinenin getirilmesiyle başlayan süreç, 24 Mart 1925′te Takrir-i Sükûn ve İstiklal Mahkemeleri’nin Kuruluşu Yasası’nın kabülüyle devam etti. Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve Dersim mebusu Feridun Fikri Bey’in ısrarla karşı çıktıkları yasa tekliflerinin oylamasında, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın 15 milletvekilinin tamamı olmak üzere 60 kişi oylamada ret oyu kullandı. Cumhuriyet Halk Fırkası’na bağlı 92 milletvekilinin kabul oyuyla yasalaşan teklif, Kürt illerinde sıkıyönetim uygulaması öneriyordu. İki yıl yürürlükte kalmak kaydıyla çıkarılan yasanın çalışma süresi dolunca yerine İsmet İnönü’nün teklifiyle Genel İnspektörlük (Umum Müfettişliği) kurulmasına karar verildi.

Kürt illerini uzun süre hakimiyet altında tutacak olan Umum Müfettişlikleri’nin resmi gazetedeki ilanı. İlanda, Cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal’in, bakan olarak İsmet İnönü, Abdülhalık Renda, Mahmut Esat Bozkurt, Mustafa Necati Uğural, Şükrü Saraçoğlu, Tevfik Rüştü Aras, Şükrü Kaya, Refik Saydam, Mustafa Rahmi Köken ve Behiç Erkin’in imzaları bulunmakta. (27 Kasım 1927)
İsmet İnönü’nün “Bölgede daha güçlü bir yönetim kurulması gerekmektedir” sözüyle gerekçelendirilen teklif, 25 Haziran 1927 tarihinde Umum Müfettişlik Teşkiline Dair Kanun adıyla kabul edildi. Kanun, 27 Kasım 1927′de Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ve Bakanlar Kurulu tarafından imzalandı. Bu kanuna göre kurulacak müfettişlik, Elaziz (Elazığ), Urfa, Hakkari, Bitlis, Diyarbekir, Siirt, Mardin ve Van illerini kapsayacaktı. Bu illerin seçilmesinin sebebi ise Kürt isyanlarının bu merkezlerden yayıldığı kanısıydı. Umum Müfettişliği’ne Mustafa Kemal’in emriyle İstanbul milletvekili Dr. İbrahim Talî Öngören beş yıl bu görevde kalmak üzere atandı. 1934′te Trakya’da kurulan İkinci Umum Müfettişliği’nin ardından 1935′te Erzurum, Kars, Erzincan ve Ağrı gibi Kürt illerini de kapsayan üçüncü müfettişlik kurulur. 1936′da Bingöl, Dersim, Elaziz ve Erzincan illerini kapsayan Dördüncü Müfettişlik kurulur. Birinci Müfettişlik’e 1935′te İbrahim Tali Öngören’in yerine Abidin Özmen, Üçüncü Müfettişlik’e Yunanlılara ilk kurşunu attığı söylenen Hasan Tahsin Uzer, Dördüncü Müfettişlik’e de Koçgirî İsyanı’nı bastıran Türk ordu birliklerinin komutanlarından Nurettin Paşa’nın oğlu olan Korgeneral Abdullah Alpdoğan atanır. Dikkat çeken bir başka nokta ise müfettişliklerin kuruluş zamanlarıdır. İlk Umum Müfettişlik, Şeyh Said İsyanı’ndan sonra; Üçüncü Umum Müfettişliği, Ağrı İsyanı sırasında; Dördüncü Umum Müfettişliği ise iktidarın Dersim’e yönelik harekat hazırlıkları sırasında kurulmuştur ve bu müfettişliğe sadece korgeneral rütbesine erişebilmiş askerler atanabilmekteydi.
Dördüncü Umum Müfettişi Korgeneral Abdullah Alpdoğan Dersim’de Kürtlerle konuşuyor (1937).
Umum Müfettişlikleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk otuz yılında Kürtlere bakış açısını ve sorunları çözmedeki yaklaşımını çok açık bir şekilde ortaya koyan bir kurum olarak önemlidir. Çünkü Kürtler üzerinde uygulanan politikalarda bu kurumun söz sahipliği her zaman en üst düzeydeydi. Nitekim 7 Aralık 1936′da Ankara’da başlayan ve 22 Aralık 1936′ya kadar devam eden Umum Müfettişlikleri Toplantısı, Dersim İsyanı’nın bastırılmasına hazırlıkların yapıldığı bir toplantıydı ve Abdullah Alpdoğan’ın sunduğu raporda yer verdiği şu satırlar, cumhuriyetin Kürtlere yaklaşımını ortaya koymaktaydı: “… Soyadı Kanunu Kürt mıntıkasında Türk soyu adları soyadı olarak halk verilmekte ve bu adlarla kendileri çağrılarak tatbik edilmektedir. … Türkçe bilmeyen çocuklara bu mekteplerde Türkçe öğretiliyor. Türk duygusu aşılanıyor. Tunceli içerisinde dilini unutmuş Türk soyundan insanların kasaba ve nahiyelerle civarına iskanları düşünülüyor. … Toplu bir Türk camiası vücuda getirecek bu hususta hazırlıktayız.”
25 Haziran 1927′de bir kanunla kurulan müfettişlikler, 22 Mayıs 1950′de iktidara gelen Adnan Menderes başkanlığındaki Demokrat Parti hükümetinin bir icraatı olarak 1952 yılında resmen yürürlükten kaldırıldı. Demokrat Parti’nin Diyarbekir milletvekili Mustafa Remzi Bucak, yasanın kaldırılacağı gün, meclis kürsüsünden milletvekillerine şöyle sesleniyordu: “… Umum Müfettişlikler bu memleketin siyasi idare tarihinde kapkara bir leke olarak yer almaktadır. Bu bakımdan Umum Müfettişlikler, idare ve siyasi tarihimizde iğrenç ve korkunç kanlı sahifeler ilave etmekten başka bir vazife görememişlerdir…”
TÜRK TOPÇULARI, KÜRT KÖYLERİNİ ŞİDDETLİ BİR ŞEKİLDE TOPA TUTTU.
PNA-Türk ordusunun Dohuk’a bağlı Amediye’ye yakın bazı köyleri şiddetli bir şekilde topa tuttuğu bildirildi. Bombalanan köylerde birinin Deraluk nahiyesine sadece 1 kilometre uzunlukta olduğu belirtildi.
Bombardımanlara ilişkin PNA’ya demeç veren Sınır Muhafaza Komutanlığı yetkililerinden Said Haci, Türk ordusunun dün akşam saat 03:00’da Geli Tubız Ağa, Pışta Nızdur, Baluka ve Sarka Xırapı köylerini şiddetli bir biçimde bombardıman ettiğini bildirdi.
Haci, bombardımanlarda herhangi bir can kaybının meydana gelmediğini söyledi. Öte yandan, Türk topçularının Dereluk nahiyesine bağlı Reşawa, Hituti, Ginı ve Zılı köylerini şiddetli bir şekilde top tuttuğu belirtildi.
Reşawa köyünün Dereluk’un merkezine sadece 1 kilometre uzaklıkta olduğu belirtildi.
Bombardımanlarda herhangi bir can kaybının yaşanmadığı belirtildi.
Etiketler: kurdistan, turkey terror
Herald Tribune: Tarihçilerin tahmini, 1,5 milyon Ermeni’nin Osmanlı Türkleri tarafından öldürüldügü
Kurdians: Monday, October 08, 2007
Gönderen: rizgarionline Tarih: 08.10.2007 Saat: 11:17
Katkıda Bulundu rizgarionline
Rizgarî Online*/Başkan George W. Bush cuma günü Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a Birinci Dünya Savaşı döneminde 1.5 milyon Ermeni’nin ölümünü soykırım olarak niteleyen Kongre'deki yasa tasarısına şiddetle karşı olduğunu söyledi. Bush ve Erdoğan, çarşamba günü Temsilciler Meclisi'nin Dış İlişkiler Komitesine gelecek olan yasa tasarısıyla ilgili bir telefon görüşmesi yaptılar. Tasarının onaylanması bekleniyor. Beyaz Saray Sözcüsü Gordon Johndroe, Bush'un, "Kabul edilmesi halinde, ABD'nin Türkiye ile olan ilişkilerine zarar verecek olan tasarıya karşı olduğunu tekrarladığını" söyledi.
Johndroe, Bush'un, Ermeni olaylarının 20. yüzyılın en büyük trajedilerinden biri olduğuna, ancak bu olayların bir soykırım olup olmadığı kararının verilmesinin "yasamanın değil, tarihi incelemenin konusu olması gerektiğine" inandığını söyledi.
Tarihçiler, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1,5 milyon Ermeni’nin Osmanlı Türkleri tarafından öldürüldüğü tahmininde bulunuyorlar. Olay, soykırım konusunda bazı bilim adamları tarafından büyük ölçüde 20. yüzyılın ilk soykırımı olarak görülüyor. Türkiye, ölü sayısının abartıldığı ve ölenlerin iç savaş ve kargaşa kurbanları olduğunu belirtiyor, ölümlerin soykırım olduğunu kabul etmiyor.
Osmanlı Türkiye'sinde azınlık olan Ermenilerin ölümü, 1915 yılından, 600 yıllık imparatorluğun kalıntılarından modern Türkiye'nin doğduğu 1923 yılına kadar sürmüştür.
ABD Dışişleri Bakanlığının Türkiye ile ilişkilerden sorumlu üst düzey yetkililerinden birisi, ABD'nin, soykırımın olduğunu kabul ya da reddetmek gibi bir konumda olmadığını söyledi. Bununla birlikte, Dışişleri Bakanı Yardımcısı Daniel Fried, "Bu tasarının, ne tarihi gerçeğin amacına, ne Türk-Ermeni barışına ne de ABD'nin çıkarlarına yararı olacağına inanıyoruz" dedi.
Freid, Türklerin tasarının kabul edilmesine gösterecekleri tepkinin çok sert olabileceğini ifade etti. Tasarı, bir NATO müttefiki olan Türkiye ile ilişkilere "ciddi zarar" verebilir ve ABD'nin Türkiye'nin komşusu olan Irak'taki savaş çabalarını da zedeleyebilir.
Tasarı büyük ölçüde sembolik ve dış politikada bağlayıcılığı da yok. Benzer tasarılar daha önce de önerilmiş ama Meclisten geçmemişti. Fakat çarşamba günü Dış İlişkiler Komitesine gelecek olan tasarının, Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi'nden geçme şansının yüksek olduğu görülüyor.
*İnternational Herald Tribune gazetesi/05 Ekim 2007
Hazırlayan: Kaya Vural


