Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Beyaz Saray Sözcüsü Dana Perino'nun 'Bush, PKK'ye siyasi çözüm istiyor' sözlerine cevap vererek 'PKK konusunda politik çözüm söz konusu olamaz' dedi.
Washington'da bulunan Abdullah Gül, 'Woodrow Wilson International Center for Scholars' adlı düşünce kuruluşunda bir konuşma yaptı. Konuşmasında Gül, 'Nasıl El Kaide'nin dışarıdan saldırılarına karşı buna bir politik çözüm bulalım' demek mümkün değilse, PKK konusunda da böyle bir şey söz konusu olamaz' dedi.
Gazetecilerin PKK'ye yönelik operasyonları konusunda sorularını yanıtlayan Gül, 'Irak'ın kuzeyindeki bazı bölgelerden Türkiye'ye saldırı yapıyor. Karşılaştığımız durum bu. Bu kamplardan ve başka bir ülkeden gerek Türkiye'ye, gerek sivillere, gerek güvenlik güçlerine sivillere karşı saldırı olacak. Şimdi böyle bir konuda herhangi bir politik sözüm söz konusu olabilir mi? Nasıl El Kaide'nin dışarıdan saldırılarına karşı 'buna bir politik çözüm bulalım' demek mümkün değilse, böyle bir şey sözkonusu olamaz' diye konuştu.
Türkiye'nin kendi içinde birçok problemi olduğunu söyleyen Gül, 'terörle mücadele ederken bir taraftan tabi ki silahıyla gelene, silahlı mücadele, ama diğer taraftan, ekonomik, sosyal Türkiye'nin her yöresini kalkındırmak için, büyük çabalarımız var. Bunu Türkiye'de de ilan ediyoruz ve yıllardır da yapıyoruz. Bunu ayrı bir kontekste söylemek isterim burda' dedi.
Gül, Türkiye'nin Kerkük sorunu ve burada yapılması planlanan referanduma bakışının ne olduğu yönündeki soruya ise Irak'ın tüm sorunlarının Türkiye'yi yakından ilgilendirdiğini belirterek, Kerkük'ün potansiyel önemli bir problem olarak görüldüğünü kaydetti. Gül, 'Irak, Ortadoğu'nun küçük bir modeli. Kerkük de Irak'ın küçük bir modeli. Gruplar arasında anlaşma sağlanmadan referandum yapılırsa etnik çatışmalar başlayabilir. Kerkük'ün statüsü, Birleşmiş Milletler tarafından belirlendikten sonra referandum yapılmalı' dedi.
WASHİNGTON - ANF
Washington Post gazetesi ve UPI ajansına göre, Amerikan Başkanı George Bush, dün Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile gerçekleştirdiği görüşmede PKK ve Kürt sorununa ilişkin geniş siyasi çözüm için girişim istedi.
ABD ve Türkiye'nin son bir aydır PKK'ye karşı işbirliğini arttırdığı ve Washington yönetiminin PKK'nin Güney Kürdistan'daki üstlerine ilişkin Türkiye'ye genişletilmiş istihbarat sağladığını hatırlatan Washington Post gazetesi Bush'un dünkü görüşmede Gül'den geniş bir siyasi çözüm için girişimde bulunmasını istediğini belirtti.
Washington post 'Bush, dün Türkiye'den ihtilaflı bölgede ekonomik gelişmeyi artırmasını ve bölge için geniş bir siyasi çözüme yönelik girişim yapılmasını istedi' diye yazdı.
İkili görüşmede İran, Irak ve terörizm konularının ele alındığını yazan gazete görüşmede ABD'nin Irak işgali ve Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin Ermeni Soykırımı'na ilişkin kararı ile gerginleşen ilişkileri güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.
United Press İnternational (UPI) ise Bush'un Gül'e 'Türkiye'nin güneydoğusu ile Irak'taki Kürt terörizminin sadece askeri yöntemlerle yenilemeyeceğini' söylediğini yazdı.
Haberde, Bush yönetiminden ismi açıklanmayan bir yetkilinin Bush ile Gül'ün PKK konusunda 'uzun bir tartışma' yaptıklarını ve 'soruna çözüm için birçok değişik çözümleri' ele aldıklarını söylediğine yer verildi. Aynı yetkili 'görüşme, PKK sorununa geniş çözüm bulma çerçevesindeydi ki bu sadece askeri eylem anlamına gelmiyor, aynı zamanda siyasal eylem, Türkiye içinde güneydoğu'da ekonomik, siyasi ve sosyal kalkınmayı içeriyor' dedi.
WASHİNGTON-ANF
Haydar UC / 03.01.08
Kürt Ulusunun parçalı hali, bağımsız bir devlet olarak örgütlenememiş olması, bölgesel hatta uluslararası bir sorun olarak varlığını devam ettiriyor. Kürt Sorunu söylendiği gibi bir Ortadoğu Sorunudur, dolayısıyla da Uluslararası bir sorundur. Bu nedenle İsmail Beşikçi, haklı olarak „Uluslar arası Sömürge “ olarak tanımlıyordu Kürdistanı.
Kürt Ulusunun parçalı hali, bağımsı
Kürdistanın ilk parçalanmışlığı “Kasr-ı Şirin Antlaşması”na dayanır. Farslar (İranlılar) ile Osmanlılar arasında yapılan paylaşımda Kürdistan ikiye bölünür. Daha sonra Irak ve Suriye devletlerinin kurulmasıyla resmen dört parçaya bölünerek ( İran, Türkiye, Suriye ve Irak) bu sömürgeci ülkeler tarafından paylaşılır.
Bu süreç aynı zamanda sömürgeci ülkelerin asimilasyon, baskı-şiddet ve katliamlarının da başlangıcıdır. Eşi görülmemiş yağma, talan ve katliamlara maruz kalan Kürtler, bu haksız ve sömürgeci zulme boyun eğmemis, direnmiş ve sık sık isyan etmişlerdir. Kürtlerin bu haklı direnişleri her defasında kanla bastırılarak, on binlerce insan katledilmişdir.
Kürtlerin haklı, demokratik ve insani hakları söz konusu olduğunda başta sömürgeci devletler olmak üzere bütün dünya kör ve sağır olmuştur, Kürtlerin çığlığı/feryadı görmemezlikten, duymamazlıktan gelinmiş ve hep Kürtler suçlanmıştır. Kürdistan tarihinin en yakın isyanlarından olan 1937-38 Dersim`de on binlerce insan katledilmiş, Seyıd Rıza ve arkadaşları idam edilmiş, geri kalanlar ise batı illerine sürgüne yollanmışlardır.
Peki bunca zulüm ve zorbalık neden Kürtlere reva görülmüştür? Kürtler kimin toprağını, yurdunu işgal etmiştir? Farsların mı, Arapların mı, Türklerin mi? Hiç birinin!..
Kürtler, Mezopotamya denilen coğrafyanın en eski/yerleşik halklarındandır. Yani yaşadıkları toprakların gerçek sahipleridir.
Kürtlerin yaşadığı coğrafya, zengin petrol yataklarına sahip olduğu için sömürgeci güçlerin ve emperyalistlerin hep ilgi odağı haline gelmiştir.
Tarihte Kürtlerin yaşadığı dramı yaşamış, milyonlarca nüfusa sahip olmasına rağmen devletleşememiş başka bir ulus-halk yoktur. Yüz binlerle ifade edilen halklar devlet kurarken Kürtler neden devletleşemediler?
Sömürgeci ülkeler, devlet olmanın olanaklarını kullanarak, uluslararası arenada kurdukları ilişkiler sayesinde Kürtleri hep karışıklık çıkaran, “dış güçlerin kışkırtması” ile isyan çıkaran, “şiddet yanlısı, dağlı, vahşi insanlar” olarak lanse ettiler.
Buna karşın dağınık, örgütsüz ve zayıf durumda olan Kürtler, seslerini duyuramadılar. Sömürgeci güçlerle sıkı işbirliği içindeki emperyalist güçler de Kürtlerin bu durumda kalmasına göz yumdular. Çünkü dünya politikası çıkar ilişkileri üzerinde şekilleniyor. Bu kural dün olduğu gibi bu gün de böyledir.
1946 yılında Sovyetler Birliği İrani isgal edince Kürtler, Doğu Kürdistanın Mahabad şehrinde Mahabad Kürt Cumhuriyetini ilan ettiler. Ancak bu da iki ay gibi kısa bir süre yaşayabildi. Çünkü Sovyetler Birligi geri çekilerek, Kürtleri yüzüstü bıraktı. İran Ordusu saldırarak başta Kadı Muhammed olmak üzere bir çok yöneticisini idam etti ve oluşumu dağıttı. Genel Kurmay Başkanlığına seçilen Molla Mustafa Barzani beş yüz Peşmergeyle günlerce çatışarak Sovyetlere sığındı. Bir kaç yıl orada kalan Barzani daha sonra tekrar Kürdistana dönerek mücadeleye devam etti.
Mücadelenin hiç kesintiye uğramadan devam ettiği bölge Güney Kürdistandır. Bu gün Federe Kürdistan Bölgesi olarak varlığını devam ettirmesi (ABD Emperyalizminin konjokturel olarak desteginin yaninda) esasen bu geçmiş mücadelenin ürünüdür.
Kürtlerin işgale, zulme ve zorbalığa karşı verdikleri mücadele tamamiyle meşru bir mücadeleydi/mücadeledir. Dün de meşruydu bu gün de meşrudur.
Ulusal demokratik ve kimlik mücadelesi her halkın, her ulusun olduğu gibi Kürtlerin de en temel insani hakkıdır. Bu hakkı istediği biçimde kullanmak sadece Kürtlere aittir.
Ulusu isgal edilmiş bir halkın, işgalcilere karşı isyan etmesi meşrudur. Filistinlilerin İsrail siyonizmine, Vietnamlıların, Iraklıların ABD emperyalizmine karşı mücadelelerinin haksız olduğunu kim söyleyebilir.
Bu gün dünyanın en son teknolojisini kullanarak Kürtlere bomba yağdıranlara karşı her türlü mücadele yöntemini kullanmak neden meşru olmasın ki?
Her türlü şiddeti Kürtlere uygulayanlar, Kürtlerin toprağını işgal edenler diyorlar ki;
“biz sizi istediğimiz gibi döveriz, dilinizi, kimliğinizi yasaklarız, köylerinizi, ormanlarınızı yakarız ama siz sesinizi çıkarmayacaksınız. Biz kardeşiz, bu ülke hepimizindir. Ama burası Türkiyedir ve burada yaşayan herkeste Türktür. Kabul etmeyenler burayı terk etsinler, yoksa bizde Osmanlı dümeni çok, veririz bir çocuğun eline silahı sizi tek tek öldürürüz. Askerimizi polisimizi, kontralarımızı yollar sizleri gözaltına alır öldürürüz, sonra bizim haberimiz yok vallaha biz yapmadık deriz. Ya da sizi kurşuna dizeriz ve deriz ki bunlar bize ateş etti çatışma çıktı bunlar vuruldu. Ve Diyanetten de dinimize uygun fetva çıkartırız, bunların cenaze namazı kılınmaz, bunlar PKK`lidir, teröristtir deriz. Dünya kime inanır? “
Gerçekten şiddetin gerçek nedenini mi öğrenmek istiyoruz? Öyleyse;
Tarihten bugüne katledilmiş on binlerce Kürdü, darağaçlarında sallandırılmış ve sonra cesetleri yakılarak mezarları belirsiz Kürdistan liderlerini, yakılmış yıkılmış köyleri, tahrip edilmiş/edilen Kürdistan coğrafyasını, gözaltında, işkencehanelerde, dağ başlarında katledilmişlerin yetim kalmış çocuklarını, ırzına geçilmiş, fuhuşa sürüklenmiş kürt kadınlarını, yarını karartılmış yoksulluğa terk edilmiş, tinerciliğe, hırsızlığa mahkum edilmiş gençleri, köyleri yakılmış, batı şehirlerinin metropollerine sürülmüş binlerce kürdün varoşlarda yaşam savaşı vermelerini, her olayda potansiyel suçlu olarak gözaltına alınmalarını ve televizyonlarda katledilmiş gerilla cesetlerini, öldürülmüş gerillaların kesilmiş kulak, parmak ve kesik başlarını vs vs......
Bütün bunlara maruz kalmış bir halkın evlatlarına neden şiddete başvuruyorsunuz demek ne anlama gelir ve kime hizmet eder? Açıktır ki egemene.
Bütün bu zulmü uygulayan sömürgeciler diyorlar ki “legal alanda meşru mücadele alanlarını seçin, gelin demokratik zeminde mücadele verin”. İyide bu güne kadar yaptıklarınız ortada, DEP milletvekillerini yaka paça hapse atmadınız mı? Düğünlerde Kürtçe türkü söyleyenleri karakollarda süründürmediniz mi? Kürtçe-Türkçe yayın yapan gazeteleri, dergileri, yayınevlerini bombalamadınız mı? Yazarlara, çalışanlarına binlerce yıllık cezalar vermediniz mi? Gazetede çalışan muhabirleri göz altına alıp katletmediniz mi?
Peki, hangi demokratik alandan bahsediyorsunuz?
Kürtler, tarihte bu güne kadar 28 kez isyan ettiler. PKK 29. Kürt isyanıdır. PKK`yi doğuran sebepler yukarıda sıraladığımız baskıcı, sömürgeci faşist politikalardır.
Şiddet, Kürtlere bırakılmış tek seçenektir. Bütün insani demokratik hakları tanınmış bir toplumda, ortamda aklı başında hiç kimse şiddete başvurmaz. “Savaş kürt sorununun çözümünün önündeki tek engeldir” diyerek kimi Kürt çevrelerini kandıran ve bu yalanlara inanarak mızmızlanan kimi demokrat, kürt çevrelerinin unuttuğu bir şey var; eğer 12 eylül sonrası ortaya çıkan silahlı Kürt direnişi olmasaydı hiç kimse Kürtten ve Kürdistandan bahsetmeyecekti. Güney Kürdistandaki oluşumun tarihine bakılırsa bu gün gelinen aşamayı hazırlayan, örgütlü kalmalarının yanında sürekli olarak silahlı direnişi devam ettirmeleridir. Silahlı direnişin hiç kesintiye uğramadan devam ettiren Kürdistan parçası Güneydir. Bu gün konjoktürel olarak ABD`nin desteğinin önemli bir payı olsa da aslolan Kürtlerin örgütlü gücüdür.
Sonuç olarak, dünya eski dünya, gün eski gün değildir, Kürt eski kürt değildir. Kürt dediğiniz artık dağda yaşayan dünyadan bihaber Heso, Huso ve Memo değil; onlar şimdi mühendistir, avukattır, yazardır, gazetecidir, pilottur, profesördür, Avrupa Parlamentosunda milletvekilidir, işadamıdır, diplomattır, Kürdistan Bölge Başkanıdır, müzisyendir, ressamdır, şairdir, gerilladır, yirmi yıllık gerilla komutanıdır ve dünyanın her tarafına yayılmış basın-yayın, tv ve bilgi ağıdır!...
Kürt ve Kürdistan bilinci dünyanın her tarafındaki Kürdün beynine ve bilincine kazınmıştır. Hiç bir sömürgeci zorbalık bunu söküp atamaz.
Bütün dünya halkları gibi Kürtlerinde kendi egemeni oldukları, hep birlikte ürettikleri, hep birlikte tükettikleri ve kendi kendilerini yönettikleri , bütün halklarla kardeşce, eşit koşullarda yaşadıkları bir Kürdistanda/dünyada yaşamaları hakkı vardır. Hiç kimse bu hakkı engelleyemez.
Aşağıda bu güne kadar yaşanmış Kürt İsyanlarının önemli bir bölümünün dökümünü bulacaksınız.
OSMANLI DÖNEMİNDEKİ İSYANLAR:
Babanzade Abdurrahman Paşa isyanı (1806- Musul)
Babanzade Ahmet Paşa isyanı (1812 – Musul)
Zaza’ların isyanı (1820)
Yezidilerin isyanı (1830- Hakkari)
Şerefhan isyanı (1831- Bitlis)
Bedirhan isyanı (1835- Botan)
Garzan isyanı (1839- Diyarbakır)
Ubeydullah İsyanı (1881- Hakkari)
Bedirhan Osman Paşa ve kardeşi Hüseyin Paşa isyanı (1872-Mardin-Cizre)
Bedirhan Emin Ali isyanı (1889- Erzincan)
Bedirhaniler ve Halil Rema isyanı (1912-Mardin)
Şeyh Selim Şehabettin ve Ali isyanı (1912- Bitlis)
Koşgari isyanı (1920- Koşgiri)
CUMHURİYET DÖNEMİ AYAKLANMALARI:
Nasturi isyanı (1924- Hakkari)
Jilyan isyanı (1926- Siirt)
Şeyh Sait isyanı (1925- Bingöl-Muş-Diyarbakır)
Seit Taha ve Seit Abdullah isyanı (1925-Şemdinli)
Reşkotan ve Reman isyanı (1925- Diyarbakır)
Eruh’lu Yakup Ağa ve oğulları (1926-Pervani)
Güyan isyanı (1926-Siirt)
Haco isyanı (1926- Nusaybin)
I. Ağrı isyanı (1926)
Koçuşağı isyanı (1926- Silvan)
Hakkari- Beytüşşebab isyanı (1926)
Mutki isyanı (1927- Bitlis)
II. Ağrı isyanı
Biçar harekatı (1927- Silvan)
Zilanlı Resul Ağa isyanı (1929- Eruh)
Zeylan isyanı (1930- Van)
Tutaklı Ali Can isyanı (1930- Tutak-Bulanık-Hınıs)
Oramar isyanı (1930- Van)
III. Ağrı harekatı (1930)
Buban aşireti isyanı (1934- Bitlis)
Abdurrahman isyanı (1935-Siirt)
Abdulkuddüs isyanı (1935-Siirt)
Sason isyanı (1935-Siirt)
Dersim isyanı (1937-Tunceli)
PKK (1984…………..)
‘’NÜFUSU 10 MİLYONU GEÇEN KÜRTLERİN ANA DİLLERİNİ ÖĞRENMELERİ BİR HAKTIR.’’
Kurdians: Tuesday, January 08, 2008
PNA-Başbakan Diyabakır'da STK'ların temsilcileriyle konuştu. Toplantıda demokratik açılım isteyen Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu'nun görüşlerini Erdoğan, "Sen benim yerimde olsan ne yapardın? Öneri getir" sorusuyla karşılamış.
Tanrıkulu, herhalde örnek olsun diye, anadilde eğitim ve üniversitelerde Kürdoloji bölümlerinin açılması önerisini dile getirmiş. Erdoğan'ın cevabı umut verici değildir: "Sadece Kürt kökenli vatandaşlar yok. Çerkez, Lazlar var. Başkaları isteyince ne olacak? Bizde güzel bir laf var, atış serbest, bekâra karı boşamak kolay"!
Bu sözleri Sezgin bey nasıl karşıladı bilemiyorum; ben olsam 'atış serbest' hafifliğini duymazlığa gelir, bekâr-evli atasözüne de, "Başkaları da isterse" gerekçesine de itiraz ederdim.
Başbakan "Bekâra karı boşamak kolaydır" derken, hükümetin içinde bulunduğu zorluklara işaret etmektedir. Doğru da, hükümet etmek zaten böyle bir şeydir, gerektiğinde boşanmayı göze alabilecekler iktidara talip olurlar.
Bu atasözü, "boşanma yanlıştır, o nedenle boşanılmıyor" anlamında değil; "Boşanmak gerekebilir ama dışardan görülemeyecek zorlukları vardır" anlamına kullanılır.
Başbakan'ın Kürtçe eğitim ve yayım konusunda acaba çevresini mi, bürokrasiyi mi, kurulu düzeni mi geçmeyi zor görmektedir? Her yerde demokratik genişlemelere karşı çıkanların bulunduğu sır değildir ama Başbakan isterse bunları kolaylıkla aşabilir.
Gelelim, "Başkaları da isterse" gerekçesine:
Sayın Erdoğan, Kürtçe eğitim olursa, Çerkezlere, Lazlara da bu hakkı vermek gerekir, bunu yapmanın dışarıdan görülemeyecek zorlukları vardır demektedir.
Kimin ne istediği bilinirse, "Laz, Çerkez ve diğerleri isterse" sorusunun cevaplanması kolaylaşır:
Türkiye'de yaşayan Kürtlerin sayısı, çocuklar dahil 10 milyonla 12 milyon arasındadır. Oysa kendini Laz, Çerkez, Gürcü, Boşnak, Makedon ve benzer adla tanımlayanların oranı yüzde 3, toplam sayıları da 2 milyon çevresindedir. Bunlara Arapları da katsak bile sayıları 3 milyonu bulmaz.
Toplam sayısı 300 bini geçmeyen bir kimlik dilinin öğretilmesiyle,10 milyonu geçen Kürtlerin dilinin öğretilmesi farklı konulardır.
Kaldı ki ilke olarak, çoğunluk dilinden farklı bir dili öğrenmek ve geliştirmek isteyenlerin o dili öğrenme olanağına kavuşmaları, isteyen bakımından bir hak; devlet bakımından bir görevdir. Ayrıca isteyen bu dilleri öğreten okul da açabilmelidir.
Üniversitelere gelince: Birçok üniversitenin edebiyat fakültelerinde batı dilleri, Rusça, Urduca, Korece, Arapça gibi yaşayan diller yanında, Latince ve Hititçe gibi bugün yaşamayan dillerin öğretildiği ve incelendiği bölümler bulunmaktadır; Kürtçe'nin öğretildiği ve incelendiği bölümlerin de açılmaları en azından tutarlılık gereğidir.
Karadeniz üniversitesinde 'Laz dili ve edebiyatı bölümü' açılmasının ne sakıncası vardır? Tatarca, Çerkezce ve benzerlerinin ortadan kalkması öncelikle Türk kültürünü fakirleştirecektir.
Milli Eğitim Bakanı'nın, Kürtçe öğretecek sınıfların açılmamasını; rektörlerin, üniversitelerde Kürtçeyi geliştirecek ve edebiyatını inceleyecek bilim dallarının bulunmamasını açıklamakta zorluk çektiklerini sanıyorum.
Başbakan, kendi atasözü deyimleriyle, gerektiğinde boşanmaktan korkmayarak, ülkemizde azınlık dillerinin öğrenilmesinin ve geliştirilmesinin önünü açmalıdır. (Turhan Erdem, K: Radikal)
PNA-Türkkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) başkanı AKP’li Köksal Toptan, Kürtçe eğitimin Türkiye’yi böleceğini iler öner sürdü.
Türkiye’de yayını yapan CNNTürk televizyonununa konuşan Toptan, ‘’Kürtçe eğitimin Türkiye’yi böleceğini’’ öner sürerek "Eğitim dili Türkçe’nin dışına kaydırılırsa, yazma ve konuşma dilini kaybederiz. Türkiye’yi paramparça yaparız" dedi.
‘’1982 Anayasası da daha önceki Anayasalar da, din, dil, cins ayrımı yapılmaksızın herkesin eşit olduğunu öngördüğünü ‘’söyleyen Toptan, ‘’Herkesi kucaklayan anlayıştan, ayrılık anlamına gelebilecek, farklılıkları eğitim boyutuna, başka boyutlara taşıyacak bir düzenleme, Türkiye için tehlike olur. O nedenle eğitim dili gibi tartışmaları, Anayasa boyutuna indirgemememiz lazım. O zaman Türkiye’yi paramparça ederiz; Kürt, Çerkez, Gürcü vatandaşı toplumdan dışlamış oluruz.’’ Dedi.
Af konusunda Toptan, ‘’221. maddede bir değişiklik yapsak veya genel bir af çıkarsak, terör Türkiye’de ortadan kalkacak.’ Yok öyle bir şey. Geniş şekilde af olarak yorumlanabilecek bir düzenlemeyi kimse aklından geçirmesin. ‘’ dedi.
DTP konusunda Toptan ‘’ DTP’nin Meclis’teki çalışmaları beni rahatsız etmedi. Ancak Meclis dışındaki söylem ve eylemleri, halkı olduğu gibi beni de endişeye sevk ediyor. Dışarıdaki faaliyetlerinde kendilerini kontrol altına almaları gerekir. Kesinlikle savunulamayacak durumda olduğu anlaşılan PKK’nın terör örgütü olduğunu söyleyip, eylemleriyle bunu kanıtlamalıdırlar.’’ Dedi.
Türkiye’ye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da bir süre önce Diyarbakırda yaptığı açıklamada, Kürtçe’nin Türkiye’nin birliğini tehlikeye sokacağını öne sürmüştü.
Bozan Tekin, Roj TV'de yayınlanan programa katılarak, “Diyarbakır’ın Yenişehir semtinde askeri servis aracına yönelik bombalı saldırıyı yerel, bağımsız otonom, çeşitli birimlerin operasyonlara karşı bir tepki biçiminde geliştirdiği bir eylem” dedi. PKK'nın internet sitelerinde yayınlanan habere göre Bozan Tekin, “Sivillerin yaşamını yitirmesi üzüntülerimizi arttırıyor. Bizim hareketimiz hiç bir zaman sivilleri hedef almadı. Bize bağlı olan bağımlı ya da bağımsız, bu halk ile hareket edenler sivilleri hedeflemezler. Sivillerin yaşamını yitirmesinden dolayı üzüntülerimizi belirtiyoruz, halkımızdan da özür diliyoruz” dedi.
KCK Diyarbakır halkından özür diledi
16:07
KCK Yürütme Konsey üyesi Bozan Tekin, Diyarbakır'da askeri servis aracına yönelik saldırının merkezi bir planlama olmadığını belirterek halktan özür diledi. Bozan, 'Bu eylem hareketimizin merkezi planlaması değildir. Bu saldırıyı bizim araştırmamıza göre yerel bağımsız otonom grupların yaptığı bir eylemdir' dedi.
KCK Yürütme Konsey üyesi Bozan Tekin, Roj TV'de yayınlanan 'Roj Aktüel' programına katılarak, 3 Ocak'ta Diyarbakır'ın Yenişehir semtinde askeri servis aracına yönelik bombalı saldırıya ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Tekin, eylemin hareketlerinin merkezi bir planlaması olmadığını vurgulayarak, 'Bizim araştırmalarımıza göre yerel, bağımsız otonom çeşitli birimlerin özellikle Kürt halkına yönelik saldırılara karşı bir tepki biçiminde geliştirdiği bir eylem. Türk basını ve Genelkurmayı, eylemi sivillere karşı geliştirilmiş bir eylemmiş gibi göstererek, timsah gözyaşı döküyorlar. Bu eylem subay ve astsubayların aracına karşı yapılmıştır. Askeri kayıplar gizleniyor. İlk gün 30'un üzerinde yaralanan askerin olduğu söylendi. Ancak görünmeyen bir el müdahale etti' dedi.
'Halkımızdan özür diliyoruz'
Meydana gelen patlamada sivillerin yaralanması ve sivil insanların yaşamlarını yitirmesini üzüntü ile karşıladıklarını ifade eden Tekin, 'Bu açıdan sivillerin yaşamını yitirmesi üzüntülerimizi arttırıyor. Bizim hareketimiz hiç bir zaman sivilleri hedef almadı. Bize bağlı olan bağımlı ya da bağımsız, bu halk ile hareket edenler sivilleri hedeflemezler. Sivillerin yaşamını yitirmesinden dolayı üzüntülerimizi belirtiyoruz, halkımızdan da özür diliyoruz' şeklinde konuştu.
'Eylem merkezi bir plan değil'
Tekin, eylemin hareketlerinin merkezi planlaması olmadığını vurgulayarak, 'Böyle bir planlama olsa söylemekten asla çekinmeyiz. Ortaya koyarız. Öyle olsa ne Başbakan ne Genelkurmay Başkanı oraya gelebilir' diye konuştu.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın iki ay içersinde Akil Adamlar Komisyonu kurularak, bir süreç başlatılmasını istediğini hatırlatan Tekin, şunları söyledi: 'Önderliğimiz, giderek tıkanan siyasal sürece müdahale etti. Biz bu önerinin gerçekleşmesi çabası içerisindeyiz. Bir barış ve Anayasa çalışması vardır. Bunlar gündemde iken böyle bir eylemi hareketin merkezi planlamasıymış gibi bir yaklaşım art niyetli bir yaklaşımdır.'
BRÜKSEL - ANF
Kürdistan’da gelişmelerin hangi yönde olacağı noktasında tahmin yürütmek için kahin olmaya gerek yok. Bu kadar savaş çığırtkanlığı yapan Türk genelkurmayı ve basını, hukuksuz ve teröristvari bir şekilde güney Kürdistan'daki köyleri bombalanırken, orada sivil insanlar öldürülürken, yine ayakları kopan ve başları parçalanan hayvanların görüntüleri yayınlanırken, bazıları buna alkış çalıp savaş naraları ve zafer çığlıklarıyla tebriklerini sunmayı da unutmuyorlardı. Madem durum bu ise, şimdi de bunu alkışlamalılar. Böyle bir süreçte, Amed’deki patlamadan herkesin bir sonuç çıkarması gerekiyor. Özellikle kendilerini pazarlığa çıkarmış köşe yazarları, bu asker ve subay kanları üzerinden vicdanları sızlamadan yorum yapmaya devam etsinler.
Sen kalk savaş uçaklarınla sivil köyleri yerle bir et, eh birileri de kalkıp Amed de işgal edilmiş Kürdistan’ın başketinde kendine sefa süren ve insanların kanı üzerinden kedini yaşatanlara, insanı tepkisi gösterir. Sonuçta işgal edilmiş topraklarda askeri bir hedefin vurulmasından doğal bir durum olamaz. Bu uluslar arası bir haktır. Vatanı işgal edilmiş her kim olursa, kendini savunmalıdır. Dinen de kendini korumak farzdır ve kendini savunmayan ve onursuzluğu kabul eden, dinsizdir. Bu vatanı işgal edilmiş insanların ve halk topluluklarının en doğal meşru ve insanı hakkıdır. Nasıl ki ABD karşısında Irak’ta Amerikan askerlerini hedef alan eylemler meşru görülüyorsa ve “direnişçiler” diye tabir ediliyorsa, halkın bu tür eylemlerle işgalci güçlere karşı eylem geliştirmesi de en kutsal eylemlerdir ve selamlanması gerekiyor. Şimdi de Fettullah Gülen ve Tayyip Erdoğan gibi din tüccarları ve kendini sonuna kadar Amerika sömürgeciliğine pazarlamış bu tipler timsah gözyaşları döksünler. Amerika gelsin de onların gözyaşlarını silsin.
Terörist bir devletin vahşi saldırılarına karşı halkın öz savunmasını geliştirerek eylem geliştirmesi kutsaldır. Dini sömürü ve açlıkla terbiye edilmek istenen Kürt halkının başketinde, halkların kanı üzerinden zevk-i sefa yaşayan asker ve subayların işgal edilmiş topraklarda ne işleri olduklarına dair belki bu tür eylemler biraz düşündürür ve kendi ülkelerine dönerler. Yine AKP gibi tümüyle Kürt düşmanlığını körükleyen ve bunu yaparken dini alet eden ve Kürdistan’da ihaneti meşrulaştıran bir hizibe mensup olan insanların da, derhal doğru ve hak yolunu bulup, kendini AKP’den uzaklaştırıp tavır alması gerekmektedir. Bunun dışındaki tutum; dinsizliktir, ajanlıktır, ihanettir ve kendini satmadır ve bunlara karşı da ne yapıldığı da her kes tarafından bilinmektedir.
Bu vesileyle geç de olsa, Amed’in bu güzel yeni yılını kutluyorum.
Rûbar Andok-hpg.online
KURDCE MUZIK SOYLEDIKLERI GEREKCESIYLE KURD COCUKLARA TURK ADALETI SORUSTURMASI
Kurdians: Monday, January 07, 2008
milliyet-Diyarbakır Yenişehir Belediyesi Çocuk Korosu’nun, ABD’de bir festivalde Kürtçe marş okuduğu iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan soruşturma kapsamında 8 çocuk ifade vermek için Cumhuriyet Başsavcılığına geldi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 3 Ekim 2007 tarihinde ABD’de düzenlenen Dünya Müzik Festivali’ne katılan ve Kürtçe marş okudukları iddiasıyla açılan soruşturma kapsamında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gelen 8 çocuktan 4’ünün ifadesi alınacak, 4’ünün de kimlik tespiti yapılacak.
Çocuklardan 4’ünün 15 yaşın altında olması nedeniyle kimlik tespitinin yapılacağı, 4’ünün de 15 yaşın üzerinde olması nedeniyle ifadelerinin alınacağı bildirildi.
Valilik İçişleri Bakanlığının talebi üzerine Yenişehir Belediyesine gönderdiği yazıda, koronun ABD’de herhangi bir bir müzik festivaline katılıp katılmadığını sormuş ve koronun ABD’de katıldığı bir müzik festivalinde, "Kuzey Irak yönetiminin milli marş olarak kabul ettiği marşı seslendirilip seslendirilmediğinin yazı ile bildirilmesi" istenmişti.
Belediye de korunun, 23 Eylül-10 Ekim 2007 tarihleri arasında, ABD’nin California eyaletinin San Francisco şehrinde düzenlenen "Uluslar arası Kültürel ve Sanatsal Müzik Festivali"ne katılmış ve çerçevesinde 8 dilde çeşitli müzik eserlerini seslendirdiğini belirtmişti.


