PNA-Kürdistan Bölgesi sınırları içine düşen köylerin bir kaç gündür Türk savaş uçaklarının hedefi haline gelmesi ve bu köylerin bu savaş uçakları tarafıdan bombardıman edilmesi, Kürdistan Bölge Başkanlığı tarafıdan kınandı. Kürdistan Bölge Başkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamda, ‘’Bir kaç günlük bir süredir, Türk ordusu Dohuk ve Hewler sınırları içinde bulunan bölgeleri bombardıman ediyor. Bu bombardımanlar, bölge halkının rahatını bozmaya ve bölgede karışıklığa neden oluyor. Bu, aynı zamanda, ziraat ve hayvancılık alanlarında büyük maddi hasarlara neden oluyor. Şüphesiz, Türk ordusunun bu eylemleri, ülke ulusunun egemenliği ve Irak topraklarına yönelik büyük bir ihlal olarak sayılıyor. Bu bombardımanlar, bütün tarafların çıkarına karşıdır ve bölgede sorunların çözümü ve barış sürecinin inşasına hizmet etmez. Tersine durumu, daha karışık hale getirir ve beraberinde istikrarsızlık getirir. Bundan dolayı, her iki tarafına dostlarına, Türkiye’nin bu eylemlerini durdurması için bu ülkenin yetkililerine baskı yapmaları çağrısında bulunuyoruz. Aynı zamanda, bu ihlaller karşısndaki hoşnutsuzluğumuzu ifade ediyor ve bu ihlalleri kınıyoruz. En kısa zamanda bu ihlalleri sona erdirmesi çağrısında bulunuyoruz.

Ölümden önceki son sözler!

SERDAR EROĞLU ANF-AMSTERDAM (27.04.2008) - Ölümün dehşeti insan zihnini en çok kurcalayan gerçeklerden biridir. Her insan kendi ölümünün nasıl olacağını merak eder. Hepimiz ölüm anında ne hissedeceğimizi, neleri anımsayacağımızı mutlaka düşünmüşüzdür. Biz öldükten sonra ne olacaktır, neler söylenecektir ve hatta ölümden hemen önce neler söyleyeceğizdir? Sosyalizmin kurucusu Karl Marks, 14 Mart 1883 günü hayata gözlerini yummadan kısa bir süre önce kendisine son sözlerini soran hizmetçisine “İşine bak sen, çık odadan! Son sözler hayatları boyunca yeterince söz etmemiş aptallar içindir” demişti. Marks dolu dolu geçirdiği bir yaşamın ardından “artık söylemeye değer başka söz bulamadan” öldü. Marks’ın mezar taşına da tarihi değiştiren şu sözü yazıldı: “Dünyanın tüm işçileri birleşin!”. Marks’ın insanların ölüm döşeğindeki son sözleri konusundaki “son sözü” belki de biraz radikaldi. Zira tarih boyunca ölüm döşeğinde çok ilginç ya da anlamlı son sözler söyleyen birçok ünlü isim oldu. Örneğin “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözüyle ünlenen Fransa kraliçesi Marie Antoinette, Fransız devriminin ardından 16 Ekim 1789 sabahının erken saatlerinde infazından önce yanlışlıkla birazdan kafasını kesecek olan celladın ayağına bastı. Marie Antoniette, celladına dönerek “Pardon beyefendi, isteyerek olmadı” dedi. Bu sözler Antoniette’nin son sözleri oldu. İsrail’in antik çağlardaki Kralı Abimelech ise bir kuşatma sırasında bir kadının kafasına attığı el değirmeni taşıyla ağır yaralanmıştı. Abimelech’in son sözleri de o anda yanındaki savaşçılarından birine söylediği “Kılıcını çek ve beni öldür. Benim için onu bir kadın öldürdü demesinler”di. Papa VI Alexander ise 18 Ağustos 1503 tarihinde hasta yatağında yanındakilere “Bir dakika” diye mırıldandı. Tarihin en çok tartışılan papalarından biri olan VI Alexander, bu sözlerle ebedi uykusuna daldı. Peter Pan’ın yayıncısı James Mathew Berry de 19 Haziran 1937 günü son anlarında “Uyuyamıyorum” diyecekti. İngiliz siyasetinin en büyük ismi olarak kabul edilen Winston Churchill, dünyanın en etkili hatiplerinden biri olarak bilinir. Churchill’in özellikle İngiltere’nin savaşa girdiği ve kendisinin İngiliz halkına kan ve gözyaşıyla alınacak bir zafer vaat ettiği konuşması günümde de popülerliğini koruyan bir metindir. Hayatı büyük siyasi mücadelelere sahne olmuş ve iki dünya savaşı görmüş olan İngiliz liderin son sözleri ise “Bütün bunlardan sıkıldım” olmuştur. Hollandalı bir isyancı olan Nychlenborch Kontu da 1534 yılında kendisini göğsünden bıçaklayan suikastçısına “Kimsin sen” demiştir. Rivayete göre son anında O’nun gözlerinin içine bakan suikastçı kendisine “Ölüm” diye cevap vermiştir. Çok sıra dışı bir sanatın ve yaşamın sahibi olan sürrealist ressam Salvador Dali, 23 Ocak 1989 tarihinde ölümünden hemen önceki son sözü “Saatim nerede” oldu. Pablo Picasso ise ölürken dostlarına son olarak “Bana için” demişti. Dünyanın en büyük mucidi Thomas Edison ise ölürken “diğer taraf” hakkında da bir ipucu vermişti. Edison 18 Ekim 1931 tarihinde son anlarında yanındaki eşine “Orası çok güzel” dedi. Ünlü mucit bu sözlerin ardından bilincini tamamen kaybetti ve öldü. Bir diğer mucit Alexander Graham Bell ise ölmeden önce “Beni terk etme” diyen eşine “Hayır” dedi ve gözlerini kapattı. Buna karşın ünlü rock yıldızı John Lennon’un son sözü ise “Evet” oldu. Lennon 8 Aralık 1980 günü bir hayranı tarafından bıçaklandıktan sonra kendisine gerçekten John Lennon olup olmadığını soran polislere “Evet” dedi. Lennon bu sözden sonra bilincini kaybetti. Sigmund Freud da “diğer taraf” hakkında çok anlaşılmasa da küçük bir ipucu verdi. 23 Eylül 1939’da hayata gözlerini yuman Freud’un son sözleri “Bu absürd(manasiz)! Bu absürd!” oldu. Son sözlerinde ölürken hayatları boyunca ne iş yaptıklarının ipuçlarını veren insanlar da var. Örneğin Fransız Dominique Bouhours 27 Mayıs 1702 tarihinde ölmeden önce “Ben ölmek üzereyim ve ya ben öleceğim. Her iki ifade şekli de doğrudur” dedi. Bouhours döneminde Fransa’nın en ünlü dilbilimcisi ve edebiyat eleştirmenlerinden biriydi. Dünya klasik müziğinin gelmiş geçmiş en büyük dehası Mozart ise kendisine “uzaydan gelme” diyenleri haklı çıkarabilecek bir şekilde dünyaya veda etti. Mozart son anlarında “Ölümün tadı dudaklarımda. Bir şey hissediyorum, bu dünyanın dışında” dedi. Bir diğer ünlü besteci Beethoven ise ölürken şu sözleri sarf etti: “Alkışlayın dostlarım; bu komedi bitmiştir”. 17 Ekim 1849 tarihinde hayata veda eden Chopin ise canlı canlı gömülmekten çok korkuyordu. Chopin’in son sözleri “Bu dünya çok boğucu. Bana söz verin, ölünce kessinler beni. Böylece canlı canlı gömülmem” oldu. Nostradamus’un son kehaneti ise ölümü oldu. Ünlü kahinin ölümünden önceki son gözleri “Yarın artık burada olmayacağım”dı. Dünyada belki en ünlü son sözlerden biri ünlü Alman filozof Goethe’nin söylediği “Daha fazla ışık” sözüdür. Bu söz Goethe’nin ölümünden sonra birçok edebi ve felsefi eserde değerlendirilmiş ve üzerine şarkılar dahi yazılmıştır. Ünlü gezgin Marco Polo’nun 9 Ocak 1324 tarihinde 70 yaşında öldüğünde dudaklarından dökülen sözler şunlardı: “Ben gördüklerimin sadece yarısını anlattım”. İkinci Dünya Savaşında Nazi güçlerine karşı direnen Hollandalılar arasında yer alan Hannie Schaft’ın son sözleri ise çok ilginçtir. 17 Nisan 1945 günü Alman askerlerinin eline geçen Schaft, hemen kurşuna dizilmek istenir. İki Alman askeri Schaft’a nişan alır ve ateş eder. Ancak yakın mesafeden Alman askerleri Schaft’ı öldüremez, sadece yaralar. Schaft yaralı halde Alman askerlerine “Ben sizden daha iyi ateş ederim” der. Bunun üzerine askerlerden biri makineli tüfekle Schaft’ın vücudunu delik deşik eder. Böbrek yetmezliği nedeniyle hayatını kaybeden ve son günlerinde büyük acılar çeken Dünya eski satranç şampiyonu Bobby Fisher ise son anlarında yanındaki bir dostuna “Hiçbir şey acıyı insan dokunuşu kadar hafifletmiyor” demiştir. İçkiye çok düşkün olan ünlüler arasında son anlarında da yine içkiden bahsedenler de oldu. Örneğin ünlü Hollywood yıldızı Humprey Bogart son anlarında “Hiçbir zaman Scotch’u bırakıp Martini’ye başlamamalıydım” dedi. Tiyatro yazarı Anton Çekhov ise 1904 yılında ölmeden hemen önce kendisine şampanya ikram edilmesi üzerine “Uzun zamandır şampanya içmemiştim” dedi. Bunlar O’nun son sözleriydi. Son sözlerin belki de en etkileyicisi Hollandalı ressam Vincent Van Gogh’un son sözleriydi: “Hüzün her zaman baki kalacaktır”.

Dağlıca baskınında 13 er öldü, 8 er de kaçırılınca...

Göbek atıp davul çaldılar! Posted on Cumartesi, 26. Nisan 2008 Dağlıca baskınında 13 er öldü, 8 er de kaçırıldı. Ancak olayın üzerinden çok kısa bir süre sonra Dağlıca Taburu'nda içkili yılbaşı eğlencesi düzenlendi. Eğlenceyi Tabur Komutanı Topçu Kurmay Yarbay Onur Dirik organize ediyor. Eğlencenin görüntüleri ise kasede kaydediliyor. Taraf Gazetesi ele geçirdiği kaset görüntüleri üzerine içkili Dağlıca Eğlencesini sürmanşetine taşıdı. Dağlıca... 13 şehitten sadece 10 hafta sonra Zaman-21 Ekim'de PKK taburu basıp 13 eri şehit etmiş, 8 asker 'vatana ihanet'ten içeride... Komutan Yrb. dirik ise içkili yılbaşı partisinde...

Bu cephede eğlence var... Bu video görüntüsü Taraf'ın eline birkaç gün önce geçti. dağlıca Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik ve tüm komuta kademesinin yılbaşı partisinin görüntüleriyle...

Bütün Komutanlar Sarhoş Parti PKK'nın 21 ekimde basıp 13 askeri şehit ettiği taburda veriliyordu. Üç saat boyunca su gibi içki içiliyor ve komutan Dirik dahil herkes dut gibi sarhoş oluyordu.

Bunu Siz De Bir Düşünün Yayımlamalı mıydık? İzlediklerimiz yasaya göre suçtu. Dahası 10 hafta önce baskın yemiş, komutan üstelik askerlerini suçlamıştı... Yayımlamaya karar verdik. Taraf Gazetesi, PKK baskını sonucu 13 erin şehit olduğu Dağlıca Taburu'nda baskından 69 gün sonra yapılan yılbaşı eğlencesinin görüntülerini ele geçirdi. Görüntüler, sınırdaki taburda yılbaşı gecesi askeri kanunların fiilen askıya alındığını dünüdürüyor. PKK tarafından 21 Ekim 2007'de Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde sınıra yakın Dağlıca Taburu'na yapılan baskında 13 er şehit olmuş, 8 er de kaçırılıp 14 gün sonra Türkiye'ye getirilmişti. Baskın sonrası Tabur Konutanı Kurmay Yarbay Onur Dirik, hakkındaki çeşitli iddiaları dile getirmiş, baskın anında taburda güvenlik zaafı yaşandığı başta olmak üzere baskın olacağı bilgisinin önceden haber verilmesine rağmen yeterli önlem alınmaması, erlerin nöbete el bombasız gönderilmesi, komutanın baskın anında köyde bir düğünde bulunması gibi pek çok gerçeği ortaya çıkarmıştı. GÖREVDE SU İÇMEK SUÇ Dağlıca Taburu ile ilgili son olarak bir kamera kaydı ele geçirildi. Toplam 45 dakikadan oluşan kamera kaydı, Dağlıca baskınından 69 gün sonra taburda yapılan yılbaşı eğlencesine ait. Eğlenceye katılan askerlere hediye edilmek üzere çekildiği tarih ve çeşitli yazılarla motajlanarak hazırlandığı anlışalan kamera görüntülerinde, askeri kanunlara göre yasak olmasına rağmen Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik başta olmak üzere komutan ve erler taburda içki içiyor. Görüntülerden, gecenin sonuna doğru askerlerin oldukça sarhoş oldukları açıkça anlaşılıyor. Kamera kaydında Onur Dirik, elinde rakı kadehiyle sık sık görüntüye giriyor. bir ara getirilen davulu boynuna asıp çökertme şarkısını çalıyor, piste çıkıp dans ediyor. Dağlıca Taburu'nda görevli bir yetkiliyle yaptığımız görüşmede eğlencenin 23:00 sularında başladığını ve gece yarısı 02:00'ye kadar sürdüğünü öğrendik. İşte Dağlıca Taburu'nda yaklaşık 3 saat süren yılbaşı gecesinden notlar. DİRİK'E TEŞEKKÜR Kamera kaydı, 'Dağlıca Taburu'nda Yılbaşı 31.12.2007' yazısıyla başlıyor. ardından 'Bu gecenin düzenlenmesinde emeği geçen ve bize abi gibi davranan saygıdeğer Tabur Komutanımız Topçu Kurmay Yarbay Onur Dirik'e teşekkürlerimi sunarım' yazısıyla kaydı çeken askerin adı yer alıyor. Taburun şönimeli küçük bir odasında yapılan eğlencede komutanlar, televizyonunun hemen yanındaki koltuklarda eğlenirken, tam karşılarında rütbesi küçük komutanlar ve erler için bir masa hazırlandığı görülüyor. Masaların üzerinde raki, votka ve şarap şişelerinin yanı sıra bira şişeleri de bulunuyor. Görüntülerde bir er 'Tabur komutanının rakısı bitti, rakı bulun' diyor. Rakı bulunmaması üzerine de kendisine bira veriliyor. ÇÖKERTMEYİ ÇALDI Elimizdeki görüntülerin 8. dakikasında eğlencenin yapıldığı odaya bir davul getiriliyor. Komutanlardan biri davulcu ere 'Çökertmeyi biliyor musun?' diye soruyor. bu arada söze giren Dirik, 'Ama ben size bir tane atarım. Ben size asimetrik bir hareket çekeyim valla' diyerek oturduğu koltuktan kalkıyor ve davulcudan davulu alıp boynuna astıktan sonra 'çökertme'yi çalmaya başlıyor. Diğer komutan ve erler de ellerinde içki kadehleri, pistin ordasında çökertem oynamaya başlıyor. 'Teslim olmayalım da Halilim. Aman kurşun saçalım' nakaratını askerlerin hep bir ağızdan yüksek sesle söylemeleri ise görüntülerde dikkat çeken diğer ayrıntı. Bunun ardından Dirik çökertmeyle yetinmeyip birkaç parça daha çalıyor. HERKES PİSTTE Davul faslının bitmesinden hemen sonra televizyondan yalbaşı eğlencesini takip eden Dirik ve askerler, çalınan parçalar eşliğinde pistte göbet atıyorlar. Elindeki mendille göbek atan Dirik, aynamayan askerleri de piste kaldırıyor. Eğlence devam ederken bir televizyon kanalında ekrana dansöz çıkmasıyla birlikte Dirik bir kez daha piste çıkıyor. TABUR BUGÜN TATİL Gecenin ilerlemesiyle sarhoş olan askerler 2008 beklentilerini dile getiriyor. Taburdan bir an önce kurtulmak isteyenlerin yanı sarı her günlerinin böyle olmasını isteyenlerin de olduğu görülüyor. Bir askerin öylediği şu cümle oldukça ilginç: 'Operasyon yapılsa, operasyon yapanların hepsi sarhoş oğlum' Bir diğeri, 'Dağlıca Taburu bugün tatildir. Bu tarih itibariyle tatildir' diyor. HEP BÖYLE DEĞİLİZ Elinde votka şisesi olan bir başka asker ise 'Bunu sivilde izleyen arkadaşlar yanlış anlamasın. Sadece yılbaşında yaptık bunu. Kesinlikle başka zamanda yapmıyoruz.' diyor.

KANUNEN SUÇ

Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görevli Devlet Memurlarının Disiplin Hukuku Kanunu'nun 477 sayılı Disiplin Suçlarının D bendine göre: 'Göreve sarhoş gelmek, görev yerinde alkollü içki içmek' suç diyor. Cezası ise kademe ilerlemesinin durdurulması, fiilin ağırlık derecesine göre memurun, bulunduğu kademede ilerlememesinin bir ila üç yıl durdurulması.

ALEM-I IBRETLIK HABER! TURK YAZARDAN kURD YAZARA....

İsmet Özel: Ben Üstünüm, çünkü Türk'üm MILLIYET "Müslüman olmayan Türk değildir" sözleriyle şimşekleri üzerine çeken ünlü şair İsmet Özel, dün geceki 32. Gün'de "Ben üstünüm, çünkü Türk'üm" çıkışı yaptı... Özel bununla da yetinmedi: "Benim milletim ayrımı şöyle koymuştur. Türk mü, gavur mu? Benim milletimin koyduğu ayrım budur. Türk müdür, gavur mudur? Mesele bundan ibarettir..." Tartışmanın bir noktasında, Özel'in karşısındakileri zavallılıkla suçlaması gerilimi tırmandırdı. İsmet Özel'in "Ben burada konuşmayı kabul edecek kadara buraya gelmişim. Ben adı sanı bilinmeyen salak bir herif miyim. Onun için bu mesele 'bunlar yeni şeyler değil' falan gibi karşımda zavallı insanların konuşmasına izin verecek zihniyette bir insan değilim" sözleri üzerine araya giren Araştırmacı - Yazar Faik Bulut ile aralarında şöyle bir diyalog gelişti: F.B: İnsanlara hakaret etme hakkına sahip değilsiniz İ.Ö.: İnsanlar kendilerine hakaret edildiğini düşünüyorlarsa ona müstehaktırlar. F.B: Zavallaysanız, siz de zavallısınız. Edep erkanı koruyalım. Kendinizi kimseden üstün görme hakkınız yok. İ.Ö: Ben üstünüm, çünkü Türküm. Allah beni diğer milletlerden üstün yarattı. Çünkü Türküm. F.B: O sizin görüşünüz. Ama kimseye hakaret etmeye ne fırsat veririm, ne imkan tanırım. "Türkler nasıl Müslüman oldu" kitabının yazarı Erdoğan Aydın ise Özel'in bu çıkışına 'Kendini Türk hisseden, Türkçeyi anadili olarak konuşan herkes Türk'tür.' şeklinde yanıt verdi. 'ALLAH BİZE TÜRKÇEYİ İSLAM DİLİ OLARAK VERDİ' İsmet Özel'in çarpıcı açıklamalarından biri Türkçe üzerine söylediği sözler oldu: "Allah Milletleri dilleri üzerinden yaratır. Allah bize Türkçe'yi bir islam dili olarak verdi. Biz Araplardan daha çok itikadi esaslara dayalı bir dil."

İzin verilirse toplu mezarları gösterebiliriz

">Ermeni tarihçi: İzin verilirse toplu mezarları gösterebiliriz11:06 FIRAT ÇAĞIN / UYGAR GÜLTEKİN - İSTANBUL-Londra'daki Gomidas Institute Müdürü Ermeni Tarihçi Ara Sarafıan, Türkiye'de 1917'de yaşanan olaylarda binlerce Ermeni'nin yaşamını yitirdiği belirterek, 'Yaptığımız araştırmalarda bazı toplu mezarların yerini öğrendik. Eğer gerekli izinler verilirse teker teker gösterebiliriz' dedi. Türkiye'de 1917 yılında yaşanan ve 'soykırım' olarak adlandırılan olaylara ilişkin tartışmalar sürüyor. Olayların 93. yıldönümü nedeniyle, İHD İstanbul Şubesi'nin düzenlediği, sempozyumun davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Gomidas Institute Müdürü Ara Sarafıan, Ermenilerin geniş bir 'Türkleştirme' politikası ile asimile edilmeye çalışıldığını söyledi. Buna karşı çıkan Ermenilerin katledildiğini belirten Sarafıan, 'Ermeni Patrikhanesi'nin kayıtlarına göre, Cumhuriyet'ten önce yaklaşık 2 bin 800 Ermeni kilisesi vardı. Bu kiliseler yerleşim birimleri içindeydi. Şu an da ne bu kiliseler var, ne de yerleşim yerleri. Kiliseler talan edildi' dedi. 'Birçoğu gömülmedi bile' 'Benim için bir toplumun yok edilmesi önemli' diyen Sarafıan, 'Şu kadar Ermeni öldürüldü demek çok kolay. Verilerden önce yok edilmek istenen, asimilasyona uğratılmak istenen bir toplum var. Bu daha yakıcı bir veri benim için' diye konuştu. Ermenilerin Gölcük, Harput gibi yerlerde öldürüldükten sonra gömülmeyerek, cenazelerinin çevrede bırakıldığını söyleyen Sarafıan, 'Bugün yaptığımız araştırmalarda bazı toplu mezarların yerini öğrendik. Eğer gerekli izinler verilirse teker teker gösterebiliriz' dedi. 'Kürtler, Süryaniler, Çerkezler konuşabilmeli' Türkiye'deki Ermenilerin 'soykırım' üzerine konuşmak istemediğine vurgu yapan Sarafıan şunları söyledi: 'Bugüne kadar sadece bir kişi buna cesaret edebildi. Hrant Dink. Hrant Dink büyük bir konuşmacıydı. Büyük bir araştırmacıydı. Söyleyeceği, yazacağı, tartışmaya açacağı her şeyi çok iyi araştırırdı. Ancak Dink'in başına gelenleri bütün dünya gördü. Türkiye Ermenilerinin yüzyıllık korkuyu yenebilmeleri için, sadece Ermenilerin değil aynı zamanda Kürtlerin, Türklerin, Süryanilerin, Çerkezlerin ve onları ilgilendiren düşüncelerin önündeki engellerin kaldırması gerekir. İnsanlar özgürce tartışmalı. Bir araya gelerek konuşmalı. İnsanlar bir birini ancak konuşarak tanıyabilir. 'Ermeni soykırımının' tartışılabilmesi, Kürtlerin kendi sorunlarını tartışması gerekiyor. İşçilerin, köylülerin, kısacası toplumun her kesiminin diyalog kurması gerekir.' 'Düşünce özgürlüğünün sağlanması önemli' İHD'nin düzenlediği sempozyumun önemine işaret eden Sarafian, Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Kemal Kerinçsiz'in başında olduğu ulusalcı kesimlerin bir önceki sempozyumu engelleme girişimlerine de değinerek şunları dile getirdi: 'O dönem Hrant Dink hayattaydı. O da sempozyumun davetlileri arasındaydı. Günler öncesinden medya ve çeşitli ulusalcı odaklar tarafından hedef haline getirilen sempozyum maalesef ertelenmek durumunda kalmıştı. Kuşkusuz o süreçten sonra çok şey değişti. Ancak, o sürecin yarattığı hava ile Hrant Dink katledildi. Bugün gelinen süreçte bazı şeylerin tartışılması bu coğrafyanın insanları için çok önemli. Bu sempozyum için İHD'nin daveti beni çok heyecanlandırdı. Sempozyumda dört farklı katılımcı soruna farklı açılardan bakacak. Ben tarihi süreci ele alacağım. Umarım bu konuyu derinlemesine ele alacağımız sorular yöneltilir bana. Yalnızca 'soykırımın' tartışılması değil hedefimiz. Düşünce özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün orada sağlanması benim için daha önemli. Herkesi düşünce özgürlüğüne katkı sağlamak için sempozyuma bekliyorum.'

Orhan Pamuk: Kürtlerin her türlü hakkına saygı gösterilmeli

Nobel edebiyat ödüllü yazar Orhan Pamuk, Türkiye'deki bütün sorunların kaynağında Kürt meselesinin yattığını söyleyerek, 'Kürt sorununun çözümü tam demokraside, kültürel haklar için saygıda, Kürtlerin her türlü hakkına saygıda ve bunları yaşamasında yatıyor' dedi. Bir yayınevinin kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla Romanya'da bulunan yazar Orhan Pamuk Bükreş'te bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda kitapları ve yazarlık serüveni hakkında konuşma yapan Pamuk gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Kendisini politikayı takip eden ama Türkiye'deki yasalardan dolayı çok karışmayan bir edebiyat yazarı olarak anlatan Pamuk, politika ile ilgili fikirlerinin olduğunu ama hayatındaki tek şeyin politika olmadığını vurguladı Bütün sorunların kaynağı Kürt meselesi Basın toplantısında bir gazetecinin Kürt sorunu konusundaki sorusunu yanıtlayan Pamuk, Türkiye'de ciddi bir Kürt sorunu olduğunu belirterek, 'Türkiye'de gerçekten de ciddi bir Kürt sorunu var. Benim gibi bir yazar için bu sorunun ulaştığı seviye ifade özgürlüğü sorunudur. Biz bütün Türkiye vatandaşları, barış ve huzur içinde bir arada yaşayabilmek için sadece Kürtler hakkında değil her konuda tam bir ifade özgürlüğüne sahip olmalıyız. Ama bu bizde yok. Küçük bir grup ifade özgürlüğü, azınlıklara saygı ile ordu ya da başka kurumların tam demokrasiden yararlanılmasını engellemediği bir ülke için mücadele veriyor. Kürt sorunu da ifade özgürlüğü probleminin bir parçasıdır' dedi. Gazetecilikle ilgili bir soruya cevap veren Pamuk, gazeteciliği sadece Saddam'ın Kürtleri bombaladığı sırada yaptıpını hatırlatarak, 'Bir gazete, bombalamadan kaçıp gelenler hakkında haber yazmamı istedi. Dağlara çıkıp haber yazdım. Bu ilk ve son gazetecilik deneyimimdi. Ancak bu sorun için iyi bir giriş oldu. Kürt sorununun çözümü tam demokraside, kültürel haklar için saygıda, Kürtlerin her türlü hakkına saygıda ve bunları yaşamasında yatıyor. Bu sadece Kürt sorunu değil. Türkiye'nin her türlü sorunun kaynağında bu var' şeklinde konuştu. Kitaplarımdan Türkiye'yi öğreniyorlar Yazarlık serüveni ve romanları hakkında konuşan Pamuk şunları söyledi: 'Yedi yaşındayken yaptığım güzel resimlerden dolayı ailem benim büyük bir ressam olacağımı söylerdi, bunun için beni çok desteklediler ve ben de buna inandım. 22 yaşında ressam olma gayemi birden durdurdum ve yazı yazmaya başladım… Kitaplarımda birçok sembol kulandım ama bunlar herhangi birşeyi sembol etmek için değil. İslamiyete renklerin bir sembolu olduğunu da biliyorum ama benim kulandığım semboller bir amaç içermiyor. Benim için önemli olan güzel kitaplar yazmak ve iyi insan olmaktır, fakat ne yazık ki ikisini de yapıp yapmadığımı bilemiyorum. Başka dillere çevrilmiş kitaplarımla insanlar Türkiye'nin kültürü ve inancı hakkında bilgi sahibi oluyor. Hatta Avrupalı bir arkadaşım bana 'Orhan sen Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesini istiyorsun ama ben senin 'Kar' isimli kitabını okuduktan sonra bunun iyi bir fikir olmadığı kanaatine vardım.' Türk yazarlarının ülkelerine hizmet amacıyla siyasi roman yazdılar, fakat bunun daha kötü olduğununun tecrübesini yaşadım. Benden önceki Türk yazarlar, siyasetle ilgili sorunlara cevap vererek edebiyatlarını yok ettiler. Kar Romence'ye çevriliyor Orhan Pamuk, Romanya'nın önde gelen gazeteci ve yazarlarında katılacağı halka açık bir toplantıda yapacak. Pamuk ayrıca Diverte yayınevinde düzenlencek kitap tanıtım programına katılacak ve burada kitaplarına imza atacak. Orhan Pamuk'un Kara isimli kitabı Romençeye çevriliyor. Kitap Haziran ayında piyasaya çıkacak. ANF

24 NİSAN 1915 SOYKIRIMI İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI

Verein der Völkermordgegner e.V. Frankfurt / Main Soykırım Karşıtları Derneği (SKD); Kontakt : Ali Ertem, Tel.: 0049/69/5970813; E-Mail: skd@gmx.net Frankfurt, 24 Nisan 2008 Demokrat Kamuoyuna! Basın ve Yayın Kuruluşlarına! Yârin 24 Nisan. 24 Nisan, Türkiye denen coğrafya üzerine çökmüş olan zifiri karanlığın yıldönümü. Osmanlı İmparatorluğu’nun, 1894 yılında Ermeni halkına karşı başlatmış olduğu imha harekâtını, 1915’te tüm Hıristiyan vatandaşlarına karşı bir soykırım faciasına dönüştürdüğü günün yıl dönümü. 1915’ten 1923’e kadar, 8 yıl gibi kısa bir sürede, 1,5 milyon Ermeni’nin, 500 000 Süryani’nin, 1 milyona yakın Helen’in 70 000 Yezidi inancına mensup Kürt’ün, devlet eliyle sistematik olarak katledildiği, sürgün edildiği talan edildiği tarihin yıl dönümü. 24 Nisan, vicdansız devlet yetkililerinin Türk halkının alnına, 100 yıldır silinemeyen kara lekeyi sürdükleri günün yıl dönümü. Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti o günden bu güne dünya kamuoyunun gözleri önünde cereyan eden bu tarihi olayı reddetmektedir. Soykırım gerçeğini kendi kamuoyundan gizlemek için, soykırım mağdurlarına karşı yalana, iftiraya başvurmakta ve Türklerin “mağdur olduğunu”, hatta “soykırımdan geçirildiğini” iddia etmektedir. Diğer yanda 100 yıldır süregelen bir etnik “temizlik” ve suni bir Türk toplumu yaratma harekâtı süre gelmektedir. Yüz yıla yakın bir süredir soykırım unsurlarını içinde taşıyan saldırı ve yok etme harekâtlarına maruz kalan Kürt halkı, kritik bir süreç yaşamaktadır. Bütün zorluklara ve engellere rağmen bu gidişe dur demek ve kamu vicdanına seslenmek için 1998 yılında kurulan SKD (Soykırım Karşıtları Derneği), 24 Nisan’da Soykırım Kurbanlarının anısına saygıda bulunmak ve mağdur halkların acılarını paylaşmak için Erivan’da bulunan Soykırım anıtına bir çelenk bırakacaktır. 10 yıldır bu geleneği sürdüren Soykırım Karşıtları Derneği’ni, bu yıl Ermenistan’da araştırmacı yazar Recep Maraşlı temsil etmektedir. SKD adına, Türkiye Cumhuriyetinden soykırımın kabul edilmesini ve ondan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep edecek olan yazar Recep Maraşlı, ayrıca Ermeni halkına ve dünya kamuoyuna bir sürpriz yapacaktır. Recep Maraşlı yıllardır üzerinde çalışma yaparak tamamlamış olduğu “Ermeni Ulusal Meselesi ve 1915 Soykırımı” adlı yapıtını Soykırım Müzesi Başkanı Sayın Hayk Demoyan’ın şahsında Ermeni halkına takdim edecektir. Kamuoyunun kısa bir süre sonra tanıyacağı, hacmi 600 sayfayı aşan bu bilimsel yapıt, resmi Türk tezleri ile kapsamlı bir hesaplaşma görevini yerine getirecektir. 22 Nisan’dan itibaren soykırım müzesi ve Ermenistan’da bulunan değişik sivil toplum kuruluşları ile temaslarda bulunacak olan yazar Recep Maraşlı, gezisini 28 Nisan’da tamamlayacaktır. Soykırım Karşıtları Derneği adına:  Ali Ertem , İ. Bülent Gül

AB: Kürt sorunu siyasi bir sorundur

ANF-STRASBOURG (23.04.2008)- Avrupa Birliği dönem başkanı ve AP Başkanı, Türkiye’ye Kürt sorununun çözümü için çağrıda bulundu. Dönem başkanlığı yapan Slovenya Cumhurbaşkanı Danilo Türk Kürt sorununun siyasi olduğunu belirterek Kürtlerin kimliksel haklarının tanınmasını istedi. Avrupa Birliği dönem başkanı ve Slovenya Cumhurbaşkanı Danilo Türk, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) düzenlediği basın toplantısında ANF’nin Kürt sorunun çözümüne dair pozisyonlarını sorması üzerine, “Kürt sorunu siyasi bir sorundur. Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde, birlik içinde farklı kimlikleri kabul etme esprisi ile diyalog yöntemi kullanılarak siyasi bir çözüme kavuşmasını bekliyoruz” dedi. AB dönem başkanı Danilo Türk, AB projesinin birlik içinde farklılıkları koruma ve geliştirme projesi olduğunu ve buna uyulmadığı takdirde Avrupa’nın geçmiş tarihinin nerelere savrulduğunun acı göstergeleri ile dolu olduğuna vurgu yaptı. “AB içinde var olan azınlık haklarını koruma mekanizmalarının çok eski olmadığını ve bunların yenilenmesi gerektiğini belirten Türk, daha önce var olan ideolojik ön yargıların da artık terk edilmesi gerektiğini kaydetti. Danilo Türk, “Biz AB olarak bu mekanizmaları geliştirme ve uygulama görevi ile de karşı karşıyayız” diyerek AB’nin bu konuda geleceğe dair görüşünü dile getirdi. Türk, “sonuç itibarıyla Kürt sorunun çözümü diyalog yöntemiyle başarılması gereken bir sorudur” diye konuştu. AP: DOĞU TİROL İYİ BİR ÖRNEKTİR Aynı basın toplantısında hazır bulunan AP Başkanı Hans Gert Poettering ise, ‘Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde olmak üzere Kürt halkının kimliksel haklarının tanınması gerektiğine inanıyoruz” açıklamasında bulundu. “Kürtlerin de şiddete son vermesi lazım” diyen AP Başkanı Hans Gert Poettering AB’nin ‘birlik içinde farklılıklar’ temel ilkesine katıldığını ve bunun Türkiye’deki Kürt halkı için de geçerli olduğuna vurgu yaptı. Poettering AB içinde azınlık-çoğunluk ilişkileri ve çözümlerine dair bir çok örneğin var olduğuna işaret ederek, İtalya ile bağı olan Doğu Tirol sorununun aşılmasının bu konuda çok iyi bir örnek teşkil ettiğini sözlerine ekledi.