Türkiye imajını zedeledi MUHAMMED NUREDDİN-(Katar gazetesi Şark, 3 Mart 2008)Radikal
Türkiye'nin PKK'ya yönelik kara harekâtı ABD'nin yeşil ışığıyla başlamıştı ve kırmızı ışığıyla son buldu. Türk yetkililer haliyle sürpriz çekilmeyi gerekçelendirmeye çalışıyor, ama aşağıdaki göstergeler operasyonu bitirme kararının sürpriz olduğunu ifade ediyor.
Öncelikle, Türkler harekâtın hedefini belirlememiş ve güçlerinin, hedefe ulaşır ulaşmaz döneceğini ifade etmekle yetinmişti. İkincisi, Türk yetkililer perşembe akşamı, yani çekilme kararından birkaç saat önce harekâtın devam ettiğinde ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın ifadesiyle, 'bir yıl bile sürebileceğinde' hemfikirdi. Üçüncüsü, cuma sabahı aniden, harekâtın bittiği açıklanıyordu. Dahası, kararın alınmasından saatler sonra Başbakan Erdoğan, o akşam yapacağı ulusa sesleniş konuşmasını değiştiriyordu. Zira karar, başbakanın konuşmasında yer alan 'operasyonun hedeflerini gerçekleştirene kadar süreceği' ifadesiyle çelişiyordu.
Ayrıca çekilme aniden meydana geldi ve hedefler gerçekleşmedi. Hedefler perşembe akşamı ve cuma sabahı gerçekleşmiş olamazdı. Operasyonun bitişinden sadece birkaç saat önce, Hindistan'da bulunan ABD Savunma Bakanı Gates Ankara'ya operasyonu en fazla iki haftada bitirmesi gerektiği, yoksa ABD'nin istihbarat işbirliğini keseceği uyarısında bulunmuştu. Hatta Hürriyet gazetesinin yazdığına göre Gates Ankara ziyaretini iptal etmeyi düşünüyordu, ancak 'ABD uyarısı'nı bizzat iletme kararı aldı. Son olarak, Gates'in Türk yetkililerle görüşmelerinden sonra ABD Başkanı Bush, operasyonun bitirilmesi için acele edilmesine dair benzer bir uyarıda bulundu.
Bu gelişmeler, harekâtın yoğun Amerikan baskısıyla son bulduğu ve hedefi gerçekleştirmediğini teyit ediyor. Genelkurmay açıklaması, kararın arkasında ABD'nin bulunmadığı konusunda ikna edici değildi. Çekilmenin nedenlerine dair yanıt bir dizi soruyla verilebilir:
Türkiye operasyon süresini ve sınırlarını ABD'yle anlaşmaksızın mı belirledi? Ankara, Kandil'e ulaşmaya ve PKK'yı, ABD'nin örgütü Türkiye ve İran'a karşı kullanma imkânını kaybedeceği biçimde yok etmeye niyetli miydi? Ankara, Kuzey Irak'ta üs olarak kullanacağı, ABD'nin bölgesel planlarını değiştirecek yeni bir oluşum yaratmak mı istiyordu? Veya çekilme, Ankara'nın ABD'yle istihbarat işbirliğinin sürmesini tercih etmesinin sonucu mu? Yoksa Ankara'nın, Washington'ın Afganistan, İran ve füze kalkanı konularında işbirliği gibi taleplerini reddetmesinin bir sonucu mu? Son olarak, çekilmenin, ABD'nin, Gazze ve Lübnan'da yaşanacaklara kanalize olmak için Kuzey Irak'taki patlamayı söndürme eğiliminin sonucu olup olmadığını sorabiliriz. ABD Ortadoğu ve Kuzey Irak'ı aynı anda takip edemez.
Sürpriz çekilme her halükârda, Türkiye'nin 1 Mart tezkeresi sonrası çıkarlarının dünyanın en büyük gücüyle koalisyonunun bile üstünde olduğuna dair kazandığı olumlu imaja uygun düşmedi. Türkiye, bölgedeki diğer ülkeler gibi Amerikan kontrolüyle hareket eder oldu.
Bu olay, Türk-Amerikan ilişkileri ve ülke içindeki sonuçları değerlendirilmeksizin veya ne elde edildiği sorgulanmaksızın geçiştirilemez. Türkiye çözümün gerçek anahtarı kendi cebindeyken Kürt sorununda hâlâ başarısız oluyor, askerlerini ve imajını kaybediyor.
(Katar gazetesi Şark, 3 Mart 2008)
Türkiye, Kuzey Irak'tan ABD baskısı nedeniyle çekildiyse, 1 Mart tezkeresiyle süper güce karşı koyarak elde ettiği imaja zarar vermiş demektir
Kurdians: Monday, March 10, 2008
Fransız Albay Jean-Louis Dufour, Türkiye'nin amacının Kürdistan'ı istikrarsızlaştırmak olduğunu kaydederken, geri çekilen işgalcinin ise eleştiriler karşısında kuzu postuna büründüğüne dikkat çekti.
Bağımsız kaynakların çatışmaları izleyemediğine işaret eden Albay, 'Osmanlının mirasçısında şeffaflık tek kaygı değil' dedi.
Fransız ordusunda üst düzey memurluk yapan ve Lübnan'da eski askeri ataşe olan Albay Jean-Louis Dufour, Türk ordusunun 21-29 Şubat tarihlerindeki işgal operasyonunu Fas'ın birinci ekonomi gazetesi 'Economiste'e değerlendirdi. Uluslar arası krizler üzerine araştırmalarını sürdüren Dufour aynı zamanda Defense (Savunma) dergisi yazı işleri müdürlüğü yaparken, '20. Yüzyıl Savaşı ile 'Pekin'den Bağdat'a Uluslar arası Krizler gibi referans kitaplarına imza attı.
İşgalci kuzu postuna büründü
Türk ordusunun operasyonu ile her şeyin bitmediğini kaydeden Dufour, 2008'de tüm Avrupa demokrasisine girişe aday bir devlet ondan görüşünü almadan komşu bir devlet içinde savaş eylemi yürütüyor. Türkiye'nin bir ittifakı olan ABD ise sadece kısa bir operasyonu kabul etti, prensipte onayladı ve mümkün olan tüm istihbaratı sağlayarak kolaylaştırdı. Eleştirileri engelleme kaygısıyla işgalci kuzu postuna büründü. Ankara başta Kürt siviller olmak üzere Irak'ın hedef alınmadığını söyledi' dedi.
Bu güç eyleminin taktik ve stratejik olarak boyutta ele alınabileceğini kaydeden Fransız Albay, operasyonun zamanlamasını şöyle değerlendirdi: Taktik açıdan operasyon konusunda hiçbir şey bilinmiyor. Türk Genelkurmay'ı kış ortasında bir saldırı ile rakiplerini kuşkusuz şaşırttı. Ordu açı çekmek zorunda kaldı. Türk birliklerinin geri dönüşünü izleyen AFP muhabiri askerlerin yorgun' olduğunu kaydediyordu. PKK'ye göre çok sayıda asker soğuktan öldü. Televizyon operasyonlara katılan bir tank bölüğünü gösterdi. Bu kadar kaotik bir alanda zırhlı araç kullanma tuhaf bir fikir ya da gerillalara hedef sunmak içindir. Ama geçelim mademki çatışmaları hiçbir bağımsız kaynak izleyemedi. Osmanlının mirasçısında şeffaflık tek kaygı değil. Buna karşın stratejik düzey ise, iki yorumu hak ediyor, ilkin operasyonun gerçek nedeni, daha sonra da Washington ile Ankara arasındaki ilişkilerde muhtemel bir soğuma.
Türkiye Kürdistan'ı istikrarlaştırmak istiyor
Çok sayıda gözlemci gibi Kürdistan Bölgesel Hükümetine göre Ankara'nın hedefi PKK'yi cezalandırmanın çok ötesinde olduğunu ifade eden Dufour, Türkiye'nin amacını Türkiye, sadece ismi bile kulağında sapkın bir düşünce olarak çalınan Kürdistan'ı istikrarsızlaştırmak istiyor şeklinde ifade etti. Dufour, Kürdistan bölgesinin bayrağı, disiplinli ordusu, Irak'ta bir ilk olan refah ortamı, kültürel ve dil mirasına dikkat çekerek, bu kadar bağımsızlık görüntülerinin Türk milliyetçiler için dayanılmaz olduğunu altını çizdi. Ankara generallerinin Kürdistan topraklarına girmesinin bu gelişimi engelleme amaçlı olduğunu belirten Albay Dufour, bununla birlikte operasyon risksiz değil. Bağdat saldırı diye bağırıyor. Arkasında birlikleri tarafından tutulan birçok üs bırakma niyetini gizlemeyen Türkiye'ye karşı Irak'ı savunmak için Muktada El Sadr'ın Şii milisleri hemen öneride bulundu dedi.
Amerika gülünç durumda
Washington Türkleri bir an önce geri çekilmeye çağırdığını hatırlatan Dufour, ABD'nin kendi durumlarının gülünçlüğünü hissetmesi gerekiyor. Onlar, Irak'ın koruyucuları, işte saldırganlarına nereyi vurmak gerektiği, savaşma biçimi ve ne kadar süreyle bunu yapmaları gerektiğini belirtiyor. Ansızın Türkler onlara güveniyor, Iraklılar ise Amerika'nın kendileriyle alay ettiğini düşünüyor diye kaydetti.
Operasyonun sona ermesinden hemen önce Amerika Savunma Bakanı Robert Gates'in açıklamalarını da hatırlatan Dufour, peşmerge ve Türk askerleri arasında olası bir çatışma, yabancı cihatçıların da durumdan yararlanması ve İran'la ilişkilerin daha karmaşık hale gelmesinden endişe edilebileceğini ifade etti.
Dufour bölgedeki gelişmeleri şöyle değerlendiriyor: Türkiye şartlar doğrultusunda değişiyor. Rusya Kafkasya'da yeni piyonlarını itiyor ama Moskova'nın oluşturduğu tehdit ortadan kayboldu. Çünkü Batı'da, Avrupa onu karşılamak için burnundan soluyor, Türkiye yönünü Doğu'ya dönüyor. Irak askeri olarak tehlikeli değil. Suudi Arabistan'ın dışarıda agresif bir politika olanakları yok. Mısır, kendi jeostratejik çevresi için yenilenen bir çıkar olarak ortaya çıkıyor. Yeniden düzenlenme aşamasındaki bir Ortadoğu'da Ankara kendi ulusal çıkarları doğrultusunda dış politikasını yeniden değerlendirmenin uygun olduğunu algılıyor.
Türkiye bölgesel güç olmak isteyecek
Kısa vadede müzakereye açık ekonomik ve siyasi bir anlaşma yolu ile Irak Kürdistan'ında sürekli varlığını güvenceye alması gerekiyor. Sonra, Türkiye İran'ın normalleştirilmesinde tam yerini alacak. Washington barışla sonuçlandırma umuduyla gizlice bunu uygulamaya devam ediyor. Ankara o zaman Ortadoğu dengesi ve Merkez Asya'nın bir kısmında temel bölgesel bir güç olarak ortaya çıkma niyetini açığa vuracaktır. Bu noktaya henüz gelinmedi. PKK silahsızlanmadı. Irak'ta savaş devam ediyor. Tüm bölgenin yeniden organize dilmesi ve istikrara kavuşturulması gerekiyor. Türkiye'nin farklı siyasi hedefler konusunda ABD ile çelişebileceği geniş bir program, birincisi Kürdistan'ın gelişinin denetime almak isterken, ikincisi Irak'ta delikanlıların' eve dönüşüne uygun ve istikrarlı bir çevre kurmak için Tahran ile uyuşmayı istiyor. Bununla birlikte ABD eğer 50 yıllık dostu Türkiye'nin kendilerinden uzaklaştığını görürse işi yürütmek daha da zor olur. Saf dışı kalması durumunda Amerikalıların Irak'taki yıkıcılığının yol açtığı uzun hatalar listesine kaydolacak.
CELİL DEMİRALP - PARİS / ANF
ANF-Türk ordusunun 21-29 Şubat tarihleri arasında Güney Kürdistan'da yaptığı işgal operasyonu sırasında yaşamını yitiren gerillaların fotoğrafları yayınlandı.
Yaşamını yitiren 9 gerillanın kimlik bilgileri daha önce açıklanmıştı. Zap'taki direnişte yer alan ve yaşamını yitiren gerillalar arasında Kürdistan'ın dört parçasından katılanlar var. Doğu Kürdistan'dan bir gerilla, Güney Batı Kürdistan'dan 2 gerilla, Güney Kürdistan'dan bir gerilla ve Kuzey Kürdistan'dan 5 gerilla bulunuyor.
HPG Basın irtibat Merkezinin açıkladığı kimlik bilgileri şöyle:
1980 Çermik-Diyarbakır doğumlu, Erdal İsyan kod adlı Yılmaz Aydın
1983 Süleymaniye doğumlu, 2006 Süleymaniye katılımlı Agit Caf kod adlı Sirvan Ali
1974 Bozova/Urfa doğumlu 1999 Bakü/Azerbaycan katılımlı, Arteş Hevak kod adlı Faik Arslan
1978 Hilvan/Urfa doğumlu, 2002 Ömerya/Mardin katılımlı, Baran Urfa kod adlı Mahmut Manap
1972 Kobani/Güneybatı Kürdistan katılımlı, 1993 Rakka-Kobani katılımlı, Cahit Kobani kod adlı İbrahim Ahmet
1978 Pervari/Siirt doğumlu, 1993 Diyarbakır katılımlı, Gorse (Ayhan) kod adlı Ali Işık
1975 Pervari/Siirt doğumlu, 1995 Garzan katılımlı, Özkan Garısi kod adlı Aydın Işık
1985 Kobani/Güneybatı Kürdistan katılımlı 2002 Rakka/Kobani katılımlı, Tufan Botan kod adlı Ali Abbas
1985 Mako/Doğu Kürdistan katılımlı, 2005 Mako katılımlı, Zından Şiyar kod adlı Secat Miroyimilan
BEHDİNAN - ANF
Bir kardeşe 100 televizyon, radyo yayını serbest ediyorsun, diğer kardeşinin dilini yasak ediyorsun. Böyle din kardeşliği istemiyoruz. Kınıyoruz”
Kurdians: Saturday, March 08, 2008
Kürt imamlar: Böyle din kardeşliği istemiyoruz
VAN (07.03.2008)- Van İmamlar İnisiyatifi cuma namazı çıkışı Türk ordusunun kara operasyonunu ve melle Muhyettin Eryılmaz’ın tutuklanmasını protesto etti. Kürt imamlar, ‘böyle din kardeşliği istemiyoruz’’ dediler.
Van İmamlar İnisiyatifi üyesi emekli imamlar, Hazreti Osman Camii’nde kıldıkları Cuma Namazı’nın ardından basın açıklaması yaptı. İmamlar adına açıklama yapan melle Hafit Keskin, Kürtler ve Türklerin kardeşçe beraber yaşadığını belirterek, “Kürtler eski Kürt değildir. Dinimiz, Kuran’ımız, peygamberimiz bir. Niye Türkçe serbesttir de Kürtçe serbest değildir, yasaklanıyor? Kardeşlerin aynı haklara sahip olması gerekir. Bir kardeşe 100 televizyon, radyo yayını serbest ediyorsun, diğer kardeşinin dilini yasak ediyorsun. Böyle din kardeşliği istemiyoruz. Kınıyoruz” dedi.
Türk ordusunun Federal Kürdistan Bölgesi’ne düzenlediği kara harekâtına dikkat çeken melle Keskin, AK Parti Hükümeti ve Başbakan’a, “Bir an evvel savaşın durmasını diyalogla bunu halletmesini istiyoruz. Öldürmekle hiçbir şey elde edilmez. Biz milletvekillerine, bilim adamlarına, siyasetçilere, avukatlara özellikle din adamlarına, imam, vaiz, müftü ve âlimlere sesleniyoruz. Bu savaşa dur diyelim, yasakları kaldıralım” çağrısında bulundu.
Melle Muhyettin Eryılmaz’ın 25 Şubat’ta Diyarbakır’da yapılan mitinge katıldığı gerekçesiyle tutuklandığını hatırlatan melle Keskin, şunları söyledi: “Arkadaşımız Diyarbakır’da yanına Kur’an-ı Kerim’i almış ve ‘Müminler kardeştirler, kardeşlerinizi barıştırınız’ ayetini okumuştur. Allah rızası için Kur’an hatırı için kardeş kanını durdurun, demekle imam kardeşlerimiz gözaltına alınıyor ve hapse atılıyor. Biz DTP’li imamlar olarak bunu kınıyoruz. Bir an evvel imam kardeşimizin serbest olmasını istiyoruz. Êdî şer bes e.”
Mehmet Ali Küçük
Tarih: 7 Mart 2008-Kurdistan-post
Tayyip'in açılımı mı, Amerikan planı mı?
R.T.E.’nin AKP açılımı diye ortaya sereceği plan bir Amerikan diktesidir / emridir. Bunu açıklamaya ve sonra da uygulamaya mecburlar. Kuzey Kürdistan medyasında ihmal edildiğinden ve çok önemli olduğundan ilgili kısımlarını fikriniz olsun diye basitçe çevirip aşağı aldım. En altında da kendi yorumum bulunmaktadır.
‘Amerikan Dış Politikası Hakkında Ulusal Komite’ isimli kuruluş tarafından David L. Philips isimli Amerikalıya hazırlatılmış ve 15 Ekim 2007 tarihinde yayımlanmış bir çalışmadır bu.
* * * * * * *
Mesud Barzani ve Celal Talabani’den PKK’yi 12 aylık bir ateşkese ikna etmeleri isteniyor. Bildiğiniz üzere böyle bir ateşkes ilan edilmişti ve Türk Devleti bozmuştu. Sonrasında DTP’nin PKK ve Türk Devleti arasında arabulucu bir rol üstlenmesi isteniyor. Bunu da Türk Devleti’nin reddedip DTP’yi iyice düşmanlaştırarak engellediğini biliyoruz. Geçen hafta sie Güney Yönetiminden farklı kişiler aynı yönlü ama kendilerinin arabulucu olmaları yönlü açıklamalarla gündeme geldiler. Plan manipüle edilmiş ve DTP yerine Güneyli partiler konulmuş olabilir.
Daha sonra Türkiye’nin AB süreci görüşmelerinin yoğunlaştırılmasından ve Güneydoğu’ya (K. Kürdistan) yapılacak sosyo-ekonomik açılımların mali olarak desteklenmesinden bahsediliyor. Hatırlarsanız daha geçen hafta Amerikan Savunma Bakanı bu yönlü finans desteği isteklerini açıklamıştı.
Şimdi başlıklar :
Reformlar Uygulayın
TCK’nın 301. maddesi kaldırılmalı. 215, 216, 217 ve 220 no’lu maddeler gözden geçirilmali. Bozuk yargı sistemi komple gözden geçirilmeli. Kültürel haklar genişletilmeli. Devlet medyasında, halk hizmetlerinde ve eğitimde Kürdçe kullanılabilmeli. Din özgürlüğü ve azınlık hakları alanındaki yasaklar gözden geçirilerek düzeltilmeli.
Orduyu Demokratikleştirin
Türk güvenlik güçleri, evrensel hukuk kurallarına uymalı ve uluslararası insan haklarına riayet etmeli. Türk ordusu bir « demokratik ordu » gibi hareket etmelidir.
Irak’ın Egemenliğine Saygı Duyun
Türkiye Kürdistan Bölge Yönetimi’yle işbirliği geliştirmeli. Kerkük’ün bu bölgeye katılmasını engelleme çabalarından vazgeçilmeli. Umursanmayan bu türlü istekler Türk Devleti’nin başarısız ve zayıf görünmesine yol açıyor (Bu satırlardan net bir şekilde anlıyoruz ki Amerika net bir şekilde Kerkük’ün Kürdistan sınırları dahilinde olmasından yanadır –MAK)
Af Yasası
Çalışmada PKK’yi tek seferde ve tümden silahsızlandırmaya yol açacak bir af düzenlemesinden bahsediliyor ama buna ‘af’ denmemesi gerektiği çalışmanın çeşitli yerlerinde ifade ediliyor. Birkaç aşamalı bir düzenleme olmasından bahsediliyor. Buna göre önce 2002’den sonra dağa çıkanlar hedeflenmeli. Sonra komuta kademesinde olmayanlar. Kırmızı bültenle aranan 134 ‘PKK’linin bir af düzenlemesi için uygun olmadığı ifade edilmiş. Bunların Irak veya başka herhangi bir ülkede ‘yerleşebilmeleri’ yazılmış. PKK komutanlarının hiyerarşik pozisyonlarını korumak isteyeceklerinden hareketle bu konuda özen gösterilmesi / saygılı davranılması isteniyor. Bir af yasasına isim olarak ‘Topluma Kazandırma’ önerilmiş. Bu da aynı saygının bir başka ifadesi olarak değerlendiriliyor (Abdullah Öcalan : Sizi kim affedecek ? – MAK)
Bir Arabulucu Tanımlayın
Herhangi bir hükümet için ‘PKK’nin muhattap olarak tanınamayacağından’ hareketle DTP bu iş için öneriliyor. DTP’nin bu amaçla PKK’nin Avrupa’daki diaspora örgütü ile ilişki kurabileceği yazılı. Bu da Fransa ve Almanya’nın istihbarattan sorumlu bakanlıklarına havale ediliyor. Ayrıca Ankara’daki büyükelçiliklerin DTP’li vekilleri en üst düzeyde ağırlayarak onlara itibar kazandırması ve tavsiyelerde bulunmaları yazılmış.
Bir Gerçekler ve Uzlaşı Süreci Arayışı Başlasın
Her iki tarafın kendine göre doğrularının olduğu ve kimsenin başka ‘doğru’ dinlemek istemediği yazılmış. Türk Devleti’ne, çatışma sonrası dönem beklenmeden bir gerçekleri ortaya koyma süreci başlatması yazılmış. Uzlaşı süreci için; deneyimi olan ülkelerden ve gizliliği muhafaza edebilen uzman kişilerden faydalanılmalı denmiş. (Bu madde de Türkiye’ye açıkça bir ‘geçiş dönemi’ öneriliyor. Bu geçiş döneminin bir sonraki aşamasının ne olduğuna raporda hiç değinilmemiş / bu konuda en ufak bir ipucu yok)
Altyapıya Yatırım Yapın
Türkiye’nin ekonomik iyileşmesinden bahsedildikten sonra, yolların düzeltildiğine / düzeltilme çalışmaları olduğuna değinilip, ayrıca Diyarbakır (Amed) Havalanı’nın genişletilerek uluslararası uçuşlara açılması ve Güneydoğu’da (K. Kürdistan’da) potansiyel enerji sahalarında arama çalışmalarına başlanması istenmiş.
Sosyal Refahı Arttırın
Sağlık ve eğitim gibi sosyal hizmetlere yatırım yapılması, PKK ile olan çatışma sürecinde yerlerinden edilenlerin dönüşleri ve yeniden yerleşmeleri için para yardımında bulunulması. Proje, gelişimi engelleyen aşiret yapısının ve feodal ilişkilerin çözülmesini de içermeli. Kadının toplumsal gelişimde kilit rol oynadığı vurgulanıp, kadının erkek egemen sistemi kırabilmesi için desteklenmesinden / bu konuda çaba harcanmasından bahsedilmiş. Buna göre, eğitimde kızlar hedeflenmeli, kadınların istihdamı için kırsal alanda iş sahaları yaratılmalı. Nüfus planlaması yapılması gerektiğine de (çokeşliliğin bitmesi için, vs) değinilmiş.
Yeniden Kazanımı (reentegrasyon) Destekleyin
Türkiye, Avrupa Birliği’nin çeşitli fonlarından destek alarak bir ‘Barış ve Gelişme Fonu’ geliştirebilir. Bununla, evleri yıkılanlara veya kullanılmaz hale getirilenlere tazminat ödenir. Olağanüstü Hal uygulaması sona erdirilmeli. Koruculuk sistemi kaldırılmalı ve yaşlı korucular emekli edilirken gerisi için uluslararası donörlerin de (bağışçıların; ne alaka? - MAK) sponsorluğunda istihdam edilmeleri için projeler geliştirilebilir.
İş Sahaları Yaratın
Güneydoğu’daki (K . Kürdistan) %30’luk işsizlik oranı geleneksel tarım ve hayvancılık endüstrilerine yatırımla düşürülebilir. Hem yerüstü hem yeraltı su kaynakları yönünden çok zengin olan bölgede, bu kaynakların kötü kullanımı düzeltilmeli. Mevcut uygulamada üsttoprağın kaybolmasına yol açan baskınla sulamadan, yukarıdan damlayla sulama sistemine geçilmeli. Bir toprak reformu, toprağın ölçek ekonomisine göre (en verimli üretim biçimi - MAK) işletilmesini sağlamak üzere çoklu mülkiyete izin verir şekilde gerçekleştirilmeli.Ortadoğu’nun tarım ve deri sanayi için olgunlaşmış bir pazar olduğuna değinilip, dericiliğe yatırım yapılması ve ürünleri müşterilerle / tüketiciyle buluşacak kanalların açılması gerektiği. Habur’dan hariç gümrük kapıları açılmalı. TIR ve kamyonların sınırlarda jandarmalar tarafından yavaşlatılmasına son verilip, Kuzey Irak’lı (Güney Kürdistan’lı) işadamlarının Güneydoğulu (K. Kürdistan’lı) işadamlarıyla ortak iş yapmalarının hızlanması için vize işlemlerinin hızlandırılması gerektiği. Yerel ve ulusal hükümetlerle (Türk Devleti ve G. Kürdistan kastediliyor) işbirliğinin arttırılması.
Havuç ve Sopalar Uygulayın
Avrupa’non PKK’nin finansını engellemek için çeşitli yöntemlere başvurması. Avrupa’dan yayın yapan ve şiddete çağrı yapan yayınlara müsamaha gösterilmemesi. (Bunlar zaten uygulanmaya başlandı – MAK)
Türkiye – G. Kürd Yönetimi işbirliğini geliştirin / büyütün
Bu maddede, çeşitli önerilerle Türkiye’nin G. Kürd Yönetimi ile ilişkilerini geliştirmesi gereği vurgulanmış. Ayrıca G. Kürd Yönetimi’nden de PKK’ye yönelik çeşitli tedbirler alması istenmiş. (G. Kürdistan kendisine önerilenleri yerine getirdi – MAK)
* * * * * * *
Bunları toplarsak, ABD’nin ciddi ciddi PKK’yi bir nihayete erdirmek istediğini anlıyoruz. Bunu da PKK’yi kırmadan, incitmeden ; Kürdlerin onurlarını zedelemeden yapmak istiyor. PKK’nin bir amaç değil bir araç olduğunu hesaba katarsak, Kürd kimliğinin Kuzey Kürdistan’da kabulü en temel şartımız olmak üzere pekala bu planı müzakere edebiliriz diye düşünüyorum.
En nihayetinde PKK bir örgüt olarak dağılsın denmiyor raporda. DTP’den ve PKK’nin Avrupa örgütüyle ilişkilenme ifadesinden hareket edecek olursanız, yeniden entegrasyonun ruhuyla da birleşince aslında PKK’nin dağlardan inip K. Kürdistan’da siyasi faaliyet yürütebilmesinin önü açılıyor. PJAK’a örneğin raporda hiç değinilmiyor (ki ben PKK’nin PJAK içine girmesine şiddetle karşıyım. Görüntüde bile olsa!)
Elbette bu plana göre PKK silahsızlanıyor ama G. Kürdistan’da bir ordumuz oluşuyorken ve K. Kürdistan’da bu uygulamalarla Kürdlük Kürd kimliğiyle bir süre yaşanabilecekken ; 30 yıllık savaşın üstüne azıcık normal yaşam en çok bize, özellikle Kürd toplumunun geneline iyi gelmeyecek midir? Kürdlerin kendi entellektüellerinden başkasının el atmasına mümkün olmayan kadın sorunu gibi, şehirlerde hortlayan ‘namus cinayetleri’ gibi, Kürd sanatı, Kürd belediyeciliği, Güney Kürdistan’daki kısmi özgürlüğün Kuzey’de de sindirilmesi gibi akla hayale gelmeyecek türlü ulusal sorun ve ulusal uğraşla meşgul olma imkanımızın olması / oluşması savaşın kendi iç amaçlarından biri değil midir? Bunlar, kimliğimiz kabul edilip dilimiz okullarda okutulmaya başlayınca bizim ulus olarak kurumsallaşmamıza ve laf olsun diye değil, savaşarak da değil, dayatarak taleplerde bulunabileceğimiz zamanların da önünü açacak ilerlemelerdir.
Tüm Kürdler bu planın maddelerinin uygulanması durumunda geniş düşünüp ne türlü bir farklı yaşam yaşayabileceğimizi ve bunların nasıl bir farklı Kürdistan yaratacağını düşünmelidir. En nihayetinde, kabul edelim ki bugün farklı bir şey gerçekleştirecek kadrolara da sahip değiliz. Nasıl yetişecek o kadrolar? Dağda mı? Avrupa’da mı? Amerika’da mı? Serhıldanlar da taş atarak mı? Türkçe’yle mi?
Hepsinin üstüne, böylesi bir dönem Güney’de yeşeren devletin de nefes almasına ve kendini ve çevresini daha iyi tanımasına, gittikçe diğer Kürdlerle ve Kürdistan parçalarıyla nasıl birleşeceğine entellektüel akıl yorulmasına da imkan tanıyacaktır. Orada süren yolsuzlukların ve partizanlığın bir gelenek olarak yerleşmesi engellenmelidir, evet ama herhalde bunun süren savaş tehdidi dönemlerinde ele alınabileceğini düşünmüyorsunuz! Dolayısıyla, temiz ve adam gibi bir devlete sahip olabilmenin yolu da bir sükunet ve refah dönemi gerektirmektedir.
PKK ise geleceğin ulusal gövdesini, kimi PKK’linin bunu görememesine rağmen bünyesinde barındırmaktadır. Şüpheniz olmasın ki siyasallaşmış ve dört parçada (kimsinde silahlı) faaliyet yürüten PKK, Kürdistan’a en üst aşamada faydalı olmaya devam edecektir.
Bence bizim PKK konusunda asıl sorunumuz yetişmiş ve PKK’de görev alan onlarca Kürd siyasetçisinin ne olacağıdır. Bu yetişmiş siyaset insanlarımızın bir tekini bile kaybetmeye tahammülümüz olmalalıdır. Hepsi milletin yetişmiş evlatlarıdır ve hepsinden maksimum oranda faydalanmak ulusal çıkarımızadır. Dolayısıyla PKK kadrolarının emeklilği değil, daha üst düzeyde Kürdistani görevlere kaydırılması gündeme getirilmelidir. Bu ise hem Türklerin Kürd düşmanlıklarını susturmaları / sonlandırmaları ve hem de G. Kürdistan devletinde iktidar paylaşımının PKK’ye de açılması ile mümkündür.
Şahsıma ait görüşler bunlardır.
Van’ın Erciş İlçesi’nde yürüyüş yapmak isteyen DTP’lilere saldıran devlet güçleri, 58 yaşındaki Mehmet Deniz’i coplarla döverek, kanlar içinde yerde bekletti.
Kanlar içindeki Deniz’i önce Emniyet’e ardından hastahaneye götürdüler. Beyin kanaması geçirdiği anlaşılan Deniz kurtarılamadı. Zap direnişinin ardından iyice pervasızlaşarak, demokratik eylemlere saldıran devlet güçleri, önceki gün Van’ın Erciş İlçesi’nde ölüm kustu. DTP’lilerin yürüyüşüne saldıran polis, 58 yaşındaki Mehmet Deniz’i döverek öldürdü. Deniz dün devlet güçlerinin saldırgan tutumu altında toprağa verildi. DTP, devlet terörünü kınayarak, “Her türlü meşru hak talebini saldırganlıkla bastırmayı adet haline getirmiş bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız” dedi. Van’ın Erciş İlçesi’nde DTP’nin önceki gün “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” nedeniyle düzenlediği etkinliğin ardından yaklaşık bin kişilik bir grup yürüyüş yapmak istedi. Polis, biber gazı ve cop ile halka saldırdı. Havaya ateş açan polisler, 58 yaşındaki Mehmet Deniz’i coplarla döverek öldürdü. Yaralı halde gözaltına alınan Deniz, daha sonra kaldırıldığı hastanede beyin kanaması nedeniyle yaşamını yitirdi. Görgü tanıkları Deniz’in Erciş Devlet Hastanesi bahçesinde 10’a yakın polis tarafından coplarla dövüldüğü, yarım saat yerde baygın bekletildek sonra polis aracı ile İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü açıkladı.
‘Doktora izin vermediler’
Dicle Haber Ajansı’na konuşan görgü tanıklarından Sefer Saygıner (60), Mehmet Deniz’in Erciş Devlet Hastanesi bahçesinde 10’a yakın polis tarafından coplarla dövüldüğünü söyledi. Saygıner, şunları anlattı: “Devlet Hastanesi’nin önünde polisler bize cop ve kalaslarla saldırdılar. Biz bir kaç kişi kaçtık. Mehmet yere düştü. Yere düşünce 10’a yakın polis yerde vurmaya başladı. Kanlar içinde kalmıştı. Hastaneden bir doktor ile 2 hemşire çıktı. Doktor müdahale etmek istedi, ancak bir sivil polis, tekme atarak, doktoru uzaklaştırdı. Hemşireler de ağlayarak, içeri girince kimse müdahale etmedi. Polisler o şekilde araca atarak, götürdüler. Emniyet’ten tekrar hastaneye getirilmiş.”
‘Teşhis edebilirim’
Nurullah Canpolat isimli görgü tanığı ise, “10 polis vururken, gençler gelip kurtarmak için taş atmaya başladı. Polis havaya ateş ederek, gençleri uzaklaştırdı. Yaklaşık yarım saat yerde kaldıktan sonra alıp Emniyet’e götürdüler” dedi.
‘Kurtarmak istedik ama...’
Olayın tanıklarından İhsan Monak da Deniz’in Devlet Hastanesi bahçesinde 10 polis tarafından coplarla dövüldüğünü teyid ederek, şunları söyledi: “Polislerin Mehmet amcaya vurduklarını gördüm. Bütün vücudu kan içindeydi. Biz kurtarmak istedik. Havaya ateş açtılar. Eğer bilgime başvurulursa, Mehmet Deniz’i döven polisleri de Deniz’e müdahale etmek isteyen doktoru döven polisi de teşhis edebilirim.”
Cenaze’ye de saldırı
Mehmet Deniz’in cenazesi, dün Van Devlet Hastanesi’nden alınarak Çelebibağ Beldesi’ne götürüldü. Buradaki camide yapılan törene DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, Bostaniçi Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek, DTP PM Üyesi İzzet Belge’nin aralarında bulunduğu binlerce kişi katıldı. Dini vecibeleri yerine getirildikten sonra Deniz’in cenazesi sarı-kırmızı-yeşil flamalarla süslenmiş tabutla, beldedeki mezarlığa doğru yola çıkarıldı. Deniz’in fotoğrafını yakalarına takan kitle, sık sık “Katil Erdoğan”, “Vur gerilla vur Kürdistan’ı kur” sloganlarını attı. Deniz’in cenazesi, yapılan yürüyüşün ardından Çelebibağ Mezarlığı’nda “Şehid namirin” sloganları ile defnedildi. Cenazenin defin işlemleri sırasında askeri bir aracın mezarlığın yanına gelmesi ile kitle aracı taşlamaya başladı. Araç olay yerinden uzaklaştıktan kısa bir süre sonra jandarma robocoplar olay yerine geldi. Kitle ile jandarma arasındaki gerginlik sürerken, jandarma ekipleri sık sık havaya ateş etti.
‘İnsan yaşamı bu kadar ucuz mu?’
Gerginliğin bitmesi ardından mezarlıkta konuşma yapan DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, Cizre’de Yahya Menekşe’nin panzer altında kalarak yaşamını yitirmesinin üzerinden bir ay geçmeden, Mehmet Deniz’in cop darbeleri ile öldürüldüğüne dikkat çekti. Kurtulan, konuşmasında AKP Hükümeti ile Türk Başbakan Erdoğan’a çağrıda bulunarak, “Ne zamana kadar böyle devam edecek? İnsan yaşamı bu kadar ucuz, bu kadar basit olur mu? Bu kadar keyfi bir cinayet olur mu? Başbakan Gazze’deki olayları kınıyor. Buna ne diyeceksiniz, Başbakanımız? Bize bir cevap vermek zorundasınız” dedi. 100’den fazla kişinin de gözaltında olduğunu söyleyen Kurtulan, Erçiş’teki mülki amirler ve emniyet yetkilileri hakkında yasal işlem başlatılmasını istedi.
DTP ‘devlet terörü’nü kınadı
Öte yandan DTP Genel Merkezi ve Kadın Meclisi dün yazılı bir basın açıklaması yaparak polisin saldırısını kınadı. Genel Merkez’den yapılan açıklamada, Mehmet Deniz ölümüne devlet terörünün neden olduğunu belirtildi. DTP, şiddete rağmen hükümetin ‘demokratikleşme’ söylemini devam ettirmesini “ikiyüzlülük” olarak niteledi. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:”Her türlü meşru hak talebini saldırganlıkla bastırmayı adet haline getirmiş bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız. AKP Hükümeti’nin demokratik hak taleplerine yönelik bu tahammülsüz ve saldırgan tutumunu kınıyor, her türlü baskı ve engellemeye rağmen halkımızla birlikte alanlarda olma kararlılığımızı bir kez daha dile getiriyoruz.” DTP Kadın Meclisi de saldırıların ölümle sonuçlanmasını “öldürme ve intikam alma hissinin göstergesi” olarak yorumladı.
VAN-ANKARA
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Türkiye’nin saldırılarında yasaklanmış silahlar kullandığını ve bölgeye bazıları çocuk oyuncağı görünümünde olan binlerce mayın bıraktığını tespit...
Kurdians: Friday, March 07, 2008
Başkan Talabani’ye Açık Mektup
Kamal Mirawdeli
Ekselansları yarın Türkiye’yi ziyaret edecek. Türk devletinin yaptığı davetin ayrıntılarını bilmiyoruz. Ancak davetin zamanını ve bağlamını biliyoruz.
• Ziyaretinizden sadece birkaç saat önce, bu gece Türkiye Kürt köylerini yeniden bombalamaya başladı.
• Ziyaret Türkiye’nin Kürdistan bölgesinin işgalinden 10 gün sonra gerçekleşiyor, ki saldırı PKK savaşçılarının kahramanca direnişi sayesinde yenilgiye uğratıldı.
• İşgalin Kürt bölgesine verdiği zarar 20 milyon doları aştığı tahmin edilmektedir. Bölgeye giden Irak parlamentosu delegasyonu Türkiye’nin saldırılarında yasaklanmış silahlar kullandığını ve bölgeye bazıları çocuk oyuncağı görünümünde olan binlerce mayın bıraktığını tespit etmiştir.
• Türk şirketleri Türk askeri saldırısı henüz başlamadan önce Kürdistan’dan çekilmeye başlamışlardır.
• Türkiye’nin Zaxo ve Amedi’de dört askeri üssü bulunmaktadır. 1996’dan beri bu üsler Kürdistan Demokratik Partisinin yaptığı anlaşmayla Kürdistan’da bulundurulmasına rağmen, bu üslerin Kürdistan’da bulundurulmasına izin verdiği için Irak yönetimini kınamak Iraklı Başbakana bırakılıyor[http://www.xebat.net/article.php?id=15722].
• Türkiye’ye bu kadar büyük güç, varlık ve ayrıcalık verilmesi yabancı bir tarihçi veya bir gözlemci için çok tuhaf görünecektir.
*Türkiye Irak anayasasınca federal Irak bölgesi olarak tanınan Kürdistan bölgesi Türkiye tarafından hiç tanınmamıştır.
*Türkiye hiçbir zaman bölgenin Kürtlüğünü tanımamıştır ve oraya Kuzey Irak demektedir. El Cezire, El Arabiye, BBC vb gibi dünya medyasında izlediğim tartışmalarda Türk cumhurbaşkanı, Başbakanı, Dışişleri Bakanı ve yetkilileri yanlışlıkla veya tesadüfen bile Kürt sözcüğünü ağızlarına almadılar. Iraklılık Türkler için Türkiye’deki Türklükle aynıdır: Kürt kimliği ve varlığının inkarı.
*Ekselansları bütün Irak siyasal gruplarının konsensüsünün sonucu olarak Irak Cumhurbaşkanlığına seçildiği halde, sadece Kürt olmanızdan dolayı Türkiye şu ana kadar sizi davet etmeyi, ziyaret etmeyi veya tanımayı reddetmiştir.
O Yüzlerce deneyim ve kanıttan şu ana kadar Kürt sorununa ilişkin Türk politikası şu şekilde olduğu aşikardır:
- Türkiye’de Kürt ulusal kimliğinin inkarı.
- Türkiye’deki 20 milyon Kürdün insani, kültürel, vatandaşlık, ve ulusal haklarının inkarı
-Türkiye dışında Kürt ulusal kimliğinin ve Kürdistan’ın varlığının inkarı.
Bu yüzden, Türkiye stratejik ulusal güvenlik için önceliğini Orta Doğu’da Kürt Ulusal Hareketine karşı savaşmaya vermiştir. Aynı şekilde, Kürdistan bölgesinin federal gelişimini durdurmak için Iraklılık ideolojisini kullanmakta ve bunu harekete geçirmektedir. Kürdistan bölgesel yönetiminin anti-ulusalcı politikaları sayesinde, ekonomik, istihbarat, siyasal ve Kürdistan’ın askeri işgali dahil, bu amaca ulaşmak için bütün kaynaklarını kullanmaktadır.
140.Maddenin uygulanmasının ertelenmesi ve ırkçı Türkçülerin Türkmenleri kullanması bu seferberliğin bir parçasıdır.
Sayın Talabani,
Bütün yasal, doğal ve geleneksel insani pratikler bir yana, sizin deneyim ve kavrayışınıza sahip bir lider ulusunuzun karşılaştığı baskı gerçeğini açıklamak için konumunu kullanmayı reddeder veya tereddüt ederse, biz Kürtlere çok büyük üzüntü verecek ve hayal kırıklığına uğratacaktır.
İnsanlar kimlikleriyle tanımlanır. Eğer kimliğinize saygı gösterilmiyor veya kimliğiniz inkar ediliyorsa, ağırlığınız, değeriniz ve şerefiniz yoktur. Türklüğünü inkar etmedikçe, Abdullah Gül’le tokalaşmayı veya konuşmayı reddedebilir misiniz? Niçin benzer bir muameleyi kabul etmeniz gerekir?
Irak Cumhurbaşkanı olduğunuzu ve Tüm Iraklılar adına konuşmak zorunda olmanızı anlıyoruz. Fakat davet edilmenizin nedeni Kürt sorunu, PKK’nın güney Kürdistan’daki durumu ve rolüdür.
Siz Irak Cumhurbaşkanısınız çünkü Kürt halkı oylarını Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği için kullandı çünkü Mesut Barzani bu konum için sizi destekledi. Siz daima Irak Arapları için konuştunuz. Şimdi Irak Cumhurbaşkanı olarak Iraklı Kürtler ve bir Kürt olarak kuzey Kürdistan’daki özellikle 20 milyon Kürt için bir ulus adına konuşmanızın zamanıdır.
Daha başlangıçta Türk parlamentosunun Türk ordusuna sanki PKK ile savaşmak için değil de pikniğe gider gibi, bir sene Kürdistan bölgesine girip çıkma tezkeresi vereceği belliydi Ancak güney Kürdistan’a müdahale etmek ve Kerkük’le istikrarlı federal güney Kürdistan bölgesinin gelişimini engellemek için bu bahaneyi kullanmak kendi yönetiminin aleyhine dönmüştür ki, bu Türkiye’deki Kürtler için de bir model olabilir.
Sizden rica ediyorum ve halkımın çoğunluğunun böyle düşündüğüne inanıyorum.
PKK’yı terörist bir örgüt olarak ilan etmeyin. Türkler terörizmi başkalarına uygulamadan önce, terörizmi bilimsel olarak tanımlamalı ve kendilerine uygulamalılar. Biliyorsunuz ki PKK daima tek taraflı ateşkes çağrılarınıza yanıt verdi. PKK sivillere saldırmaktan ve kökten dinci ideolojiyi geliştirmekten kaçındı. PKK savaşçıları başka alternatifi olmayan kadın ve erkeklerden oluşmaktadır. Eğer Türkiye ciddi bir genel af ilan etse ve gerçekten PKK’nın ve diğer Kürt siyasal örgütleri ile sıradan vatandaşların Türkiye’deki demokratik sürece katılmalarına izin verse, tek bir Kürdün şiddeti tercih etmeyeceğini çok iyi biliyorsunuz. Bu halkımızın barışçıl doğası ve hoşgörülü kültürünün bir parçasıdır. Eğer Türk anayasası Kürtler dahil farklı tüm etnik ve dinsel unsurları tanırsa, böyle bir katılım ancak o zaman gerçekçi ve inandırıcı olabilir.Bu iki noktada ısrar etmeniz gerekir: genel af ve Kürt halkının anayasada tanınması.
Aynı zamanda Türkiye’nin şunları yapmasında ısrar etmelisiniz.
Türkiye:
•Kürdistan’daki üslerini kaldırsın.
• Iraktaki siyasal süreci ve Kürtlerin rolünü tanısın.
• Bir Irak federal bölgesi olarak Kürdistan bölgesini tanısın ve siyasal ve ekonomik açıdan bu temelde ilişki kursun.
• Kerkük sorununa karışmayı bıraksın.
• Sizi bir Iraklı Kürt cumhurbaşkanı olarak kabul etsin ve saygı göstersin..
Bizi hayal kırıklığına uğratmayacağınıza dair inancımı koruyorum.
Kamal Mirawdeli
KIMLIK->Kurdistan-post
Ben 1978 dogumlu Mesut Karakulak, Tc ordusunun Kurdlere karsi yine Kurd genclerini nasil kullandigina tanik olmus bir kisi olarak basimdan gecenleri aciklama geregi duyuyorum. Bu benim icin bir vicdani ve insanlik sorumlulugudur. Ayrica devletin "derin devlet yoktur" demesine bir cevap olmak ve boyle bir organizasyonun oldugunu goren ve en yakindan yasayan birisi olarak, gorduklerimi canli yasadiklarimi aciklayacagim.
ZORUNLU ASKERLIK
Bugun Turkiye denilen ve cumhuriyetle yonetilen ulkede herkes 20 yasina gelince zorunlu olarak askere gitmek zorundadir. Ben de herkes gibi bu gorevimi yerine getirdim ve askerligimi komando olarak yaptim. 12 ekim 1998 de basladim ve 23. Jandarma Tugay komutanligi na bagli 2. Tabur 4. Boluk 1. Tim’de Sirnak Silopi Gorumlu olarak gorev yerim belirlendi. 25 Ocak 2000 tarihine kadar bu gorevimi surdurdum. Benden baska 8 Kurd asker daha vardi. Bu sure zarfinda bir cok operasyona katildim, bir cok insanin oldurulusu veya vurulmasina tanik oldum, yanimdaki kisilerin de vuruldugunu gordum. Biz, Kurd gerillalari olarak bilinen Kurdistan Isci Partisi veya kisa adi PKK ye karsi savasiyorduk. Bu grup kendi amacini Turkiye’deki Kurdlerin haklarina kavusmasi ve yonetimde de Kurdlerin adiyla yer almasi, Kurdlerin kendi kaderlerini tayin hakkini elde etmesi seklinde hedeflemisti. Ancak, bizim gozumuzde ve devletin resmi bakis acisina gore bu grup “terrorist grup” olarak biliniyordu. Bizim komutanlarimiz da bize bu yonlu aciklamalarda bulunuyorlardi ve PKK uyelerini gordugumuz yerde oldurmemizi emrediyorlardi
33 KISI OLDURULDU, BIRI KACTI, BIRI SAG YAKALANDI
Icinde bulundugumuz durum geregi biz her an ataklara hazirdik ve her an operasyona cikmayla karsi karsiyaydik. Bu yuzden bir cok baskin ve catismaya katildim, bazilarini ise hic unutmam.
10 Mayis 1999 da saat 6.00 siralari sabahin erken saatlerinde Cudi Dagi’nin Ballikaya mevkiinde bir kisinin katirla gectigini gorduk. Komutanimiz M.Zekeriya Ozturk butun askerlere “yatin” emri verdi. Eline tribununu alarak bu kisinin gidis istikametini Kelhakur Dagi’na dogru izlemeye basladi. Ayni kisi dagdaki bir televizyon buyuklugundeki magaradan iceri girdi. Daha sonra telsiziyle anons yapti. Biz ise, bizden sonra gelecek olan bolugun guvenligini saglamak amaciyla dagin etrafini sardik ve tepeye tirmandik. Komutanimiz M.Zekeriya Ozturk’un anonsundan 20-25 dakika sonra iki kopra helikoperi geldi. Helikopterler bu magarayi vura vura girisi buyuttuler. Buradaki operasyonumuz 3 gun uc gece surdu. Bu sirada 33 PKK gerillasi olduruldu, biri kacti, birisi ise sag yakalandi. Kacan kisinin Silopi Bolge Sorumlusu “Topal Hamza” oldugunu ogrendik. Yakaladigimiz kisi ise, koda adi Tahir ve gercek adi Hasan olan kisiydi. Tahir’i kendimizle birlikte alip geri donduk.
TAHIR ITIRAFCI OLDU
Tahir’i getirdigimizde tabur komutani Ahmet Tanpinar kendisiyle konustu ve bazi soz ve vaadlerde bulununca bu kisi itirafci olmayi kabul etti. Dogru bilgiler vermesi durumunda, devletin kendisine guvence verecegini soyledi. Biz hepimiz bu durumu iyi biliyorduk. Itirafcinin verdigi bilgilerin dogru olmasi gerekirdi. Eger kisi 3 kez yanlis bilgi verirse, basina neler gelecegini biliyorduk.Boylesi durumlarda komutanimiz M.Zekeriya Ozturk itirafciyi helikopterle gokyuzune cikarip acagi atardi. Bu Tahir denilen kisinin grupta sihhiyeci oldugunu ogrendik.Tahir’in verdigi bilgilerin ikisi yanlis cikti ama birisi dogru cikinca pacayi kurdardi.
IKI KISI SAG OLARAK HELIKOPTERDEN ATILDI.
Catismalarda cogu kez militanlari canli olarak da yakaladik. Cok itirafci olanlari da gordum. Konusan veya konusmayanlara keyfi uygulama yapan M.Zekeriya Ozturk, bazilarina da iskence yapiyordu. Daha sonra da bu tur kisileri helikoptere alip yuksege ciktiktan sonra canli canli asagi atiyordu. Tahir ise, son aciklamasindan sonra Diyarbakir Cezaevi’ne gonderildi.
Bazen de boluge operasyonlarda kullanilmak uzere itirafcilar getiriliyordu. Bir gun bir adam getirdiler kirli ve sakallari uzundu. Bu kisiyi tras edip elbiseler verdiler, yatma zamani ise, benim yanimdaki yataga verdiler. Basina da iki nobetci diktiler. Birisi yine Kurd olan Tekin Baran di. Komutanimiz M.Zekeriya Ozturk Tekin’e en ufak harekette bu itirafciyi vurabilecegi emrini verdi. Tekin Baran Istanbul Celiktepe’de oturuyordu, O da benim gibi askerlik gorevi icin buraya gelmisti.
1999 un 12. ayinda da yaklasik 25 kisi Diyarbakir Cezaevi’nden getirildi. Bunlar da digerleri gibi operasyonda bizlere yardim edeceklerdi. Hepsi eski PKK li idiler. Bunlardan birisi bana, catisma esnasinda namlunun onune birkac kez geldigimi eger isteseydi beni vurabilecegini soyledi. Ben “neden vurmadin?” deyince, bana, “biz mecbur kalmadikca kimseyi vurmayiz..” diye cevap verdi.
Diger bir olayda ise, komutanimiz telsiz konusmalarina girdi. Konusan kisi “Geli” kod adli bayan gerilla idi. M.Zekeriya Ozturk bu bayana bazi vaadlerde bulundu ve teslim olmasini istedi. Geli ise, “sana guvenmiyorum, itlerinle gelirsin..” dedi. Sonra da, “birileri geliyor” dedi ve telsiz konusmasi kesildi. Bu olay Silopi’nin Rutkikurat bolgesinde gerceklesti. Sonralari ise, bu bayan gerillayi boluge getirdiler. Kisa boylu, mavi gozlu birisiydi, komutanin odasina goturduler, kendisine ne oldu bilmiyorum..
KUZEY IRAK’A GIRDIK
Itirafci Tahir’in verdigi bilgilere gore bugunku Kurdistan Bolgesel Yonetimi’nin denetiminde olan Kuzey Irak’in Ahmediye bolgesinde 100 kisinin bulundugu bir gerilla campinin oldugu ve bizim buraya gitmemiz gerektigi aciklandi. 1999 Haziran’in ilk haftasi, biz Turkiye sinirlarini asarak sinir otesi harekat yaptik. Burada bizi pesmergeler karsiladi. Yaklasik 4 saatlik yuruyusumuzden sonra belirlenen noktaya vardik. Pesmergeler de bize eslik ettiler. Dagin yukseginde bir magaraya operasyon duzenledik.
Bize burada bulunan TIM lerde eslik etti. Magaraya girdigimizde, Gaziantep Guler Un fabrikasina ait un, seker, yag ve bazi yiyeceklerin yani sira mekap marka spor ayakkabilara rastladik. Ayrica benim girdigim magarada 175 adet Bixi mermisi buldum. Ancak hic bir gerillaya rastlamadik. Ele gecirdigimiz butun malzemeleri atese verdikten sonra olay yerinden ayrildik. Bir kac gun sehir merkezinde dolastiktan sonra geri donduk.
TIM’LER COK SAYIDA KURD COCUGU OLDURDU
Kuzey Irak’da uzun suredir bulunan TIM mensublarina rastladim. Bunlardan bazilari 8 yil gibi bir zamandir bu bolgede olduklarini acikladilar. Bu kisilerin hepsi PKK ile mucadele etmede uzmanlasmis ve cok iyi egitim almislardi. Bunlar resmi anlamda pesmerge ile dayanisma icindeydiler ancak gercekte ise, aslinda pesmergeleri de sevmezlerdi. Cunku, pesmergeler de Kurd tu.
Uzun sure burada kaldiklari icin Pesmerge cocuklarina bazi seyleri de ogretmislerdi. Parmakla yapilan isaret bir Kurt semboluydu. Bunun anlami, Turkler yillar once Cin’den batiya goc etmek isterken, daglarin arasinda kalmis ve yollarini kaybetmisler. Hikayeye gore, tam bu sirada bir Kurt ortaya cikar ve Turkler bu Kurt u takip ederek yollarini bulurlar. Bu yuzden Kurt hayvani Turkler acisindan sembolik degeri olan ve onemli bir hayvandir. Bu anlayis gunumuze kadar gelmis, buna taparcasina bagli olanlar vardir. Bu yuzden Kurt bir anlamda Turk milliyetciliginin semboludur.
Iste TIM elemanlari pesmerge cocuklarina bu isareti ogretmis, pesmerge cocuklari da arabalarin onune cikarak bu isareti yapip, “asker abi seker seker” diye bagirirlardi. TIM elemanlari bilerek sekeri arabalarin tekerinin altina dogru atarlardi ki, bu cocuklar almak istedikleri zaman tekerin altinda kalip ezilsinler. Bu sekilde olen cocuklarin sayisi bir hayli fazlaydi.
Ben bu durumu gordugumde TIM ler karsisinda sesimi cikarmadim, karsi koyamadim. Cunku bunlarin cogu yetimhanelerden alinmis ve ozel egitilmis kisilerdi ve duygulari yoktu acimasizca insanlari oldurebiliyorlardi. Biliyordum ki, karsi koysaydim oldurulecektim ve aileme de PKK ile catismada vuruldugum bildirilecekti. Bunun ornekleri bir hayli fazladir.
Ben bunlara katilmak istedigimi soyledim. Onlar da bana, “Biz orospu cocuguyuz..Bizim anamiz babamiz belli degil. Sen anneni ve babani biliyorsun, askerligini bitir evine geri don..” dediler.
SAG YAKALANAN PKK’LI DAHA SONRA OLDURULDU
13 Temmuz 1999’da komutanimiz M.Zekeriya Ozturk bir tim in hazir olmasini istedi. 14 kisi hazirdi, bir kisi eksikti. Komutan beni cagirdi ve Bixi muhimatini hazirlamami istedi. Ben rahatsiz oldugumu gelemeyecegimi soyleyince bana kufurler savurdu ve gitmekten baska carem kalmamisti. Hazirligimi yaptim ve TIM e katildim
Helikopterle Zelika dagina gittik..Dagin tepesinden inerken iki kisilik bir gruba rastladik..Once biz ates actik..Sonra onlar ates acti..Arkamdaki asker Mardinli ve adi Ziya idi..Kirma bomba atar ile bir gerilla yi vurdu ve bu kisinin sag yuzu yok oldu. Diger gerilla ise, arkadasinin olumunu gorunce ayaga kalkti ve teslim oldu. Boluk komutani silkelenmesini soyledi..Ondan sonra elbiselerini cikartmasini istedi. Elbiselerini cikartip silkeledikten sonra bize yaklasmasini soyledi..Bize yaklasirken, bu kisinin Denizli li Musa oldugu, anlasildi. Boluk komutani buna bazi vaadlerde bulundu. Eger konusursa ailesiyle gorusturecegini soyledi..Bazi sozler verdi..Musa ise, “ben konusmam” dedi..”Ben konusursam bin olurum, konusmasan bir olurum” dedi..Boluk komutani., Musa'ya yarin sabaha kadar zaman verecegini eger konusmasa oldurecegini soyledi..Sonra Musa’yi da aldik yolumuza devam ettik. Besta Vadisi denilen yere yaklasmadan bir saat oncesi konakladik. Sabah saat 6.00 da komutan kalkmamizi emretti. Temmuz 14 u saat 11 siralarinda komutan Musa’yi cagirdi. Konusup konusmayacagini sordu.,.Musa konusmayacagini soyleyince, komutan Musa yi namaz kilar seklinde oturttu ve kendi silahi ile kafasina uc nokta atisi yapip orada oldurdu. Daha sonra fotografini cekti. Ve, biz olay yerinden ayrildik.
KELLE ODULU 3 MILYAR 250 MILYON
Biz komutanin neden fotograf cektigini anlamistik. O donemler devlet catismada oldurulen ve kellesi getirilen her PKK li icin 3 milyar 250 milyon odul veriyordu. Boylece komutan bu sag yakaladigimiz Musa’yi orada oldurdu fakat daha sonra kafasini keserek devlete goturdu ve 3 milyar 250 milyon odul aldi. Bu bizden once de boyleydi, sonra da devam ediyordu. Daha once de taburda iken, bize onceden koparilmis gerilla kelleleri gosterilip, bunlarin terrorist oldugu ve oldurulmesi gerektigi, her kelle getirenin odullenecegi defalarca soylenmisti.
KARSI CIKTIM, BENI MAHKEMEYE VERDILER
Musa’yi komutan silahiyla oldurdukten sonra, yaninda bulunan Tegmen Deniz Evrenkaya da oldurulen bu kisinin bulundugu yere gidip, silahin dipcigiyle kafasina vurmaya basladi. Bu sirada ben kendisini engellemek istedim. “Terorist de olsa, sonucta bir insandir. Adam zaten oldu, sen daha niye vuruyorsun” diye karsi ciktim. Tegmen benim yakama yapisip, bana kufretti ve tehditler savurarak, “sen de mi teroristsin” deyince, ben de “evet ben de teroristim” dedim. Diger askerler durumu yatistirdi ve bu tegmen bana, “sen taburda gorursun ne olacagini” deyip bana gozdagi vermek istedi. Bu tegmen Turktu ve Samsunlu idi.
Biz arabalara bindik ve tabura geri donduk..Sabah boluk yazicisi Fevzi bana savunmami yazmami istedi..Ben de bana verdigi bos kagida “savunmam yoktur” diye yazdim..Soru isareti de koyup geri kendisine verdim.Aradan 20 gun gectikten sonra Diyarbakir Askeri Mahkemesi'nden bana bir davetiye gonderdiler. Mahkemeye cikmamam istediler..Gittim. Yarbay hakim bana sordu ben de olanlari oldugu gibi anlattim..Gerillayi sag yakaladigimizi ancak komutanin onu infaz ettigini soyleyince, Yarbay hakim bana, “tamam sen serbestsin. Gidebilirsin. Suclu baskalari “dedi..
OCALAN’IN GETIRILDIGI GUN, KOYLUYU TOPLAYIP HALAY CEKTIRDI
Komutanimiz, M.Zekeriya Ozturk, Subat ayinda, PKK onderi Abdullah Ocalan’in Kenya’dan Turkiye’ye getirilis gununu bayram ilan etti. O gun telsizlerden “anasi belli, babasi belirsiz, o..cocugu yakalanmistir, yuvaya donun..” diye bir anons yapildi. Biz o zaman Kelasor Dagi’nda gorevdeydik ve geceden kalmistik. Tabura gittigimizde, Gorumlu koyunun halki zorunlu olarak ordaydi..Oynamiyani dovuyordu. O dugun sirasinda korucu basi Mehmet Salih i cok fena dovdu..Davulda oynamiyor diye..Koyun toplami, yaklasik 150 kisi vardi..70 hanelik bir koydu..Aslinda koyun komplesi korucuydu ancak bir yandan da PKK ye destek verdigi icin iskence ediliyordu..
Ayrica, 1999 un yerel seciminde Hadep’ e 8 oy cikti diye butun koyu topladi hakeret etti. Koruculari acaiyip iskenceden gecirdi.
COBANI OLDURDUK, BASINA “TERORIST” DIYE VERDIK
Bizim komutan bu “kelle parasi” olayinda bir hayli hunerliydi. Cok sayida siradan insani oldurerek, devlete “terrorist vurdum” deyip cok paralar aldigini biliyoruz.
Yine, 1999 yilinin aralik ayinda biz pusuda idik. Gorumlu Kelenderdagi eteginde, Uzaktan bir cobanin gectigini gorduk. Komutan ates etmemizi emretti. O kisinin kim oldugunu da biliyorduk. Gorumlu koyunun cobani idi. Her zaman koyunlariyla beraber gozumuze carpiyordu. Biz bu cobanla ilgili daha once aldigimiz bilgilere gore, bu kisinin Ermeni asilli oldugunu ogrenmistik. 55-60 yaslarinda bir kisiydi. Bunu oldurdukten sonra fotografini cektik, ertesi gun televizyonda, “catismada bir terrorist olu olarak ele gecirlidi” diye duyduk. Ama hepimiz olayin gercek yonunu biliyorduk. Komutan devletten para almak icin bu adami oldurttu.
6 KORUCUYU OLDURDUK, BASINA “PKK LI OLDURDUK” DEDIK
Yine 1999 yilinin kurban bayraminda, biz askerler, yerli halktan aldigimiz kurban etlerini yiyorduk. Telsizden bir konusma gecti. 6 kisilik PKK liler grubunun yakinimizda oldugu duyuruldu. Biz de helikopterle Karacaoren koyune gittik. Turbunlerle uzaktan baktigimizda o kisilerin Gorumlu koyunun gecici koy koruculari oldugunu anladik. Daha sonra, Boluk komutani Tugay komutanina telsizle mesaj gecti ve bunlarin devletten yana olan koy koruculari oldugunu duyurdu, gidip kendilerine bazi sorular soracagini soyledi. Bunun uzerine telsizdeki ses ofkelenmisti. Kurd olan herkesin bir gun mutlaka terrorist olacagini soyluyordu. Sonra da, "once vur sonra sor” diye emretti. Bizde bu 6 kisiyi oldurdukten sonra butun koylulere gozdagi vermek icin cesetlerini koye getirdik. Okulun onune cesetleri dizdik. Halk toplanmisti, herseyi izliyordu. Fotograflarini cektik ve ertesi gun yine haberlerde “PKK lilar catismada olu ele gecirildi” diye haber cikti. Kurban bayrami idi
KOMUTAN “DERIN DEVLET” ADAMI
Bizim komutan M.Zekeriya Ozturk, bolgeyi de cok iyi taniyordu. En son Istanbul Gaziler Dernegi Baskani idi. Son yapilan “Ergenekon operasyonu”nda da yakalanip, tutuklandi. Sanirim bunlara “derin devlet” diyorlar. Yani devletin ozel olarak egittigi kisilerden olusan orgut. Grubun uyeler genellikle yuksek mevkiilerdeki burokratlar, askerler, siyasiler ve isadamlarindan olusmaktaydi. Ancak bu gazette haberinde bizim komutanin adi Mehmet Zekeriya Ozturk olarak verilmisti. Fakat biz onu Musa Zekeriya Ozturk olarak biliyoruz. Sanirim devlet kendi icinde bir operasyon yapti ve bu grubu izolasyon yoluna gitti. Bilindigi gibi NATO’ya uye ulkeler, daha onceleri kendi devletlerinin icinde boylesi ozel gruplar kurma yoluna gitmisti. Genelde “gladiyator” olarak bilinen bu devlet ici orgutlenmelerini butun uye ulkeler dagitti ancak Turkiye bu organizasyonlari dagitmadi ve bu kez Kurdlere karsi kullanmaya basladi. Gorevleri bittikten sonra da devletin basina bela olunca, devlet tek care olarak bunlari desifre etti ve bu tur gruplara yonelik operasyonlar baslatildi. Bu gruplarin en karekteristik ozellikleri asiri sagcilaridan olusmasidir ve “turkculuk” ideali tasimalaridir.
Iste bizim M.Zekeriya Ozturk de bu tur gruplardan olan “ergenekon” adli yapida yeralmaktaydi. Surekli gunes gozlugu takan bu kisi, operasyonlarda da bizim gibi Kurd genclerini kullaniyordu. 14 yildir bu bolgede gorev yapmis. Lakabi ise, “Rambo” idi..Ordu da direct olarak yuzbasi goreviyle ise baslamis. Cok acimasiz ve gaddar birisiydi, O’nun bir insan oldugunu dusunemiyorum. Hic duygulari yoktu.
AMCAMIN OGLU GERILLA, BEN ISE ASKERDIM
Tabii ki, bu savasta cok cani yananlar olmustur. Devlet Kurdlerin karsisina yine Kurdleri cikariyor. Ben askerde bu tur operasyonlara katilirken, amcaminoglu nun karsimda silahli bir gerilla oldugunu bilmiyordum. Karsilassaydik ya o beni vuracakti yada ben onu vuracaktim. Ama yakalandi ve bu yuzden de bizim komutan beni sorguya cekti.
Celesor daki catismada PKK saflarinda bulunan oz amcaminoglu Ali Karakulak yarali olarak yakalandi..Komutan beni cagirdi ve sorular sormaya basladi. Ben inkar ettim..Sonra beni yuzlestirecegini soyleyince ben hic gormedigimi soyledim..Gorumlu Koyu nun nun korucusu Rasit bana durumu bana anlatti. Yani ya ben onun yada o benim kursunumla olebilirdi..Ali, PKK ye, Suriye’d en katilmisti. Baba adi, Hasan, ana adi Hamdiye 1979 dogumlu..1996 veya 1997 de katilmis. Gozleri tam olarak gormuyordu, gozlerinde sorun vardi. Lubnan’da .6 ay egitim gormus. Yakalandiktan sonra cezaevine goturmusler ve uzun yillar burada kaldi.
AILEMDEN PKK’LI CIKTI DIYE MEMURLUGA ALINMADIM
Ben askerden dondukten sonra, bizim orada, devlet memurlugu icin sinavlar acilmisti. Guvenlik Elemanlari alinacakti. Bir cesit koruma goreviydi. Bunun icin askerligini sicak catisma bolgesinde gecirmis olma sarti araniyordu. Benim sartlarimin hepsi uyuyordu. Ancak Ailemden bir kisi PKK uyesi cikti diye bu hakkimi elimden aldilar. Sinavi kazandim fakat arastirma asamasinda dosyami elimden aldilar. Sinav dan sonra beni Egitim Sube den cagirdilar..ben de gittim. Dosyamin iptal olacagini soylediler “amcaninoglu PKK terror orgutune uye olmus..” dediler. Ben de, bu durumun ozel oldugunu ve amcaminoglunun ne yaptiginin beni ilgilendirmedigini soyledim. Bunun icin benden imza almalari gerekiyordu..Imza atmadan ordan ayrildim. Sonra, gece yarisi beni yine cagirdilar..Gittim.. Emniyet Amiri Yusuf Biner in karsisinda cikardilar. Orada Baskomser Selami Gerdan da vardi. Benim dosya da onlerindeydiler. Dediler, “imzala!..” Ben ise,.imzalamadim..Sonra da dedimki, “imzalar, dosyami geri alirim..” Bana seref ve namus sozu verdiler, yemin ettiler..Ben de imzaladim. Imzalar imzalamaz, joplarla bana giristiler. Sonra beni hucreye attilar..Sonra gelip dedilerki, “Ozur dile birakalim..”Sabaha kadar tuttular..Sabah geldiler, ben de onlari bolge mahkemesine verecegimi soyledim..Gittim arzuhalciye dedim dilekce yazayim..adam Kabul etmedi, dedi sen devleti devlete sikayet ediyorsun ben bunu yapamam..Gittim avukat Mahmut Nehri nin yanina..Durumu anlattim. Avukat da davayi kaybedecegimizi soyledi..Ben dava acmada israr ettim ve o zamanin parasiyla 620 milyon verdim. Ben giriyorum bir avukatla onlar giriyor 7 avukatla ikinci celsede kaybettik davayi..
TURK DEVLETI KURDU KURDE OLDURTUYOR
Butun bu yasadiklarimdan sonra anladigim tek sey Turk Devleti, Kurdlere karsi ozel bir savas surduruyor ve aslinda butun Kurdlere de ayni gozle bakiyor..Zaten bu yuzden, ha PKK li olmus, ha Korucu olmus, ha kendine asker olmus, ha pesmerge olmus, kim olursa olsun ayni gozle bakiyor. Bizim Irak'in iclerine kadar giderek "PKK li ariyoruz" Dememiz aslinda bir bahaneydi. Orada bize yardim eden Kurdlere de sicak bakilmiyordu. Bu savasta sucunu itiraf etmis, ceza almis kisiler bile getirtilip on savlarda kullaniliyorlardi. Olseler bile o kadar onemli degil anlayisi vardi.
20 yasinda bir insanin bunlari anlamasi pek beklenemez..Biz o zaman bilincsizdik ve olaylarin gercek yuzunu bilmiyorduk. Iyi duygularimizla hareket ediyorduk. Yani ben nerden bilebilirdimki, amcamin oglu, karsi taraftan olacak ve eline silah alip, benim karsima gececek. Bana gore, asil suclu devlettir. Eger Devlet, Kurdleri de bu ulkenin "Gercek sahibi ve ortagi" Olarak gorse bu tur uygulamalar olmayacak belki de. Birakalim herseyi, devlet Kurdleri bitirmek, yoketmek istiyor..Ama vurarak, ama korkutarak ama gozdagi vererek, ama asimile ederek, koskocaman bir halki bitirmek istiyor. Elbetteki, Kurdler bu savasta dayanabilmek icin herseylerini ortaya koyuyorlar. Evler yakiliyor, koyler bosaltiliyor..Dolayisiyla cogu Kurdler kacmak zorunda kaliyor. Savasin oldugu yerde de ekonomi de gelismez. Ben bu savasta kullanildim tek dilegim baska Kurd gencleri kullanilmasin ve artik Kurdler de diger uluslar gibi ozgur olsun.


